5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 97

Ceza Muhakemesi Kanunu 97. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 97 – (1) Yakalama işlemi bir tutanağa bağlanır. Bu tutanağa yakalananın, hangi suç nedeniyle, hangi koşullarda, hangi yer ve zamanda yakalandığı, yakalamayı kimlerin yaptığı, hangi kolluk mensubunca tespit edildiği, haklarının tam olarak anlatıldığı açıkça yazılır. Yakalama emri ve nedenleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
4. Ceza Dairesi, 2010/28707 E., 2013/5770 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ceza Mahkemesi
formu düzenlenmiş ve şüpheli olarak ifadesi alınmış, Cumhuriyet Savcılığının, silahı olduğuna dair makul şüphe nedeniyle mahkemeden evinde arama yapılmasına dair talebi üzerine mahkeme kararı ile evinde arama yapılmış ise de; dosya içinde CMK'nın 90 ila 99 maddeleri kapsamında yakalama yapıldığına dair belge olmadığı, sanığın, ...
4. Ceza Dairesi         2010/28707 E.  ,  2013/5770 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SUÇ : İftira HÜKÜM : Mahkumiyet Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, tehdit suçundan verilip CMK'nın 231. maddesi gereğince açıklanması geri bırakılan karar, mahallinde itiraz üzerine sonuca bağlandığından iftira suçuna hasren dosya görüşüldü: Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi. Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak; 1-5237 sayılı TCK'nın 267/2 fıkrasında düzenlenen "fiilin maddi eser ve delillerinin uydurulması", işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi halinde, soruşturma ve kovuşturma mercilerinin yanıltılmasını, mağdurun suç işlediği izlenimine kapılmalarını sağlayacak, iftira eyleminin varlığını kuvvetlendirerek haklı gösterecek ispat araçları ve emarelerdir. Fiilin maddi eser ve delilleri, iftira eylemiyle bağlantılı olarak uydurulmalıdır. En başından beri iftirada bulunmak amacıyla fail tarafından oluşturulmuş olanlar hariç, önceden var olan bir takım hususların, doğal olayların ya da iftira edilerek yüklenen eylemle bağlantısı bulunmayan olguların iftira eylemini desteklemek için ileri sürülmesi, fiilin maddi eser ve delillerinin uydurulduğu anlamına gelmeyecektir. Somut olayda; sanığın, ... ... mevkiinde düzenlenen şenliğe ailesi ile birlikte katıldığı, şenlik sırasında ... isimli kişinin silahla havaya ateş etmesi nedeni ile ailece korku ve paniğe kapıldıklarını, Hayati'yi uyararak tartıştıklarını, panik sırasında kız kardeşi ...'in ayağının, minibüse binerken sürgülü kapının altındaki demire çarparak yaralandığı halde jandarmayı arayarak ateşli silah nedeniyle kız kardeşinin ayağından yaralandığına dair jandarmaya ihbarda bulunduğu, diğer tanıklar silahla ateş edildiğine ilişkin görgü ve bilgileri olmadığını söylemiş iseler de soruşturma aşamasında ifadesi alınan ..., kendisi ateş etmemekle birlikte karanlıkta birkaç el silah sesi duyduğunu ifade ettiği, sanığın soruşturma aşamasında kız kardeşinin, minibüse binerken yaralandığını açıkça söylediği anlaşılmakla; sanığın, kız kardeşinin havaya ateş edilmesinin verdiği korku ve telaşla minibüse binerken ayağının yaralanması olgusunun, en başından beri iftira atma amacıyla bilerek ve isteyerek sanık tarafından oluşturulduğuna ilişkin kanıtların neler olduğu Yargıtay denetimine olanak sağlayacak şekilde hükmün gerekçesinde gösterilmeden yaralanmanın suçun maddi eser ve delillerini uydurma niteliğinde olduğunun kabulü ile temel cezanın 5237 sayılı TCK'nın 267/2 maddesi ile artırılması, 2-Sanığın, Cumhuriyet Savcısına verdiği, kardeşinin ayağının ateşli silah yaralanması nedeniyle değil, minibüse binerken gerçekleştiğine dair ifadesinin, iftiradan dönme niteliğinde olduğu ve TCK'nın 269. maddesi gereğince cezada indirim yapılması gerektiğinin düşünülmemesi, 3-... hakkında jandarma tarafından şüpheli hakları formu düzenlenmiş ve şüpheli olarak ifadesi alınmış, Cumhuriyet Savcılığının, silahı olduğuna dair makul şüphe nedeniyle mahkemeden evinde arama yapılmasına dair talebi üzerine mahkeme kararı ile evinde arama yapılmış ise de; dosya içinde CMK'nın 90 ila 99 maddeleri kapsamında yakalama yapıldığına dair belge olmadığı, sanığın, ... isimli kişinin silahla ateş ettiği şeklindeki anlatımının ... tarafından da kısmen doğrulanmış olması karşısında; TCK'nın 267/3 maddesinde bahsedilen gözaltına alma ve tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin, münhasıran iftira suçuna konu "ateşli silahla yaralama" eylemi için mi yoksa ateşli silah olduğu yönünde şüphe nedeniyle mi verildiği tartışılmadan, "mağdur hakkında ihbar sonrası yakalama tedbiri uygulandığından" şeklindeki yetersiz gerekçe ile TCK'nın 267/3. fıkrası ile cezada artırım yapılması, Yasaya aykırı ve sanık ...'nin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine 04/03/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Çözülmesi gereken hukuki sorun ise, CMK 97/2. maddesine aykırı elde edilen delillerin mahkumiyete esas alınıp alınmayacağıdır.
