Ceza Muhakemesi Kanunu 79. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 79 – (1) 78 inci madde uyarınca moleküler genetik incelemeler yapılmasına sadece hâkim karar verebilir. Kararda inceleme ile görevlendirilen bilirkişi de gösterilir.
(2) Yapılacak incelemeler için resmen atanan veya bilirkişilikle yükümlü olan ya da soruşturma veya kovuşturmayı yürüten makama mensup olmayan veya bu makamın soruşturma veya kovuşturmayı yürüten dairesinden teşkilât yapısı itibarıyla ve objektif olarak ayrı bir birimine mensup olan görevliler, bilirkişi olarak görevlendirilebilirler. Bu kişiler, teknik ve teşkilât bakımından uygun tedbirlerle yasak moleküler genetik incelemelerin yapılmasını ve yetkisiz üçüncü kişilerin bilgi edinmesini önlemekle yükümlüdürler. İncelenecek bulgu, bilirkişiye ilgilinin adı ve soyadı, adresi, doğum tarihi bildirilmeksizin verilir.
Genetik inceleme sonuçlarının gizliliği
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
(Kapatılan)13. Ceza Dairesi, 2013/17456 E., 2013/24199 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
hakkında yapılan soruşturma sırasında, araç üzerinde yapılan inceleme sonucunda elde edilen kanlı peçete ile suça sürüklenen çocuğun kan örneğinin mukayesesinin yapılması amacıyla suça sürüklenen çocuktan kan örneği alınmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 78 ve 79. maddeleri gereğince genetik moleküler inceleme yapılmasına karar verilmesine yönelik ...
(Kapatılan)13. Ceza Dairesi 2013/17456 E. , 2013/24199 K.
"İçtihat Metni"
Otomobil hırsızlığı suçundan suça sürüklenen çocuk ... hakkında yapılan soruşturma sırasında, araç üzerinde yapılan inceleme sonucunda elde edilen kanlı peçete ile suça sürüklenen çocuğun kan örneğinin mukayesesinin yapılması amacıyla suça sürüklenen çocuktan kan örneği alınmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 78 ve 79. maddeleri gereğince genetik moleküler inceleme yapılmasına karar verilmesine yönelik ... Cumhuriyet Başsavcılığının talebinin reddine dair ... 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 05/03/2013 tarihli ve 2013/111 değişik is sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 08/03/2013 tarihli ve 2013/62 değişik iş sayılı kararına karşı Adalet Bakanlığının 17/04/2013 tarih ve 2013/6049/24986 sayılı Kanun Yararına bozma isteminde bulunulduğundan bu işe ait dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/05/2013 tarih ve 2013/142585 sayılı ihbarnamesiyle dairemize gönderilmekle incelendi.
MEZKUR İHBARNAMEDE;
Dosya kapsamına göre;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 78. maddesindeki,
"(1) 75 ve 76. maddelerde öngörülen işlemlerle elde edilen örnekler üzerinde, soybağının veya elde edilen bulgunun şüpheli veya sanığa ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için zorunlu olması halinde moleküler genetik incelemeler yapılabilir. Alınan örnekler üzerinde bu amaçlar dışında tespitler yapılmasına yönelik incelemeler yasaktır.
(2) Birinci fıkra uyarınca yapılabilen incelemeler, bulunan ve kime ait olduğu belli olmayan beden parçaları üzerinde de yapılabilir. Birinci fıkranın ikinci cümlesi, bu halde de uygulanır."
Aynı Kanun'un 79/1. maddesindeki "78. madde uyarınca moleküler genetik incelemeler yapılmasına sadece hakim karar verebilir. Kararda inceleme ile görevlendirilen bilirkişi de gösterilir."
Hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, suç yerinde elde edilen bulgular üzerinde moleküler genetik incelemeler yapılabileceği ve bunun sadece hâkim kararı ile mümkün olduğu gözetilmeden itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden 5271 sayılı CMUK'un 309. maddesi gereğince anılan kararın bozulması lüzumunun ihbar olunduğu anlaşılmış olmakla,
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
5271 sayılı CMK'nın 75. maddesi uyarınca, şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan kan veya benzeri biyolojik örnek alınması işleminde, hâkim veya mahkemeden, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise; Cumhuriyet savcısından karar alınması(bu durumda yirmidört saat içinde hâkim onayı da gerekir.) zorunlu olduğu gibi, aynı Kanun'un 78. ve 79/1. maddeleri uyarınca, 75 ve 76. maddeye göre alınan örnekler üzerinde ... elde edilen bulgunun şüpheli ya da mağdura ait olup olmadığının tespiti için ... moleküler genetik inceleme yapılabilmesi için de mutlaka hâkim veya mahkemeden karar alınması gerekir.
