Ceza Muhakemesi Kanunu 78. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 78 – (1) 75 ve 76 ncı maddelerde öngörülen işlemlerle elde edilen örnekler üzerinde, soybağının veya elde edilen bulgunun şüpheli veya sanığa ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için zorunlu olması hâlinde moleküler genetik incelemeler yapılabilir. Alınan örnekler üzerinde bu amaçlar dışında tespitler yapılmasına yönelik incelemeler yasaktır.
(2) Birinci fıkra uyarınca yapılabilen incelemeler, bulunan ve kime ait olduğu belli olmayan beden parçaları üzerinde de yapılabilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi, bu hâlde de uygulanır.
Hâkimin kararı ve inceleme yapılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
5 karar eşleşti
(Kapatılan)13. Ceza Dairesi, 2013/17456 E., 2013/24199 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
hakkında yapılan soruşturma sırasında, araç üzerinde yapılan inceleme sonucunda elde edilen kanlı peçete ile suça sürüklenen çocuğun kan örneğinin mukayesesinin yapılması amacıyla suça sürüklenen çocuktan kan örneği alınmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 78 ve 79. maddeleri gereğince genetik moleküler inceleme yapılmasına karar verilmesine yönelik ...
(Kapatılan)13. Ceza Dairesi 2013/17456 E. , 2013/24199 K.
"İçtihat Metni"
Otomobil hırsızlığı suçundan suça sürüklenen çocuk ... hakkında yapılan soruşturma sırasında, araç üzerinde yapılan inceleme sonucunda elde edilen kanlı peçete ile suça sürüklenen çocuğun kan örneğinin mukayesesinin yapılması amacıyla suça sürüklenen çocuktan kan örneği alınmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 78 ve 79. maddeleri gereğince genetik moleküler inceleme yapılmasına karar verilmesine yönelik ... Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin reddine dair ... 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 05/03/2013 tarihli ve 2013/111 değişik is sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/03/2013 tarihli ve 2013/62 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 17/04/2013 tarih ve 2013/6049/24986 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/05/2013 tarih ve 2013/142585 sayılı ihbarnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.
MEZKUR İHBARNAMEDE;
Dosya kapsamına göre;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 78. maddesindeki,
"(1) 75 ve 76. maddelerde öngörülen işlemlerle elde edilen örnekler üzerinde, soybağının veya elde edilen bulgunun şüpheli veya sanığa ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için zorunlu olması halinde moleküler genetik incelemeler yapılabilir. Alınan örnekler üzerinde bu amaçlar dışında tespitler yapılmasına yönelik incelemeler yasaktır.
(2) Birinci fıkra uyarınca yapılabilen incelemeler, bulunan ve kime ait olduğu belli olmayan beden parçaları üzerinde de yapılabilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi, bu halde de uygulanır."
Aynı Kanun'un 79/1. maddesindeki "78. madde uyarınca moleküler genetik incelemeler yapılmasına sadece hakim karar verebilir. Kararda inceleme ile görevlendirilen bilirkişi de gösterilir."
Hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, suç yerinde elde edilen bulgular üzerinde moleküler genetik incelemeler yapılabileceği ve bunun sadece hâkim kararı ile mümkün olduğu gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMUK'un 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
5271 sayılı CMK'nın 75. maddesi uyarınca, şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan kan veya benzeri biyolojik örnek alınması işleminde, hâkim veya mahkemeden, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise; Cumhuriyet savcısından karar alınması(bu durumda yirmidört saat içinde hâkim onayı da gerekir.) zorunlu olduğu gibi, aynı Kanun'un 78. ve 79/1. maddeleri uyarınca, 75 ve 76. maddeye göre alınan örnekler üzerinde ... elde edilen bulgunun şüpheli ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için ... moleküler genetik inceleme yapılabilmesi için de mutlaka hâkim veya mahkemeden karar alınması gerekir.
Somut olayda, suça sürüklenen çocuk N.T.'den kan örneği alınması ve alınan bu kan örneği ile suç konusu araçtan elde edilen bulguların karşılaştırılması, diğer bir ifadeyle moleküler genetik inceleme işleminin yapılabilmesi için 5271 sayılı CMK'nın 75, 78 ve 79/1. maddelerinin âmir hükümleri uyarınca, mutlaka hâkim kararına gerek bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle;
Kanunyararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden istemin kabulü ile ... 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 08.03.2013 tarih ve 2012/62 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nın 309/4-a. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 11.09.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
10. Ceza Dairesi, 2023/7159 E., 2023/5514 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza Mahkemesi
tam metni aç
rınca olay yerinden elde edildiği anlaşılan gömlek, iki adet şapka, sigara izmaritleri, bir çift eldiven ve yeşil renkli tişörtün sanığa ait olup olmadığının belirlenmesi ve gerektiğinde sanıktan alınacak kan, doku ya da benzeri örneklerle CMK. 75 ve 78. maddeleri uyarınca mukayeseli olarak moleküler genetik inceleme yaptırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği göz
10. Ceza Dairesi 2023/7159 E. , 2023/5514 K.
"İçtihat Metni"
TUTUKLU
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2022/245 E., 2023/20 K.
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin, hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A.... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.06.2014 tarihli, 2013/181 Esas ve 2014/114 Karar sayılı kararı ile;
a. Sanığın kenevir ekme suçundan, 2313 sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanun'un 23 üncü maddesinin son fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b. Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçndan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 6 yıl hapis ve 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
B.... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 03.06.2014 tarihli, 2013/181 Esas ve 2014/114 Karar sayılı kararının sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 30.06.2021 tarihli ve 2018/2331 Esas, 2021/8376 Karar sayılı kararı ile;
"6545 sayılı Kanun ile 2313 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik de gözetilerek yapılan incelemede;
1. Hükmün verildiği oturumda ve öncesinde sanığın ... Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda başka suçlardan dolayı hükümlü olarak bulunduğu ve savunmasının alındığı 2 nolu celse dışında karar duruşması dahil hiçbir celsede bulunmayan ve duruşmalara katılmaktan vareste tutulması hususunda karar verilmemiş olan sanığın kısa kararın okunduğu son oturuma getirtilmeyerek ve SEGBİS sistemiyle de olsa hazır bulundurulması sağlanmayarak CMK’nın 193. ve 196/5. maddelerine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
2. 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarih, 2014/140 esas ve 2015/85 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi ve 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikler nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
3. ... Kriminal Polis Laboratuvarı'nca alınan tanık numunelerin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi" nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
C.... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.12.2021 tarihli, 2021/152 Esas ve 2021/326 Karar sayılı kararı ile;
a. Sanığın kenevir ekme suçundan, 2313 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin son fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b. Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçndan, 5237 sayılı Kanun’un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 6 yıl hapis ve 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
D.... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.12.2021 tarihli, 2021/152 ESas ve 2021/326 Karar sayılı kararının sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 25.05.2022 tarihli ve 2022/4805 Esas, 2022/6791 Karar sayılı kararı ile;
"6545 sayılı Kanun ile 2313 sayılı Kanun'da yapılan değişiklik de gözetilerek yapılan incelemede;
Bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan hükümlerin incelenmesinde;
1. 06.05.2013 tarihli muhbir görüşme tutanağı, arama ve el koyma tutanağı, suç tarihinden sonra kolluk tarafından bilgi sahibi sıfatıyla dinlenen ... ve şüpheli sıfatıyla dinlenen...’ın beyanları uyarınca temyiz dışı sanıklar ...... ile ...... tarafından kullanılan ... ili,... ilçesi, Yeniceköy köyünde yer alan tarlalarda dikili vaziyette 6754 kök kenevir ile kurumaya bırakılmış 22 kilo hint kenevirinin ele geçirildiği ve temyiz dışı bir kısım sanıklarla birlikte sanık hakkında da uyuşturucu madde ticareti yapma ve kenevir ekme suçlarından dava açıldığı olayda;
Sanığın tüm aşamalarda ısrarla suça konu uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığına, kenevirlerin kendisi tarafından yetiştirilmediğine ve suça konu uyuşturucuların yakalandığı tarlalarda çalışmadığına yönelik savunmaları karşısında;
Dosya içerisinde yer alan 10.05.2013 tarihli basit kroki uyarınca olay yerinden elde edildiği anlaşılan gömlek, iki adet şapka, sigara izmaritleri, bir çift eldiven ve yeşil renkli tişörtün sanığa ait olup olmadığının belirlenmesi ve gerektiğinde sanıktan alınacak kan, doku ya da benzeri örneklerle CMK. 75 ve 78. maddeleri uyarınca mukayeseli olarak moleküler genetik inceleme yaptırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik araştırma ile hüküm kurulması,
2. (1) nolu bozma bendi uyarınca mahkemece daha önce dinlenmeyen ...’ün tanık sıfatıyla dinlenmesinden sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması"
Nedenleriyle bozulmasına karar verilmiştir.
E.... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2023 tarihli, 2022/245 Esas ve 2023/20 Karar sayılı kararı ile;
a. Sanığın kenevir ekme suçundan, 2313 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin son fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca 4 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
b. Sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçndan, 5237 sayılı Kanun’un 188'inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 6 yıl hapis ve 9.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;
1. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,
2. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına,
3. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
İlişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve kenevir ekme suçlarından verilen beraat hükümleri kesinleşen ......'nin piyasaya yüklü miktarda borçlu olduğu, bu borcunu karşılamak ve maruz kaldığı cezaları ortadan kaldırabilmek adına yasa dışı yollarla kenevir yetiştirmek ve uyuşturucu madde ticareti yapmak eylemine kalkıştığı, bunu kardeşi olan ve bu suçlardan sabıkası bulunan ve hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve kenevir ekme suçlarından dava açılan ancak 11.02.2021 tarihinde
ölen ...... ile birlikte gerçekleştirdiği, sanıklara bu eylemlerinde hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkumiyet hükmü kesinleşen... ile haklarında kenevir ekme
suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri kesinleşen ve sanık ...'ın kız kardeşleri olan ... ve...ın yardımcı oldukları ve sanıkların üzerlerine atılı suçları işledikleri iddasıyla dava açıldığı, hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve kenevir ekme suçlarından verilen beraat hükümleri kesinleşen...'ın savcılık ifadesinde, sanık ...'ın, ...'ın yanında çalıştığını, sanığın iki kız kardeşiyle birlikte arazide ele geçen kenevirleri ektiğini, bu durumu fark etmesine rağmen işini kaybetmemek için kimseye birşey diyemediğini belirttiği, sanığın ölen sanık ...'ın yanında çalıştığının sabit olduğu, yapılan aramada sanığın kalmış olduğu hayvan damındaki oda içerisinde 38 gr, evinde yapılan aramada ise sanığa ait montun iç cebinde 30 gram kenevir bitkisi tohumu bulunmasının, Kamil'in beyanlarını doğruladığı, ... ... Kriminal Laboratuvar Amirliğinin 17/11/2022 tarih ve ANK-BYL-2022-7874 numaralı uzmanlık raporuna göre, daha öncesinde ... Genel Komutanlığı tarafından tanzim edilen 2013/1193 numaralı uzmanlık raporunda olay yerinde bulunan bir kısım sigara izmaritleri üzerinde (Lab, No:2-6 ve 5. bölge) yapılan incelemede bir erkek bireye ait DNA profili elde edildiği, elde edilen bu DNA profili ile sanık ...'in kan, kıl ve tükürük örnekleriyle yapılan karşılaştırmada, DNA profili ile Amelogenin, TH01, D3S1358, vWA, D21S11, TPOX, D7S820, D19S433, D5S818, D2S1338, D16S539, CSF1PO, D13S317, FGA, D18S51, D8S1179 gen bölgelerinde uyumlu olduğunun tespit edildiği, kenevir ekim ve bakım süreci göz önüne alındığında bu miktardaki keneviri bir kişinin tek başına yetiştirmesinin mümkün olmadığı, sanık ...'ın, borçları nedeniyle hakkında verilen mahkûmiyet kararları nedeniyle kaçak olduğu için sürekli kenevirin başında bulunamaması nedeniyle yanında çalışan birinin kenevirin bakım ve gözetimiyle ilgilenmesi gerektiği, olay yerinde bulunan bir kısım sigara izmaritlerinin sanık ...'e ait olduğu hususu da birlikte değerlendirildiğinde sanık ...'ın savunmasına itibar edilmediği ve sanığın ölen sanık ... ile fikir ve eylemi birliği içinde ...'ın kullandığı arazide kenevir ekimi yaptığı ve olgunlaşan kenevir bitkilerini sökerek satışa hazır hale getirdiği gerekçesiyle sanığın her iki suçtan mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.01.2023 tarih, 2022/245 Esas ve 2023/20 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle, hükümlerin Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.06.2023 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2017/757 E., 2020/95 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
e 1357 değişik iş sayılı kararı ile; sanıklardan elde edilen eşyalara yönelik el koyma işleminin onaylanmasına, dijital veri depolama aygıtlarının incelenmesine izin verilmesine, tüfek ve fişekler üzerinde inceleme yapılmasına, sanıklardan 5271 sayılı CMK’nın 75 ve 78. maddeleri uyarınca kan örneği alınmasına, aynı Kanun’un 79/1.
Ceza Genel Kurulu 2017/757 E. , 2020/95 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 16. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 538-539
Sanıklar ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, sanıkların eylemlerinin silah sağlama suçunu oluşturduğu kabul edilerek TCK'nın 315/1, 3713 sayılı Kanun’un 5/1, TCK’nın 62, 53, 54/1, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna, müsadereye, cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.12.2015 tarihli ve 505-548 sayılı hükmün sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesince 31.05.2016 tarih ve 2410-3510 sayı ile;
"1- TCK'nın 315. maddesinde düzenlenen suçun failinin örgüt üyesi olmayan diğer şahıslar olabileceği, olay yerinde ele geçirilen patlayıcı madde yapımında kullanılan malzemelerin TCK'nın 174/1. maddesinde tanımlanan maddelerden olmaması nedeniyle sanıkların belirtilen suçlardan cezalandırılmayacakları ancak sanık ...'nin PKK terör örgütüne katılmaya karar verdiğine ilişkin ailesine yazdığı mektup ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ihbar üzerine başlatılan soruşturmada, silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere patlayıcı madde yapımında kullanılan malzemelerin depolandığı mağara civarında görülen ve kovalamaca sonucu ellerinde bulunan tüfeklerle yakalanan sanıkların eylemlerinin, hiyerarşik yapısına dâhil olmak suretiyle örgüte üye olma suçunu oluşturacağı gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabul ve uygulamaya göre de;
a) TCK’nın 53. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının uygulanması bakımından, Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarihli, 2014/140 E. 2015/85 sayılı iptal kararının gözetilmesi lüzumu,
b) Örgüte silah ve patlayıcı madde temini silahlı örgüte yardımın özel bir şekli olup TCK'nın 315. maddesi gereğince yaptırıma bağlanmıştır. Bu şekilde eylemi gerçekleştiren sanık hakkında 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası ile 108. maddesi hükümleri uygulanma olanağı bulunmasına rağmen, ancak örgüt mensupları hakkında uygulama imkânı bulunan TCK'nın 58/9. maddesinin sanıklar hakkında uygulanması," nedenlerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 11.10.2016 tarih ve 538-539 sayı ile; "sanık ...'nin ailesine yazdığı mektup haricinde sanıklar ile terör örgütü PKK-KCK arasında üyelik için gerekli bulunan organik bağın ispatlanamadığı, anılan siyasi partinin seçim çalışmalarına katılan sanıkların terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisine ne surette girdiklerine ilişkin hiçbir delilin dosya kapsamında yer almadığı, olay sırasında ellerinde yakalanan av tüfekleri ile ertesi gün mağarada ele geçirilen malzemelerin sanıkların terör örgütüne üye olduklarını gösterecek yeterli delil olarak kabul edilemeyeceği, zira TCK'nın 315/1. maddesinde örgüt mensubu olmayan kişilerin de terör örgütünün amaç ve faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek silah temin edilmesini bağımsız bir suç tipi olarak düzenlediği, bu nedenle bulunan malzemelerin örgüt üyeliğini ispatlayan bir delil olarak kabul edilemeyeceği, örgüt üyesinin bizzat kendisinin örgüte silah temin etmesi durumunda TCK'nın 315/1. maddesinin değil, gerçek içtima hükümleri uyarınca TCK'nın 174/1, 6136 sayılı Kanun ve/veya TCK'nın 314/2. maddeleri uyarınca ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği, bilirkişiler Mustafa Necdet Çarıkcı, Figen Aday ve Aysun Yıldız tarafından düzenlenen 04.11.2015 tarihli raporda açık bir şekilde belirtildiği üzere, sanıklar ile arasında irtibatı Mahkememizce sübut bulan ve mağarada ele geçirilen söz konusu malzemelerin başkaca hiç bir eşyaya ihtiyaç bulunmaksızın TCK'nın 174/1. maddesi kapsamında el yapımı patlayıcı madde üretmeye elverişli bulunduğunun tespit edildiği, sanıkların Yargıtay bozma ilamında geçtiği üzere '...olay yerinde ele geçirilen patlayıcı madde yapımında kullanılan malzemelerin TCK'nın 174/1. maddesi tanımlanan maddelerden olmaması...' gerekçesi ile TCK'nın 174/1. maddesi uyarınca açılan kamu davasından beraatlarına karar verilemeyeceği, sırf molotof kokteyllerinin bile TCK'nın 174/1. maddesindeki suçu oluşturacağı, esasen Mahkememizce sanıkların terör örgütüne üye olmadıkları kabul edildiği için bağımsız bir şekilde TCKnın 174/1. maddesi uyarınca cezalandırılmayacakları, ancak Yargıtay bozma ilamında geçtiği üzere sanıkların terör örgütü üyesi olmaları durumunda bile TCK'nın 174/1. maddesinde düzenlenen suçtan ayrıca cezalandırılmaları gerektiği, TCK'nın 174/1. maddesinde düzenlenen 'Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması veya El Değiştirilmesi' suçunun yasa maddesinde soyut tehlike suçu olarak düzenlendiği, başka bir ifade ile, sanıklar ile irtibatı sübut bulan ve ele geçirilen maddelerin bifiil tehlike doğurmamasının suçun unsuru olmadığı, bu nedenle mesela el bombasının fünyesinin takılı olmaması, molotof kokteyli olarak kullanılacak şişenin içerisine hazır bulunan bidondan bezinin dökülmemiş olması, içerisinde el yapımı patlayıcı niteliğinde bulunan malzemelerin bir araya getirilmemesi gibi durumlarda da suçun unsurları itibarıyla oluştuğu gerektiği, esasen bu çeşit patlayıcı maddelerin her zaman taşınma ve saklanma esnasında istenilmeyen bir kazaya sebebiyet vermemesi için patlamaya hazır hâlde bulunmadığının da, ayrı ayrı paçalarda tutulduğunun bilinen bir gerek olduğu, malzemelerin ele geçirildiği mağaranın etrafında daha önceden patlatılan düdüklü tencere kalıntılarının bulunmasının da mağarada ele geçirilen maddelerin patlayıcı madde yapımında kullanılmak üzere hazırlandığını açık bir şekilde gösterdiği, bu nedenle ele geçirilen malzemelerin TCK'nın 174/1. maddesi kapsamında sayılamayacağına ilişkin Yargıtay bozma ilamının doğru olmadığı, hatta olayda TCK'nın 174/1. maddesi ile birlikte TCK'nın 35/2-1. maddesinin bile uygulanmasına gerek bulunmadığı, zira el yapımı patlayıcı madde için ilave ihtiyaç duyulan hiçbir maddenin gerekmediği, nitekim Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 08.06.2009 tarih ve 1945-6885 sayılı içtihatında da belirtildiği üzere '...örgüt üyesi olmayan sanığın terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere RDX ihtiva eden plastik patlayıcıyı temin etme eyleminin TCK'nın 315/1 maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerekirken...' şeklinde görüş beyan ettiği, bu içtihatta da ele geçirilen patlayıcı maddenin patlamaya hazır bulunmasının suçun unsuru olarak aramadığı,
- TCK'nın 315/1. maddesinde aynen 'Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.' şeklinde düzenleme bulunduğu, malzemelerin bulunduğu mağaranın terör örgütü üyeleri tarafından sıklık ile kullanılan bir alan olduğunun olay sırasında elinde kalaşnikov marka tüfek ile kaçan başka fail ve çevrede patlatılan düdüklü tencere kalıntılarından anlaşıldığı, başka bir ifade ile sanıklar ile arasında irtibat kurulan mağaradaki malzemelerin terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak masadıyla depolandığı ve sanıkların bu durumu bildiklerinin açık olduğu, yukarıda etraflıca açıklandığı üzere sanıklar ile terör örgütü PKK-KCK arasında üyeliği için yeterli delil bulunmadığı dikkate alındığında, sanıkların eylemlerinin bir bütün hâlinde TCK'nın 315/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturduğunun kabulü gerektiği, başka faillerin de mağarada bulunan malzemeler üzerinde zilyetliği bulunmasının sanıkların TCK'nın 37/1. maddesi kapsamında müşterek fail olmalarını engellemeyeceği, TCK'nın 315/1. maddesinde düzenlenen suçun bileşik suç hükmünde bulunduğu, bu nedenle TCK'nın 315/1. maddesi uyarınca cezalandırılan sanıkların ayrıca TCK'nın 174/1. maddesinde düzenlenen suçtan cezalandırılmayacakları, sanıkların eylemlerinin bu şekilde sübut bulduğu," gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanıkların silah sağlama suçundan mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
Direnme kararına konu bu hükümlerin de sanıklar müdafileri ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 27.12.2016 tarihli ve 389504 sayılı “onama” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Yargıtay 16. Ceza Dairesince 07.02.2017 tarih ve 142-3427 sayı ile, direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıkların eylemlerinin silah sağlama suçunu mu yoksa silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de bir kısım Ceza Genel Kurulu Üyelerince sanıkların ayrıca tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veye el değiştirilmesi suçundan cezalandırılmaları gerekip gerekmediği hususunun da tartışılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine uyuşmazlık konuları bu doğrultuda değerlendirilmiştir.