Ceza Genel Kurulu 2007/7-147 E., 2007/159 K. Ceza Genel Kurulu 2007/7-147 E., 2007/159 K. - ARAMA KARARI SALAHİYETİ - DELİLLERİ TAKDİR SALAHİYETİ- 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 97 ] - 1412 S. CEZA MUHAKEMELERİ USULÜ KANUNU (MÜLGA) [ Madde 254 ] "İçtihat Metni" İstanbul'da tekstil ürünleri satıcılığı yapmakta olan sanığın katılan firmaya ait tescilli desenleri taşıyan taklit bornozları satışa arz ettiği iddiasıyla yapılan yargılama sonunda; İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi Hakimliğince 01.05.2003 gün ve 2351-627 sayı ile; "..Tekstil sektöründe imalatçı düzeyinde uzman bir sektör elemanı sayılmayacak sanığın sadece satıcı konumunda olması ciheti ile suça konu ürünler üzerindeki desenlerin tescilli olup olmadıklarını kavrayabilecek ehliyete sahip olmadığı, bu itibarla suç kastının oluşmadığı.." gerekçesi ile beraat kararı verilmiş; yerel Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilen bu hüküm, Yargıtay 7. Ceza Dairesince 17.04.2007 gün ve 10476-2703 sayı ile; "… …..Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 29.11.2005 gün ve 2005/7-144 E, 150 K. sayılı kararında da belirtildiği gibi soruşturma ve kovuşturma işlemleri gerçekleştirildikleri tarihte yürürlükte bulunan usul kurallarına uygun olmalıdır. Dosyada hakim tarafından verilmiş bir arama kararı mevcut ise de; arama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun arama ile ilgili 97/2. maddesinde "Hakim veya C.Savcısı hazır bulunmaksızın" konut veya işyerlerinden ya da kapalı alanlarda arama yapabilmek için ihtiyar heyeti azalarından veya komşularından iki kişinin bulundurulacağı düzenlendiğinden somut olayımızda bu hususa riayet edilmeden hukuka aykırı olarak yapılmış bir arama sonucu elde edilen deliller de, suç tarihinde yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 254. maddesindeki "soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz" hükmü gereğince mahkemece geçerli bir delil olarak gözetilmeyeceğinden ve sanık aleyhine mahkumiyeti gerektirecek başkaca da yasal delil bulunmadığından bu nedenlerle beraat kararı verilmesi gerekirken, sanığın aramada ele geçen ürünler üzerindeki desenlerin tescilli olup olmadığını kavrayabilecek ehliyete sahip olmadığı gerekçesi ile beraat kararı verilmesi doğru değilse de açıklanan gerekçelerle müdahil vekilinin ve yerel Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan beraat kararının onanmasına..." karar verilmiştir. Bu karara Yargıtay C.Başsavcılığınca 07.06.2007 gün ve 115067 sayı ile; "… …Sanığın sattığı ürünlerin taklit olup olmadığını anlayıp anlamayacağı hususu, Yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesinin yerleşmiş içtihatları ile çözüme kavuşmuştur. Uzun süredir suça konu alanda ticaret yapan kimselerin dava konusu malların tescile konu orijinal ürünlerin taklidi olduğunu bilebilecek durumda olduğunu kabul etmektedir. Nitekim dosyamızda, "sanığın aramada ele geçen ürünler üzerindeki desenlerin tescilli olup olmadığını kavrayabilecek ehliyete sahip olmadığı gerekçesi ile beraat kararı verilmesi doğru değilse de" denilmek suretiyle bu husus açıkça vurgulanmaktadır. Sanık hakkında isnat edilen suçun oluştuğu yönünde tereddüt bulunmamaktadır. Çözülmesi gereken hukuki sorun ise, CMK 97/2. maddesine aykırı elde edilen delillerin mahkumiyete esas alınıp alınmayacağıdır. Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu 29.11.2005 gün ve 2005/7-144 E. 150 K. sayılı kararında da benzer bir problem tartışılmıştır. Bu kararda "hakkında ihbar üzerine başlatılan soruşturma ve kovuşturma evrelerinde sanığın ihbarla uyumlu ve hayatın olağan akışına da uygun düşen özgür ve samimi ikrarı karşısında,… … suçu sübuta ermiştir" denilerek, hakim kararı olmamasına rağmen sanığın tüm aşamalarda suçunu ikrar etmesi nedeniyle suçunun sabit olduğunu kabul etmiştir. Dosyamızda sanık hakkında yapılan ihbar sonucu raflardan elde edilmiş taklit ürünler ve bu ürünlerin taklit olduğunu belgeleyen bilirkişi raporu bulunmaktadır. Sanık yargılamanın hiç bir aşamasında işyerinde yakalanan ürünlerin başkasına ait olduğunu veya emaneten konulduğunu iddia etmemiştir. Bilakis hazırlık aşamasında ve hakim huzurunda suça konu ürünleri satmak amacıyla aldığını ancak taklit ürün olduğunu bilmediğini iddia etmektedir. Dolayısıyla sanığın, ihbarla uyumlu hayatın olağan akışına da uygun düşen özgür ve samimi ancak Yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesi tarafından da kabul edilmeyen savunmaya dayalı ikrarı bulunmaktadır. Dolayısıyla hukuka aykırı olarak elde edilen delil sanığın ikrarı, ürünlerin raflarda satışa hazır yakalanması ve bilirkişi raporu ile desteklenmelidir. Arama sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulunsaydı da delillerin takdirinde herhangi bir farklılık meydana çıkmayacaktı. Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle itirazın kabulü ile Yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 17.04.2007 gün ve 2004-2007/2703 sayılı onama kararının kaldırılarak, Yerel Mahkeme hükmünün esastan bozulmasına karar verilmesi..." açıklaması ile itiraz edilmiştir. Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü. TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI A)Yargılama konusu maddi olayın; "Tekstil ürünleri satan bir işyerine sahip olan sanığın, Ç........ Dokuma Mamülleri ve Ev Gereçleri Paz. İth. İhr. Dahili Tic. Ltd. Şti. adına tescilli desenleri taşıyan, fakat bu firma tarafından üretilmemiş olan taklit bornozları satışa arz etmiş vaziyette yakalanması" tarzında gerçekleştiği, B)Yargıtay 7. Ceza Dairesi ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında ortaya çıkan ve Ceza Genel Kurulu'nca çözümlenmesi gereken hukuki ihtilafın; Suçun sübutuna ilişkin olduğu, bu anlamda; yerel Mahkemece, sanığın bornozlardaki desenlerin taklit olduğunu bilemeyeceği gerekçesi ile beraat kararı verilirken; Özel Dairece bu gerekçenin kabul edilmediği, buna karşılık, yapılan aramanın usule aykırı olması nedeniyle arama sonucunda elde edilen bulguların "delil" olarak kullanılamayacağından bahisle, verilen beraat kararının onandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ise gerek yerel mahkemenin, gerekse Özel Daire beraat gerekçelerinin yerinde olmadığı vurgulandıktan sonra, mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği yönünde itirazda bulunulduğu, C)Ön mesele; Esasa ilişkin meselesinin çözümüne geçilmeden önce; sanığın işyerinde yapılan aramanın usule uygun olup olmadığı, dolayısıyla bu arama sonunda elde edilen delillerin "hukuka aykırı delil" olarak değerlendirilip, değerlendirilmeyecekleri konusunun ön mesele olarak ileri sürüldüğü, C)Genel Kurul'ca yapılan değerlendirmede; 1- Somut olayın açıklanması; Somut olayda; Ç........ Dokuma Mamülleri ve Ev Gereçleri Paz. İth. İhr. Dahili Tic. Ltd. Şti. vekilinin 20.08.2002 tarihli dilekçe ile M..... Tekstil isimli işyerinde kendileri adına 9152, 2001 00117, 2001 01318 numara ile tescilli bornozların kaçak olarak üretilip satıldığı şeklinde şikayette bulunduğu, bu şikayet üzerine Cumhuriyet Başsavcılığının talebiyle İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesince 22.08.2002/428 sayı ile; M..... Tekstil isimli işyerinin gösterilen adresinde gündüzleyin bir defaya mahsus ürünler doğrultusunda arama yapılmasına karar verildiği, Bu karara istinaden belirtilen işyerinde 22.08.2002 tarihinde iki adet polis memuru, müşteki vekili ve sanığın katılımıyla arama yapıldıktan sonra, elde edilen 6 adet bornozun yed'emin olarak müşteki vekiline teslim edildiği, bunlardan 1 tanesinin numune olarak emanete alındığı, Numune olarak alınan bornozun ense etiketinde "T..... Tekstil ve bir telefon numarasının" yazılı olduğu, Bornozların üzerindeki desenin; Ç........ Dokuma Mamulleri ve Ev Gereçleri Paz. İth. İhr. Dahili Tic. Ltd. Şti. üzerine tescilli olduğunun, Türk Patent Enstitüsünden temin edilen yazı ile birlikte dosyaya eklenmiş bulunan "Endüstriyel Tasarım Tescil Belgesi'nden" açıkça anlaşıldığı, Buna göre; işyerinde ele geçen bornozlarda kullanılan desenin, 03.10.2000 tarihinden geçerli olmak üzere 5 yıl süre ile Ç........ Dokuma Mamülleri ve Ev Gereçleri Paz. İth. İhr. Dahili Tic. Ltd. Şti. üzerine tescil edildiği, 22.04.2003 tarihinde mahkemeye sunulmuş olan bilirkişi raporunda; 9152 numaralı desenin tescilli bir tasarım olduğu, bornozlardaki desen ile 9152 nolu desenin aynı olduğu, çok küçük farkların bulunduğu, bu desenin izinsiz kullanıldığı belirtildikten sonra; sonuç olarak, ele geçen bornozlardaki desenin, tescilli desenin belirgin şekilde benzeri olduğu ve bornoz satıcısı olan sanığın bu desenlerin tescilli olup olmadıklarını anlayacak ehliyete sahip olmayabileceği kanaatinin belirtildiği, Dosya kapsamından, bu bornozların sanık tarafından "faturasız" olarak alındığının tespit edildiği, Yargılama sırasında savunmasına başvurulan sanığın kolluktaki 23.08.2002 tarihli yöntemine uygun savunmasında "… …Hakkımda İstanbul C. Başsavcılığınca 2002/43865 hazırlık sayısı ile yapılan soruşturma nedeniyle, işyerinde müşteki firma olan Ç........ Ltd. Şti. nin tescilli tasarımı olduğu iddia edilen 6 adet bornoz zaptedilmiştir. Ben bu gibi tekstil ürünlerinin imalatçısı olmadığım gibi böyle bir tasarımın olduğundan da haberim yoktur. Bu 6 bornoz bana Denizli'den numune olarak gönderilmiştir. Gönderildiği tarihten bu yana da, tasarımın müşteki firmaya ait olduğu konusunda hiçbir uyarı veya tebligat yapılmamıştır. Ayrıca benden zapt edilen bornozların üzerinde müşteki firma ismi bulunmadığından taklit olup olmadığının tarafımdan bilinmesi mümkün olmadığı gibi, bu bornozların üzerindeki motiflerin taklit olup olmadığını da bilemem. Benim bu konuda kusurum veya art niyetim yoktur." derken; mahkemede yaptığı 29.01.2003 tarihli savunmada (yöntemine uygun ancak avukat istememiş); "..Suça konu ürünleri Denizli'den gelen birisinden aldım, üzerlerinde değişik yabancı etiketler vardır, sonradan yapılan aramada müşteki firmanın marka taklidi iddiasıyla zaptedildiler. " şeklinde beyanda bulunduğu, soruşturma ve kovuşturma sırasında başkaca da bir ifade alınmadığı, 2-Ön meselenin değerlendirilmesi; Katılan vekilinin şikayeti üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca talep edildiğinden İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından 22.08.2002 gün ve 428 sayı ile verilen arama kararının usule uygun olduğu, bu karara göre; sanığa ait olduğu anlaşılan M..... Tekstil isimli işyerinde ürünler doğrultusunda, bir defaya mahsus ve gündüzleyin arama yapılmasına izin verildiği, Arama kararının ne şekilde infaz edileceğinin; aramanın yapıldığı 22.08.2002 tarihinde yürürlükte olan 1412 sayılı Yasanın 97. maddesinin 2. fıkrasında düzenlendiği, 97. maddenin 2. fıkrasında; "Hakim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." hükmünün yer aldığı, Buna göre; somut olaydaki arama işlemi de işyerinde yapıldığına göre; arama sırasında; -Hakimin, -(veya) Cumhuriyet Savcısının, -(veya) İhtiyar heyetinden iki kişinin, -(veya) iki komşunun, Hazır bulundurulmasının şart olduğu, Oysa, dosyadaki uygulamaya bakıldığında; aramaya, iki adet polis memurunun, müşteki vekilinin ve sanığın katıldığı, bununla birlikte; Yasanın bulunmalarını emrettiği yukarıdaki kişilerden hiçbirisinin katılmadığının görüldüğü, Öyleyse; varabileceğimiz ilk sonucun aramanın şeklen hukuka aykırı olduğu yönünde ortaya çıktığı, Bu durumda; arama hukuka aykırı ise; arama sonucunda elde edilen delillerin kullanılabilmesi mümkün müdür, sorusuna yanıt bulmak gerektiği, Bu konuda yol gösterici yasal düzenlemenin 1412 sayılı CYUY. nın 254. maddesinin 2. fıkrasında yer aldığı, 242. maddesin 2. fıkrasında; "Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz" şeklindeki düzenlemenin bulunduğu, Metne ilk bakıldığında oluşan kanaatin, usule aykırı yapılan arama sonucunda elde edilen delillerin hiçbir şekilde kullanılamayacağı yönünde olduğu, Nitekim aynı konunun; Genel Kurulumuzun 29.11.2005 gün ve 144-150 sayılı kararında da tartışıldığı ve netice olarak "arama kararı alınmadan hukuka aykırı biçimde yapılan arama sonunda elde edilen delillerin Türk Ceza Yargılaması Hukuku sisteminde dikkate alınamayacağına" karar verildiği, Ancak, olayımızın daha farklı olduğu, zira; somut olayda, usulüne göre alınmış bir arama kararının bulunduğu, bu karara ve kararın infazı sırasında yapılan işlemlere yönelik bir itirazın da vaki olmadığı, hatta, sanığın "arama sonucunda ele geçen bornozların, kendi işyerinden ele geçirildiğine ilişkin" açık ikrarının mevcut olduğu, daha da önemlisi, arama işlemine ve arama yapılırken bir takım hakların ihlal edildiğine yönelik olarak sanıktan gelen herhangi bir yakınmanın bulunmadığı, Hal böyle iken; sırf arama sırasında şekle ilişkin bir koşul ihlal edildi diye aramanın hukuka aykırı sayılamayacağı, bir başka deyişle; sadece bu nedenle, ele geçen delilleri "hukuka aykırı biçimde elde edilmiş delil" olarak nitelenemeyeceği, Öğretide de; Prof. Bahri Öztürk, Doç. Dr. Mustafa Ruhan Erdem ve Doç. Dr. Veli Özer Özbek tarafından hazırlanan Uygulamalı Ceza Muhakemesi isimli eserde bu konudan bahsedilirken; ikili bir ayrımın yapıldığı, bu tasnifte; hak ihlalinin niteliği üzerinde durularak, bir hukuk devletinde bazı hakların mutlak, diğer bazı hakların ise nisbi koruma altında bulundurulduğu belirtildikten sonra; buna bağlı olarak "mutlak delil yasakları" ve "nisbi delil yasakları" kavramlarının ortaya çıktığının ifade edildiği, buna göre; mutlak delil yasakları; 1-Sanığın kendisini suçlandırıcı beyanda bulunmaya zorlanması, 2-Bir kimsenin yakınlarını suçlandırıcı beyanda bulunmaya zorlanması, 3-Sanığa kendisi ile ilk temasa geçen yetkili tarafından bazı haklarının hatırlatılmaması (susma hakkı, müdafi tayini isteme hakkı gibi) 4-Hayatın gizli alanına (özel hayata değil) yapılan müdahaleler, Olarak sayıldığı, bunların dışında kalan durumlarda ise hakim tarafından oranlılık (ölçülülük) ilkesi göz önünde tutularak "kamu yararı" bakımından bir değerlendirme yapılması gerekliliğinden bahsedildiği, Bu