Somut olayda, suça sürüklenen çocuk N.T.'den kan örneği alınması ve alınan bu kan örneği ile suç konusu araçtan elde edilen bulguların karşılaştırılması, diğer bir ifadeyle moleküler genetik inceleme işleminin yapılabilmesi için 5271 sayılı CMK'nın 75, 78 ve 79/1. maddelerinin âmir hükümleri uyarınca, mutlaka hâkim kararına gerek bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle;
Kanunyararına bozma istemine dayanan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbar yazısı, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görüldüğünden istemin kabulü ile ... 6. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 08.03.2013 tarih ve 2012/62 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK.nın 309/4-a. maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde yerine getirilmesine, 11.09.2013 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (2)
19. Ceza Dairesi, 2016/12980 E., 2017/5711 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Nitekim CMK da bu kavramı benimsemiş, 79, 144, 205, 249, 269 ve 331. maddelerinde “makam itibariyle süje” olanların erk ve ödevlerinden söz etmiştir.
19. Ceza Dairesi 2016/12980 E. , 2017/5711 K.
"İçtihat Metni"
6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a muhalefet suçundan şüpheliler ..., ... ve ... haklarında yapılan soruşturma evresi sonucunda Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/01/2016 tarihli ve 2015/546 soruşturma, 2016/200 Esas, 2016/182 sayılı iddianamenin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesi gereğince iadesine dair Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/01/2016 tarihli ve 2016/53 sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/03/2016 tarihli ve 2016/125 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığı'nın 28/07/2016 gün ve 94660652-105-28-5543-2016-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekindeki dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 02/09/2016 gün ve KYB.2016-319392 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.
Anılan ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre; Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesince, iddianameye konu eylemle ilgili olarak Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014/1480 sayılı dosyası üzerinden soruşturma yürütülerek 16/01/2015 tarihli ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının verildiği, bu karardan sonra yeni delil meydana çıkmadan aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağı, dosyada daha önceden bulunan delilin değerlendirme dışı bırakılmasının yeni delil sayılamayacağı gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de; anılan kararın Cumhuriyet Başsavcısı tarafından reddedilecekken sehven onaylandığı, bu hususta tutanak tutulup, düzeltme formu düzenlenerek gerekli yazışmaların yapılmasına rağmen teknik aksaklıklar nedeniyle düzeltme işleminin yapılamadığı, kaldı ki kararın müşteki ve şüphelilere tebliğ edilmediğinden kovuşturmaya yer olmadığı kararının da kesinleşmediği, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 170/2. maddesinde yer alan "Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler." hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukukî nitelendirilmesinin de Cumhuriyet Savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği cihetle, itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;
Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 16/01/2015 tarih, 2014/1480 soruşturma, 2015/178 sayılı kararıyla şüpheliler hakkında 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'a muhalefet suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ilgili kararın UYAP sisteminde tanımlı olan Başsavcı'nın görüldü ve onay işlemi kapsamında Giresun Cumhuriyet Başsavcısı tarafından onaylandığı ve ilgili kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın taraflara tebliğe uygun hale geldiği anlaşılmıştır. Giresun Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 20/01/2015 tarihinde UYAP uygulamaları düzeltme talep formu tanzim edilerek; 2014/1480 soruşturma nolu dosyada Cumhuriyet Başsavcısı tarafından yapılan görüldü işlemi sırasında, verilen kovuşturmaya yer olmadığına
dair kararın eksik soruşturma nedeniyle iade edilecekken, sehven iade et butonu yerine onay butonuna basıldığı belirtilerek kapanan dosyanın açık hale getirilmesi talep edilmiştir. 21/01/2015 tarihinde UYAP uzman kullanıcısının cevabı yazısında; kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın silinmesi işleminin UYAP sisteminde mümkün olmadığı belirtilmiştir. Giresun Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 23/01/2015 tarihinde yukarıda belirtilen hususları açıklayan ve eksik yapılan soruşturmanın tamamlanması için tutanak tanzim edilmiş ve ilgili tutanak, önceki karar ve eklerinden oluşan evraklar soruşturmaya kayıt edilerek soruşturma safhası yeniden başlatılmıştır. Eksik yapılan soruşturma işlemleri tamamlandıktan sonra Giresun Başsavcılığınca 18/01/2016 tarih, 2015/546 soruşturma, 2016/200 esas sayılı iddianamesiyle şüpheliler hakkında kamu davası açılmıştır. Giresun 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 20/01/2016 tarih, 2016/53 sayılı iddianame değerlendirme kararında; kovuşturmaya yer olmadığı kararın itiraz veya sair bir şekilde kaldırılmadığı, CMK'nın 172/2 maddesinde kovuşturmaya karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadan aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacağının belirtildiği, Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015/546 sayılı soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği tarihte dosyada mevcut olan delilin değerlendirme dışı bırakıldığı iddiasıyla yeni delil saymanın usul ve yasaya aykırı olduğu, kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği tarih itibariyle dosyada mevcut olmayan ve sonradan ortaya çıkan yeni bir delil bulunmadan kamu davası açılamayacağından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiştir. Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından iddianamenin iadesi kararına karşı yapılan itirazın, Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/03/2016 tarih, 2016/125 değişik iş nolu kararıyla reddedildikten sonra kesin nitelikteki red kararına karşı CMK 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması isteminde bulunulmuştur.
