5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 317

Ceza Muhakemesi Kanunu 317. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 317 – (1) Kanun yollarına başvurma hakkındaki genel hükümler, yargılamanın yenilenmesi istemi hakkında da uygulanır. (2) Yargılamanın yenilenmesi istemi, bunun yasal nedenleri ile dayandığı delilleri içerir. Yenileme isteminin kabule değer olup olmadığı kararı ve mercii

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

38 karar eşleşti
14. Ceza Dairesi, 2015/6956 E., 2015/9481 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Yargılamanın yenilenmesi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311 ilâ 323 üncü maddeleri arasında düzenlenmiş bulunmaktadır.
14. Ceza Dairesi         2015/6956 E.  ,  2015/9481 K. "İçtihat Metni" Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli cinsel saldırı suçlarından sanıklar ... ve ...'nin, 5237 sayılı TCK'nın 102/2- 3d- 5, 43 ve 109/23b -5. maddeleri gereğince ayrı ayrı 16 yıl hapis ve 9 yıl hapis cezaları ile cezalandırılmalarına dair ...Ağır Ceza Mahkemesinin 30.01.2014 tarih ve 2012/185 Esas, 2014/20 sayılı Kararının Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 02.07.2014 tarihli ilâmıyla onanarak kesinleşmesini müteakip, sanıklar müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin aynı Mahkemenin 09.01.2015 gün 2012/185 Esas, 2014/20 sayılı Ek kararına yönelik itirazın reddine dair ... Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2015 tarih ve 2015/236 D.iş sayılı kararının; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 23/3. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi hâlinde önceki yargılamada görev yapan hâkim aynı işte görev alamaz” şeklindeki düzenleme ile aynı Kanunun 318/1. maddesindeki “Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur.Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir.” şeklindeki düzenlemeler karşısında, ilk kararı veren mahkeme heyetinde bulunan Hâkim Şanver Keskin'in olayla ilgili kanaatinin oluştuğu, görüşlerinin ilk hükümle belirginleştiği, yeniden yargılama aşamasında ya da bu aşamaya götürecek talebin kabule değer olup olmadığına dair vereceği kararda önceki kanaat ve görüşlerinin etkisi altında kalabileceği, bu sebeple adil yargılama hakkının bir uzantısı olarak olaya tamamen yabancı, farklı bir hâkimin yargılamanın yenilenmesi talebini incelemesi gerektiği hususu gözetilmeden itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi gereğince bozulması lüzumu... Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 02.07.2015 gün ve 94660652-105-45-8154- 2015-E. 3881/ 44287 sayılı Kanun yararına bozma istemine atfen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla gereği düşünüldü: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin birinci bendinin ilk cümlesinde; “1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, Yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.” 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başklı 36 ncı maddesinin birinci fıkrasında; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 23.maddesinin üçüncü fıkrasında; “Yargılamanın yenilenmesi halinde önceki yargılamada görev yapan hakim aynı işte görev alamaz”, Aynı Kanunun 318. maddesinde; “Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, istemin kabule değer olup olmadığına karar verir,” Hükümleri yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01.10.1982 gün ve 8692/79-56 sayılı Piersack/Belçika kararında özetle; “Tarafsızlık normal olarak önyargının ve tarafgirliğin (bias) bulunmamasını ifade eder; Sözleşme'nin 6(1). fıkrasına göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığı çeşitli yollarla test edilebilir. Bu bağlamda, belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki sübjektif test ile, bir yargıç hakkında bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif test arasında bir ayrım yapılabilir. Birinci test konusunda Mahkeme, başvurucunun Van de VValle'nin kişisel tarafsızlığından övgüyle bahsettiğini kaydeder. Olayda bu bakımdan kuşku duyulması için hiçbir sebep yoktur; aslında aksi kanıtlanmadıkça, kişisel tarafsızlığın bulunduğu varsayılır (bk. 23.06.1981 tarihli Le Compte, Van Leuvett ve De Meyere kararı, parag. 58). Ancak sadece sübjektif test ile yetinmek mümkün değildir. Bu konuda görünüşün bile belirli bir önemi vardır (bk. 17.01.1970 tarihli Delcourt kararı, parag. 31). Belçika Temyiz Mahkemesinin 21 Şubat 1979 tarihli kararında gözlemlediği gibi, tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç, davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusudur. Bir yargıcın, kendisi hiç ilgilenmediği halde, sırf daha önce savcı olarak görev yaptığı savcılıkta incelenen her olayda mahkeme heyetinde yer alamayacağını savunmak, diğer uç görüşü savunmak demek olacaktır. Savcılık teşkilatının birlik ve bölünmezliğini katı ve biçimciliğe dayanan bir anlayışla kavrayan böylesine radikal bir çözüm, savcılık ile mahkeme heyeti arasında aşılmaz bir duvar örecektir. Bu durum, bu görevlerin birinden diğerine geçişin sık sık meydana geldiği bir çok Sözleşmeci Devletin adli sisteminde bir karmaşaya yol açacaktır. Her şeyden öte, bir yargıcın bir zamanlar savcılıkta bulunması, kendisinin tarafsızlığından kaygılanmak için yeterli bir sebep olamaz. Mahkeme bu noktada Hükümetin görüşüne katılmaktadır. Sözleşme'nin 6(1). fıkrasını kendiliğinden dikkate alan ...Temyiz Mahkemesi, bu olayda, bir yargıcın daha önce "savcılık mensubu olduğu sırada olaya müdahalede" bulunup bulunmadığı şeklinde, görevlerin icrasına dayanan bir kriteri benimsemiştir. Temyiz Mahkemesi bay Piersack'ın temyiz talebini reddetmiştir; çünkü bu mahkemeye göre, önünde belgeler Van de VValle'nin Brüksel savcılığında savcı başyardımcısı olarak, olayla ilgili kişisel bilgi sahibi olma veya araştırma veya soruşturma sürecinde belirli bir adım atma dışında her hangi bir biçimde bir müdahalede bulunduğunu göstermemektedir. Bu tür bir kriter, yukarıdaki şekilde açıklığa kavuşturulsa bile, Sözleşme'nin 6(1). fıkrasının şartlarını tam olarak karşılamamaktadır. Mahkemelerin halka güven duygusu verebilmeleri için, iç örgütlenme sorunu da dikkate alınmalıdır. Bir kimsenin, savcılık görevi sırasında belirli bir olayla ilgilenebileceği türden bir makamda görev yaptıktan sonra, aynı olayda yargıç olarak görev yapması halinde, halkın kendisinin yeterli tarafsızlık güvencelerine sahip olmadığından kaygı duyma hakkı vardır” şeklinde bir belirleme yapmıştır.(Osman Doğru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları (İHAMİ), Cilt.1, 2. Bası, T.C.Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı, Ankara, 2003, s. 505) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 23. maddesine eklenen üçüncü fıkrasıyla ilgili olarak Adalet Komisyonu Raporunda; “Tasarının 24. maddesine yargılamanın yenilenmesi talebi halinde de, önceki yargılamada görev yapan hakimin daha sonra yargılamanın yenilenmesi sürecinde görev yapması önlenerek hakimin tarafsızlığı bu yönüyle sağlanmak istenmiş ve 23. madde olarak kabul edilmiştir.” şeklinde ifadelere yer verilmiştir. Yargılamanın yenilenmesi 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 311 ilâ 323 üncü maddeleri arasında düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu hükümlere göre yargılamanın yenilenmesinde özetle şu aşamalar bulunmaktadır. Yargılamanın yenilenmesi talebinin hükmü veren mahkemeye verilmesi üzerine, anılan Kanunun 319 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan, yargılamanın yenilenmesi kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek kanuni hiç bir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise yargılamanın yenilenmesi istemi kabule değer görülmeyerek reddine, aksi halde diğer bir ifade ile yargılamanın yenilenmesi kanunda belirlenen şekilde yapılmış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek kanuni nedenler gösterilmiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmışsa, aynı Kanunun 318/1, 319/2 ve 320/1. maddeleri uyarınca yargılamanın yenilenmesi istemi yerinde bulup kabule değer olduğuna karar verilerek, bir diyeceği varsa yedi gün içinde bildirmek üzere Cumhuriyet savcısı ve ilgili tarafa tebliğ olunacağı, bu aşamadan sonra 320 nci madde uyarınca delillerin toplanacağı, daha sonra 321 inci maddeye göre yenileme isteminin esassız olması durumunda yargılamanın yenilenmesi isteminin esassız olması sebebiyle duruşma yapılmaksızın reddine, yargılamanın yenilenmesi isteminin esaslı olması durumunda ise yargılamanın yenilenmesine ve duruşmanın açılmasına karar verileceği, bu karardan sonra da 323 üncü madde uyarınca da yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme tarafından ya önceki hükmün onaylanmasına veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verileceği düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi pek çok kararında “adaletin yerine getirilmesi yetmez, aynı zamanda yerine getirildiğinin görülmesi lâzımdır” öz deyişine atıfta bulunmuştur. (A. Şeref Gözübüyük/ A. Feyyaz Gölcüklü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulaması, 10. Bası, Ankara, 2013, s. 283) Her ne kadar 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 23 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “yargılamanın yenilenmesi halinde” ifadesinden yola çıkılarak, CMK’nın 321 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yargılamanın yenilenmesi ve duruşmanın açılması kararı verildikten sonraki aşamada önceki yargılamada görev yapan hakimin aynı işte görev alamayacağı, bundan önceki aşamalarda ise görev alabileceği bu kapsamda da yargılamanın yenilenmesi istemi üzerine bu istemin kabule değer olup olmadığına karar verilmesinde görev alabileceği düşünülse bile, bu kabulün Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 23 üncü maddesinin son fıkrası hükmü, Adalet Komisyonunun 23 üncü maddesine üçüncü fıkra eklenmesinin gerekçesi ve fıkranın konuluş amacıyla bağdaşmayacağı gibi bu tür bir uygulamanın hâkimin tarafsız olmasının yanında tarafsız da görünmesi gerektiği ilkesine uymayacağından, yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule değer olup olmadığına ilişkin kararın da aynı mahkemece fakat asıl kararı veren başkan ve üyeler dışındaki hâkimlerden oluşturulan heyetçe verilmesi gerektiği ve inceleme konusu olayda asıl hükmü veren mahkeme heyetinde bulunan hâkim ...'in yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair karar veren heyette de görev aldığı gözetilerek itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesi, kanuna aykırı olup bu itibarla kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, ... Ağır Ceza Mahkemesinin 06.03.2015 tarih ve 2015/236 D.iş sayılı Kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına BOZULMASINA, müteakip işlemlerin yerine getirilmesi için dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 19.10.2015 tarihinde üye...'in karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Sayın çoğunlukla aramızdaki anlaşmazlık, bir hükmün tekrar ele alınması ile başlayan ve Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK.) 311 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi başlığıyla düzenlenmiş olağanüstü nitelikli kanun yolu sürecinin başından itibaren CMK'nın 23/3. maddesinde düzenlenen yasağın uygulanıp uygulanmayacağına yöneliktir. CMK'nın 23. maddesi "(1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz. (2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz. (3) Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz." Şeklindedir. Madde gerekçesinde genel ilke olarak hakimlerin önceden aynı işte soruşturmaya katılmamış olmalarının tarafsızlığı sağlanması için gerekli olduğundan bahisle, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin (İHAM) kararlarına atıfta bulunularak, Mahkemenin, hakimin önce soruşturmasını yaptığı ya da soruşturma işlemlerine katıldığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saydığı belirtilmiştir. 