İncelenen dosya kapsamından,
07.06.2015 tarihinde saat 17.45 sıralarında Mardin ili, Artuklu ilçesi, Yalım Mahallesinin arka taraflarında bulunan kırsal alanda silahlı şahısların bulunduğu duyumu üzerine Mardin Özel Harekat Şube Müdürlüğü koordinesi ve öncülüğünde Mahallenin arka taraflarında genellikle mağaraların yoğun olarak bulunduğu alana hareket edildiği, ekiplerin Turkcell tepesi olarak adlandırılan alana gittiklerinde hedef küçültmek amacıyla eğilmiş vaziyette olan altı kişinin fark edilmesi üzerine kaçmaya başladıkları, sanıkların ellerinde silah bulunduğu ve görevli polislere silahlarını doğrultmaları üzerine polisler tarafından uyarı amaçlı havaya iki el ateş edildiği ve sanıkların yere yüzüstü yatmaları üzerine yakalandıkları,
07.06.2015 tarihli olay, yakalama ve teslim tesellüm tutanağına göre; alınan duyum üzerine gidilen Yalım Mahallesinde altı kişinin hedef küçültmek amaçlı eğilmiş vaziyette olduğu, bu şahıslardan üzerinde koyu renkli kıyafetler bulunan iki kişi ve üst kısmında açık renkli, alt kısmında ise koyu renkli kıyafet bulunan bir kişinin arazide bulunan taş ocağı istikametine doğru kaçtığı, üzerinde koyu renkli kıyafetler bulunan diğer üç kişinin ise Yalım Mahallesi istikametine doğru açık arazi üzerinden kaçtıklarının görülmesi üzerine telsiz irtibatı kurularak taş ocağı istikametine doğru kaçan kişilerin yakalanmasına yönelik arka tarafta bulunan tepede tedbir aldırılmasının sağlandığı, Yalım Mahallesi istikametine doğru kaçanların yakalanmaları için Yalım Ortaokulu arka tarafında tedbir alındığı, taş ocağı istikametine kaçan üç kişinin 2260 kod numaralı ekip tarafından tedbir alınan tepeye doğru yaklaşmaları üzerine, açık giyimli olan bir kişinin elinde uzun namlulu Kaleşnikof marka, koyu renk giyimli iki kişinin elinde ise pompalı tüfek olduğunun görüldüğü, “Dur Polis” ikazında bulunulduğu ancak üzerinde açık renk, alt tarafında ise koyu renk kıyafet bulunan yaklaşık 170-175 cm boylarında, siyah saçlı, kirli siyah sakallı, buğday tenli, elinde uzun namlulu Kaleşnikof marka silah bulunan şahsın tepenin arka tarafında bulunan kayalık alana doğru kaçmaya başladığı, şahısların ellerinde bulunan pompalı tüfekleri görevlilere doğrultmaları üzerine havaya doğru iki el ateş açılarak yere yatmaları söylendiği ve yüzüstü olarak yatan şahıslardan birisinin Erzincan nüfusuna kayıtlı sanık ..., diğerinin ise Mardin-Mazıdağı nüfusuna kayıtlı sanık ... olduğu, sanık ...’in elinde bulunan Magnum Aristo AR505 marka, 12/76NBDTS870 seri numaralı, 52 cm namlu uzunluğu ve toplam uzunluğu 98 cm olan pompalı tüfeğini yan tarafına bıraktığı, sanık ...’in marka modeli belli olmayan 33 cm namlu uzunluğu ve toplam uzunluğu 58 cm olan pompalı tüfeği yere bıraktığı, tüfeklerin yapılan kontrolünde atışa hazır vaziyette oldukları, sanık ...’e ait silahta toplam dört adet üzerinde CHEDDITE -12 ibaresi bulunan fişek, sanık ...’e ait silahta ise toplam yedi adet üzerinde CHEDDITE -12 ibaresi bulunan fişek bulunduğu,
Sanık ... hakkında düzenlenen 07.06.2015 tarihli üst arama tutanağına göre;
- (1) Adet ... adına düzenlenmiş Halkların Demokratik Partisi (HDP) 7 Haziran 2015, 25. Dönem Milletvekili Genel Seçimi sandık müşahit kartının bulunduğu,
Sanık ... hakkında düzenlenen 07.06.2015 tarihli üst arama tutanağına göre;
- (4) Adet beyaz renkli üzerinde "CHEDDITE-12" ibaresi bulunan dom dom olarak tabir edilen dolu fişek,
- (1) adet Samsung marka, bataryasının alt tarafında "355262/05/222744/1-IMEI" yazılı telefon,
- (1) adet üzerinde "899002 930055 128818 1 V215213" numaraları bulunan Vodafone amblemli simkart,
- (1) adet "899002 9300 5512 8818 1" seri numaralı Vodafone ibareli sim kart muhafaza kabı,
- Üzerinde “47 Cengiz” ibaresi bulunan yaklaşık 6x5 cm ebatlarında beyaz bir kağıda sarılı vaziyette üzerinde Micro SD 2 gb ve "AOFECY344TW" ibaresi bulunan toplam (2) adet hafıza kartı,
- (1) Adet yaklaşık 10x20 cm ebadında “S1. İzolasyon” ila başlayıp, “giriş gücünü bulunuz” ibaresi ile son bulan doküman,
- (1) Adet beyaz renkli üzerinde 27 Aralık Pazar 2015 gününe ait üzerinde el yazımı “Kürden Juri” ile başlayıp arka sayfasında “Kürdistan tarihi” ibaresi ile son bulan takvim sayfası,
- (1) Adet Ahmet Temel Gurgoze Koyumazıdağı adresine kayıtlı "Dicle EPSAŞ" ibareli elektrik makbuzunun bulunduğu,
08.06.2015 tarihli tutanağa göre; saat 09.00 itibari ile sanıkların yakalanması ve olay yerinde yakalanmaları mümkün olmayan diğer şahısların ilk görüldükleri yer olan Mardin Merkez, Yalımköy Mahallesi ve Cevizpınar köyü arasında kalan kırsal alan ile arazi üzerindeki kaçış güzergâhlarında şahıslar tarafından yasa dışı faaliyetlerde kullanmak amacı ile temin edilen ve kırsal alana saklanan, güvenlik güçlerinden kaçarken düşürülen ya da atılan, dağlık alanda yer alan mağara içerisinde ve çevresinde,
- (36) adet içleri boşaltılmış "Feza Torpil" ibareli plastik torpil,
- "Perfect 7.0 Lt" ibareli kapak kısmı mor renkli tutma kulpu bulunan tencere dip tablasında pres baskı yazı ile "TSE CE 0036 home perfect made in turkey 2012" yazılı düdüklü tencere,
- (14) adet "Feza Torpil" ibareli açılmamış torpil kutusu ve kutular içinde bulunan torpiller,
- (16) adet üzerinde herhangi bir ibare ve fitili bulunmayan havai fişek kartuşu,
- Beyaz – siyah renkli bez parçası,
- Siyah renkli, ibaresiz yırtık poşet,
- "Paxil-Camsil" ibareli plastik şişe,
- (1) adet üzerinde "Yedi Portakal 2,5 litre" ibareli ağız kısmı poşet ile kapatılmış içerisinde kimyasal sıvı bulunan pet şişe,
- (4) adet 12 kalibre "CHEDDİTE" marka av tüfeği fişeği,
- (1) adet içerisi dolu iki litrelik "Coca Cola" ibareli pet şişe,
- Siyah renkli, ağız kısmı yırtık, ibaresiz poşet,
- (3) adet 200 ml lik "Coca Cola" ibareli cola kutusu,
- Özellikli olarak bantla sarılmış 2 adet fitil demeti ve 40 adet fitil,
- (120) adet "Feza Topril" ibareli torpil,
- (12) adet ibaresiz su bardağı,
- Siyah renkli, ibaresiz poşet içerisinde karışım hâlinde beyaz renkli kimyasal madde,
- (2) adet ibaresiz, şeffaf renkli poşetler içerisinde değişik miktarlarda kristalize madde,
- (5) adet "Papatya" ibareli hidrofil pamuk,
- (4) adet "Crown" ibareli kullanılmamış koli bandı,
- (4) adet 330 ml'lik "Coca Cola" ibareli kutu,
- (1) adet 330 ml'lik "Fanta Portakal" ibareli kutu,
- (1) adet 200 ml'lik "Fanta Portakal" ibareli kutu,
- (1) adet 330 ml'lik "Cappy Vişne Nektarı" ibareli kutu,
- (1) adet 250 ml'lik Red Bull ibareli enerji içeceği kutusu,
- Üzerinde "cc%33N Gemlik Gübre Sanayi A.Ş. 50 kg amanyum nitrat" ibareleri yazan içerisinde kürecik hâlinde beyaz renkli kimyasal madde bulunan çuval,
- (1) adet üzerinde "Köyceğiz damla doğal kaynak suyu 5 litre" ibareli içi kimyasal madde ile tamamen dolu pet şişe,
- (2) adet mavi renkli 24'lük kasa içerisinde üzerinde "Efes Pilsen bira 50 cl" ibaresi bulunan içleri boş halde 48 adet cam şişe,
- (2) adet "Efe Pilsen" ibareli plastik kasa,
- "Rapıdo" marka av tüfeğine ait boş fişek kutusu,
- (2) adet "Cal 12 slug" ibareli av tüfeğine ait boş fişek kutusu,
Söz konusu suç unsuru materyallerin saklandığı mağaraya yaklaşık 150 metre mesafede bulunan kiraz bahçesinde; parçalanmış düdüklü tencereye ait metal parçalar, beyaz renkli kimyasal madde, pamuk parçaları, düdüklü tencere kulpuna ait mor renkli plastik parça ve plastik parçanın bulunduğu, arama tutanağına olay yerine ait fotoğrafların ve krokileri eklendiği,
09.06.2015 tarihli tespit tutanağına göre; yapılan üst araması sonucu sanıklardan elde edilen "CHEDİTTE-12" ibaresi bulunan fişeklerin, mağarada yapılan aramada bulunan fişeklerle aynı olduğu,
Mardin Sulh Ceza Hâkimliğinin 09.06.2015 tarihli ve 1357 değişik iş sayılı kararı ile; sanıklardan elde edilen eşyalara yönelik el koyma işleminin onaylanmasına, dijital veri depolama aygıtlarının incelenmesine izin verilmesine, tüfek ve fişekler üzerinde inceleme yapılmasına, sanıklardan 5271 sayılı CMK’nın 75 ve 78. maddeleri uyarınca kan örneği alınmasına, aynı Kanun’un 79/1. maddesi uyarınca da Ankara Kriminal Polis Laboratuvarının bilirkişi olarak görevlendirilmesine karar verildiği,
Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 19.06.2015 tarihli uzmanlık raporuna göre; sanıklardan elde edilen silahların münhasıran avda ve sporda kullanılmak üzere imal edildikleri cihetle, 6136 sayılı Kanun kapsamında olmadığı, bu silahların bulundurulması ve taşınmasının 2521 sayılı Kanun’a tabi olduğu,
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Vücut İzi Geliştirme Laboratuvar Büro Amirliğinin 19.06.2015 tarihli uzmanlık raporunda, 08.06.2015 tarihinde yapılan aramada elde edilen bulgular üzerinden on sekiz adet vücut izinin tespit edildiği,
Mardin Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü Biyometrik Veri İşlemleri Amirliğinin 30.06.2015 tarihli raporuna göre; 08.06.2015 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen bulgular üzerinden elde edilen on sekiz adet parmak izleriyle sanıkların parmak izlerinin farklı olduğunun belirtildiği,
Ankara Emniyet Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 31.08.2015 tarihli raporuna göre; sanıklara ait DNA genotiplerinin arama sonucu elde edilen bulgularda bulunan epitelyum hücrelerle uyumlu olmadığının tespit edildiği,
Mardin Emniyet Müdürlüğü Bomba İnceleme ve İmha Büro Amirliğinin 08.07.2015 tarihli raporuna göre;
- Düdüklü tencere ve metal içecek kutularının dış kap ve parça etkisi oluşturmak, fitillerin başlatıcı bant parçalarının bombaya ait unsurları birleştirmek ve bir arada tutmak, pamukların patlayıcı maddeyi bulunduğu kap içinde sıkıştırmak, cam bardaklarının parça etkisi oluşturmak için tespit edilen Amonyum Nitratsodyum Benzoat Potasyum Klorat ve şeker içeren maddelerin karıştırılması sureti ile elde edilecek bir tür patlayıcı maddenin ana patlayıcı madde olarak kullanılması sureti ile basınç ve parça etkili el yapımı bomba yapımında kullanılabilecek bomba yapım malzemeleri oldukları,
- Düdüklü tencerenin dış kap ve parça etkisi oluşturmak, pamukların patlayıcı maddeyi sıkıştırmak için kimya amonyum nitrat içeren bir tür patlayıcı maddenin ana patlayıcı madde olarak kullanıldığı ateşleme sistemine ait herhangi bir bulgu elde edilememiş olduğundan başlatıcının maytap fitili veya gecikmeli benzer başka bir sistem kullanılarak hazırlanmış basınç ve parça etkili bir adet patlamış el yapımı bomba yapıldığı,
- Cam şişelerin, dış kap benzinin yanıcı ve yangın başlatıcı olarak fitil irtibatı yapılmamış olsa da bez parçası veya iplik benzeri bir yapının şişe ağızlarına irtibatlandırılması ile bu şekilde el yapımı olarak hazırlanan düzeneğin atıldıktan sonra düştüğü yerde yangın çıkarmak amacıyla hazırlanacak molotof yapılabileceği,
- Havai fişek bataryalarının eğlence ve gösteri amaçlı kullanılması için izin alınması ve a sınıfı ateşleyici yeterlilik belgesi bulunması gerektiği, eğlence ve gösteri amaçlı fabrikasyon olarak ürertilen ve kimya analizi sonucu içeriğinde tespit edilen kükürt, potasyum nitrat, potasyum perklorat ve karabarut içerikli patlayıcı madde ana patlayıcı fitiller başlatıcı olarak kullanılmak sureti ile güvenlik güçlerine karşı mukavemet amaçlı kullanıldığı,
Bu itibarla incelemesi yapılan bomba yapım malzemelerinin, basınç ve parça etkili patlamış el yapımı bomba molotof ve havai fişek bataryalarının, kullanım amacına göre canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı yıkıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olduğu,
Yerel Mahkemece olay yerinden elde edilen maddelerin TCK’nın 174. maddesi kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine yönelik alınan 04.10.2015 tarihli bilirkişi raporuna göre; olay yerinde daha önceden de düdüklü tencere ve diğer kimyasal maddeler kullanılarak bir patlatmanın gerçekleştirilmiş olduğu, bu kimyasal maddelerin mevcut miktarları ile yardımcı madde olarak tencere, pamuk, koli bandı, cam bardak, metal içecek kutuları, boş bira şişeleri kullanılmak suretiyle TCK’nın 174. maddesi kapsamında tehlikeli maddelerin üretilebileceği, ele geçirilen bu eşyaların el yapımı bomba yapılması için yeterli olacağının belirtildiği,
Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü tarafından 08.06.2015 tarihinde Mardin Emniyet Müdürlüğüne gönderilen ve sanık ...’nin ailesine bıraktığı mektup içeriğinin;
“Ne desem sizin için bir önemi yok bunu biliyorum ama artık ben bir yol belirledim kendime. Ben bu sistemin pis, yoz yaşamında kendi benliğimi, kişiliğimi yaşatamıyorum. Umarım zamanla beni anlarsınız ben bu kararı vermeden önce çok uzun bir zaman düşündüm ailemi, okulu, yaşamı arkadaşlarımı hepsini gözden geçirdim ve bir karar verdim. Özgür hür irademle PKK ya katılım kararı. Bu kararıma lütfen saygı gösterin artık oğlunuz bir gerilla ve sizde bir gerilla ailesisiniz. Buna yakışır şekilde hareket edin beni böyle kabullenin bu davaya benimle birlikte sahip çıkın ağlamayın çünkü ben bu kararımda vazgeçmeyeceğim. Kimseyi rahatsız etmeyin soran olursa Cem Ankara’da Üniversitede spor akademisinde okuyor Cem telefon kullanmıyor bizi de ara sıra arıyor dersiniz sakın polise gidip başvurup benim başımı yakmayın 10 sene cezası var kimse beni geri döndüremez ve beni bulamaz boşu boşuna kimliğimi bozmayın polis gelirse kapıya üniversiteye gitti deyin ve polis ile iş birliği yapmayın kesinlikle onlara tek kelime bile söylemeyin oğlunuz ……(Anlaşılmıyor)yde gelsinler bulsunlar. Polis ile İşbirliği yapmayın. Anne özellikle sana söylüyorum ağlama bu kararıma saygı göster yakında geleceğim seni alıp gideceğim bu 1 sene içinde çok şey değişecek bunlara göre kendinizi hazırlayın merak etmeyin ben dağa da çıkmıyorum kimse bana para-pul, karı-kız, mal-mülk, vermedi vermeyecek hiçbiri de gözümde yok tek şey mücadele lütfen beni anlayın yakında çok güzel şeyler olacak sizleri aramayacağım çünkü neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ben şehirlerde olacağım o yüzden silahla alakam yok, hiç merak etmeyin. Hiçbir şekilde boynunuzu bükmeyin artık bir gerilla ailesisiniz. Baba sende artık sorumluluklarının farkında olduğunu göster ve sana yakışır oğluna yakışır şekilde yaşa anneme sahip çık alkolü sigarayı bırak bu senden en büyük ricamdır. Eğer içmeye devam ediyorsan çok üzülürüm. Hepinize devrimci selamlar. Hiçbir şekilde ağlamayın.
Not: Baba telefon numara mı iptal ettir. Ben interneti kapattım, gelecek ayki faturayı ödersiniz.” şeklinde olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Tanık Sinan Ekinci mahkemede; sanık ...’in oğlu olduğunu, ekonomik sıkıntılarının bulunduğunu, sanığın okulu bırakmak istediği için tartıştıklarını, olay tarihinden önce mektup yazıp evden ayrılması üzerine hemen karakola gittiklerini ve kayıp ilanında bulunduklarını, sanığın kendisini korkutmak için "PKK'ya katılmak için gidiyorum" yazdığını, yoksa örgüt ile bir ilgisinin bulunmadığını,
Tanık Hazal Ekinci mahkemede; sanık ...’in oğlu olduğunu, eşinin alkol aldığını bu nedenle eşi ve oğlunun sürekli tartıştıklarını, sanığın evi terk ederken bir mektup bıraktığını bu mektupta PKK'ya katıldığını yazdığını, oğlunun babasını korkutmak için bu şekilde yazdığını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... aşamalarda; PKK/KCK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDG-H hakkında bilgi sahibi olmadığını, 2015 yılının Şubat ayında Tekirdağ’daki ailesinin yanından tartışarak ayrıldığını, önce İstanbul'a ardından Diyarbakır'a geldiğini, burada arkadaşlarında kaldığını son olarak da Mardin’e geldiğini, HDP için seçim çalışması yaptığını, gezici müşahit olduğunu, olay günü açık kimliğini bilmediği Suriye uyruklu bir şahısla karşılaştığını, HDP'nin seçim kutlaması için tüfek almak istediğini, emniyet tarafından ele geçirilen tüfeği o kişiden 400 TL karşılığında satın aldığını, Suriyeli şahıs ile birlikte yanında sanık ...’le beraber emniyet tarafından yakalandıkları yere yakın bir yere doğru gittiklerini, silahı aldıkları şahsın sanık ...'e ve kendisine birer tane tüfek verdiğini, sonra askeri bir aracın geldiğini gördüklerini, Suriyeli şahsın kaçmalarını söylemesi üzerine kaçmak için hareket ettiklerini, karşı tepede özel harekat görevlilerinin önlerine çıktığını, tüfekleri yere attıklarını, Suriyeli şahsın olay yerinden kaçtığını, o sırada uzak bir tepede çoban gördüğünü başkaca kimseyi görmediğini, siyasi parti üyesi olarak seçim çalışması yaptığını, terör faaliyetinde bulunmadığını, sanık ... ile seçim çalışmalarında tanıştığını, el konulan silahı yalnız kutlama amaçlı kullanacağını, mağarada bulunan eşyaların kendisine ait olmadığını, eşyaların silahı kendilerine satan kişiye ait olduğunu, Suriyeli şahsın bu mağarayı kendilerine gösterdiğini gördüğü kadarıyla mağarada pet şişeler, bira şişeleri, torpil, tabanca, tencere ve çuval bulunduğunu, ailesi tarafından, Tekirdağ ili, Çerkezköy ilçesi, Terör Şubeye verilen mektubu ailesinin kendisini aramamaları için yazdığını, olay yeri yakınlarında patlatılan ve denemesi yapılan patlayıcı ile bir ilişkisinin olmadığını, sanık ...’in de kendisiyle beraber olduğunu, patlayıcı konusunda herhangi bir bilgisinin olmadığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini,
Sanık ... aşamalarda; PKK/KCK silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olan YDG-H hakkında bilgi sahibi olmadığını, Mardin Artuklu Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Elektrik Bölümü 2. sınıf öğrencisi olduğunu, ailesinin Mazıdağı’nda oturduğunu, olay tarihinden 30 gün önce sanık ... ile tanıştığını, birlikte HDP için seçim çalışması yaptıklarını, olay günü Cem ile beraber Yalım denen beldenin dış tarafında bulundukları sırada orada tanımadığı ve daha önceden görmediği konuşmalarından Suriyeli olduğunu sandığı 3 kişi ile karşılaştığını, içlerinden bir tanesinin Cem’e “Seçim sonrası kutlama için silah istiyor musunuz” dediğini, kendilerinin de kabul ettiğini ve Cem'in 800 TL’ye iki tane tüfek aldığını, tüfekleri aldıktan sonra güvenlik kuvvetlerine ait araçların geldiğini görmeleri üzerine ellerinde silah olduğu ve korktukları için kaçtıklarını, olay anında yanlarında bulunan üç kişi haricinde başka kişilerin olmadığını, Mardin ilinde HDP’nin seçimlerde barajı geçtiği için kutlama amacı ile bu silahı aldıklarını, "İzalasyon.... Giriş gücünü bulunuz...." ibareleri yazılı ve üzerinde ele geçirilen kağıt parçasının bir okul notu olduğunu, kopya çekmek amaçlı cüzdanında durduğunu, kendisinin elektronikten anlamadığını yalnız tesisat elektriğinden anladığını, mağarada bulunan materyallerin kendisine ait olmadığını, söz konusu mağaraya gitmediğini, Cem'in de mağaraya gitmediğini, tarlada inşaatlarda çalışarak geçimini temin ettiğini, atılı suçlamaları kabul etmediğini
Savunmuşlardır.