Kanun yararına bozma talebine konu edilen karara konu uyuşmazlık, iddianamenin iadesi kararına karşı yapılan itiraz üzerine merci tarafından verilen red kararının hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir. Uyuşmazlığın çözümü için somut olayda iddianamenin iadesi kararına gerekçe oluşturan “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkıp çıkmadığı” olgusunun ortaya konulması önem taşımakta ise de bu bağlamda öncelikle Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16/01/2015 tarih ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuken geçerli olup olmadığının tespiti gerekir.
1. Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararı ve Niteliği
Bilindiği üzere, ceza muhakemesi hukuku suç soruşturması ve kovuşturmasının tabi olduğu ilkeleri belirleyen kurallar bütünüdür. Ceza muhakemesi hukukunun gayesi, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, demokratik hukuk devleti ilkesinin gereklerinin yerine getirilmesinin ve nihayet hukuk barışının sağlanmasıdır. Bu bağlamda ceza muhakemesi sürecinde yürütülecek tüm muhakeme işlemlerinin belirtilen temel amaçlara ulaşma hedefine yönelmiş olması gerektiği kuşkusuzdur.
Kovuşturmaya yer olmadığı (kovuşturmama) kararı, kovuşturmaya yetkili makamın kovuşturmaya başlamayacağını, yani başlangıçta şüphelendiği kişiye hiç suç isnad etmeyeceğini bildiren yazılı işlemidir (Nurullah Kunter/ Feridun Yenisey/ Ayşe Nuhoğlu: Ceza Muhakemesi Hukuku, Onsekizinci baskı, İstanbul 2010, s. 1173). CMK’ya göre kovuşturmaya yer olmadığı kararını kovuşturmaya yetkili makam olan Cumhuriyet Savcısı verir (md. 172/1). Cumhuriyet Savcısının verdiği bu karar “kesin hüküm etkisi” göstermektedir. Gerçekten kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığı kararının varlığı ile ceza muhakemesi sona ermekte, yeni delil ortaya çıkması veya İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararıyla “etkin soruşturma yapılmadan bu kararın verildiğinin tespit edilmesi” halleri gerçekleşmeden muhakeme yeniden dirilmemektedir. CMK’nın 172/2. maddesindeki “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz” şeklindeki temel ilke, bu kararın söz edilen niteliğinin açık bir ifadesidir.
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra geri alınması şeklinde bir yol CMK sisteminde kabul edilmemiş olup, bu karara karşı başvurulabilecek tek hukuki çare doktrinde “kovuşturma davası” olarak da adlandırılan “itiraz” denetim yoludur (CMK md. 173).
2. Ceza Muhakemesinde Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar
Kesin hüküm etkisi gösteren kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, bir ceza muhakemesi işlemi olup bu işlemi yapmaya kimin yetkili olduğunu ve hukuken geçerlilik şartlarını irdeleyeceğiz.
3. Ceza Muhakemesinde Süjelik Anlamında İddia Makamı
Ceza muhakemesi faaliyeti kollektif olup, bu sürece katılanlara (kural olarak) şahısları bakımından değil işgal ettikleri makam dolayısıyla erk ve ödevler tanınmıştır. “Makam itibariyle süjelik” olarak ifade edilen bu durum erklerin ve ödevlerin şahıslardan gelmeyip, işgal edilen yerden geldiğini; muhakemede şahısların değil makamın nazara alındığını göstermektedir (Kunter/ Yenisey/ Nuhoğlu, s. 139). Bu anlamda “makam itibariyle süje” o makam adına hareket edebilen, ceza muhakemesi işlemi yapabilen kişi anlamındadır. Nitekim CMK da bu kavramı benimsemiş, 79, 144, 205, 249, 269 ve 331. maddelerinde “makam itibariyle süje” olanların erk ve ödevlerinden söz etmiştir. Kısacası, kollektif bir faaliyet olan ceza muhakemesini iddia, savunma ve yargılama makamları oluşturmakta olup, bunların her üçü de makam itibariyle süjedir. Erkler ve ödevler kendilerinden gelmeyip, işgal edilen yerden gelince aynı muhakemeye birden çok savcının farklı zamanlarda katılabilmesi, aynı şüpheli veya sanığın birden çok müdafi tarafından savunulabilmesi de mümkün olabilmektedir.
4. Ceza Muhakemesinde Süjelik Anlamında Cumhuriyet Başsavcısı ve Savcısı İlişkisi
İddia (savcılık) makamı bir kül, bütün olarak ifade edilmektedir. Bu anlamda ceza muhakemesi faaliyetinin yürütülmesi kural olarak Cumhuriyet savcıları tarafından yerine getirilmektedir. Cumhuriyet başsavcısı ile savcılar arasındaki ilişki ise “bölünmezlik ilkesi” adı altında açıklanmakta; savcılık teşkilatı kendi içinde hiyerarşik yapıya sahip bir bütün olarak adlandırılmaktadır (Öztekin Tosun: Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Cilt I, Genel Kısım 2. Bası İstanbul 1976, s. 443-444. Nur Centel/ Hamide Zafer: Ceza Muhakemesi Hukuku, 13. Baskı, İstanbul 2016, s. 122). Bölünmezlik ilkesi anlamında savcılar bir bütün içinde kaynaşmakta, makam (savcılık) itibariyle süjelik ilkesinden hareketle her bir savcı tek başına ceza muhakemesi faaliyetine katılabilmekte; muhakeme işlemi gerçekleştirebilmektedir.
5. Mevzuatımızda Cumhuriyet Başsavcısı ve Savcısı İlişkisi
Ceza Muhakemesi Kanunu Cumhuriyet Başsavcısı ile Cumhuriyet Savcıları arasındaki ilişki konusunda bir düzenleme getirmeyerek ceza muhakemesi hukukunda “makam itibariyle süjelik” ilkesine verdiği önemi ortaya koymuştur.
Öte yandan, 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 5/1. maddesinde “… ağır ceza Cumhuriyet Başsavcıları, merkezdeki Cumhuriyet Savcıları ile bağlı ilçe Cumhuriyet Başsavcıları ve Cumhuriyet Savcıları üzerinde, gözetim ve denetim hakkına sahiptir” hükmü yer almaktadır.
Benzer şekilde 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemeleri'nin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Cumhuriyet Başsavcısının Görevleri" başlıklı 18. maddesine göre,
“Cumhuriyet başsavcısının görevleri şunlardır:
1. Cumhuriyet Başsavcılığını temsil etmek,
2. Başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak,
3. Gerektiğinde adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Ağır ceza mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısının; ağır ceza mahkemesinin yargı çevresinde görevli Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet Başsavcı vekilleri, Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır.
Asliye ceza mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının o yer yargı çevresinde görevli Cumhuriyet savcıları ile bağlı birimler üzerinde gözetim ve denetim yetkisi vardır."
5235 sayılı Kanunun "Cumhuriyet Savcısının Görevleri" başlıklı 20. maddesine göre ise; "Cumhuriyet savcısının görevleri şunlardır:
1. Adli göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,
2. Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adli ve idari görevleri yerine getirmek,
3. Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek,
4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.
Aynı yerde görev yapan Cumhuriyet başsavcı vekili bulunmadığında, Cumhuriyet Başsavcısına vekâlet edecek olanı Cumhuriyet başsavcısı belirler."
İddia görevinin idariliği ilkesi gereğince dava açma ve yürütme görevleri idari nitelikte kabul edilmektedir (Tosun, s. 228-229). Bu anlamda Cumhuriyet Başsavcılarına Cumhuriyet Savcıları üzerinde tanınan “gözetim ve denetim” yetkisinin ilk bakışta bu idari yetki kapsamında bulunduğu akla gelebilecektir. Ancak unutulmamalıdır ki CMK’da suç soruşturmasını yürütme yetkisi doğrudan ve bizzat Cumhuriyet Savcılarına verilmiştir. Gerçekten CMK’da tam 212 defa “Cumhuriyet Savcısı” ndan söz edilmesine rağmen sadece 3 maddede Cumhuriyet başsavcısından söz edilmektedir (md. 92: gözaltı işlemlerinin denetimi, md. 161: Cumhuriyet Savcısının görev ve yetkileri ve md. 166: Değerlendirme raporu yetkisi başlıklı maddelerde).
CMK’nın 14, 297, 300, 308. maddelerinde ve Yargıtay Kanunu’nun 27. maddesinde ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından söz edilmektedir. Kanun koyucu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına yetki ve görev verdiği durumlarda bunu açıkça belirtmiş Yargıtay Cumhuriyet savcılarına tek başlarına kullanabilecekleri bir yetki tanımamıştır. Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Savcıları “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yerine” yani “niyabeten” ceza muhakemesi faaliyeti yürütmektedirler. Halbuki ilk derece mahkemeleri nezdinde görev yapan Cumhuriyet Savcıları yönünden durum böyle değildir. İlk derece mahkemeleri nezdinde görev yapan Cumhuriyet Savcıları niyabeten değil, CMK’dan doğan ve asli nitelikte olan bir yetkiyi kullanmaktadırlar. CMK sistemi ceza muhakemesini yürütme görevini aslen Cumhuriyet Savcısına tanımıştır, Cumhuriyet Başsavcısına bizzat yetki tanıdığı durumları ise söz edilen 92, 161 ve 166. maddelerinde açıkça belirtmiştir. Bu sebeplerle ilk derece mahkemeleri nezdinde görev yapan Cumhuriyet Savcılarının ceza muhakemesi yürütürken kullandığı yetki Yargıtay Cumhuriyet Savcılarının kullandığı yetkiden oldukça farklı olup Kanundan doğan ve asli niteliktedir, Cumhuriyet başsavcısına veya vekiline niyabet etme niteliğinde değildir.
Belirtilen yasal düzenlemelerden de açıkça anlaşılacağı üzere CMK sistemimiz suç soruşturmasında makam itibariyle süje olarak asıl yetkiyi Cumhuriyet Savcısına tanımıştır. Cumhuriyet Başsavcısının gözetim ve denetim yetkisi ise bizatihi suç soruşturmasının yürütülmesine ilişkin bir yetki olmayıp ancak adli teşkilatın işleyişine yönelik 2802 ve 5235 sayılı Kanunlardan doğan ve savcılık makamının idari işleyişine ilişkin konularla sınırlı olan yetkilerdir. Aksini düşünmek suç soruşturmasının içeriğine Cumhuriyet Başsavcılarının bizzat müdahil olmaları, her muhakeme işlemine bizzat onay vermeleri gibi bir düşünceyi akla getirebilecektir ki CMK sistemimizin böyle bir düşünceyi benimsediğini gösteren hiçbir somut dayanak mevcut değildir.
Öte yandan, 1412 sayılı (mülga) CMUK döneminde var olan “Adalet Bakanına Cumhuriyet Savcısına dava aç emri verebilme yetkisi” tanıyan düzenleme 21/07/2004 tarih ve 5219 sayılı Kanun’la yürürlükten kaldırılmış ve CMK’da da bir daha kabul edilmemiştir. Bu itibarla, anayasal devlet düzeni içerisinde yürütmeye yakın olarak nitelendirilse de fonksiyon
olarak adalet organına yakın olarak kabul edilen Cumhuriyet Savcılığı makamının (Centel/ Zafer, s. 118-119) yürüttüğü ceza muhakemesi işlemlerinin içeriğine Cumhuriyet Başsavcısının müdahale etmesine imkan tanıyan bir ceza muhakemesi kuralı mevzuatımızda mevcut değildir. Hal böyle olunca, “hiçbir kimse veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamayacağı” ( Anayasa md. 6) ilkesi uyarınca kanunlarla açıkça verilmeyen bir yetkinin kullanılması da kabul edilemeyecektir.
6. Ceza Muhakemesi İşlemlerinin Geçerliliği ve Denetimi
Ceza muhakemesi hukuku faaliyetleri “ceza muhakemesi işlemi teorisi” adlı bir sistem içinde yürütülür. Bu bağlamda, hukuki işlem ve tabii ki ceza muhakemesi işlemi ruhi unsuru oluşturan irade beyanı ile hareket ve neticeden oluşan maddi unsurdan müteşekkildir. Yazılı bir muhakeme işleminin geçerlilik şartı, işlemi gerçekleştirmiş olanın elinde olan hususları kanunun aradığı şekil ve şartlara uygun olarak yapmasıdır (Kunter/ Yenisey/ Nuhoğlu, s. 172-182). Bu anlamda somut uyuşmazlığın konusunu oluşturan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme yetkisi CMK’nın 172/1. maddesinde açıkça Cumhuriyet Savcısına verilmiştir. Cumhuriyet Savcısının makam itibariyle süje olarak tek başına gerçekleştireceği bir muhakeme işlemi ile bu kararı verebileceğine kuşku bulunmamaktadır. CMK, bu işlemi geçerlilik şartı olarak sadece “yazılı olma” şartına tabi tutmuş; “görüldü” veya “onay” prosedürü gibi başkaca bir şarta bağlamamıştır. Öte yandan bu kararın taraflara bildirilmesi ise sadece tarafların öğrenmesinin ve itiraz süresinin sağlanması amaçlıdır.
Kısacası, süje itibariyle iddia makamı adına hareket eden bir Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanmış kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ayrıca hiçbir onay, görüldü vb. prosedürüne ihtiyaç duymamaktadır. 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 5. maddesinde yer verilen; "Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur" ilkesi çerçevesinde Cumhuriyet Savcısı tarafından elektronik imza ile imzalanan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hiçbir onay işlemine gerek olmadan hukuken geçerli bir ceza muhakemesi işlemi niteliğindedir.
7. Somut Uyuşmazlıkta Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararın Geçerliliği
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, kesin hüküm etkisi gösteren bir ceza muhakemesi işlemidir. CMK’nun benimsediği makam itibariyle süjelik sistemi ve bölünmezlik ilkesi anlamında, her bir savcı tek başına ceza muhakemesi faaliyetine katılabilmekte; muhakeme işlemi gerçekleştirebilmekte, süjeyi temsil edebilmektedir. Nitekim CMK’nın sürekli “Cumhuriyet Savcısı” na vurgu yapan düzenlemelerinden de açıkça anlaşılacağı üzere sistemimiz suç soruşturmasında makam itibariyle süje olarak asıl yetkiyi Cumhuriyet savcısına tanımıştır. Cumhuriyet Başsavcısının gözetim ve denetim yetkisi ise bizatihi suç soruşturmasının yürütülmesine ilişkin bir yetki olmayıp ancak adli teşkilatın işleyişine yönelik 2802 ve 5235 sayılı Kanunlardan doğan ve savcılık makamının idari işleyişi ile sınırlı olarak tanınmış yetkilerdir. Aksini düşünmek suç soruşturmasının içeriğine Cumhuriyet başsavcılarının bizzat müdahil olmaları, her muhakeme işlemine bizzat onay vermeleri gibi bir düşünceyi akla getirebilecektir ki CMK’nın böyle bir düşünceyi benimsediğini gösteren hiçbir somut dayanak mevcut değildir.
“Ceza muhakemesi işlemi teorisi” sistemi içinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verme yetkisi CMK’nın 172/1. maddesiyle açıkça ve bizatihi Cumhuriyet Savcısına verilmiştir. Cumhuriyet savcısı makam itibariyle süje olarak tek başına gerçekleştireceği bir muhakeme işlemi ile bu kararı verebileceğine kuşku bulunmamaktadır. CMK, bu işlemi geçerlilik şartı olarak sadece “yazılı olma” şartına tabi tutmuş; Cumhuriyet başsavcısı veya vekili tarafından yapılacak “görüldü” veya “onay” prosedürü gibi başkaca bir şarta bağlamamıştır. Bu itibarla somut uyuşmazlıkta Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı adına Giresun Cumhuriyet Savcısı Muhammet Uysal (153529) tarafından elektronik imza ile imzalanan 16/01/2015 tarih ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar başkaca hiçbir işleme gerek olmaksızın hukuken geçerli bir ceza muhakemesi işlemi niteliğindedir. Bir diğer anlatımla, Giresun Cumhuriyet Başsavcısı'nın UYAP sistemi üzerinden yapacağı "onay" veya "iade" işleminin söz edilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar üzerinde hukuken herhangi bir tesiri de olmayacaktır. Cumhuriyet savcılarının ceza muhakemesi yürütürken kullandığı yetki CMK’dan doğan ve asli nitelikte bir yetkidir; Cumhuriyet başsavcısına veya vekiline niyabet etme niteliğinde değildir.
Bu itibarla, Giresun Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 16/01/2015 tarih ve 2015/178 sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararının hukuken geçerli olduğu belirlendikten sonra ikinci olarak “aynı fiilden dolayı kamu davası açılma” şartlarının oluşup oluşmadığının irdelenmesi gereklidir.
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172/2. maddesi uyarınca; kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hâkimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamayacaktır.
Somut olayda; Şebinkarahisar ... Basın Yayın Turizm Sanayi Ticaret A.Ş. yetkilileri tarafından RTÜK'ten gerekli izinler alınmadan Giresun il merkezinde ... FM isimli radyo yayını yapıldığı, 6112 sayılı Kanun'a muhalefet suçunun oluşması için 6112 sayılı Kanun'un 33/2. maddesi uyarınca şüphelilerin RTÜK tarafından yapılan uyarılara rağmen izinsiz yayına devam etmesi gerektiği, RTÜK tarafından yapılan uyarının tebliğ tarihinin araştırılarak, bu tarihin kolluk tarafından yayının devam ettiğine ilişkin tespit tarihinden önce olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre kamu davası açılması gerektiği, eksik yapılan soruşturmanın tamamlanarak RTÜK tarafından yapılan uyarının tebliğ edilmesine rağmen yayının devam ettiğinin tespitinin yeni delil niteliğinde olmadığı anlaşılmakla;
Kanun yararına bozma istemine konu Giresun Ağır Ceza Mahkemesi'nin 30/03/2016 tarihli ve 2016/125 değişik iş sayılı kararında bir isabetsizlik görülmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, 14/06/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Ceza Dairesi, 2014/21773 E., 2015/15301 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varÇ.. Ç.. 1. Asliye Ceza Mahkemesi
tam metni aç
Sulh Ceza Mahkemesinin 25.03.2010 tarih, 2010/251 değişik iş sayılı kararıyla, CMK'nın 75 ve 79. maddeleri uyarınca sanıklardan kan, tükürük ve kıl gibi vücut örneklerinin alınmasına ve bu örnekler üzerinde moleküler genetik incelemeler yapılmasına dair kararın alındığı, bu karara binaen olay yerinden ele geçirilen sigara izmaritleri ve bir ade