3. fıkra gerekçesinde ise yargılamanın yenilenmesi talebi halinde de önceki yargılamada görev alan hakimin aynı işte görev alamayacağı şeklinde üçüncü fıkra eklenmiştir. Böylece aynı uyuşmazlık hakkında daha önce kanaatimi belirtmiş olan hakimin daha sonra yargılamanın yenilenmesi sürecinde görev yapması önlenerek hakim tarafsızlığı bu şekilde sağlanmak istenmiştir. Denmiştir. İnsan Hakları Avrupu sözleşmesinin (İHAS) 6. maddesi Adil Yargılanma hakkını düzenlemektedir. Madde yargılamanın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından yapılması gerektiğini hükme bağlamıştır. İHAM. ise bu maddeye atfen verdiği kararlarında, tarafsızlığın; önyargının ve tarafgirliğin bulunmamasını ifade ettiğini, sözleşmenin 6 madesine göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığının çeşitli şekilde test edilebileceğini, yargıcın belirli bir davada kişisel kanaatlerini belirleme çabasını subjektif test olarak, yargıcın dava konusunda haklı kuşku duyulmasına engel olacak güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesini objektif test olarak ayrı ayrı değerlendirmek gerektiğini belirtmiş, "Bu durumda tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebeplerin bulunduğu bir hakim davadan çekilmelidir. "Tehlikede olan şey demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları güven duygusundur" demiştir. Bu güven duygusunun verilebilmesi için soruşturma aşamasında hehangi bir şekilde davayla ilgilenmiş bir kişinin hakim olarak davaya bakamayacağını, bakmasının bu güven duygusunu zedeleyeceğini, bu durumda halkın Hakimin yeterli tarafsızlık güvencelerine sahip olmadığından kaygı duyma hakkı olduğunu vurgulamıştır. (AİHM PIERSACK/BELÇİKA kararı 01.10.1982 STRAZBURG 8692/79) Dikkat edilirse hem kanun maddesi hem de İHAM davadan ve yargılamadan bahsetmektedir. Soruşturma sırasında yapılan işlemler bu uygulamanın dışındadır. Eğer ilkenin soruşturma sırasında yapılan işlemleri de kapsadığı kabul edilirse davaya bakacak hakim bulmakta sıkıntı yaşanır ki Kanun Koyucu bu endişeyle 5320 sayılı Kanunun 11. maddesini düzenleme gereği duymuştur. Bu düzenlemeye göre soruşturma aşamasında savcı gibi soruşturma yapmak zorunda kalan hakim (CMK 163. md) kovuşturmaya katılamayacaktır. CMK.daki başka bir nedenle bir şekilde dava hakkında soruşturma sırasında karar veren, mesela, tutuklama kararı veren hakim kovuşturmaya bakabilecektir. Dolayısıyla yargılamının yenilenmesi sürecini bu bağlamda yorumlamak ve değerlendirme gerekir. CMK yargılamanın yenilenmesini üç aşamada ele almıştır. Sürecin ilk aşaması yargılamanın yenilenmesi isteminin kabule şayan olup olmadığının değerlendirilmesi aşamasıdır. (CMK 318. md.) İstem kabul edilir ise ikinci aşamaya geçilir. Bu aşamada mahkeme delil toplama işini gerçekleştirecektir. Kanun bu aşamanın soruşturma aşamasındaki usüllere göre yapılacağını açıkca hükme bağlamıştır. Hakim bu aşamada savcının soruşturma aşamasında yaptığı gibi tüm delilleri toplar. Deliller toplandıktan sonra 3. aşamaya geçilir, bu yargılamanın yenilenmesi ve ardından duruşma açılması aşamasıdır. Yani kovuşturma başlar. (CMK'nın 321. md) Aynı hakimin tüm aşamalarda görev alabileceğini kabul ettiğimizde delilleri toplayan ve duruşma açılmasına karar veren hakimle duruşmayı yapan hakimin aynı kişi olmasını kabul etmiş oluruz ki bu bir nevi savcı ve hakimin aynı kişi olmasına tekabül edecektir. Bu durum CMK'nın 23. maddesine kesin aykırılık oluşturur. CMK'nın 23/3. madde ve fıkrası "Yargılamanın yenilenmesi halinde" önceki yargılamada görev alan hakimin aynı işte görev alamayacağını hükme bağlamıştır. Yargılamanın yenilenmesi istemi üzerine dememiştir. CMK'nın 311 ve devamı maddelerinde 3. aşama olan duruşma açılmadan önceki aşamaların tümüne "Yargılamanın yenilenmesi istemi" üzerine verilecek karardan bahsetmektedir. Son aşamaya "Yargılamanın yenilenmesi" demektedir. CMK'nın 315. maddesi yargılamanın yenilenmesi kabul edilemez derken yine son aşamadan bahsetmekte, duruşma açılması kabul edilemez demektedir. CMK'nın 316 ila 321. maddelerinde ise yargılamının yenilenmesi isteminden bahsetmektedir. CMK'nın 321/2. madde ve fıkrası ise "Yargılamanın yenilenmesine ve duruşma açılmasına karar verir" şeklindedir. Kanun koyucu "Yargılamanın yenilenmesi istemi" tabiri ile "Yargılamanın Yenilenmesi" tabirini bilinçli olarak kullanmıştır. Dolayısıyla CMK'nın 23. maddesinin hakimin davaya bakamayacağı hali son aşamayla sınırlı tutmuştur. Bu nedenle Yargılamanın Yenilenmesi halinde demiştir. Bu nedenlerle kararı veren hakim yargılamının yenilenmesi istemi hakkında bir karar verebilecektir. Tabii ki yargılamayı yapan hakim ile yenileme istemi hakkında karar verecek hakimin aynı kişi olmasının sakıncaları vardır. Ancak Kanun koyucu bu sakıncaları kabul edilebilir, katlanılabilir sakıncalar olarak görmüş ve yasağı duruşma aşamasına hasretmiştir. Bunun yanında verilecek kararların itiraza tabi olduğunu hükme bağlayarak, tarafsızlık endişesini ortadan kaldırmıştır. İtiraz mercii yeni bir karar verecek ve endişe ortadan kalkacaktır. Bunun yanında karar veren hakimin istemi değerlendiremeyecek olmasının sakıncalarıda vardır. Bu kabul edildiğinde hakim tarafların kişiliğini bilmediği davanın öncesi hakkında bilgi sahibi olmadığı ve yargılama sürecine vakıf olmadığı için hem vereceği karar zaman alacak hem de verilecek karar tam anlamıyla tatmin edici olmayacaktır. Bu sakıncanın giderilmesi için CMK da düzenlenen itiraz müessesesinde olduğu gibi istemi karar veren mahkemenin ya da hakimin değerlendirip buna ilişkin görüşünü gerekçesine yazmasında büyük yarar vardır. Zaten ret kararı itiraza tabidir ve itiraz edildiğinde farklı bir hakim ya da heyet dosyayı inceleyerek ve kararı veren hakimin gerekçesini de dikkate alarak yeni bir karar verecektir. Ayrıca bunun sakıncalarından bir diğeride bir süre sonra karar verecek hakim ya da heyet bulmakta zorluklar yaşanacak olmasıdır. Yukarda belirtildiği gibi 5320 sayılı Kanunun 11. maddesi bu mülahazalara dayandırılarak ihdas edilmiştir. Aynı dava hakkında birden çok yenilenme isteminin bulunması halinde özellikle küçük adliyelerde istemi değerlendirecek hakim bulmak mümkün olmayacaktır. Buna ilişkin... Asliye Ceza Mahkemesinin ... Asliye Ceza) 2009/2237 Esas, 2011/667 Karar nolu kararı örnek olarak gösterilebilir. İstemin bir çok kez tekrarlanması nedeniyle davayı en son 18. Asliye Ceza Makemesi incelemiştir. Bu nedenlerle CMK'nın 23/3. madde ve fıkrasında hükme bağlanan yasağın sadece CMK'nın 321/2. maddesinde belirtilen yargılamanın yenilenmesi ve duruşma açılması aşamasından sonrasını kapsadığı önceki aşamalar için yasağın bulunmadığı kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim.

Diğer kararlar (4)

1. Ceza Dairesi, 2009/4290 E., 2011/2553 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var(SİNCAN) Birinci Ağır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Suat yönünden ise şikayetçi-sanık sıfatıyla” yapmış oldukları temyiz istemlerinin CMK.nun 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş ve sanıklar Suat ve Yusuf’un mağdurlar Nuh, Ümit ve İhsan’ı kasten yaralama suçundan kurulan hükümler ile sanık Nuh hakkındaki davaların ölüm nedeniyle düşürülmesine ilişkin hükümler inceleme dışı bırakılmış
1. Ceza Dairesi         2009/4290 E.  ,  2011/2553 K. "İçtihat Metni" TEBLİĞNAME : 1-B/2009/54724 MAHKEMESİ : (SİNCAN) Birinci Ağır Ceza Mahkemesi TARİHİ VE NO : 13/05/2008 - 59/94 SUÇ : Kasten öldürme V.. P..'i kasten öldürmeye teşebbüsten, N.. P.., Ü.. P.. ile İ.. P..'i kasten yaralamaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık R.. Ö.., işbu yaralama suçuna katılmaktan sanık S.. Ö.., Y.. E.. ile S.. Ö..'i kasten yaralamaktan sanıklar V.. P.., Ü.. P.., İ.. P.., (Musa oğlu) S.. P.. ile (Veysel oğlu) S.. P..'in yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine, adı geçen sanık Recep'in izinsiz silah taşımaktan beraatine, N.. P..'in TCK.nun 64.maddesi gereğince hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine, V.. P.., İ.. P.., (Musa oğlu) S.. P.. ile (Veysel oğlu) S.. P.. hakkında CMK.nun 231/5-8.maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin (SİNCAN) Birinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 13/05/2008 gün ve 59/94 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafii, müdahil ile müdahil-sanıklar taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi. TÜRK MİLLETİ ADINA 1-) Sanık İsmail hakkında mağdurlar Nuh, Ümit ve İhsan’ı, sanıklar Vedat, Ümit ve İhsan hakkında mağdurlar Recep ve Yusuf’u Kasten Yaralama suçlarından açılan davalar ile ilgili olarak dava zamanaşımı süresi içerisinde karar verilmesi mümkün görülmüştür. 2-) Sanıklar Vedat, Ümit, İhsan, Musa oğlu Selahattin ve Veysel oğlu Selahattin’in mağdur Suat’ı Kasten Yaralama suçlarından CMK.nun 231/5. Maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kurulan hükümler, 5271 sayılı CMK.nun 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olduğundan inceleme dışı bırakılmıştır. 3-) Katılanlar Afife ve Yasin, mağdur-katılan-sanıklar Vedat, Ümit ve İhsan vekilinin yasal süresi içinde verdiği süre tutum dilekçesinde hükümleri sadece “sanık” sıfatıyla, mağdur-sanıklar Recep ve Suat müdafiinin yasal süresi içinde verdiği süre tutum dilekçesinde ise hükümleri “Recep yönünden sanık sıfatıyla” temyiz ettikleri anlaşıldığından, yasal süreden sonraki katılanlar Afife ve Yasin, mağdur-katılan-sanıklar Vedat, Ümit ve İhsan vekilinin “mağdur-katılan ” sıfatıyla, mağdur-sanıklar Recep ve Suat müdafiinin ise “Recep yönünden müşteki sıfatıyla, Suat yönünden ise şikayetçi-sanık sıfatıyla” yapmış oldukları temyiz istemlerinin CMK.nun 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş ve sanıklar Suat ve Yusuf’un mağdurlar Nuh, Ümit ve İhsan’ı kasten yaralama suçundan kurulan hükümler ile sanık Nuh hakkındaki davaların ölüm nedeniyle düşürülmesine ilişkin hükümler inceleme dışı bırakılmıştır. 4-a) Sanık Recep’in mağdurlar Nuh, Ümit ve İhsan’ı Kasten Yaralama suçlarından verilen para cezalarına ilişkin mahkûmiyet hükümleri, 21.7.2004 tarihli 5219 sayılı Kanunla değişik CMUK’nun 305/1. maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyizi mümkün olmadığından, sanık müdafiinin temyiz isteminin; b) Sanık Recep’in 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan beraatine ilişkin verilen hükmün gerekçesine yönelmeyen temyizde sanığın hukuki yararı bulunmadığından, müdafiinin temyiz isteminin; CMK.nun 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmiş, sanık Recep’in mağdur Nuh’u Kasten Yaralama suçundan cezalandırılmasına ilişkin hükme yönelik katılan vekilinin temyiz isteminin yasal süresinden sonra olması da dikkate alınarak belirtilen hükmün bozulması yönündeki tebliğnamedeki düşünce benimsenmemiştir. 5-) Sanık Recep hakkında mağdur Vedat’ı Kasten Öldürmeye Teşebbüs suçundan kurulan hükmün sanık müdafiinin temyizi üzerine incelenmesinde; Sanığın hazır bulunmadığı son celsede iddia makamının esas hakkındaki mütalaasına karşı hazır olan sanık müdafiinin diyeceklerinin ve son sözünün sorulmaması suretiyle CMK.nun 216/3.maddesine aykırı davranılması, Usule aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle bu nedenle hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 26/04/2011 gününde oybirliği ile karar verildi.
2. Ceza Dairesi, 2025/2093 E., 2025/4768 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
maddesi ile 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
2. Ceza Dairesi         2025/2093 E.  ,  2025/4768 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2024/258 E., 2024/418 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama Hükümlü hakkında yargılamanın yenilenmesi sonrası kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 7499 sayılı Kanun’un 22. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici 6. maddenin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: ''Yargılamanın yenilenmesi talebinin mahkemece kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar” şeklindeki düzenleme dikkate alınarak zamanaşımının henüz gerçekleşmediği belirlenerek yapılan incelemede: Yargılamanın yenilenmesi talebinin kabulü ile yeniden yapılan yargılama sonucunda, toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde önceki kararda değiştirilebilecek bir husus bulunmadığının anlaşılması hâlinde, 5271 sayılı Kanun'un 323/1. maddesi uyarınca "Yeniden yapılacak duruşma sonucunda mahkeme, önceki hükmü onaylar veya hükmün iptali ile dava hakkında yeniden hüküm verir” hükmü gereğince önceki hükmün onaylanması yerine, hükmün iptaline ilişkin bir karar da verilmeden yazılı şekilde yeniden aynı mahkûmiyet hükmünün yeniden kurulması, Bozmayı gerektirmiş hükümlü müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 1412 sayılı Kanun'un 321. maddesi gereğince Tebliğname'ye uygun olarak BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın aynı Kanun'un 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasının "1. No'lu" bendinin hükümden çıkartılarak yerine "Toplanan delillerin değerlendirilmesi neticesinde önceki kararda değiştirilebilecek bir husus bulunmadığından, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 323/1. maddesi gereğince hükümlü hakkında hırsızlık suçundan kurulan önceki hükmün onaylanmasına" ibaresi eklenmek suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18 .03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/7604 E., 2022/2145 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
sayılı ek kararı ile özetle, hükümlünün talebi 5271 sayılı CMK'nın 311, 317/2 ve 319/1 maddeleri gereğince dilekçesinde yargılamanın yenilenmesine ilişkin yasal nedenlerden herhangi birini göstermemesi, beyanlarının da kanunun aradığı yargılamanın yenilenmesi şartlarına uymadığı gerekçesi ile itiraz kanun yolu açık olmak üzere, oy bir
3. Ceza Dairesi         2022/7604 E.  ,  2022/2145 K. "İçtihat Metni" I- TALEP: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.01.2022 tarih ve 2022/6034 sayılı yazısı ile: Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak suçundan sanık ...’ın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125 ve 59/2. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına dair Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesinin 08/12/1998 tarihli ve 1997/9 esas, 1998/407 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11/11/1999 tarihli ve 1999/1285 esas, 1999/3527 karar sayılı ilamı ile bozulmasını takiben, yeniden yapılan yargılama neticesinde sanığın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125 ve 59. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/11/2004 tarihli ve 2004/105 esas, 2004/119 sayılı kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26/04/2005 tarihli ve 2005/1939 esas, 2005/1777 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmesini takiben, 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümleri gereğince yapılan uyarlama yargılaması sonucunda kesinleşen hükümdeki müebbet ağır hapis cezasının müebbet hapis cezasına dönüştürülmesine dair Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/02/2013 tarihli ve 2004/105 esas, 2004/119 sayılı ek kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26/06/2013 tarihli ve 2013/3969 esas, 2013/9857 karar sayılı ilamı ile onanmasını müteakip, hükümlü müdafii tarafından yapılan yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/08/2019 ve 2004/157 esas, 2004/1 sayılı ek kararına karşı yapılan itirazın reddine yönelik mercii Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2019 tarihli ve 2019/440 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 23/1. maddesindeki “Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine ilişkin Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 02/08/2019 ve 2004/157 esas, 2004/1 sayılı ek kararını veren mahkeme heyetinde bulunan hâkim ... ...’nın (216356), anılan ek karara karşı yapılan itirazın reddine dair Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2019 tarihli ve 2019/440 değişik iş sayılı kararını veren mahkeme heyetinde görev alamayacağı gözetilmeksizin, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 10/01/2022 gün ve 94660652-105-25-22102-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir. II-OLAY; Devletin hakimiyeti altındaki topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya çalışmak suçundan 765 sayılı mülga TCK'nın 125'inci ve silahlı çetenin sair efradı olmak suçundan aynı Kanunun 168/2'inci maddelerince cezalandırılması istemi ile tanzim olunan iddianameler ve bu bağlamda birleşen 1995/7 esas sayılı davasına matuf yargılama sürecinde; 4210 sayılı Kanunla kapatılan Erzincan 1'nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1994/5 esasına kayden görülen davanın, Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesince devralınmasına müteakip 1997/9 esasa kaydedilerek devam olunan yargılamasında; eylemlerinin sübutunun kabulünde ve vasfı hususlarında görüş ayrılığı yaşayan mahkeme heyetinin CMUK'un 385 maddesinin tatbiki ile verdiği 08.12.1998 tarih, 1997/9 esas ve 1998/407 karar sayılı kararla, silahlı çetenin ülke topraklarından bir bölümünü devlet idaresinden ayırmak yönündeki vahamet arzeden eylemlerine feri iştiraki nedeni ile hakkında 765 sayılı TCK'nın 65/3 maddesi yollaması ile TCK'nın 125, 59/2, 31, 33 maddelerince 16 yıl 8 ay ağır hapis cezası ile tecziyesine dair resen temyiz kanun yoluna tabi olan mahkumiyet hükmünün, müdafiince ve TCK'nın 65. maddesi uygulanarak az ceza verildiğinden bahisle de DGM savcısınca temyizi üzerine yapılan inceleme neticesinde, sevk ve uygulama maddelerine binaen ek savunma hakkı tanınmadığından sair yönler incelenmeksizin bozulmasına dair verilen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.11.1999 tarih ve 1999/1285 esas, 1999/3527 karar sayılı kararı sonrasında; mahalline gönderilerek 1999/355 esasa kaydı ile görülen davadan tefrikine ve 2001/110 esasa kaydı ile devam olunan, 04.12.2001 tarih, 2001/163 no'lu iddianame kapsamında açılan 2001/252 esas sayılı davasının da birleştirilmesine karar verilen yargılamaya münhasır bu dosyadan da gıyabi tutuklama kararı olmakla yakalanamadığı için 12.09.2002 tarihli karar ile tefriki ile 2002/194 esasa kaydının yapıldığı, 31.03.2003 tarihinde yakalanması sonrasında düzenlenen 17.04.2003 tarih 2003/68 nolu iddianame kapsamında açılan 2003/90 esas sayılı davasının da birleştirilmesine karar verildiği ancak; 16.06.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5190 sayılı Kanun 3'üncü maddesi ile 2845 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılması nedeni ile bu defa 02.07.2004 tarihli devir tutanağı ile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesine devrine müteallik yapılan yargılama nihayetinde hükümlü ...'ın, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/11/2004 tarihi 2004/105 esas, 2004/119 sayılı kararı ile 765 sayılı 765 sayılı TCK’nın 125, 59, 31, 33 maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ve 4959 sayılı Kanunun uygulanmasına yer olmadığına, resen temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Duruşmalı olarak yapılan inceleme sonunda, müdafiinin temyiz istemi yerinde bulunmayarak hükmün, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26.04.2005 tarihli ve 2005/1939 esas, 2005/1777 karar sayılı kararı ile tebliğname deki düşünce gibi onanmasına karar verilmiştir. 5237 sayılı TCK'nın yürürlüğe girmesi sonrasında, hükümlü hakkında lehe yasanın tespiti hususunda yapılan istemde bulunulması üzerine; Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih ve 2004/105 esas, 2004/119 sayılı ek kararı ile özetle; dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, hükümlünün mahkum olduğu 765 sayılı TCK'nın 125'inci maddesinin, 5237 sayılı TCK da karşılığı olan TCK'nın 302. maddesine nazaran lehine olduğu; 5252 sayılı Kanunun 6. maddesi gereği de müebbet ağır hapis cezasının müebbet hapis cezasına dönüştürüldüğü gerekçeleri ile 765 sayılı TCK'nın 125, 59/1, 40, 31 ve 33 maddeleri uyarınca hükümlü hakkında verilen müebbet hapis cezasının, 5252 sayılı Kanunun 6 maddesi uyarınca müebbet hapis cezasına dönüştürülmesine ve hükümdeki sair hususların aynen bırakılmasına, temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Uyarlama yargılamasına ilişkin dosya üzerinden verilen ve resen temyiz incelemesine tabi tutulan iş bu ek karar; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 26.06.2013 tarih ve 2013/3969 esas, 2013/9857 karar sayılı kararı ile onanmıştır. 07.09.2016 tarihli dilekçesi ile hükümlü ... özetle; kovuşturma aşamalarında belirttiği şekilde üzerine atılı suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını, ayrıca kendi beyanları dışında kayda değer sübut bir delilin bulunmadığının mahkeme Başkanın muhalefet şerhinde belirtildiğini, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, Devlet Güvenlik Mahkemesinde asker hakimin bulunmasının mahkemenin tarafsızlığını etkilediğini, DGM'lerin kapatılmasının bu yönden savını da doğruladığını, ayrıca yargılamada görev alan hakimlerinde adil ölçüde yargılamaya katkı sağlamadıkları ve FETÖ/PDY örgütü içerisinde yer aldıklarının bilinmeleri nedenleri ile 2004/105 esas ve 2004/119 karar sayılı mahkumiyet kararının, iadei muhakeme yoluyla, yargılamasının teminine karar verilmesini istemiştir. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 07.11.2016 tarih, 2004/157 e, 2004/1 k. sayılı ek kararı ile özetle, hükümlünün talebi 5271 sayılı CMK'nın 311, 317/2 ve 319/1 maddeleri gereğince dilekçesinde yargılamanın yenilenmesine ilişkin yasal nedenlerden herhangi birini göstermemesi, beyanlarının da kanunun aradığı yargılamanın yenilenmesi şartlarına uymadığı gerekçesi ile itiraz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile reddedilmiştir. 16.02.2017 tarihli dilekçesi ile hükümlü müdafii, özetle; HSYK'nın 24.08.2016 tarih ve 2016/426 karar nolu kararının 21. sayfasında yer alan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün özel yetkili mahkemelerde yapılanması ile ilgili tespit ve değerlendirmeye atıfla, kararı veren heyette yer alan üye hakim ile duruşma savcısının, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında süreçte açığa alınarak tutuklandıklarını, daha sonrasında ise meslekten ihraç edildiklerini, dolayısı ile mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığını, Yargıtay ilgili Ceza Dairesi'nin ise temyizi yeterince incelemeden, dosya içeriğine ters düşen ve hakkın özüne uymayan, biçimsel ve yanılgılı düşüncelerle onama kararı verdiğini, hakkında yeterli delil bulunmayan, kollukta işkenceye maruz kalarak verdiği ifadesine itibar edilerek sanık hakkında karar verilmesi ve ifadesinin hukuka aykırı yöntemle elde edilmesine nazaran; müvekkilinin yeniden yargılamasının yapılmasını, hükmün infazının durdurulmasını mahkemesinden talep etmiştir. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 25.05.2017 tarih, 2004/157 esas, 2004/1 karar sayılı ek kararı ile özetle; 07.11.2016 tarih ve 2012/339 e, 2012/228 k. sayılı ek kararla hükümlü hakkında yargılamanın yenilenmesi talebine karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiğinden, talep konusunda daha önce değerlendirme yapılmış olduğu gerekçesi ile yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına itiraz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. UYAP sisteminden 17.06.2017 tarihinde oluşturup, imzalayarak gönderdiği dilekçesi ile hükümlü müdafii 25.05.2017 tarihli ek kararın kaldırılmasına ilişkin itirazda bulunduğu görülmüştür. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.07.2017 tarih, 2004/157 esas, 2004/1 karar sayılı ek kararı ile hükümlü müdafiinin 16.06.2017 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebine istinaden yapılan inceleme neticesinde özetle; hükümlünün daha önceden yapmış olduğu 07.09.2016 tarihli yargılamanın yenilenmesi başvurusuna istinaden verilen 07.11.2016 tarihli ek karar ile yargılamanın yenilenmesi talebine karar verilmesine yer olmadığına kararının verildiği, bu nedenle hükümlü müdafiinin yargılamanın yenilenmesi ve infazın durdurulması konusunda yaptığı talep konusunda, daha önceden değerlendirme yapılmış olması nedeni ile karar verilmesine yer olmadığına dair, itiraz yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. 21.08.2017 tarihli dilekçesi ile hükümlü müdafii, 03.07.2017 tarihli ek kararın itirazen incelenerek kaldırılmasına yönelik itirazda bulunmuştur. Mahkemenin, 23.08.2017 tarih, 2004/157 esas sayılı kararı ile 03.07.2017 tarihli ek kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden itiraz incelemesi için dosyanın, Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.08.2017 tarih, 2017/430 D.İş sayılı kararı ile özetle, verilen ek kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın reddine, kesin olarak, oybirliği ile karar verilmiştir. 26.06.2019 tarihli dilekçesi ile hükümlü müdafii özetle, yargılama safahati ile 1997/9 esas ve 1998/407 karar sayılı ilamda yer alan muhalefet şerhleri de belirtilerek, olayda suç vasfının tayin ve tespitinde sorun bulunduğu, her ne kadar hükümlü, Halfeli Köyünde Sinan Kod'un talimatı ile komite kurarak Halfeli, Hoşhaber, Kundo mezralarındaki okulların yakılmasından sorumlu tutulmuş ise de bu okulların yakılmasına iştirak ettiğine dair birbirleri ile çelişen ifadeler dışında kesin bir kanıt bulunmadığını, ..., ... ... ve sanık ...'nin beyanları dışında hükümlü hakkında somut bir delilin bulunmadığını, bu beyanların aşamalarda farklılık gösterdiğini, savunmanın aksini kanıtlar şekilde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı bir delilin bulunmadığını, ayrıca aynı dosyada aynı suçtan yargılanan ... hakkında süreli hapis cezasına hükmedilirken hükümlü hakkında müebbet ağır hapis cezasına hükmedilmesinin de eşitlik ve adalet ilkeleri ile bağdaşmadığını, örgütün herhangi bir bombalı eylemine katılmayan, silahlı taciz, yaralama, öldürme, yağma, roketle saldırı eylemlerini gerekleştirmeyen hükümlüye atılı suçun nitelik ve vahameti itibarı ile 765 sayılı TCK'nın 125. maddesi kapsamında kalmadığı, somut olaya bakıldığında ...'nın 1993 yılı bahar aylarında terör örgütü PKK tarafından Iğdır ili Halfeli köyünde oluşturulan Milis komitisenin başkanlığına getirildiğinin açık olduğu, hükümlü FETÖ/PDY mensubu olsa idi kendisine isnat edilecek suçun semt imamı, ilçe imamı veya bölge imamı olarak değerlendirileceğini ve buna yönelik TCK'nın 314/2 veya 314/1 maddelerinin hakkında uygulanacağını, bu kapsamda sanığa isnat edilen Halfeli Köyü komitesi başkanı olmasının 765 sayılı TCK'nın 168/2 veya 5237 sayılı TCK'nın 314/2 veya 314/1 maddeleri kapsamında olduğu düşüncesi ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunularak, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.02.2013 tarih, 2004/105 esas, 2004/119 ek kararının kaldırılmasını ve hakkında TCK'nın 314/2 veya 314/1 maddelerince karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemeye sunulan 20.07.2019 tarihli mütalaasında Cumhuriyet savcısı, yasal şartları oluşmadığından talebin reddine karar verilmesini istemiştir. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 02.08.2019 tarih, 2004/157 esas ve 2004/1 karar sayılı ek kararı ile özetle; hükümlü hakkında verilen kararının Yargıtay incelemesi sonrası onanarak kesinleştiği, yargılamanın yenilenmesine ilişkin yasal şartların oluşmadığı anlaşıldığından, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine, itiraz kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verilmiştir. Heyette Üye Hakim olarak 216356 sicilli, ... ... görev almıştır. 03.09.2019 havale tarihli dilekçesi ile hükümlü müdafii ek kararın kaldırılmasına ilişkin itirazda bulunmuştur. UYAP sisteminde bulunan tebliğ evrakına göre; içerisinde 02.08.2019 tarihli ek kararın bulunduğu tebligat mazbatası, 15.08.2019 tarihinde müdafiinin büro çalışanına tebliğ edilmiştir. Mahkemenin, 15.10.2019 tarih, 2004/157 esas sayılı kararı ile özetle; usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından değişiklik yapılmasına yer olmayan ek karara yapılan itirazı incelemek üzere dosyanın, itiraz dilekçesi ve karardan bir örnekle birlikte, Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İtiraz merciine sunulan 16.10.2019 tarihli mütalaasında Cumhuriyet savcısı, yasal şartları oluşmadığından talebin reddine karar verilmesini istemiştir. İtiraz tarihinin 02.09.2019 tarihi olarak karar başlığında belirtildiği görülen, Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 16.10.2019 tarih, 2019/440 değişik iş sayılı kararı ile özetle; hükümlü müdafiinin göndermiş olduğu 26.06.2019 tarihli dilekçesi ile yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 02.08.2019 tarihli ek kararı ile yargılamanın yenilenmesine ilişkin yasal nedenlerden herhangi birini göstermediği gibi hükümlünün beyanlarının yargılamanın yenilenmesi şartlarına uymadığından talebinin reddine karar verilerek hükümlüye tebliğ edildiği, karara karşı hükümlünün itiraz ettiğinin anlaşıldığı belirtilerek yapılan inceleme neticesinde, 02.08.2019 tarihli ek kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, yapılan itirazın reddine, kesin olarak, oy birliği ile karar verilmiştir. Kararı veren heyette Üye Hakim olarak 216356 sicilli, ... ... görev almıştır. 18.11.2019 tarihli dilekçesi ile hükümlü ..., özetle; Yargıtay onamasından geçerek kesinleşen müebbet ağır hapis cezasına dair hükmü infaz ettiğini, cezasının dosya üzerinden yapılan inceleme ile uyarlama yargılaması yapılarak hapis cezasına çevrildiğini, bu kapsamda, kapatılan DGM'inde yargılamasının yapıldığını, kapatılan bu mahkemelerde asker kökenli hakimlerin görev alması nedeni ile mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı yönünden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ve Anayasa Mahkemesinin Kararları ile AİHS'nin 6 maddesi kapsamında ihlal kararlarının verildiğini ve yargılamaların yeniden yapıldığını, bu kararlara göre yargılamanın bir bölümüne dahi katılmış olsalar dahi, şayet hükme bu yargılama esas oluşturmuş ise adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin bu kararlarda belirtildiğini, bu bağlamda tarafsız ve bağımsızlığından emin olunamayan bir mahkemece verilen hükmün infazına katlanmak mecburiyetinde kalınması nedeni ile hükmün infazı süresince devam eden bir ihlalin söz konusu olduğunu, Anayasa Mahkemesinin ... başvurusu ile ilgili kararında bunun ayrıntılarına yer verildiğini, benzer şekilde ... ... ve diğerleri ile ... ve ... başvurularında ihlal kararlarına atıfta bulunularak yargılamanın yenilenmesi sureti ile ihlalin giderilmesine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesine göre içtihat haline gelen AİHM kararları uyarınca, mahkemenin yargı yetkisini tanıyan mercilerinde benzer şekilde karar vermesinin ve yeniden yapılacak olan yargılamanın ise baştan yapılması gerektiğinin belirtildiği, bu uygulamanın tarafına da uygulanmasında eşitlik ilkesinin bir gereği olduğu, süreçte Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kapatılması üzerine dosyasının Ağır Ceza Mahkemelerine devredildiğini ancak aşamalarda gösterdiği tanıkların dinlenilmediğini, hatta asılsız olduğu anlaşılan iddialar kapsamında Mahkeme Başkanının da muhalefet şerhinin bulunduğunu, mahkumiyet kararını veren hakimlerin bir kısmının süreçte FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmaları nedeni ile ihraç edildiklerini, bu hususların adil bir yargılamanın yapılmadığını ortaya koyduğunu, ayrıca; kan davası nedeni ile köyde ikamet etmediğine ve gidemediğine dair tanık beyanları ile savunmasına, ... ...'nın kaçıranlar arasında bulunmadığına,....n örgüt mensupları ile buluşturup para almadığına dair beyanlarına ve savunmalarına itibar edilmediğini, ... ...'ın çelişkili beyanlarından aslında kendisini kaçıranları görmediğini ve karakolda şahsını filistin askısında görmesi üzerine kolluğun yönlendirmesi ile ifade verdiğinin, yakılan üç okulun aynı saatlerde ve aynı gün yakılmış olması ...'ın yakan kişiler arasında kendisini belirtmemesi, tanık ...'ında Ankara'da evinde misafir olduğunu söylemesi hususlarının dikkate alınmadığını, gerekir ise ...'ında tanık olarak dinlenmesini, ...'in beyanlarının da tahliye olduktan sonra yurt dışında örgütsel faaliyette bulunmadığının delili olduğunu, bu hususta başkaca şahitlerinin de bulunduğu halde dinlenilmediğini, bu hususların adil bir yargılamanın yapılmadığını ortaya koyduğunu, ayrıca soruşturma aşamasında gözaltında bulundurulduğu süreçte avukatı ile görüştürülmediğini, 63 gün gibi uzun bir süre gözaltında kaldığını, bu esnada işkenceye maruz kaldığını, buna ilişkin hazırlanan raporların dosyada mevcut olduğunu, ... ...'ın ifadeleri ile de bu hususun ispatlandığını, siyasi bir partiden belediye başkanlığına aday olması sonrasında bölgenin etnik ve sosyal yapısından kaynaklı siyasi çekişmelerin neticesinde kendisinin hedefe alınarak komplo kurulduğunu, aynı zamanda o süreçte bölgeden inşaat malzemeleri satan tek işyerinin kendisinde olmasının da rakiplerinin işine gelmediğinden bu yolla bitirilmeye çalışıldığını, somut bir delil olmadan hakkında mahkumiyet kararı verildiğini, gerekçeli kararda da bu hususların açıklanamadığını, bu nedenlerle adil yargılanma hakkı kapsamında AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına istinaden yeniden yargılamasının yapılmasını, ...'ın okulların yakılması ile ilgili olarak dinlenilmesini, infazın durdurulmasını talep etmiştir. Mahkemeye sunulan 06.02.2020 tarihli mütalaasında Cumhuriyet savcısı yasal şartları oluşmadığından talebin reddine karar verilmesi istenmiştir. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.02.2020 tarih, 2004/157 esas ve 2004/1 karar sayılı ek kararı ile özetle; yargılamanın yenilenmesi talebi konusunda daha önce değerlendirme yapılmış olduğundan yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına, itiraz yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Bu süreçte hükümlü müdafiinin 30.04.2020 tarihli dilekçeleri ile 7242 sayılı Kanun uyarınca hükümlü hakkında lehe kanun değerlendirilmesinin yapılması ayrıca belirtilen kanun kapsamında yapılan düzenlemelerin dışında bırakılmasının Anayasa'ya aykırılığı nedeni ile Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulması, yine hükmün infazın durdurulması ve yargılamanın yenilenmesine dair istemlerde bulunulduğu; fakat mahkemece istemlerin reddine yönelik ek karar verildiği görülmüştür. Ayrıca; gerek mahkumiyete gerekse süreçte uyarlama yargılamasına konu karar ve Yargıtay kararlarına ilişkin olarak hükümlü müdafiinin 16.04.2021 tarihli dilekçesi ile yaptğı karar düzeltme istemi, Yargıtay C. Başsavcılığının, 21.05.2021 tarih ve KD-2021/57153 sayılı yazısı ile özetle;1412 sayılı Ceza Yargılama Yasasında yer alan karar düzeltme Kanun yoluna, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasasında yer verilmediği ve hükmün Yargıtay tarafından tarihinde karara bağlandığı gözetilerek, istemin itiraz niteliğinde olduğunun kabulüyle yapılan incelemesinde, ileri sürülen düzeltme sebeplerinin daha önce dile getirildiği, Dairece yapılan incelemede bu konuların değerlendirildiği, hükmün esasına etkili bir hususun inceleme dışı bırakılmadığı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanunun 308. maddesi uyarınca karara itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebep bulunmadığından itiraz yoluna gidilmediği belirtilmiştir. 12.10.2021 ve 15.11.2021 tarihli dilekçeleri ile hükümlü müdafii özetle; hukuki sürecin ayrıntıları belirtilerek, 22 günlük gözaltı sürecinde işkence ve baskı altında alınan ve müvekkili tarafından kabul edilmeyen, müdafiinin hukuki yardımından da yararlanmayan kolluk beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesi, tarafsız ve bağımsızlığından endişe duyulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılaması yapılmış ve müebbet ağır hapis cezası verilmesi, tanık olarak gösterdiği kişilerin dinlenilmemesi, lehine verilen ifadelerin de nazara alınmaması, yargılama safahatlarinde de ileri sürülen esasa dair değerlendirmelerine istinaden, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.11.2004 tarih, 2004/105 e., 2004/119 k. sayılı kesinleşmiş mahkumiyet kararının ve 03.07.2017 tarihli ek kararının kanun yararına bozulması hususunda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne ihbarda bulunmuştur. 22.11.2021 tarihli yazısı ile Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne özetle, dosya kapsamı uyarınca hükümlü hakkında verilen kararın Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 26.04.2005 tarih, 2005/1939 esas ve 2005/1777 karar sayılı ilamıyla temyiz incelemesinden geçerek onanarak kesinleştiği, Kanun Yararına Bozma kanun yolunun ise hakim veya mahkeme kararlarından temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen ve hukuka aykırı olan kararlara ilişkin başvurulabilen bir yol olduğu, dolayısıyla ilgili kanun yolunun yasal şartlarının oluşmadığı görüşünde bulunmuştur. 21.02.2022 tarihli dilekçesi ile hükümlü müdafii, hükümlünün sağlık raporlarını ibraz ederek, tahliyesine karar verilmesini istemiştir. III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI: Yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine dair verilen karara katılan üye hakimin, ayrıca itiraz mercii olan Ağır Ceza Mahkemesince verilen karara katılmasında, 5271 sayılı CMK'nın 23/3 maddesi kapsamında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir. IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME: Konu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir; 5271 sayılı Kanunun Yargılamaya katılamayacak hakim Madde 23 – (1) Bir karar veya hükme katılan hakim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz. (2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz. (3) Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim, aynı işte görev alamaz. 5271 sayılı CMK'nın 23. maddesinin gerekçesi şöyledir; "Madde, hakimi bazı yargısal işlemleri yapmaktan yasaklamaktadır. Maddede yer alan bu hüküm “kamu davasını açmakla ve bu husustaki işlemleri yürütmekle görevli olanlarla, hüküm mercileri arasındaki kesin ayrımın muhafaza edilmesine ilişkin ilkeyi vurgulamaktadır. 1412 sayılı Kanunun 22. maddesinde “hüküm”den söz edilmektedir. Bu maddeye ilişkin gerekçede bu sözcüğün hem hükmü, hem de kararı tanımlayan geniş anlamda kullanıldığı belirtilmiş olmakla birlikte, uygulamada tereddüt ve yanılgıya ortam bırakmamak için maddede “karar veya hüküm” denilerek her iki sözcüğe de yer verilmiştir. Hakim, vermiş olduğu ve itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Toplanan delilleri tartışıp suçun nitelendirilmesini yapmak suretiyle görevsizlik kararı veren hâkim de yargılamayı yapacak yüksek görevli mahkemede görev alamaz. Karşılaştırmalı Yargılama Hukukunda bu konu daha kapsamlı olarak ele alınmıştır: Genel ilke, hâkimlerin önceden aynı işte soruşturmaya katılmamış olmalarıdır. Hâkimlerin, bir işe müdahale ettiklerinde önceden bir fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin 6. maddesine dayanarak hâkimin önce soruşturmasını veya bir soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır. Avrupa Usul Kanunlarında da benzeri hükümler yer almaktadır. Ancak, pratik nedenlerle ilkeyi ihlâl eden kanunlar varsa da bu istisnalar Avrupa hukuklarında giderek gerilemektedir." 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 11. maddesi, CMK'nın 23/2. maddesinin kapsam ve uygulanma alanını şu şekilde sınırlandırmıştır: "Ceza Muhakemesi Kanununun 23'üncü maddesinin ikinci fıkrası, Kanunun 163. maddesi hükmü dışındaki hallerde uygulanmaz." Ceza yargılamasında işin esası hakkında karar veren ya da üst mahkemede hukuki denetim yapan hakimin, daha önce mesela soruşturma aşamasında verdiği karar ya da yaptığı işlemlerin, ön yargı veya ihsası rey kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, verilen karar ya da yapılan işlemlerin nitelik ve içeriğine göre belirlenecektir. Daha önce verilen karar, esasa ilişkin bir konunun ön kararı niteliğinde ya da sanığın/şüphelinin suçlu olup olmadığına ilişkin bir görüş, kanaat içermekte ise (İHAM Sainte-Marie/France 16.12.1992 t.12981/87sy) tarafsız mahkeme/hakim ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Hakimin, vermiş olduğu ve itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamayacağı gözetilmeden, yargılamanın yenilenmesi talebinin reddine karar veren mahkeme heyetinde görev alan üye hakimin, iş bu karara müdafii tarafından yapılan itirazı incelemekle görev ve yetkili olan ağır ceza mahkemesine üye hakim sıfatıyla katılmak suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 23/1 maddesine muhalefet edilmesinde isabet bulunmadığından, istemin kabulüne karar verilmiştir. V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.01.2022 tarih ve 2021/6034 sayılı Kanun Yararına bozma istemi yerinde görüldüğünden, Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 16.10.2019 tarih, 2019/440 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309/4-a maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA, infazın durdurulmasına dair istemin REDDİNE, dosyanın gereği için mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2020/121 E., 2021/81 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
madde kullanma suçundan verilen beraat hükmü katılanların uyuşturucu madde kullanma suçundan açılan davaya katılmaya hak ve yetkilerinin bulunmaması nedeniyle katılanlar vekilinin bu suçtan verilen beraat kararına yönelik temyiz talebinin CMK’nın 317. maddesi uyarınca Özel Dairece temyiz talebinin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup inceleme direnmenin kapsamına göre sanık ...
Ceza Genel Kurulu         2020/121 E.  ,  2021/81 K. "İçtihat Metni" Kararı Veren Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi Mahkemesi :Ağır Ceza Sayısı : 1-133 Kasten öldürme suçundan sanık ...'ın TCK'nın 81/1, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.07.2014 tarihli ve 26-411 sayılı, ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükmün sanık ve müdafisi ile katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.12.2017 tarih ve 1424-5087 sayı ile; "...Oluşa ve dosya kapsamına göre; yaşı maktule göre yaklaşık 25 yıl küçük olan sanık ile maktulün arkadaş oldukları, olay günü maktul ve sanığın buluşup maktulün kamyonuna binerek şehir dışında tenha bir yere doğru gittikleri, yolda maktülün sanığın muhtelif yerlerine dokunması üzerine sanığın kızarak maktulü uyardığı, olay yerine geldiklerinde her ikisinin de esrar içtikleri, sanığın aksi kanıtlanamayan iddiasına göre maktulün kendisine meyve suyu içerisinde uyutucu etken maddesini içirmesi üzerine sanığın kendisinden geçtiği, uyandığında kendisinin ve maktulün iç çamaşırlarının inmiş olduğunu görmesi üzerine üzerinde bulunan maktulü bıçaklayarak öldürdüğü, maktulün iç çamaşırının dizlerine kadar inik hâlde bulunduğu ve kanında esrar maddesine rastlandığının belirtildiği olayda; A-) Sanığın aksi kanıtlanamayan ve maddi delillerle de desteklenen savunması karşısında maktulden sanığa yönelen haksız eylemlerin ulaştığı boyut da dikkate alındığında, sanık hakkında TCK'nın 29. maddesi gereğince makul bir oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, B-) Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı Yasanın TCK'nın 53. maddesindeki iptal edilen hususların gözetilmesinde zorunluluk bulunması,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkeme kasten öldürme suçundan sanığın TCK'nın 81/1, 29, 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 17 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 10.04.2018 tarihli ve 27-143 sayılı, karar tarihi itibarıyla hükmedilen ceza miktarı yönünden resen temyize tabi olan hükmün sanık ve katılanlar vekili tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 04.12.2018 tarih ve 4352-5160 sayı ile; "...Dairemizin 13.12.2017 tarihli ilamı uyarınca; 'Sanığın aksi kanıtlanamayan ve maddi delillerle de desteklenen savunması karşısında maktulden sanığa yönelen haksız eylemlerin ulaştığı boyut da dikkate alındığında, sanık hakkında TCK'nın 29. maddesi gereğince makul bir oranda haksız tahrik indirimi yapılması gerektiğinin düşünülmemesi' nedeniyle kararın bozulduğu anlaşılmakla, bozma ilamından sonra yerel mahkemece bozmaya uyularak makul oranda tahrik uygulanması gerekirken bozma ilamı da etkisiz kılınarak, azami hadde yakın şekilde 17 yıl hapis cezası verilerek eksik ceza tayini," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Yerel mahkeme ise 15.03.2019 tarih ve 1-133 sayı ile; "Yargıtay 1. Ceza Dairesi bozma ilamının kendi içinde çelişkili olması, daha önce uyulmasına karar verilen Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 13.12.2017 tarih ve 2017/1424 esas - 2017/5087 karar sayılı bozma ilamı doğrultusunda mahkememizce önceki kararında sanık hakkında haksız tahrik nedeniyle makul oranda ceza indirimi yapılmış olması nedeni ile mahkememizin 10/04/2018 tarih ve 2018/27 esas- 2018/143 karar sayılı ilamıyla kurulan hükümde direnilmesine karar vermek gerekmiştir." şeklindeki gerekçeyle bozma nedenine direnerek önceki hüküm gibi haksız tahrik indirim oranı uygulayarak sanığın kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken 305. maddesi uyarınca resen temyize tabi olan bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.12.2019 tarihli ve 37463 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Yargıtay 1. Ceza Dairesince 11.02.2020 tarih ve 3881-441 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI Sanık hakkında uyuşturucu madde kullanma suçundan verilen beraat hükmü katılanların uyuşturucu madde kullanma suçundan açılan davaya katılmaya hak ve yetkilerinin bulunmaması nedeniyle katılanlar vekilinin bu suçtan verilen beraat kararına yönelik temyiz talebinin CMK’nın 317. maddesi uyarınca Özel Dairece temyiz talebinin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup inceleme direnmenin kapsamına göre sanık ... hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 29/1. maddesi uyarınca haksız tahrik nedeniyle yapılan indirim oranının isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosya kapsamından; 30.12.2013 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı gün saat 20.15 sıralarında Adana İl Jandarma Komutanlığına Sarıçam ilçesi, Akkuyu köyünde kasten öldürme olayının meydana geldiğinin bildirilmesi üzerine olay yerine saat 21.15 sıralarında intikal edildiği, olayın Sarıçam ilçesi, Akkuyu köyü, Ören mevkisi, köyün yaklaşık 1 (bir) km kuzeydoğusunda boş çalılık arazi olduğu, öldürme olayının meydana geldiği aracın ... plakalı, beyaz renkli, Mitsubishi marka panelvan cinsi olduğu, Akkuyu köyünden aracın bulunduğu araziye doğru stabilize yol olduğu, aracın bulunduğu noktadan daha ileriye devam eden yolun olmadığı, ön kısmının güneybatı istikametini gösterdiği, stabilize yoldan çalılıklar arasına çekilmiş olduğu, araç kapıları kontrol edildiğinde, sol ön taraf şoför kapısı ve yan kayar kapının açık, kilitli olmadığı, diğer sağ ön ve sağ yan kayar kapının ve arka bagaj kapısının kilitli olduğu, ön koltukların arka kısmında koltuk bulunmadığı, kontak anahtarının araç üzerine takılı vaziyette olduğu, maktulün baş kısmının aracın ön tarafına, ayaklarının ise bagaj kısmına doğru, sağ yan kısmına yatar vaziyette erkek cesedi olduğu, aracın dış çevresinde yapılan incelemede, sağ arka lastiğin yaklaşık 50 cm ön tarafında, aracın alt kısmına doğru 1 adet yarım içilmiş, uyuşturucu madde sarıldığı değerlendirilen beyaz renkli sigara izmaritinin bulunarak bulgu poşetine alındığı, aracın sağ ön lastiği hizasının alt kısmı ve sol şoför kapısı ile yan kayar kapı alt kısmına denk gelen yerde kan olduğu, aracın sol yan kayar kapısı açıldığında, iç tarafta baş tarafı aracın ön kısmına, ayakları bagaj kısmına doğru sağ kolu geriye, sol kolu kalça hizasında bulunan, sağ yanı üzerine yatık vaziyette, eşofman altı ve iç çamaşırı yarıya kadar indirilmiş vaziyette, üst kısmında lacivert renkli kazak ve lacivert renkli yarım kol mont bulunan boğazı kesici aletle kesilmiş 40-45 yaşlarında, 1,75-1,80 cm boylarında, 75-80 kg ağırlığında erkek cesedi olduğu, cesedin ayakkabılarının çıkarılmış vaziyette olduğu, cesedin kalça hizasında vücudunun altına kalmış vaziyette siyah deri mont, cesedin baş kısmı çevresinin yoğun kan, sol kapı ve yan sac üzerinde sıçramış vaziyette kan lekeleri olduğu, maktulün bulunduğu arka kabin içinde büyük boy serili vaziyette beyaz renkli çuval, beyaz poşet içerisinde 7 adet açılmamış Permatik, Arko krem tüpü, iç yarıya kadar dolu 5 litrelik pet şişe, 0,5 litrelik pet şişe, beyaz çakmak, elektrot tutacağı, 1 adet kullanılmış peçete, kan bulaşmış Lark marka ve markası belli olmayan sigara izmariti, ön koltukta içerisinde portakal olan poşet, araç içerisinde Cumhuriyet savcısı ile otopsi işlemine geçildiği, kısa kollu montun sağ cebinden 1964 doğumlu ... adına kayıtlı kimlik çıktığı, yine montun cebinden 2 adet peçete çıktığı, maktulün boğazında 12 cm büyüklüğünde kesici alet izi ve kesik yerin hemen alt kısmında kesici aletle yapıldığı değerlendirilen iz bulunduğu, tırnak aralarında bulunabilecek doku parçaları için tırnaklardan numune alındığı, araç içerisinde ele geçen delillerin ve parmak izlerinin usulüne uygun olarak toplandığı ve ambalajlandığı, araca yaklaşık 100 metre uzaklıkta ağaçların arasına sokulmuş vaziyette üzeri kanlı lacivert renkli mont bulunduğu tespitlerine yer verildiği, 30.12.2013 tarihli olay yeri inceleme ve ölü muayene raporunda; aynı gün saat 20.30 sıralarında Jandarma tarafından nöbetçi Cumhuriyet savcısına telefon edilerek Akkuyu Köyü İlköğretim Okulunun 1 km kadar ilerisinde arazi içerisinde kapalı kasa kamyonet içerisinde bir erkeğin öldürülmüş olarak bulunduğunun bildirilmesi üzerine olay yerine saat 22.00 sıralarında intikal edildiği, olayın Akkuyu köyünden 1 km kadar ileride Tapur mevkisi denilen yerde meydana geldiği, yolun sağ tarafında arka tarafı yola doğru olmak üzere ... plakalı beyaz renkli Mitsubishi marka kapalı kasa kamyonetin durduğunun görüldüğü, ön kapılarının açık olduğu, arka kapısının kapalı olduğu, kapılar açıldığında aracın içinde sağ tarafı altta, sol tarafı üstte olmak üzere yönü arabanın soluna doğru dönük bir erkek cesedinin bulunduğu, aracın altında yaklaşık orta sağ kısmında bir sigara izmariti, orta alt ve sağ alt kısımlarında zeminde kan lekelerinin olduğu, aracın içerisinde boş olan arka kısmında cesedin bulunduğu yerde yoğun olmak üzere aracın pek çok yerinde kan görüldüğü, aracın tavanında bir ize rastlanmadığı, Jandarma görevlilerince olay yerine yaklaşık 100 metre mesafede 1 adet kanlı parka bulunduğu, kamyonet kasasının arka kısmında yaklaşık üçte ikisi dolu 3 litrelik bir pet su şişesi, yine kamyonetin arka kapısına yakın 1 adet 0,5 litrelik pet su şişesi, ölen kişiye ait olduğu düşünülen 2 adet kahverengi ayakkabının üst üste aracın sağ arka kapısı iç kısmında bulunduğu, şahsın üzerinden çıkan kimliğine göre 1964 doğumlu ... ve aracın sahibinin ... olduğu, ölenin üzerinde siyah mont, siyah kazak, beyaz külot, beyaz fanila, bej rengi pantolon, kahverengi çoraplar, ... ucunda çıkmış durumda siyah bir mont bunlarda da yer yer kan olduğu, cesedin boğazında derin bir kesi izinin bulunduğu, cesedin ölü muayenesinde, yaklaşık 1,70 cm boyunda, 45-50 yaşlarında, 75-80 kg ağırlığında, saçları önden ve ortadan dökülmüş, kırlaşmış siyah saçlı, kahverengi gözlü, sünnetli erkek cesedi, ölü katılığının devam ettiği, ölü lekelerinin hafif şekilde sırtta oluştuğu, dış muayenede boyun ön yüzde tiroit kıkırdağın üzerinden geçen yaklaşık 10-12 cm uzunluğunda larinksin açıkta izlendiği, derin kesici delici alet yarası olduğu, bu yaranın 2-3 cm aşağısında boyun sol tarafta her iki ucu ciltte yüzeysel keşi şeklinde devam eden yaklaşık 2,5 cm uzunluğunda derin kesici delici alet yarası, yüz ve boyun bölgesinde kan pıhtıları ve lekelerinin bulunduğu tespitlerine yer verildiği, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının 31.12.2013 ve 05.01.2014 tarihli yazıları ve HTS kayıtlarının incelenmesinde; maktul ...’ın kendine ait 0539 746 90 93 numaralı telefonu ile 26.12.2013 tarihinde yoğun olarak ve en son görüştüğü GSM hattının 0536 921 27 02 numaralı telefon olduğu bilgilerine yer verildiği, 31.12.2013 tarihli teşhis tutanağında; katılan ...'ın kendisine gösterilen cesedin babası ...’a ait olduğunu, kendisini en son Perşembe günü sabah saat 10.00 sıralarında gördüğünü, içinde bulunduğu araba ile evden ayrılıp gittiğini, daha sonra kendisinden haber alamadıklarını, dün gece saat 23.00 sıralarında olayı öğrendiklerini, neden ve kim tarafından öldürüldüğü konusunda bir bilgisinin olmadığını, kayıp olduğuna dair herhangi bir başvuruda bulunmadıklarını ifade ettiği, 03.01.2014 tarihinde düzenlenen araştırma tutanağında; olay mahalli ve çevresinde yapılan incelemeler sonucu kanlı bir adet siyah renkli mont bulunduğu, sonrasında yapılan çalışmalarda Adana içerisinde bulunan güvenlik kameralarının incelenmesinde, 26.12.2013 tarihinde maktul ...’ın aracını tamir için gittiği Adana ili, Yüreğir ilçesi, Kozan yolu üzerinde bulunan Cem Oto Kilit Tamir isimli iş yeri önünde görüntülerinin tespit edildiği, görüntülerin incelenmesi sonucunda; maktulün yanına gelerek konuşan ve bir müddet sonra ayrılan ismi tespit edilemeyen 25-35 yaşlarında esmer, siyah kısa saçlı, kirli sakallı bir erkek şahsın üzerindeki montun sol göğüs hizasındaki kokart şeklindeki amblem ile yine sol kol üzerinde bulunan kokart şeklindeki amblemin olay yeri çevresinde bulunan mont ile benzerlik gösterdiğinin tespit edildiği, maktule ait 0539....numaralı GSM hattının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından alınan HTS kayıtlarında yoğun olarak ve en son görüştüğü GSM hattının 0 536 .... numaralı telefon olduğu, hattın ... adına kayıtlı olduğu bilgilerine yer verildiği, 09.01.2014 tarihli yakalama tutanağında; aynı gün saat 14.30 sıralarında Adana 8. Sulh Ceza Mahkemesinin 2014/ 223 değişik iş sayılı yakalama kararı uyarınca kasten öldürme suçundan arandığı anlaşılan sanık ... “Alo Dürüm" isimli iş yerinde bir masada oturmakta iken yakalandığı ve Polis Merkezi’ne intikal ettirildiği, 10.01.2014 tarihli yer gösterme tutanaklarında; Akkuyu köyünde 30.12.2013 tarihinde kapalı kasa araç içerisinde maktul ... isimli şahsın boğazı kesik bir şekilde bulunması olayının sanığı ...’ın 09.01.2014 tarihinde çalıştığı lokantada yakalandığı ve alınan ifadesinde, olay yerinden ayrılırken olay yeri çevresinde bulunup incelenmek üzere muhafaza altına alınan montun haricinde olay nedeniyle kan olan pantolonunu ve maktulün telefonunu olay yerinde çalıların arasına bıraktığını beyan etmesi üzerine 10.01.2014 tarihinde olay yerine gidildiği, sanığın yer göstermesi sonucu olay yerine 2 km uzaklıkta boş arazi içerisinde maktule ait Samsung marka cep telefonunun bulunduğu, telefonun batarya ve sim kartının üzerinde olmadığının tespit edildiği, telefonun bulunduğu yerden 400-500 metre ileride çalıların arasında gizlenmiş vaziyette sanığın kendisine ait olduğunu belirttiği kanlı pantolonunun bulunduğu, bulunan pantolon ve telefonun incelenmek üzere olay yeri ekiplerince incelemek üzere muhafaza altına alındığı, sanığın olayda kullandığı bıçağı attığını belirttiği yer olan Büyük Otogar’ın yanındaki harabe binaya gidildiği, yapılan aramalarda bıçağın bulunamadığı bilgilerine yer verildiği, Adana Adli Tıp Grup Başkanlığının 18.02.2014 tarihli otopsi raporunda; 30.12.2013 tarihinde kamyonet içerisinde ölü olarak bulunduğu belirlenen maktulün cesedine yapılan otopside, kanda alkol bulunmadığı, idrarda THC ( Esrar) bulunduğu, ayrıca ilaç etken maddeleri olan Acetominophen, Chlorpheniramin, Naproxen bulunduğu, 1 no’lu yaranın boyun önde trakeayı içeren 13 cm uzunlukta, 2 no’lu yaranın ise 1 no’lu yaranın 1 cm altında 2,5x1 ebadında 6 cm kuyruğu olan bir yara olduğu, 3 no’lu yaranın sol çene kavsi altında 3,5 cm uzunlukta olduğu, 4 no’lu yaranın ise 1 no’lu yaranın 1 cm solunda 1 cm uzunlukta düzgün kenarlı bir açısı dar bir açısı geniş kesici-delici alet yaralarının mevcut olduğu, toplamda maktulün vücudunda 4 adet kesici delici alet yarasının mevcut olduğu, haricen 1 ve 3 no da tarif edilen yaralanmaların öldürücü nitelikte oldukları, kullanılan aletin bir kenarının keskin, diğer kenarının küt vasıfta kesici delici alet olduğu, maktulün ölümünün kesici delici alet yaralanmasına bağlı boyun büyük damar ve trakeya kesilmelerinden gelişen dış kanama sonucu meydana geldiği tespitlerine yer verildiği, Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün BYL-14-00716 sayılı ve 07.02.2014 tarihli uzmanlık raporunda; sanığa ait montun dış yüzeyinden ve gri renkli kot pantolondan alınan svapların maktulün kan örneği ile genotip olarak uyumlu olduğu tespitlerine yer verildiği, Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 13.01.2014 tarih ve 80213 soruşturma No.lu Ek Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı ve Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2014 tarih ve 84 değişik iş sayılı kararından; sanığın babası tanık ... hakkında takipsizlik kararı verildiği, takipsizlik kararına karşı yapılan itirazın da reddedildiği, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Memurluğunun 2014/ 3217 sırasında: 1 adet plastik su bidonu, 4 adet pet şişe, 1 adet Arko krem, 1 adet krem kutusu, 2 adet poşet, 2 adet çakmak, Samsung marka ....8354 imei no’lu cep telefonunun kayıtlı olduğu, Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Emanet Memurluğunun 2014/ 3547 sırasında; 1 adet eşofman altı, 1 adet mont, kan örneği, 2 adet svap, atlet, külot, 1 çift ayakkabı, 1 çift çorap, 16 adet svap, 2 adet kan örneği, maktulden alınan 5 adet tırnak, 5 adet sigara izmariti, 3 adet peçete, kıl örneği ve kazağın kayıtlı bulunduğu, Sanığın adli sicil kaydının incelenmesinde suç tarihi itibarıyla Adana 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.10.2011 tarihli ve 475-733 sayılı ilamı ile TCK’nın 86/1, 87/3, 29/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 8 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükmün 25.01.2012 tarihinde kesinleştiği, 18.11.2012 tarihinde yerine getirildiği ve tekerrüre esas olduğu, Anlaşılmaktadır. Katılan ... Kollukta; maktulün eşi olduğunu, 26.12.2013 tarihinde maktülün “Aracın camları arızalı arabayı yaptırmak için tamirciye gideceğim.” diyerek evden ayrıldığını, üzerinde siyah kazak, lacivert yelek, siyah deri mont ve krem renkli pantolon olduğunu, eve gelmeyince 26.12.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında eşi maktulü aradığını, telefonunun çaldığını, ancak açılmadığını, daha sonra telefonu aradığında telefonun kapalı olduğunu, eşi maktulden hiç haber alamadıklarını, bir yere müracaatta bulunmadıklarını, eşi maktulün hasmı veya düşmanı olmadığını, kimseye borcu bulunmadığını, 30.12.2013 tarihinde Jandarmanın kendilerini araması ile eşinin vefat ettiğini duyduklarını, ölüm olayı sebebiyle şüphelendiği kimsenin olmadığını, Mahkemede; maktulün eşi olduğunu, sanığı tanımadığını, eşi maktulün uyuşturucu madde kullanmadığını, huzurdaki sanığın eşi maktul öldürülmeden 5 ay kadar önce gece saat 23.00 sıralarında cep telefonundan aradığını, telefonun yankı yapması sebebiyle konuşmaları duyduğunu, eşi maktule “Dayı dayı çabuk yetiş, 5 kişi beni sıkıştırıyor, öldürecekler, mezarlığın oraya gel, kafama silah dayamışlar.” dediğini, eşi maktulün Murat olarak hitap ettiği için huzurdaki sanık ... olduğunu anladığını, o gece eşi maktulün gitmediğini, ölmeden önce gece saat 23.00 sıralarında da sanığın maktulü aradığını, “Sabah gelecek misin?” diye sorduğunu, eşi maktulün de “Geleceğim.” dediğini, sanığın sabah tekrar aradığını, “Gel dayı bekliyorum.” dediğini, eşi maktulün olaydan 5 ay kadar önce gitseydi muhtemelen o gece öldürüleceğini, planlı bir şekilde öldürüldüğünü düşündüğünü, Katılan ... Kollukta; maktulün öz babası ve inşaat ustası olduğunu, ayrıca tekstil deposu işlettiğini, 26.12.2013 tarihinde saat 10.00 sıralarında maktulün “ Araçta arıza var. Onu yaptırmaya gidiyorum.” diyerek evden çıktığını, aynı gün öğleden sonra babası maktulü kullanmış olduğu 0539.... numaralı cep telefonunu aradığını, ancak telefonunun kapalı olduğunu, o günden beri kendisinden haber alamadıklarını, Adana İl Emniyet Müdürlüğüne gittiğini, babası maktul ile ilgili herhangi bir ihbar ve haber ulaşmadığını söylediklerini, annesi katılan ...'nın kullandığı telefon numarasının 0538...olduğunu, maktulün gayrimeşru ilişkisinin olup olmadığını bilmediğini, düşmanı bulunmadığını, Mahkemede; maktulün babası olduğunu, huzurdaki sanığı olaydan 7-8 ay önce bir kez gördüğünü, sanığın babasını eskiden beri tanıdığını söylediğini, ancak babası maktulün 2012 yılının sonlarında cezaevinde 40 gün kadar bir suçtan dolayı yattığını, o sırada sanıkla tanıştıklarını, babası maktulün uyuşturucu kullanmadığını, olay sabahı babası maktulün boya malzemelerini hazırladığını, Konya’daki Akbank Şubesini boyayacağını, kendisine hitaben "Aracın camları bozuk yaptırmaya gideceğim." dediğini, yanında da 5.000 TL para olduğundan bahsettiğini, hatta daha fazla da olabileceğini, bu paranın yok olduğunu, aracı teslim aldıklarında yakıt deposunun dolu olduğunu, Katılan ... Kollukta; maktulün babası olduğunu, 26.12.2013 tarihinde saat 10.00 sıralarında babasının kullandığı abisi katılan ... adına kayıtlı ... plaka sayılı Mitsubishi marka araçla kendilerine “Araçta arıza var. Onu yaptırmaya gidiyorum.” diyerek evden ayrıldığını, annesi katılan ... aradığında “İki üç güne eve gelirim.” dediğini, bu sebeple maktulü aramadıklarını, maktulün agresif bir kişiliği olduğunu, 30.12.2013 tarihinde Jandarmanın babasının vefat ettiğini bildirdiğini, Mahkemede; maktulün babası olduğunu, sanığı tanımadığını, Tanık ... Kollukta; 30.12.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında çalı kesmek için traktörü ile Akkuyu köyü, Tapur mevkisine geldiğini, aynı gün saat 16.00 sıralarında kestiği çalıları traktörü ile köye götürdüğü esnada beyaz renkli kapalı kasa kamyoneti gördüğünü, kamyonetten şüphelendiği için traktörünü durdurup kamyonetin içine baktığını, içerisinde erkek bir şahsın hareketsiz bir şekilde yattığını, belden aşağısı görünür vaziyette olduğunu, korktuğunu ve köye gittiğini, durumu tanık Aziz Berçin’e anlattığını, birlikte köy muhtarına gittiklerini, muhtarın da durumu Jandarmaya haber verdiğini, Tanık Aziz Berçin Kollukta; 28.12.2013 tarihinde saat 15.00 sıralarında Akkuyu köyü, Tapur mevkisine çalı kesmek amacıyla gittiğini, ağaçların arasında bir araç gördüğünü ve bulunduğu yere yaklaşmadığını, etrafında da kimseyi görmediğini, çalıları kesip eve gittiğini, bir gün sonra tanık ...’in yanına gittiğini, aynı aracı onun da gördüğünü, kendisine “Aracın içerisinde bir ceset gördüm.” dediğini, daha sonra Jandarmaya haber verdiklerini, Tanık ... Savcılıkta; sanığın oğlu olduğunu, 30.12.2013 tarihinde çalıştığı iş yerinden izin alarak Adana’daki evine geldiğini, 2-3 gün önce oğlu sanığın birlikte çalıştıkları iş yerinden bir günlük izin aldığını, kendisine telefonu ile 100 TL para verdiğini, sanığın bir günlük izin sonunda işe dönmediğini ve sanığa verdiği kendi telefonunu aradığını, cevap vermediğini, 2-3 gün sonra büyük oğlunun evine uğradığını, sanığın kız kardeşine “Birini bıçakladım.” diyerek evden bazı eşyalarını alıp ayrıldığını öğrendiğini, 3 Ocakta kendisinin işe başladığını, sim kartını yenilediği için kullandığı telefonu tanımadığı bir numaranın aradığını, iki kez arayınca açtığını, arayanın sanık olduğunu, kendisine “Birini bıçakladım. Teslim olacağım." dediğini, oğlu sanığı İskenderun’daki iş yerinden ayrıldıktan sonra hiç görmediğini, maktul ... isimli kişiyi de tanımadığını, sanığın bir süredir uyuşturucu madde kullandığını, olayla bir ilgisi olmadığını, oğlunun olayı anlatmasından sonra olay yerine gitmediğini, suç işlemediğini, oğluyla maktul ...’in arkadaşlıkları konusunda hiçbir bilgisinin olmadığını, Mahkemede; sanık olan oğluyla birlikte Hatay’ın Payas ilçesinde kanalizasyon işinde çalıştıklarını, sanığın olaydan 15 gün önce kendi kullandığı cep telefonunu da alarak yanından ayrıldığını, 30 Aralık tarihinde kendilerine şantiyeden izin verildiğini, Adana’ya döndüğünü, evdekilere sanığı sorduğunu, sanığın kendisinden ayrıldığı tarihin 30 Aralık’tan 4-5 gün önce olduğunu, daha sonra tekrar Payas’a döndüğünü, işe başladıktan 5-6 gün sonra tanımadığı bir numaradan arandığını, önce açmadığını, sonra telefonu açtığında arayanın sanık olduğunu anladığını, sanığa “Nerede olduğunu,” sorduğunu, sanığın cevaben “ Silifke’deyim, Birini vurdum.” dediğini, sanığa inanmadığını, “Birini vursan eve Polis ve Jandarmanın geleceğini, böyle bir görevlinin de gelmediğini, seni ararlarsa bu numaradan dönüş yapacağım. O zaman gelir teslim olursun.” dediğini, zaman zaman sanığın evden ayrıldığını, belli bir süre gelmediğini, o sebeple merak etmediğini, sanığın uyuşturucu tedavisi gördüğünü, maktulün ne şekilde öldürüldüğünü bilmediğini, Tanık... Mahkemede; Kilis’te müteahhitlik yaparken boyacıya ihtiyacı olduğunu, bir arkadaşı aracılığıyla maktulle tanıştığını, 3 ay kadar birlikte çalıştıklarını, arkadaş olduklarını, tanıdığı kadarıyla maktulün kişilik olarak düzgün olduğunu, Kilis’te aynı evde kaldıklarını, şantiyede de 80 kişi olduklarını, maktulün sigara dahi içmediğini, herhangi bir kötü hâline tanık olmadığını, Tanık Hamdullah Yalçın Mahkemede; maktulü 30 yıldır tanıdığını, birlikte çalıştıklarını, boyacılık yaptıklarını, maktulün çevresine düşkün, düzgün bir insan olduğunu, kötü alışkanlığı olmadığını, İfade etmişlerdir. Sanık ... müdafisi huzurunda Kollukta; maktulle 7 yıl önce tanıştığını, o dönemlerde evden kaçtığını, kendisinin karnını doyurduğunu ve sigara parası verdiğini, tanıştıktan birkaç ay sonra uyuşturucu kullanıp kullanmadığını sorduğunu, ara ara buluşup birlikte esrar içtiklerini, 2013 yılının son aylarında babası ile birlikte İskenderun ili, Karayılan beldesinde altyapı işinde çalıştıklarını, babasına kız arkadaşıyla görüşmeye gideceğini söyleyerek babasından 200 TL para ve telefonunu içinde takılı hattıyla aldığını, fakat amacının Adana’ya gelip esrar maddesi alıp geri gitmek olduğunu, 26.12.2013 tarihinde sabah saat 07.30-08.00 sıralarında maktulü aradığını, “Ne yapıyorsun?” dediğini, maktulün de “Yatıyorum. Sen ne yapıyorsun?” dediğini, cevaben “Hatay’dan Adana’ya geliyorum. Geçen seneden kalan bir mahkeme işim var.” dediğini, maktulün kendisine “Gel ben seni otogardan alırım. Birlikte esrar sarar içeriz.” dediğini, daha sonra önce Sinanpaşa’daki İbo isimli kişinin yanına gittiğini, amacının kendisine dönüşte esrar maddesi temin etmesini söylemek olduğunu, İbo gelmeyince maktulle Yüreğir Otogarı’nın orada buluştuklarını, aracın camını yaptırdıklarını, daha sonra araçla birlikte seyir hâlinde iken maktulün kendisi ile buluşacağı için aldığı esrarı sarmasını bilmediği için kendisine verdiğini, esrarı sardığını, birlikte içmeye başladıklarını, daha sonra meyve suyu içtiklerini, bilmediği bir yere tarlaların arasından geçerek gittiklerini, iki ağacın arasında park ettiklerini, maktule “Niye buraya geldiklerini” sorduğunu, kendisine gülümsediğini, tekrar kendilerine esrar sararken maktulün elini bacağına attığını, “Cicim, canım” demeye başladığını, ters tepki verdiğini, maktulün “Meyve suyunun içine iki üç hap attığını, biraz sonra sakinleşirsin.” dediğini, esrar ve hapın etkisiyle kendinden geçtiğini, kendine geldiğinde aracın arkasında kendini maktulün üzerinde bulduğunu, nevrinin döndüğünü, çıldıracak gibi olduğunu, tam kendisine geldiğinde aracın dışında, elinin yüzünün kan içinde olduğunu, ağladığını, sonra araca baktığında maktulün cansız gördüğünü ve kapıyı kapattığını, maktulün telefonunun çaldığını, o panikle telefonu ağaçların arasına attığını, üstündeki montu da otların arasına attığını, daha sonra pantolonunun da kanlı olduğunu görünce onuda çıkarıp çalıların arasına attığını, havanın hafif kararmak üzere olduğunu, olayın şokuyla kaçtığını, ne yapacağını bilmediğini, iki üç gün kendine gelemediğini, babasının telefonunu Otogar da düşürdüğünü, Silifke-Taşucu’nda “Alo Dürüm” isimli iş yerinde çalışmaya başladığını, babasının tekrar çıkarttığı 0536..... numaralı hattı aradığını, babasına olayı anlattığını, daha sonra 09.01.2014 tarihinde Jandarma’nın gelip kendini yakaladığını, çok pişman olduğunu, olayı bilinci kapalı bir şekilde kendisinin işlediğini, seyir hâlinde iken içtikleri meyve kutularını camdan aşağıya salladıkları için olay mahallinde meyve kutusu olmadığını, biraz kullanılmış şekildeki Arko kremi hatırlamadığını, aralarında boğuşma ya da kavga olup olmadığını hatırlamadığını, kendisine geldiğinde maktulün üzerinde kendisini gördüğünü, maktulle husumeti olmadığını, olayın uyuşturucunun etkisiyle birden geliştiğini, önceki eşcinsel muhabbetini bildiği için kendisine şaka amaçlı takıldığını, ancak konuyu kapattığını ve sarkıntılık yapmadığını, vicdan azabı duyduğu için ve ailesine zarar verecekleri düşüncesi ile teslim olmadığını, olay günü kendisine geldiğinde pantolonunun düğmesinin açık olduğunu, maktulün de pantolonunun açık olduğunu, ilişkiye girip girmediklerini hatırlamadığını, bıçağı nasıl vurduğunu bilmediğini, kendine geldiğinde pantolonunun baldırına kadar inik olduğunu, maktulün de anüs bölgesinin açık olduğunu, o anda kendini kaybettiğini, olayı eve geldiğinde babasına anlattığını ve ondan sonrada bir ara telefonda anlattığını, olay yerinden çıkıp gittiğini, aracın kapısını kapattığını, telefonu, montu ve pantolonu attığını, bıçağı da Otogar’ın yanındaki harabeye sakladığını hatırladığını, Savcılıkta; önceki ifadesinin doğru olduğunu, maktulü 7 yıldır tanıdığını, kendisiyle arasıra buluşup vakit geçirdiğini, küçük yaşlardan beri uyuşturucu madde kullandığını, maktulün de kullandığını, birlikte esrar içtiklerini, bir eşcinselin kendisine sarkıntılık yapması sebebiyle yaraladığını maktule anlattığını, bundan dolayı maktulün kendisine eşcinsel muamelesi yaptığını, kendisini uyarınca da şaka yaptığını söylediğini, babası tanık Kemalettin'e kız arkadaşı ile buluşacağını söyleyerek 200 TL parasını ve onun kullandığı telefonu ile 0536.... numaralı telefon hattını aldığını, 26.12.2013 tarihinde maktulü aradığını, daha sonra onunla buluştuklarını, buluşmadan önce esrar maddesi aldığını, maktulle buluştuktan sonra aracı ile seyir hâlinde iken esrar maddesini içmeye başladıklarını, maktulün aracı olay yerine götürdüğünü, “Burada esrarı rahat içeriz.” dediğini, bir ara elini bacağına uzatıp eşcinsel muamelesi yaptığını, tepki verince “Şaka yaptığını, meyve suyuna birkaç tane hap attığını,” söylediğini, birlikte esrar içtiklerini, bir ara maktulü kendi üzerinde bulduğunu, her ikisinin de pantolonlarının inik olduğunu, içtiği esrar maddesi etkisiyle o ara ne olduğunu hatırlamadığını, kendine geldiğinde aracın dışında ve elinin yüzünün kan içinde, elinde de kendisine ait bıçak olduğunu hatırladığını, maktulü bıçakladıysa da o anı kendisine içirdiği haplardan dolayı hatırlamadığını, olay yerinden ayrılırken maktulün cep telefonunun çaldığını duyunca telefonu çalıların arasına attığını, daha sonra Silifke’ye gittiğini, 8 Ocak günü telefonda olayı babasına anlattığını, bunun üzerine Jandarmanın kendisini yakaladığını, maktulü öldürmesi konusunda kimseden yardım almadığını, babasına olay yerine gidip orada bulunan delilleri karartmasını söylemediğini, kayıt altına alınan babası tanık Kemalettin' ile yaptığı görüşmeleri kabul ettiğini, maktulle cinsel ilişkiye girip girmediğini hatırlamadığını, Tutuklanması talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; Kolluk ve Savcılıktaki savunmalarına ek olarak kullandığı uyuşturucu madde ve maktulün kendisine içirdiği meyve suyu içindeki uyuşturucu benzeri hap nedeniyle bilincinin gidip geldiğini, bilincinin gittiği sırada öldürme olayının gerçekleştiğini, maktul kendisine tecavüz ettiği için ağır tahrik altında maktulü öldürdüğünü, ancak eylemi işlediği sırada da kendinde olmadığını, Mahkemede; olay tarihinde İskenderun ili, Karayılan beldesinde alt yapı işinde çalıştığını, izin alıp Adana’ya geldiğini, eskiden beri tanıdığı maktulle Yüreğir Otogarı’nın karşısında buluştuklarını, maktulün aracıyla geldiğini, aracın camının bozuk olduğunu, birlikte aracın camını bir kaportacıya gidip yaptırdıklarını, daha sonra maktulün Optimum AVM’nin sağ tarafından dönerek yola devam ettiğini, seyir hâlinde iken birlikte esrar içtiklerini, daha öncesinde de maktulle birçok kez esrar içtiklerini, seyir hâlinde iken maktulün elini bacağına attığını, okşadığını, kendisine kızdığını, şaka yaptığını söyleyerek geçiştirdiğini, bu sırada içtikleri sigaraların bittiğini, maktulün kendisine "Bir tane daha ister misin?” diye sorduğunu, kendisinin de “Evet” dediğini, cebinden bir paket daha çıkardığını, kendisinin tekrar sigara hazırlayama başladığını, bu sırada Balcalı girişini geçtiklerini, maktulün kendisine içmesi için bir de meyve suyu verdiğini, o sırada sigarayı sarmaya devam ettiğini, meyve suyunu içtiğini, Balcalı’nın arka taraflarına doğru aracı sürmeye devam ettiğini, maktule “Fazla vakti olmadığını, geri dönmesi gerektiğini,” söylemesine rağmen araçla bilmediği bir köyün içinden geçerek ağaçlıkların arasında durduğunu, araçtan inmeden tekrar elini bacağına attığını, çekmesini istediğini, “Şaka olduğunu, birazdan sakinleşirsin, yumuşarsın, kutunun içine de hap attığını," söylediğini, hem içtiği esrarlı sigaradan hem de meyve suyundan dolayı kendinden geçmeye başladığını, hafif bir baygınlık yaşadığını, tekrar bacağında bir sıcaklık hissettiğini, maktulün elini bacağına attığını, çekmesini istediğini, kendinden geçtiğini, kendine geldiğinde arabanın arka tarafında olduğunu, maktul ve kendisinin pantolonlarının yarıya kadar inik olduğunu, maktulün de yanında olduğunu, daha sonra aracın içindeki bıçağı aldığını, maktule yönelik bir eylem gerçekleştirdiğini hatırlamadığını, kendisine geldiğinde aracın dışında ve üstünde kan, maktulün aracın içerisinde kan içinde olduğunu, öldüğünü bilmediğini, daha sonra oradan uzaklaştığını, aldığı uyuşturucu ve maktulün kendisine verdiği içine hap katılmış meyve suyunun etkisiyle ne yaptığını hatırlamadığını, olayı tek başına işlediğini, yanında kimse olmadığını, daha sonra babası tanık...ile telefonda görüştüğünde, “Birini vurdum.” dediğini, daha önce de bir eşcinselin kendisine yaptığı sarkıntılıktan dolayı ceza aldığını, bunu maktule söylediğini, bu sebeple maktulün kendisinin eşcinsel olduğunu düşünmüş olabileceğini, kendisine geldiğinde maktulün ve kendisinin pantolonun diz kapağına kadar inik olduğunu gördüğünü, eylemi bu sebeple yaptığını, ikisinin de külotlarının inik olduğunu, zaten yolda iken elini bacağına atmaya başladığını, olay yerine vardıklarında meyve kutusunun içine ilaç attığını söylediğini, rahatlaması için bunu yaptığını söylediğini, maktulün kendisinden faydalanmak istediğini, üzerinden para almadığını, para da görmediğini, hatta oraya gitmeden önce kaportacıdan birisi para bozdurmaya geldiğini ve maktulün “Param yok.” dediğini, Bozmadan sonra Mahkemede; Yargıtay bozma ilamına bir diyeceği olmadığını, maktulle olay öncesi aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, daha önceki savunmalarını tekrar ettiğini, pişman olduğunu ve tahliyesini talep ettiğini, Savunmuştur. Haksız tahrik, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Birinci Kitap, İkinci Kısımda, “Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler” başlıklı İkinci Bölümde yer alan 29. maddesinde; “Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir” şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik; kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail suç işleme yönünde önceden bir karar vermeksizin, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısında meydana getirdiği karışıklığın bir sonucu olarak suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan bir nedendir. Başka bir anlatımla haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde bir zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmış bulunmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler, s. 412) Yerleşmiş yargısal kararlar ve doktrinde yer alan baskın görüşlere göre, 5237 sayılı TCK’nın 29. maddesinde yer alan haksız tahrik hükümlerinin uygulanabilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gereklidir: a) Tahriki oluşturan bir fiil bulunmalı, b) Bu fiil haksız olmalı, c) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, d) Failin işlediği suç, bu ruhi durumun tepkisi olmalı, e) Haksız tahrik teşkil eden eylem, mağdurdan sadır olmalıdır. 5237 sayılı TCK'da tahrikle ilgili olarak, 765 sayılı TCK’da yer alan ağır tahrik-hafif tahrik ayrımına son verilmiş ve tahriki oluşturan fiilin, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilmesi ve sanığın iradesi üzerindeki etkisi göz önüne alınarak maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda indirim yapılması şeklinde bir düzenlemeye gidilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Ceza Dairelerinin duraksamasız uygulamalarına göre; failin, ilk haksız hareketin mağdurdan veya maktulden kaynaklandığına ilişkin savunmasının aksinin ispatlanmaması durumunda, “kuşkudan sanık yararlanır” ilkesi uyarınca sanık yararına haksız tahrik hükümleri uygulanmaktadır. Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere, tahrik nedeniyle yapılacak indirimin oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmeli, eğer haksız hareket bu özellikleri itibarıyla yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir. Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Sanık ... ve maktul ...’ın birbirlerini tanıdıkları ve arkadaş oldukları, sanığın bekâr, olay tarihinde 25 yaşında, maktulün ise 50 yaşlarında, inşaat ustası olduğu, 26.12.013 tarihinde sabah saatlerinde sanığın maktulü cep telefonu ile aradığı, sanık ve maktulün Yüreğir Otogarı karşısında buluştukları, maktulün oğlu katılan ... adına kayıtlı ... plakalı, beyaz renkli, Mitsubishi marka panelvan cinsi bir araç ile geldiği, öncelikle birlikte Adana ili, Yüreğir ilçesi, Kozan yolu üzerinde bulunan Cem Oto Kilit Tamir isimli iş yerine gittikleri, aracın bozuk olan camını yaptırdıkları, daha sonra maktulün kullandığı araçla Sarıçam ilçesi, Akkuyu köyü, Tapur mevkisine ağaçlık bir alana gittikleri, yolda seyir hâlinde iken esrar ve meyve suyu içtikleri, yolda maktulün sanığın bacaklarına dokunması üzerine sanığın kızarak maktulü uyardığı, olay yerine geldiklerinde de esrar içmeye devam ettikleri, sanığın aksi ispatlanamayan savunmasına göre maktulün kendisine meyve suyu içerisinde uyutucu etken maddesini içirdiği, sanığın esrarın ve uyutucu etken maddenin etkisiyle kendisinden geçtiğini, uyandığında kendisinin ve maktulün iç çamaşırlarının inmiş olduğunu görmesi üzerine, üzerinde bulunan maktulü olaydan sonra ele geçirilemeyen bıçakla 4 yerinden bıçaklayarak boyun büyük damar ve trakeya kesilmelerinden gelişen dış kanama sonucu maktulü öldürdüğü, maktulün cesedinin 30.12.2013 tarihinde köylüler tarafından bulunduğu, olay yeri inceleme ve otopsi raporuna göre maktulün eşofman altının ve iç çamaşırının yarıya kadar indirilmiş vaziyette bulunduğu, maktulün idrarında esrar bulunduğu tespit edilen olayda; Yaşı maktule göre 25 yıl küçük olan sanık ve maktulün olay öncesinde birbirlerini tanıdıkları ve arkadaş oldukları ve aralarında husumet bulunmadığı sanığın uyuşturucu madde tesiri altında iken maktulün cinsel saldırısına maruz kaldığı yönündeki savunmasının maddi delillerle desteklenmesi, olayın oluş şekli ve haksız eylemlerin ulaştığı boyutta dikkate alındığında TCK 29. maddesi uyarınca haksız tahrik nedeniyle makul oranda indirim yapılması gerekirken sanığın cezasından azami hadde yakın indirim yapılmak suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesinde isabet bulunmamaktadır. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmün sanık hakkında TCK’nın 29/1. maddesi uyarınca haksız tahrik hükmü uygulanırken haksız hareketin ulaştığı boyuta göre, makul bir oranda indirim yapılması gerekirken, azami hadde yakın bir indirim yapılması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; 1- Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 15.03.2019 tarih ve 1-133 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 29/1. maddesi uyarınca haksız tahrik hükmü uygulanırken haksız hareketin ulaştığı boyuta göre, makul bir oranda indirim yapılması gerekirken, azami hadde yakın bir indirim yapılması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA, 2- Dosyanın, Yerel Mahkemeye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.03.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi. .

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

I. Kanun yararına bozma II. Yargılamanın yenilenmesi III. Karar düzeltme Yukarıdakilerden hangisi/hangileri 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda düzenlenen olağanüstü kanun yolları arasında yer almaz?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III