bağlamda; illiyet bağı, etkileme gücü ve hak ihlali kriterlerine yer vermeden yapılan bir değerlendirmenin; "herhangi bir hakkın ihlal edilmediği her türlü basit şekli aykırılıkların da mutlak bozma sebebi sayılmasını" gerektireceği için, böyle bir yaklaşımın uzun vadede son derece ağır sonuçları da birlikte getireceği, Prof. Dr. Öztürk'ün de ifade ettiği gibi; her şekle aykırılığın aynı zamanda bir hak ihlaline de yol açacağı şeklindeki bir kabulün doğru olmadığı, bu anlamda, olayımızda olduğu gibi "hakim, savcı, iki ihtiyar heyeti üyesi veya iki komşu" bulunmadan yapılan bir aramada, CYUY. nın 97. maddesine şekli bir aykırılık söz konusu ise de; herhangi bir hakkın ihlal edildiğini söylemenin son derece güç olduğu, Bu nedenlerle, yapılan arama sonunda elde edilen bornozların CYUY.nın 254. maddesi kapsamında "hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil" olarak mütala edilmemesi gerektiği, Görüş ve kanaati benimsenmekle, Usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sırf arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle "hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil" sayılmaları ve mahkumiyet hükmüne dayanak teşkil edememeleri kabul edilemez. Tekstil ticareti ile uğraşan bir kişinin söz konusu bornozlar üzerindeki desenlerin taklit olduğunu bilip bilemeyeceği sorunu ise Genel Kurul'da tartışılmamıştır. Bu nedenle, Özel Dairenin beraat gerekçesi yerinde değildir. İtirazın değişik gerekçe ile kabulüyle, ön meselenin çözümü sırasında kabul edilen hukuka uygunluk doğrultusunda diğer delillerin değerlendirilmesi için Özel Daire kararının kaldırılması ile dosyanın yeniden Özel Daireye gönderilmesi gerekir. 5-Değişik gerekçe; Çoğunluk görüşüne katılan Genel Kurul Üyelerinden Ş.İste; gerekçesini, "Konu : Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 26.06.2007 günlü gündeminin (5) sıra nolu 2007/147 esas nolu dosya ile ilgili olarak, (itiraz-kabul) şeklinde oy kullandım. Benim görüşüm doğrultusunda karar çıkmıştır. Ancak gerekçe yönünden farklılıklar dolayısıyla, (itiraz-kabul) şeklindeki gerekçemi aşağıda takdim ediyorum. Olay : "Ç........ Dokuma" marka ürünlerin taklitlerinin sanığın iş yerinde satıldığı yönündeki şikayeti üzerine, Nöbetçi Sulh Ceza Mahkemesinden alınan arama ve el koymaya ilişkin kararın infazı için sanığın iş yerinde ve sanığın huzurunda ihtiyar heyeti üyelerinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadan arama yaptırılmış, şikayete konu toplam 6 adet bornoz bulunmuştur. Sanık, tüm aşamalarda "ben sadece satıcıyım, suça konu malları Denizli'den aldım, bornozlardaki desenlerin (tescilli 9152 nolu deseni) benzeri olduğunu bilmiyordum" şeklinde kendisini savunmuştur. İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi "suç kastı olmadığından" sanığın beraatine karar vermiştir. İş bu karar sanık aleyhine olarak, yerel Cumhuriyet Savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edildiğinden bozma istekli tebliğname ile Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmiştir. DAİRE KARARI : Yargıtay 7. Ceza Dairesi işin esasına girmeden arama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK.nun 97/2. maddesinde "hakim veya Cumhuriyet Savcısı hazır bulunmaksızın konut veya işyerinde yada kapalı alanlarda arama yapabilmek için ihtiyar heyeti azalarından veya komşularından iki kişinin bulundurulacağı" düzenlendiğinden, somut olayımızda bu hususa riayet edilmeden hukuka aykırı olarak yapılmış bir arama sonucu elde edilen delillerde suç tarihinde yürürlükte bulunun 1412 sayılı CMUK.nun 254. maddesindeki … ……. soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınmaz, hükmü gereğince mahkemece geçerli bir delil olarak gözetilemeyeceğinden ve sanık aleyhine mahkumiyeti gerektirecek başkaca da yasal delil bulunmadığından bu nedenlerle beraat kararı verilmesi gerekirken, sanığın aramada ele geçen ürünler üzerindeki desenlerin tescilli olup olmadığını kavrayabilecek ehliyete sahip olmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesi doğru değilse de; açıklanan gerekçelerle müdahil vekilinin ve yerel Cumhuriyet Savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan beraat kararının onanmasına" karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "hukuka aykırı elde edilen delil, sanığın ikrarı, ürünlerin raflarda satışa hazır yakalanması ve bilirkişi raporu ile desteklenmektedir. Arama sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulunsaydı da delillerin takdirinde herhangi bir farklılık meydana çıkmayacaktı… …. gerekçesiyle itirazda bulunmuştur. GEREKÇE : Somut olayda suç tarihi 22.08.2002 olduğu için o tarihteki mevzuata göre konuyu ele alalım. 