12. Ceza Dairesi 2014/21773 E. , 2015/15301 K.
"İçtihat Metni"
Tebliğname No : 12 - 2014/365762
Mahkemesi : Ç.. Ç.. 1. Asliye Ceza Mahkemesi
Karar Tarihi : 17/09/2013
Numarası : 2012/266 - 2013/278
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların mahkumiyetine ilişkin hüküm, vekalet ücreti yönünden katılan vekili ile sanıklar A.. U.., T.. İ.., Yasin Satılmış, M.. A.., A.. T.., M.. A.., L.. S.. ve M.. S.. tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanıklar M.. A.., A.. U.., L.. S.., M.. S.., Y.. S.. ve M.. A.. hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Ç.. Ç.. İl Jandarma Komutanlığına yapılan izinsiz kazı faaliyeti ihbarı üzerine, olay yeri olan Ç.. Ç.. ili, ..ilçesi, ... köyü, ... mevkiine giden kolluk görevlilerince, arazide 7-8 metre derinliğinde izinsiz kazının yapılmış olduğunun, kazı yeri içinde ve etrafında bir adet iş eldiveni, sigara izmaritleri, çalıların arkasına gizlenmiş jeneratör, hilti, hilti ucu, balyoz, manivela, kablo, fünye, dinamit ateşleme fitili gibi suç eşyalarının bulunduğu ve muhafaza altına alındığı, izinsiz kazıyı yapan faillerin araştırılması sonucu bölgede hayvan otlatan kişi olduğu belirlenen T.. İ..'e ulaşıldığı, T.. İ.. isimli kişinin bilgi sahibi ve sanık olarak verdiği ifadelerinde, davaya konu yerde hayvan otlattığını, 2009 yılının Aralık ayı içerisinde M.. S.., Y.. S.. ve M.. A.. isimli kişileri arazide gördüğünü, durumlarından şüphelenip şahısları takip ettiğinde bu kişileri kazma ile kazı yaptıkları esnada gördüğünü, olay yerine A.. U.. ve M.. A.. isimli kişilerin de geldiğini ve birlikte kazı yaptıklarını, olaydan 2 gün sonra aynı yerde sanıklar M.. A.., A.. U.., L.. S.., M.. S.., Y.. S.. ve M.. A..'nu kaçak kazı yaparlarken gördüğünü, bu kişilerle bir süre sohbet ettiğini, 1 hafta sonra da olay yerinde motor sesleri ve dinamit patlatma sesleri duyduğunu beyan ettiği, bu ifadeler üzerine ismi geçen sanıkların soruşturmaya dahil edildikleri, Ç.. Ç.. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.03.2010 tarih, 2010/251 değişik iş sayılı kararıyla, CMK'nın 75 ve 79. maddeleri uyarınca sanıklardan kan, tükürük ve kıl gibi vücut örneklerinin alınmasına ve bu örnekler üzerinde moleküler genetik incelemeler yapılmasına dair kararın alındığı, bu karara binaen olay yerinden ele geçirilen sigara izmaritleri ve bir adet eldiven üzerinde yapılan kriminal incelemeler sonucu düzenlenen 14.06.2010 tarihli Jandarma Genel Komutanlığı raporunda, 3 adet sigara izmaritinden ve eldivenden elde edilen DNA örneklerinin, sanık M.. A..'na ait DNA profili ile benzer olduğunun tespit edildiği, yine Ç.. Ç.. Sulh Ceza Mahkemesinin 25.03.2010 tarih, 2010/250 değişik iş, 13.04.2011 tarih, 2011/240 ve 241 değişik iş sayılı kararları ile sanıkların kullandıkları cep telefonu numaralarının iletişimlerini gösterir HTS raporlarının alınmasına karar verildiği, alınan raporların incelenmesinden anlaşılacağı üzere, sanıkların arasında suç tarihi öncesi ve sonrasında içeriğini bilmediğimiz görüşme trafiğinin olduğu, ayrıca sanıklardan L.. S.., M.. A.. ve M.. A..'nun 05.01.2010 tarihinde olay yerinde bulunan Eldivan Baz İstasyonunu kullandıkları, yine sanıklardan A.. U..'un verdiği ifadelerinde, olay tarihinde kendisinin yurt dışında bulunduğunu beyan etmiş ise de, Ç.. Ç.. Valiliği İl Emniyet Müdürlüğünün 16.01.2013 tarihli yazısında, A.. U..'un 2011 yılında yurt dışına çıkış ve yurda giriş yaptığının, ancak 2011 yılı öncesinde yurt dışına çıkışının olmadığının belirtildiği, tüm bu nedenlerle sanıklar M.. A.., A.. U.., L.. S.., M.. S.., Y.. S.. ve M.. A..'nun fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, kültür varlıkları bulmak amacıyla, sit alanı veya 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi anlamında korunması gerekli yerlerden olmayan bölgede, 7-8 metre derinliğinde bir adet çukur açmalarının sabit görülmesi karşısında, sanıkların eyleminin 5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/1-2. cümlesine temas eden suçu oluşturduğu gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile sanıklar hakkında 5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesi uygulanarak hüküm kurulması, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan kurum lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, bu hususun yeniden yargılama yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının yargılama giderlerinden önce gelmek üzere hükme, “Kendisini vekil ile temsil ettiren katılan kurum lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.320 TL vekalet ücretinin sanıklar M.. A.., A.. U.., L.. S.., M.. S.., Y.. S.. ve M.. A..'dan eşit şekilde alınarak katılan kuruma verilmesine” cümlesi eklenip, hükümdeki usul ve kanuna uygun bulunan sair hususların aynen bırakılmasına karar verilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Sanıklar N.. İ.., T.. İ.., A.. T.. ve O.. Ç.. hakkında verilen mahkumiyet kararına karşı yapılan temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Ç.. Ç.. ili, .... ilçesi, ... köyü, ...mevkiinde meydana gelen izinsiz kazı faaliyeti nedeniyle, her ne kadar sanıklar N.. İ.., T.. İ.., A.. T.. ve O.. Ç.. hakkında da dava açılmış ve yapılan yargılama neticesinde sanıkların mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanıkların verdikleri ifadelerinde, üzerlerine atılı izinsiz kazı suçunu kabul etmediklerini, atılı suç ile bir ilgilerinin olmadığını beyan ettikleri, sanıkları izinsiz kazı yaptıkları esnada gören bir tanık beyanının olmadığı, eylemleri sabit görülen diğer sanıklarla görüşmesi olduğu tespit edilen 0531 691 48 65 numaralı hattın sahibi olan sanık A.. T..'nın verdiği ifadelerinde, bu hattın kendi adına kayıtlı olduğunu, ancak kendisinin kullanmadığını, tanıdığı olan O.. Ç.. isimli kişinin kullandığını, üzerine atılı suçlamayı da kabul etmediğini beyan ettiği, sanık O.. Ç..'ın da verdiği ifadelerinde de, bu hattı kendisinin de kullanmadığını ve atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan ettiği, ayrıca 0531 691 48 65 numaralı hat ile diğer sanıklar arasında görüşme trafiği tespit edilmiş ise de, görüşme içeriğinin bilinmediği ve bu hattın olay yeri itibariyle Eldivan Baz İstasyonunu kullandığına dair bir tespitin de bulunmadığı, eylemleri sabit görülen diğer sanıkları izinsiz kazı yaparken gören ve verdiği ifadelerinde bu kişilerin isimlerini söyleyen sanık T.. İ.. ile sanıkları bir kez arabasına alarak bir yere bırakan sanık N.. İ..'in beyanlarının doğru olmadığına ve eylemleri sabit görülen diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiklerine dair delillerin bulunmadığı, sadece sanık T.. İ..'in, eylemleri sabit olan diğer sanıkların izinsiz kazı eylemlerini bir süredir bilmesine rağmen, durumu adli makamlara bildirmediği, TCK'nın 278. maddesinde tanımlanan bu suçun ise, iddianame içeriğinden anlaşılamaması nedeniyle ayrı bir davanın konusu olabileceği, tüm bu nedenlerle sanıklar N.. İ.., T.. İ.., A.. T.. ve O.. Ç.. hakkında atılı suçtan beraatlerine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup, sanıklar ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak, BOZULMASINA, 14/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Cumhuriyet savcısı, bir cinsel saldırı soruşturmasında failin kimliğinin kesin olarak tespiti amacıyla şüpheli Arda’nın vücudundan kan örneği alınarak moleküler genetik inceleme yapılmasını istemektedir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun fiziki kimliğin tespiti ve genetik incelemelere ilişkin hükümleri dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?
A) Şüphelinin rızası varsa, genetik inceleme için hiçbir makamdan karar alınmasına gerek yoktur.
B) Moleküler genetik inceleme yapılmasına sadece hâkim karar verebilir.
C) Fiziki kimliğin tespiti (parmak izi, fotoğraf çekimi) için her durumda mahkeme kararı şarttır.
D) Genetik inceleme sonuçları, soruşturma tamamlandıktan sonra her durumda sanığın adli sicil kaydına işlenir.
E) Şüphelinin dış beden muayenesi ve kan örneği alınması işlemini sadece kolluk amiri emredebilir.