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.
1- Sanıkların eylemlerinin silah sağlama suçunu mu yoksa silahlı terör örgütüne üye olma suçunu mu oluşturduğu;
Uyuşmazlık konularında isabetli bir hukuki çözüme ulaşılabilmesi bakımından, ilgili yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; “Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.”; aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu, "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise, terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.
18.07.2006 tarihli ve 26232 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 17. maddesiyle, terör örgütünün tanımını yapan 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun birinci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları yürürlükten kaldırılmış; madde gerekçesinde, Türkiye'nin de taraf olduğu Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi'nin 2. maddesinin (a) bendine uygun olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 220. maddesinde suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüt tanımlaması yapıldığı için, Terörle Mücadele Kanunu'nda ayrıca örgüt tanımlaması yapılmasına gerek görülmediği belirtilmiştir.
TCK'nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendine göre örgüt mensubu suçlu; suç işlemek için örgüt kuran, yöneten, bu örgüte katılan veya örgüt adına suç işleyen kişidir.
TCK'nın “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı 220. maddesinde;
“(1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
(2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olanlar, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Örgütün silâhlı olması hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza dörtte birinden yarısına kadar artırılır.
(4) Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmolunur...” hükmüne yer verilmiştir.
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuyla korunan hukuki yarar kamu güvenliği ve barışıdır. Suç işlemek için örgüt kurmak, toplum düzenini tehlikeye soktuğu ve araç niteliğindeki suç örgütü, amaçlanan suçları işlemede büyük bir kolaylık sağladığından, bu suç nedeniyle kamu güvenliği ve barışın bozulması bireyin güvenli, barış içinde yaşamak hakkını da zedeleyeceğinden, işlenmesi amaçlanan suçlar açısından hazırlık hareketi niteliğinde olan bu fiiller ayrı ve bağımsız suçlar olarak tanımlanmıştır. Böylece bu düzenlemeyle aynı zamanda bireyin, Anayasa'da güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerine yönelik fiillere karşı da korunması amaçlanmıştır. Bu amaçla henüz suç işlenmese dahi, sadece suç işlemek amacıyla örgüt oluşturmuş olmaları nedeniyle örgüt mensubu faillerin cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Bunun asıl nedeni suç işlemek için örgüt kurmanın, kamu barışı yönünden ciddi bir tehlike oluşturmasıdır. Kanun koyucu bu düzenleme ile öncelikle gelecekte işlenebilecek suçları engellemek istemiştir.
Bu suçun mağduru ise; öncelikle kamu güvenliği ve barışını sağlamakla yükümlü olan devlet ve toplumu oluşturan bireylerdir.
TCK'nın 220. maddesi kapsamında bir örgütün varlığından söz edebilmek için; en az üç kişinin, suç işlemek amacıyla hiyerarşik bir ilişki içerisinde, devamlı olarak amaç suçları işlemeye elverişli araç ve gerece sahip bir şekilde bir araya gelmesi gerekmektedir.
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp, bünyesinde hiyerarşik bir ilişki barındırmaktadır. Bu hiyerarşik ilişki, bazı örgüt yapılanmalarında gevşek bir nitelik taşıyabilir. Oluşturulan bu ilişki sayesinde örgüt, mensupları üzerinde hâkimiyet tesis eden bir güç kaynağı niteliğini kazanmaktadır. Bu nedenle niteliği itibarıyla devamlılık arzeden örgütün varlığı için ileride ihtimal dahilindeki suç/suçları işlemek amacı etrafındaki fiilî birleşme yeterlidir. Buna karşın, kişilerin belirli bir suçu işlemek için bir araya gelmesi hâlinde ise örgüt değil, iştirak ilişkisi mevcuttur.
Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında da belirtildiği üzere, TCK'nın 220. maddesi anlamında bir örgütten bahsedilebilmesi için,
a) Üye sayısının en az üç veya daha fazla kişi olması gerekmektedir.
b) Üyeler arasında gevşek de olsa hiyerarşik bir bağ bulunmalıdır. Örgütün varlığı için soyut bir birleşme yeterli olmayıp, örgüt yapılanmasına bağlı olarak gevşek veya sıkı bir hiyerarşik ilişki olmalıdır.
c) Suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşme yeterli olup, örgütün varlığının kabulü için suç işlenmesine gerek bulunmadığı gibi işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibariyle somutlaştırılması mümkün olmakla birlikte, zorunluluk arz etmemektedir. Örgütün faaliyetleri çerçevesinde suç işlenmesi halinde, fail, örgütteki konumuna göre, üye veya yönetici sıfatıyla cezalandırılmasının yanında, ayrıca işlenen suçtan da cezalandırılacaktır.
d) Örgüt niteliği itibarıyla devamlılığı gerektirdiğinden, kişilerin belli bir suçu işlemek veya bir suç işlemek için bir araya gelmesi halinde, örgütten değil ancak iştirak iradesinden söz edilebilecektir.
e) Amaçlanan suçları işlemeye elverişli, üye, araç ve gerece sahip olunması gerekmektedir.
Yukarıda belirtildiği üzere kanunların suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli yapılara suç örgütü denmektedir. Terör örgütleri ise ideolojik amaçları olan suç örgütleridir. Terör örgütlerini, suç örgütlerinden ayıran bu ideolojik amaç; 3713 sayılı Kanun'un 1. maddesinde gösterilen Cumhuriyetin Anayasa'da belirtilen niteliklerine karşı olabileceği gibi, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Türk Devleti ve Cumhuriyetin varlığına, Devlet otoritesini zaafa uğratmaya veya yıkmaya ya da ele geçirmeye, Devletin iç ve dış güvenliğine, kamu düzeni veya genel sağlığa ya da temel hak ve hürriyetlere yönelik de olabilmektedir.
3713 sayılı Kanun'un "Terör örgütleri" başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.” hükmü ile TCK'nın 314. maddesine atıf yapılmıştır.
TCK'nın 314. maddesinde tanımlanan "Silahlı örgüt" suçu ise;
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Örgütlü suçluluğun özel bir türü olarak öngörülen, TCK'nın "Silahlı Örgüt" başlıklı 314. maddesinde; TCK'nın ikinci kitap dördüncü kısmının dördüncü bölümünde yer alan devletin güvenliğine karşı suçlar ile beşinci bölümünde yer alan anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran, yöneten ve örgüte üye olanların cezalandırılmaları öngörülmüş ve maddenin son fıkrasında; suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin, bu suç açısından aynen uygulanacağı düzenlenmiştir.
Uyuşmazlıkla ilgili silahlı terör örgütüne yardım etme suçuna ilişkin olarak;
TCK'nın "suç işlemek amacıyla örgüt kurma" başlıklı 220. maddesinin yedinci fıkrası suç tarihi itibarıyla; "Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır." şeklinde iken, 05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 85. maddesiyle fıkraya; "Örgüt üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir" cümlesi eklenmiştir. Anılan fıkraya ilişkin madde gerekçesinde "Örgüte hâkim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür" açıklamalarına yer verilmiştir.
Bu hükümler göz önüne alındığında, silahlı terör örgütü üyesi olmasa bile bu örgüte bilerek ve isteyerek yardım edenler, TCK'nın 314. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılacaklardır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de yaptırım açısından örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiştir.
Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişilerin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı hüküm altına alınırken, örgüte yardım sayılan eylemlerin nitelik bakımından örgüt üyeliğine denk sorumluluğu gerektirdiği kabul edilmiştir. Buna göre, örgüt üyesi olmaksızın, bilerek ve isteyerek örgütün bir iş, görev ya da hizmetinin yerine getirilmesi eylemi örgüt üyeliği olarak cezalandırılmakta iken; TCK'nun 220. maddesinin 7. fıkrasında 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, yapılan yardımın niteliğine göre cezanın üçte birine kadar indirilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Silahlı terör örgütüne yardım fiilinin oluşması için, failin örgüt üyeleriyle önceden bir anlaşma yapması veya yapılan planlara dahil olması zorunlu değildir. Yardım fiilinin örgüt üyelerinin tamamına veya üyelerden birine yapılması arasında bir fark bulunmamaktadır. Fakat, örgütün amacı ve kollektif faaliyetleri bilinerek ve istenerek yardım edilmesi zorunludur (Osman Yaşar, Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Yorumlu - Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 6. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 8934.). Yardım edenler zamanlarının büyük bir bölümünü örgüte hasretmiş kişiler olmayıp kendi hayatlarının akışı içerisinde bazen örgüte ait işleri kabul eden şahıslardır.
Örgüte yardım etme suçuna ilişkin olarak öğretide; “Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte bilerek ve isteyerek yardım edilmiş olması gerekir. Başka bir ifadeyle, yardım fiilinin örgütün suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt olduğu bilinerek gerçekleştirilmiş olması gerekir. Fıkra metninde geçen 'bilerek' ibaresi doğrudan kastı ifade eder. Doğrudan örgüte değil de örgüt mensuplarına yardım edilmesi halinde, yardım edilen kişilerin suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgüt mensubu olduklarının da bilinmesi gerekmektedir. Örgüt mensuplarına yapılan yardım, aynı zamanda örgüte yapılan yardım olarak değerlendirmek gerekir. Ancak, bu yardımın örgütün amacını gerçekleştirmeye hizmet eden bir yardım olması gerekmektedir” (İzzet Özgenç, Suç Örgütleri, Seçkin Yayıncılık, 7. Baskı, s. 38-39.); “Yardımın maddî bir yardım olması gerekli değildir. Örneğin suç örgütüne belli bir hususta bilgi ve belge sağlanması da yardım olarak kabul edilmelidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus yardımın örgüte yapılmasıdır. Kanun koyucu, yardımın niteliğini belirlemediği için örgüte bilerek ve isteyerek herhangi bir yardımda bulunan kişi bile bu durumda örgüt üyesi olarak cezalandırılacaktır. Örgüte sadece bir kez önemsiz nitelikte bir yardımda bulunan kişi bile, örneğin örgüt üyeleri arasında bir kez iletişim sağlayan kişi, bu hüküm nedeniyle örgüt üyesi gibi cezalandırılabilecektir” (Feridun Yenisey, Örgütlü Suçlar ve Terör Suçları Eğitim Modülü, s. 70.) şeklinde görüşler ileri sürülmüştür.
Gelinen noktada uyuşmazlığın çözümü için silah sağlama suçuna ayrıca değinilmesi gerekmektedir.
Gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, 5237 sayılı TCY’nın, “Silah sağlama” başlığını taşıyan 315. maddesinde, “Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden, nakleden veya depolayan kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir.
Maddede düzenlenen suç, örgüte yardımın özel bir şekli olup, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek, üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.
Nitekim madde gerekçesinde, “Madde metninde, silâhlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silâh, cephane veya benzerî maddelerin sağlanmasını, imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye'ye söz konusu maddelerin sokulmasını veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır.
Suçun manevî unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçları bilinerek gerçekleştirilmesidir.
Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi hâlinde; bu silâh ve cephaneyi temin eden kişiler, aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tanımlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir” açıklamasına yer verilmiştir.
Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde, Mardin ili, Artuklu ilçesi, Yalım Mahallesinin arka taraflarında bulunan kırsal alanda silahlı şahısların bulunduğu duyumu üzerine bu alana Özel Harekat Şube Müdürlüğü koordinesinde yapılan operasyonda hedef küçültmek amacıyla eğilen altı kişinin kolluk görevlilerini görmeleri üzerine kaçmaya başladıkları, sanıklar ... ve ...’in ellerinde bulunan silahlarla polisler tarafından yapılan dur ikazı sonucu yakalandıkları, dört kişinin ise kaçtığı, sanıkların üzerinden çıkan eşyalara el konulduğu, ertesi gün olay yerinde yapılan arama-tarama faaliyetinde sanıkların yakalandıkları alanın yakınında bulunan mağarada patlayıcı madde imalatı için gerekli olan çok sayıda madde ve eşyanın ele geçirildiği, mağaranın 150 metre yakınında bulunan bahçede ise parçalanmış düdüklü tencereye ait metal parçalar, beyaz renkli kimyasal madde, pamuk parçalarının bulunduğu olayda;
TCK’nın 315. maddesinde düzenlenen silah sağlama suçunun örgüte yardımın özel bir şekli olup, bu suçun oluşması için silahlı terör örgütü üyesi olmayan failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir.
Terör örgütlerinin amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında duyarlı oldukları, işleyiş ve yapılanma itibarıyla bu özellikleri gösteren yapılar olduğu dikkate alındığında; sanıklar hakkındaki ihbar ve yakalanma biçimleri hakkında kayıp ihbarı bulunan sanık ...’nin evinden ayrılmadan önce ailesine bıraktığı mektupta PKK/KCK terör örgütüne katılacağını, “…ben şehirlerde olacağım o yüzden silahla alakam yok, hiç merak etmeyin…” şeklinde beyanda bulunarak evinden ayrıldığı, sanıkların üzerinden ele geçirilen "CHEDİTTE-12" marka fişeklerin aynı zamanda mağarada yapılan aramada da bulunması sanıkların savunmalarından mağara ve içerisindeki meteryallerden haberdar olduklarının anlaşılması, sanıkların yakalandığı yer ile mağaranın herkes tarafından bilinebilecek bir konumda olmadığı, sanıkların her ikisinin de olay yerinde olmaları eylemlerinin salt yardım düzeyini aşmamış eylemlerden nitelik itibariyle farklılık arz ettiği, gözetildiğinde sanıkların eylemlerinin PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanıkların eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
2- Sanıkların ayrıca tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçundan cezalandırılmaları gerekip gerekmediği;
5237 sayılı TCK’nın suç tarihi itibarıyla yürürlükle bulunan “Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması veya El Değiştirilmesi” başlıklı 174. maddesi;
“(1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Yetkili makamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden kişi de aynı ceza ile cezalandırılır.
(2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, kullanılış amacı gözetilerek, bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiş olup, 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "üç yıldan" ibaresi "dört yıldan" şeklinde, "maddelerin imalinde, işlenmesinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden" ibaresi "maddeleri imal etmek, işlemek veya kullanmak amacıyla, gerekli olan malzeme ve teçhizatı ithal eden, ihraç eden, satışa arz eden, başkalarına veren, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden veya bulunduran" şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan "yarı oranında" ibaresi "bir kat" , ikinci fıkrasında yer alan "yarı oranında" ibaresi "bir kat" olarak değiştirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrası hükmüyle, yetkili makamlardan gerekli izin alınmaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi ülkeye sokmak, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakletmek, muhafaza etmek, satmak, satın almak veya üretmek, suç hâline getirilmiştir. Bu bakımdan söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suç niteliği taşımaktadır.
Bu madde, toplumu genel tehlikelere karşı korumanın yanı sıra; Uluslararası Nükleer Silâhların Yayılmasının Önlenmesi Andlaşması ve Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkındaki Sözleşme ile Türkiye’nin üstlenmiş bulunduğu yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacını taşımaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasına göre; birinci fıkrada yer alan fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi, cezanın artırılması sebebini oluşturmaktadır.
Üçüncü fıkrada ise, özellikle köy veya kırsal alanda yaşayan insanların çeşitli meşru ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması hâlleri göz önünde bulundurularak, hükmedilecek cezada önemli ölçüde indirim yapabilmek hususunda mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.
Suç niteliği itibarıyla, topluma zarar verme tehlikesi yaratan maddeler ile ilgili faaliyetlerin izinsiz olarak yürütülmesi yasaklanmıştır. Ayrıca bir zararın gerçekleşmesi şartı aranmamaktadır. Bu nedenle suç genel tehlike suçu niteliğindedir. Topluma zarar verici ve bu nedenle de toplum için tehlike oluşturan nitelikteki maddelerin kontrol altına alınabilmesi için, üretimi, satışı ve nakli izne tabi tutulmuştur. Suç ile toplumun hayat, sağlık ve malvarlığı değerleri ile Anayasanın 56. maddesinde düzenlenen sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı korunmaktadır. Suçun mağduru toplum ve bireylerdir. Suçun oluşabilmesi için maddede yazılan seçimlik hareketlerden herhangi birinin gerçekleştirilmesi yeterlidir. Bu suçun, suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi cezayı artıran bir nitelikli hâl olarak öngörülmüştür. Suçun oluşabilmesi için genel kast yeterli olup özel kast aranmamıştır (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2010, s. 4920-4925.).
Öte Yandan;
TCK'nın 314 maddesinin 3. fıkrası "Suç işlenmek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler bu suç açısından aynen uygulanır"
TCK'nın 220/4. maddesinin 4. fıkrası " Örgütün faaliyeti çerçevesinde suç işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan dolayı da cezaya hükmedilmesi" şeklindeki yasal düzenlemeler gözetilerek silahlı terör örgütü üyesi olduğu kabul edilen sanıklar hakkında bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
(1) Numaralı uyuşmazlık konusunda ayrıntılı şekilde anlatılan olayda, sanıklar ... ve ...’in 07.06.2015 tarihinde yakalandıkları yere yakın bir alanda bulunan mağarada kolluk görevlilerince gerekli güvenlik tedbirleri alındıktan sonra uzman ekiplerin yardımı ile yapılan arama tarama faaliyetlerinde çok sayıda bomba yapım malzemelerinin ele geçirildiği, elde edilen malzemelerin bomba yapımında kullanılabilecek malzemeler oldukları, Mardin Emniyet Müdürlüğü Bomba İnceleme ve İmha Büro Amirliği raporuna göre, incelemesi yapılan bomba yapım malzemelerinin, basınç ve parça etkili patlamış el yapımı bomba, molotof ve havai fişek bataryalarının kullanım amacına göre canlılar üzerinde öldürücü ve yaralayıcı, cansızlar üzerinde yakıcı yıkıcı ve tahrip edici özelliğe sahip olduğu, olay yerinde daha önceden de düdüklü tencere ve diğer kimyasal maddeler kullanılarak bir patlamanın gerçekleştirilmiş olduğunun öğrenildiği, bu kimyasal maddelerin mevcut miktarları ile yardımcı madde olarak tencere, pamuk, koli bandı, cam bardak, metal içecek kutuları, boş bira şişeleri kullanılmak suretiyle TCK’nın 174. maddesi kapsamında tehlikeli maddelerin üretilebileceği, cam şişelerin, dış kap benzinin yanıcı ve yangın başlatıcı olarak fitil irtibatı yapılmamış olsa da bez parçası veya iplik benzeri bir yapının şişe ağızlarına irtibatlandırılması ile bu şekilde el yapımı olarak hazırlanan düzeneğin atıldıktan sonra düştüğü yerde yangın çıkarmak amacıyla hazırlanacak molotof yapılabileceği, ele geçirilen bu eşyaların el yapımı bomba yapılması için yeterli olacağının belirtildiği, yapılan üst aramasında sanık ...’e ait tüfekte toplam dört adet üzerinde "CHEDDITE -12" ibaresi bulunan fişek, sanık ...’e ait tüfekte ise toplam yedi adet üzerinde" CHEDDITE -12" ibaresi bulunan fişek bulunduğu, bulunan fişeklerin, mağarada yapılan aramada bulunan fişeklerle aynı olduğu anlaşılmaktadır.
Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi genel tehlike suçu niteliğinde olup, bu maddeleri ülkeye sokmak, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakletmek, muhafaza etmek, satmak, satın almak veya üretmek şeklinde seçimlik hareketlerle işlenebilen suçlardandır. Aramada elde edilen maddelerin patlayıcı madde yapımında kullanılabileceği ve bu maddelerin basit bir şekilde birleştirilmeleri suretiyle bunun mümkün olabileceği, olay mahallinde düdüklü tencere ile diğer kimyasal maddeler kullanılarak patlama gerçekleştirilmiş olmasının sanıklardan elde edilen fişeklerin mağarada bulunan fişeklerle aynı olduğu ve bu suretle disiplin ve sıkı irtibata önem veren iş bölümüne dayalı örgütün üyesi olduğu anlaşılan sanıkların mağarada bulunan eşyalarla irtibatları da gözetildiğinde ayrıca tehlikeli maddelerin bulundurulması suçundan cezalandırılmaları gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanıkların eylemlerinin, Özel Daire kararından farklı olarak silahlı terör örgütüne üye olma suçunun yanında ayrıca tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçunu da oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanıklara yüklenen fiilin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun kabul edilmesinden sonra ele geçirilen ve patlayıcı madde yapımına yarayan eşyalar nedeniyle ayrıca TCK’nın 174. maddesinde düzenlenen tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçundan cezalındırılıp cezalandırılamayacakları konusu Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve sayın çoğunluk tarafından bu suçtan da cezalandırılmaları gerektiği sonucuna varılmıştır. Kanaatimizce bu karar usul ve yasaya aykırıdır. Şöyle ki;
Dosya içeriğine göre ‘olay günü Artuklu ilçesi Yalım Mahallesinin arkasında bulunan kırsal alanda silahlı şahısların bulunduğunun ihbarı üzerine bu alana güvenlik kuvvetlerince operasyon yapıldığı, görülen altı kişinin güvenlik güçlerini farkederek eğilip hedef küçülttükleri ve gizlenmeye çalıştıkları sonra kaçmaya başladıkları, yapılan takip ve dur ikazı sonucu sanıklar Cem ve Cengiz’in silahlarıyla birlikte yakalandığı, diğer dört kişinin ise kaçtıkları ve kim olduklarının saptanamadığı, güvenlik nedeniyle olay bölgesinde ayrınıtılı arama ve tarama faaliyetinin takip eden gün yapılabildiği, yakalandıkları yerin yakınındaki mağarada patlayıcı madde yapmaya elverişli çok sayıda eşyanın ele geçirildiği, ayrıca buraya 150 metre mesafede bulunan bir meyve bahçesinde de düdüklü tencereye ait patlama sonucu oluştuğu değerlendirilen parçalar ile beyaz renkli kimyasal madde ve pamuk parçalarının bulunduğu’ sabit olup, bu konuda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi suçu TCK’nın 174.maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin birinci fıkrasına göre yetkili makamlardan gerekli izin alınmadan, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimyasal, biyolojik maddeyi ülkeye sokmak, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakletmek, muhafaza etmek, satmak, satın almak veya üretmek, bu suçu oluşturmaktadır.Düzenlemede açıkça görüldüğü üzere seçimlik hareketli bir suç olup, belirtilen nitelikteki maddelerden birisinin ülkeye sokulması, nakledilmesi, muhafaza edilmesi, satın alınması gibi hareketlerden birisinin yapılması suçun oluşumu için yeterlidir.
Madde gerekçesine göre bu eylemlerin suç olarak kabul edilmesinin amacı, toplumu genel tehlikelere karşı korumak ve Uluslararası Nükleer Silâhların Yayılmasının Önlenmesi Andlaşması ve Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkındaki Sözleşme ile Türkiye’nin üstlenmiş bulunduğu yükümlülüklerin yerine getirilmesidir. Bu düzenlemeyle topluma zarar verme tehlikesi yaratan maddeler ile ilgili faaliyetlerin izinsiz olarak yürütülmesi yasaklanmıştır. Bir zararın gerçekleşmesi şartı aranmadığı için tehlike suçu niteliğindedir. Suç ile toplumun hayat, sağlık ve malvarlığı değerleri korunmakta olduğundan mağduru toplum ve bireylerdir. Suçun manevi unsuru ise genel kasttır, yani suçun kanuni tanımındaki unsurların mutlaka bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Bu bilgiler ışığında somut olayın değerlendirilmesine gelince;
Dosyadaki Mardin Emniyet Müdürlüğü Bomba İnceleme ve İmha Büro Amirliğince düzenlenen raporda ve sonradan alınan bilirkişi raporunda, ele geçirilen eşyaların TCK’nın 174. maddesi kapsamında patlayıcı madde olarak değerlendirilemeyeceği, bu malzemelerin ancak birleştirilmeleri sonucu patlayıcı maddenin yapılabileceği bildirilmiştir. Sanıkların yakalandıkları yerin yakınındaki mağarada ele geçirilen ve ancak birleştirilerek patlayıcı madde yapılması mümkün olan eşyaların incelenmesinde belirlenen on sekiz adet vücut izinin sanıklara ait olmadığı saptanmıştır. Yine buraya 150 metre mesafede bulunan düdüklü tencere parçalarının sanıkların yaptığı bomba düzeneğinin patlatılması sonucu oluştuğuna ilişkin tahmin dışında hiçbir kanıt dosyada yoktur.
Sanıkların tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçunu işlediklerinin kabul edilebilmesi için bu maddeleri ülkeye sokma, ülke içinde bir yerden diğer bir yere nakletmek, muhafaza etmek, satmak, satın almak veya üretmek şeklinde seçimlik olarak gösterilen hareketlerden birisini kasten yaptıklarının usulüne uygun toplanmış kanıtlarala ispatlanması ve bunun kararda gösterilmesi gerekir. Somut olayda sözü edilen eşyalar üzerinde sanıklara ait bir iz saptanamamıştır. Malzemelerin ele geçirdiği yer sanıkların evi, arabası veya işyeri olmayıp, tamamen kontrolleri dışındaki bir mağaradır. Raporlarında ancak birleştirilmeleri suretiyle patlayıcı madde yapılabileceği belirtildiği halde sanıkların böyle bir bilgi ve deneyime sahip olduklarına ilişkin hiçbir kanıt dosyada bulunmamaktadır. Olay yerinde kaçan ve kimlikleri saptanamayan eşyaların ait alabileceği dört kişi daha bulunmaktadır. Silahlı terör örgütüne ait olduğu düşünülen bu malzemelerle sanıkları ilişkilendirecek, tahmin ve varsayımın ötesine geçen, cezalandırılmalarına yeter, her türlü kuşkudan uzak, somut, tarafsız ve kesin hiçbir kanıt yoktur. Ceza yargılama hukukunun temel prensilerinden birisi şüpheden sanığın yararlandırılmasıdır. Bu ilkeye ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre bir kişinin suçlu kabul edilebilmesi için mevcut kanıtlar karşısında atılı suçu işlemiş olma olasılığı dışında başka bir ihtimalin kalmaması, suçu işlediğinin kesin olarak ispatlanması gerekir. Somut olayda malzemelerin ele geçtiği yer, çok sayıda üye ve sempatizana sahip olduğu bilinen bir silahlı terör örgütünün faaliyet gösterdiği kırsal alandaki bir mağaradır. Sanıkların bu eşyalarla bağı kesin olarak saptanmadan cezalandırılmaları, örgüte ait her tehlikelli madde bulunduğunda nerede elde edildiğine bakılmadan sorumlu tutulmaları sonucunu doğurur ve bu da yasak olan ojektif sorumluluğun yolunu açar.
Sonuç olarak özetle; tahminden öte suçu işlediklerini kabule yeterli kanıt bulunmaması nedeniyle sanıkların ayrıca tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi suçundan da cezalandırılmalarının hukuka aykırı olacağı kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır." görüşüyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer düşüncelerle sanıkların silahlı terör örgütüne üye olma suçunun yanında ayrıca tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi suçundan da cezalandırılmalarının hukuka aykırı olacağı görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Mardin 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.10.2016 tarihli ve 538-539 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin, sanıklar ... ve ...'in eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirilmesi suçlarını oluşturduğu gözetilmeden silah sağlama suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin lehe olması ve aleyhe yönelen temyiz bulunmaması karşısında, ceza miktarı bakımından aleyhe değiştirmeme ilkesinin GÖZETİLMESİNE,
3- Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 14.11.2019 tarihinde yapılan müzakerede (1) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından oy birliğiyle, (2) numaralı uyuşmazlık konusu bakımından birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 13.02.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Ceza Genel Kurulu, 2018/3 E., 2020/454 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAğır Ceza
tam metni aç
...'dan CMK'nın 75, 76 ve devamı maddeleri uyarınca kan numunesi alınmasına, alınan kan örnekleri ve elde edilen materyaller üzerinde genetik moleküler inceleme yapılmasına CMK'nın 78. maddesi uyarınca izin verilmesine karar verildiği,
Ceza Genel Kurulu 2018/3 E. , 2020/454 K.
"İçtihat Metni"
Kararı Veren
Yargıtay Dairesi : 14. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Ağır Ceza
Sayısı : 64-137
Sanık ...'ın müştekiler ... ve ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK’nın 109/2, 109/3-b, 43/1, 110, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.06.2009 tarihli ve 131-257 sayılı hükmün sanık müdafisi ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 10.12.2013 tarih ve 21729-13035 sayı ile;
"Sanığın her bir mağdura yönelik ayrı ayrı cebir kullanarak gerçekleştirdiği kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eyleminin mağdur sayısınca suç oluşturduğu gözetilmeden zincirleme suç kabul edilerek tek suçtan hüküm kurulması, Uygulamaya göre de;
Eylemini gerçekleştirdiği sırada her iki mağduru da yaralayarak şahsına zarar verdiği anlaşılan sanık hakkında koşulları oluşmadığı hâlde TCK'nın 110. maddesinin uygulanması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş,
Bozmaya uyan Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesince 20.05.2014 tarih ve 64-137 sayı ile; sanık ...'ın iki ayrı müştekiye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 109/3-b, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca iki kez 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiş, bu hükümlerin de sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 15.05.2017 tarih, 12067-2606 sayı ve oy çokluğuyla onanmasına karar verilmiş,
Daire Üyesi B. Aköz;
"Mağdur ...'ın kovuşturma beyanı ve tanık ...'ın hükme esas alınan kolluk beyanında sanık ...'un, ...'ı vakıf binasının kalorifer dairesine götürüp darp ettiğine dair herhangi bir anlatımının bulunmaması, diğer mağdur ...'ın da 16.08.2007 tarihli celsedeki ifadesinde ...'un kendisine yönelik alıkoyma eyleminde bulunmadığını, olay yerinde kendisine küfür etmesi nedeniyle kızgınlıkla...hakkında suçlamada bulunduğunu beyan etmesi, ...'un savunmalarında mağdurları alıkoyma eylemlerine katılmadığını, arkadaşı tanık ...'le gezdikleri sırada...'ın ...'i telefonla arayarak sigara almasını istediğini, bunun üzerine sigarayı alarak birlikte çiftlik evine gittiklerini, sigarayı verip geri döndüklerini belirtmesi, ...'un beyanının ...'in ifadeleriyle de doğrulanmış olduğu gözetilerek, sanık ...'un atılı suçlardan beraatine karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.06.2017 tarih ve 282009 sayı ile;
"...Olay tarihinden önce mağdurlar ... ve ...'ın inceleme dışı sanık ...'dan büyükbaş hayvan satın aldıkları ve karşılığında senet verdikleri, senedin süresi dolduğu hâlde mağdurların bahse konu senet miktarını sanık ...'a ödemedikleri, bu nedenle sanıklar ..., ... ve ...'un birlikte hareket ederek Ulu Cami yakınlarında yaya olarak seyreden mağdur ...'ı zorla arabaya bindirerek Erzurum il merkezinde bulunan... Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Vakfına götürdükleri, burada yanlarına ...'ın katıldığı, hep birlikte mağduru binanın bodrum katına indirerek burada mağdura vurmaya başladıkları, para meselesini gündeme getirdikleri, ödenmesini istedikleri, ardından buradan mağduru alarak Çat ilçesi yolundaki inceleme dışı sanık... ...'a ait çiftlik evine götürdükleri, burada yine mağduru darp ettikleri, mağduru orada alıkoymaya devam ettikleri, aynı tarihte mağdur ...'ın sanık ...'ın telefonu üzerine aynı vakfa gittiği, orada kendisini sanıklar ... ve ...'nin karşıladığı, mağduru bu inceleme dışı sanıkların kalorifer dairesine indirdikleri, mağdur ...'ı oradan alıp ...'ın bulunduğu çiftik evine götürdükleri, çiftlik evinde bulundukları sırada sanık ...'ın da gelerek sanıklara katıldığı ve mağdurları darp eylemine iştirak ettiği, ardından mağdurları ilk götürdükleri... Kültür Eğitim ve Yardımlaşma Vakfına götürdükleri, mağdurları bırakmaları sonucu mağdurların kendiliklerinden ayrıldıkları kabulüyle hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.
Gerekçeli kararda dosya kapsamında toplanan deliller açıklanmışsa da, Yerel Mahkeme bu bir kısmı lehe, bir kısmı aleyhe olan delillerden hangisine itibar ettiğini, hangisini kabul etmediğini gerekçelerini göstererek açıklamak yerine 'Sanık savunmaları, katılan beyanları, savunma ve kamu tanıkları beyanları, müştekilere ait raporlar, tüm dosya kapsamı ve deliller birlikte değerlendirildiğinde' ibaresiyle olaya ilişkin kabulünü ortaya koymuştur.
Sanık atılı suçları işlediğine dair iddiayı tüm aşamalarda reddetmiş, tanık ... ...'le gezdiği sırada sanık...'ın tanık ...'den telefonla aramak suretiyle istediği sigaraları olay yeri olan çiftlik evine götürdüklerinde mağdurları gördüğünü, eyleme iştirakinin olmadığını savunmuştur.
Mağdurlardan ... 02.03.2007 tarihli kolluk anlatımında, sanığın kendisini ...Kültür, Eğitim ve Yardımlaşma Vakfina ait binada kalorifer dairesinde darp ettiğini beyan etmiş, çiftilik evinden hiç bahsetmemiştir. 21.03.2007 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede, önceki anlatımına ilaveten bu kez çiftilik evine götürülüp orada zorla tutularak darp edildiklerinden de bahsettiği, 22.06.2007 tarihli mahkeme huzurunda verdiği ifadede ise, olayların seyri hakkında Cumhuriyet savcısına verdiği ifadeye benzer bir anlatımda bulunduğu, ancak eylemi gerçekleştirenler arasında sanığın da olduğundan hiç bahsetmediği anlaşılmıştır.
Diğer mağdur ...'ın 01.03.2007 tarihli Cumhuriyet savcısına verdiği ifadede, 26.02.2007 tarihli, ..., ..., ... ve ... isimli kişiler ve bunlarında yanında bulunan tanımadığı iki kişi tarafından zorla kaçırılıp Çat yolu üzerinde bir çiftlik evine götürüldüğünü, orada bu şahısların kendisini darp ettiklerini, sanık ...'ın da aynı yerde kendisine eziyet ettiğini, mağdur ...'a da orada eziyet ettiklerini beyan ettiği, 02.03.2007 tarihli kolluk anlatımının da benzer mahiyette ve daha ayrıntılı olduğu, bu anlatımında akşamları çiftlik evine gelerek kendisini darp ettiğini beyan ettiği, 22.06.2007 tarihli duruşmada da benzer anlatımlarda bulunduğu, ancak, 14.08.2007 tarihli dilekçesiyle şikâyetinden vazgeçtiğini bildirerek sadece sanık ...'a yönelik iddiasını da değiştirdiği, buna göre sanığın kendisini çiftlik evinde gördüğünde 'Ulan şerefsiz. Milletin malını yiyeceğine s...mi ye' dediğini, başka da bir şey yapmadığını ifade ettiği anlaşılmıştır.
Olayın kısmen de olsa doğrudan tek tanığı olan ... ..., sanık ...'la çocukluk arkadaşı olduğunu, olay günü Lalapaşa Caddesinde sanıkla birlikte gezerken dükkân komşusu olan sanık... ...'ın kendisini telefonla arayıp değişik markalardaki sigaraları çiftlik evine getirmesini istediğini, ona arabasının olmadığını söyleyince sanığın 'Birlikte götürürüz.' dediğini, beş paket sigarayı olay yeri olan çiftlik evine götürdüklerini, orada mağdur ...'ı gördüğünü, dövülmüş bir hâli olmadığını, bir de başını ellerinin arasına almış vaziyette oturan tanımadığı bir kişiyi gördüğünü, bu kişinin ...'la fısıltılı bir şekilde konuştuğunu, sanık ...'ın bu şahsı görünce 'Bu senin kaçıncı işin? Muhammet ümmetinden ne istiyorsun?' dediğini, bu kişinin cevap vermediğini, dövülmüş olup olmadığını görmediğini, bu kişinin sanık ...'ı tanımadığını, sanık ...'ın, ismini söyleyerek kendisini bu kişiye tanıttığını beyan ettiği görülmüştür.
Tanık ... mağdur ...'ın ağabeyi olduğunu, olayı görmediğini, ancak ...'la görüştüğünde onun sanık ... kendisine yardım etmediği için ismini olaya karıştırdığını gördüğünü beyan ettiği anlaşılmıştır.
Diğer sanıkların savunmalarında sanık ...'un isminin hiç geçmediği anlaşılmıştır.
Sanık ...'ın savunmaları, tanıklar ... ... ve ...'ın anlatımları, diğer sanık savunmalarında, olayların seyri sırasında sanık ...'ın da yanlarında bulunduğuna dair bir anlatımlarının bulunmaması ve mağdurların anlatımlarının sanık ...'la ilgili yönlerden çelişkili olmasına göre; sanığın üzerine atılı suçları işlediğine dair mahkûmiyetine yetecek derecede delil bulunmadığı, bu nedenle atılı suçları işlediğinin sabit olmadığı düşünüldüğünden, sanığın atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından beraati gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna müracaat etmiştir.