1412 sayılı CMUK.nun 97. maddesinde 1. Fıkra : Aramaya karar vermek yetkisi hakimindir. Ancak tehirinde mazarat umulan hallerde Cumhuriyet Savcıları ve savcıların muavini sıfatıyla emirlerini icraya memur olan zabıta memurları arama yapabilirler. 2. Fıkra : Hakim veya Cumhuriyet Savcısı hazır olmaksızın süknada veya iş görmeye mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden ve komşulardan iki kişi bulundurulur. 1412 sayılı CMUK.nun 135/a maddesi, 1.Fıkra : İfade verenin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan, bedeni veya ruhi müdahaleler yapılamaz. 2. Fıkra : Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez. 3. Fıkra : Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. Madde 254 1. Fıkra : Mahkeme, irat ve ikame edilen delilleri duruşmadan ve tahkikattan edineceği kanaate göre takdir eder. 2. Fıkra : (18.11.1992 gün 3842 sayılı Yasanın 24. maddesi ile eklendi) Soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri deliller hükme esas alınamaz. Anayasa Madde 38 (03.10.2001 gün ve 4709 sayılı Yasanın 15. maddesi ile ek 6. fıkra) Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarak kabul edilemez. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Madde 8 1- Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. 2- Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi ancak ulusal güvenlik, kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç işlenmesini önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu olan ölçüde veya sayıda öngörülmüş olmak koşuluyla sözkonusu olabilir. 17.12.2004 günlü Resmi Gazetede yayınlanarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren (5320 sayılı Yasa ile 305-326. maddeler arasındaki CMUK.nun maddeleri halen yürürlüktedir) 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlüğünden önceki konuyla ilgili mevzuat yukarıda sayılanlardan ibarettir. Hukuka aykırı elde edilen her delil, yasak sorgu yöntemleri ile elde edilen (işkence yada pek fena muamele sonucu alınan ikrar) gibi, mutlak değerlendirme yasağına girer mi? Bunun için hukuka aykırı delilleri değerlendirme yasağı ile neyin amaçlandığı araştırılmalıdır. Bu gibi delilleri kullanma yasağı ile, ya kişisel haklar güvence altına alınmaya çalışılmıştır, ya da kolluğu hukuka uygun çalışmaya yöneltme amaçlanmıştır. Bu konuda iki türlü değerlendirme yasağı vardır. Biri Anglo Amerikan Ceza Sisteminde olduğu gibi mutlak değerlendirme yasağı, ikincisi ise Kara Avrupası sistemindeki nispi değerlendirme yasağıdır. Mutlak değerlendirme yasağının uygulandığı sistemlerde "… ….önceden tespit edilmiş kurallara uymama halinde, hiçbir değerlendirme yapmadan, hukuka aykırı delillerin kullanılmaması… …" ilkesi benimsenmiş; Nispi değerlendirme yasağının uygulandığı sistemlerde ise "… …hukuka aykırı delillerin varlığı halinde daha çok ihlal edilen normun koruduğu hak ve menfaat ile maddi gerçeği bulma arzusu arasında her somut olaya göre, bireyin çıkarları ile toplumun çıkarları arasında bir denge kurulmaya" çalışılmıştır. Delil hukuka aykırı yolla elde edilmişse, acaba bu aykırılık sanığın haklarını korumayan şekil kurallarına aykırılık mıdır, yoksa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkını zedeleyen bir hukuka aykırılık mıdır. Bu konuda bazı teoriler varsa da Alman Federal Mahkemesi; hakların dengelenmesi (hakların karşılaştırılması) teorisini benimsemiştir. Bu görüşe göre "… …her somut olayda ayrı değerlendirme yapılmalıdır, bu değerlendirme de bir tarafta gerçeği bulmadaki toplumsal çıkar ve etkili bir adli teşkilata duyulan ihtiyaç diğer tarafta ise dava konusu suç ve isnadın ağırlığı gözönünde bulundurulmalıdır. Diğer bir deyişle bir tarafa sanığın ihlal ettiği çıkar ve diğer tarafa ise mahkeme kuralının ihlal edilmesinin etkilediği çıkar konulmalıdır… …." (Bknz. Centel /Zafer Ceza Muhakemesi Hukuku 4. Bas.) Örneğin, öldürme eyleminin sanığı olan kişinin evi suç geceleyin veya tek kişinin bulunması ile aranmış, sonuçta olayda kullanılan silah ele geçmişse, arama koşullarına uyulmadığı için; silah hukuka aykırı yollardan ele geçirilmiştir. Sanığın özel yaşamına, hukuka aykırı bir müdahalede bulunulmuştur. Buna karşılıkta sanık da bir başkasının yaşama hakkına zarar vermiştir. Yaşam hakkı, konut dokunulmazlığından daha üstün bir hak olduğu için, o hak lehine karar verilmeli ve bu hukuka aykırı yollarla elde edilen silah ve silah üzerinde bulunan parmak izleri delil olarak değerlendirme kapsamına alınmalı, sonuçta hakim hükmünde bu delillere dayanılabilmelidir. (Bkn. aynı eser) Prof. Dr. Feridun Yenisey'de (Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku - Özet Kitap) isimli eserinde "Anayasalar İntihar Paktı