Ceza Muhakemesi Kanunu 307. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 307 – (1) Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
(2) Sanık, müdafii, katılan ve vekilinin dosyada varolan adreslerine de davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları saptanmamış olsa da duruşmaya devam edilerek dava yokluklarında bitirilebilir. Ancak, sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise, her hâlde dinlenmesi gerekir.
(3) (Ek:20/2/2019-7165/9 md.)[139] Yargıtaydan verilen bozma kararına uyulması hâlinde ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara karşı, istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulabilir.
(4) Yargıtaydan verilen bozma kararına bölge adliye veya ilk derece mahkemesinin direnme hakkı vardır. (Değişik ikinci cümle: 24/11/2016-6763/36 md.) Direnme kararları, kararına direnilen daireye gönderilir. (Ek iki cümle: 24/11/2016-6763/36 md.) Daire, mümkün olan en kısa sürede direnme kararını inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir. Direnme üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara karşı direnilemez.
(5) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.
ÜÇÜNCÜ KISIM
Olağanüstü Kanun Yolları
BİRİNCİ BÖLÜM
Cumhuriyet Başsavcısının İtiraz Yetkisi[140]
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
587 karar eşleşti
9. Ceza Dairesi, 2023/3030 E., 2023/4403 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
Ceza Dairesinin, 21.11.2022 tarihli ve 2022/2119 Esas, 2022/2453 Karar sayılı kararı ile Dairemizce verilen, 04.07.2022 tarihli ve 2021/28738 Esas, 2022/7325 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle;
9. Ceza Dairesi 2023/3030 E. , 2023/4403 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
KARAR : Direnme
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 21.11.2022 tarihli ve 2022/2119 Esas, 2022/2453 Karar sayılı kararı ile Dairemizce verilen, 04.07.2022 tarihli ve 2021/28738 Esas, 2022/7325 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Dairemize gönderildiği belirlenmekle;
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin direnme kararını temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.02.2018 tarihli ve 2017/430 Esas, 2018/61 Karar sayılı kararı ile sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 10 yıl 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 05.06.2018 tarihli ve 2018/1696 Esas, 2018/1017 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 20. Ceza Dairesi kararının sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay kapatılan 14. Ceza Dairesinin 12.02.2019 tarihli ve 2018/7907 Esas, 2019/2583 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesinin gerekçesinde yer alan sübuta ilişkin deliller ile dosya içeriğinin çelişmesi nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 27.03.2019 tarihli ve 2019/869 Esas, 2019/922 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca önceki hükümde direnilmesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
5. İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 20. Ceza Dairesi kararının sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce verilen 04.07.2022 tarihli ve 2021/28738 Esas, 2022/7325 Karar sayılı kararı ile duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden direnme kararı verilmesi nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
6. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin, 21.11.2022 tarihli ve 2022/2119 Esas, 2022/2453 Karar sayılı kararı ile duruşmalı yapılan inceleme neticesinde 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca önceki hükümde direnilmesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Olayın gerçekleştiği yerin atılı suçu işlemeye elverişli olmadığına, mağdurenin beyanlarının çelişkili olduğuna, mağdurenin ailesinin şikayetten vazgeçtiğine, bu sebeplerle direnme kararının yerinde olmadığına ilişkindir.
B. Katılan Bakanlık Vekilinin Temyiz İstemi
Sanık hakkında üst sınırdan ceza verip takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine, zincirleme suç hükümlerinin uygulanmamasının hatalı olduğuna, ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Mahkemece "...Bilindiği gibi Yargıtay dairesinin incelemesi C.M.K'nun 301.maddesinde düzenlenmiş olup madde metni aynen şöyledir:
'Madde 301-Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'
Görüleceği üzere Yargıtay'ın vaka inceleme yetkisi bulunmamaktadır. Bunun sonucu olarak delil değerlendirmesi yaparak suçun kanunun 1 veya 2 ci fıkralarına girip girmediğini belirleyemez.
Yargıtay'ın yapmış olduğu incelemesi sonucunda davanın ESASI İLE İLGİLİ verebileceği karar çeşitleri C.M.K'nun 303.maddesinde sayılmış olup bu sayım tahdididir. Bu maddeye göre Yargıtay ancak maddede belirtilen hallerde davanın esasına etki edebilecek karar verebilecektir.
Yine bilindiği üzere Yargıtay yapacağı incelemede hukuka kesin aykırılık halleri hususunda da inceleme yapabilecektir. Hukuka Kesin Aykırılık halleri C.M.K'nun 289.maddesinde düzenlemiş olup, bu haller madde metninde tahdidi olarak sayılmıştır.Yargıtay 14.Ceza Dairesinin bozma kararında göstermiş olduğu C.M.K'nun 302/2-4 maddesi '(ikinci fıkra)Yargıtay, temyiz edilen hükmü, temyiz başvurusunda gösterilen, hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma sebepleri ilâmda ayrı ayrı gösterilir. (dördüncü fıkra) Hükmün bozulmasına neden olan hukuka aykırılık, bu hükme esas olarak saptanan işlemlerden kaynaklanmış ise, bunlar da aynı zamanda bozulur.'
Yargıtay'ın istinaf mahkemeleri kurulmadan önce onlara ait yetkileri kullanarak delil değerlendirmek suretiyle kararları bozduğu dönem istinaf mahkemlerinin kurulduğu 20.07.2016 tarihinden itibaren kalkmıştır.Artık Yargıtay daireleri delil değerlendirmek suretiyle hükümleri bozamayacaklardır.İstinaf mahkemlerinin kurulmasından önce Temyiz yönünden 1412 sayılı CMUK hükümleri uygulanırken İstinaf mahkemlerinin kurulmasından sonra ise 5271 sayılı C.M.K'nun hükümleri uygulanacağından Yargıtay'ın delil değerlendirme yetkisi kalkmıştır.Zira 1412 sayılı kanun döneminde temyiz nedenleri 'Kanuna Aykırılık' iken 5271 sayılı kanunda bu 'Hukuka Aykırılık' olarak sınırlandırılmıştır.Hukuka aykırılığın ne olduğu ise C.M.K m. 288/2’de tanımlanmıştır: Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.Yani özetle Sayın Yargıtay dairelerinin incelemesi 'Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması' ile sınırlıdır.Aksinin yapılması İstinaf yargılmasını anlamsız kılmak sonucunu beraberinde getirecektir.
Nitekim bu hususu bizzat bir çok Yargıtay üyesi tarafından katıldıkları toplantılarda, seminerlerde ve yazdıkları yazılarda açık ve net olarak ortaya konmuştur.
Örnek vermek gerekirse Yargıtay 2.Ceza dairesi üyesi(halen Ceza Genel Kurul üyesidir) Sayın Fidan BALCI 23 Mayıs-06 Haziran 2016 tarihinde yapılan 'İstinaf Temel Eğitimi' seminerlerinde sunmuş olduğu tebliğinde bu durumu açık ve net olarak ortaya koymuştur.Sayın Balcı tebliğinin 4.sayfasında Yargıtay, olayı belirleyen anlamda bir ilk derece mahkemesi değil, salt hukukun ne olduğunu belirleyen bir hukuki derece yani denetim mahkemesidir.
Yargıtay, ilk derece mahkemelerindeki gibi duruşma yapmadığı, kanıtlarla yüz yüze gelmediği için ilk derece mahkemesinin yerine geçerek kanıt değerlendirmesi yapamaz.Bölge adliye mahkemeleri kurulup göreve başlayıncaya kadar, 1412 sayılı CMUK’nun temyize ilişkin hükümleri uygulanırken, BAM’lerinin kurulmasından sonra 5271 sayılıCMK’nın temyize ilişkin hükümleri uygulanmaya başlayacaktır.
Temyiz nedenleri CMK m. 288/1 de açıklanmıştır.'Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedeninedayanır.' 1412 sayılı CMUK’ da temyiz nedenleri kanuna aykırılık olarak düzenlendiği halde 5271 sayılı CMK’da temyiz nedenleri hükümdeki hukuka aykırılıklar olarak düzenlenmiştir,maddi hukuka (ceza hukukuna) ilişkin temyiz nedenleri muhakeme (usul) hukukuna ilişkin temyiz sebepleri olmak üzere ikiye ayırabiliriz.Hukuka aykırılık nedir? Hukuka aykırılık CMK m. 288/2’de tanımlanmıştır: Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.Hukuk kuralı deyimi; temel hukuk ilkelerini, yargılama hukukuna ilişkin kurallarla maddi hukuka ilişkin kuralların tümünü kapsar.Hukuka aykırılık; maddi hukuka (ceza hukukuna) aykırılık ve muhakeme (usul) hukukuna aykırılık olarak ikiye ayrılabilir.Maddi hukuka ilişkin aykırılık hallerinde, bir fiilin hangi suç veya kanun maddesi kapsamına girdiği veya girmediği, hangi ağırlaştırıcı veya hafifletici sebepleri gerektirdiği, maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılık halleridir ve bunların bulunmaları kararın bozulmasını gerektirir.Temyizde Yargıtay sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkilidir. Maddi olguları incelemez. Ancak mahkemenin elindeki maddi olguları hukuka uygun olarak değerlendirip değerlendirmediğini ve hükme esas alırken hukuk kurallarına bağlı kalıp kalmadığını incelemek zorundadır.Muhakeme (usul) hukukuna aykırılık nedenleri, temyiz sırasında karara etkisi bakımından;Mutlak ve Nispi hukuka aykırılıklar olarak ikiye ayrılabilir.Mutlak Hukuka aykırılık nedenleri: Muhakeme (usul)hukukuna ilişkin temyiz sebepleri de mutlak olan ve olmayan temyiz sebepleri olarak ikiye ayrılır.Mutlak temyiz sebepleri CMK m. 289/1’de düzenlenmiştir. Mutlak temyiz sebepleri, hukuka kesin aykırılık hâlleridir. Mutlak temyiz sebeplerinin bulunması halinde kanuna mutlaka muhalefet edilmiş sayılır.Temyiz incelemesinde denetlenemeyecek konular nelerdir?Temyiz incelemesi ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Temyiz incelemesini yapacak olanYargıtay sadece hukuka aykırılıkları incelemekle yetkilidir.Yargıtay temyiz incelemesini yaparken temyiz edilen dosyadaki maddi olguları inceleyemez, maddi vakaların denetimini yapmaz ve kararı veren mahkemenin takdirinin yerinde olup olmadığını inceleyemez. Ancak Yargıtay, kararı veren mahkemenin takdirinin gerekçesi olup olmadığına bakacaktır. (http://www.izmirbarosu.org.tr/Upload/files/haberler/Temyiz.pdf)
Dosya incelendiğinde görülecektir ki Yargıtay kararında belirtildiği gibi mağdurenin çelişkili ve değişin ifadesi yoktur. Aksine mağdure babasının şikayetten vazgeçtiği duruşmada bile kendisine yapılanları ayrıntılı olarak anlatmıştır.