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 14. Ceza Dairesince 27.11.2017 tarih, 3296-5931 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında müştekiler ... ve ...'a yönelik iki kez kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, inceleme dışı sanıklar ... ve ... hakkında müşteki ...'a yönelik bir kez kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri Özel Dairece onanmak suretiyle, inceleme dışı sanık... ... hakkında müştekiler ... ve ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar ise itiraz mercisince itirazın reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında müştekiler ... ve ...'a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
26.02.2007 tarihinde saat 14.15'te kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; saat 11.15-11.20 arasında 155 polis imdat hattını arayan iki ayrı kişinin "Ulu Camii karşısında yaşlı bir amcanın 25 FS xxx plakalı gri renkli bir araca zorla bindirilerek Erzurum kalesine doğru kaçırıldığı," şeklinde ihbarda bulundukları,
26.02.2007 tarihinde saat 15.00'da kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; 25 FS xxx plakalı araç, aracın sürücüsü inceleme dışı sanık... ve araçta bulunan inceleme dışı sanık ...'in konunun araştırılması için emniyet amirliğine götürüldükleri,
01.03.2007 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta; Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde müşteki ... zorla alıkonulduğunu, eziyete maruz kaldığını, bu zaman diliminde aynı binada müşteki ...'ın da bulunduğunu, ona da eziyet edildiğini ve hâlâ orada tutulduğunu, söz konusu binayı gösterebileceğini söylediği, müşteki eşliğinde "Ali Paşa Mahallesi, Gazino Sokak, Hocagil Apartmanı, No:23," adresine gidildiği,
02.03.2007 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; "Ali Paşa Mahallesi, Gazino Sokak, Hocagil Apartmanı, No:23" adresinde yapılan aramada söz konusu yerin depo olarak kullanıldığı, kalorifer tesisatının bulunmadığı, suç unsuruna rastlanmadığı,
02.03.2007 tarihli emniyet müdürlüğünce düzenlenen tutanağa göre; yapılan araştırmada olayın geçtiği iddia edilen yerin "Köse Ömer Ağa Mahallesi, Cami Sokak, Şevkat Apartmanı, No:21" olduğunun anlaşıldığının belirtildiği,
02.03.2007 tarihinde saat 03.15'te kolluk görevlilerince düzenlenen tutanakta; tanıklar ve inceleme dışı sanık ... eşliğinde yapılan aramada müşteki ...'ın arama yapılan adreste olmadığı,
02.03.2007 tarihinde kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; usulüne uygun olarak verilen arama ve el koyma kararıyla; müşteki ...'ın ifadesinde kendisinin zorla Erzurum ili Çat ilçesi yolu Dutçu köyünden 4-5 km ileride, solda ve 100-150 metre içeride tutulduğunu belirttiği ve etrafında kavak ağaçları bulunan çiftlik evine gidildiği, sol tarafta içinde bir soba ve koltuk bulunan bir oda olduğu, bu odadan ahıra geçiş için bir kapı bulunduğu, kapının üzerinde su borusunun görüldüğü, odanın içinde üzerinde kan izleri bulunan bir bez parçasına rastlandığı, evin girişinin sağında yer alan odada ise yerde ve duvarda kan izlerine rastlanıldığı,
02.03.2007 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre; olay yerinden 10 adet sigara izmariti, bir adet kırmızı lekeli bez, eşik ve zeminde bulunan kan izleri, ağaç kapı üzerine monte edilmiş bulunan 222 cm uzunluğundaki demir boru ve bunun her iki ucundan sarkan ince beyaz renkli naylon iplerin incelemeye alındığı,
02.03.2007 tarihinde düzenlenen teşhis tutanağına göre; zorla alıkonulup eziyete maruz kaldığını belirten müşteki ...'ın beyanı üzerine, sanık ...'ın 02.03.2007 tarihinde yakalandığı, teşhis odasına alınarak müşteki ...'a teşhis ettirildiği, müşteki ...'ın kendisine üç gün boyunca çiftlik evinde eziyet eden, cinsel organını ağzına sokan sanık ...'ı aynı zamanda kardeşi ...'ın sağdıcı olması nedeniyle de tanıdığını ifade ettiği,
Erzurum 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 03.03.2007 tarihli değişik iş kararına göre; Çat yolunda bulunan çiftlik evinde yapılan arama esnasında elde edilen deliller üzerindeki el koyma işleminin CMK'nın 127 ve devamı maddeleri uyarınca onaylanmasına, sanık ..., inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve... ...'dan CMK'nın 75, 76 ve devamı maddeleri uyarınca kan numunesi alınmasına, alınan kan örnekleri ve elde edilen materyaller üzerinde genetik moleküler inceleme yapılmasına CMK'nın 78. maddesi uyarınca izin verilmesine karar verildiği,
03.03.2007 tarihli olay yeri inceleme ekipler amirliği raporuna göre; müşteki ... ile sanık ..., inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ve ...'a ait kan numunelerinin alındığı,
13.04.2007 tarihli ekspertiz raporuna göre; olay yeri girişe göre sağdaki ilk odanın duvar alt eşiğinden, zemininden ve olay yerinden alınan bez parçası üzerindeki lekelerin kan örneği olduğu ve müşteki ...'dan alındığı belirtilen kan örneğiyle genotipik olarak uyumlu bulunduğunun belirtildiği, olay yerinden alındığı belirtilen sigara izmaritindeki tükürük örneğinin sanık ...'dan alındığı belirtilen kan örneğiyle, 5 adet sigara izmariti üzerindeki tükürük örneklerinin inceleme dışı sanık ...'tan alınan kan örneğiyle, bir sigara izmaritine bulaşmış tükürük örneğinin inceleme dışı sanık ...'tan alınan kan örneğiyle genotipik olarak uyumlu bulundukları, diğer 3 adet izmarit üzerindeki örneklerin müşteki ..., sanık ... ve inceleme dışı sanıklar, Absulselam ve ...'ye ait olmadığı, erkek genotipik özellik gösterdikleri,
Erzurum Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 01.03.2007 tarihli rapora göre; müşteki ... ile yapılan görüşmede; üç gün önce kaçırıldığını, eziyete maruz bırakıldığını, vücudunun her yerinin ağrıdığını, yapılan muayenede; müştekinin vücudunun birçok yerinde ekimoz, ödem, nedbe ve yaraların olduğu,
Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalının 11.07.2007, Atatürk Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalının 31.10.2007, Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalının 05.11.2007 tarihli raporlarına göre; müşteki ...'ın yaralanmasının basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyecek nitelikte olduğu,
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 27.08.2008 tarihli raporuna göre; müşteki ...'ın 26.02.2007-01.03.2007 tarihleri arasında mağduru bulunduğu özgürlüğü kısıtlama, cinsel taciz, eziyet ve yağma olayı nedeniyle müştekide ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede travma sonrası stres bozukluğu tespit edildiği ve ruh sağlığının bozulduğunun oy birliğiyle mütalaa edildiği,
Atatürk Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığınca düzenlenen 28.06.2007 tarihli rapora göre; Erzurum Numune Hastanesinin 02.03.2007 tarihli raporunda müşteki ...'ın sağ omuz lateralinde 5x5 cm uzunluğunda takriben 5 günlük, sağ skapula üzerinde 3x4 cm ve sol skapula üzerinde muhtemelen 3-4 günlük 2x2 cm uzunluğunda ekimozlar olduğunun belirtildiği, ...'ın 27.06.2007 tarihli muayenesinde patolojik bir bulgu tespit edilmediği, yaralanmasının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Müşteki ... 01.03.2007 tarihinde Savcılıkta ve 02.03.2007 tarihinde Kollukta; 26.02.2007 tarihinde çifte minare karşısındaki kaleye giden yola vardığında yanında bir aracın durduğunu, araçtan inen daha önceden tanıdığı inceleme dışı sanıklar ..., ... ve tanımadığı iki kişinin saldırıp zorla kendisini araca bindirdiklerini, bir süre sonra saat 10.00 sıralarında bir apartmanın önünde durduklarını, araçtan indirildiğini, bir apartmanın bodrum katına girdiklerini, orada inceleme dışı sanık ...'ın kendisini görür görmez "Ulan o.... çocuğu. Benim paramı neden ödemiyorsunuz?" dediğini, ona alışverişi kendisinin yapmadığını, para ödemeyeceğini söylediğini, bunun üzerine inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ile orada bulunan 5-6 kişinin kendisini darbetmeye başladıklarını, başına torba geçirdiklerini, kendisini bodrum katından çıkardıklarını ve bir araca bindirdiklerini, çiftlik evine gittiklerini, daha sonra ...'nin orada bulunan demir boruyu kapının üzerine monte ettiğini, kendisinin çırılçıplak soyundurulduğunu, boruya bağlandığını, darbedildiğini, daha sonra iplerinin çözülüp indirildiğini, orada bulunan kişilerin "Şimdi...da gelecek." dediklerini, kendisini başka bir odaya oturttuklarını, ...'un akşam saat 18.00-19.00 arasında geldiğini, kendisini dövmeye başladığını, ...'un yanındaki kişilerden sadece birisinin ...'la birlikte kendisini darbettiğini, daha sonra...ve ... denilen kişinin kendisini boş bir odaya götürdüklerini, zorla ağzını açtırıp cinsel organlarını ağzına soktuklarını, odadan çıkarıp tekrar askıya bağladıklarını, gecenin ilerleyen saatlerinde iki kişi dışında herkesin gittiğini, sabah olduğunda müşteki ...'ı getirdiklerini gördüğünü, kendisinin yanında onu da dövdüklerini, ...'la yalnız kaldıkları bir esnada ...'ın daha önce de aynı şahıslar tarafından dövüldüğünü söylediğini, o gece ...'ın da kendisiyle aynı yerde kaldığını, bu eylemleri kendisine karşı 3 gün boyunca ..., .... ve tanımadığı kişilerin gerçekleştirdiklerini, ...'un ise sadece akşamları gelip bir saat kadar kendisine eziyet edip gittiğini, ancak en ağır eziyetleri yapan kişinin...olduğunu, üçüncü günün sonunda kendisinin ve ...'ın kafasına torba geçirildiğini, bir arabaya bindirilip ilk gün kendisini alıkoydukları kazan dairesinin bulunduğu yere götürüldüklerini, bir fırsatını bularak oradan kaçtığını,
Mahkemede; önceki ifadelerinin doğru olduğunu, kimseden hayvan almadığını, kendisinin sadece ...’a hayvanları satması için yardım ettiğini, daha önce anlattığı eylemleri huzurda bulunan ve ifadeleri alınan tüm sanıkların gerçekleştirdiğini, inceleme dışı sanık ...’u hiç görmediğini, inceleme dışı sanık...’dan şikâyetçi olmadığını, kendisini filistin askıdan...’ın kurtardığını,
14.08.2007 tarihli dilekçesinde; müşteki ...'ın sanık ... ve inceleme dışı sanıklar hakkındaki şikâyetlerinden vazgeçtiğini, ayrıca sanık ...'ın olayın geçtiği yer olan çiftlik evinde elini cinsel organına attığını "Ulan şerefsiz. Milletin malını yiyeceğine ...ye." dediğini, sanık ...'un bu davranışını cinsel taciz olarak algıladığını, bu nedenle cinsel organını ağzına soktuğunu, yüzüne sürdüğünü söylediğini, ifadesini bu şekilde değiştirmek istediğini,
16.08.2007 tarihli üçüncü celsede Mahkemede önceki beyanlarından farklı olarak; sanık ...’un olay yerine geldiğinde diğer şahısların yanında "Onun, bunun malını yiyeceğine benim s….. ye." demesinin kendisinin zoruna gittiğini, olayı kızgınlıkla anlattığını, yazılanları okumadığını, emniyette kendisine "Bunları aynen anlatacaksın." dediklerini, kendisinin de anlattığını, kendisinden habersiz bir şekilde ...’un olay yerine geldiğini,
Müşteki ... 02.03.2007 tarihinde Kollukta; müşteki ... ve tanık ....'in kendisini inceleme dışı sanık ... ile tanıştırdıklarını, borçlarını ödemesi için yol gösterme bahanesiyle değişik zamanlarda kendisini borçlandırdıklarını, ...'ın alacağını istediğini, ona borcu ... ve ...'in ödeyeceğini, kendisinin maddi durumunun iyi olmadığını bildirdiğini, bunun üzerine ...'ın hayvanların tanık ...'a ait olduğunu söylediğini, kendisini ...'yle görüştürdüğünü, ...'nin kendisine borcunu ödeyebilmesi için zaman tanıdığını, ertesi gün tekrar ...'yle görüşmek için aynı yere gittiğini, inceleme dışı sanık ..., ... isimli şahıs,.... isimli bir kişi ve ...'nin orada olduğunu, ...'nin işi olduğunu söyleyerek oradan ayrıldığını, ...'un kendisine "Görüşebilir miyiz?" dediğini, birlikte kalorifer dairesine gittiklerini, ...'un kendisine "Şerefsiz. Sen samanı kime sattın?" diyerek bağırdığını, ...'a kendisinin haberinin olmadığını söylediğini, ...'un "Yalan söylüyorsun. Şerefsiz." diyerek yumrukla yüzüne ve göğsüne, orada bulunan hortumla ayaklarına defalarca vurduğunu, darp esnasındaki konuşmalardan ...'ın ...'un akrabasından saman aldığını, borcunu ödemediğini anladığını, darbettikten sonra ...'un kendisini yukarı çıkardığını, ...'ın da orada olduğunu, ...'tan malların kendisinde kalmadığı ve kendisinin para almadığı hususlarında gerçeği söylemesini istediğini, ...'ın tanık ...'i arayacağını, parayı ödeyeceklerini söylediğini, ...'un ...'ı alarak odadan çıktığını, kendisini götürdükleri kalorifer dairesine onu da götürdüklerini düşündüğünü, 2-3 saat sonra ...'ın odaya geldiğini, ...'la kendisini yalnız bıraktıklarını, ...'ın darbedilmiş bir hâlde olduğunu, onun elini yüzünü yıkadığını, ...'ın kendisini darbeden kişinin...olduğunu söylediğini, "....'i bulup borcu ödeyelim." dediğini, daha sonra kendisinin biraz daha oturup oradan ayrıldığını, kimsenin kendisini zorla alıkoyup kendisine işkence yapmadığını, aksine yemeğini verdiklerini, cebine sigarasını koyduklarını, kendisini dolandıran tanık ... ve müşteki ... ile kendisini kalorifer dairesine götürerek darbeden...isimli kişiden şikâyetçi olduğunu,
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu 14.03.2007 tarihli dilekçede önceki beyanlarına ek ve önceki beyanlarından farklı olarak; kahvehaneye gittiğini, sanık ...'ın sonradan geldiğini, kendisini kahvehanenin karşısında bulunan kalorifer dairesine götürerek "Sen bu adamın borcunu neden ödemiyorsun?" dedikten sonra darbetmeye başladığını, ...'un yanında... isimli bir kişi ve 4-5 kişinin daha olduğunu, borcu nedeniyle ...'un yanında bulunan kişilerin de kendisini tekme, yumruk ve sopalarla dövdüklerini, ayaklarına su döküp hortumla vurduklarını, orada 6 gün boyunca dayak ve eziyete maruz kaldığını, ...'a olan borçla müşteki ...'ın ve tanık Reis'in alakalarının bulunmadığını, 26.02.2007 tarihinde ise ...'ın da oraya getirildiğini, ... ve adamlarının onu da 3 gün boyunca darbettiklerini, ...'la kendisinin birbirlerini darbetmek zorunda kaldıklarını, ...'ın gece 02.00 sıralarında kaçtığını öğrendiğini, ertesi gün ise kendisinin de serbest bırakıldığını, daha önce şahıslardan korktuğu için davacı ve şikâyetçi olmadığını, ancak ailesinin hâlen tehdit edilmesi nedeniyle sanık ..., ... isimli kişi ve diğer şahıslardan şikâyetçi olduğunu,
21.03.2007 tarihinde önceki beyanlarına ek ve önceki beyanlarından farklı olarak Savcılıkta; kahvehaneye gittiğini, daha sonra ...'un yanında bulunan birkaç kişiyle birlikte geldiğini, "Görüşebilir miyiz?" dediğini, birlikte kalorifer dairesinde bulunan bir odaya geçtiklerini, orada ...'un yanında 2-3 kişinin daha olduğunu, ...'un kendisine, bir akrabasından müşteki ...'ın saman alıp parasını ödemediğini söylediğini, "Samanı beraber satmışsınız. Parayı sen ödeyeceksin." diyerek kendisine vurmaya başladığını, ...'ı da getirip başka bir odaya koyduklarını sonradan öğrendiğini, ...'ın darbedilmiş olduğunu sonradan gördüğünü, ..., emniyette teşhis ettiği Fevzi isimli kişi ve başka bir kişinin kendisini çiftlik evine götürdüklerini, zorlama olmadığını, daha sonra ...'ı da oraya getirdiklerini, kimin getirdiğini hatırlamadığını, orada bulunan kişilerin isteğiyle ... ile kendisinin birbirlerini karşılıklı darbettiklerini, ...'ı bir yere astıklarını, bunun dışında ona bir şey yaptıklarını görmediğini, ara sıra ...'ı başka odaya götürdüklerini ve onun yüzünde darp izleri gördüğünü, ancak içeride neler yaşandığına tanık olmadığını, sonra ...'ı ve kendisini Erzurum'da ilk alıkonuldukları yere götürerek kalorifercinin odasına bıraktıklarını, bitkin olması nedeniyle uykuya daldığını, uyandığında ...'ın gitmiş olduğunu fark ettiğini, çelişki sebebiyle sorulması üzerine; kollukta verdiği ifadesinde korkması nedeniyle son kısmı anlatamadığını, savcılık ifadesinin doğru olduğunu, hâlen kimliği belirsiz kişilerce tehdit edilmekte olduğunu, üç gün Erzurum'daki binada, üç gün çiftlik evinde olmak üzere toplamda 6 gün boyunca zorla tutulduğunu,
27.03.2007 tarihinde önceki beyanlarına ek olarak Savcılıkta; 21.03.2007 tarihli ifadesini aynen tekrar ettiğini, ancak olaydan sonra müşteki ..., tanık ... ve tanımadığı birkaç şahsın kendisini bir eve götürerek inceleme dışı sanık ... hakkında şikâyette bulunması konusunda baskı yapıp tehdit ettiklerini, ...'i tanımadığını, bu baskı ve tehditler nedeniyle hayatından endişe duyduğunu,
Mahkemede önceki beyanlarına ek ve önceki beyanlarından farklı olarak; kolluktaki ifadesinin doğru olduğunu, sonraki ifadelerini baskıyla verdiğini, bu yüzden savcılık ifadesinin doğru olmadığını, inceleme dışı sanık ...’la konuşup derneğe gittiğini, inceleme dışı sanık ...’yi kapıda gördüğünü, arkasından bir kişinin gelerek saman işini sorup kendisine bir kez vurduğunu, sonra ...’yle birlikte kalorifer dairesinde yemek yediklerini, orada fotoğraftan teşhis ettiği ... isimli kişinin gelip kendisini dövüp ayrıldığını, daha sonra kendisinin ...’yle çiftlik evine gittiklerini...’nin çiftlik evine kendilerinden önce ...’la gittiğini, orada ...'la birbirlerine bir şey demeden kavga ettiğini, çiftlik evinde ...’ın dövüldüğünü ya da başka türlü bir tacize maruz kaldığını görmediğini,
20.07.2007 tarihli ikinci celsede Mahkemede; müşteki ...’ın kendisine, kendisinin de ona vurduğunu, duruşmadaki insanların orada olmadığını, ...’ın kendisine zorla senet imzalattırdığını, dilekçesini tehdit altında verdiği hususunu daha önce belirttiğini, her ne kadar baskı altında vermiş olduğu dilekçede ...’un kendisine vurmuş olduğunu söylemiş ise de ...’u sadece birinci celsede gördüğünü, ...’nin kendisine yemek getirdiğini, kendi malının üzerine yatanların tanık ... ve müşteki ... olduğunu,
02.03.2007 tarihinde inceleme dışı sanık ... Kollukta; tanık ...'nin arazilerini yarıcı olarak işletip hayvanlarına baktığını, müşteki ...’ın tanık ... ve müşteki ...'la birlikte gelerek beraber hayvan almak istediklerini söylediğini, onlara 53.000 TL değerinde hayvan verdiğini, senetlerin hepsinin ... adına yapıldığını, senedin vadesinde ödenmemesi üzerine ...'la konuştuğunu, ...'ın ... ve ... tarafından dolandırıldığını söylediğini, bu durumu hayvanların sahibi ...'ye bildirdiğini, ...'ı onun yanına götürdüğünü, ...'nin ...'a zaman verip "Birleşerek borcunuzu ödeyin." dediğini, ertesi gün 28.01.2007 tarihinde saat 09.00'da tekrar derneğe uğradığını, tanımadığı bir şahsın orada çay içtiğini, daha sonra ...'ın da geldiğini, kendisinin çıktığını, saat 14.30 sıralarında köyüne döndüğünü, ...'ı hiç görmediğini, iddiaları kabul etmediğini, sanık ...'ı, inceleme dışı sanıklar ... ve ...'i tanımadığını, ...'yi tanıdığını, ancak samimi olmadıklarını, dernekte bulunduğu esnada müşteki ... ve sanık ...'un konuşmak için bir yere gittiklerini görmediğini,
03.03.2007 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; 02.03.2007 tarihli kolluk ifadesinin doğru olduğunu, onu tekrar ettiğini,
Mahkemede önceki beyanlarına ek ve önceki beyanlarından farklı olarak; 2006 yılının Aralık ayında müştekiler ..., ... ve tanık Reis'e 65.000 TL değerinde hayvan sattığını, parasını alamadığını, müştekilerin derneğe geldiğini, konuyu görüştüklerini, ...'ın ...'a "Malları sattın. Parasını bize vermedin." diyerek küfretmeye başladığını, tartıştıklarını, daha sonra çiftlik evine gittiklerini, namaz için dışarı çıkıp döndüklerinde ...'ın ...'ı dövmüş olduğunu gördüklerini, dernek binasının bodrum katında inmediklerini,
26.02.2007 tarihinde inceleme dışı sanık ... Kollukta; 26.02.2007 tarihinde saat 10.00 sıralarında 25 FS xxx plakalı araçla ara sokağa girdiklerini, orada bir aracın yolun ortasında durarak yolu kapattığını, içindeki üç kişinin borcunu ödemesi için birisiyle tartıştıklarını, daha sonra sıkıştırdıkları kişinin de aynı araca binip uzaklaştıklarını, kimseyi arabaya zorla almadıklarını,
İnceleme dışı sanık ... 02.03.2007 tarihinde Kollukta ve 03.03.2007 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; 2004 yılında müşteki ...'la tanıştığını, ...'ın 2.000 TL parasını aldığını, ancak iade etmediğini, 02.03.2007 tarihinden 3-4 gün önce inceleme dışı sanık...'nun kendisini telefonla arayıp "Yıkıkhanlı Seyfo" lakaplı kişinin kendisine ait olan büyükbaş hayvanları alıp ortadan kaybolduğunu, onu nerede bulabileceklerini sorduğunu, kendisi, ... ve ...'ın ...'ın evine gittiklerini, fakat ...'ın oradan taşındığını öğrendiklerini, ertesi sabah merak üzerine ...'u arayıp ne yaptıklarını sorduğunu, ...'un kendisine ...'ın ... isimli kahvehanede oturduğunu söylediğini, ...'un yanına gidip araçla onu aldığını, yolda ...’la karşılaştıklarını, araçtan inip ona "Benim paramı neden vermiyorsun?" dediğini, ...'ın "Ben seni tanımıyorum. Sen kimsin? Benim sana borcum yok. Polis yok mu? Adam gasbediyorlar." şeklinde bağırdığını, çevredekilere rezil olmamak için ona arabada konuşmayı önerdiğini, hep birlikte arabaya binip vakfa gittiklerini, ...'ı en son vakfa bıraktıklarında gördüğünü, ...'a ertesi gün ...'ı sorduğunda ...'un "Ben oraya hiç gitmedim. Ne olup bitti bilmiyorum." dediğini, o günden sonra ...'ı görmediğini,
Mahkemede; suçlamaları kabul etmediğini, hazırlık ifadesinin doğru olduğunu, inceleme dışı sanık ... ile ... ve kendisinin birlikte derneğe gittiklerini, ...'ın araçtan inip gittiğini,
02.03.2007 tarihinde inceleme dışı sanık ... aşamalarda; ...'ın kendisine iftira attığını düşündüğünü, müşteki ...'ı ve inceleme dışı sanık ...'ı tanımadığını,
26.02.2007 tarihinde inceleme dışı sanık... Kollukta; 26.02.2007 tarihinde saat 10.00 sıralarında 25 FS xxx plakalı araçla ara sokağa girdiğini, orada bir aracın yolun ortasında durarak yolu kapattığını, içindeki üç kişinin borcunu ödemesi için birisiyle tartıştıklarını, daha sonra sıkıştırdıkları kişinin de aynı araca binip uzaklaştıklarını, kimseyi arabaya zorla almadıklarını,
Mahkemede; inceleme dışı sanık ...'le çocukluk arkadaşı olduklarını, ...'in araba kullanmayı bilmediğini, bu nedenle onun amcası inceleme dışı sanık ...'a ait araçla birlikte gezdiklerini, araçla gezdikleri bir gün Tebrizkapı'ya aracı sürmesini istediğini, ...'in yolda ...'ı görüp aracı durdurduğunu, araçtan inip ...'a "Abi" şeklinde hitap ederek konuştuğunu, ...'ın da araca bindiğini, ...'ın...'i ehliyet konusunda dolandırdığını bildiğini, araçtayken ...'ın telefonunun çaldığını, telefonla konuştuğunu, sonra dernekte inmek istediğini söylediğini,
İnceleme dışı sanık ... 02.03.2007 tarihinde Kollukta; kaloriferini yaktığı vakfa gelip gitmesi nedeniyle müşteki ...'ı tanıdığını, inceleme dışı sanıklar ..., ..., sanık ... ve tanık ...'i tanımadığını, müşteki ...'ı son on gündür vakfa gelmesi nedeniyle tanıdığını, ...'ın iddialarını kabul etmediğini, 28.02.2007 tarihinde vakfa ara sıra gelmesi nedeniyle tanıdığı inceleme dışı sanık ...'ın telefonla aradığını, Çat yolunda arı çiftliğinde bulunduğunu söyleyip lahmacun getirmesini istediğini, arkadaşının aracını ödünç alarak 15 adet lahmacunu oraya götürdüğünü, ardından hemen oradan ayrıldığını,...'ın ne iş yaptığını bilmediğini, çiftliği ...'ın yol tarifiyle bulduğunu, 28.02.2007 tarihinde saat 19.00-20.00 arasında kaloriferi uyutmaya almak için bodrum katına indiğinde müştekiler ... ve ...'ın vakfa ait bir odada oturduklarını gördüğünü, onlara "Hayırdır." demesi üzerine ...'ın ...'la oturacaklarını söylediğini, ertesi sabah erken saatte tekrar gittiğinde müştekilerin oradan ayrılmış olduğunu fark ettiğini, ...'ı kimin darbettiğini bilmediğini,
03.03.2007 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; 02.03.2007 tarihli kolluk ifadesinin doğru olduğunu, onu tekrar ettiğini,
Mahkemede önceki beyanlarından farklı olarak; hazırlık ifadesinin tekrar ettiğini, ancak bir hususun zapta yanlış geçirildiğini, inceleme dışı sanık...'ın inceleme dışı sanık...'ı telefonla arayıp çiftliğe lahmacun getirmesini istediğini, kendisinin de çiftlikte olduğunu, olayın başlangıcında ise müştekiler ..., ... ve inceleme dışı sanık ...'ın dernekte tartıştıklarını, müştekilerin küfürlü konuşmaya başladıklarını, tartışma nedeniyle kendisinin ve inceleme dışı sanıklar ... ve...'ın her iki müştekiyi...'ın evine götürdüklerini, orada bu kişilerin anlaştıklarını, öğle namazını kılmak için kendisi, ... ve...'ın çiftlikten ayrıldıklarını, namazdan döndüklerinde ...'ın ...'ı dövmüş olduğunu gördüklerini, ...'ın dövüldüğünü ise görmediklerini, dernek binasında müştekilere yönelik bir eylem gerçekleştirilmediğini,
İnceleme dışı sanık... ... 10.05.2007 tarihinde Savcılıkta; çiftlik evinin ailesine ait olduğunu, inceleme dışı sanık ...'nin çiftlik evine mangal yakmaya gideceklerini söylediğini, ona evin müsait olduğunu belirttiğini, sonra akşamüzeri kendisinin de oraya gittiğini, ... ve ...'ın da orada olduklarını, kendisinin sadece ...'la görüştüğünü, her iki müştekinin de birkaç gün evde kalmak için izin istediklerini, ancak onlara evin müsait olmadığını ifade ettiğini, ...'la görüştüğünde ...'ın bir kişiden saman alıp parasını ödemediğini, şerefsizlik yaptığını belirttiğini, ...'ın yüzünün şiş ve dayak yediğinin belli olduğunu, sebebini sorduğunda Erzurum'da kavga ettiğini söylediğini, kendisinin yanında bir darp olayı olmadığını, ona şişliklerin inmesi için buz koymasını önerdiğini, inceleme dışı sanık ...'u telefonla aradığını, Hasan'ın lahmacun getirdiğini, yedikten sonra birlikte Erzurum'a döndüklerini, cami yakınlarında onları bırakıp evine gittiğini,
10.05.2007 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; 10.05.2007 tarihli kolluk ifadesini tekrar ettiğini,
Mahkemede önceki beyanlarından farklı olarak; olay tarihinde inceleme dışı sanıklar ... ve ...'nin isteği üzerine derneğe gittiğini, ... ve ...'nin kendilerini ve müştekileri çiftlik evine götürmesini istediklerini, çiftlik evine onları götürdüğünü, müştekilerin durumlarında bir tuhaflık olmadığını, akşamüzeri tekrar çiftliğe gittiğinde ...'ın darbedilmiş bir durumda olduğunu ve burnunun kanadığını gördüğünü, ...’ın kiminle kavga ettiğini belirtmediğini, bir saat kadar oturup hep birlikte oradan ayrıldıklarını,
İnceleme dışı sanık ... aşamalarda; söz konusu çiftlik evinin arkadaşı inceleme dışı sanık... ...'a ait olduğunu bildiğini, daha önce oraya piknik yapmak için birkaç kez gittiklerini, ...'ın kendisini telefonla arayıp lahmacun istediğini, lahmacun yaptırarak kendisine ait araçla onları çiftlik evine götürdüğünü, içeri girdiğinde müştekileri orada otururken gördüğünü, el ve ayaklarının bağlı olmadığını, anormal bir durum gözlemlemediğini, önlerinde masa olduğunu, kanepede oturduklarını, ardından kendisinin oradan ayrıldığını, bunun dışında 26.02.2007-01.03.2007 tarihleri arasında çiftlik evine gitmediğini, inceleme dışı sanık ...'nin ifadesini kabul etmediğini, çiftlik evine lahmacunları götüren kişinin kendisi olduğunu,
01.03.2007 tarihinde tanıklar ... ve ... Savcılıkta; 26.02.2007 tarihinde müşteki ... ile Tebrizkapı Emniyet Amirliği'nin arkasındaki sokakta yürüdükleri esnada mavi renkli Şahin marka aracın durduğunu, araçtan inen iki kişinin ...'ı çağırdığını, ...'ın yolun karşısına geçip onların yanına gittiğini, ... oraya gider gitmez şahısların tekme ve tokatla ...'ı araca zorla bindirerek zorla oradan uzaklaştıklarını, sonrasını bilmediklerini, 01.03.2007 tarihinde ...'ın yanlarına geldiğini, kendisine eziyet edildiğini söylediğini, tanık ...’in ayrıca kimseden hayvan almadığını ve kimseyle ortak mal satmadıklarını ifade ettiği,
Tanıklar ...ve ... Mahkemede farklı olarak; bir kişinin araçtan inip ...’ı çağırdığını, onun da araca binip gittiğini, Mahkemedeki ifadelerinin doğru olduğunu, ...’a karşı zor kullanılmadığını,
02.03.2007 tarihinde tanık ... Korukcu Kollukta; vakıfta çaycı olduğunu, yaklaşık 5 gün kadar önce müşteki ... ve inceleme dışı sanık ...'ın vakfa geldiklerini, bir süre sonra ...'nin geldiğini, onlarla konuşup ayrıldığını, ... ve ...'ın ise vakıfta biraz oturduklarını, sonra gittiklerini, ertesi gün ...'ın tekrar geldiğini, vakıfta kendisi, inceleme dışı sanıklar ..., ... ile birlikte...isimli kişinin bulunduğunu, bir müddet sonra...isimli kişi, inceleme dışı sanık ... ve müşteki ...'ın çıktıklarını, daha sonra tekrar vakfa geldiklerini, sonra inceleme dışı sanık ...'in gelerek "..., tamam ...'ı yakaladık. Gidiyoruz." dediğini, inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., sanık ... ve müşteki ...'ın vakfın önünde duran yeni model bir araca binip gittiklerini, bu olaydan sonra sadece ...'ı vakıfta gördüğünü, onun sık sık gelip oturduğunu, ... ve ...'ın vakfın bodrumunda darbedildiğini görmediğini,
Mahkemede; önceki ifadesini hatırlamadığını, okunmasını istediğini, hazırlık ifadesinin okunması üzerine; bir hususu düzeltmek arzusunda olduğunu, inceleme dışı sanık ...’ın ve sanık ...’un vakfa uğramadıklarını, bu hususun yanlış yazıldığını, inceleme dışı sanık ...’ın müşteki ...’ı yakaladıklarını söylediğine dair bir şey duymadığını, ... ve müşteki ...’ın birlikte gelip oturduklarını, bir süre sonra birbirlerine hakaret ettiklerini, ardından inceleme dışı sanıklar ... ve...’in de aralarında bulunduğu 2-3 genç kişinin geldiğini, o kişilerden birisinin "Tamam. ...’ı yakaladık." dediğini, sonra kavga etmeye başladıklarını, oranın kavga yeri olmadığını onlara ifade ettiğini, nereye gittiklerini görmediğini,
02.03.2007 tarihinde tanık ... ... aşamalarda; çiftlik evini kış aylarında kullanmadığını, 4-5 gün önce kardeşi inceleme dışı sanık...'ın telefonla arayıp yanında inceleme dışı sanık ...'un da olduğunu, anahtarı....'ın misafirleri için istediğini söylediğini, 01.03.2007 tarihinde ise...'ın çiftliğin anahtarını getirerek kendisine teslim ettiğini,
02.03.2007 tarihinde tanık ... aşamalarda; inceleme dışı sanıklar..., ..., ... ve sanık ...'u vakfa gelip gittikleri için tanıdığını, kendisine ait olan hayvanları ...'ın sattığını, parayı alamadığını, ...'ın gelerek hayvanları kendisinin almadığını, müşteki ... ve tanık ...'in alıp sattıklarını, kendisine para vermediklerini söylediğini, ardından ... ve ...'ın vakıftan çıkıp gittiklerini, ertesi günlerde de ...'ın birkaç kez tekrar vakfa geldiğini, çay içip yemek yediğini, ... ve ... isimli kişileri tanımadığını,
Tanık ... Mahkemede; müşteki ...’ın kardeşi, sanık ...’un ise en samimi arkadaşı olduğunu, olaydan sonra evine saat 23.00 sıralarında ...’ın gidip kendisini dışarda olması nedeniyle bulamadığını öğrendiğini, ....'ın telefonla araması üzerine eve geçtiğini, orada ...’ın darbedilmiş olduğunu gördüğünü, daha sonra babasıyla ...'ın konuşması esnasında ...’un adının geçtiğini duyduğunu, ...’ın ...’un kendisine yardım etmediğini düşündüğünü, sonra ağabeyleri olan tanık....’le birlikte gidip ...’la sabah 04.00’a kadar konuştuklarını, eve dönüp...ve ...’ı yüzleştirmek istediklerinde ...’ın evde olmadığını gördüklerini, kendilerinin ağabeyleri olan ...’a destek olmadığından dolayı ...'ın, ...’un ismini verdiğini, ...’ın kendisini ...’un dövdüğü yönünde bir şey söylediğini, kendisinin ...’a "Senin meselelerinden bıktık." demesi üzerine ...’ın "... da gününü görür." gibi bir şeyler söylediğini, kendisinin ...’a "Yalan söyleme. ... bizim arkadaşımız. Daha bugün beraberdik. Her zaman beraberiz. Böyle bir şey yapmaz. ... cinsel istismar niteliğindeki eylemleri yapacak birisi değil. Böyle bir terbiye almamıştır." dediğini,
Tanık...Mahkemede; müşteki ...’ın kardeşi olduğunu, olaydan sonra onu görmediğini, ...’la konuşmadıklarını, sanık ...’un kendisine yardım etmediği gerekçesiyle ...’ın onu da olaya dahil etmiş olduğu hususunu kardeşleri tanık ...’tan öğrendiğini, konuyla ilgili ...’la görüşmediğini, ...’la yıllardır arkadaş olduklarını, ...'un cinsel saldırıya konu eylemleri yapacak birisi olmadığını, ...’ın dolandırıcı olduğunu,
Tanık ...’un tekrar huzura alınıp sorulması üzerine;....'le birlikte giderek ...’la görüştüklerini ifade ettiği,
Tanık Veysel’in tekrar huzura alınıp sorulması üzerine; ...’ın iddiaları üzerine ...’la görüşmeye gittiklerini, saat 03.00-04.00 sıralarına kadar orada oturduklarını, sonra kendisinin erken ayrıldığını, ...'un, ...'ın iddialarını kabul etmediğini, sadece Yenişehir’de bulunan dergâhta görüştüklerini söylediğini,
Tanık ... ... Mahkemede; sanık ...’la birlikte gezdikleri esnada inceleme dışı sanık...’ın telefonla arayıp sigara istediğini, kendisinin...’a arabasının olmadığını söylediğini, ...’un ise birlikte gitmeyi teklif ettiğini, 5 paket sigara alıp çiftlik evine geçtiklerini, orada inceleme dışı sanık ... ve müşteki ...’ı gördüğünü, ...’ın durumunun iyi olduğunu, darbedilmiş gibi bir hâlinin bulunmadığını, onun karşısında oturan yaşlı bir amcanın başının iki eli arasında ve öne eğilmiş vaziyette ...’la fısıltılı bir şekilde konuştuğunu gördüğünü, bir sigara içimlik süre kadar orada kaldıklarını, ...’un yaşlı adamı tanıdığını, ona "Bu senin kaçıncı işin? Muhammet ümmetinden istiyorsun." dediğini, yaşlı adamın bir cevap vermediğini, yaşlı adamın dövülmüş gibi bir hâlinin olmadığını, yaşlı adamın duruşmadaki kişilerden birisi olmadığını, sanık ...’un müdafisinin sorusu üzerine; ...’ın ...’u o esnada tanımadığını, ancak ...’un kendisini ...’a tanıtıp "Bu senin kaçıncı olayın?" dediğini, tüm suçlarının 5 paket sigara götürmek olduğunu,
Tanık.... Mahkemede; müşteki ...’ın oğlu olduğunu, darbedildiğini duyması üzerine dedesinin evine gittiğini, ...’ın orada olduğunu, ...'ın herhangi bir isimden bahsetmediğini, ancak darbedildiğinde kendilerinin aile dostu olan ...’un da orada olduğu, ...’un kendisine yardım etmediği, onun da gününü göreceği şeklinde konuşmalar yaptığını, babası olan ...'ın kendilerini sürekli borca soktuğunu, ...’u iş yerinde ziyaret ettiği zamanlarda babası olan ...’ın ...ve ... isimli bazı kişiler tarafından kullanıldığını ona söylediğini, bunlardan kurtulmak için ne yapmaları gerektiğini ...'la konuştuklarını,
Beyan etmişlerdir.
Sanık ... 02.03.2007 tarihinde Kollukta ve 03.03.2007 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; müşteki ...'ı tanıdığını, kendisinin samimi arkadaşının ağabeyi olduğunu, inceleme dışı sanıklar..., ..., ... ve ...'yi tanımadığını, Çat yolunda bulunan çiftliğe hiç gitmediğini, yerini bilmediğini, vakfın başkanı olan ...'yi tanıdığını, arada bir onu ziyaret edip sohbet ettiğini, orada bulunduğu esnada gelen kişilerle kim olduklarını bilmeden kısa süreli muhabbet ettiğini, ...'yle hiçbir zaman alacak verecek meselelerini konuşmadıklarını, müşteki ...'ı tanımadığını, onu kalorifer kazanına götürmediğini, hortumla darbetmediğini, bu kişilerle alacak verecek meselesi bulunmadığını, neden bu şekilde ifade verdiklerini bilmediğini,
Mahkemede önceki beyanlarına ek ve önceki beyanlarından farklı olarak; olayla hiçbir ilgisinin bulunmadığını, müşteki ...'ın kardeşi tanık...'in kendisinin sağdıcı olduğunu,...'den birçok kez ...'ın dolandırıcılık yapıp dosyalardan bir şekilde sıyrıldığını duyduğunu, ...'ın oğlu tanık ...'in sanayide araba tamir işinde çalıştığını, ....'den dolayı bazen ...'i ziyaret ettiğini, ....'in babası ... nedeniyle kendisine kimsenin kız vermediğini ağlayarak kendisine anlattığını, olay tarihinde yanında ... ... olduğunu, onu telefonla birisinin arayıp sigara istediğini, ...'in ricası üzerine kendisine ait araçla çiftlik evine gittiklerini, oraya vardıklarında inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ile müştekiler ... ve ...'ı gördüğünü, oraya giderken ...'ın orada olduğundan haberdar olmadığını, daha evvel teyzesinin kocasına ait samanı arkadaşı tanık...'in adıyla güven telkin ederek ...'ın alıp onları da dolandırdığını bildiğini, çiftlik evinde en fazla 5-6 dakika kaldığını, bu yerin 60 vat gücünde ampulle aydınlandığını, ...'la arasında 4-5 metre mesafe olduğunu, ...'ın, kendisini ...'ın dövdüğünü söylediğini, ...'a "Neden herkesi dolandırıyorsun?" dediğini, sonra oradan ayrıldıklarını, dernek ya da çiftlik evinde iddia edilen eylemleri gerçekleştirmediklerini,
16.11.2007 tarihli altıncı celsede Mahkemede; müşteki ...’ın alıp parasını ödemediği hayvanları dağdaki terör örgütü mensuplarına gönderdiği yönünde dedikodular olduğunu, önceleri insanları silahlarla baskı altına aldıklarını, ancak artık bu şekilde kimseyi korkutamadıklarından ...’ın kendilerini adliye yoluyla tehdit ettiğini,
Savunmuştur.
TCK’nın "Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" başlıklı 109. maddesi;
"(1) Bir kimseyi hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Bu suçun;
a) Silahla,
b) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle,
d) Kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Üstsoy, altsoy veya eşe karşı,
f) Çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
İşlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza bir kat arttırılır.
(4) Bu suçun mağdurun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca bin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.
(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
(6) Bu suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun temel şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrasında; suçun cebir, tehdit veya hile ile işlenmesi ve üçüncü fıkrasında ise; altı bend hâlinde, suçun silahla, birden fazla kişi ile birlikte, kişinin yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle, kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanmak suretiyle, üstsoy, altsoy veya eşe karşı, çocuğa ya da beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenmesi nitelikli hâller olarak yaptırıma bağlanmış, dördüncü fıkrasında; suçun netice sebebiyle ağırlaşmış hâline, beşinci fıkrasında; cinsel amaçla işlenen özgürlüğü kısıtlama suçuna yer verilmiş, altıncı fıkrasında ise; suçun işlenmesi amacıyla veya sırasında kasten yaralama suçunun sonucu itibariyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi hâlinde, ayrıca bu suça ilişkin hükümlerin de uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu suç tipi ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması veya sınırlanması eylemleri cezalandırılmak istenmiştir. Nitekim bu husus madde gerekçesinde; "Bu suç ile korunan hukuki değer, kişilerin kendi arzusu ve iradesi çerçevesinde hareket edebilme hürriyetidir" şeklinde belirtilmiştir. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıdır. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir.
Fail, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasına yönelik fiili, doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanarak gerçekleştirebilir. Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, serbest hareketli bir suç olduğundan, bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması neticesini doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilecektir. Maddede sadece "bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakmak" tan söz edilmiş, fiilin işleniş şekli, yeri, zamanı ve süresi konusunda bir sınırlama yapılmamıştır. Bu nedenle suç mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğünün ihlal edilmesi sonucunun doğması kaydıyla, her zaman her yerde işlenebilir. Fiilin herkesin girebileceği bir yerde, özel, kapalı veya açık alanda gerçekleştirilmesinin yahut uzun veya kısa süreli olmasının bir önemi bulunmamaktadır. Suçun oluşması için mutlaka mağdurun bir yere kapatılmış olması gerekmeyip aleni bir yerde tutma veya böyle bir yere götürme hâlinde dahi diğer unsurlar da var ise kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşacaktır. Kesintisiz bir suç olması sebebiyle suçun tamamlanma ve bitme zamanları farklı olabilmektedir. Mağdurun hürriyetinin kısıtlanması ile suç tamamlanır, ancak sona ermez. Mağdurun tekrar hürriyetine kavuştuğu an suçun sona erme zamanıdır. Suç tamamlandıktan sonra kısa sürede sona erdirilebileceği gibi günlerce de sürdürülebilir. Öte yandan özgürlükten yoksun bırakma kavramı, anlık olmayan bir süreyi zorunlu olarak içerdiğinden, suçun tamamlanması için fiil ile sonucun hukuken kabul edilebilecek bir zaman müddetince sürmesi gerekmektedir. Sürenin çok kısa olup olmadığı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma niteliği taşıyıp taşımadığı, hareketin ağırlığı, önemi ve ciddiyeti ile birlikte hâkim tarafından değerlendirilip belirlenecektir. Sonuç ise, mağdurun bir yere gitme ya da bir yerde kalma özgürlüğünün kaldırılması biçiminde ortaya çıkmaktadır.
Suçun manevi unsuru; failin, mağduru şahsi özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi bilmesi ve istemesi, yani genel kasttır. Kanun'un metni ve ruhundan anlaşılacağı üzere, suçun temel şeklinin oluşumu için saik (özel kast) aranmamıştır. Nitekim bu görüş öğretide (Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Çetin Özek-Sahir Erman, İstanbul 1994, s. 130; Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ayhan Önder, 4. Bası, İstanbul 1994, s. 31; Teorik-Pratik Ceza Hukuku, Durmuş Tezcan-Mustafa Ruhan Erdem-Murat Önok, Ankara 2008, s. 363; Ceza Hukuku Özel Hükümler, Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökcen, Ankara 2018 Adalet Yayınevi, 17. Baskı, s. 368) ve yargısal kararlarda da (Ceza Genel Kurulunun 29.06.2010 tarihli ve 110-161, 23.01.2007 tarihli ve 275-9, 03.12.2002 tarihli ve 288-419 sayılı ile bu güne kadar süreklilik arz eden çok sayıdaki kararları) benimsenmiştir. Suçun oluşabilmesi için kişiyi hürriyetinden yoksun kılma yönündeki ihlalin hukuka aykırı olarak yapılması, diğer bir deyişle eylemde hukuka uygunluk nedenlerinin bulunmaması zorunludur. Hukuka aykırılık, öğretide genel olarak hukuk düzeninin izin vermediği hâlleri ifade etmektedir.
Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için Türk Ceza Kanunu'ndaki tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır.
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı veya herhangi bir işaretle işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M.Emin Artuk- A.Gökcen- M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Kitabevi, Ankara 2019, 18. Bası, s. 405.).
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup, saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873.).
Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nın 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.
Uyuşmazlık konusuyla ilgisi bakımından “müşterek faillik” kavramı üzerinde de durulması gerekmektedir.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında;
"(1) Suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren kişilerden her biri, fail olarak sorumlu olur." şeklindeki hüküm ile müşterek faillik düzenlenmiştir.
Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak hâlinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nın 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır.
Öğretideki görüşler de dikkate alındığında müşterek faillik için iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:
1- Failler arasında birlikte suç işleme kararı bulunmalıdır.
2- Suçun işlenişi üzerinde birlikte hâkimiyet kurulmalıdır.
Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulmalıdır.
Kişinin eyleminin, bir suça katılma aşamasına ulaşıp ulaşmadığı, ulaşmış ise suça katılma düzeyinin belirlenmesi için, eylemin bir aşamasındaki durumun değil, eylemin yapılması için verilen kararın, bu kararın icra ediliş biçiminin, olay öncesi, sırası ve sonraki davranışların da dikkate alınıp, tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Zira müşterek faillikte aranan en önemli unsurlardan birisi, kişinin suçun işlenişi sırasında fiil üzerinde ortak hâkimiyetinin bulunmasıdır.