değildir özleyişi doğrultusunda Anayasamızdaki kuralların bir bütün olarak uygulanması, delil yasaklarının adil yargılanma hakkı ile birlikte mütalaa edilmesini gerekli görüyoruz. Bu nedenle, basit hukuka aykırılıklarda, yani temel hakları ihlal etmeyen hukuka aykırılıklarda delilin etkilenmemesini, temel hakları ihlal eden hukuka aykırılıklarda ise, ilke olarak bu delilin hüküm verilirken kullanılmamasını, fakat ağır suçlarda istisnai olarak bunların da, sanık hakları teorisi çerçevesinde değerlendirme kapsamına alınmasını benimsiyoruz. Ancak yasak sorgu yöntemleri ile elde edilen ikrar delilinin hiçbir koşul altında delil olarak kullanılmaması gerektiği kanaatindeyim" diyerek benzer görüşleri ileri sürmüştür. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 29.11.2005 gün ve 2005/150 sayılı kararında; hakim tarafından verilmiş bir arama kararı olmadığı gibi, gecikmesinde sakıncalı hallerde, Cumhuriyet Savcısının, hattı kolluk amirinin izni dahi olmadan, evde olmayan sanığın, eşinin rızası alınarak konutunda polisler tarafından arama yapılarak 50 kök hint keneviri bulunması olayında yargılamanın tüm aşamalarında sanığın samimi ikrarı bulunduğu gerekçesiyle, mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği içtihadında bulunmuştur. Olayımızda ise, yetkili Sulh Ceza hakimi tarafından verilmiş yöntemine uygun bir arama kararı bulunmaktadır. İş yerinde arama sırasında sanık hazırdır. Aramaya itiraz etmemiştir. Sadece ihtiyar heyetinden veya komşularından iki kişi hazır edilmemiştir. Bu usulü eksiklik karşısında, artık işin esasına girmeden, hukuka aykırı delil vardır diyerek beraat kararı verilmek gerekir denilemez. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesindeki hak da sözleşmenin 3. maddesindeki (işkence yasağı) gibi mutlak haklardan değil nisbi haklardandır. Yukarıda açıkladığım gerekçelerle, Yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesinin onama kararının kaldırılarak, esas yönünden inceleme yapılması için dosyanın 7. Ceza Dairesine gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum." şeklinde izah ederken; Çoğunluk görüşüne katılan Genel Kurul Üyelerinden bir diğeri; "işyeri herkesin girip çıkabileceği bir yer olduğu için, yapılan arama hukuka uygundur" şeklinde çoğunluk görüşüne değişik gerekçe ile katıldığını beyan etmiştir. 6-Karşı oy; Buna karşılık; çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyelerinden; M.Tatar ve S.Saka; "Müşteki vekilinin sanığın işyerinde müvekkili adına tescilli bornoz desenlerini izinsiz olarak taklit edip satışa sunduğu savıyla Cumhuriyet Savcılığına verdiği şikayet dilekçesi üzerine Sulh Ceza Mahkemesinden alınan karar gereği işyerinde yapılan aramada 6 adet müşteki firmanın bulut, yıldız ve ay tasarım desenleri bulunun bornozlar ele geçmiş, yapılan yargılama sonunda suça konu ürünler üzerindeki desenlerin tescilli olup olmadığını kavrayabilecek ehliyete sahip olmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiştir. Dairemiz kararında özet olarak; Olay tarihinde yürürlükte bulunun 1412 sayılı CMUK.nun 97/2. maddesindeki "Hakim veya Cumhuriyet Savcısı hazır bulunmaksızın yapılan aramada ihtiyar heyeti azalarından veya komşulardan iki kişinin imzası alınmadan yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve bu işlem sonucu elde edilen kanıtın da hukuka aykırı olarak elde edilen kanıt olması nedeniyle yargılamada kullanılamayacağı ve başkaca da mahkumiyete yeter kanıt olmadığından bu gerekçeyle beraat kararı verilmesi gerektiği belirtilerek sonucu itibariyle doğru olan beraat kararı isteğe aykırı olarak onanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise, 7.6.2007 tarihli itirazında özetle, dairenin CMUK.nun 97/2. maddesine aykırı davranılması sonucu elde edilen hukuka aykırı kanıtın ceza yargılamasında kullanılamayacağı görüşünü kabul etmekte, ancak 29.11.2005 gün, 144/150 sayılı CGK kararında da belirtilen biçimde sanığın ikrarı ve bu ikrarın rafta ürünlerin bulunması ve bilirkişi raporuyla desteklenmesi nedeniyle mahkumiyete yeterli olduğu düşüncesiyle, daire kararının bozulmasını istemektedir. Yüksek Ceza Genel Kurulu, ön sorun olarak olay tarihinde yürürlükte bulunan CMUK 97/2. maddesine uyulmadan yapılan arama sonucunda elde edilen kanıtın hukuka aykırı kanıt olup olmadığı, başka bir anlatımla CMUK madde 97/2'de yazılı "hakim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeye mahsus mahaller ile kapalı yerlerde aramada bulunula bilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" biçimindeki koşula uymamanın o aramayı ve elde edilen kanıtı hukuka aykırı hale getirip getirmeyeceğini tartışmış ve anılan maddede sözü edilen iki kişi