Bu itibarla İş bu gerekçeler ile;
Kanıtları değerlendirme ve maddi gerçeği belirleme yetkisinin, sözlü duruşma yapan ve kanıtlarla doğrudan temas eden yerel ve istinaf mahkemelerinin olanak ve yetkilerinde olması, Yargıtay'ın inceleme yetkisinin hukuki denetimle sınırlı bulunması, Yargıtay 14.Ceza Dairesinin bozma kararında bu yetkinin aşılarak CMK'nun 288 ve 294. maddelerine aykırı biçimde maddi vakanın ve mahkemelerin takdir yetkisinin denetlenmesi ve bunun sonucunda yerel mahkeme ve dairemizin saptadığı maddi meseleyi değiştirilmesi,bunun yanında içeriğine göre bozma nedeni olarak kanıtların takdirinin hatalı olması gösterildiği halde hukuksal sebep kısmına gelindiğinde gerekçe noksanlığında söz edilerek ve dayanak olarak CMK'nın 230/1-b maddesi yazılarak çelişkiye düşülmesi, C.M.K'nun 302/2-4 maddesi yazılarak bozma kararı verilmesi sebebiyle anılan bozma kararının hukuka aykırı olduğu kanaati ile Yargıtay 9.Ceza Dairesinin Bozma kararına uyulmayıp direnme kararı verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
Bu durumda Dairemizin kurmuş olduğu eski karar yerindedir. Eski hükümde oybirliği ile direnilmesi gereklidir.
Bu itibarla;
Çocuğun Cinsel istismarı suçu yönünden Yargıtay 9.Ceza Dairesinin bozma kararına oybirliği ile direnilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur." şeklindeki gerekçeyle direnme kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Dairemizce verilen bozma kararı usul ve kanuna uygun olup, İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik Bölge Adliye Mahkemesince direnilerek kurulan esastan redde dair kararda belirtilen gerekçeler yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle direnme kararı yerinde görülmediğinden bozma kararının, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,
19.06.2023 tarihinde karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Ceza Dairesi, 2022/16594 E., 2023/4084 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
n cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 103 üncü maddesinin altıncı fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 307 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına;
9. Ceza Dairesi 2022/16594 E. , 2023/4084 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Çocuğun cinsel istismarı
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
Sanıklar ile suça sürüklenen çocuk hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık ... müdafiinin kanuni süresinden sonra yaptığı duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gözetilerek 1412 sayılı Kanun'un 318 inci maddesi uyarınca reddedilmiştir.
Mahkemece kurulan hükmün sanık ... müdafileri tarafından duruşmalı temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Daireye gönderilmekle, belirlenen tarihte sanık ... müdafilerinin yerinde görülen talebine istinaden duruşmalı yapılan incelemede dosya tetkik edildi, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesince bozma üzerine verilen 08.10.2019 tarihli ve 2018/87 Esas, 2019/210 Karar sayılı kararı ile;
a) Sanık ... hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 103 üncü maddesinin altıncı fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 307 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına;
b) Sanık ... hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 103 üncü maddesinin altıncı fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 307 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına;
c) Suça sürüklenen çocuk ... hakkında beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 103 üncü maddesinin altıncı fıkrası, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 9 yıl 8 ay 20 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 08.10.2019 tarihli ve 2018/87 Esas, 2019/210 Karar sayılı kararının sanıklar ve suça sürüklenen çocuk müdafiler tarafından temyizi üzerine Yargıtay kapatılan 14. Ceza Dairesinin 08.04.2021 tarihli ve 2020/7559 Esas, 2021/2863 Karar sayılı kararı ile ''Dairemizin 05.02.2018 gün ve 2017/6261 Esas, 2018/674 Karar sayılı ilamıyla hükümlerden sonra 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 58, 59, 60 ve 61. maddeleri ile 5237 sayılı Kanunun 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı suçların ve 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 13. maddesiyle TCK'nın 103. maddesinin yeniden düzenlenmesi karşısında, 5237 sayılı TCK'nın 7/2. madde-fıkrası gözetilerek lehe olan hükmün belirlenmesi gerektiğinden bahisle kararın bozulmasının ardından mahkemece gerçekleştirilen yargılamada 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesine uygun olarak önceki ve sonraki kanunların ilgili maddeleri denetime elverişli şekilde olaya ayrı ayrı tatbik edilerek ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe kanunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik gerekçe ile yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması, 5237 sayılı TCK'nın 53/4. maddesine göre, fiili işlediği tarihte on sekiz yaşını doldurmayan suça sürüklenen çocuk hakkında aynı maddenin birinci fıkrasının uygulanamayacağının gözetilmemesi'' nedenleriyle hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
3. Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/243 Esas, 2021/439 Karar sayılı kararı ile;
a) Sanık ... hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 5271 sayılı Kanun'un 307 inci maddesi ve 53 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına;
b) Sanık ... hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına;
c) Suça sürüklenen çocuk ... hakkında çocuğun cinsel istismarı suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 31 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
4. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 27.12.2022 tarih ve 9-2022/148337 sayılı onama ve bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Sanık ... Müdafilerinin Temyiz İstekleri
Mahkeme kararının gerekçesiz olduğuna, mağdurenin beyanlarının çelişkili olduğuna, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin altıncı fıkrası ile aynı Kanun'un 43 üncü maddesinin tatbik edilmesinin hukuka aykırı olduğuna, kabul anlamına gelmemekle birlikte eylemin sarkıntılık aşamasında kaldığına ilişkindir.
B. Sanık ... Müdafiinin Temyiz İsteği
Atılı suç yönünden zamanaşımının dolduğuna, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeter delil bulunmadığına ve beraati gerektiğine ilişkindir.
C. Suça Sürüklenen Çocuk ... Müdafiinin Temyiz İsteği
Atılı suç yönünden zamanaşımının dolduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Mahkemece "Yapılan yargılama sonucunda; 03.01.2008 tarihinde ... Mahallesi ... Caddesi \*\*\* Apt Kat:1 No:2 sayılı yerde meydana gelen çocuğun cinsel istismarı olayının yapılan yargılama sonucunda;2007 yılının yaz aylarında mağdurenin komşusu olan ... \*\*\*’nın sanık ... ... \*\*\*’nin evlenmek için birini aradığını söylediğini ve ... ... \*\*\*’nin cep telefonu numarasını kendisine verdiğini, ayrıca ...’nin 0 ... .. 55 numaralı kartını kendisine verdiğini, o günden sonra sanık ... ile katılan ...' nın görüşmeye başladıklarını ve daha sonra sanık ... ile katılan ...' nın bir kaç kez köyde katılanın ailesinin haberi olmadan görüştükleri, olay tarihinde sanık ...’ün katılan ...' yı cep telefonuyla arayarak kendisiyle kaçmayı teklif ettiğini, ... ailesine haber vermeden tanımadığı bir kişinin at arabasına binip köyden ayrıldığını, toki evlerinin önüne kadar geldiğini, Toki evlerinin orada sanık ... ile cep telefonundan konuştukları, sanık ...’ün iki arkadaşının gri renkli bir araçla kendisini Toki evlerinin önünden alacağını söylediği, sanık ...’ün söylediği gibi Toki evlerinin önünde gri bir araç içinde 2 kişinin beklediğini şoför koltuğunda uzun boylu bir şahsın ve yanında da orta boylu bir şahsın bulunduğunu, orta boylu olan şahsın kendisini ... olarak tanıttığı, uzun boylu şahsın ise kendisini ... olarak tanıttığını, bu iki şahıs ile birlikte arabaya bindiğini, Ağrı’da bir süre dolaştıklarını, hava karardıktan sonra ... isimli Kafeye gittiklerini, daha sonra yapılan teşhisde ... takma isimli sanık ... \*\*\* ... olarak kendisini tanıtan kişinin ise ... \*\*\* olduğu, sanık ... \*\*\* Kafede sanık ... ile konuştuğunu ve akabinde Kafeden çıktıklarını, aracın yanına geldiklerinde sanık ...’ün “tamam mal budur getirin” dediğini mağdurenin ise “ beni nereye götürüyorsunuz” diye sorduğunda kes sesini gittimizde görürsün diyerek cevap verdiklerini, olayın meydana geldiği ve daha önceden büro olarak kullanılan yere geldiklerini, içeriye girdiklerini, kendisini ... olarak tanıtan bir şahsın olduğunu, kendisini boş bir odaya koyduklarını, bir süre sonra ...’in yanına geldiğini, kendisine tokat attığını, tekme ile vurduğunu ve öpmeye çalıştığını,daha sonra odadan dışarı çıktığını ve evden de ayrıldığını, sanık ... ve sanık ...'ın kendisine zorla bira içirmeye çalıştıklarını, daha sonra sanık ... odadan çıktığını,sanık ...' ın tamamen soyunup üzerine yürüdüğünü, zorla üzerindeki elbiseleri tamamen çıkardığını, cinsel organını yüzüne sürdüğünü ve kendisini öptüğünü, kendisine tokat ve tekme attığını, saçlarını tutarak “orospu” diyerek hakaret ettiğini, sanık ... Bakrın' ın odadan çıkmasından sonra sanık ...' nin geldiğini,kendisine Birkaç defa tokat attığını, kendisine “ orospu” diyerek ve kendisini zorla öptüğünü, bu sırada kapının 3 kez çalındığını,sanık ...’ün eve geldiğini kendisinin sanık ...’e hitaben “ Allah belanı versin beni ev diye getirdiğin yer burası mı arkadaşların bana saldırdı” dediğini, sanık ... “iyi yapmışlar ayrıca babanın bitli evinden daha iyidir” dediğini, diğerlerinin odadan dışarı çıkmasından sonra sanık ...’ün giysilerini tamamen çıkararak zorla kendi elbiselerini de çıkardığını, kendisinin sadece kilotlo kaldığını, Şüpheli ...’ün kendisine tecavüz etmeye çalıştığını, bacaklarını açmaya çalışırken sanık ...’e tekme attığını, ...'ün kafasını kalorifer peteğine çarptığını, daha sonra kendisini dövdüğünü,cinsel organını ağzına ve yüzüne sürdüğünü, bu arada odanın kapısının çalındığını, sanık ...’ün giyindiği sırada ... Hitaben Allah belanı versin dediğini, sanık ...’ün ise kendisine hitaben “İtin duası kabul olsaydı gökten kemik yağardı, salakmısın iki güzel lafıma kanıp geldin” diyerek hakaret ettiğini, daha sonra sanık ...’ün evden çıktığını, evde sanık ... ve sanık ... nın kaldığını, sanık ... tekrar yanına geldiğini, kendisinin diğer odaya kaçtığını, ... saçlarından kendisini yakaladığını, boynundan ve dudaklarından öptüğünü ayrıca kendisini yere yatırıp öptüğünü, daha sonra lavaboya gittiğini, peşinden sanık ...' ın geldiğini, üzerindeki ceketi çıkardığını, zorla kendisini öptüğünü, bu sırada bağırdığını, sanık ...' ın kendisini tokatladığını,sanık ...' nın bira ve beyaz bir toz getirdiğini ve her ikisinden de kendisine içirmeye çalıştıklarını, gece yarısı sanık ...’ün elinde bir şişe viski ile geldiğini, sanıkların birlikte viski içtiklerini ve sanık ...’ün evden ayrıldığı, diğer şüphelilerin sızdığını kendisinin sabaha kadar hiç uyumadığını, sanık ... katılanın kaçmasını önlemek için giriş kapısına sırtını yaslayarak uyuduğunu, sabah saatlerinde sanık ...,sanık ...' a hitaben “Fiat bayiine bak açıldı ise saat sekizdir” dediği, birkaç saat sonra ...’ün elinde simitle eve geldiğini, sanık ...’ün yanına geldiğini, zorla dudaklarından öptüğünü daha sonra tekrar dışarı çıktığını, kendisinin mutfakta olduğu sırada sanık ... gömleğini çıkardığını sallayarak üzerine yürüdüğünü, kendisininde mutfakta bulunan seda magazin isimli dergileri sanık ... üzerine attığını, ancak üzerindeki elbiseleri zorla çıkartarak dudağından ve boynundan öptüğünü, öğleden sonra ...’in eve geldiğini, kendisini boş odaya soktuğunu,kendisini hem dövüp hem öptüğünü ve odadan çıktığını, diğerlerine geleceğim deyip evden ayrıldığını, akşam olunca sanık ...’ün eve geldiğini, öncek akşam olduğu gibi soyunduğunu, kendi elbiselerini zorla çıkardığını ancak bu sefer pantolonunu çıkarmasına izin vermediğini,sanık ...’ün cinsel organını ağzına ve yüzüne sürdüğünü , daha fazla bişey yapamayınca da giyinip evden çıktığını, daha sonra sanık ... elbiselerini çıkarıp seni seviyorum diyerek üzerine yürüdüğünü, üzerinde sadece ceketin bulunduğunu sanığın onu da çıkardığını, cinsel organını ağzına ve yüzüne sürdüğünü ve kendisine tecavüz etmeye çalıştığını, çantasından iç çamaşırlarını çıkarıp salladığını, daha sonra sanık ... ve sanık ...' nın uyuduğunu kendisinin yine uyumadığını, sabah olunca yine ...’in geldiğini, kendisini öpmeye çalıştığını, diğer sanıklara dönerek “ yakalanacağız götürüp atın şu manyağı” dediğini, sanıklar ... ve ... kendisini evden çıkardıklarını kapıda ...’ün bulunduğu, kendisine hitaben” demek ayrılıyoruz buradan çıkıyorsun gözüm üstünde jandarma ve polis yok” diyerek kendisini tehdit ettiğini, sanık ... ve ... kendisini ... Caddesinde indirdiklerini daha sonra terminale gittiğini ve kendisini polislerin bulduğu anlaşılmıştır.
Her ne kadar sanıklar üzerlerine atılı suçlamaları kabul etmemişler ise de, sanıkların savunmaları kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu mahkememizce kabul edilmiştir.'' şeklindeki gerekçeyle sanıklar ile suça sürüklenen çocuğun atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. Dosya kapsamındaki deliller; iddia, kolluk tutanakları, savunma, mağdure ve tanık beyanları, keşif tutanağı, Adli Tıp Kurumu Ağrı Şube Müdürlüğünün 07.01.2008 tarihli mağdurenin basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığına dair raporu, mağdurenin bulunduğu olaydan kaynaklı ruh sağlığının bozulduğuna dair Adli Tıp Kurumu 6. ihtisas Dairesinin 22.12.2008 tarihli ve Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığının 21.01.2014 tarih ve 2014/63 sayılı raporları.
3. Mahkemece lehe olan hükümlerin tespiti yönünden yapılan değerlendirme;
Mahkemece ''Yukarıda ayrıntılı olarak yer verildiği şekilde sonuç ceza (hapis cezası) miktarı itibariyle suç tarihi itibariyle 6545 sayılı Yasanın 59. maddesi ile yapılan değişiklik ile 5237 sayılı TCK'nun 103/1-b maddesi delaletiyle 5237 sayılı TCK'nun 103/1-1.cümle maddesinin uygulanması suretiyle kurulacak hükmün sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun lehine olduğu, zira suç tarihi itibariyle yürürlükte olan 5237 sayılı TCK'nın 103. maddesi hükmü uyarınca sanıkların neticeten 16 yıl 8 ay hapis cezası ile, suça sürüklenen çocuğun ise neticeten 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermek gerekirken; 6545 sayılı Kanunun 59. maddesi ile değişik 5237 sayılı Kanunun 103. maddesi hükmü uyarınca sanıkların neticeten 8 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası ile, suça sürüklenen çocuğun ise neticeten 5 yıl 11 ay 3 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi sanıkların ve suça sürüklenen çocuğun daha lehinedir.
Sonuç olarak; 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin sanıklar ve suça sürüklenen çocuk yönünden daha lehe olması sebebiyle haklarında 6545 sayılı Kanunun 59. maddesi ile değişik TCK'nın 103/1-b maddesi delaletiyle TCK'nın 103/1-1. maddesi uygulanmıştır.'' şeklindeki değerlendirme ile 6545 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı Kanun'un sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında lehe olduğu kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Sanıklar ... ... ve ... ... ile suça sürüklenen çocuk ... hakkında kurulan hükümlerde; mahkemenin gerekçe bölümünde bozma ilamına göre lehe kanun değerlendirmesi yapılırken 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten sonraki 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca temel cezaların alt sınırdan 8 yıl olarak belirlenmesinin ardından zincirleme suça ilişkin aynı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yapılan artırımın teşdiden 1/3 oranında uygulanarak lehe kanun tespit edilmesine rağmen, hüküm kısmında lehe olan 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca temel cezanın sanık ... yönünden teşdiden 11 yıl, sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... yönünden ise teşdiden 10 yıl olarak belirlenmesinin ardından zincirleme suça ilişkin artırımın da teşdiden 1/2 oranında uygulanması suretiyle gerekçe ile hükümler arasında çelişkiye sebebiyet verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
2. Mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılamada sanık ...'ye bozma ilamı ile duruşma gününün tebliğiyle ilama karşı diyecekleri sorulduktan sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, usulüne uygun tebligat yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin ikinci fıkrasına muhalefet edilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
3. Mahkemece kazanılmış hakka ilişkin uygulama maddesinin 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası yerine 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası olarak gösterilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
4. Yukarıda açıklanan bozma nedenlerine göre Tebliğnamede sanık ... ile suça sürüklenen çocuk ... yönünden onama isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ağrı 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/243 Esas, 2021/439 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar müdafileri ile suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz istemleri ile sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme sırasındaki sözlü savunması yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.06.2023 tarihinde karar verildi.
1. Ceza Dairesi, 2023/665 E., 2023/7566 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Ceza Dairesinin, 08.02.2022 tarihli ve 2021/11255 Esas, 2022/961 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesine, 7165 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi ile eklenen, üçüncü fıkrası ve aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca doğrudan temyiz yoluna tabi olduğu belirlenmekle;
1. Ceza Dairesi 2023/665 E. , 2023/7566 K.
"İçtihat Metni"
D İ R E N M E
D U R U Ş M A T A L E P L İ
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/1054 E., 2022/2214 K.
SUÇ : Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama
KARAR : Direnme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 29.06.2022 tarihli ve 2022/1054 Esas, 2022/2214 Karar sayılı kararı ile Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 08.02.2022 tarihli ve 2021/11255 Esas, 2022/961 Karar sayılı bozma kararına karşı verilen direnme kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 307 nci maddesine, 7165 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi ile eklenen, üçüncü fıkrası ve aynı maddenin dördüncü fıkrası uyarınca doğrudan temyiz yoluna tabi olduğu belirlenmekle;
Mahkemece verilen direnme kararının; 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin direnme kararını temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Alanya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.11.2019 tarihli ve 2017/662 Esas, 2019/531 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
2. ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 14.10.2020 tarihli ve 2020/1006 Esas, 2020/2109 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusu üzerine 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasıyla; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (d) bentleri, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 5 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
3. Bu kararın sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 08.02.2022 tarihli ve 2021/11255 Esas, 2022/961 Karar sayılı ilâmıyla özetle;
a) Sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, suç vasfında yanılgılı değerlendirme sonucu kasten yaralama suçundan hüküm kurulması,
b) Sanığın savunmasında belirttiği ... ... ile kendisinin eşi ... Müftüoğlu'nun dinlenerek, sanık lehine 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Nedenleriyle bozulmasına, 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bozma sonrası 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 29.06.2022 tarihli ve 2022/1054 Esas, 2022/2214 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun’un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca önceki hükümde direnilmesi ile sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan 5237 sayılı Kanun'un 86 ncı maddesinin birinci fıkrası, aynı maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendi, 87 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (d) bentleri, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 5 yıl 20 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; sanığın öldürme ya da yaralama kastının bulunmadığına, korkutmak amacıyla hedef gözetmeksizin yere doğru ateş ettiğinden bahisle suç vasfına ve sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
1. Sanığın eşi olan ... ile katılanın aynı otelde birlikte çalıştıkları, sanığın, eşinin evi terk etmesinden katılanın sorumlu olduğunu düşünerek, olay günü yanına aldığı pompalı tüfek ile katılanın bulunduğu oto tamircisine geldiği, çantasından çıkardığı bu tüfeği katılana doğrultarak; ''Sen bunu hakettin, yuvamı dağıttın!'' diyerek katılanın dizlerine doğru her bir dizine bir el olacak şeklinde toplamda iki el ateş ettiği ve olay yerinden kaçtığı, bu olay nedeniyle katılanın duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma ve hayat fonksiyonlarını ağır (6.) derecede etkileyen kemik kırıklarına neden olacak şekilde yaralandığı anlaşılmıştır.
2. Sanık savunması, katılanın ve tanıkların beyanları, kamera kayıtları, olay yeri inceleme raporu, tutanaklar, nüfus ve adlî sicil kayıtları ile diğer tüm deliller dava dosyasında mevcuttur.
3. Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 30.10.2017 ve 17.09.2018 tarihli adlî muayene raporları ile; katılanın bilateral femur açık kırığına ve femoral arter yaralanmasına neden olan maruz kaldığı ateşli silah av tüfeği saçma tanesi yaralanmasının, yaşamını tehlikeye sokan bir duruma, diz fleksiyonlarında kısıtlılık ve sağ siyatik sinir lezyonu nedeniyle duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ve hayat fonksiyonlarını ağır (6.) derecede etkileyen kemik kırıklarına neden olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1. Av tüfeği ile yakın mesafeden bacağa yönelik yapılan atışlarda, toplu saçma girişi ile geniş doku ve kemik defekti (eksikliği, kaybı) yanında ana damar ve sinir paketinin tamamen parçalanıp ani ve bol miktarda kan kaybı sonucu kısa sürede ölümün meydana geldiğinin bilinen veya bilinmesi gereken bir durum olması nedeniyle; somut olayda av tüfeğiyle yakın mesafeden katılanın her iki dizine birer kez ateş edilmesi halinde muhakkak olan ölüm neticesinin gerçekleşeceğinin sanık tarafından bilinmesi gerektiği, nitekim katılanın acil müdahale ile kurtarılabildiği anlaşılmakla; kullanılan silahın etkili mesafeden vahim sonuçlar meydana getirmeye elverişli olması, atış sayısı ve mesafesi, meydana gelen yaraların yeri ve nitelikleri dikkate alındığında, sanığın eylemine bağlı olarak ortaya çıkan kastının öldürmeye yönelik olduğunun anlaşılması karşısında, kasten öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgılı değerlendirme ile neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan hüküm kurulması,
2. Sanığın savunmalarında; katılanın, eşini rahatsız ve taciz ettiğine yönelik duyumlarının olduğunu belirttiği, yine tarafsız tanık Bülent'in kollukta alınan beyanı ile katılanın aşamalardaki beyanlarında, sanığın eylemini gerçekleştirirken, "Sen bunu hak ettin, yuvamı dağıttın!" dediğini belirterek sanığın savunmasını desteklediklerinin anlaşılması karşısında; sanığın savunmasında belirttiği ... ... ile
kendisinin eşi olan ... Müftüoğlu'nun dinlenerek, sanık lehine 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Hususları hukuka aykırı bulunduğundan, Mahkemenin direnme kararı yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 29.06.2022 tarihli ve 2022/1054 Esas, 2022/2214 Karar sayılı direnme kararı yerinde görülmediğinden, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin, 08.02.2022 tarihli ve 2021/11255 Esas, 2022/961 Karar sayılı bozma kararının oy birliğiyle DÜZELTİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince direnme kararını incelemek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,
06.12.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2021/424 E., 2022/41 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Aynı kurala 5271 sayılı CMK'nın 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır.
Ceza Genel Kurulu 2021/424 E. , 2022/41 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 8. Ceza Dairesi
İftira suçundan sanık ...'nin beraatine ilişkin ... Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.07.2015 tarihli ve 149-359 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 25.01.2021 tarih ve 15158-910 sayı ile;
"İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında, oluşa, katılanın aşamalardaki istikrarlı anlatımını doğrulayan tanık Kadriye'nin beyanlarına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın karakola müracaat ederek kendisine ve diğer mirasçılara ait 34 ... 53 plakalı aracı içinde bulunan 83.000 (bin) USD para ile birlikte annesinin çalışanı olduğunu bildiği katılanın hırsızladığını belirterek şikâyette bulunduğu, bu nedenle katılan hakkında hırsızlık suçundan başlatılan soruşturmada, hakkında 'Kovuşturmaya yer olmadığına' kararı verilmesi karşısında; sanığın eyleminin, yasal unsurları itibarıyla TCK'nın 267/1. maddesinde düzenlenen iftira suçunu oluşturduğu gözetilmeden, mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
... Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesi ise 17.06.2021 tarih ve 128-411 sayı ile bozmaya direnerek ilk hüküm gibi sanığın beraatine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.10.2021 tarihli ve 95756 sayılı "Onama" istekli tebliğnamesiyle dosya, CMK'nın 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 30.11.2021 tarih ve 14850-21915 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı iftira suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılama sırasında duruşmadan haberdar edilmeyen sanığın aleyhine olan bozma kararına karşı diyecekleri sorulmadan müdafisinin beyanıyla yetinilerek önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafinin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK'nın 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükmün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun, Yerel Mahkemece verilen beraat kararının bozulmasından sonra bozma kararına karşı sanığın diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündeki kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
Sanık hakkında Yerel Mahkemece verilen beraat kararının aleyhe bozulmasından sonra, bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, direnme kararı verilip verilemeyeceği hususunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle çağdaş hukuk sistemlerinin olmazsa olmazı olan ceza muhakemesi hukukunun amacı ve önemi açıklanarak; 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi delaletiyle hüküm tarihi itibarıyla hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 223/son, 309, 326. maddeleri ile sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 193/2, 290 ve 307. maddelerinin, Anayasa'nın 141/4 ve A.İ.H.S. 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisi olan davaların makul süre içerisinde bitirilmesi ilkesi ile irtibatlandırılması suretiyle sanığın en lehine olan kararın (Beraat) verilmesi hâlinde dahi sırf bozmaya karşı diyecekleri sorulmadığından bahisle hükmün bozulmasının yasal bir dayanığının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Ceza usulü, ya da günümüzün deyimi ile ceza muhakemesi hukuku, kişi için öylesine önemlidir ki dünyada ceza usulü kadar hiçbir şey insanları ilgilendirmez. Hatta ceza usulü kusurlu bulunan bir toplumda huzurdan söz edilemez. Ceza kanunlarına karşı gelmemek insanların elinde olan bir şey olmasına karşın, kimsenin haksız yere takibata uğramayacağından söz etmek olası değildir. Bu hukuk dalının özgürlükler için ne denli önem arz ettiğini Ferri’nin şu sözleri en güzel şekilde açıklamaktadır; 'Ceza kanunu suçluların, usul kanunu, suçluluğu sabit oluncaya kadar masumların teminatıdır'.
Ceza muhakemesinin amacı yukarıda açıklandığı üzere maddi gerçeğin araştırılıp bulunmasıdır. Ancak bu yapılırken insanlık onuru, hukukun ve ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri daima göz önünde bulundurulacaktır. Maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun, insan hakları ihlallerine yol açmadan araştırılıp bulunmalı, ... gerçekleştirilmeli ve hukuki barış sağlanmalıdır.
Ceza muhakemesi hukukunun amacı bu şekilde açıklandıktan sonra; şimdi konumuzu ilgilendiren ilgili hukuki düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.
Temyiz üzerine verilen bozma kararı sonrasında mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi delaletiyle hüküm tarihi itibarıyla hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesinin 2. fıkrasında; sanık ya da müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi yargılamaya devam edilerek davanın gıyapta bitirilebileceği, ancak 'sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerektiği' belirtilmiştir. Yani kural, davetiyeye rağmen duruşmaya katılma olmasa da yargılamaya devamla karar verilebileceği, istisnası ise, verilecek ceza bozma konusu olan cezadan daha ağır ise sanığın mutlaka dinlenilmesi zorunluluğudur. Sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin ikinci fıkrasında; aynı hükme yer verilmiş, sanığın dinlenmesi zorunluluğu tıpkı 1412 sayılı CMUK’nın 326/2. maddesinde olduğu gibi verilecek cezanın bozmaya konu cezadan fazla olması hâline hasredilmiştir.
1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 309. maddesi; 'Maznunun lehine olan hukuki kaidelere muhalefet, maznunun aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Müddeiumumîliğine bir hak vermez', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 290. maddesi de; 'Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.' şeklinde hüküm altına alınmıştır. CMK'nın 290. maddesinin gerekçesinde ise; 'Cumhuriyet savcısı gerçeğin araştırılması amacına yönelik veya kamu yararına ilişkin olmayan, yalnızca sanık yararına kabul edilmiş hukuk kuralının uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanmış olması nedeniyle hükmün sanık aleyhine bozulması için temyiz yoluna başvuramaz.' denilmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca Cumhuriyet savcısı, amacı yalnızca sanığın hak ve menfaatlerini korumak olan bir hukuk kuralının ihlal edilmiş bulunması durumunda sanığın lehine olan bu ihlali ileri sürerek, temyiz kanun yoluna müracaat edip hükmün sanık aleyhine bozulmasını isteyemeyecektir.
Her iki hüküm de sanıkların haklarını korumak ve lehlerine doğmuş olan bir durumun, aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldırılmasını önlemek amacıyla kabul edilmiş olup, maddedeki 'sanık yararına' sözcüğünün; 'sadece sanık yararına konulmuş olan' örneğin; sanığa ek savunma hakkı verilmemesi, önceden kendisine tebliğ olunan iddianamenin sorgudan önce okunmaması gibi, 'hukuki kaideler' ibaresinin 'usul hükümleri' olarak anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Sadece sanık yararına değil, aynı zamanda kamu düzenine veya yargılamanın işleyişine ilişkin usul kurallarının ihlâli hâlinde bu hüküm uygulanmayacaktır. Yalnız sanık yararına kabul edilmiş usul kurallarına aykırılık hâlinde sanık aleyhine bir netice meydana gelmişse Cumhuriyet savcısının hükmü sanık lehine temyiz etmesinin önünde ise herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 25.09.2007 günlü ve 189-188 ile; 06.11.2007 günlü ve 212-229 sayılı kararlarında; 'Ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden, yargılamanın diğer süjelerinin hukukunu ilgilendiren ve ceza yargılamasının sair temel ilkeleriyle irtibatlı olan usul kuralları, maddede tanımlanan 'salt sanık yararına vazedilmiş kurallar' kapsamında sayılmamaktadır.' sonucuna ulaşılmıştır.
5271 sayılı CMK'nın 193. maddesinin ikinci fıkrasında; 'Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.' hükmüne benzer bir şekilde 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi delaletiyle hâlen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 223/ son maddesinde yer verilmiştir.
Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında;
'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.' hükmüne yer verilmiştir.
Aşağıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda açıklandığı üzere; 1412 sayılı CMUK’nın 309. maddesi ile buna karşılık olarak düzenlenen 5271 sayılı CMK’nın 290. maddesi uyarınca sanık yararına hukuk kuralına aykırılığın, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına hak verdirmeyeceği hususunda teoride ve uygulamada herhangi bir duraksama yaşanmamış (Örnek CGK. 2014/112 K.), ancak yerel mahkemece beraat kararına direnilse dahi Yargıtay bozma ilamına karşı sanıkların diyeceklerinin sorulmaması istikrarlı bir şekilde bozma nedeni olarak kabul edilirken yasal dayanığın doyurucu bir gerekçeyle açıklanmadığı gibi kanaatimizce gerçekçi olmayan gerekçelere yer verilmesine karşın yıllar öncesine dayanan ve zaman içerisinde istikrar kazanan içtihatlar yerleşik uygulamaya dönüşmüştür (2016/361 K.) .
YCGK'nın 2014/112 karar sayılı ilamında;
Hakkında kamu davası açılan kişilerle, yargılama yapılıp hüküm kurulan faillerin aynı olup olmadığının belirlenmesi açısından önem arzeden nüfus ve sabıka kayıtlarının getirtilip duruşmada okunması ile mahkemenin kanuna ve usulüne uygun olarak teşekkül edip etmediği ve yargılama usulüne uyulup uyulmadığının ispatını sağlayan duruşma tutanağının bütün sayfalarının zabıt kâtibi tarafından imzalanmasına ilişkin kurallar,'sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları' olmamakla birlikte yargılanıp haklarında hüküm kurulan kişilerin, hakkında kamu davası açılan kişilerle aynı kişiler olmadıkları yönünde bir iddianın olmaması, duruşmanın kanuna ve usulüne uygun olarak oluşturulmamış bir heyet tarafından gerçekleştirildiği ya da tutanakların gerçeğe aykırı veya sahte olarak düzenlendiğine ilişkin herhangi bir itirazın bulunulmaması ve hükmün şikâyetten vazgeçme nedeniyle düşme olması hususları göz önüne alındığında, bu kuralların ihlali hâlinde Cumhuriyet savcısının CMK'nın 290. maddesi kapsamında hükmü temyize hakkı bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
YCGK'nın 2016/361 karar sayılı ilamı;
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
CGK'nın 2016/229, 364, 365 ve 369 karar sayılı ilamları da aynı doğrultudadır.
Ceza Genel Kurulunun yukarıda özetlenen 2016/361 karar sayılı içtihadı ile uzun yıllar öncesine dayanan bu doğrultudaki içtihatlarındaki çelişkileri şu şekilde özetlemek mümkündür.
1-) Gerek 1412 sayılı CMUK’nın 326, gerekse 5271 sayılı CMK’nın 307. maddelerinin ikinci fıklarının ikinci cümlelerindeki; 'sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerektiği' şeklindeki istisnai düzenlemenin; sanığın bozma sonrası dinlenme zorunluluğunu sadece daha fazla ceza verilmesi hâline hasretmesine karşın, uzun yıllara yansıyan içtihatların, dinlenme zorunluluğunu bozma kararının aleyhe olması hâline hasrederek bütün çağdaş anayasalarda temel bulan 'kanunkoyucu abesle iştigal etmez' kuralına aykırı davranılmıştır. Zira kanun koyucu tarafından dinlenme zorunluluğunun rahatlıkla bozma ilamının sanık aleyhine olması durumuna hasredilme imkânı varken, böyle yapılmayıp önceki cezadan daha fazla ceza verilmesi durumuna hasredilerek bozmaya konu hükümden daha ağır cezanın tayininde; uyulmadığı için askıda olan bozma ilamının değil mahkeme tarafından verilen cezanın esas alınması gerektiği dolaylı bir şekilde ifade edilmiştir. Zira önceki cezadan daha ağır cezaya ancak yerel mahkeme tarafından hükmedilebileceği, temyiz incelemesi sırasında yerel mahkemece verilen hükmü denetleyen özel dairenin ceza vermesinin söz konusu olamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
2-) Bir taraftan sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulmadığından bahisle savunma hakkının güvence altına alındığı belirtilirken, diğer taraftan en lehe karar olduğu konusunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmayan beraat kararı bozularak kanaatimizce çelişkiye düşüldüğü gibi sanığın çok uzun yıllar tekrar ceza tehdidi altında kalmasına sebebiyet verilmesi suretiyle Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrası ile AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisi olan yargılamanın makul süre içerisinde bitirilmesi ilkesine aykırı davranılmıştır. Zira, adil yargılanma hakkı, dokunulmaz ve vazgeçilmez bir hak olarak, yargılamanın insan haklarına ve demokratik kurallara en uygun şekilde yapılmasının ve bunun sonucu olarak da insan hakları ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının garantisidir. Makul bir sürede yargılanma unsurunun amacı, hak arayışına giren herkesi, yargılama işlemlerinin uzamasına karşı korumak ve kişinin uzun yargılama süreçlerinden etkilenmesini önlemektir. Ayrıca en önemli nokta, yapılan yargılamanın adil olması için, her şeyden önce makul sürede bitirilmesi gerekliliğidir. Çünkü geç tecelli etmiş ..., adaletsizlik olarak kabul edilmektedir.
3-) Ceza Genel Kurulu tarafından, sanığın aleyhine olan bozma kararına karşı diyecekleri sorulmadan verilecek beraat kararının bozulması durumunda, bu karara karşı direnilemeyeceği için bir anlamda sanık hakkında savunması alınmadan mahkûmiyet kararı verilebileceği ve buna bağlı olarak sanığın aleyhine bir durumun oluşacağı şeklindeki kaygının da yerleşik uygulamalar karşısında gerçeklerle bağdaşmayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira Ceza Genel Kurulu tarafından direnme kararının bozulması hâlinde yerel mahkeme tarafından bu bozma kararına uyulması zorunlu olsa dahi, bozma sonrası yargılamayı yapan yerel mahkeme tarafından uyulduğu için artık askıda olmayan ve aleyhe olduğu konusunda kuşku bulunmayan Ceza Genel Kurulunun ve hatta özel dairenin bozma kararlarına karşı, zorunlu olarak sanıktan diyecekleri sorularak sonuca etkili bir beyanda bulunması ya da yeni delil ibraz etmesi hâlinde değişen delil durumuna göre delillerin serbestçe takdiri ilkesinden hareketle yeni bir karar verilebileceğinden hiçbir şekilde savunma alınmadan beraat kararı verilmesinden ötürü hak kaybının yaşanması söz konusu olmayacaktır. Ceza Genel Kurulu tarafından verilen bozma kararına delil durumunda değişiklik olmaması hâlinde uyma zorunluluğunun bulunmasına karşın bozma kararından sonra ileri sürülen iddiaların ya da ibraz edilen delillerin mahkûmiyet hükmünü etkilemesi durumunda yeni bir değerlendirme yapılarak değişen delil durumuna göre yeni bir karar verilebileceği hususunda gerek öğretide gerekse uygulamada herhangi bir duraksama bulunmamaktadır. Hükmün kesinleşmesinden sonra dahi ibraz edilen delillerin maddi gerçeği etkilemesi durumunda yargılamanın yenilenmesi müessesesini ihdas ederek sunulan yeni delillerin değerlendirilmesini zorunlu kılan kanun koyucunun, yürüyen davada ibraz edilen delili dikkate almaması asla düşünülemez. Hatta Ceza Genel Kurulu tarafından verilen bozma kararından sonra savunmada ileri sürülen hususlar daha önce ileri sürülmemiş ise yeniden yapılan değerlendirme sonucunda verilen hüküm yeni hüküm sayılacak ve bu aşamadan sonra temyiz incelemesi özel daire tarafından yapılıp, uyuşmazlığın devam etmesi durumunda diğer koşullarında gerçekleşmesi hâlinde son karar Ceza Genel Kurulu tarafından verilecektir.
4-) Sanıkların haklarını korumak ve lehlerine doğmuş olan bir durumun, aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldırılması, 412 sayılı CMUK'nın 309. maddesi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 290. maddesindeki düzenlemeler ile önlenirken, belli koşulların gerçekleşmesi durumunda beraat kararının önündeki engeller 1412 sayılı CMUK’nın 223/son maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 193. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeler ile kaldırılırken; davaların makul süre içerisinde bitirilmesi Anayasa'nın 141/4. maddesi ile AİHS'nin 6. maddesi ile güvence altına alınırken, somut olayımızda olduğu gibi uyulmaması nedeniyle yerel mahkemece verilen direnme kararına hiçbir etkisi olmayan bozma kararına karşı, sırf sanığın diyeceklerinin sorulmadığından bahisle sanığın en lehine olan bir kararın hiçbir şekilde incelenmeksizin bozulmasının, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 223/son, 309, 326/2 ve sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 193/2, 290, 307/2. maddeleri ile Anayasa'nın 141/4, AİHS'nın 6. maddelerinin düzenleniş amacına ve bu hususta yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara (Örnek CGK 2014/112 karar) aykırı olacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
5-) Yazılı metinlerin yorumlanmasında; pozitif temeli bulunmadığı için uygulayıcılar açısından bağlayıcı yanı olmayan ancak Prof. Dr. ... Gözler’in deyimiyle eşyanın tabiatından kaynaklanan yorum ilkelerine uyulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde önceden bilinen ve olay sırasında değişmeyecek olan kurallar sayesinde hukuki güvenlik sağlanarak, keyfiliğin önüne geçilmiş olur. Herkes için aynı olması gereken yorum ilkelerine uyulmaksızın yapılacak yorumlarda; kişisel iradeler ön plana çıkacağından; maddi gerçeğe ulaşmayı ideal bir hedef olarak belirleyen ceza muhakemesinin amacından uzaklaşılarak davaların makul süre içerisinde bitirilememesi tehlikesi ortaya çıkacaktır. Keyfiliği önleyebilmek ve maddi gerçeğe ulaşabilmek için yorum ilkeleri arasında yer alan istisnalar dar, kurallar geniş yorumlanmalıdır kuralına uyulması gerekmektedir.
Bir taraftan davaların makul süre içerisinde bitirilmesini hedefleyen kanun koyucunun, sırf adaletin sağlanabilmesi ve savunma hakkının kısıtlanmaması için genel kuraldan ayrılarak, sadece ilk hükümden daha fazla ceza verilmesi hâlinde sanıkların dinlenmesini zorunlu kılarken, diğer taraftan bozma kararına uymayarak sanığın lehine beraat kararı veren yerel mahkemenin direnme kararının, sırf askıda olan özel dairenin bozma kararına karşı sanığın diyeceklerinin sorulmadığından bahisle bozulması suretiyle sanığın uzun süre ceza tehdidi altında bırakılmasına seyirci kalması elbetteki beklenemez. Mevcut normlar arasında sanığın en lehine olan beraat kararında direnen yerel mahkemenin uyulmadığı için askıda olan bozma kararına karşı sanığın dinlenmesinin zorunlu olacağına dair bir sonuca ulaşmayı haklı gösterecek yasaklayıcı bir düzenlemenin mevcut olmamasına karşın, yorum ilkelerine aykırı davranılarak içtihat yoluyla kanuni dayanağı olmayan üstelikte sanık lehine olduğu varsayımından hareket edilerek gerçekte sanık aleyhine sonuç doğuran istisna bir hükmün doğmasına yol açılmıştır.
6-) Sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekle birlikte, aleyhe bozmaya karşı sanıktan diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilmesinin tek sakıncasının kanaatimizce sanığın aleyhe olan bozma ilamından sonra suçunu ikrar etme ya da mahkûmiyeti gerektirecek şekilde beyanda bulunma ihtimali olarak kabul edilse dahi, Yüksek Ceza Genel Kurulunun içtihatlarında böyle bir gerekçeye yer verilmediği gibi, ayrıca böyle bir kabulde derhal beraat kararı verilmesi gereken hâller dışındaki bütün beraat kararlarında, zaman aşımı süresinin sonuna kadar böyle bir ihtimal düşünülerek davaların sürüncemede bırakılması gerekir ki, çağdaş hiçbir hukuk sisteminin böyle bir kabule izin vermesi beklenemez. Aksine düşüncede, çoğu davada hükümlerin kesinleştirilmesi hemen hemen imkânsız hâle gelecektir. Zira gerek beraat gerek mahkûmiyet kararlarında zaman aşımı süresinin sonuna kadar hükmü etkileyen delillerin ibraz edilme ihtimali teorik olarak mümkün olacaktır. İdeal amaç olarak maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen ceza muhakemesinin her zaman yüzde yüz maddi gerçeğe ulaşması da mümkün değildir. Bunu düşünen kanun koyucu, olağan üstü yasa yollarını ihdas ederek, kusurlu olarak belirlenen maddi gerçeğe istinaden tesis edilen ve kesinleşen hükümleri belli koşullarda düzeltme olanağını tanımıştır. Son aşamaya kadar maddi gerçeği etkileyen beyanda bulunmayan sanığın, aleyhe bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulması hâlinde kendi aleyhine beyanda bulunma ihtimali milyonda bir bile değildir. Bir tarafta sadece ve sadece direnmeye konu davalarda gerçekleşmesi milyonda bir ihtimal için beklenmesi, diğer tarafta sanığın uzun yıllar boşu boşuna ceza tehdidi altında bırakılması seçeneklerinden birisinin tercih seçeneğine tabi tutulması durumunda elbetteki sadece ilk derece mahkemesi ile temyiz mahkemesinin farklı düşündüğü davalarda üstelik de gerçekleşmesi milyonda birin altında olan ihtimalin görmezlikten gelineceğinin tercih edileceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zaten kanun koyucu CMK'nın 193/2, 207 ve 290, Anayasa'nın 141/4 ve AİHS'nin 6. maddelerindeki düzenlemeler ile davaların makul süre içerisinde bitirilmesi yönünde tercih kullandığını çok net bir şekilde ifade etmiştir.
Sonuç itibarıyla Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun somut olayımızdaki görüşünü destekleyen Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2016/229, 361, 364, 365 ve 369 karar sayılı ilamlarının maddi gerçeğe ulaşmayı en ideal bir hedef olarak belirleyen ceza muhakemesinin temel ilkelerine, hukuk devletinin olmazsa olmazını teşkil eden kanunların anası konumundaki Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve CMK’nın 290. maddesiyle ilgili yıllardır tereddütsüzce uygulandığı için yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara (CGK 2014/112 karar) aykırı olacağı düşüncesiyle beraat kararından önce sanığın mutlaka bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulması gerektiğine dair görüşe yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir."
Düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurul Üyesi de; benzer gerekçelerle,
Karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- ... Anadolu 29. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.06.2021 tarihli ve 128-411 sayılı direnme kararına konu hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 20.01.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2022/410 E., 2022/643 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 11.
Ceza Genel Kurulu 2022/410 E. , 2022/643 K.
"İçtihat Metni"
Yargıtay Dairesi : 11. Ceza Dairesi
Sanık ... hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanığın, TCK’nın 204/1, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.02.2013 tarihli ve 1226-42 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 08.05.2017 tarih ve 3407-3441 sayı ile;
"1- Sanığın, katılan ile hissedarı olduğu taşınmazı sahte vekaletname ile tapuda devrettiğinin anlaşılması karşısında, suça konu vekaletnamenin 'kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden' olduğu ve sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 204/3. maddesinin de uygulanması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini,
2- 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesine ilişkin uygulamanın Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 gün 2014/140 Esas, 2015/85 sayılı iptal kararı ile birlikte yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma üzerine devam edilen yargılamada; sanığın eylemi TCK’nın 204. maddesinin 1. fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu kabul edilerek bozma ilamına direnilmesine, ancak suç tarihi itibarıyla zamanaşımı gerçekleştiğinden sanık hakkındaki kamu davasının TCK’nın 66/1-e, 67/4 ve CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine ilişkin Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.01.2019 tarihli ve 340-4 sayılı hükmün, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 12.11.2020 tarih ve 733-6811 sayı ile;
"Sanığın, eşinin adına sahte vakaletname düzenlettirmek ve bu vekaletnameye istinaden tapuda satış işlemi gerçekleştirmek suretiyle sahtecilik suçunu işlediği iddia ve kabul edilerek, resmi belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı TCK'nin 204/1 ve 43. maddeleri gereğince cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme kararının, suça konu vekaletnamenin kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden olduğu ve sanık hakkında TCK'nin 204/3. maddesinin de uygulanması gerektiği belirtilerek bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine yapılan yargılamada, bozmaya karşı sanığın savunmasının alınması için yurtdışına talimat yazıldığı, talimat cevabı beklenmeden değişik gerekçe ile TCK'nin 66/1-e ve 67/4. maddeleri uyarınca kamu davasının düşmesine karar vermesi direnme kararı olmayıp bozmaya 'eylemli uyma' sonucu verilen yeni bir karar olduğu kabul edilerek yapılan incelemede:
Sanığa yüklenen 'kanun hükmü gereğince sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belgede sahtecilik' suçunun suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK'nin 204/1-3. maddelerinde düzenlenen suçu oluşturduğu, bu suçun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırına göre, TCK'nin 66/1-d ve 67/4. maddelerinde öngörülen 15 yıllık asli, 22,5 yıllık olağan üstü dava zamanaşımının, suç tarihinden hüküm tarihine kadar gerçekleşmediği gözetilmeden, kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 17.05.2021 tarih ve 4-666 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanık hakkında açılan kamu davasının düşmesine karar vermiştir.
Bu hükmün de Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 12.01.2022 tarihli ve 144523 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosya 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 29.06.2022 tarih ve 1181-13834 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle, aleyhe olan bozma kararına karşı sanığın beyanı alınmadan direnme hükmü verilip verilemeyeceğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.
İncelenen dosya kapsamından;
Yerel Mahkemece, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 12.11.2020 tarih ve 733-6811 sayı ile yaptığı bozmadan sonra 15.01.2021 tarihinde hazırlanan tensip zaptıyla sanık hakkında yakalama emri düzenlenmesine karar verildiği, yakalama kararına istinaden ifadesi alınamayan ve 17.05.2021 tarihli ilk oturuma katılmayan sanığın yokluğunda, hazır bulunan sanık müdafisinin dinlenilmesi ile yetinilip sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan önceki hükümde direnilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/2. maddesine göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafinin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı CMK'nın 307/2. maddesinde de yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi hâlinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükmün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Ön sorun yönünden çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun, yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının bozulmasından sonra bozma kararına karşı sanığın diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündeki kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.
Sanık hakkında yerel mahkemece verilen mahkumiyet kararının aleyhe bozulmasından sonra, bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan, direnme kararı verilip verilemeyeceği hususunda Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle çağdaş hukuk sistemlerinin olmazsa olmazı olan ceza muhakemesi hukukunun amacı ve önemi açıklanarak; 5320 sayılı kanunun 8/1 maddesi delaletiyle hüküm tarihi itibariyle halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 223/son, 309, 326. maddeleri ile sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 193/2, 290 ve 307 maddelerinin, Anayasanın 141/4 ve A.İ.H.S. 6. maddesindeki adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisi olan davaların makul süre içerisinde bitirilmesi ilkesi ile irtibatlandırılması suretiyle bozmaya uyulmaması ve sanığa aynı bozma öncesi karardan daha fazla bir cezanın verilmesi halinde dahi sırf bozmaya karşı diyecekleri sorulmadığından bahisle hükmün bozulmasının yasal bir dayanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
Ceza usulü, ya da günümüzün deyimi ile ceza muhakemesi hukuku, kişi için öylesine önemlidir ki dünyada ceza usulü kadar hiçbir şey insanları ilgilendirmez. Hatta ceza usulü kusurlu bulunan bir toplumda huzurdan söz edilemez. Ceza kanunlarına karşı gelmemek insanların elinde olan bir şey olmasına karşın, kimsenin haksız yere takibata uğramayacağından söz etmek olası değildir. Bu hukuk dalının özgürlükler için ne denli önem arz ettiğini Ferri’nin şu sözleri en güzel şekilde açıklamaktadır; 'Ceza kanunu suçluların, usul kanunu, suçluluğu sabit oluncaya kadar masumların teminatıdır.'
Ceza muhakemesinin amacı yukarıda açıklandığı üzere maddi gerçeğin araştırılıp bulunmasıdır. Ancak bu yapılırken insanlık onuru, hukukun ve ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri daima göz önünde bulundurulacaktır. Maddi gerçek, her ne pahasına olursa olsun, insan hakları ihlallerine yol açmadan araştırılıp bulunmalı, ... gerçekleştirilmeli ve hukuki ... sağlanmalıdır.
Ceza muhakemesi hukukunun amacı bu şekilde açıklandıktan sonra; şimdi konumuzu ilgilendiren ilgili hukuki düzenlemeleri aşağıdaki şekilde sıralamak mümkündür.
Temyiz üzerine verilen bozma kararı sonrasında mahkemece yapılacak işlemleri düzenleyen 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi delaletiyle hüküm tarihi itibariyle halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'nın 326. maddesinin 2. fıkrasında; sanık ya da müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi yargılamaya devam edilerek davanın gıyapta bitirilebileceği, ancak 'sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerektiği' belirtilmiştir. Yani kural, davetiyeye rağmen duruşmaya katılma olmasa da yargılamaya devamla karar verilebileceği, istisnası ise, verilecek ceza bozma konusu olan cezadan daha ağır ise sanığın mutlaka dinlenilmesi zorunluluğudur. Sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin ikinci fıkrasın da; aynı hükme yer verilmiş, sanığın dinlenmesi zorunluluğu tıpkı 1412 sayılı CMUK’nın 326/2 maddesinde olduğu gibi verilecek cezanın bozmaya konu cezadan fazla olması haline hasredilmiştir.
1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 309. maddesi; 'Maznunun lehine olan hukuki kaidelere muhalefet, maznunun aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Müddeiumumîliğine bir hak vermez.', 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 290. maddesi de; 'Sanığın yararına olan hukuk kurallarına aykırılık sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet savcısına bir hak vermez.' şeklinde hüküm altına alınmıştır. CMK'nın 290. maddesinin gerekçesinde ise; 'Cumhuriyet savcısı gerçeğin araştırılması amacına yönelik veya kamu yararına ilişkin olmayan, yalnızca sanık yararına kabul edilmiş hukuk kuralının uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanmış olması nedeniyle hükmün sanık aleyhine bozulması için temyiz yoluna başvuramaz.' denilmiştir. Bu düzenlemeler uyarınca Cumhuriyet savcısı, amacı yalnızca sanığın hak ve menfaatlerini korumak olan bir hukuk kuralının ihlal edilmiş bulunması durumunda sanığın lehine olan bu ihlali ileri sürerek, temyiz kanun yoluna müracaat edip hükmün sanık aleyhine bozulmasını isteyemeyecektir.
Her iki hüküm de sanıkların haklarını korumak ve lehlerine doğmuş olan bir durumun, aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldırılmasını önlemek amacıyla kabul edilmiş olup, maddedeki 'sanık yararına' sözcüğünün; 'sadece sanık yararına konulmuş olan' örneğin; sanığa ek savunma hakkı verilmemesi, önceden kendisine tebliğ olunan iddianamenin sorgudan önce okunmaması gibi, 'hukuki kaideler' ibaresinin 'usul hükümleri' olarak anlaşılması gerektiği öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Sadece sanık yararına değil, aynı zamanda kamu düzenine veya yargılamanın işleyişine ilişkin usul kurallarının ihlali halinde bu hüküm uygulanmayacaktır. Yalnız sanık yararına kabul edilmiş usul kurallarına aykırılık halinde sanık aleyhine bir netice meydana gelmişse Cumhuriyet savcısının hükmü sanık lehine temyiz etmesinin önünde ise herhangi bir hukuki engel bulunmamaktadır.
Nitekim Ceza Genel Kurulunun 25.09.2007 gün ve 189-188 ile; 06.11.2007 gün ve 212-229 sayılı kararlarında; 'Ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına doğrudan veya dolaylı olarak hizmet eden, yargılamanın diğer süjelerinin hukukunu ilgilendiren ve ceza yargılamasının sair temel ilkeleriyle irtibatlı olan usul kuralları, maddede tanımlanan 'salt sanık yararına vazedilmiş kurallar' kapsamında sayılmamaktadır' sonucuna ulaşılmıştır.
5271 sayılı CMK'nın 193. maddesinin ikinci fıkrasında; 'Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir.' hükmüne benzer bir şekilde 5320 sayılı kanunun 8/1 maddesi delaletiyle halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 223/son maddesinde yer verilmiştir.
Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında;
'Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir' hükmüne yer verilmiştir.
Aşağıda örnek olarak gösterilen içtihatlarda açıklandığı üzere; 1412 sayılı CMUK’nın 309. maddesi ile buna karşılık olarak düzenlenen 5271 sayılı CMK’nın 290. maddesi uyarınca sanık yararına hukuk kuralına aykırılığın, sanık aleyhine hükmün bozdurulması için Cumhuriyet Savcısına hak verdirmeyeceği hususunda teoride ve uygulamada herhangi bir duraksama yaşanmamış (Örnek CGK. 2014/112 K), ancak yerel mahkemece beraat kararına direnilse dahi Yargıtay bozma ilamına karşı sanıkların diyeceklerinin sorulmaması istikrarlı bir şekilde bozma nedeni olarak kabul edilirken yasal dayanağın doyurucu bir gerekçeyle açıklanmadığı gibi kanaatimizce gerçekçi olmayan gerekçelere yer verilmesine karşın yıllar öncesine dayanan ve zaman içerisinde istikrar kazanan içtihatlar yerleşik uygulamaya dönüşmüştür (2016/361 K-) .
Y.C.G.K.nın 2014/112 K sayılı ilamında;
Hakkında kamu davası açılan kişilerle, yargılama yapılıp hüküm kurulan faillerin aynı olup olmadığının belirlenmesi açısından önem arzeden nüfus ve sabıka kayıtlarının getirtilip duruşmada okunması ile mahkemenin kanuna ve usulüne uygun olarak teşekkül edip etmediği ve yargılama usulüne uyulup uyulmadığının ispatını sağlayan duruşma tutanağının bütün sayfalarının zabıt kâtibi tarafından imzalanmasına ilişkin kurallar, 'sırf sanık yararına vazedilmiş usul kuralları' olmamakla birlikte yargılanıp haklarında hüküm kurulan kişilerin, hakkında kamu davası açılan kişilerle aynı kişiler olmadıkları yönünde bir iddianın olmaması, duruşmanın kanuna ve usulüne uygun olarak oluşturulmamış bir heyet tarafından gerçekleştirildiği ya da tutanakların gerçeğe aykırı veya sahte olarak düzenlendiğine ilişkin herhangi bir itirazın bulunulmaması ve hükmün şikayetten vazgeçme nedeniyle düşme olması hususları gözönüne alındığında, bu kuralların ihlali halinde Cumhuriyet savcısının CMK'nın 290. maddesi kapsamında hükmü temyize hakkı bulunmadığının kabulü gerekmektedir.
Y.C.G.K. 2016/361 K sayılı ilamı;
Bu zorunluluk beraat hükmünde direnilmesi halinde de geçerlidir. Zira Ceza Genel Kurulunca yapılacak inceleme sonucunda Özel Dairenin aleyhe bozması isabetli bulunup yerel mahkeme hükmünün bozulması mümkündür. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/3. maddesine göre ısrar üzerine Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verilen kararlara uymak mecburidir. Bu durumda sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyeceği sorulmadan beraat hükmünde direnilebileceğinin kabulü savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurabilecektir. Savunma hakkı sanığın en önemli hakkı olup bu hakkın sınırlanması 1412 sayılı CMUK'nın 308/8. maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun duraksamasız uygulamaları da ısrar edilen önceki hüküm beraat dahi olsa sanıktan aleyhe bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilemeyeceği yönündedir.
C.G.K.nun 2016/229 K-364 K-365 K-369 K sayılı ilamlarıda aynı doğrultudadır.
Ceza Genel Kurulunun yukarıda özetlenen 2016/361 K sayılı içtihadı ile uzun yıllar öncesine dayanan bu doğrultudaki içtihatlarındaki çelişkileri şu şekilde özetlemek mümkündür.
1-) Gerek 1412 sayılı CMUK’nın 326, gerekse 5271 sayılı CMK’nın 307. maddelerinin ikinci fıkralarının ikinci cümlelerindeki; 'sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerektiği' şeklindeki istisnai düzenlemenin; sanığın bozma sonrası dinlenme zorunluluğunu sadece daha fazla ceza verilmesi haline hasretmesine karşın, uzun yıllara yansıyan içtihatların, dinlenme zorunluluğunu bozma kararının aleyhe olması haline hasrederek bütün çağdaş anayasalarda temel bulan 'kanun koyucu abesle iştigal etmez' kuralına aykırı davranılmıştır. Zira kanun koyucu tarafından dinlenme zorunluluğunun rahatlıkla bozma ilamının sanık aleyhine olması durumuna hasredilme imkanı varken, böyle yapılmayıp önceki cezadan daha fazla ceza verilmesi durumuna hasredilerek bozmaya konu hükümden daha ağır cezanın tayininde; uyulmadığı için askıda olan bozma ilamının değil mahkeme tarafından verilen cezanın esas alınması gerektiği çok net bir şekilde ifade edilmiştir. Zira önceki cezadan daha ağır cezaya ancak yerel mahkeme tarafından hükmedilebileceği, temyiz incelemesi sırasında yerel mahkemece verilen hükmü denetleyen özel dairenin ceza vermesinin söz konusu olamayacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
2-) Bir taraftan sanığın bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulmadığından bahisle savunma hakkının güvence altına alındığı belirtilirken, diğer taraftan bozma öncesi verilen cezanın aynısına hükmedilmesine karşın, bozma öncesi savunmanın yok sayılması suretiyle kanaatimizce çelişkiye düşüldüğü gibi sanığın çok uzun yıllar tekrar ceza tehdidi altında kalmasına sebebiyet verilmesi suretiyle Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrası ile AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından birisi olan yargılamanın makul süre içerisinde bitirilmesi ilkesine aykırı davranılmıştır. Zira, Adil yargılanma hakkı, dokunulmaz ve vazgeçilmez bir hak olarak, yargılamanın insan haklarına ve demokratik kurallara en uygun şekilde yapılmasının ve bunun sonucu olarak da insan hakları ve özgürlüklerin güvence altına alınmasının garantisidir. Makul bir sürede yargılanma unsurunun amacı, hak arayışına giren herkesi, yargılama işlemlerinin uzamasına karşı korumak ve kişinin uzun yargılama süreçlerinden etkilenmesini önlemektir. Ayrıca en önemli nokta, yapılan yargılamanın adil olması için, her şeyden önce makul sürede bitirilmesi gerekliliğidir. Çünkü geç tecelli etmiş ..., adaletsizlik olarak kabul edilmektedir.
3-) Sanıkların haklarını korumak ve lehlerine doğmuş olan bir durumun, aleyhlerine olacak şekilde ortadan kaldırılması, 1412 sayılı CMUK'nın 309. maddesi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 290. maddesindeki düzenlemeler ile önlenirken, belli koşulların gerçekleşmesi durumunda beraat kararının önündeki engeller 1412 sayılı CMUK’nın 223/ son maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 193. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenlemeler ile kaldırılırken; davaların makul süre içerisinde bitirilmesi Anayasa'nın 141/4. maddesi ile A.İ.H.S 6. maddesi ile güvence altına alınırken, somut olayımızda olduğu gibi uyulmaması nedeniyle yerel mahkemece verilen direnme kararına hiçbir etkisi olmayan bozma kararına karşı, sırf sanığın diyeceklerinin sorulmadığından bahisle sanığın daha lehine olan bir kararın hiçbir şekilde incelenmeksizin bozulmasının, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 223/son, 309, 326/2 ve sonradan yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK’nın 193/2, 290, 307/2. maddeleri ile Anayasa'nın 141/4, A.İ.H.S. 6. maddelerinin düzenleniş amacına ve bu hususta yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara (Örnek C.G.K 2014/112 K ... ) aykırı olacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır.
4-) Yazılı metinlerin yorumlanmasında; pozitif temeli bulunmadığı için uygulayıcılar açısından bağlayıcı yanı olmayan ancak Prof. Dr. ... Gözler’in deyimiyle eşyanın tabiatından kaynaklanan yorum ilkelerine uyulması gerekmektedir. Ancak bu şekilde önceden bilinen ve olay sırasında değişmeyecek olan kurallar sayesinde hukuki güvenlik sağlanarak, keyfiliğin önüne geçilmiş olur. Herkes için aynı olması gereken yorum ilkelerine uyulmaksızın yapılacak yorumlarda; kişisel iradeler ön plana çıkacağından; maddi gerçeğe ulaşmayı ideal bir hedef olarak belirleyen ceza muhakemesinin amacından uzaklaşılarak davaların makul süre içerisinde bitirilememesi tehlikesi ortaya çıkacaktır. Keyfiliği önleyebilmek ve maddi gerçeğe ulaşabilmek için yorum ilkeleri arasında yer alan istisnalar dar, kurallar geniş yorumlanmalıdır kuralına uyulması gerekmektedir.
Bir taraftan davaların makul süre içerisinde bitirilmesini hedefleyen kanun koyucunun, sırf adaletin sağlanabilmesi ve savunma hakkının kısıtlanmaması için genel kuraldan ayrılarak, sadece ilk hükümden daha fazla ceza verilmesi halinde sanıkların dinlenmesini zorunlu kılarken, diğer taraftan bozma kararına uymayarak önceki cezayı veren yerel mahkemenin direnme kararının, sırf askıda olan özel dairenin bozma kararına karşı sanığın diyeceklerinin sorulmadığından bahisle bozulması suretiyle sanığın uzun süre ceza tehdidi altında bırakılmasına seyirci kalması elbette ki beklenemez. Yerel mahkeme ile özel dairenin uyuşmazlığa konu kararları arasında sanığın en lehine olan bozma öncesi mahkumiyet kararında direnen yerel mahkemenin uyulmadığı için askıda olan özel dairenin bozma kararına karşı sanığın dinlenmesinin zorunlu olacağına dair bir sonuca ulaşmayı haklı gösterecek emredici bir düzenlemenin mevcut olmamasına karşın, yorum ilkelerine aykırı davranılarak içtihat yoluyla kanuni dayanağı olmayan üstelikte sanık lehine olduğu varsayımından hareket edilerek gerçekte en azından davaların makul süre içerisinde bitirilmesi amacına hizmet etmeyeceği için bir anlamda sanık aleyhine de sonuç doğuran istisna bir hükmün doğmasına yol açılmıştır.
5-) Sanığın aleyhe olan bozma ilamından sonra bozma ilamını haklı gösterecek şekilde beyanda bulunma ihtimali sayın çoğunluğun görüşünü destekleyen tek hukuki gerekçe olarak gösterilebilir ise de, Yüksek Ceza Genel Kurulunun içtihatlarında böyle bir gerekçeye yer verilmediği gibi, ayrıca böyle bir kabulde derhal beraat kararı verilmesi gereken haller dışındaki bütün beraat hatta mahkumiyet kararlarının da, zaman aşımı süresinin sonuna kadar daha beraat kararlarının mahkumiyetle sonuçlanma, mahkumiyet kararlarının ise daha ağır mahkumiyeti gerektiren bir suçu oluşturma ihtimali düşünülerek davaların sürüncemede bırakılmasını zorunlu kılar ki, çağdaş hiçbir hukuk sisteminin böyle bir kabule izin vermesi beklenemez. Son derece zayıf bir ihtimal olan sanığın kendi durumunu ağırlaştıracak şekilde beyanda bulunacağından bahisle diyeceklerinin sorulmasının beklenmesi çoğu davada hükümlerin kesinleştirilmesini hemen hemen imkansız hale gelecektir. Zira gerek beraat gerek mahkumiyet kararlarında zaman aşımı süresinin sonuna kadar hükmü etkileyen delillerin ibraz edilme ihtimali teorik olarak mümkün olacaktır. Zaten ideal hedefi maddi gerçeğe ulaşmak olan ceza muhakemesinin her zaman yüzde yüz maddi gerçeğe ulaşması da mümkün değildir. Bunu düşünen kanun koyucu, olağan üstü yasa yollarını ihdas ederek, kusurlu olarak belirlenen maddi gerçeğe istinaden tesis edilen ve kesinleşen hükümleri belli koşullarda düzeltme olanağını tanımıştır. Son aşamaya kadar maddi gerçeği etkileyen beyanda bulunmayan sanığın, aleyhe bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulması halinde kendi aleyhine beyanda bulunma ihtimali milyonda bir bile değildir. Bir tarafta sadece ve sadece direnmeye konu davalarda gerçekleşmesi milyonda bir ihtimal için beklenmesi, diğer tarafta sanığın uzun yıllar boşu boşuna ceza yada yargılanma tehdidi altında bırakılması seçeneklerinden birisinin tercih edilmesi durumunda elbette ki sadece ilk derece mahkemesi ile temyiz mahkemesinin farklı düşündüğü davalarda üstelikte gerçekleşmesi milyonda birin altında olan ihtimalin görmezlikten gelineceğinin tercih edileceği tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zaten kanun koyucu CMK'nın 193/2, 207 ve 290, Anayasa'nın 141/4 ve A.İ.H.S 6. maddelerindeki düzenlemeler ile davaların makul süre içerisinde bitirilmesi yönünde tercih kullandığını çok net bir şekilde ifade etmiştir. Kaldı ki, Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu, bozmadan sonra sanığa diyecekleri sorulmadan verilen direnme kararlarını bozarken, savunma hakkının kısıtlanmasını gerekçe olarak gösterilmiştir. Şayet bozmaya karşı beyanda bulunurken sanığın kendi aleyhine beyanda bulunma ya da delil ibraz etme ihtimali düşünülmüş olsaydı, o zaman savunma hakkının kısıtlanmasından söz edilmesi mümkün olamayacağından, eksik kovuşturmadan dolayı direnme kararlarının bozulması gerekirdi. Zira bozma öncesi mahkumiyet kararına konu edilen eylemden dolayı sanığın savunmasının alındığı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır.
Sonuç itibariyle; Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun somut olayımızdaki görüşünü destekleyen Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 2016/229 K-361 K-364 K-365 K-369 K sayılı ilamlarının maddi gerçeğe ulaşmayı en ideal bir hedef olarak belirleyen ceza muhakemesinin temel ilkelerine, hukuk devletinin olmazsa olmazını teşkil eden kanunların anası konumundaki Anayasaya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve CMK’nın 290. maddesiyle ilgili yıllardır tereddütsüzce uygulandığı için yerleşik uygulamaya dönüşen içtihatlara (C.G.K. 2014/ 112 K) aykırı olacağı gibi bir taraftan savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilirken diğer taraftan sanığın en lehine olan beraat kararının, sırf sanık lehline getirilen usuli kaideye sanık aleyhine olacak şekilde uyulmamasından dolayı bozulmasına hak verdirmeyeceğinin gözetilmediği gibi CMK’nın 307/2 maddesindeki düzenlemenin sanığın bozmadan sonra dinlenme zorunluluğunu verilecek cezanın bozmaya konu cezadan fazla olması haline hasrettiği, somut olayımızda bozma öncesi verilen cezanın aynısına hükmedildiği için bozmadan sonra sanığın dinlenmesinin zorunlu olmadığı düşüncesiyle direnme kararından önce sanığın mutlaka bozma kararına karşı diyeceklerinin sorulması gerektiğine dair görüşe yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle iştirak edilmemiştir." görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Ulaşılan sonuç karşısında, sanığın eyleminin hukuki niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu bu aşamada değerlendirilmemiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 17.05.2021 tarihli ve 4-666 sayılı direnme kararına konu hükmünün, aleyhe olan bozmaya karşı sanığın beyanı alınmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre bozma sonrası süreçle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?
A) Mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
B) Sanık gelmese bile dava yokluğunda bitirilebilir.
C) Ceza daha ağır olacaksa sanığın dinlenmesi şarttır.
D) Bozmaya uyulursa karara karşı sadece temyiz yoluna gidilebilir.
E) Yargıtay'ın temyiz incelemesi sonucu verdiği kararlara karşı direnilemez.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.