Müşterek faillik, suçun birden fazla suç ortağı tarafından “birlikte suç işleme kararına bağlı olarak” ve “fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulmak suretiyle” müştereken gerçekleştirilmesidir. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı “fail” statüsündedir. Müşterek faillerin hareketleri bir bütün olarak adeta tek kişinin fiili gibi değerlendirilir (Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, Kasım 2013, s. 440.). Bu nedenle müşterek faillerin her biri kanunda o suç için öngörülmüş temel ceza ile cezalandırılmalı, ancak bu ifadeden müşterek faillerin mutlaka aynı miktarda ceza ile cezalandırılmalarının zorunlu olduğu şeklinde bir sonuç da çıkarılmamalıdır. Kusurun ağırlığı, amaç ve saik gibi faile göre farklılık gösteren kriterlere dayanılarak her bir fail yönünden temel cezanın farklı şekilde belirlenmesi mümkün ise de, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı gibi her fail için geçerli ortak kriterlere dayanılarak temel cezanın farklı şekilde belirlenmesinin eşitlik ilkesine aykırı olacağı ve ayrıca çelişkiye neden olacağı açıktır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Müştekiler ... ve ... ile tanık ... birlikte, inceleme dışı sanık ...'dan büyükbaş hayvan satın aldıkları, hayvanların tanık ...'ye ait olduğu, ...'ın onun adına işlem yaptığı, senetlerin müşteki ... üzerine yapıldığı, senetlerin vadesinin gelmesi üzerine ...'ın senette yazılı miktardaki borcu ödeyemediği, ...'ın ...'ı ...'nin yanına götürdüğü, ...'ın ...'ye hayvanları müşteki ...'ın ve tanık...'in başkalarına sattığını kendisine de para vermediklerini, ayrıca kendisini başka bir yere daha borçlandırdıklarını söylediği, tanık ...'nin ...'a "Birleşin. Borcunuzu ödeyin." diyerek zaman tanıdığı, ertesi gün ...'ın ... ve ...'nin bulunduğu vakfa giderek oturduğu, müşteki ...'ın ise dışarda olduğu, yolda yürüdüğü esnada bir aracın geldiği, araçta bulunan kişilerin ...'ı araca bindirdikleri, 26.02.2007 tarihinde saat 14.15'te kolluk görevlilerince düzenlenen tutanağa göre; saat 11.15-11.20 arasında 155 polis imdat hattını arayan iki ayrı kişinin "... Camii karşısında yaşlı bir amcanın ... plakalı gri renkli bir araca zorla bindirilerek Erzurum kalesine doğru kaçırıldığı" şeklinde ihbarda bulunulduğu, müşteki ...'ın savcılığa 01.03.2007 tarihinde giderek şikâyette bulunduğu, müşteki ...'ın 02.03.2007 tarihinde şikâyetçi olduğu, ...'ın basit tıbbi müdahaleyle giderilemeyecek şekilde yaralandığı, ruh sağlığının bozulduğu, ...'ın ise basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte yaralandığı,
Müşteki ...'ın soruşturma aşamasında; bir binanın bodrum katına götürüldüğünü, binada ...'ın bulunduğunu, hayvanların parasını istediğini, ...'a borçlu olan kişinin ... olduğunu söylediğini, aralarında inceleme dışı sanıklar ... ve ...'ın da bulunduğu 5-6 kişinin kendisini darbettiğini, başına torba geçirip kendisini bir araca bindirdiklerini, Çat yolunda bir çiftlik evine götürdüklerini, evde yine aralarında ... ve ...'ın da bulunduğu kişilerin kendisini darbettiğini, orada bulunan kişilerin akşam sanık ...'un da geleceğini söyledikleri, ...'un akşam saat 18.00-19.00 sıralarında geldiğini, ...'un yanında bulunan kişilerden birisiyle birlikte kendisini darbettiklerini, kendisini boş bir odaya götürüp cinsel organlarını ağzına soktuklarını, ertesi sabah müşteki ...'ı da kendisinin bulunduğu yere getirdiklerini, ...'ın da darbedildiğini, üç gün boyunca ...'un akşamları gelerek kendisini ağır bir şekilde darbettiğini, üç gün sonra kendisinin ve ...'ın başına torba geçilerek ilk gün alıkonuldukları bodrum katına götürüldüklerini, orada bir fırsatını bulup kaçtığını,
Kovuşturma aşamasındaki ilk beyanında; daha önceki beyanlarında belirttiği eylemleri ... dışındaki inceleme dışı sanıkların ve sanığın gerçekleştirdiğini,
Kovuşturma aşamasında verdiği dilekçede ve üçüncü celsede Mahkemede; ...'un olayın geçtiği yer olan çiftlik evinde elini cinsel organına attığını "Ulan şerefsiz. Milletin malını yiyeceğine ...ye." dediğini, sanık ...'un bu davranışını cinsel istismar olarak algıladığını, bu nedenle cinsel organını ağzına soktuğunu, yüzüne sürdüğünü söylediğini, ifadesini bu şekilde değiştirmek istediğini, kovuşturma aşamasında; ...'ın, ...'un olay yerine geldiğini, diğer şahısların yanında "Onun, bunun malını yiyeceğine benim...ye." dediğini, bu davranışının kendisinin zoruna gittiğini, olayı kızgınlıkla anlattığını, emniyette kendisine "Bunları anlatacaksın." denildiğini, kendisinin de anlattığını iddia ettiği,
Müşteki ...'ın Kolluktaki ifadesinde; tanık ...'nin borçları ödemek için zaman tanıması üzerine ertesi gün yine ...'nin yanına kendi isteğiyle gittiğini, içeride oranın çaycısı, inceleme dışı sanık ... ve sanık ...'un olduğunu, bir süre orada oturduğunu, ...'un kendisine "Seninle bir dakika görüşelim." dediğini, birlikte alt katta bulunan kalorifer dairesine indiklerini, orada ...'un kendisine bağırdığını, "Ulan şerefsiz. Samanı kime sattın?" diyerek kendisine soru yönelttiğini, ...'a haberinin olmadığını söylediğini, ...'un "Yalan söylüyorsun. Şerefsiz." diyerek göğsüne ve yüzüne yumrukla defalarca vurduğunu, ...'ın ...’un akrabasından saman alıp parasını ödemediğini anladığını, daha sonra ...'un kendisini üst kata çıkardığını, orada ...'ın ve inceleme dışı sanık ...'ın olduğunu, ...'tan gerçekleri söylemesini istediğini, ...'un ...'ı alıp odadan çıktığını, 2-3 saat sonra ..., ... ve tanımadığı birkaç kişinin geri geldiğini, ...'ın darbedilmiş olduğunu, ...'ın, "Reis'i bulalım ve borcu ödeyelim." dedikten sonra oradan çıkıp gittiğini iddia ettiği,
Soruşturma aşamasında verdiği 14.03.2007 tarihli dilekçede; 23.02.2007 tarihinde inceleme dışı sanık ...'ın kendisini ... camisinin yanında bulunan kahveye çağırdığını, orada tanımadığı üç kişinin daha bulunduğunu, bu kişilerin "Sen neden bu adamın parasını ödemiyorsun?" diyerek kendisini tehdit etmeye başladıklarını, onlardan süre istediğini, ödeme yapacağını onlara söylediğini, o esnada ...'un geldiğini, konuşmak istediğini söyleyip kahvehanenin karşısındaki bodrum katında bulunan kalorifer dairesine götürdüğünü, kendisine "Sen neden bu adamın parasını ödemiyorsun?" diyerek küfrettiğini, yumruk ve tekmelerle kendisine vurduğunu, ...'u yanında 5-6 kişi bulunduğunu, her bir kişinin kendisini darbettiğini, 6 gün boyunca orada alıkonulup dayak yediğini ve eziyete maruz kaldığını, 26.02.2007 tarihinde arkadaşı olan ...'ı oraya getirdiklerini, üç gün boyunca onu da darbettiklerini, ...'la kendisinin birbirlerini darbetmek zorunda kaldıklarını, ...'ın filistin askıya alındığını, kendisinin onu indirdiğini, ...'ın gece 02.00 sıralarında kaçtığını, ertesi sabah kendisinin de serbest bırakıldığını,
Savcılıktaki ilk ifadesinde; kalorifer dairesinde ...'un kendisine ...’ın bir akrabasından saman alıp parasını ödemediğini söylediğini, kendisine "Samanı beraber satmışsınız." dediğini, kendisini darbettiğini, daha sonra ...'ın da orada başka bir odaya konulduğunu öğrendiğini, ...'ın da darbedilmiş olduğunu gördüğünü, sonra ...'ın bir yere gideceklerini söylediğini, kendisine karşı zorlama olmadan çiftlik evine gittiklerini, ...'ı daha sonra oraya getirdiklerini, kendisinin ...'la birbirlerini darbetmek zorunda kaldıklarını, ...'ı ara sıra başka odaya götürdüklerini, odadan getirdiklerinde yüzünde darp izleri gördüğünü, içeride neler olduğunu görmediğini, son aşamada ...'ı ve kendisini ilk gün gittikleri kalorifer dairesine götürdüklerini, uyandığında ...'ın gitmiş olduğunu, ertesi gün kendisinin de bırakıldığını,
Savcılıktaki ikinci ifadesinde; soruşturma aşmasındaki ikinci ifadesini aynen tekrar ettiğini, olaydan sonra ..., Reis ve tanımadığı birkaç kişi tarafından... hakkında şikâyette bulunması hususunda kendisine baskı yapıldığını, inceleme dışı sanık ...'ı tanımadığını,
Kovuşturma aşamasında verdiği ilk ifadesinde; ...'ın telefonla aradığını ... camisinin yakınında bulunan derneğe gittiğini, ondan senet ödemesi için vade alıp kapıya çıktığını, inceleme dışı sanık ...'nin kapıda olduğunu, arkasından birisinin gelip saman işini sorduğunu, ona ilgisinin olmadığını söylemesine rağmen şahsın kendisine bir kez vurduğunu, sonra ...'yle kalorifer dairesinde yemek yediklerini, çiftlik evine geçtiklerini, ... isimli kişinin oraya ...'la birlikte geçmiş olduğunu ve ...'ın darbedilmiş olduğunu gördüğünü, hiçbir şey demeden kendisinin ve ...'ın birbirlerini darbettiklerini, kendisi oradayken ...'ın dövüldüğünü görmediğini,
Kovuşturma aşamasında ikinci ifadesinde; ...’ın kendisine, kendisinin de ona vurduğunu, duruşmadaki insanların orada olmadığını, dilekçesini tehdit altında verdiği hususunu daha önce belirttiğini, her ne kadar baskı altında vermiş olduğu dilekçede ...’un kendisine vurmuş olduğunu söylemiş ise de ...’u sadece birinci celsede gördüğünü iddia ettiği,
Sanık ...'un soruşturma aşamasında; inceleme dışı sanıklar..., ..., ... ve ...'yi tanımadığını, Çat yolunda bulunan çiftliğe hiç gitmediğini, yerini bilmediğini, Köse Ömer Mahallesinde bulunan vakfa ara sıra gidip tanık ...'yle sohbet ettiğini, ancak onunla alacak verecek meseleleri konuşmadığını, müşteki ...'ı tanımadığını, onu kalorifer kazanının bulunduğu yerde darbetmediğini, ...'ın kardeşi tanık Veysel'in en samimi arkadaşı olduğunu, ...'la alacak verecek meselelerinin bulunmadığını, müştekilerin kendisini şikâyet etme sebeplerini bilmediğini,
Kovuşturma aşamasında verdiği ilk ifadesinde; olay tarihinde yanında tanık ...'in olduğunu, onu telefonla birisinin arayıp sigara istediğini, ...'in ricası üzerine kendisine ait araçla çiftlik evine gittiklerini, oraya vardıklarında inceleme dışı sanıklar ..., ..., ... ile müştekiler ... ve ...'ı gördüğünü, oraya giderken ...'ın orada olduğundan haberdar olmadığını, daha evvel teyzesinin kocasına ait samanı arkadaşı tanık ...'in adıyla güven telkin ederek ...'ın alıp onları da dolandırdığını bildiğini, çiftlik evinde en fazla 5-6 dakika kaldığını, bu yerin 60 vat gücünde ampulle aydınlandığını, ...'la arasında 4-5 metre mesafe olduğunu, kendisini ...'ın dövdüğünü söylediğini, ...'a "Neden herkesi dolandırıyorsun?" dediğini, sonra ayrıldıklarını, dernek ya da çiftlik evinde iddia edilen eylemleri gerçekleştirmediklerini,
İkinci ifadesinde; ...’ın alıp parasını ödemediği hayvanları dağdaki terör örgütü mensuplarına gönderdiği yönünde dedikodular olduğunu, önceleri insanları silahlarla baskı altına aldıklarını, ancak artık bu şekilde kimseyi korkutamadıklarından ...’ın kendilerini adliye yoluyla tehdit ettiğini, suçlamaları kabul etmediğini savunduğu olayda;
26.02.2007 tarihinde 155 polis imdat hattını ayrı ayrı arayan bir kadın ve bir erkek şahsın "Yaşlı bir amca zorla kaçırıldı." şeklinde ihbarda bulunmaları, ihbar üzerine aynı gün ihbarda plakası verilen aracı sevk ve idare eden inceleme dışı sanıklar... ve ...’un alınan beyanlarında bir yanlış anlaşılma olduğunu ifade etmeleri, ancak 02.03.2007 tarihli hazırlık ifadesinde inceleme dışı sanık ...’in müşteki ...’ı yolda gördüklerini, ...’ın araca bindiğini söylemesi, tanık ... ...’nun soruşturma aşamasında inceleme dışı sanık ...’ın gelerek "..., ...’ı yakaladık. Gidiyoruz." demesi üzerine inceleme dışı sanıklar ..., ..., ..., müşteki ... ve sanık ...’un bir araca binerek gittiklerini gördüğünü ifade etmesi, soruşturma aşamasında müşteki ...’ı tanımadığını, müşteki ...’ı ise tanıdığını, ancak çiftlik evine gitmediğini beyan eden sanık ...’dan alınan kan örneğinin çiftlik evinde elde edilen izmarit üzerindeki tükürük örneğiyle genotipik olarak uyumlu olduğunu tespit edilmesi, kovuşturma aşamasında ise sanık ...’un çiftlik evine sigara götürmek için gittiğini, 5 dakikadan fazla kalmadığını, teyzesinin kocasından müşteki ...’ın saman alıp onu dolandırdığını beyan ederek aşamalarda çelişkili anlatımlarda bulunması, müşteki ...’ın kardeşi tanık ...’un kovuşturma aşamasındaki beyanında müşteki ...’ın darbedilmiş bir vaziyette gelmesi ve sanık ...’un adının da geçmesi üzerine ...’un yanına tanık ...’le birlikte gidip konuştuğunu ve müşteki ...’la sanık ...’u yüzleştirmek istediğini beyan etmesi, 01.03.2007 tarihinde müşteki ...’ın savcılığa giderek kaçırıldığı ve darbedildiği yönündeki beyanı ile daha sonra olayın gerçekleşme şekline ve tutulduğu çiftlik evine sanık ...’un akşamları gelerek kendisini darbettiğine ilişkin beyanlarının ... hakkında alınan doktor raporlarında tespit edilen yaralanmalarla örtüşmesi, olay yeri inceleme ve ekspertiz raporuna göre mağdurların tutulduğu çiftlik evindeki odada elde edilen bez parçasında, duvar alt eşiğinde ve zeminde mağdur ...'a ait kan lekelerinin bulunması, aynı yerde mağdurun anlatımıyla uyumlu biçimde bağlamak amacıyla sanıkların kapı üzerine taktıkları üzerinde ipler bulunan borunun görülmesi, müşteki ...’ın soruşturma aşasındaki beyanlarında ve bu aşamada verdiği dilekçede sanık ...’un kahvehanede yanına gelerek "Görüşebilir miyiz?" dedikten sonra kendisini kalorifer dairesine götürüp orada darbettiğini, "Samanın parasını beraber ödeyeceksiniz." dediğini belirtmesi, ...’ın olayın gerçekleşmesine ilişkin anlatımlarının hakkında alınan doktor raporunda belirtilen yaralanmalarla uyumlu olması, sanık ...’un eylemleri yönünden müştekiler ... ve ...’ın soruşturma aşamasındaki anlatımlarının tutarlı ve istikrarlı olması, dosya kapsamına uygunluk göstermesine karşın kovuşturma aşamasında, müşteki ...’ın sanık ...’u ilk kez mahkemede gördüğünü, müşteki ...’ın ise kızgınlıkla sanık ... hakkında kendisine yönelik eylemleri gerçekleştirdiğini söylediğini beyan etmesinin ...’u suçtan kurtarmaya yönelik olması ve dosya kapsamıyla bağdaşmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanık ...’un, inceleme dışı sanıklar ... ve ...’nin müştekiler ... ve ...’a, inceleme dışı sanıklar... ve...’in müşteki ...’a yönelik kesinleşen ve itiraza konu olmayan kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına fikir ve eylem birliği içerisinde katılması ve olay üzerinde birlikte hâkimiyet kurması nedenleriyle üzerine atılı iki ayrı müştekiye yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
Yerel Mahkemece müştekilerin iddiaları, sanığın savunmaları, tanık beyanları, dosyada yer alan raporlar ve deliller birbiriyle ilişkilendirilerek bir sonuca varılmak suretiyle Anayasa'nın 141 ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34, 230 ve 232. maddelerine uygun ve denetime imkân veren bir gerekçe oluşturulduğu değerlendirilmiştir.
Bu itibarla, haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...;
"Sanık ... hakkında; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece verilen mahkûmiyet kararının temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay Yüksek 14. Ceza Dairesi tarafından verilen mahkûmiyet hükümlerinin onanmasına dair karara yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine ilişkin kararda, öncelikle sanık hakkında ayrı ayrı mağdurlara yönelik eylemlerden dolayı mahkûmiyet kararı verilirken, iddianın, savunmaya hangi nedenle üstün tutulduğu karar yerinde denetime olanak sağlayacak şekilde açıklanmadan yetersiz gerekçeyle mahkûmiyet kararı verilip verilmediği hususunda Yargıtay Yüksek Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu ile aramızda uyuşmazlık doğmuştur.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi açısından mahkeme kararlarının 'gerekçe' bölümü üzerinde durulması gerekmektedir.
Kaynağında insanın bilme isteğinin bulunduğunu söylediğimiz gerekçenin, zamanla bir temel hak olarak kabul edilmeye başlanıldığı ve 'gerekçeli karar hakkı'nın adil yargılanma hakkının temel bir unsuru hâline geldiği görülmektedir. İnsan hakları alanındaki bu kazanımdan geri dönülmesi ise mümkün değildir. AİHS’in 6. maddesi kapsamında, AİHM içtihatlarıyla tanınan ve korunan gerekçeli karar hakkı, Anayasamızda ve usul kanunlarımızda da yer almaktadır. Temyiz mahkemeleri olarak görev yapan Yargıtay ve Danıştay da, kanun yolu incelemesi yaptıkları ilk derece mahkemesi kararlarında, söz konusu düzenlemelere istinaden gerekçeli karar hakkına ilişkin de denetim yapmaktadırlar. Anayasa’da bireysel başvuru yolunun tanınmasıyla, Anayasa Mahkemesinin gerekçeli karar hakkının korunması hususunda kazandığı önem de dikkat çekilmesi gereken bir husustur. Nitekim, Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin oluşturmaya başladığı içtihatların AİHM içtihatlarıyla paralel olduğunu söylemek mümkündür.
CMK'nın 230. maddesi uyarınca, hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgelerin belirtilmesi ve bunun dayanaklarının gösterilmesi, bu dayanakların da geçerli, yeterli ve kanuni olması gerekmektedir. Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacaktır. Bu itibarla keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime imkân sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunmaktadır.
Öte yandan, hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi, 5271 sayılı CMK'nın 289/1-g ve 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca hukuka kesin aykırılık hâllerinden birini oluşturacaktır.
Diğer taraftan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir yargılamada hak ve özgürlüklerin gerçek anlamda korunabilmesi için davaya bakan mahkemelerin, tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi olduğunu belirtmektedir (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM; mahkemelerin davaya yaklaşma yönteminin, başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmaya neden olduğunu tespit ettiği durumları, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenme hakkı yönünden Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinin ihlâli olarak nitelendirmektedir (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
AİHM ayrıca, derece mahkemelerinin, kararların yapısı ve içeriği ile ilgili olarak özellikle delillerin kabulü ve değerlendirilmesinde geniş bir takdir yetkisine sahip olduğunu pek çok kararında yinelemiştir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93, 21364/93, 21427/93 ve 22056/93, 23/4/1997, § 50; Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya, B. No: 10590/83, 6/12/1988, § 68). Bu bağlamda, temel hak ve özgürlüklerin ihlâli sonucunu doğuracak derecede ve keyfî olmadıkça belirli bir kanıt türünün (tanık beyanı, bilirkişi raporu veya uzman mütalaası) kabul edilebilir olup olmadığına, değerlendirme şekline veya aslında başvurucunun suçlu olup olmadığına karar vermenin ilk derece mahkemelerinin görevi olduğunu vurgulamaktadır (Garcia Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1996, § 28; S.N./İsveç, B. No: 34209/96, 2/7/2002, § 44).
Bunun yanı sıra AİHM; derece mahkemelerinin kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda olmamakla birlikte somut davanın özelliğine göre esas sorunları incelemiş olduğunun, açık ya da zımni anlaşılabilir bir şekilde gerekçeli kararında yer almasına önem vermektedir (Boldea/Romanya, B. No: 19997/02, 15/2/2007, § 30; Hiro Balani/İspanya, B. No: 18064/91, 9/12/1994, § 27). Zira mahkemelerin, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olan 'Kararlarını hukuken geçerli hangi temele dayandırdıklarını yeterince açıklama' yükümlülüğü altında bulunduklarını belirtmektedir (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33).
Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamakta; tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gerekli olmaktadır (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).
Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).
Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında 'İlgili ve yeterli bir yanıt' vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).
Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25.05.2017 tarihli ve 11798 sayılı kararında da aynı hususlar vurgulanmıştır.
Anayasa'nın 141, CMK’nın 34 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının sanıkları, mağdurları, Cumhuriyet savcısını ve herkesi inandıracak ve Yargıtay denetimine imkân verecek biçimde olması gerekir.
Yargıtayın gerekçelerde tutarlılık denetimini yapabilmesi için; kararın dayandığı tüm verilerin, bu veriler konusunda mahkemenin ulaştığı sonuçların, iddia, savunma ile mağdur ve tanık anlatımlarına ilişkin değerlendirmelerin, hangi anlatımın ne gerekçeyle diğerine üstün tutulduğunun açık olarak hükmün gerekçesine yansıtılması ve mahkemece ulaşılan vicdani kanı sonucunda sanığın hangi fiillerinin suç sayıldığı açıklandıktan sonra kabul edilen bu fiillerin hukuki nitelendirilmesinin yapılması, cezada artırım ve indirim gerektiren nedenlerin kanuni bağlamda tartışılması gerekir.
Sonuç itibarıyla sanığın bütün aşamalarda yüklenen suçu işlemediğini ileri sürmüş olması, şikâyetinden vazgeçen mağdurlar ile tanıkların aşamalardaki ifadeleri arasında çelişki bulunması ve mahkemece mağdurlar ile tanıkların, çelişkili beyanlarından hangisine hangi nedenle üstünlük tanındığının denetime olanak sağlayacak açıklanmaması karşısında; sanık hakkındaki mahkûmiyet hükümlerinin eylemlerin sübutu yönünden bozulması gerektiğine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının değişik gerekçeyle kabulü gerektiği," düşüncesiyle,
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer görüşlerle ve itirazın değişik gerekçeyle kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 12.11.2020 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2019/6272 E., 2019/6800 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Anayasasının 83/2 maddesi gereği yargılama yapılamayacağından CMK'nun 22378 maddesi gereğince durma kararı verilerek, yasama dokunulmazlığının kaldırılması bakımından gereğinin takdir ve ifası için dosyanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmak üzere Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine dair verilen Sams
16. Ceza Dairesi 2019/6272 E. , 2019/6800 K.
"İçtihat Metni"
I-TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.05.2019 tarih ve 2019/55898 sayılı yazısı ile; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık ... hakkında yapılan kovuşturma sonucunda 1982 tarihli ve 2749 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2. maddesi gereğince yargılama yapılamayacağından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/8. maddesi gereğince yargılamanın durdurulmasına dair Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/09/2018 tarihli ve 2018/270 esas, 2018/350 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 22/09/2016 tarihli ve 2015/8449 esas, 2016/4723 karar sayılı ilamında da "....Anayasamızın 14/1. maddesinde "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz." şeklinde temel ilkeyi ortaya koyduktan sonra, aksine davranışlara ilişkin müeyyidelere mevzuatta yer verilmiştir. Nitekim seçimden önce bu madde kapsamında suç işleyen milletvekili, Anayasanın 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır. Kanun koyucu, hangi suçların bu madde kapsamında olduğunu tahdidi olarak saymamıştır. Kapsamı belirleme görevi uygulayıcıya aittir. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların bu kapsamda kaldığından kuşku yoktur..." şeklinde belirtildiği üzere, sanık hakkında yargılama konusu edilen 5237 sayılı Kanun'un 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütüne üye olma suçunu da kapsayan anılan Kanun'un 4 ve 5. bölümlerinde (302 ve 316. maddeler arasında düzenlenen suçlar) yer alan suçların Anayasamızın 83/2. maddesinde ifadesini bulan "yasama dokunulmazlığı" kapsamında değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, yargılamaya devamla hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde kamu davasının durmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 20/05/2019 gün ve 94660652-105-55-5145-2019-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY:
Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 13.04.2017 tarihli, 2017/9388 soruşturma, 2017/3277 esas ve 2017/505 numara sayılı, diğer sanıklar yönünden 5237 sayılı TCK'nın 37/1 maddesi delaleti ile 3713 sayılı TMK'nın 7/2, 5237 sayılı TCK'nın 43, 53/1, 63 maddeleri uyarınca cezalandırılmalarının, sanık hakkında ise yakalama işleminin yapıldığı aynı zamanda gözaltına alındığı tarih olan 27.03.2017 tarihi ve öncesinin suç tarihi olarak belirtilmesi suretiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 3713 sayılı TMK'nın 7/1 yollaması ile 5237 sayılı TCK 314/2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddeleri uyarınca cezalandırılmasının istenildiği anlaşılan ve özetle; 2011 yılı itibari ile PKK/KCK bölücü terör örgütünün kamplarında mensuplarına silahlı eğitim aldırdığı ve Suriye'de yaşanılan iç savaşa PKK/PYD silahlı terör örgütünün saflarında katıldığı bilinen ve 12.03.2016 tarihinde Halkların Birleşik Devrim Hareketi içerisinde yer alan 9 terör örgütü içerisinde yer alan Marksist Leninist Komünist Partisi/MLKP terör örgütünün açık alan yapılanmaları içerisinde faaliyet gösterdiği, Karadeniz Bölge Sorumlusu olduğunun değerlendirildiği, bölgedeki örgütlenmede öncü rol aldığı, eylem ve etkinliklere aktif olarak katıldığı, bölge dahilinde bulunan illerde eylem ve etkinlikleri organize ettiği ve katıldığı, 22.06.2016 tarihinde DAEŞ terör örgütüne karşı MLKP içerisinde faaliyet yürütmek amacı ile illegal yollardan Suriye'nin Ayn El Arap (Kobane) bölgesine gittiği değerlendirilen örgütün gençlik yapılanması olan Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu/SGDF içerisinde faaliyet gösteren ve 2016 yılında hakkında terör örgütüne üye olmak suçundan yakalama kararı çıkartılan Okan Altunöz'ü yönlendirerek örgüte katılmasını sağladığının değerlendirildiği, 15.06.2016 günü İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce örgüt mensuplarına yönelik yapılan operasyonu protesto etmek amacı ile ESP İl Temsilciliği önünde basın açıklaması düzenlediği, 23.10.2016 tarihinde ESP İl Temsilciliği Bürosunda örgüte müzahir Atılım Gazetesi yayın yönetmeninin de konuşmacı olarak katıldığı Ekim Devrimi Işığında Devrimin Güncelliği konulu paneli organize ettiği, 20.11.2016 tarihinde ESP İl Temsilciliğinde ESP Genel Başkanının katılımı ile Şehitlerimizin İzinde Zafere Yürüyoruz şiarıyla Devrim şehitlerini anma etkinliğini organize ettiği, ESP, SGDF ve LÖB organizesinde yapıya taban kazanmak amacı ile 23.04.2016 tarihinde müstakil bir yazlık evde 1 Mayıs adı altında piknik organize ettiği, bu piknikte Okan Altunöz'ünde bulunduğu, DAEŞ ile çatışmada ölen paramaz kızılbaş kod Suphi Nejat Ağırnaslı'yı anmak amacı ile "Her Yürek Devrimci Bir Hücredir! Kobane Savaşçısı paramaz kızılbaş ölümsüzdür" ibareli "Ezilenlerin Sosyalist Partisi" imzalı pankart açmak sureti ile 26.10.2016 tarihinde yapılan anma etkinliğini organize ettiği, ikametinde yapılan aramalarda 3 adet toplatma kararı bulunan yayın ile birlikte çeşitli materyallerin ele geçirildiği, gözaltına alınarak Emniyet Müdürlüğüne götürüldüğü esnada gazetecilere ve kameralara hitaben zafer işareti yaparak "Diktatöre hayır biz kazanacağız" ifadesini kullandığı belirtilerek ve tüm dosya kapsamından da sanıkların temsilcilik binasında yapılan etkinliklerin Samsun ESP facebook sayfasından yayınlanıp paylaşılması; ESP, SGDF, SKM isimli yapılar ile Atılım Gazetesi ve Etkin haber ajansının MLKP adına açık alanda faaliyet gösterdiklerinin ortaya çıkartılması; ölen veya yakalanan örgüt mensuplarının sahiplenilmesi, eleman temini için panel ve etkinlikler düzenlenmesi, örgütledikleri şahısları silahlı faaliyette bulunmak üzere kırsal alana göndermeleri, Türkiye Cumhuriyeti Devletini aşağılamak amacı ile ESP binasında örgütsel toplantılar yapılması ve etkinlikler düzenlenmesi, facebook hesaplarından terör örgütü propagandası yapmaları ve gözaltına alındıklarında açlık grevine başlayarak örgütsel tavır takınmaları, sanığın terör örgütü üyelerinin ölümlerine ilişkin sözde anma etkinliklerine katıldığı, eleman kazandırma amaçlı legal görünümde organizasyonlar tertiplediği, eylemlerinin çeşitlilik ve süreklilik arz ettiğinden silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin, diğer şüphelilerin ise örgüte üye olmamakla birlikte sözde anma etkinliklerine katılmaları, organizasyonlarda ölen teröristleri övücü nitelikte propaganda yaptıkları iddiası ile tanzim edilen iddianamenin,
18.04.2017 tarihinde Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmesini müteakip, mahkemenin 2017/210 esasına kayden başlayan kovuşturma aşamasında; 19.07.2017 tarihli celsede müdafi istemediğini beyanla savunmasında ve 3713 sayılı TMK'nun 7/2 ve 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddeleri uyarınca 06.11.2017 tarihinde verdiği ek savunmasında suçlamaları kabul etmeyen; 30.03.2018 tarihinde iddia makamının 26.10.2016 tarihinde ESP il temsilciliğinde düzenlenen anma etkinliğinde pankart açıp bunu da ESP facebook sayfasından paylaşılması nedeni ile 3713 sayılı TMK'nın 7/2-2 cümle, 5237 sayılı TCK'nın 53,63 maddelerinden cezalandırılmasına dair mütalaasına karşı beyanda bulunmak üzere ertelenen davanın 14.09.2018 tarihindeki celsesinden önce müdafiince 11.09.2018 tarihli dilekçe ekinde sunulan, duruşmada da tutanaklara geçtiği anlaşılan; Türkiye Büyük Millet Meclisi Milletvekili Hizmetleri Daire Başkanlığının 16.07.2018 tarih ve 318305 sayılı yazısı ile 24.06.2018 tarihinde yapılan seçimlerde 27. Dönem İzmir ili milletvekili seçildiğine ve halen Türkiye Büyük Millet Meclisinde görevine devam ettiği bildirilen sanık hakkında iddia makamının dosyanın tefrik edilmesine dair mütalaası akabinde 14.09.2018 tarihinde verilen 2017/ 224 esas ve 2018/343 sayılı tefrik kararı ile mahkemenin 2018/270 esasına kaydedilerek 14.09.2018 tarihinde tensiple silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiası ile hakkında kamu davası açılan ve davanın devamı sırasında milletvekili seçildiği anlaşılan sanık hakkında 1982 tarihli 2749 sayılı T.C. Anayasasının 83/2 maddesi gereği yargılama yapılamayacağından CMK'nun 22378 maddesi gereğince durma kararı verilerek, yasama dokunulmazlığının kaldırılması bakımından gereğinin takdir ve ifası için dosyanın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunulmak üzere Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine dair verilen Samsun 3.Ağır Ceza Mahkemesinin 2018/270 esas ve 2018/350 karar sayılı, 08.10.2018 tarihinde sanığa tebliğ edilerek itiraz edilmediğinden 16.10.2018 tarihinde kesinleşen ilamın Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi ve 25.04.2019 tarihinde Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca TCK'nın 314/2 maddesinde düzenlenen suçun Anayasanın 14/1 maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden Anayasanın 83/2-2 cümle de yer alan istisna kapsamında kaldığı ve Yargıtay 16 Ceza Dairesinin de 22.09.2016 tarih 2015/8449 esas ve 2016/4723 sayılı kararına atfen yasama dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilemeyecek olan iddiaya konu suçla ilgili kanun yararına bozma yoluna gidilmesine yönelik görüş ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından 20.05.2019 tarihinde kararın kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Milletvekili olmadan önce silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan soruşturma kapsamında 5237 sayılı TCK 314/2, 53, 58/9, 63 ve 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddeleri gereğince cezalandırılması talebini içeren iddianameye istinaden yargılanmakta iken, kovuşturma aşamasında iddia makamınca verilen mütalaada 3713 sayılı TMK'nın 7/2-2 cümle, 5237 sayılı TCK'nın 53, 63 maddelerinden cezalandırılması istenilen ve yargılama sırasında milletvekili seçilen sanık hakkında Anayasanın 83. maddesi uyarınca durma kararı verilip verilemeyeceği hususundadır.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Konu ile ilgili hukuki düzenlemeler şöyledir.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
III. Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması
Madde 14 – (Değişik: 3/10/2001-4709/3 md.)
Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.
4. Yasama dokunulmazlığı
Madde 83 – Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Milletvekillerinin yasama sorumsuzluğu; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/1. maddesinde "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerden, Mecliste ileri sürülen düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça, bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar" biçiminde ifadesini bulmuştur. Düzenlemenin amacı, milletvekillerinin yasama işlevlerini çekinmeksizin yerine getirebilecekleri bir ortam sağlamaktır. Yasama sorumsuzluğu, yasama çalışmalarıyla ilgili fiiller yönünden, milletvekilleri için tam bir koruma sağlar ve sürekli bir niteliktedir. Sorumsuzluk kapsamına giren bir eylemden ötürü milletvekilliği sıfatı sona ermiş olsa dahi kovuşturulamaz.
Aynı maddenin 2. fıkrasında ise "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır." denilmek suretiyle milletvekillerine nispi ve geçici bir dokunulmazlık sağlanmıştır.
Yasama dokunulmazlığı, sorumsuzluktan farklı olarak, yasama çalışmaları dışındaki fiillerden dolayı milletvekillerine nispi ve geçici nitelikte bir koruma sağlar. Buradaki koruma karşımıza iki şekilde ortaya çıkmaktadır, birincisi muhakeme engeli, diğeri ise infaz engelidir. Bu şekilde milletvekillerinin keyfi ve asılsız ceza kovuşturmalarından ve tutuklamalardan korunmak suretiyle vazife yapmaktan alıkonulmaması sağlanmıştır.
Hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması yasağına, 1982 Anayasasının 14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ise 17. maddelerinde yer verilmiştir. Anayasamızın 14/1. maddesinde "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve Milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik, laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz." şeklinde temel ilkeyi ortaya koyduktan sonra, aksine davranışlara ilişkin müeyyidelere mevzuatta yer verilmiştir. Nitekim seçimden önce bu madde kapsamında suç işleyen milletvekili Anayasanın 83/2 maddesinde öngörülen yasama dokunulmazlığından yararlanamayacaktır. Kanun koyucu, hangi suçların bu madde kapsamında olduğunu tahdidi olarak saymamıştır. Kapsamı belirleme görevi uygulayıcıya aittir. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçların bu kapsamda kaldığında kuşku yoktur.
Ancak, bu suçları işlemek amacı ile oluşturulan silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak suçunun 14. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği doktrinde tartışmalıdır. Bu madde de 2001 yılında yapılan değişiklik ile, Anayasada yer alan hak ve özgürlüklerin, bu hak ve özgürlükleri yıkmak "amacı ile kullanılamayacağı" hükmü yerine, bu hak ve özgürlükleri yıkmayı "amaçlayan faaliyetler" olarak kullanılamayacağı hükmü getirilmiştir. Yapılan değişiklik ile madde metninde yer verilen "faaliyet" deyiminin sadece eylemi mi yoksa ifade hürriyeti sınırları dışında kalan yasalarda suç olarak tanımlanan düşünce açıklamalarını da içerip içermediği sorunun özünü teşkil etmektedir. Doktrinde "faaliyetin" maddi eylemi içerdiğini ileri sürenler olduğu gibi, eylem ve söylemi içerdiğini ifade eden görüşler de mevcuttur. Nitekim Feyzioğlu; “Bu düzenleme, fiil ya da suç tipini değil amacı esas almaktadır.” görüşünü savunarak, farklı bir bakış açısı sergilemiştir.
Yargısal içtihatlara bakıldığında; Anayasa Mahkemesi 29.01.2008 tarih 2002/1 Esas, 2008/1 Karar sayılı kararında; Düşünce açıklamalarının Anayasanın 14. maddesi kapsamında kötüye kullanma olarak değerlendirilebileceğini, ancak her düşünce açıklamasının değil, demokratik yaşam için doğrudan açık ve yakın tehlike oluşturan düşünce açıklamalarının bu kapsamda olduğu değerlendirilmelidir, sonucuna varmıştır. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin yerleşik içtihatlarında, terör örgütü propagandası suçunun Anayasanın 14. madde kapsamında hakkın kötüye kullanımı olduğuna vurgu yapılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Da Becker/Belçika, B. No: 214/56, 27.03.1962 tarihli kararında, "demokratik sisteme yönelik tehdidin ağırlığı ve süresi ile sıkı sıkıya orantılı bir şekilde, kullanılmalıdır." demek suretiyle 14. maddenin Devlete verdiği yetkinin çerçevesini çizmiştir.
Avrupa Sözleşmesinin 17. maddesindeki hak ve özgürlüklerin, yine hak ve özgürlükler kullanılarak ortadan kaldırılmasının yasaklanacağına dair ilke ile, Anayasamızın 14. maddesindeki benzer düzenlemenin amacı yönünden, yukarıda yer verilen yargısal karar ve doktrindeki görüşler Dairemizce de benimsenmiş olup; ülkenin bölünmez bütünlüğüne ve anayasal düzene yönelik suç oluşturan söylem ve eylemler Anayasanın 14. maddesi kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğinde görüldüğünden, demokrasi ile yönetilen ülkelerde, halkın iradesinin tecelli ettiği parlamentoda görevli üyelerin bu sisteme bağlı kalacaklarına dair yemin ettikleri ve demokrasiyi koruma yükümlülükleri de bulunduğu gözetildiğinde, demokratik sisteme yönelik suç işlemeleri halinde milletvekili dokunulmazlığından istifade edememesi Anayasanın lafzına ve ruhuna uygun olacağının kabulü gerekmektedir.
Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilir. Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalara bağlı değildir (CMK 225. m.). Mahkeme, iddianamede gösterilen eylem/eylemler ile bağlı ise de, iddia makamı tarafından suçun vasıflandırılmasıyla bağlı değildir. Suçun vasıflandırılmasında ceza hukuku kuralları çerçevesinde özgürce karar verebilecektir. Dolayısıyla iddianamede terör örgütünün propagandası olarak nitelendirilen fiilin bu vasfı taşıyıp taşımadığını belirlemek mahkemenin görevi kapsamındadır.
Sözlük anlamı ile propaganda "bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen faaliyet" şeklinde tanımlanmıştır. Yargısal kararlarda ise terör örgütünün propagandası, "belli bir görüşün toplum içinde yayılması, fikir ve kanaatların kökleşmesini sağlamak amacıyla örgütün övülmesi, kişilerde örgüte sempati duyulmasını sağlayacak hareketler gerçekleştirilmesi, örgüt faaliyetlerine yakınlık sağlayacak duyguların yaratılması, örgüte karşı düşmanlığın ortadan kaldırılması sonucunu doğuran hareketlerin yapılması ve örgütü iyi gösteren biçimde tanıtmak" şeklinde tanımlanmıştır.
2013 yılında 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanunun 11. maddesi ile TCK 220/8 fıkrasında yapılan değişiklik, örgütün her türlü övülmesinin propaganda suçunu oluşturmayacağı, propaganda faaliyetlerinin suç oluşturabilmesi için “örgütün, cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde” olması gerekli kılmaktadır.
Somut olayda, gerek iddianamede gerekse kovuşturma aşamasında sunulan esas hakkındaki mütalaada sanığa yüklenen ve seçimden önce işlendiği iddia olunan suçun, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 83/2. maddesinde işaret edilen ve 14/2. maddesinde gösterilen temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması niteliğindeki suçlardan olduğu, yasama dokunulmazlığının istisnası kapsamında kalan bu suç bakımından durma kararı verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunduğundan kararın kanun yararına bozulmasına karar verilmiştir.
SONUÇ:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24.05.2019 tarih ve 2019/55898 nolu talebinin KABULÜNE, Samsun 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.09.2018 tarihli ve 2018/270 esas, 2018/350 sayılı kararının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 309/4-a. maddesi gereğince Kanun Yararına Bozulmasına, Diğer işlemlerin yapılabilmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 08.11.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Bir cinayet soruşturması sırasında, maktulün cesedinin yakınında kan lekeli bir eldiven bulunur ve Cumhuriyet savcısı bu eldivene delil olarak el koyar. Olay yeri yakınlarında yakalanan baş şüpheli (Ş), suçlamaları reddetmektedir. Delil ile şüpheli arasında bir bağ kurmak amacıyla, savcılık, eldiven üzerindeki biyolojik materyalin ileri bir analizini talep eder.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) hükümlerine göre, eldivenden elde edilen biyolojik örnek üzerinde yapılması planlanan moleküler genetik incelemelerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Söz konusu inceleme, ancak elde edilen bulgunun şüpheli, sanık ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için zorunlu olması hâlinde yapılabilir.
B) Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı tarafından bu incelemenin yapılmasına karar verilebilir; ancak bu karar yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunulmalıdır.
C) İncelenecek bulgunun bilirkişiye verilirken, incelemenin doğruluğunu temin etmek amacıyla şüphelinin adı, soyadı ve doğum tarihi gibi kimlik bilgileri de bildirilmelidir.
D) Eldiven üzerinde yapılacak bu inceleme, soruşturmaya konu suçun cezasının üst sınırının iki yıldan az hapis olmaması koşuluna bağlıdır.
E) Yapılacak inceleme, kimlik tespiti amacının yanı sıra, suçun işleniş biçimiyle uyumlu olabilecek genetik yatkınlıkların tespiti için de kullanılabilir.