bulundurulmadan yapılan aramanın yasaya "nisbi aykırılık" oluşturduğu ve bu aykırılığın aramayı sakatlamayacağı ve dolayısıyla bu şekilde elde edilen kanıtın ceza yargılamasında kullanılabileceği sonucuna vararak itirazı değişik gerekçeyle kabul edip Yedinci Ceza Dairesi kararını bozmuş ve dosyanın esastan incelenmek üzere dairemize gönderilmesine karar verilmiştir. Kanımızca, bu karar; CMUK.nun 97/2. maddesinde yazılı koşulları taşımayan bir arama işleminin hukuka uygunluğunu kabul sonucunu doğurması yönüyle yasaya aykırı ve itirazın asıl konusunu oluşturan yasaya aykırı kanıtın uzak etkisini ve sanık ifadelerinin ikrar olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini tartışmadığı için de eksiktir. Karşı oyumuzun gerekçelerine gelince; Somut olaydaki yasaya aykırılığın arama işlemini sakatlayıp sakatlamayacağı ve elde edilen kanıtın yargılamada kullanılıp kullanılamayacağı sorununun çözümüne geçmeden önce genel olarak "hukuka aykırı kanıtların ceza yargılamasındaki yeri" konusundaki düşüncelerimizin açıklanmasında yarar görülmektedir. Soruna bakış açımız kıymetli hocamız Prof. Dr.Nevzat TOROSLU'nun şu veciz ifadeleriyle aynen örtüşmektedir. Sayın Toroslu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları No 498, Ankara 1995, "Prof.Dr.Hamide TOPÇUOĞLU'na armağan" da yayımlanan "Hukuka Aykırı Deliller Sorunu" başlıklı makalesinde şöyle demektedir: "Hukuka aykırı veya yasak deliller konusunda sorulması gereken ilk soru, nasıl bir Ceza Muhakemesi istediğimiz sorusudur. Ne pahasına olursa olsun bütün suçluları cezalandırmayı amaçlayan bir ceza muhakemesi mi,
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 97 ]
8. Ceza Dairesi 2008/334 E., 2009/15739 K. 8. Ceza Dairesi 2008/334 E., 2009/15739 K. - DELİLLERİ TAKDİR SALAHİYETİ - İFADE VE SORGUNUN TARZI- 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 254 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 318 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 97 ] - 5271 S. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU [ Madde 135 ] "İçtihat Metni" Gereği görüşülüp düşünüldü: Hükmolunan hapis cezasının süresine göre sanığın duruşma isteğinin CMUK.nun 318. maddesi uyarınca oybirliği ile (REDDİNE), Dosya üzerinden yapılan incelemede; Sanığın sonradan değiştirdiği kolluk aşamasındaki ikrara dayalı ifadesinin suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan CMUK.nun 135. maddesine aykırı olarak hakları hatırlatılmaksızın alındığı, ayrıca suça konu silahların, hakim veya Cumhuriyet Savcısı tarafından gerçekleştirilmeyen ve ihtiyar heyetinden veya komşularından da iki kişi bulundurulmaksızın CMUK.nun 97/2. madde ve fıkrası hükmüne aykırı olarak sanığın evinde yapılan aramada ele geçirildiği anlaşılmakla, anılan yasanın 254/2. madde ve fıkrası hükmü uyarınca soruşturma ve kovuşturma organlarının hukuka aykırı şekilde elde ettikleri delillerin hükme esas alınamayacağı ve belirtilen delillerin dışında mahkumiyete yeter, şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıt da elde edilemediği gözetilmeden sanığın beraati yerine yazılı gerekçe ile mahkumiyetine hükmolunması, Bozmayı gerektirmiş sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı (BOZULMASINA), 14.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Ceza Muhakemesi Hukuku

3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren bir suçtan dolayı şüpheli (Ş)'nin yakalanması sonrasında düzenlenen tutanakta, yakalamayı gerçekleştiren kolluk görevlilerinin açık kimlikleri yerine sadece sicil numaralarına yer verilmiş, ancak tutanağın ilgili bölümünde yakalamanın dayandığı suç belirtilmemiştir. Buna karşılık, yakalanma yeri, zamanı ve koşulları ayrıntılı olarak yazılmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre, düzenlenen bu yakalama tutanağının içeriğiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Yakalamayı gerçekleştiren kolluk görevlilerinin açık kimlikleri yerine sicil numaralarının yazılmış olması, tutanağı usul yönünden tek başına geçersiz kılar.
B) Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda, soruşturmanın gizliliği ilkesi gereği yakalama tutanağında suçun açıkça belirtilmesi zorunlu değildir.
C) Yakalanma yeri ve zamanının tutanakta ayrıntılı olarak belirtilmiş olması, suçun yazılmamasından doğan hukuki eksikliği telafi eder.
D) Yakalananın hangi suç nedeniyle yakalandığının tutanağa yazılması kanuni bir zorunluluk olduğundan, tutanak bu yönüyle hukuka aykırıdır.
E) Şüphelinin haklarının tam olarak anlatıldığına dair bir ibare tutanağa eklenmişse, suçun yazılmamış olması esasa etkili bir aykırılık teşkil etmez.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol