Ceza Muhakemesi Kanunu 98. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
Madde 98 – (1) (Değişik: 25/5/2005 – 5353/10 md.) Soruşturma evresinde çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir. Ayrıca, tutuklama isteminin reddi kararına itiraz halinde, itiraz mercii tarafından da yakalama emri düzenlenebilir.
(2) Yakalanmış iken kolluk görevlisinin elinden kaçan şüpheli veya sanık ya da tutukevi veya ceza infaz kurumundan kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet savcıları ve kolluk kuvvetleri de yakalama emri düzenleyebilirler.
(3) Kovuşturma evresinde kaçak sanık hakkında yakalama emri re'sen veya Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim veya mahkeme tarafından düzenlenir.
(4) Yakalama emrinde, kişinin açık eşkâli, bilindiğinde kimliği ve yüklenen suç ile yakalandığında nereye gönderileceği gösterilir.
Yönetmelik
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
14 karar eşleşti
3. Ceza Dairesi, 2022/1390 E., 2022/3200 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
larında adresinde bulunamadığının ve kendisine çağrı yapılamadığı anlaşıldığından, CMK' nın 98 ve 94 maddelerince uyarınca, hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verildiği belirtilerek, Cumhuriyet Başsavcılığının isteminin kabulü ile CMK’nın 98 ve 162. maddeleri gereğince yakalama emri çıkarılmasına, itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
3. Ceza Dairesi 2022/1390 E. , 2022/3200 K.
"İçtihat Metni"
I- TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.12.2021 tarih ve 2021/144817 sayılı yazısı ile; silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonucunda Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/02/2020 tarihli ve 2018/10273 soruşturma, 2020/1362 esas, 2020/212 sayılı iddianamenin iadesine dair Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/03/2020 tarihli ve 2020/35 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin mercii Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/03/2020 tarihli ve 2020/45 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Benzer bir olaya ilişkin olarak Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 31/10/2016 tarihli ve 2016/15416 esas, 2016/16813 karar sayılı ilâmında, "... 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 170/2. maddesine göre soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı bir iddianame düzenleyerek kamu davası açar. Aynı yasa maddesinin 3. fıkrasında ise iddianamede gösterilmesi ve bulunması gereken unsurlar sayılmıştır. Şüphelinin ifadesinin veya savunmasının alınmasında belirtilen madde açısından bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Ceza Muhakemesi Hukukunun temel amacı olan maddî gerçeğe ulaşılmasıdır. İddianamede belirtilen suç vasfı değerlendirildiğinde, suçun takibinin şikâyete bağlı olmadığı ve uzlaşma ile önödeme hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığı, dosya kapsamında müşteki beyanlarını doğrular nitelikte iki tanığın ifadesine yer verildiği, bu kanıtların kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturduğu tartışmasızdır. Şüphelinin ifadesi veya savunması dosya içerisindeki bu deliller karşısında suçun sübutuna mutlak etki eden bir kanıt niteliği de taşımamaktadır. Dolayısıyla şüphelinin ifadesinin alınmasında bu fıkra açısından da bir zorunluluk bulunmamaktadır.
Sonuç olarak, şüphelinin ifadesinin alınmaması sebebiyle iddianamenin iadesine karar verildiği, bu hususun ikmali amacıyla yapıldığı anlaşılan iddianamenin iadesi ve bu karara yapılan itiraz üzerine verilen kabul kararı yerinde görülmekle, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir..." şeklinde açıklandığı üzere,
Somut olayda Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesince, şüphelinin ifadesi alınmadan iddianame düzenlendiğinden bahisle, iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesinde yer alan “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.” hükmü uyarınca Cumhuriyet savcısının dava açmasının zorunlu olduğu ve suçun hukukî nitelendirilmesinin de Cumhuriyet savcısına ait olduğu, bu durumda mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller birlikte değerlendirilerek yargılama sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği, şüphelinin tüm aramalara rağmen bulunamadığı, nitekim Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 25/10/2018 tarihli ve 2018/2882 değişik iş kararı ile şüpheli hakkında yakalama emri düzenlenmesine karar verildiği, yakalama için makul bir süre beklenildiği ve şüphelinin silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, iddianamenin iadesi sebepleri arasında şüphelilerin savunmasının alınmamış olmasının sayılmadığı cihetle, itirazın kabulü yerine, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 23/11/2021 gün ve 94660652-105-46-20869-2021-Kyb sayılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak, Dairemize gönderilmiştir.
II- OLAY;
FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının tespiti ile şehir yapılanmasının deşifre edilmesine yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında, örgütün hiyerarşik yapısı içerisinde süreçte il imamı, bölge imamı, eyalet imamı vs... gibi görevlerde bulunduklarını beyan eden şahısların da aralarında bulunduğu anlaşılan ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediklerini beyan eden çok sayıda şüphelinin ifade ve teşhislerinde özetle, ... kod adı ile Kahramanmaraş ilinde küçük bölge imamı, büyük bölge imamı, bölge imamı, eyalet imamı, esnaf sorumlusu vs...gibi görevlerde bulunduğu, atama ile çeşitli il ve bölgelere gönderildiği, gezileri organize ettiğine dair hakkında beyanlarda bulunulan, muhtelif ihbar tutanaklarında adı geçen, aynı suçtan haklarında işlem yapılan kişilerle birlikte yurt dışına çıkış ve otel konaklama kayıtlarına rastlandığı, çocuğunu örgütle iltisaklı okula gönderdiği, Bank Asya'da artan hesap hareketlerinin bulunduğu ayrıca 2015/10818 sayılı soruşturma evrakı kapsamında örgüt mensuplarınca 2014 yılında adliye önünde gerçekleştirilen eylemde yer aldığı yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisizlik kararı ile gönderilen soruşturma dosyalarına konu evraklarda ise Gürcistan'da bulunan örgütle iltisaklı bir okula bağışta bulunduğu ve en son Malatya ilinde faaliyet gösteren pansiyonda çalıştığı ve ikamet ettiği tespit edilen şüpheli ... hakkında; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan başlatılan soruşturmalara matuf Kahramanmaraş, Malatya ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılıkları arasında ortaya çıkan yetki uyuşmazlıkları sonrası verilen merci kararlarına istinaden Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülmüştür.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/10818 sayılı soruşturması kapsamında tanzim olunan 31.05.2017 tarihli kolluk fezlekesi içeriğinde belirtilen ve eki evraklarda yer alan 30.08.2018 tarihli ikamet arama tutanağına göre yakalanması amacıyla 2. Sulh Ceza Hakimliğinden alınan 2016/1814 D.iş nolu arama ve el koyma kararına istinaden 30.08.2016 tarihinde şüphelinin ikametinde yapılan aramada, kimsenin olmadığı tespit edilmiş ayrıca aramada herhangi bir suç ve suç unsuruna rastlanılmamıştır. Fezlekede il sınırları içerisinde yakalanmasına yönelik değişik tarihlerde yapılan çalışmalarda yakalanamadığı belirtilen şüphelinin, soruşturmanın devamı sürecinde, daha sonraki tarihlerde yurtiçi veya yurt dışında olup olmadığının, yurtiçinde bulunması halinde adresinin tespit edilip, yakalanmasına yönelik verilen talimatlara istinaden yapılan araştırmalara dair tanzim olunan kolluk tutanaklarda da özetle; yaklaşık iki ay öncesinde izne ayrıldığını belirterek Maraş ilinde bulunan ikametinden ayrıldığı ve bir daha dönmediğine dair bilgilerin elde edildiği, son güncel adresinin Malatya ilinde olduğu, çok sayıda yurt dışı giriş ve çıkış kaydının bulunduğu ve en son kaydının 16.04.2016 tarihinde giriş şeklinde olduğu, araştırmalar neticesinde yakalanmasının mümkün olmadığı, çalışmaların devam ettiğinin belirtildiği görülmüştür.
Safhalarda, İçişleri Bakanlığının 25.09.2017 tarihli ve 149783 sayılı yazısını ilgi tutan Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 12.10.2017 tarihli yazısı ile yetkisizlik kararı ile gönderilmesine müteakip 2017/13287 soruşturma sayısına kayıt edilen dosya kapsamında Malatya Cumhuriyet Başsavcılığından; özetle, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/10818 soruşturmasında firari olduğu ancak; UYAP kayıtlarında herhangi bir arama kaydının bulunmadığı, Ankara C. Başsavcılığında da derdest dosyasının bulunduğu anlaşılan ve yetkisizlik kararı ile dosyasının gönderildiği bildirilen şüphelinin aranmasına devam edilip edilmediğinin tespiti ile iade talebinde bulunulup bulunulmayacağı hususunun bildirilmesi, talep edilmesi halinde de ilgili evrakların düzenlenerek gönderilmesi istenilmiştir. Süreçte yetki uyuşmazlıklarına konu olan dosyada, Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 29.01.2020 tarih, 2018/10273 soruşturma sayılı yazısı ile şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmanın tamamlanmadığı, kırmızı bülten çıkartılması veya iade edilmesi hususunun soruşturmanın tamamlanmasına müteakip talep edilmesinin düşünüldüğü, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlü Nakli Bürosuna bildirilmiştir.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 24.10.2018 tarihli yazısı ile 2018/10273 soruşturma sayılı dosyada; şüphelinin çağrı üzerine savcılığa gelmediği ve kendisine çağrı yapılamadığı, tüm aramalara rağmen kendisine de ulaşılamadığı belirtilerek, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında 5271 sayılı CMK’nın 94. maddesi uyarınca ifadesinin alınmasına yönelik yakalama emri düzenlenmesi, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden talep edilmiştir.
Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 25.10.2018 tarih, 2018/2882 D.İş sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma dosyasında şüphelinin tanzim edilen araştırma raporlarında adresinde bulunamadığının ve kendisine çağrı yapılamadığı anlaşıldığından, CMK' nın 98 ve 94 maddelerince uyarınca, hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verildiği belirtilerek, Cumhuriyet Başsavcılığının isteminin kabulü ile CMK’nın 98 ve 162. maddeleri gereğince yakalama emri çıkarılmasına, itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Düzenlenen yakalama emrinde de silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ifadesinin alınmasına yönelik yakalama emri çıkartıldığı belirtilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 25.02.2020 tarih, 2018/10273 soruşturma ve 2020/212 id. nolu iddianamesi ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan, birleştirme talepli iddianame tanzim etme zorunluluğu hasıl olduğu belirtilerek, ifade ve teşhis tutanakları, yurt dışı çıkış kayıtları, bank asya kayıtları, sgk, otel konaklama, okul ve yurt kayıtları, yakalama kararı, kolluk tutanakları, örgüt şeması, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünden gelen evrak, nüfus ve adli sicil kayıtları ile tüm soruşturma dosyası kapsamı delil gösterilmek sureti ile şüphelinin ilk olarak Kahramanmaraş ilinde Büyük Bölge sorumlusu olarak görev yaparken daha sonra örgüt içerisinde yükselerek eyalet imamı olduğu ve akabinde örgüt içi tayin ile Diyarbakır iline gönderildiği anlaşıldığından, tespit edilen eylemleriyle suç tarihlerinde örgüt yöneticisi olarak faaliyetlerinin bulunduğu iddiası ile 5237 sayılı TCK'nın 314/1, 53/1, 58/9 ve 3713 sayılı TMK'nın 5/1 maddelerince cezalandırılması istenilmiştir.
İddianame anlatımında özetle; silahlı terör örgütü tarafından örgüt içerisinde Küçük Bölge İmamı, Büyük Bölge İmamı, Bölge İmamı, Eyalet İmamı gibi üst düzeyde sorumlu görev aldığı ve örgüt tarafından çeşitli il ve bölgelere gönderilerek imamlık yaptırıldığına dair bir çok beyan, teşhis ve araştırma tutanağına binaen şüpheli hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticiliği suçundan soruşturmaya başlandığı belirtilerek, ... Kod adı ile mütevelli bölge imamlığı, il bölge imamlığı, esnaf sorumluluğu, Kahramanmaraş Büyük Bölge abisi, Kahramanmaraş eyalet abisi, Büyük Bölge sorumlusu gibi üst düzeyde örgüt içerisinde bulunduğu hususunda hakkında verilen ifadelerle, teşhislere; tespit edilen eylemleri ile örgütle irtibatına dair diğer delillere yer verilmek sureti ile, şüphelinin ikameti Malatya'da olduğundan soruşturma ve kovuşturmada yetkili yerin bulunduğu yer adli makamları olduğu yönündeki Yargıtay kararlarına rağmen Elazığ Mahkemelerince verilen kesin kararlara istinaden soruşturmanın yürütüldüğü ve şüpheli hakkında iddianame tanzimi zorunluluğunun hasıl olduğu, yetkisizlik hususunu değerlendirmenin münhasıran mahkemeye ait olduğunun değerlendirildiği de ifade edilerek, iki yıldır yurt içinde yakalamalı olan şüpheli hakkında yakalama kararının infazının makul sürede beklenildiği, örgüt içinde üst düzey sorumlu olduğu, ülke genelinde bu denli üst düzey örgüt yöneticilerinin davalarının açıldığı ve derdest olduğu; uzun süren soruşturmaya rağmen davanın açılmamış olmasının veya mahkemelerce yakalamalı şahısların iddianamelerinin iade edilmesinin bu tür üst düzey örgüt yöneticileri bakımından uygulanması durumunda örgütle mücadelede zafiyete sebebiyet vereceği, her ne kadar terör suçlarının temadi eden suçlardan olduğu belirtilse de örgütte üst düzey görev yapan şüpheli açısından, hakkında çok sayıda delilin mevcudiyeti de dikkate alındığında temadinin kesilip kesilmemesinin hiç bir öneminin kalmadığının göz önünde bulundurulması gerektiğinin belirtildiği görülmüştür.
UYAP sisteminde yapılan incelemede; iddianame, 25.02.2020 tarihinde elektronik olarak imzalanmıştır. Fiziki evraka göre ise 26.02.2020 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısınca görüldüsü, 28.02.2020 tarihinde de mahkeme başkanınca havalesi yapılmıştır.
Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.03.2020 tarih ve 2020/35 iddianame değerlendirme nolu kararı ile 5271 sayılı CMK'nın 170/3, 4 maddelerine aykırı düzenlendiği kanaatiyle, CMK'nın 174/1-a maddesi gereğince iddianamenin iadesine, oy birliği ile itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir. Kararda iade nedeni olarak özetle; şüphelinin soruşturma aşamasında ifadesinin alınmadığı, iddianamenin iadesi bağlamında mütemadi suçların diğer suçlara nazaran farklı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği, örgütü yönetmek ya da örgüte üye olma suçlarının mütemadi suçlardan olduğu, bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere başlanmakla suçun tamamlandığı, ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe, fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edeceği, failin kendi isteği ile ya da iradesi dışında örgütten ayrılması halinde suçun bitmiş olacağı, muhakeme hukuku yönünden zamanaşımı ve yetkili mahkemenin temadinin bitişine göre değerlendirileceği ve örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesinti ile sona ereceği ve kesinti tarihinin de suç tarihi olacağı, mütemadi suçlarda iddianame düzenlemekle hukuki kesintinin gerçekleştiğinin kabulü halinde dava zamanaşımı süresinin de işlemeye başlayacağı, bir taraftan suç işlenmeye devam ederken iddianame ile kamu davası açılması nedeniyle bu suçun dava zamanaşımına uğrama tehlikesinin ortaya çıkacağı, kamu davası açılması için yeterli delil bulunan hallerde savunma alınmaksızın dava açılmasına engel hal yok ise de; mütemadi suçlardan olan örgüt üyeliği suçunda yakalamanın gerçekleşmediği durumda dava açılmasının bir yarar sağlamayacağı, yakalama ile fiili kesinti gerçekleştirilmemesi nedeniyle işlemeye devam edilen bir suçla ilgili olarak örgüt mensubu şüpheliler hakkında açılan kamu davasının sonuçlandırma imkanı bulunmadığından soruşturma evrakının Cumhuriyet Başsavcılığında değil mahkemede beklemesini sağlama dışında, usul ekonomisi bakımından bir fayda sağlamayacağı gibi yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkesinin de ihlal edileceği belirtilerek, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yönetici kadrosunda bulunduğu belirtilen şüpheli hakkında suç şüphesi oluşturabilecek düzeyde delil bulunduğu ve savunma alınmaksızın kamu davası açılabilecek ise de CMK'nın 247 ve devamı maddeleri gereğince "kaçaklık" kararı da verilmemiş olan şüphelinin, mütemadi suçlarda, temadinin ancak yakalanma ile kesileceği yönündeki yerleşik içtihatlar gözetilerek, ifadesi alınmadan iddianame düzenlenmesi nedeni ile iddianamenin iadesine karar verildiği belirtilmiştir.
UYAP sisteminde yapılan incelemede; iade kararının, 04.03.2020 tarihinde elektronik olarak imzalandığı görülmüştür.
Cumhuriyet savcısı, 09.03.2020 tarihinde iade kararına itirazda bulunulmuştur. İtiraz layihasında özetle; iddianame anlatımında belirtildiği gibi güncel mernis adresine nazaran yetkisizlik hususunda değerlendirmenin mahkemeye ait olduğu ve iddianame tanzim etme zorunluluğunun hasıl olduğu, iki yıldır yurt içinde yakalamalı olmakla makul süre beklenilen şüphelinin örgüt içinde üst düzey sorumlu olduğu, uygulamada ülke genelinde benzer üst düzey örgüt yöneticilerine davaların açılmasına ve derdest bulunmasına istinaden, uzun süren soruşturmaya rağmen dava açılmaması veya yakalamalı olması nedeni ile iddianamenin iade edilmesinin özellikle bu tür üst düzey örgüt yöneticileri bakımından uygulanmasının örgütle mücadelede zafiyet yaratacağının değerlendirildiği, her ne kadar terör suçlarının temadi eden suçlardan olduğu belirtilse de toplanan çok sayıda delilin mevcudiyeti karşısında şüpheli açısından temadinin kesilip kesilmemesinin hiç bir öneminin kalmayacağının göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilerek iade kararının kaldırılması istenmiştir.
Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09.03.2020 tarih ve 2020/35 iddianame değerlendirme nolu kararı ile verilen iade kararında bir isabetsizlik bulunmadığından itirazın reddi ile dosyanın ve eklerinin itiraz mercii olan Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2020 tarih ve 2020/45 değişik iş sayılı kararı ile itirazın reddine, oy birliği ile kesin olarak karar verilmiştir. Kararda özetle, Cumhuriyet savcısının iade şartları oluşmadığından itirazın kabulüne dair mütalaasına aykırı olarak, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin itiraz kararında belirtilen eksiklikler yerine getirildikten sonra iddianamenin düzenlenmesi gerektiği anlaşıldığından, itirazın reddedildiği belirtilmiştir.
Soruşturma evrakı Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/5924 soruşturma numarasına kaydedilmiştir.
Süreçte dosya içeriğine, şüphelinin Ömer Güney adına tespiti yapılan hatlardan bylock programını kullandığına dair soruşturma evrakının ve hakkında örgütle irtibatına dair başkaca ifadelerin gönderildiği görülmüştür. Şüphelinin yakalanmasına yönelik süreçte tanzim olunan kolluk tutanaklarında ise yapılan çalışmalarda yakalanmasının mümkün olmadığı, mernis kaydının Malatya ilinde olduğu, Kahramanmaraş ili dahilinde kalabileceği veya saklanabileceği herhangi bir adresin olmadığı, şahsın ve ailesinin son bir yıl içerisinde polnet sisteminde hastane ve eczane kayıtlarının olmadığı, mernis kontrollerinde 07/04/2016 tarihinde Adana Havalimanından yurt dışına çıkışının olduğu, yurt içine girişinin ise olmadığının belirlendiği belirtilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 03.12.2020 tarihli yazısı ile şüpheli hakkında kırmızı bülten çıkartılması hususunda gerekli evraklar düzenlenerek Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hüküm Nakli Bürosunun 24.12.2020 tarihli yazısı ile iade ve kırmızı bülten taleplerine ilişkin süreçlerin başlatılabilmesi için CMK'nın 100 veya 248/5 maddeleri uyarınca çıkarılmış bir yakalama müzekkeresinin düzenlenmesi ve bu kapsamda iade talepnamesi, kırmızı bülten talep formu ve dosya inceleme tutanağında gerekli güncellemenin yapılarak, kırmızı bülten evrakı içerisinde yer aldığı gibi CMK 94'e göre çıkartılacak ise de savunması alınmak üzere ve SEGBİS ifadelerinin çıkartılmasının uygun olacağı da belirtilmek sureti ile yakalama emri düzenlenmesi ve belirtilen diğer eksikliklerin ikmali sonrasında, yeniden düzenlenecek evrakların gönderilmesi istenilmiştir.
Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığının 22.01.2021 tarih, 2020/5924 yakalama sayılı yazısı ile Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden, Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hüküm Nakli Bürosunun 21.12.2020 tarihli yazısı ilgi tutularak, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hakkında soruşturma yürütülen şüpheli hakkında Kahramanmaraş 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 25.10.2018 tarih ve 2018/2882 D.İş sayılı yakalama kararına istinaden talep edilen kırmızı bülten çıkartma talebinin ilgi sayılı yazı ile eksik hususlar olduğundan bahisle iade edildiğinden, ilgi de kayıtlı yazıda belirtildiği üzere şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK 100 veya 248/5 maddeleri uyarınca yakalama kararının düzenlenmesi, aksi halde CMK 94'e göre çıkartılacak yakalama kararından savunması alınmak üzere ve SEGBİS ifadelerinin çıkartılmasının istenildiği anlaşıldığından, şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK 100 veya 248/5 maddeleri uyarınca yakalama emri düzenlenmesi, aksi kanaatte ise CMK 94'e göre çıkartılacak yakalama kararından savunması alınmak üzere ve SEGBİS ifadelerinin çıkartılması suretiyle yakalama emri düzenlenmesine karar verilmesi talep olunmuştur.
Kahramanmaraş 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 25.01.2021 tarih, 2021/476 D.İş sayılı kararı ile 5271 sayılı CMK.nun 94.maddesi uyarınca tutuklamaya yönelik yakalama emri düzenlenemeyeceği, CMK'nın 98.maddesine göre yakalama emri düzenlenebileceği, şüpheli hakkında çıkarılacak yakalama emri neticesinde savcılıkça hakimliğe tutuklama istemi ile sevkine müteakip yapılacak sorgu neticesinde tutuklama kararının verilip verilmeyeceği hususunun değerlendirilmesinin mümkün bulunduğu, belirtilen kanun maddesi uyarınca şüpheli hakkında tutuklanmasına yönelik yakalama emri düzenlenemeyeceğinden istemin reddine karar verilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 26.01.2021 tarihli yazısı ile de şüpheli hakkında çıkartılan yakalama kararına ilişkin talebin Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince reddine yönelik karar verildiği, ancak diğer hususların yerine getirildiği ve düzenlenen evrakların gönderildiği belirtilerek, talebin bu haliyle değerlendirilmesinin mümkün olmaması halinde istinabe işlemlerine ilişkin uygulanacak iş ve işlemlerin bildirilmesi istenilmiştir.
Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünün 05.02.2021 tarihli yazısı ile konunun yargı yetkisi ve takdir hakkı dahilinde değerlendirilmesi keyfiyetinin talepte bulunan ilgili adli makama ait olmak üzere, bir şahıs hakkında kırmızı bülten ve iade talebinde bulunulabilmesi için, adı geçen hakkında CMK'nın 248. maddesinin 5. fıkrasına istinaden, CMK'nın 100 üncü maddesi uyarınca gıyabi tutuklama müzekkeresi düzenlenmesi, "savunmasının alınması", "SEGBİS vasıtasıyla ifadesinin alınması" ve "CMK'nın 94 üncü ve 98 inci maddesi uyarınca tutuklanması" ifadelerinin yer almadığı bir yakalama emrinin bulunması gerektiği, bu itibarla mevcut tutuklamaya yönelik yakalama emrine istinaden kırmızı bülten talebine yönelik evrak tanzimi ile iletilmesi; isnat edilen suçların vasfı ve mahiyeti imkan tanıyorsa, hakkında çıkarılan yakalama emirlerinin sadece ifadesinin alınmasına yönelik olması durumunda şahsın yurt dışı adresinin belli olması gözetilerek, adı geçenin savunmasının uluslararası adli yardımlaşma (istinabe) yoluyla alınmasının mümkün olduğu bildirilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 29.09.2021 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, Kahramanmaraş 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/03/2020 tarih, 2020/35 id. değ. sayılı kararının kanun yararına bozulması ihbar ve görüşünde bulunulmuştur. Yazıda özetle; terör örgütü içerisinde eyalet imamı olarak örgütsel faaliyetler yürüttüğü tespit edilerek başlatılan ve yakalama emri düzenlenerek hakkında kırmızı bülten çıkartılması talebinde bulunulan devamında da 2018/10273 soruşturma sayılı dosyadan iddianame tanzim edilerek dava açılan şüpheliye yönelik tanzim olunan iddianamenin, mahkemece yakalamalı olan eyalet imamının savunmasının alınmaması nedeni ile iade edildiği ve buna ilişkin itirazın da mercii tarafından kesin olarak reddine karar verildiği, yaklaşık 2 yıldır yurt içinde yakalamalı olan ve makul süre beklenen, hakkında kırmızı bülten talebinde de bulunulan fakat sonuç alınamayan ayrıca; örgüt içinde üst düzey sorumlu olduğu ile ülke genelinde bu denli üst düzey örgüt yöneticilerinin davalarının açıldığı ve derdest olduğu ve de uzun süren soruşturmaya rağmen davasının açılmamış olmasının veya mahkemelerce yakalamalı olan şahısların iddianamelerinin iade edilmesinin özellikle bu tür üst düzey örgüt yöneticileri bakımından da uygulanmasının örgütle mücadelede zafiyet yaratacağından, her ne kadar terör suçlarının temadi eden suçlardan olduğu belirtilse de örgütte üst düzey görev yapmış olan şüpheli açısından delillerin çokluğu da dikkate alındığında temadinin kesilip kesilmemesinin hiç bir öneminin de kalmayacağının göz önünde bulundurulmaması nedeni iade kararının usul ve yasaya aykırı olduğundan bahisle kanun yararına bozulması istenmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 2020/5924 soruşturma sayılı dosyasında yapılan adres sorgulamalarında, şüphelinin yurt dışı adresinde konsolosluk bilgisine yer verildiği görülmüştür.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 23/11/2021 tarih 94660652-105- 46-20869-2021-Kyb sayılı yazısı ile Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2020 tarih ve 2020/45 değişik iş sayılı kararının bozulması istenilmiştir.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında ifadesi alınamadığından hakkında yakalama kararı çıkartılan şüphelinin silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçundan cezalandırılması istemi ile düzenlenen iddianamenin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174/1-a maddesi gereğince iade edilmesinde ve bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair verilen kararda hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
Konu ile ilgili yasal düzenlemeler şöyledir:
5271 sayılı CMK'nın
Kamu davasını açma görevi
Madde 170 – (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir.
(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler.
(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;
a) Şüphelinin kimliği,
b) Müdafii,
c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,
d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,
e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,
f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,
g) Şikâyetin yapıldığı tarih,
h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,
i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
j) Suçun delilleri,
k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama tarihleri ile bunların süreleri, gösterilir.
(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır.
(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da ileri sürülür.
(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulanabilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.
İddianamenin iadesi
Madde 174 – (Değişik: 25/5/2005 - 5353/27 md.)
(1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının verildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
a) 170. maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b) (Değişik:17/10/2019-7188/20 md.) Suçun sübûtuna doğrudan etki edecek mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen,
c) (Değişik:17/10/2019-7188/20 md.) Önödemeye veya uzlaştırmaya ya da seri muhakeme usulüne tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anlaşılan işlerde önödeme veya uzlaştırma ya da seri muhakeme usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
d) (Ek:17/10/2019-7188/20 md.) Soruşturma veya kovuşturma yapılması izne veya talebe bağlı olan suçlarda izin alınmaksızın veya talep olmaksızın düzenlenen,
İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilir.
(2) Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.
(3) En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır.
(4) Cumhuriyet savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksiklikleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.
(5) İade kararına karşı Cumhuriyet savcısı itiraz edebilir.
Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır.
Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır.
CMK’nın 160/1 maddesinde yer alan “bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hal” ifadesinden de anlaşılacağı üzere belli bir suç şüphesine karşı soruşturmaya başlanılabilmesinin maddi koşulu, o suça ilişkin başlangıç şüphesinin var olmasıdır. Başlangıç şüphesi, soyut bir izlenimle değil; suçun işlendiği izlenimini uyandıran somut vakıalar ile oluşur. Cumhuriyet savcısı, başlangıç şüphesinin olup olmadığını yani, suçun işlendiği izlenimini uyandıran somut vakıaların bulunup bulunmadığını değerlendirerek soruşturmaya başlayacaktır. Kısaca, başlangıç şüphesinin bulunup bulunmadığını değerlendirme yetkisi, Cumhuriyet savcısına aittir (Veli Özbek, Nihat M. Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınlar, Ankara, 2011, sayfa 186 ve devamı).
Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı iddianame düzenler. "Yeterli şüphe", şüphelinin müsnet suçtan yargılanması için gerekli ve yeterli olan şüphe derecesini ifade eder. Bu şüphenin, hukuka uygun olarak elde edilmiş her türlü delile dayanması gerektiğinde kuşku yoktur. Cumhuriyet savcısı topladığı delillerin iddianame düzenlemek için yeterli olup olmadığını takdir edecek, delilleri olaylarla ilişkilendirerek yeterli şüpheyi ortaya koyacaktır. Kamu davasının açılmasında yeterli şüpheden bahsedebilmede önemli olan, suçun işlendiğine yönelik tartışılabilirlik ve mahkûmiyetin ne derecede mümkün olabilirliğidir.
Soruşturma aşamasında toplanan deliller sonucunda yeterli şüphenin oluşmaması durumunda kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, yargılama aşamasında hakim veya mahkemece verilen kararlar ile kanun yolu aşamalarında delillerin hukuka uygunluk denetiminin yapılacağına dair düzenlemelerin yanı sıra; iddianamenin iadesi müessesesinin de delilin denetimine olanak tanıdığının kabulü gereklidir. Ancak Anayasanın 38, 5271 sayılı CMK'nın 206/2 maddelerindeki düzenlemeler kapsamında, bu olanağın çok geniş yorumlanmaması gerektiği CMK'nın 172/1 maddesinin doğal sonucudur.
Şüphelinin savunmasının alınmasını zorunlu kılan açık bir hükme CMK’nın 170 ve 174. maddelerinde yer verilmemiştir. Ancak bu durum her koşulda savunma alınmadan dava açılabileceği şeklinde de yorumlanmamalıdır.
Kural olarak mütemadi suçlarda iddianame düzenlemekle hukuki kesintinin gerçekleştiğinin kabulü halinde dava zamanaşımı süresi de işlemeye başlayacaktır. Bir taraftan suç işlenmeye devam ederken iddianameyle kamu davası açılması nedeniyle bu suçun dava zamanaşımına uğrama tehlikesi ortaya çıkacaktır. Diğer taraftan tamamlanan ancak bitmeyen mütemadi suçtan dolayı aynı sanık hakkında çok sayıda iddianame düzenlenebilecektir. Bu nedenle kamu davası açılması için yeterli delil bulunan hallerde savunma alınmaksızın dava açılmasına engel hal yok ise de, mütemadi suçlardan olan örgüt üyeliği suçunda yakalamanın gerçekleşmediği durumda dava açılması bir yarar sağlamayacaktır. Ayrıca eksik soruşturma nedeniyle yeterince delil toplamadan açılan davalar beraatle sonuçlanabilecektir. Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda yeni delil ortaya çıkması halinde dava açma olanağı var ise de kesin hüküm halinde CMK 314. maddedeki sınırlı nedenlere dayalı olarak yargılamanın yenilenmesi mümkün olup,bu durum maddi gerçeğe ulaşmaya da engel oluşturacaktır.
Terör suçlarında amaç suça elverişli araç suç işlenmesi halinde suç tarihi araç suçun işlendiği tarihtir. Bu nedenle mütemadi suçtan bahsetmek söz konusu değil ise de, örgütsel faaliyetlerinin devam ettiği dönemlerde aynı nitelikte suç işleme olanağı bulunduğundan yerleşik uygulamaya göre amaç suçtan ancak bir kez hüküm kurulması gerekliliği karşısında, yakalanmayan sanık hakkında kamu davası açılması usul ekonomisi bakımından fayda sağlamayacaktır.
Ancak müsnet suçla ilgili olarak dava açmayı gerektiren yeterli şüphe oluşturacak somut delillerin ikame olunduğu ve fakat şüphelinin kaçması nedeni ile ifadesinin alınma imkanının bulunmadığı, hakkında çıkartılan yakalama emrinin üzerinden somut olaya özgü makul sürenin geçtiği anlaşılan durumlarda, özellikle "yargılamanın makul sürede tamamlanması" ilkesi kapsamında ikame olunan delillerin mahkemece de toplanmasını teminen iddianame düzenlenmesinin gerekebileceği de gözetilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına göre, somut olayda;
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma kapsamında atılı suçtan 25.10.2018 tarihinde hakkında yakalama emri düzenlenen ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak suçundan yurt içi ve yurt dışı örgütsel faaliyetlere katıldığı, ... kod adı ile Kahramanmaraş ilinde küçük bölge imamı, büyük bölge imamı, bölge imamı, eyalet imamı, esnaf sorumlusu vs...gibi görevlerde bulunduğu ve atama ile çeşitli il ve bölgelere gönderildiğine ilişkin hakkında suç şüphesi oluşturabilecek düzeyde delil ikame olunan şüphelinin, makul süre içerisinde yakalanamaması ve dosyadaki deliller gözönüne alınarak, itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından istemin kabulüne karar verilmiştir.
V-SONUÇ VE KARAR:
Kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği, incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Kahramanmaraş 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2020 tarih ve 2020/45 değişik iş sayılı kararının, CMK'nın 309/4-a maddesi uyarınca BOZULMASINA, müteakip işlemlerin mahallinde icrasına, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.06.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Ceza Dairesi, 2021/18255 E., 2021/10823 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
ütülen soruşturmada hakkında 5271 sayılı CMK'nın 100/3-a-9 maddesi gereği tutuklama nedenleri bulunan ve bu güne kadar yakalanamaması dolayısıyla da kaçak durumda olması sebebi ile sanık hakkında 5353 sayılı Kanunun 10 maddesi ile değişik "CMK'nın 98/1 maddesi gereğince yakalama emri" çıkartılması talebinde bulunulmuştur.
3. Ceza Dairesi 2021/18255 E. , 2021/10823 K.
"İçtihat Metni"
I- TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.10.2021 tarih ve 2021/112580 sayılı yazısı ile; silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... hakkındaki kamu davasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/3 ve 104/2. maddeleri gereğince zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine dair ... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/02/2018 tarihli ve 2014/227 esas, 2018/52 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 25/02/2019 tarihli ve ...karar sayılı ilâmında "..suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona erecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Mütemadi suçlarda iddianame düzenlemekle hukuki kesintinin gerçekleştiğinin kabulü halinde dava zamanaşımı süresi de işlemeye başlayacaktır.." şeklindeki açıklamaların yer aldığı,
Somut olayda, sanık hakkında... Cumhuriyet Başsavcılığının 26/06/2009 tarihli ve 2009/1298 soruşturma, 2009/710 esas, 2009/531 sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasında suç tarihinin 16/03/2007 ve öncesi olarak yer aldığı, sanık hakkındaki ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/03/2007 tarihli ve 2007/92 değişik iş sayılı yakalama kararının infaz edilemediği nazara alındığında,
Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı Kanun'un 314/2. maddesinde tanımlanan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlar kapsamında kaldığı, 765 sayılı Kanunun 102/4 ve 104/2. maddelerince 15 yıl olağanüstü zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, suç tarihinin... Cumhuriyet Başsavcılığının 26/06/2009 tarihli iddianamesinde 16/03/2007 olarak gösterilmesi ve sanık hakkındaki yakalama kararının infaz edilememesi karşısında, zaman aşımı süresinin 26/06/2009 tarihli iddianamenin düzenlenmesi ile başlayacağı ve karar tarihi itibariyle anılan sürenin dolmadığı gözetilmeksizin, sanığın örgüt üyeliğini en son 2003 yılında yaptığı ve 15 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle düşme kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 06/09/2021 gün ve 94660652-105-34-14571-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY;
... valiliğine sunduğu 23.11.1998 tarihli dilekçesinde Recep Güvercin, Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesinde öğrenci olan, kendisinden üç aydır haber, mektup alamadığını fakat dersleri nedeni ile mektup yazamamış olabileceğini düşündüğünü ancak; 01.10.1998 tarihli yazı ile okulla ilişiğinin kesildiğini öğrendiğini, tüm araştırmalarına rağmen bulamadığını ve hayatından endişe duyduğunu belirterek, akıbetinin araştırılmasını istediği oğlu ... hakkında kayıp başvurusunda bulunmuştur. Başvurusuna istinaden, kollukta tanzim edilen 24.11.1998 tarihli müracaat tutanağında verdiği beyanında da oğlundan haber alamaması ve hayatından endişe etmesi nedeni ile kayıp başvurusunda bulunduğunu belirtmiştir. TEM Şube Müdürlüğüne gönderilen, 30.11.1998 tarihli Çarşı Karakolunun yazısı ve eki formlarda, kayıp şahıs olarak belirtilen sanık ...'in ikamet adresi, babası Recep Güvercin ile aynı yerde kaldığı belirtilen ayrıntıları yazılı, İskenderun mahallesinde bulunan ikamet olarak gösterilmiştir. 01.12.1998 tarihli ... İl Emniyet Müdürlüğünün yazısı ile kayıp olduğu bildirilen sanıkla ilgili evraklar, Emniyet Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
07.03.2007 tarihinde kolluğa gelerek oğlu hakkında bilgi vermek istediğini beyanla müracatta bulunan Recep Güven'in, bilgi veren sıfatı ile halen aynı adreste ikamet ettiğini de belirterek verdiği beyanında özetle; ... ile İran arasında tır şoförlüğü yaptığı dönemde, kayıp ihbarı ve müracaatında bulunduğu oğlu hakkında süreçte yaptığı araştırmada, oğlunun PKK terör örgütüne katıldığını duyduğunu, son günlerde örgütten 200-300 kişilik bir grubun kaçarak Kuzey Irak'a geçtiklerini ve orada yaşadıklarını, bu grup içerisinde olan oğlunun herhangi bir eyleme katılmış olduğunu düşünmediğini ayrıca teslim olacağına dair bilgilere ulaştığını, bu nedenle Kuzey Irak'a giderek oğlunu aramaya karar verdiğini, bulursa getirip teslim etmek istediğini, bu nedenle kendisine yardımcı olunmasını istemiştir.
İl Emniyet Müdürlüğünün 12.03.2007 tarihli yazısı ile CMK 250. madde ile yetkili ... Cumhuriyet Başsavcılığından, PKK/KONGRE-GEL terör örgütüne üyesi olup kırsalda bulunduğu ve örgütten kaçtığı anlaşılan sanık hakkında, teslim olması durumunda görevlendirilecek personel tarafından bulunduğu yerden alınması ve gerekli işlemlerin yapılması maksadı ile hakkında arama kararı çıkartılması talep edilmiştir.
15.03.2007 tarihli adli sicil kaydında adli sicil kaydının olmadığı belirtilen sanık hakkında tanzim olunan tahkikat evrakı, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca 2007/441 soruşturma sayısına kaydedilmiştir.
CMK 250/1 maddesinde belirtilen suçlara bakmakla görev ve yetkili ... Cumhuriyet Başsavcılığı, 15.03.2007 tarihli yazısı ile Özel Yetkili 6. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Üyeliğinden özetle, PKK terör örgütü üyesi olmak suçundan yürütülen soruşturmada hakkında 5271 sayılı CMK'nın 100/3-a-9 maddesi gereği tutuklama nedenleri bulunan ve bu güne kadar yakalanamaması dolayısıyla da kaçak durumda olması sebebi ile sanık hakkında 5353 sayılı Kanunun 10 maddesi ile değişik "CMK'nın 98/1 maddesi gereğince yakalama emri" çıkartılması talebinde bulunulmuştur.
... 6. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliğinin, 16.03.2007 tarih, 2007/92 müt. karar no'lu kararı ile sanık hakkında, CMK'nın 98 maddesi gereğince yakalanmasına ve hakkında yeteri kadar yakalama emri düzenlenmesine, itiraz kanun yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.
Terör örgütü üyesi olmak suçundan tanzim olunan yakalama emri, Cumhuriyet Başsavcılığının 19.03.2007 tarihli müzekkeresi ile kolluğa gereği için gönderilerek, tekide mahal bırakmaksızın her yılın Şubat, Mayıs, Ağustos ve Kasım aylarında bilgi verilmesi istenilmiştir.
02.04.2007 tarihinde kolluğa gelerek oğlu hakkında bilgi vermek istediğini beyanla müracatta bulunan Recep Güven'in, bilgi veren sıfatı ile halen aynı adreste ikamet ettiğini belirterek verdiği beyanında özetle; şoförlük yaptığını, beş çocuğundan biri olan, 1997 yılında Marmara Üniversitesi Elektrik Mühendisliğini kazanan ancak 1998 yılında ikinci sınıfta iken devamsızlık yaptığı ve okulu bıraktığı haberini aldığı ve haber alamadığından aramaya başladığı oğlunun PKK terör örgütüne katıldığını duyduğunu, bu nedenle ölmüş olabileceğini düşündüğünü, ancak üç ay kadar önce örgütten kaçarak ayrılanların olduğunu ve çok sayıda kişinin Dahok'a gittiklerinin söylediğini, oğlunun ölmediğini ve örgütten ayrılarak Dahok'a geçtiğini öğrendiğini, oğlunun dönmesi için elinden geleni yapmaya karar verdiğini, pasaportunun süresi dolduğundan 2007 yılında emniyete başvurarak oğlunu getirmek ayrıca etkin pişmanlıktan yararlandırmak için kendisine yardımcı olunmasını talep ettiğini ve kendisine para yardımı yapıldığını, isteği üzerine ayrıca görevlilerin irtibat için cep telefonu numaralarını da kendisine verdiklerini, 20.03.2007 tarihinde Dahok'a gittiğini, aramaları neticesinde Domis Köyünde Gazeteciler Cemiyetinde oğlunu bulduğunu, dönmesi için yalvardığı, etkin pişmanlık yasasından faydalanabileceğini ceza almayacağını anlattığı oğlunun, örgütten ayrıldığını fakat askerlik sorunu olması nedeni ile dönmek istemediğini, Erbil'de bir şirkette çalışacağını söylediğini, oğluna inanmaması halinde araması için polis memurlarının kendisine verdiği telefon numaralarını verdiğini, bir gece birlikte kaldıklarını ancak sabah uyandığında oğlunun gitmiş olduğunu gördüğünü, gelir umudu ile beş gün beklediğini ancak oğlunun geri gelmediğini, dönmeyeceğini anladığından ve umudunu da kaybettiğinden, 27.03.2007 tarihinde ülkeye döndüğünü, oğlunun görevlileri cep telefondan arayacağını düşündüğünü beyan etmiştir. 17.11.2007 tarihli tutanakta da Recep Güvercin'in yapılan mülakatta benzer hususları anlattığı ancak beyanlarında 2007 yılında Irak'a getirmek için gittiği oğlunun, Dahok'ta, bir Türk inşaat firmasında elektrikçi olarak çalıştığını beyan ettiği; 07.05.2008 tarihli tutanakta ise yapılan mülakatta oğlunun sağ olduğunu, ara sıra internetten görüştüklerini, ikna etmeye çalıştığını beyan ettiği görülmüştür. Her iki tutanak içeriğinde Recep Güvercin'in ikameti İskenderun mahallesinde belirtilen adres olarak gösterilmiş, ayrıca şahsın cep telefonundan aranılarak çağrıldığı belirtilmiştir.
Bu süreçte, 18.03.2009 tarihli ... İl Emniyet Müdürlüğü yazısı ile aralarında sanığında adının bulunduğu kişilerin örgüt mensubu oldukları tespit edildiği belirtilerek, haklarında yakalama emri çıkartılması Cumhuriyet Başsavcılığından istenmiştir. Bahse konu yazı ve eki belgelerde, PKK/KONGRA- GEL terör örgütü içerisinde kırsalda faaliyet gösteren Diyabakır nüfusuna kayıtlı örgüt mensuplarının deşifresine yönelik yapılan çalışmalarda, çeşitli tarihlerde yapılan operasyonlarda elde edilen bilgi, belge ve fotoğrafların incelenmesi neticesinde, sanık ...'in Avaşin kod adı ile tespitinin yapıldığı, ele geçen ve sanığa ait olduğu belirtilen siyah beyaz bir fotoğraf ile ... TEM Şube Müdürlüğünden, ...'de ikamet ettiği belirtilen ailesine sanığın fotoğrafının gösterilerek, akibeti hakkında bilgi alınmasının istenildiği, ... TEM Şube Müdürlüğünde tanzim edilen 12.02.2009 tarihli bilgi edinme tutanağında, ayrıntıları belirtilen "...Fırat Mahallesi, Şirinyer/Buca" adresinde ikamet eden Turan Güvercin'in, özetle beyanında, örgüt kıyafeti içerisinde sol tarafından küçük boy vesikalık çekilen fotoğraftaki şahsın abisi ... olduğunu, ailevi nedenlerle babaları ile görüşmediklerinden, abisini kendilerinden ayrı olarak Hani ilçesinde bulunan halasının, kendilerini ise Hacı Ahmet adlı şahsın büyüttüğünü, Adnan isimli kardeşlerinin olduğunu bildiklerini ancak tanımadıklarını, en son örgüte katılmadan beş yıl önce gördüğünü, yirmi beş yıldır ...'de yaşadığını, 12-13 yıl önce...'da okurken kaybolduğunu duyduklarını, babasının kendisini aradığını ancak bulamadığını fakat örgüte katıldığını duyduklarını, babasının ikametinin olmadığını, çocuklarınca kabullenilmediğini ve şoförlük yaptığını, 2008 yılında babası Recep Güvercin'in yanına gelerek Adnan'ın örgütten kaçtığını, Erbil'de yaşadığını, Türkmen bir muhasebeci bayanla evlenip orada muhasebecilik yaptığını, gidip Adnan'ı getireceğini, valilikte bu nedenle yardım amaçlı kendisine bir miktar para verildiğini, adres olarak ise kendisinin adresini ikamet adresi olarak bildirdiğini söylediğini, o dönem bir müddet otellerde kalan babasının nerede olduğunu bilmediğini, örgüt içerisinde yer alan Adnan'ın kendisini aramadığını, nerede olduğunu bilmediğini, ancak fotoğrafa gösterilen şahsın o olduğunu beyan etmiştir.
UYAP'ta yapılan sorgulamada,... CMK'nın 250. maddesi ile görevli Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/768 soruşturma sayılı dosyası ile açık dosyasının bulunduğu tespit edilmiştir.
... Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250 Madde ile yetkili), 01.06.2009 tarih, 2007/441 soruşturma, 2009/95 karar sayılı, suç tarihinin "1998" ve adresinin ise ayrıntıları belirtilen "Fırat Mahallesi Buca/..." olduğu belirtilen yetkisizlik kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma dosyasının, sanığın... ilinde örgüte katılması ve... Cumhuriyet Başsavcılığında hakkında 2006/768 numarası ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan soruşturmasının bulunması nedeni ile yer itibariyle yetkisizlik kararı verilerek, suça bakmakla görevli ve yetkili... Cumhuriyet Başsavcılığına (CMK. 250. maddesi ile görevli) gönderilmesine karar verilmiştir.
Yetkisizlik kararı ile gönderilen soruşturma evrakı, 09.06.2009 tarihinde Cumhuriyet Başsavcısı Vekilince havalesi yapılarak... Cumhuriyet Başsavcılığının 2009/1298 soruşturma nosuna kaydedilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 2006/768 sayılı soruşturmasında ise;
PKK/KONGRA-GEL terör örgütü üyesi olmak suçundan aranan ve 13.03.2006 tarihinde yakalanarak gözaltına alınan Savaş kod adlı ...,... Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde 15.03.2006 tarihinde, müdafii eşliğinde, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirterek vermiş olduğu ifadesinin ilgili kısımlarında belirtildiği şekli ile sanık hakkında,
"1995 yılında Marmara üniversitesi ingilizce öğretmenliğini kazandım...
Marmara Üniversitesi PKK/YCK içerisinde faaliyet gösterenler;...
10- ... Diyarbakırlıdır. Teknik Eğitim Fakültesi 1. Sınıf öğrencisi idi. Kendisini 2003 yılında HINERE Alanında DAB bünyesinde AZAD kod adıyla silahlı olarak faaliyet gösterirken görmüştüm."
Ve ayrıca özetle ifadesinde 2001 yılında silahlı eğitim almak için Kuzey Irak'a gönderildiğini, bulundukları Yunanistan'dan sahte kimlik ve pasaportla Gürcistan'a, oradan Ermenistan'ın Erivan şehrine, buradan Tahran'a ve sonrasında Urumiye kentine gittiklerini, Urumiye'den Hınere Kampına götürüldüğünü, burada 2001-2003 yılları arasında eğitim aldığına dair kısımda ise;
" Ayrıca diğer örgüt mensuplarının da kod adlarını yukarıda belirttim." şeklinde;
15.03.2006 tarihli teşhiste ise "E 118" ile numaralandırılan, süreçte sanığın kardeşine de gösterilen fotoğrafla aynı olduğu anlaşılan ...'in fotoğrafı gösterildiğinde,
"...örgüt mensubunu Azad kod ... olarak tanırım. Kendisi Marmamara üniversitesinden YCK içerisinde faaliyet gösterdiğinden dolayı tanırım. 1998 yılında Yunanistan üzerinden örgüte katıldı, 1999 yılında Yunanistan'da gördüm, 2001 yılında Hınıre alanında Türkiye çalışmaları faaliyeti yürütmekte idi. 2003 yılında DAB (Demokratik Aydınlar Birliği) bünyesinde faaliyet yürütmekte idi. 2003 yılından sonra kendisini görmedim" demiştir.
İl Emniyet Müdürlüğünün 22.03.2006 tarihli yazısıyla Cumhuriyet Başsavcılığından, ...'in beyanlarında geçen, içlerinde sanığın adının da bulunduğu görülen 16 kişi hakkında, arama kararı aldırılabilmesi için yapılacak işlemlerin bildirilmesi istenilmiştir.... Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK.250 madde ile görevli), 09.05.2006 tarih, 2005/2472 soruşturma, 2006/157 karar sayılı ayırma kararı ile 13.03.2006 tarihi ve öncesinde yasa dışı PKK/KONGRE-GEL terör örgütüne üye olmak suçundan yürütülen soruşturma kapsamında, ...'in beyan ve teşhisinde örgüt üyesi oldukları belirtilen, aralarında sanık ...'inde bulunduğu, (17) şüpheli şahıs hakkında, yakalanmaları için arama kaydına alınması gerektiğinden, şahıslar hakkındaki evrakın tefriki ile 2006/768 soruşturma numarasına kaydına karar verilmiştir.
... hakkında... Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.05.2006 tarih, 2005/2472 soruşturma ve 2006/190 iddianame numaralı iddianamesi ile 13.03.2006 ve öncesi yasa dışı PKK/KONGRE-GEL Terör Örgütüne Üye Olmak suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 314/2,221/4-son,53,62,63 ve 3713 sayılı TMK'nın 5 maddelerince cezalandırılması istemi ile iddianame hazırlanmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nun 250. Maddesi ile yetkili), 26.06.2009 tarih, 2006/768 soruşturma, 2009/269 karar sayılı ayırma kararı ile ... Cumhuriyet Başsavcılığının 01.06.2009 tarih 2007/441 soruşturma, 2009/95 sayılı yetkisizlik kararı ile gönderilen soruşturma evrakında hakkında yakalama emri düzenlenen sanık hakkında, kamu davasının açılması için evrakın 2009/1298 sayılı soruşturma dosyası ile birleştirilmek üzere dosyandan ayrılarak, 2009/1427 soruşturma numarasına kaydolmasına, itirazı kabil olmak üzere karar verilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nun 250. Maddesi ile yetkili), 26.06.2009 tarih, 2009/1427 soruşturma, 2009/230 birleştirme numaralı kararı ile de soruşturma evrakı, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan şüpheli hakkında yürütülen aynı konu ve olaya ilişkin 2009/1298 sayılı soruşturma dosyasının bulunması nedeni ile aralarında bağlantı bulunduğundan birleştirilmesine ve eski kayıt olan 2009/1298 soruşturma numaralı evrak üzerinden soruşturmaya devamına, 2009/1427 numaralı kaydın ise kapatılmasına, itirazı kabil olmak üzere karar verilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nun 250. Maddesi ile yetkili), 26.06.2009 tarih, 2009/1298 soruşturma, 2009/710 esas ve 2009/531 iddianame numaralı, suç tarihinin 16.03.2007 tarihi ve öncesi, ikamet adresinin ise ayrıntıları belirtilen "Fırat Mahallesi Buca/..." olduğu belirtilen iddianamesi ile Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim öğrencisi iken terör örgütünün dağ kadrosuna katılarak faaliyet yürüttüğü ve Azad (K) ismini aldığı anlaşılan sanığın, 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı TMK'nın 5, TCK'nın 53 ve 58 maddelerince cezalandırılması istenilmiştir. İddianame anlatımında, belirtilen şekli ile özetle;
".. hakkında kamu davası açılan ...'in 15/03/2006 tarihinde Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde alınan beyanlarında;
Şüpheli ...'i fotoğrafından teşhis ederek PKK/KONGRA-GEL terör örgütü mensubu olduğunu, Azad (K) ismini kullandığını, kendisini Marmara Üniversitende YCK içeresinde faaliyet gösterdiğinden dolayı tanıdığını, 1998 yılında Yunanistan üzerinden örgüte katıldığını, bu şahsı 1999 yılında Yunanistan'da 2001 yılında da PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün HINERE kırsalında Türkiye çalışmaları faaliyetleri yürütmekteyken gördüğünü, 2003 yılında DAB (Demokratik Aydınlar Birliği) bünyesinde faaliyet yürttüğünü ve 2003 yılından sonra bu şahsı görmediğini beyan ettiği,
Şüpheli ...'in babası olan Recep GÜVERCİN'in 23/11/1998 tarihli dilekçe ile ... Valiliğine müracaat ederek oğlunun Marmara Üniversitesi Teknik Fakültesi öğrencisi iken 3 aydan beri haber alamadığını ve oğlunun kayıp olduğunu bildiriği, ... Emniyet Müdürlüğünce arama kayıtlarına alındığı,
07/03/2007 tarihli bilgi alma tutanağında şühpelinin babası olan Recep GÜVERCİN'in yaptığı araştırmalarda oğlu ...'in PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne katıldığını, yaptığı araştarmalar sonucu öğrendiğini, en son olarak oğlunun 200-300 kişilik bir grup ile birlikte örgütten kaçarak Kuzey Irak'a yerleştiğini ve oğlunu bularak teslim etmek istediğini ve pişmanlık hükümlerinden faydalanabilmesi için gerekli yardımların yapılmasını talep ettiği
... şüpheli ... hakkında PKK/KONGRA-GEL terör örgütü üyesi olmak suçundan yapılan soruşturmada ... 6. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nun 250. Maddesi ile yetkili) 2007/92 D.İş sayılı kararı ile hakkında yakalama emri düzenlendiği"
Belirtilmiştir.
02.07.2009 tarihinde,... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250 Maddesi ile görevli) 2009/78 iddianame değerlendirme nolu kararı ile iddianame kabul edilmiştir. Mahkemenin 2009/155 esasına kayden yapılan kovuşturmada özetle, 03.07.2009 tarihli tensiple, yakalamalı sanığın yakalama halinin devamına karar verilmiş ve süreçte 06.10.2009 ile 28.01.2014 tarihleri arasında yapılan 14 celse boyunca sanığın yakalama emrinin infazı beklenilmiştir. Şüpheli hakkında arama çalışmalarına devam edilebilmesi için sistem üzerinden yakalama emrinin gönderilmesi gerektiği, UYAP kaydı olmadan fiziken gönderilen akibet araştırma müzekkerelerinin iade edildiğinin bildirilmesi üzerine, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tanzim edilen eski tarihli gıyabi tutuklama kaydının sisteme aktarılması amacı ile 10.04.2012 tarihli duruşmada; sanık hakkında yakalama kararının devamına, UYAP sisteminden yeniden yakalama kararı çıkartılmasına karar verilerek, 12.04.2012 tarihli tutanakla, eski tarihli gıyabi tutuklama kaydının UYAP sistemine dahil edilebilmesi için suç tarihi 1998 yılı ve sanıkla ilgili ... 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.03.2007 tarihli yakalama müzekkeresinin sisteme aktarılması amacı ile tutanağın düzenlendiği belirtilmek sureti ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında yakalama emri/ tutanak tanzim edilerek, Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Yakalama emrinin infazına yönelik süreçte yapılan araştırmada, ... İl Emniyet Müdürlüğünün yazısı ekinde gönderilen 21.11.2012 tarihli tutanakta, sanığın sorumluluk bölgesinde adresinin tespit edilemediği, abisi Çetin İnci ile yapılan görüşmede özetle, 1997-1998 yıllarında Adnan'ın siyasi faaliyetlerinden dolayı ...'dan ayrılarak...'a gittiğini, babası ve kendisi ile de bu faaliyetleri nedeni ile kavga ettiğini, o günden beri kendisi ile görüşmediklerini, ailesine kızdığı için kendisinin soyadını İnci olarak değiştirdiğini, babasının yaşlı olduğunu ve bedensel özürlü olan kardeşi Metin'in yanında kaldığını, Adnan'ın en son Avrupa'ya gittiğini ancak hangi ülkede kaldığını bilmediğini, o ülkede evlendiğini ve çocuk sahibi olduğunu bildiğini ancak görüşmediklerini, başkaca bir bilgisinin olmadığını beyan etmiştir.
06.03.2014 tarihinde Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanunla, Terörle Mücadele Kanunun 10. maddesi gereğince görevlendirilen mahkemelerin kapatılması nedeni ile... 10 Ağır Ceza Mahkemesinin, 10.03.2014 tarih, 2009/155 Esas ve 2014/243 Karar sayılı dosya inceleme ve devir tutanağı ile dosyanın görevli ve yetkili Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 12.03.2014 tarihli yazı ekinde gereği için dosya,... Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Dosya Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilerek, mahkemenin 2014/114 esasına kaydedilmiştir. Fakat mahkeme, 24.03.2014 tarihli tensiple yetkisizlik kararı vererek dosyanın ... Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine, itiraz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar vermiştir. Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.03.2014 tarih, 2014/114 Esas ve 2014/96 Karar sayılı kararının gerekçesinde özetle; sanığa isnat olunan eylemin, Kadıköy adresinde bulunan Marmara Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesi Kampüsünde gerçekleştiği, suç yeri itibariyle yargılama yetki ve görevinin ... Ağır Ceza Mahkemelerine ait olduğu belirtilmiştir. Karar başlığında, sanığın ikamet adresi, iddianame de belirtilen ve süreçte ... ilinde yaşayan kardeşi Turan Güvercin'in bilgi edinme tutanağında ve üst yazılarında belirtilen adres olarak yazılmıştır. Adrese gönderilen içerisinde gerekçeli kararın bulunduğu tebligat mazbatasında "Adrese gidildiğinde muhatabın adresten taşındığı, tanınmadığı, ad ve soyadı belirtilen komşusunun sözlü beyanından öğrenildiği, ilgili muhtarlık kaydına rastlanılmadığı, evrakın tebliğ imkansızlığından merciine iade" edildiği şerhi ile 09.04.2016 tarihinde iade edilmiştir.
18.04.2014 tarihli kesinleşme şerhinde, itiraz edilmeyen kararın 17.04.2014 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. 18.04.2014 tarihli yazı ile dosya görevli mahkemeye gönderilmek üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
... 7. Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilen dosya, mahkemenin 2014/227 esasına kaydedilmiştir. 05.05.2014 tarihli tensiple verilen kararla sanık hakkında ... 6. Ağır Ceza Mahkemesince çıkartılan yakalama emrinin devamına, 18.09.2014 tarihli duruşmada ise yakalama emrinin kaldırılarak, sanık hakkında CMK'nın 98. maddesi uyarınca ifadesinin alınmasına yönelik yakalama emri çıkartılmasına, savunması alındıktan sonra serbest bırakılmasının istenmesine karar verilmiştir. 23.09.2014 tarihli müzekkere ile... 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.04.2012 tarihli yakalama emrinin bila infaz iadesi Cumhuriyet Başsavcılığından istenilmiştir. Aynı tarihte sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ifadesinin alınması, savunması alındığında serbest bırakılmasına yönelik yakalama emri tanzim edilmiştir. 21.11.2017 tarihli 9. Celsede tanık sıfatı ile ...'in dinlenilmesine karar verilmiş ise de adresine çıkartılan davetiye, binanın yıkılmış olduğu belirtilerek 04.12.2017 tarihinde iade edilmiştir. 20.02.2018 tarihli 10. duruşmaya kadar olan süreçte yakalama kararının infazının beklenildiği, 20.02.2018 tarihli duruşmada, iddia makamının mütalaasında, sanığın en son örgüt üyeliği yaptığı tarihin 2003 yılı olduğu, 15 yıllık zamanaşımının 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104 maddelerince 2018 yılında dolduğu, hangi ayda olduğu tespit edilemediğinden lehe değerlendirilmesi gerektiği, sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımından dolayı düşürülmesine karar verilmesi istenilmiştir. Bu duruşmada tefhim olunan hükümle davanın düşürülmesine karar verilmiştir. Tefhim olunan hüküm şöyledir;
"1-Sanık ... Güvencin'in üzerine atılı "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma" suçundan dolayı yapılan yargılama sırasında bu suç yönünden 765 sayılı TCK'nın 102/3 ve 104/2 maddeleri gereğince olağanüstü azami zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşıldığından davanın zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine,
2-Verilen karar uyarınca sanık ... hakkında çıkarılan yakalama emrinin kaldırılmasına, infaz edilmeksizin geri iade edilmesi için C.Başsavcılığına müzekkere yazılmasına
Yargılama giderinin kamu üzerinde bırakılmasına,
Dair; sanığın yokluğunda, iddia makamında C.Savcısı Ali Pehlivanoğlu'nun huzuru ile talebe uygun ve tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde Mahkememize verilecek bir dilekçe veya bulunduğu yer mahkemesi aracılığı ile mahkememize gönderilecek bir dilekçe veya mahkememiz kalemine gelip zapta geçilmek şartıyla beyanda bulunmak suretiyle... Bölge Adliye Mahkemesi'nde İstinaf-yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi."
... 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.02.2018 tarih, 2014/227 Esas ve 2018/52 Karar sayılı, suç tarihinin "1998" ve sanığın ikamet adresininde ayrıntıları daha önce belirtilen ... ili Buca ilçesindeki adres olduğu belirtilen gerekçeli kararının ilgili kısımları belirtildiği şekli ile şöyledir;
"...Sanık hakkında yapılan arama ve çıkartılan yakalama emirlerine rağmen temini ve ifadesinin alınması mümkün olmamıştır.
Sanık hakkında iddianamede suç tarihinin 2007 ve öncesi olduğu belirlenmiş ise de, sanığın silahlı terör örgütüne üye olduğu konusunda ifade veren ve dosyada bu konuda tek delilin tanık ...'in beyanı olup, bu beyanında tanık Muhtesim, sanığın 2003 yılında silahlı terör örgütüne üye olduğunu bildirdiği, bu nedenle suç tarihinin 2003 yılı olarak belirlenmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Sanığa isnat edilen ve lehine olduğu anlaşılan 765 sayılı TCK'nın 168/2 maddesinin cezasının üst sınırı göz önüne alınarak 765 sayılı TCK'nın 102/3 ve 104 maddeleri uyarınca zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmakla kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi yoluna gidilmiş ve izah edilen gerekçe doğrultusunda ...hüküm kurulmuştur."
20.02.2018 tarihli müzekkere ile yakalama emri geri alınmıştır.
... ili Buca ilçesinde bulunan adrese gönderilen gerekçeli kararı içerir örnek no 25'e göre hazırlanmış ve üzerinde CMK'nın 291 maddesi şerhini barındırır tebligat 16.04.2018 tarihinde iade edilmiştir. Mazbatada "Adrese gidildi, muhatabın adresten tanınmadığı, ad ve soyadı belirtilen komşusunun sözlü beyanından öğrenildi. İlgili muhtarlık kaydına rastlanılmadı. Evrak tebliğ imkansızlığından merciine iade" şerhinin işlendiği, muhtarın imzasının bulunduğu görülmüştür.
Mahkemece bu sefer aynı adrese Tebligat Kanunu 35. maddesine göre tebligat çıkartılmıştır. Bu kapsamda tanzim olunan mazbata da ise "tebligat kanunun 35 maddesine göre; tebliğ evrakının bir nüshası muhatabın kapısına yapıştırılmak suretiyle tebliğ edilmiştir." "Muhatap adresinden ayrılmış yeni adresi de bulunamadığından 1 ve 2 sahife kapıya asılmıştır" şerhleri ile gerekçeli kararın 09.05.2018 tarihinde tebliğ edildiği belirtilmiştir.
25.05.2018 tarihli kesinleşme şerhine göre karar, istinaf edilmeden, 17.05.2018 tarihinde kesinleşmiştir.
HSK Başmüfettişliğinin denetimi esnasında incelenen dosyada, örgüt üyeliği suçunun temadi eden suç olması nedeni ile yakalanamayan sanık hakkında kamu davasının açılması ile temadinin kesileceği, zamanaşımı süresinin bu nedenle iddianame tanzim tarihi olan 26.09.2009 tarihinden itibaren başlayacağı gözetilmeden 1998 yılından başlatılması 765 sayılı TCK'nın 104 maddesine aykırı görüldüğünden, kesinleşen kararın kanun yararına bozulması ihbarda bulunulmuştur.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 29.06.2021 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden,... Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK 250.madde ile yetkili) 26.06.2009 ve 2009/1298 soruşturma, 2009/531 sayılı iddinamesiyle, sanık hakkında PKK silahlı terör örgütüne katılması nedeniyle iddiname düzenlendiği, silahlı örgüt üyeliğinin temadi eden suçlardan olduğu, yakalanamayan sanık hakkında kamu davasının açılması ile temadinin kesintiye uğrayacağı bu nedenle zamanaşımı süresinin iddianamenin düzenlendiği 26.09.2009 tarihinde başlayacağı gözetilmeden 1998 tarihinde başlatılması 765 sayılı Yasa'nın 104 maddesine aykırı görüldüğünden, kesinleşen kararının yararına bozulması görüşünde bulunulmuştur.
III- HUKUKİ UYUŞMAZLIK:
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemi ile 26.06.2009 tarihinde iddianame tanzim edilen ve fakat hakkındaki yakalama emri infaz edilemeyen sanık hakkında, olağanüstü dava zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile verilen düşme kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkin ise de öncelikle kararın kanun yararına bozma Kanun yoluna konu olup olamayacağının tartışılması gerekmiştir.
V-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME;
Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere; 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.
Sanık aleyhine Kanun yararına bozma Kanun yoluna başvurulabilmesi mümkündür; fakat, bu halde hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulması gerekir (CGK'nın 21.11.2006 gün, 2006/23-246 esas, 2006/241 karar ve 14.06.2005 gün ve 55-64; 04.07.2006 gün ve 185-175 sayılı kararları).
Usulüne uygun olarak tebliğ edilmeyen ve bu nedenle kesinleşmeyen kararlar aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulamaz (CGK'nun 11.05.2004 gün, 2004/10-95-114 sayılı kararı).
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Kabule ve dosya kapsamına özellikle babasının ve kardeşleri Çetin ve Turan'ın beyanları ile yakalama emri kapsamında yapılan araştırma tutanağına göre, hakkında kayıp ihbarında bulunulduğu, okulunu bırakmak ve ailesini terk etmek sureti ile yurt dışına çıkarak örgüte katıldığı, sonrasında örgütten ayrılıp Irak'a yerleştiği, askerlik sorunu nedeni ile de ülkeye dönmeyeceğini söylediği anlaşılan, hakkında düzenlenen tutuklama ve yakalama emirleri infaz edilemeyen ve ayrıca hakkında gaiplik veya kaçaklık kararı bulunmayan sanık hakkında çıkarılan davetiyenin Tebligat Kanununun 28. maddesi yerine, şartları oluşmadığı halde 35. maddesi gereğince tebliğ edilmiş kabul edilmesinde hukuka uygunluk bulunmadığından talebe konu karar usulüne uygun olarak kesinleştirilmediğinden istemin reddine karar verilmiştir.
VI- SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Adalet Bakanlığının kanun yararına bozma isteyen yazısına dayanan tebliğnamede ileri sürülen düşünce, ... 7. Ağır Ceza Ceza Mahkemesinin 20.02.2018 tarih, 2014/227 E.-2018/52 K. sayılı kararının kesinleşmemesi nedeni ile yerinde görülmediğinden, CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.12.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Ceza Dairesi, 2022/5585 E., 2022/3204 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
çundan yürütülen soruşturmada, çağrı üzerine başsavcılığa gelmediği ve kendisine çağrı yapılamadığı, tüm aramalara rağmen kendisine ulaşılmadığından şüpheli hakkında, ifadesinin alınması ve alındıktan sonra da serbest bırakılması hususunda CMK'nın 98/1 maddesi uyarınca yakalama emri çıkartılması talep edilmiştir.
3. Ceza Dairesi 2022/5585 E. , 2022/3204 K.
"İçtihat Metni"
I-TALEP:
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2022 tarih ve 2021/157143 sayılı yazısı ile Cumhurbaşkanına hakaret suçundan şüpheli ... hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 02/12/2019 tarihli ve 2019/17346 soruşturma, 2019/9859 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Elazığ 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 24.03.2020 tarihli ve 2020/887 değişik iş sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Şüphelinin kendisine ait facebook isimli sosyal medya hesabından "İsrailin uşağı erdoğan Kudusü seçim propagandası yapma" şeklinde paylaşımda bulunması nedeniyle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Cumhurbaşkanına hakaret suçundan başlatılan soruşturma kapsamında kovuşturma izni talep edilmesi üzerine, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 15.10.2019 tarihli kararı ile kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesini müteakip, Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.12.2019 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin verilen karara karşı yapılan itirazın Elazığ 1. Sulh Ceza Hakimliğince reddine karar verilmiş ise de;
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığınca öncelikle Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce tanzim edilen 15.10.2019 tarihli ve 75723908 - 106 - 03 - 10264 -2019-E.35717 sayılı kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair kararın, idari yargı yoluna başvurma imkanı bulunan mağdura tebliğ edilip edilmediği hususunun araştırılması gerektiği, anılan kararın mağdura tebliğ edilmediğinin tespit edilmesi halinde ilgili birim tarafından gerekli tebliğ işleminin yapılarak kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair kararın kesinleştiği anlaşıldıktan sonra kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi gerektiği cihetle,
Somut olayda, dosya kapsamına göre bu yönde bir araştırma yapılmadığı ve anılan kararın mağdura tebliğ edilip, idari yargı yoluna başvurma imkanı tanınmadığı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 14.12.2021 gün ve 94660652 - 105 - 23 - 19197 - 2021 - Kyb sayılı yazılı
istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak, dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY;
Konya Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün 01.06.2018 tarihli açık kaynak ve araştırma raporu ile facebook isimli sosyal paylaşım sitesinde "erdal.kilic.1612" kullanıcı adlı, Erdal Kilic isimli facebook kullanıcısının hesabında "FETÖ Propagandası ve Cumhurbaşkanına Hakaret" içeren paylaşımlarda bulunduğu ve bahse konu hesaptan elde edilen bilgilerden polnet sisteminde yapılan araştırmada, kullanıcının açık kimlik bilgileri tespit edilen ve mernis kayıtlarında adresinin Kazakistan ülkesinde bulunduğu belirlenen ... isimli şahıs olabileceği değerlendirilmiştir.
Raporda yer alan ekran görüntüleri incelendiğinde, 16.05.2018 tarihinde "İsrailin uşağı erdoğan Kudüsü seçim propagandası yapma." şeklinde görselin paylaşıldığının belirtildiği görülmüştür.
İl Emniyet Müdürlüğünün 21.06.2018 tarihli yazısı ile hesabın kullanıcısının ayrıntılı kimlik bilgileri belirlenen ... adlı şahıs olabileceği ve veri tabanında yapılan sorgulamada hakkında adli işlem kaydına rastlanılmayan şahsın mernis adresinin Kazakistan ülkesinde olduğu belirtilerek, bahse konu açık kaynak raporu değerlendirilmek üzere Konya Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Silahlı terör örgütüne üye olma iddiasından, Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/1284 ihbar dosya numarasına kaydedilen evrak, Cumhuriyet Başsavcılığının 14.08.2018 tarih, 2018/1284 ihbar dosya no ve 2018/423 karar sayılı ihbar dosyası yetkisizlik kararı ile ihbar edilenin Elazığ nüfusuna kayıtlı olması nedeni ile Elazığı Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 25.07.2019 tarih, 2019/10496 sayılı yazısı ile FETÖ/PDY silahlı terör örgütü lehine paylaşımlarda bulunduğunun tespiti üzerine soruşturma başlatılan şahsın 16.05.2018 tarihli paylaşımının Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturabileceği değerlendirilerek, tahkikat evrakları Cumhuriyet Başsavcılığının ilgili bürosuna gönderilmiştir. Bu kapsamda evrak 2019/10578 soruşturma sayısına, 26.07.2019 tarihinde kaydedilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.09.2019 tarihli yazısı ile Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğinden, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yürütülen soruşturmada, çağrı üzerine başsavcılığa gelmediği ve kendisine çağrı yapılamadığı, tüm aramalara rağmen kendisine ulaşılmadığından şüpheli hakkında, ifadesinin alınması ve alındıktan sonra da serbest bırakılması hususunda CMK'nın 98/1 maddesi uyarınca yakalama emri çıkartılması talep edilmiştir.
Elazığ 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 06.09.2019 tarih, 2019/2081 D.İş sayılı kararı ile şüpheli hakkında CMK'nın 98/1 maddesi uyarınca, ifadesinin alınması ve alındıktan sonra da serbest bırakılması hususunda yakalama emri çıkartılmasına karar verilmiştir.
Cumhuriyet Başsavcılığının 12.09.2019 tarih, 2019/21 sayılı fezlekesi ile
16.05.2018 tarihli "İsrailin uşağı erdoğan Kudüsü seçim propagandası yapma." şeklinde yorum yaparak sosyal medya hesabında paylaşımda bulunan ve yurt dışında bulunduğundan savunmasının alınamadığı belirtilen şüphelinin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu işlediği anlaşıldığından, TCK'nın 299/3 maddesi uyarınca hakkında kovuşturma izni verilmesi Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden istenilmiştir.
Şüphelinin paylaşımının saygı sınırlarını aşan nezaket dışı bir ifade olmakla birlikte ağır eleştiri kapsamına girdiği, bu nedenle Cumhurbaşkanına hakaret eylemi kapsamında değerlendirilemeyeceği kanaatine varıldığından kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün düşüncesine, 15.10.2019 tarihinde Bakan adına, Bakan yardımcısının imzası ile olur verilmiştir.
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 02.12.2019 tarih, 2019/17346 soruşturma ve 2019/9859 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ile özetle, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan yürütülen soruşturmada, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 15.10.2019 tarihli yazısı ile "soruşturma izni" verilmediğinden, şüpheli hakkında atılı suçtan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına, ifadesi alınmayan şüpheliye kararın tebliğine yer olmadığına, "kararın kendisine tebliğinden itibaren" itiraz hakkının bulunduğuna CMK'nın 172, 173 maddeleri gereğince karar verilmiştir.
13.03.2020 tarihli müzekkere ile karar, Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı Bürosu, Hukuk ve Mevzuat Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığı ile Elazığ Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmek üzere Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunulan, 18.03.2020 havale tarihli dilekçesi ile Cumhurbaşkanı vekili, kovuşturmaya yer olmadığına dayanak teşkil eden Adalet Bakanlığının kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair idari dava konusu edilebilecek kararın taraflarına tebliği yapılmadan karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, Danıştay 8. Dairesinin emsal kararında soruşturma veya kovuşturma izninin verilmemesine dair kararların yargı denetimi dışında tutulmasının düşünülemeyeceğini, niteliği itibari ile idari yargı denetimine tabi, kesin ve yürütülmesi zorunlu, idari davaya konu olabilecek bir işlem olduğunun belirtildiğini, bu nedenle Bakanlığın kovuşturma izni verilmemesine dair kararı kendilerine tebliğ edilmeden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, esas yönelik olarak ise paylaşımın hakaret maksatlı ve Cumhurbaşkanını toplum nezdinde küçük düşürmeye yönelik olması nedeni ile belirttiği emsal kararlar ışığında atılı suçun yasal unsurları oluştuğunu, paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin de mümkün olmadığı belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılmasına yönelik Elazığ Sulh Ceza Hakimliğine itirazda bulunmuştur.
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 20.03.2020 tarihli müzekkeresi ile itiraz hususunda karar verilmek üzere soruşturma evrakı, Elazığ 1. Sulh Ceza Hakimliğine gönderilmiştir.
Elazığ 1. Sulh Ceza Hakimliği, 24.03.2020 tarih, 2020/887 değişik iş sayılı
kararı ile CMK'nın 173/3 maddesi uyarınca itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesi belirtildiği şekli ile şöyledir;
"...Tüm dosya kapsamına göre; soruşturmaya konu olan suçun 5237 sayılı TCK'nın 299. maddesinde düzenleme altına alınan "Cumhurbaşkanına Hakaret" suçu olduğu, söz konusu suçun TCK 299/3 madde uyarınca kovuşturmasının yapılabilmesinin Adalet Bakanının iznine bağlı kılındığı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 15/10/2019 tarihli yazısı ile kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, bu haliyle Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararında usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığı, müşteki tarafından kovuşturma izni verilmemesi kararına idari yargıda dava açılabileceği, açılan davanın kabul edilmesi halinde bu durumun 5271 sayılı CMK'nın 172/2 madde uyarınca "yeni delil" olarak değerlendirilebileceği, şüpheli hakkında yeni delil elde edilmesi nedeniyle ve yeterli şüphe sebeplerinin varlığı halinde kamu davasının açılabileceği dikkate alındığında mevcut delil durumu itibariyle, itirazın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir..."
06.09.2021 tarihli dilekçesi ile Cumhurbaşkanı vekili, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, merci kararına yönelik kanun yararına bozma yoluna başvuru şartlarının oluştuğu, kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair karara yönelik emsal yargı kararları uyarınca idari dava konusu yapılmasının mümkün olması karşısında, bahse konu kararın taraflarına tebliğ edilmeden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verileyeceği ayrıca esasa yönelik olarak atılı suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeden itirazın reddine karar verilmesi nedenleri ile merci kararının açıkça hukuka aykırı olduğundan bahisle kanun yararına bozulması ihbarında bulunmuştur.
Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığının 18.10.2021 tarihli yazısı ile Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne, verilen mercii kararında hukuka aykırılık bulunmadığından kanun yararına bozma yoluna gidilmemesi hususunda görüşte bulunulmuştur.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 14/12/2021 tarih, 94660652 - 105- 23- 19197-2021-Kyb sayılı yazılı istemi ile Elazığ 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 24/03/2020 tarihli ve 2020/887 değişik iş sayılı kararının kanun yararına bozulması istenilmiştir.
III- HUKUKİ UYUŞMAZLIK;
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan Adalet Bakanınca kovuşturma izni verilmeyen şüpheli hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile bu karara vaki itirazın reddine dair mercii kararında isabet bulunup bulunmadığına yönelik uyuşmazlık bulunmakta ise de öncelikli sorun, istemin kanun yararına bozmaya konu olup olamayacağı hususundadır.
IV- HUKUKİ MEVZUAT:
A-)5237 sayılı TCK'nın
Cumhurbaşkanına hakaret
Madde 299- (1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2)(Değişik: 29/6/2005-5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi halinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.
B-)5271 sayılı CMK'nın
Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar
Madde 172 – (1) Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/10 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/9 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmedikçe ve bu hususta sulh ceza hakimliğince bir karar verilmedikçe, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz.
(3) (Ek: 11/4/2013-6459/19 md.) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkin soruşturma yapılmadan verildiğinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmesi veya bu karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi üzerine, kararın kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde talep edilmesi hâlinde yeniden soruşturma açılır.
Cumhuriyet savcısının kararına itiraz
Madde 173 – (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde, bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.
(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.
(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/71 md.) Sulh ceza hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer Cumhuriyet başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.
(4) (Değişik: 25/5/2005 - 5353/26 md.) Sulh ceza hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.
(5) Cumhuriyet savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz.
(6) (Değişik: 2/1/2017-KHK-680/11 md.; Aynen kabul: 1/2/2018-7072/10 md.) İtirazın reddedilmesi halinde aynı fiilden dolayı kamu davası açılabilmesi için 172 nci maddenin ikinci fıkrası uygulanır.
C-) Adalet Bakanlığının 18/1 sayılı Genelgesi;
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299’uncu maddesi gereğince kovuşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı olan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçu nedeniyle yapılan soruşturma işlemleri ile anılan Kanun'un “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” kenar başlıklı 301’inci maddesinde yer alan suçlardan dolayı kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı olmaktan çıkarıldığına ilişkin hususları vurguladığımız 01/01/2006 tarihli ve (18) No'lu Genelgenin; TCK'nın 301'inci maddesinde 30/4/2008 tarihli ve 5759 sayılı Kanun’un 1'inci maddesi ile yapılan değişiklik sonucu bu maddede yazılı suçlarda soruşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlanması karşısında güncellenmesine ihtiyaç duyulmuştur.
Bu kanuni düzenleme sebebiyle; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 299 ve 301'inci maddelerinde yer alan suçların soruşturma evresinde, işin sürüncemede kalmaması için lüzumsuz yazışma ve gecikmelere sebebiyet verilmemesi bakımından aşağıda yer alan hususların hatırlatılmasında yarar görülmüştür.
Bilindiği üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 24’üncü maddesinde din ve vicdan hürriyeti, 25’inci maddesinde düşünce ve kanaat hürriyeti, 26’ncı maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti, 27’nci maddesinde ise bilim ve sanat hürriyeti düzenlenmiş bulunmaktadır.
Öte yandan; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 9'uncu maddesinde düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, 10'uncu maddesinde ise ifade özgürlüğü yer almıştır.
Nitekim, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi kararlarına göre de, temel hak ve özgürlüklerden biri olan “düşünceyi açıklama özgürlüğü”; demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden ve toplumun ilerlemesi ve her bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin ikinci fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan yorumunda bu “hürriyet”; sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli sayılmış ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğu vurgulanmıştır.
Diğer taraftan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun;
...
Bu itibarla:
İzne bağlı olan bu suçlar hakkında yapılan soruşturmalarda, soruşturma veya kovuşturma yapılmasının Adalet Bakanının iznine bağlı tutulmasındaki amaç da göz önünde bulundurularak:
A) TCK'nın 299'uncu maddesi gereğince "kovuşturma" yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarında:
1- Soruşturmanın, kolluk makam ve memurlarına bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet başsavcısı veya görevlendireceği bir Cumhuriyet savcısı tarafından yapılması.
2- Soruşturma evresi sonunda toplanan delillerin, kamu davası açılmasını gerektirecek şekilde suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması halinde, düzenlenecek evrakın, buna ilişkin gerekçeli düşünce de belirtilmek suretiyle fezlekeye bağlanarak ağır ceza Cumhuriyet başsavcılığı aracılığıyla Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesi, aksi durumda soruşturma evrakı gönderilmeden kanuni gereğinin mahallinde takdir ve ifa olunması.
3- Kovuşturma yapılması izne bağlı olan suçu işlediği iddia olunan şüphelilerden hangilerinin tutuklu olduğunun fezlekede açıkça belirtilmesi yanında, fezlekenin sağ üst köşesine de "Tutuklu-İş" ibaresinin belirgin bir şekilde yazılması.
4- Şüpheliye isnat edilen suçun: ne şekilde ve hangi sözlerin sarf edilmesi suretiyle işlendiğinin fezlekede açık bir şekilde belirtilmesi.
5- Olayın failine ait nüfus kayıtları ile akıl hastalığına duçar veya akli maluliyete müptela olanların raporlarının mutlaka soruşturma evrakına eklenmesi.
6- Kovuşturması izne bağlı suçun birden fazla olması durumunda, şüphelinin bütün suçları ile ilgili olarak izin talebinde bulunulması.
7- Kovuşturma izni alınmadan kamu davasının açılması ve mahkemece bu durumun tespiti ile durma kararı verilerek dosyanın Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilmesi durumunda: sanığın hangi suçundan dolayı izin istenildiğinin açıkça belirtilmesi ve bu takdirde dahi evrakın Cumhuriyet savcısı tarafından fezlekeye bağlanarak gerekçeli düşünce belirtilmek suretiyle sunulması...
Konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim.
V- HUKUKİ DEĞERLENDİRME;
Ayrıntıları, 14.11.1977 tarih, 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarih 2011/10-438 - 2012/141 sy. 10.05.2011 tarih 6-80-90 sy. 14.12.2010 tarih 4-210-259 sy. 15.06.2010 tarih 9-117-146 sy. 23.06.2009 tarih 9-30-177 sy. gibi) açıklandığı üzere: 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile; hakim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki gerek maddi gerekse usule ilişkin hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de toplum açısından giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak kesin kararlara karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.
Aynı nedenlerle olağan yasa yollarına göre, kapsamının dar ve sınırlı olması,
hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi, tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.
Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hakimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi mümkün olan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmektedir.
Kanun koyucu belli suçların veya belli kişilerin bazı durumlarda işledikleri iddia edilen suçların soruşturulmamasında, “kamu yararı” görmüş ve bu hallerde soruşturma başlatılmasını izne bağlamıştır.
Cumhurbaşkanına hakaret suçu, takibi şikayete bağlı suçlardan olmayıp resen soruşturulan suçlardandır. Ancak kamu davası yoluyla yargılamasının yapılması "Adalet Bakanının olur" una tabi kılınmıştır.
İzin, Devletin iddia makamının sorması üzerine bir diğer devlet makamınca müşahhas olayda dava açılmasına kamu menfaati görüldüğünde belli suçlar bakımından kanunun koymuş olduğu engelin kaldırılmasıdır. İzin tam serbest değerlendirme yetkisine dayanan idari bir işlem olup ceza davasının açılmasındaki mecburilik prensibini yumuşatan bir çaredir (Kunter Yenisey, 5.12 (50) Muhakeme Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku/ 11 Baskı).
Suçun soruşturulması için verilen izin, geri alınabilirken, kişiler için verilen izin geri alınamaz. Gerçekten iznin kabulünü gerektiren sebepler onu geri alınmasını da haklı gösterirler. Bu suçlardan dolayı muhakeme yapılmasının uygunluğunu takdir yetkisi bir makama verildiğinde ve hadise ve şartlara göre takdirin sonucu değişebileceğine göre evvelce izin verilmesinde mahzur görülebileceğini kabul etmek gerekir. Bu yetki ilk kez 1945 yılında Adalet Bakanı tarafından kullanılmıştır. (Kunter Yenisey,a.g.e 5.12 (50). dip not 90,) .
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde,
Cumhurbaşkanına hakaret suçundan başlatılan soruşturmada Adalet Bakanınca kovuşturma izni verilmeyen şüpheli hakkında kovuşturma şartı gerçekleşmediği gerekçesi ile verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda esas itibari ile bir hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu`nun 2. maddesinde, idari işlemlere karşı yetki, şekil, neden, konu ve amaç yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenlerin iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Takdir yetkisi kullanılarak verilen kovuşturma izni verilmesine yer olmadığına dair Bakan işleminin hukuka uygunluğunun denetimi ya da denetimine tabi tutulup tutulmayacağı idari yargının konusudur. Bu bakımdan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi, soruşturma izni verilmemesine ilişkin idari işleme karşı dava açılmasına engel bir hal teşkil etmediği gibi, 5271 sayılı Kanunun 172 ve 173 maddeleri çerçevesinde safahatta olağan usul ve yöntemlerle telafisi mümkün bulunan kararın, kanun yararına bozma yasa yoluna tabi olamayacağı anlaşılmakla talebin reddine karar vermek gerekmiştir.
VI-SONUÇ: Açıklanan sebeplerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.01.2022 tarih ve 2021/157143 sayılı kanun yararına bozma isteğinin, CMK'nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
3. Ceza Dairesi, 2022/1389 E., 2022/6964 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
üm aramalara rağmen bulunamamasına, adresinin tespit edilemediğine ve kaçak durumda bulunması nedenleriyle yakalandığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında bu mümkün olmazsa en yakın Cumhuriyet Başsavcılığında hazır bulundurulmak üzere", CMK'nın 98. maddesi gereğince hakkında yakalama emri çıkarılmasına ve yeteri kadar yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir.
3. Ceza Dairesi 2022/1389 E. , 2022/6964 K.
"İçtihat Metni"
I- TALEP;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 30.12.2021 tarih ve 2021/144718 sayılı yazısı ile; Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan ... hakkındaki kamu davasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/3 ve 104/2. maddeleri gereğince zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine dair İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/11/2017 tarihli ve 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kararını kapsayan dosya incelendi.
Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 25/02/2019 tarihli ve 2018/4074 esas, 2019/1939 karar sayılı ilâmında "..suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona erecektir. Kesinti tarihi suç tarihidir. Mütemadi suçlarda iddianame düzenlemekle hukuki kesintinin gerçekleştiğinin kabulü halinde dava zamanaşımı süresi de işlemeye başlayacaktır.." şeklindeki açıklamaların yer aldığı,
Somut olayda, sanık hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/10/2011 tarihli ve 2005/1357 soruşturma, 2011/704 esas, 2011/512 sayılı iddianamesi ile açılan kamu davasında suç tarihinin 2011 ve öncesi olarak yer aldığı, sanık hakkındaki İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/469 değişik iş sayılı yakalama kararının infaz edilemediği nazara alındığında,
Sanığın üzerine atılı 5237 sayılı Kanun'un 314/2. maddesinde tanımlanan silahlı terör örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlar kapsamında kaldığı, 765 sayılı Kanunun 102/3 ve 104/2. Maddelerine göre 10 yıl olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/10/2011 tarihli iddianamesi ile hukuki kesintinin gerçekleşmesi ve sanık hakkındaki yakalama kararının infaz edilememesi karşısında, zaman aşımı süresinin 12/10/2011 tarihli iddianamenin düzenlenmesi ile başlayacağı ve karar tarihi itibariyle anılan sürenin dolmadığı gözetilmeksizin, yazılı şekilde düşme kararı verilmesinde isabet görülmemiştir.
5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 17/11/2021 gün ve 94660652-105-34-14020-2021-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Dairemize gönderilmiştir.
II-OLAY;
05.10.1977 doğumlu, adli sicil kayıtlarına göre sabıkası bulunmayan, nüfus kaydında yerleşim yerinin İstanbul'da bulunduğu belirtilen sanık ... hakkında, DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan haklarında işlem yapılan kişilerin ifadelerine istinaden örgüt içerisinde faaliyetlerde bulunduğunun tespiti üzerine atılı suçtan soruşturma işlemlerine başlanılmış, yakalama emrine istinaden kolluğun arama kayıtlarına alınan ancak firari olması nedeni ile temini mümkün olmayan sanık hakkında süreçte, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (5190 sy ile yetkili) 2005/1357 soruşturma sayılı evrakına matuf yakalama kararı infaz edilemediğinden işleyen dava zamanaşımı süresinin kesilmesi için 12.10.2011 tarihli iddianame düzenlenmiş ve atılı suçtan cezalandırılması istenilmiştir.
Bu kapsamda, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi adlı örgüte mensup olduğunu, Gazi Mahallesi Devrimci Halk Güçleri yapılanması içerisinde ve Şişli Mahalli alan siyasi sorumlusu olarak faaliyet yürüttüğünü beyan eden .... kod adlı Vedat Düşküner, 09.04.2001 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde özetle; 1998 yılı aralık ayında yakalanıp tutuklandığını, 7 ay tutuklu kaldıktan sonra 1999 yılı temmuzunda tahliye edildiğini, tahliyesi sonrasında bir dönem beklemede kaldığı sürede İstanbul Anadolu yakası siyasi sorumlusu olduğunu ve bağlı olduğu ....Kod adlı ....'ın kendisine ulaşamadığı zamanlarda...vasıtası ile ... ile görüşmesini istediğini,....n örgüt içerisinde sorumlu birisi olduğunu bildiğini, beklemede kaldığı dönemde kendisi ile ilgilenen kişiler arasında ...'unda bulunduğunu ve yurt dışında olduğunu duyduğunu beyan etmiştir. Aynı örgüte mensup olmakla, Mustafa Kemal Mahallesinde Devrimci Halk Güçleri biriminde ve Anadolu yakası milis ekibinde yer aldığını beyan eden .... kod adlı ...'nın 09.11.1999 tarihinde kollukta verdiği ifadesinde özetle, 1998 yılında mahalleden tanıdığı ve DHKP/C örgütü içerisinde yer aldığını söyleyen ... aracılığı ile .... ile tanıştırılıp örgüte katıldığını, bu yıl içerisinde dergi dağıtan diğer kişiler arasında ...'unda bulunduğunu....Mahallesinde Devrimci Halk Güçleri birimi üst sorumlularının Sultan Yalçın olduğunu ve bu birimde ...'unda bulunduğunu, bir süre sonra ... tarafından kendisine DGH'ın sorumlusu olması teklifinde bulunulduğunu ancak kabul etmediğini ve bu nedenle öz eleştiri verdiğini, 1999 yılı temmuz ayında ...'un tekrar örgütte bulunmasını istemesi üzerine .... kod ....sorumluluğunda örgütte görev aldığını, ....ile ise kendisini Nihat'ın tanıştırdığını, Anadolu yakasında milis ekibi olarak görev alıp silahlı ve bombalı eylem yapacaklarının...tarafından kendilerine bildirildiğini, bu ekip içerisinde Nihat'ında bulunduğunu ve bomba yapımı ile yerleştirilmesini Zehra Kutlay'ın kendilerine öğrettiğini, 05.09.1999 tarihinde ...nın talimatı ile Mustafa Kemal Mahallesi 3001 sokak no:67 sayılı yerde Atamanlar adlı AEG bayii kepengine "Depremde ölen binlerce insanın katili susurluk devletidir-DHKPC-DHG" şeklinde yazı bulunan pankartı ... ile hazırlayıp bomba süsü vererek astıklarını, eylemde kullandığı tabancayı ...ın kendisine verdiğini, bildirileri dağıttıklarını, sonraki süreçte Nihat ile birlikte Yasemin kod... sorumluluğunda milis
ekibinde yer aldığını, ...kod'un ... ile birlikte kendisine silah eğitimi verdiğini, yakalandığında ele geçen silahı kendisine ...'un verdiğini, 1998 yılında Beyoğlu Amerikan konsolosluğu önünde korsan gösteri yapmak için ... ile ....dan aldıkları talimat üzerine gitmişler ise de gösteri iptal edildiğinden dağıldıklarını ve eylemi gerçekleştiremediklerini, ....ın şu an nerede olduğunu bilmediğini, yakalandığı sırada ele geçen tabancayı ...tan aldığını, pişmanlık yasasından faydalanmak istediğini beyan etmiştir.
... ve .... kod, ....sahte kimlikli, ....ın kollukta verdiği, 08.11.1999 tarihli ifadesinde özetle, 1993-1994 yıllarında örgüte katıldığını, örgüt stratejisi doğrultusunda bomba yapımını öğrenip başkaca örgüt mensuplarına da öğrettiğini, süreçte bir kaç defa yakalanıp tutuklandığını, 1999 yılında tahliyesi sonrası Anadolu mahalli sorumlusu ...ye bağlı olarak .... Mahallesi Devrimci Halk Güçleri birimini kurduğunu ve birim sorumlusu olarak örgütte görev aldığını, ...'unda... ile birlikte bu birimde kendisine bağlı olarak görev aldığını, ....'ın kendisine bomba yapmayı öğrettiğini, kendisinin de aralarında ...'unda bulunduğu kişilere bomba yapılmasını öğrettiğini, ....'ın kendisine verdiği dinamitleri ...'a verdiğini ve eylemde kullanmalarını söylediğini, ...'ta bir adet kuru sıkı tabancanın bulunduğunu, bu şekilde silahlı eylemleri yapmak için hazırlıklarda bulunduklarını, ... ve .... ile birlikte yaptıkları toplantıda 05.09.1999 tarihli Atamalar AEG Bayiine pankart asma eyleminin yapılmasını kararlaştırdıklarını, eylemi ....ın gerçekleştirdiğini ancak kimlerle gerçekleştirdiğini bilmediğini, ... ile de kendisini ...'un tanıştırdığını, bu şahıslara örgüt içerisinde bombalı ve silahlı eylemler yapacak milis ekibinde yer aldıklarını bildirerek yemin ettirdiğini, ...'un şu an nerede olduğunu bilmediğini, kendisinden önce ... Kod adlı ....'ye bağlı olarak faaliyet yürüttüğünü beyan etmiştir.
22.12.2002 tarihinde ....nın kollukta verdiği ifadesinde ise özetle; 1999 yılında .... aracılığı ile örgütsel faaliyetlerine başladığını, ...'in kendisini ... ile tanıştırdığını, Nihat'ın 1999 yılında Ümraniye...Mahallesi DHG örgütlenmesi sorumlusu olduğunu ve birlikte dergi dağıttıklarını, ...'un talimatı ile 14.03.2000 tarihinde Kadıköy İski Binası önünde korsan gösteri düzenlediklerini, Nihat'ın kendisini eylem yerine gönderdiğini, orada buluştuklarını, talimatı ile eylemin başladığını, eylem anında pankart asılıp, Pamukbank ve İmar Bankasına molotof atıldığını ve sonrasında kaçtıklarını, Nihat'ın eylem anında havaya silahla ateş ettiğini, 21.03.2000 tarihinde ...'un söylemesi üzerine ...Mahalllesinde toplanıp slogan attıklarını, eyleme polis müdahalesinin olmadığını, slogan atıp dağıldıklarını, ...'un silah taşıdığını bildiğini, faaliyetlerinden pişman olduğunu beyan etmiştir.
Fezleke firarisi olarak aranan sanıkla ilgili olarak, 3152 sayılı Kanun kapsamında adli makamlarca aranmaları için müzekkere çıkartılmayan kişilerin kayıtlarının suç duyurusunda bulunulup, kayıtlarının güncellenmesine yönelik yapılan işlemler kapsamında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (5190 sayılı kanun ile yetkili) 2005/290 hazırlık ve 2005/36 karar sayılı, 09.02.2005 tarihli, 1996 ve önceki
tarihlerde "DHKP/C silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık yapmak suçundan hakkında verilen takipsizlik kararı"nda özetle; "sanıklar ... ve ... haklarında her ne kadar İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünün 10.01.2005 tarih ve 2005/523 sayılı yazıları ile gönderilen ve daha önce hakkında dava açılan ...'e ait 21.02.2004 tarihli dört sayfadan ibaret atfı cürüm içeren emniyet ifadesine göre atılı suçtan gereğinin takdiri talep edilmiş ise de, sanıkların atılı suçu işlediklerine dair tek beyanı delil teşkil eden ...in ifadesine göre her iki sanığın 1995-1996 yılları arasında izinsiz ve korsan yürüyüş yaptıkları, afiş ve pankart astıkları, pullama yaptıkları, Susurluk skandalını telin maksadı ile bir dakikalık ışık söndürme eyleminde bulunduklarının belirtilmesi karşısında bir kısmı yasal ve suç teşkil etmeyen bu eylemlerin örgüte yardım ve yataklık seviye ve derecesinde gerçekleşmiş sayılabileceği, isnat edilen fiillerin TCK'nın 169. maddesine mümas olduğu, 5 yıllık dava zamanaşımına tabi işlerden olduğu, sanıkların en aleyhleri itibari ile düşünülse dahi 2001 yılı sonu itibari ile zamanaşımının gerçekleştiği zira o tarihten bu yana zamanaşımını kesici veya durdurucu usulü bir işlemin yapılmadığı anlaşıldığından, atılı suçtan zamanaşımı sebebi ile koğuşturma yapılmasına yer olmadığına CMUK'nun 164 ve TCK 102/4 ile 169 maddeleri uyarınca karar verildiği" belirtilmiştir. 10.02.2005 tarihinde karar Başsavcı vekilince görüldü yapılmıştır.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) 27.11.2006 tarih, 2005/1357 soruşturma sayılı yazısı ile İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinden "isnat olunan suç vasfı, dosyada şüpheli aleyhine olan deliller, 2000 yılından itibaren aranmasına rağmen bulunamaması ve açık adresinin belli olmayışı" dikkate alınarak CMK'nın 98. maddesince sanık ... hakkında yakalama emri düzenlenmesi talep olunmuştur. İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK'nın 250. maddesi ile görevli), 27.11.2006 tarih, 2006/469 değişik iş ve 2005/1357 soruşturma sayılı kararı ile; "üzerine atılı Yasadışı DHKP/C terör örgütüne üye olmak suçunun vasıf ve mahiyetine, dosya kapsamına, 2000 yılından beri tüm aramalara rağmen bulunamamasına, adresinin tespit edilemediğine ve kaçak durumda bulunması nedenleriyle yakalandığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığında bu mümkün olmazsa en yakın Cumhuriyet Başsavcılığında hazır bulundurulmak üzere", CMK'nın 98. maddesi gereğince hakkında yakalama emri çıkarılmasına ve yeteri kadar yakalama emri düzenlenmesine karar verilmiştir. 28.11.2006 tarihli müzekkere ekinde de yakalama kararı ve emri Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. 24.12.2006 tarihli kolluk tutanağında, yapılan araştırma ve soruşturma neticesinde sanığın Kantarma Köyünde ikamet etmediği, İstanbul ili ... Paşa'da bulunan adreste ikamet ettiği, bu adresten sanığa ulaşılabileceğinin tespit edildiği belirtilmiştir. Ancak, güncellenen bilgisi ile 2005/1357 sayılı soruşturmadan aranan sanık hakkında çıkartılan yakalama emri infaz edilememiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nın 250. maddesi ile görevli) 28.12.2010 tarihli 2005/1357 soruşturma sayılı müzekkeresi ile kolluktan, değişik tarihlerde örgüt lehine bazı eylemlere iştirak ettiği ileri sürülen sanığa ait dosya içeriğinde eylemlerle ilgili ceraim evraklarının bulunmadığından, 05.09.1999
tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001. sokak no:67 deki AEG bayii kepengine bomba süsü verilmiş pankart asılması, 14.03.2000 tarihinde Kadıköy İski Binası önünde gerçekleşen korsan gösteri ile ses bombası atılması ile 21.03.2000 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001. cadde üzerinde yapılan korsan gösteriye ilişkin varsa ceraim evraklarının gönderilmesi istenilmiştir. Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğünün 29.03.2011 tarihli üst yazısı ve ekinde bulunan 22.03.2011 tarihli kolluk yazılarında 14.03.2000 tarihinde İski Binası önünde gerçekleştirilen korsan gösteri ve sonrası ses bombası atılması ile ilgili olarak yapılan arşiv araştırmasında tahkikat evraklarına rastlanılmadığı bildirilmiştir. İl Emniyet Müdürlüğünün 09.03.2011 tarihli üst yazısı ve eki evraklar ile de 05.09.1999 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001. sokak no:67 deki AEG bayii kepengine bomba süsü verilmiş pankart asılması olayı ile ilgili tahkikat evrakları gönderilmiş, 21.03.2000 tarihinde Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi 3001 cadde üzerinde yapılan korsan gösteri ile alakalı tahkikat evraklarının ise bulunmadığı bildirilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK'nın 250. maddesi ile görevli), 12.10.2011 tarihli müzekkeresi ile ... hakkında yakalama kararına istinaden aranmasının sürdürülmesi, dava açıldığından işlem akibeti hakkında bundan sonra mahkemeden talimat alınması kolluğa bildirilmiştir.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK'nın 250. maddesi ile yetkili), 12.10.2011 tarih, 2005/1357 soruşturma, 2011/704 esas ve 2011/512 iddianame nolu iddianamesi ile silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan, başlık kısmında: suç tarihi "2011 ve öncesi", suç yeri ise "İstanbul" ayrıca "halen firari" bulunduğu belirtilerek, kimlik ve Elbistan'da ikamet ettiğine dair adres bilgilerine yer verilen sanık ...'un, 5237 sayılı TCK'nın 314/2, 3713 sayılı TMK'nın 5 ve TCK'nın 53 maddelerince cezalandırılmasına karar verilmesi istenmiştir. Suçun halen devam etmekte olduğu gözetilip, dava zamanaşımı süresinin kesilmesi için daha fazla aranması beklenmeden ayrıca ifadelerde geçen diğer olaylar konusunda, zamanaşımı gerekçesiyle ayrıca dava açılmadığı belirtilerek düzenlenen iddianamenin ilgili kısımlarında yapılan anlatım, özetle ve belirtildiği şekli ile şöyledir;
"Yasadışı DHKP/C terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla yukarıda açık kimliği yazılı olan şüpheli ... hakkında aynı örgüte mensup olduğu iddiasıyla yakalanan diğer bazı şüphelilerin beyanlarına dayalı olarak soruşturma yürütülmekte olduğu, aşamalarda dosyaya eklenen bu ifadeler ışığında şüphelinin örgüt lehine faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmıştır.
Bu şekilde şüpheli sıfatıyla ifade veren Ali Koca'nın 22.12.2002 tarihili beyanında özetle...
Yakalandığında Hanife Erdoğan sahte kimliğini kullanan Zehra Kurtay adlı şahsın 08.11.1999 tarihli ifadesinde özetle,... bağlı olarak faaliyet yürüttüğünü ifade etmiştir.
Benzer şekilde yakalanan ve 09.11.1999 tarihinde ifadesi alınan ...adlı şahıs ise beyanında ...'u... ileri sürmüştür.
Aynı konuda ifadesi alınan Vedat Düşküner 09.04.2011 günlü ifadesinde ...'un ... söylediğini beyan ettiği görülmüştür.
06.09.1999 tarihli propaganda suçuna ilişkin olarak tanzim edilen ceraim evrakı üst yazıya bağlı olarak dosyaya eklenmiştir. Ancak bu olay ile ayrıca ifadelerde geçen diğer olaylar konusunda zamanaşımı gerekçesiyle ayrıca bir dava açılmamıştır. Fakat yukarıda belirtilen diğer örgüt mensuplarının anlatımları şüphelinin 1998-2000 yılları arasında DHKP/C terör örgütü lehine faaliyet göstermekte olduğunu gösterdiği, bu anlatımların mahkemece değerlendirilerek sonuçlandırılmasının zaruri olduğu anlaşılmıştır.
Şüphelinin firari olması sebebiyle savunmasının alınması mümkün olmamıştır. Hakkında yakalama kararı çıkarılmasına rağmen henüz yakalanamamış olan şüpheli hakkındaki örgüt üyeliği suçundan ötürü işlemekte olan dava zamanaşımı süresinin kesilmesi için daha fazla aranması beklenmemiş, hakkında iddianame düzenlenmesi gerektiğine karar verilmiştir.
Yukarıda belirtilen anlatımlara dayalı deliller dikkate alınarak müsnet suçtan şüpheli ...'un yargılanmasının yapılarak, suçun halen devam etmekte olduğu da gözetilerek eylemine uyan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı kanunun 5, TCK'nın 53. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi, kamu adına talep ve iddia olunur."
İddianamenin 17.10.2011 tarihinde İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanınca kaleme havalesi yapılmıştır. 20.10.2011 tarihli karar ile de iddianamenin kabulüne karar verilmiştir. 24.10.2011 tarihli tensiple, mahkemenin 2011/22 esasa kayıt edilen dosyada firari olan ve zamanaşımının kesilmesi amacı ile davası açılan yakalamalı sanık ...'un yakalama halinin devamına, yakalandığında zorunlu müdafii atanmasına karar verilmiştir. 05.10.2011, 16.01.2012, 26.03.2012, 25.06.2012, 07.11.2012, 26.03.2013, 25.06.2013, 03.10.2013, 13.12.2013 (12.12.2013 tarihinde duruşma bırakılmış ise de dosyanın duruşma kaçağı olduğu anlaşılmakla 13.12.2013 tarihinde duruşması yapılmıştır.), 25.02.2014 tarihli duruşmalarda sanığın yakalama emrinin infazının beklenilmesine karar verilmiştir.
İstanbul 15.Ağır Ceza Mahkemesinin 11.03.2014 tarih, 2011/41 esas ve 2014/51 sayılı devir kararı ile 6352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi ile görevlendirilen mahkemenin 6526 sayılı Kanunun 1. maddesi uyarınca kaldırıldığı aynı kanun hükmü uyarınca dosyaların görevli mahkemeye devredilmesi hüküm altına alındığından, dosyanın görev ve yetkili İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine devrine devredilmesine karar verilmiştir. İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesinin 11.03.2014 tarihli kesinleşme şerhinde kararın, kanun yolu kapalı bulunduğundan, 11.03.2014 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir. 10.03.2014 tarihli müzekkere ve eki ile de dosya İstanbul Anadolu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 19.03.2014 tarihli yazısı ile dosya UYAP sisteminden yapılan otomatik tevzii ile 2014/102 esasına kayıt alan mahkeme olan İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Bu yargılama sürecinde ise, yeniden duruşma numarası verilerek 24.06.2014 tarihinde birinci celsenin yapıldığı, 5271 sayılı CMK'nın 94 maddesindeki yasal değişiklik dikkate alınarak sanık hakkındaki yakalama kararının kaldırılmasına, tüm araştırmalara rağmen adresinin tespit edilememiş, kendisine ulaşılamamış olması
nedeniyle savunması ve CMK 231. maddesi uyarınca beyanı alınıp serbest bırakılmak üzere, CMK'nın 196/2 maddesindeki talimat yasağı da dikkate alınarak, CMK'nın 199-94 maddeleri gereğince yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir. 16.10.2014, 03.02.2015, 16.04.2015, 14.07.2015, 16.11.2015, 18.02.2016, 24.05.2016 ve 27.10.2016 tarihlerinde yapılan duruşmalarda yakalama emrinin infazı beklenilmiş, 18.02.2016 tarihli 8. duruşmasında sanık hakkında ki yakalama emrinin infaz edilemediği ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 12.02.2016 tarihli yazısı ile Hollanda güvenlik birimleri tarafından Hollanda Göç ve Vatandaşlık Hizmetlerine intikal ettirilen bir rapora istinaden Schengen alanında istenmeyen kişi ilan edildiğinin bildirilmesi nedeni ile yapılan talebin değerlendirilerek, talepte belirtilen usulü hususlara dikkat edilmek suretiyle sanığın iadesinin istenmesine, yakalama emrinin ise devamı ile infazının beklenilmesine karar verilmiş, 24.05.2016 tarihli duruşmada ise sanık hakkında Eminyet Genel Müdürlüğü'nün 16.03.2016 tarihli yazısı uyarınca uluslararası seviyede kırmızı bülten ile aranmasının temini için kırmızı bülten formu doldurularak gönderilmesine karar verilmiş, 26.07.2016 tarihli ara karar ile sanık ... hakkında 2014/102 esas sayılı dosyasından çıkarılan kırmızı bülten formu ile ilgili olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunun 15/07/2016 tarih ve B.M. 2015/1983 sayılı yazısı gereği hakkında 09.04.2014 tarih, 2014/102 esas sayılı CMK'nın 98 maddesine göre çıkartılan yakalama emrinin kaldırılarak, CMK 94. maddesi gereğince yakalama müzekkeresi düzenlenmesine karar verilmiş, 27.10.2016 tarihli 10. duruşmada sanık hakkında çıkarılan yakalama emrinin kaldırılmasına ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün yazısı gereği yeniden CMK'nın 100. maddesi uyarınca tutuklamaya yönelik hakkında yakalama emri çıkarılmasına karar verilmiş, 2511.2016 tarihli yakalama emrinde "yoklukta tutuklama (CMK 248)" bilgisinin yazıldığı görülmüştür. 31.01.2017 ve 15.06.2017 tarihli duruşmalarla ise çıkartılan kırmızı bültenin infazı beklenilmiştir.
14.11.2016 tarih ve 2014/102 esas sayılı ara karar ile sanık hakkında çıkarılan kırmızı bülten formu ile ilgili olarak Adalet Bakanlığı Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 03.08.2016 tarihli, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Bakanlık Muhabere Bürosunun ise 03.08.2016 tarih ve B.M. 2015/1983 sayılı yazıları ile yapılan talebe istinaden sanık hakkında devam eden 2014/102 esas sayılı yakalama emrinin kaldırılmasına ve CMK'nın 100.maddesi uyarınca tutuklanmaya yönelik olarak CMK'nın 199 ve 94 maddeleri gereğince yakalama kararı çıkarılmasına karar verilmiştir.
30.11.2017 tarihli duruşmada kırmızı bültenin infaz edilemediğinden kaldırılmasına karar verilmiş, Cumhuriyet savcısının sanık hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan kamu davası açılmışsa da üzerine atılı suçun suç tarihi itibariyle 765 sayılı TCK'nın 168/2 maddesine uyan suçu oluşturduğu, bu suçun zaman aşımı süresinin 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddesinde belirlenen 15 yıl olduğu dolayısıyla atılı suça ilişkin olağan üstü zaman aşımı süresinin dolmuş olduğu anlaşıldığından düşme kararı verilmesine ilişkin mütalaası sonrası tefhim olunan hükümle de davanın CMK'nun 223/8 maddesi gereğince düşürülmesine, Yargıtay
nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere, oy birliği ile karar verilmiştir. Bu kapsamda tefhim olunan hüküm belirtildiği şekli ile;
"1- Sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan açılan kamu davasında suç tarihi itibari ile 765 Sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddesi anlamında olağanüstü dava zaman aşımı süresinin dolmuş olması nedeniyle sanık hakkındaki kamu davasının CMK'nın 223/8 maddesi gereğince düşürülmesine.
2- Dosya ile ilgili yapılan yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına
Dair, sanığın yokluğunda, iddia makamının huzurunda, kararın tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde... Yargıtay nezdinde temyiz yolu açık olarak talebe uygun ve oy birliğiyle verilen karar..." şeklindedir.
Kovuşturma sürecinde verilen ara kararlar doğrultusunda temin edilen belge ve bilgilerde ise özetle; süreçte sanık hakkında beyanda bulundukları belirtilen şahıslar hakkında yapılan araştırma neticesinde; 17.07.2014 tarihli İl Emniyet Müdürlüğü yazısı ile 22.12.2002 tarihli ifadesinden dolayı ...'ya İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2002/394 esasına kayden dava açıldığı; ....'ın 08.11.1999 tarihli ifadesine İstanbul 5 Nolu Güvenlik Mahkemesinin 1999/2497 hazırlık, Murat Kaya'nın 09.11.1999 tarihli ifadesine 5 Nolu Güvenlik Mahkemesinin 1999/2497 soruşturma, Vedat Düşküner 09.04.2001 tarihli ifadesine ise Devlet Güvenlik Mahkemesinin 2001/879 hazırlık numaralarının verildiği bildirilmiş, Ali Koca ile ilgili İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/151 esas sayılı dosyası celp edilip fotokopisi alınmıştır. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.04.2009 tarih, 2000/151 esas ve 2009/86 sayılı gerekçeli kararı ile eki belgelerde sanıklar arasında ismi yer almayan ...'un adının bir kısım ifadelerde geçtiği; ayrıca, süreçte Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Suçluların İadesi ve Hükümlü Nakil Bürosunca Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazılar ve eklerinde yer alan belge içeriklerinde özetle; sanığın Hollanda'da bulunduğu, Hollanda Göç ve Vatandaşlık Hizmetleri'ne intikal ettirilen bir rapora istinaden Schengen alanında istenmeyen kişi ilan edildiği, 13/01/2016 tarihi itibariyle Schengen Bilgi Sistemine istenmeyen kişi olarak kaydedildiği, daha sonra ki tarihli yazılarda ise sanığın örgüt lideri olan Dursun Karataş'ın 11.08.2008 tarihinde ölümünden dolayı Hollanda'ya gittiği, terör örgütünün halen İngiltere'de sorumluluğunu yürüttüğüne dair istihbari bilgilerin bulunduğunun belirtildiği, İngiltere yetkili makamlarına yönelik tanzim edilen kırmızı bülten formlarında da suç tarihinin 2000 veya 2011 yılı ve öncesi, dava zamanaşımı tarihlerinin ise 2026 yahut 12.10.2031 yılı olarak işlendiği görülmüştür.
İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2017 tarih, 2014/102 esas, 2017/478 karar sayılı, başlık kısmında suç tarihinin 2000 yılı olduğu belirtilen kararının gerekçesi özetle ve belirtildiği şekli ile; "...Her ne kadar sanığın iddianamede belirtilen diğer örgüt mensuplarının anlatımları ile sanığın 1998-2000 yılları arasında DHKP/C terör örgütü lehine faaliyet göstermekte olduğunu gösterdiğinden bahisle kamu davası açılmış ise de; dosya kapsamına göre sanığın 2000 yılından sonra terör örgütüne üyeliğinin devam ettiğine ilşikin delil bulunmadığı şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince temadinin 2000 yılında kesildiğinin kabulü gerekmektedir.
Sanığın üzerine atılı suç tarihi itibariyle 765 sayılı yasa yürürlükte olup lehe-aleyhe yasa değerlendirmesi yapmak gerekmiştir.
765 sayılı kanun uygulandığında
...Son suç tarihinin 2000 yılının olması nedeniyle olağan üstü zamanaşımı süresi olan 15 yıllık sürenin 2015 yılında dolduğu anlaşılmıştır.
5237 sayılı kanun uygulandığında
...Son suç tarihinin 2000 yılının olması nedeniyle olağan üstü zamanaşımı süresi olan 22 yıl 6 aylık sürenin 2022 yılında dolacağı anlaşılmıştır.
Bu nedenlerle 765 sayılı kanun sanık lehine olduğu anlaşılmakla zamanaşımı süresi dolduğundan sanık hakkında düşürülmesine karar vermek gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklindedir.
Karar sanığın nüfus kaydında yerleşim yeri ve 25.11.2017 tarihli adres araştırmasında da mernis adresi olarak belirtilen adresine gönderilmiş; tebliğ imkansızlığı nedeni ile Teb K 21/2 maddesi gereği mahalle muhtarına tebliğ edilip, kapısına 2 nolu haber kağıdı yapıştırılarak 15.12.2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Mahkemenin 27.12.2017 tarihli kesinleşme şerhinde kararın temyiz edilmeden 25.12.2017 tarihinde kesinleştiği belirtilmiştir.
HSK Başmüfettişliğinin 25.06.2021 tarihli yazısı ile İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından, silahlı terör örgütüne katılması nedeni ile 12.10.2011 tarihli iddianame tanzim edilen, kovuşturma aşamasında yakalanamaması nedeni ile savunmasının alınamadığı sanığa atılı suç olan silahlı örgüt üyeliğinin temadi eden suçlardan olduğu, yakalanamayan sanık hakkında kamu davasının açılması ile temadinin kesintiye uğrayacağı ve bu nedenle zamanaşımı süresinin iddianamenin düzenlendiği tarih olan 12.10.2011 tarihinde başlayacağı gözetilmeden, zaman aşımı süresinin 2000 tarihinden başlatılmasının 765 sayılı TCK'nın 104 maddesine aykırı görüldüğünden, kesinleşen kararın bozulması için 5271 sayılı CMK'nın 309 maddesince kanun yararına bozma yoluna gidilmesi ihbar olunmuştur.
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 30.06.2021 tarihli yazısı ile; sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiası ve bu eylemine uyan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı TMK'nın 5 ve TCK'nın 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, sanığın aşamalarda yakalanamadığı, bu nedenle savunmasının alınamadığı, sanığın üzerine atılı suçun temadi eden suçlardan olduğu, yakalanamayan sanık hakkında kamu davası açılması ile birlikte temadinin kesintiye uğradığı, zamanaşımı süresinin iddianamenin tanzim edildiği 12.10.2011 tarihinde başlayacağı ve bu haliyle zamanaşımı yönünden gözetilmesi gereken maddelerin 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d ve 67/4 maddeleri olduğu, anılan yasaya göre de zamanaşımı süresinin dolmadığı, dolayısı ile sanık hakkındaki davanın düşürülmesine dair İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2017 tarih, 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kesinleşen kararının kanun yararına bozulması hususunda ihbar ve görüşte bulunulmuştur.
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü'nün 17.11.2021 tarih ve 94660652- 105-34-14020-2021-Kyb sayılı yazısı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununun 309. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/11/2017 tarihli ve 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kararının bozulması istenilmiştir.
UYAP sisteminde yapılan sorgulamada; İstanbul 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2010 tarih ve 2001/189 esas, 2010/416 karar sayılı ilamı ile resmi belgede sahtecilik suçundan sanık hakkında açılan davanın, sanığın 17.01.2002 tarihinde gıyabında tutuklandığı tarihten bu yana geçen sürede 5237 sayılı yasada atılı suça öngörülen 8 yıllık asli zamanaşımı süresinin dolduğundan 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi gereği düşürülmesine karar verildiği görülmüştür.
III-KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNE İLİŞKİN UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI:
Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında olağanüstü zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile verilen düşme kararında hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı hususundadır.
IV-HUKUKSAL DEĞERLENDİRME:
İlgili mevzuat şöyledir;
A-) 5237 sayılı TCK'nın
Dava zamanaşımı
Madde 66- (1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası;
a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,
b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,
c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,
d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,
e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl geçmesiyle düşer.
(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.
(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli halleri de göz önünde bulundurulur.
(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır.
(5) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/8 md.) Aynı fiilden dolayı tekrar yargılamayı gerektiren hallerde, mahkemece bu husustaki talebin kabul edildiği tarihten itibaren fiile ilişkin zamanaşımı süresi yeni baştan işlemeye başlar.
(6) Zamanaşımı, tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs halinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlar.
(7) Bu Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmaz.
Dava zamanaşımı süresinin durması veya kesilmesi
Madde 67- (1) Soruşturma ve kovuşturma yapılmasının, izin veya karar alınması veya diğer bir mercide çözülmesi gereken bir meselenin sonucuna bağlı bulunduğu hallerde; izin veya kararın alınmasına veya meselenin çözümüne veya kanun gereğince hakkında kaçak olduğu hususunda karar verilmiş olan suç faili hakkında bu karar kaldırılıncaya kadar dava zamanaşımı durur.
(2) Bir suçla ilgili olarak;
a) Şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi,
b) Şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi,
c) Suçla ilgili olarak iddianame düzenlenmesi,
d) Sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, dava zamanaşımı kesilir.
(3) Dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlar. Dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlar.
(4) Kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzar.
Silahlı örgüt
Madde 314- (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.
B-) 3713 sayılı TMK'nın
Terör suçları
Madde 3 – (Değişik: 29/6/2006-5532/2 md.)
26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır.
Cezaların artırılması
Madde 5 – (Değişik: 29/6/2006-5532/4 md.)
3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda, gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırı aşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olması dolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bu madde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanın üçte ikisinden az olamaz.
(Ek fıkra: 22/7/2010 - 6008/4 md.) Bu madde hükümleri çocuklar hakkında uygulanmaz.
C-) 765 sayılı TCK'nın
Madde 168 - (Değişik madde RGT: 22.01.1983 RG NO: 17936 Kanun no: 2787/11)
Her kim, 125, 131, 146, 147, 149 ve 156. ncı maddelerde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkum olur.
Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır.
Madde 102- (Değişik madde:29/06/1938 - 3531/1 md.)
Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:
1- Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis (Değişik ibare Kanun no:5218/1 RGT:21.07.2004 RG no: 25529) ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2- Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,
4- Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,
5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6- Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.
Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis (Değişik ibare Kanun no:5218/1 RGT:21.07.2004 RG no:25529) veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur.
Madde 103. Müruru zamanın başlangıcı tamamiyle icra olunmuş cürüm ve
kabahatler hakkında fiilin vukuu gününden ve teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten ve mutemadi ve müteselsil cürümler hakkında dahi temadi ve teselsülün bittiği günden itibar olunur.
Madde 104. (Değişik madde:11/06/1936 - 3038/1 md.)
Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.
Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.
Uyuşmazlığa izahında şu bilgilerin belirtilmesinde fayda bulunmaktadır.
Dairemizce de benimsenen, öğretide ekseriyetle kabul gören yerleşik yargısal kararlara göre, örgütü yönetmek ya da örgüte üye olmak suçları mütemadi (kesintisiz) suçlardandır. Yani fiilin icrası süreklilik arz eder. Bu suçlarda örgüt hiyerarşisine dahil olup faaliyetlere başlanmakla suç tamamlanmıştır. Ancak fiilin icrası devam ettiği müddetçe fiilin ifade ettiği haksızlık da süreceğinden suç işlenmeye devam edecektir. Failin kendi isteğiyle ya da irade dışı olarak örgütten ayrılması halinde suç bitmiş olacaktır. Mütemadi suçların tamamlanmasıyla bitmesi aynı anlamı taşımamaktadır.
Mütemadi suçların ceza ve muhakeme hukuku bakımından önemli sonuçları mevcuttur. Bu bağlamda; Ceza hukuku bakımından suça teşebbüs fiilin bitmesine kadar değil tamamlanmasına kadar mümkündür. İştirak ise bitinceye kadar gerçekleşebilir. Suç işlenmeye devam ettiğinden, koşulları varsa meşru savunma hükümleri uygulanabilir. Uygulanacak ceza hükümleri bakımından temadinin bittiği tarih esas alınmalıdır. Yine kusur yeteneği ve yaş küçüklüğü bitiş tarihine göre tayin edilir. Muhakeme hukuku bakımından ise, zamanaşımı, yetkili mahkeme ve şikayet süresi temadinin bitişine göre değerlendirilecektir. Ancak suçun mütemadi niteliği, kural olarak görevli mahkemenin belirlenmesi ya da kovuşturma usulünün tespiti bağlamında bir özellik taşımaz. Örgüt üyeliği temadi eden suçlardan olması nedeniyle hukuki ve fiili kesintiyle sona erecektir.
Diğer taraftan, TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle düşeceği düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının d bendinde beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda, sürenin onbeş yıl olduğu, 3. fıkrasında dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerinin göz önünde bulundurulacağı, 6. fıkrasında kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği günden itibaren işlemeye başlayacağı, 7. fıkrasında Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya müebbet veya on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren
suçların yurt dışında işlenmesi halinde dava zamanaşımı uygulanmayacağı; TCK'nın 67.maddesinde ise dava zamanaşımı kesildiğinde, zamanaşımı süresi yeniden işlemeye başlayacağı, zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması halinde, zamanaşımı süresi son kesme nedeninin gerçekleştiği tarihten itibaren yeniden işlemeye başlayacağı ve kesilme halinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak Kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacağı belirtilmiştir.
Benzer düzenleme, 765 sayılı TCK'nın 102/2 maddesinde de bulunmakla birlikte, suçun, 3713 sayılı TMK'nın 3. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak terör suçları arasında yer alması nedeni ile belirlenecek hapis cezasının, 3713 sayılı Kanunun 5/1 maddesi gereğince 1/2 oranında artırılmasında zorunluluk bulunduğu, Kanunun İkinci Kitabının Dördüncü Kısmında yazılı suçlardan olduğu, yazılı cezanın üst sınırı nazara alındığında yurt içinde mi yoksa yurt dışında mı işlendiğinin de göz önünde bulundurulması gereklidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; DHKP/C silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılanan ve safahatta yakalanıp ifadesine başvurulamayan sanığın, 1998 - 2000 yılları arasında gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerden sonra yurt içinde bilinen adresinden ulaşılamadığı gibi örgütsel faaliyetlerinin devam edip etmediği hususunda da somut olgulara dayanan bir tespite yer verilmediğine göre suç tarihinin 2000 yılı olarak kabulü ile olağanüstü dava zaman aşımının gerçekleştiğine ilişkin gerekçede bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, kovuşturma aşamasında sanığın İngiltere ve Hollanda ülkelerinde anılan örgüt adına faaliyetlerde bulunduğu yönündeki istihbari bilgilerle ilgili olarak, bu bilgilerin dayandığı somut olay ve olgulara ilişkin yetkili merciler nezdinde araştırmalar yapıldıktan sonra sanığın yurt dışında örgütsel faaliyetlerine devam ettiğinin belirlenmesi halinde mülga 765 sayılı TCK'nın 102/son ve mer'i 5237 sayılı TCK'nın 66/7 maddeleri gereğince dava hakkında zaman aşımı hükümlerinin uygulanamayacağının gözetilmeden eksik araştırmaya istinaden yazılı şekilde hüküm kurulmasında hukuki isabet bulunmamaktadır.
V-SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen 30.12.2021 tarih ve 2021/144718 sayılı tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran sonuç itibari ile yerinde görüldüğünden İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2017 tarihli 2014/102 esas, 2017/478 sayılı kararının CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca, yeniden yargılanmamak ve aleyhe sonuç doğurmamak üzere BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.10.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
16. Ceza Dairesi, 2020/336 E., 2020/3675 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varCeza Dairesi
tam metni aç
Soruşturma aşamasında sanık hakkında CMK'nın 98. maddesi uyarınca ifadesinin alınması amacıyla yakalama kararı çıkaran Hakim ...
16. Ceza Dairesi 2020/336 E. , 2020/3675 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :Ceza Dairesi
Suç : Silahlı terör örgütüne üye olma
Hüküm : TCK'nın 314/2 ve 3713 sayılı Kanunun 3-5/1.maddesi ile TCK'nın 62 ,53/1-2-3, 58/9, 63 maddeleri
uyarınca mahkumiyet kararına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;
Temyiz edenlerin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;
Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;
Duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Soruşturma aşamasında sanık hakkında CMK'nın 98. maddesi uyarınca ifadesinin alınması amacıyla yakalama kararı çıkaran Hakim ... ...'ın atılı suç yönünden herhangi bir görüş ortaya koymaması karşısında, adı geçen hakimin Bölge Adliye Mahkemesi kararında üye olarak yer alması CMK 23/1 maddesine aykırı bulunmamış ve bozma nedeni yapılmamıştır.
Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin,
tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla; sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden CMK’nın 302/1. maddesi gereğince temyiz davasının esastan reddiyle hükmün ONANMASINA 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca, İzmir 17. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.07.2020 tarihinde üye ...'ın muhalefeti ve oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ :
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan kamu davası açıldığı ve sanık hakkında terör örgütü üyesi olmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, “kararın temyiz edilmesi üzerine Dairemizce dosya üzerinde yapılan incelemede; soruşturma aşamasında sanık hakkında CMK’nın 98. maddesi uyarınca ifadesi alınması amacıyla yakalama kararı çıkarılan hakim ... ...’ın atılı suç yönünde herhangi bir görüş ortaya koymaması karşısında adı geçen hakimin Bölge Adliye Mahkemesi kararında üye hakim olarak yer alması CMK 23/1. maddesine aykırı bulunmamış ve bozma nedeni yapılmamıştır.”
Oyçokluğuyla onanan kararda soruşturma aşamasında görev alan hakimin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi Başkanlığınca verilen karara katılıp katılmayacağı konusunda çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.
Soruşturma evresinde İzmir 4. Sulh Ceza Hakimi olarak görev yapan ... ...’ın İzmir 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 29.11.2017 tarih ve 2017/5855 D. İş sayılı kararı ile sanığa yönelik “silahlı terör örgütüne üye olma suçundan (TCK 314/2) ifadesinin alınması ve tutuklamaya yönelik” karar verdiği, aynı hakimin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinde sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının denetiminde bulunan heyet içerisinde yer aldığı, CMK’nın 23/1. maddesine göre bir karar veya hükme katılan hakimin yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar ve hükme katılamayacağına ilişkin hüküm ile CMK 23/2. maddesi gereğince “soruşturma evresinde görev yapan hakim kovuşturma evresinde görev yapamaz” hükmü, AİHM kararları, Ceza Genel Kurulu kararları ve Dairemiz kararlarına aykırı olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanılmıştır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi 13.12.2019 tarih, 2019/8458 sayılı kararında belirtildiği gibi “5235 sayılı Kanunun 33. maddesi gereğince adli yargı ilk derece mahkemelerince verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararlara karşı yapılacak başvuruları inceleyip karara bağlamakla görevli olan bölge adliye mahkemelerinin, adli yargı ilk derece mahkemelerine ve sulh ceza hakimliklerine nazaran yüksek görevli mahkeme olduğunda tereddüt bulunmamasına, 5320 sayılı Kanunun 11. maddesinin CMK'nın 23/2 maddesinin uygulanma alanı ile ilgili olmasına, bir karar veya hükme katılan hakimin, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamayacağına ilişkin aynı yasanın 23/1 maddesi sarahatine ve Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.02.2014 tarih 1-538, 29 sayılı kararlarına nazaran; soruşturma aşamasında Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi sıfatıyla 07.03.2017 tarih 1703 d.iş, 08.02.2017 tarih 972 d.iş ve 08.12.2006 tarih 6666 d.iş sayılı, şüphelinin (sanığın) tutukluluk halinin devamına ilişkin kararları veren 40869 sicil numaralı Hakim ...'ün bu kez mahkemenin kanuna uygun şekilde teşekkül ettirilmemesi sonucunu doğuracak biçimde (CMK. m. 289/1-a) Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinde yapılan istinaf incelemesine üye hakim sıfatıyla katılmak suretiyle 5271 sayılı CMK'nın 23/1 maddesine muhalefet edilmesi”,
Bölge Adliye Mahkemeleri bir yönüyle denetim, diğer yönüyle yargılama mahkemeleridir. Bölge Adliye Mahkemeleri dosya üzerinde karar verebileceği gibi, gerektiğinde duruşma açarak, yargılama yaparak karar verebilir. Bu nedenle CMK’nın 23/2. maddesinde yer alan “soruşturma evresinde görev yapan hakim kovuşturma evresinde görev yapamaz” hükmü gereğince daha önce sanık hakkında düzenlenen yakalama müzekkeresinde “silahlı terör örgütüne üye olma (TCK 314/2) ifadesinin alınmasına veya tutuklamaya yönelik yakalama (CMK 98)” şeklinde tespiten karar çıkarıldığı tespit edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Hauschildt – Danimarka (24.05.1989 tarih, 10486-83 sayılı kararı) “... Soruşturma tedbirine karar verdiği olayda yargılama yapan yargıç suç işlediğine dair özel olarak teyit edilmiş bir kuşkunun varlığı halinde tutukluluğu öngören usul hükmü nedeniyle tutuklanma veya tutukluluğun devamına karar vermiş olan yargıcın daha sonra dava mahkemesine başkanlık etmesi ve başvurucu hakkında mahkumiyet kararı verilmesi adil yargılanma hakkı, bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkına aykırıdır.”
Sanık hakkında soruşturma aşamasında tedbir kararı veren bir hakim, aynı sanık hakkında kovuşturma aşamasında ve sanık hakkında verilen mahkumiyet kararının yüksek dereceli mahkeme tarafından görülmesi durumunda karar veren heyette yer alıp almayacağı; görev almasının CMK’nın 23/1-2 maddesine muhalefet, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde yer alan adil yargılama hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığının değerlendirilmesine ilişkindir.
İnsan haklarına dayanan hukuk devletinde, hukukun üstünlüğü ilkesini hakim kılmak için gereken her türlü yapısal ve kurumsal hukuki reformların hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Hukukun üstünlüğünü sağlamanın önemli unsurlarından bir tanesi adil yargılama ve adalete erişim hakkının tüm güvenceleriyle yaşama geçirilmesidir. Bu hakların kullanımını sağlamak için gerekli tedbirleri almak devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında yer almaktadır.
Adalete erişim bir hak olarak kabul edilmektedir. Adalete erişim bir hak olduğu için bu hakkın kullanımı yoluyla yasanın yorumu, anlaşılabilirliği ve dolayısıyla yararlanılabilirliği sağlanıp içtihatlar bu şekilde oluşturulmalıdır. Hakların tanınması yetmez, hakkın etkin kullanımının da sağlanması gerekir. Anayasamızın 36. maddesinde “herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunmayla adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, kendisi temel bir hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.
Adil yargılanma hakkı bağımsız ve tarafsız yargı mercileri elinde hakkını aramak, davalı veya davacı olabilmek, yargılama sırasında usuli güvencelere sahip olmak, yargılamanın makul sürede yapılması, mahkeme kararlarına karşı etkin hukuki denetim mekanizmalarının sağlanması gibi temel güvenceleri bünyesinde barındırmaktadır. Anayasanın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti insan haklarına dayanan bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren eylem ve işlemleri hukuka uygun olan her alanda bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan hakların elde edilmesini kolaylaştıran, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalara kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.
Ceza muhakemesinde, iddia ve savunmanın ışığında uyuşmazlığı çözüp maddi gerçeğe ulaşma görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin bu yetkisi yargılamada hâkimler eliyle yürütülmektedir. Yargılama sonunda verilen hükmün adil olması ve tarafları tatmin edebilmesi için hâkimin belli niteliklere sahip olması gerekir. Bağımsızlık ve tarafsızlık bu niteliklerin en önemlileri arasında yer almaktadır.
Bağımsızlık, hâkimin görevini yaparken hiçbir dış baskı ve etki altında bulunmaması ile hiçbir kişi veya merciden emir almaması, kısaca özgür olmasıdır. Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasamızın 138. maddesinde "Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler" şeklinde açıkça vurgulanmıştır.
Tarafsızlık, hâkimin yargılama yaparken yansız olması, taraflara eşit mesafede bulunması ve kişiliğinden sıyrılabilmesi, başka bir deyişle taraflara sübjektif değil objektif davranmasıdır.
Tarafsızlıkla ilgili Anayasamızda açık bir düzenleme bulunmamakta iken 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun
27.04.2017 tarihinde yürürlüğe giren 1. maddesi ile Anayasanın 9. 170 maddesine
"bağımsız" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve tarafsız" ibaresi eklenmiş ve madde "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır" hâlini almıştır. Söz konusu değişiklikle Türk Milleti adına yargı yetkisini kullanan mahkemelerin ve dolayısıyla hâkimlerin tarafsızlığı anayasal bir dayanağa kavuşturulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin "Adil yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde; “Herkes, .... hakkındaki bir suç isnadının karara bağlanmasında .... hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından .... yargılanma hakkına sahiptir.” ifadelerine yer verilmek suretiyle bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri birlikte düzenlenmiştir. Bu suretle sözleşmede, hâkimlerin bağımsız ve tarafsızlığının adil yargılanma hakkının bir gereği olduğu ifade edilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafsızlık konusunda verdiği kararlarında “tarafsızlık normal olarak önyargının ve tarafgirliğin (bias) bulunmamasını ifade eder; Sözleşme’nin 6(1). fıkrasına göre tarafsızlığın bulunup bulunmadığı çeşitli yollarda test edilebilir. Bu bağlamda, belirli bir davada belirli bir yargıcın kişisel kanaatlerini belirleme çabası şeklindeki sübjektif test ile, bir yargıç hakkında bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelere sahip olup olmadığının belirlenmesi şeklindeki objektif test arasında bir ayrım yapılabilir. Burada yapılacak birinci testte Urla mahkeme yargıcının kişisel tarafsızlığının taraflar yargılama konusu olay bakımından kuşku duymayabilir. Olayda bu bakımdan kuşku duyulması için hiçbir sebep yoktur; aslında aksi kanıtlanmadıkça kişisel tarafsızlığın bulunduğu da varsayılır. Ancak sadece subjektif test ile yetinmek mümkün değildir. Bu konuda görünüşün bile belirli bir önemi vardır. (17/01/1970, Delcourt, parag. 31) Tarafsızlığından kaygılanmak için haklı sebebin bulunduğu bir yargıç davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mahkemelerin halka vermek zorunda oldukları ... duygusudur.
Mahkemeye göre, ön yargı sahibi olmamak biçiminde tanımlanan tarafsızlığın, sübjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan subjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı ... verici izlenim ve tarafsız görünümdür.
KONUYLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
CMK’DAKİ DÜZENLEMELER
HÂKİMİN DAVAYA BAKAMAYACAĞI HÂLLER
Madde 22 - (1) Hâkim;
a)Suçtan kendisi zarar görmüşse,
b)Sonradan kalksa bile şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlilik, vesayet veya kayyımlık ilişkisi bulunmuşsa,
c)Şüpheli, sanık veya mağdurun kan veya kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyundan biri ise,
d)Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında evlât edinme bağlantısı varsa,
e)Şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında üçüncü derece dahil kan hısımlığı varsa,
f)Evlilik sona ermiş olsa bile, şüpheli, sanık veya mağdur ile aralarında ikinci derece dahil kayın hısımlığı varsa,
g)Aynı davada Cumhuriyet savcılığı, adlî kolluk görevi, şüpheli veya sanık müdafiliği veya mağdur vekilliği yapmışsa,
h)Aynı davada tanık veya bilirkişi sıfatıyla dinlenmişse,
Hâkimlik görevini yapamaz.
YARGILAMAYA KATILAMAYACAK HÂKİM
Madde 23 - (1)Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2)Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.
HÂKİMİN REDDİ SEBEPLERİ VE RET İSTEMİNDE BULUNABİLECEKLER
Madde 24 - (1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.
Hakimin soruşturma evresinde sulh ceza hakimi olarak görev yaptığı sırada sanığın tutuklanmasına karar vermesinin ve burada görüş açıklamasının daha sonra sanığın yargılandığı ağır ceza mahkemesinde başkan olarak sanığın cezalandırılmasına karar verilen hükümde yer alması adil yargılama hakkının ihlali sonucunu doğuracak şekilde objektif ve subjektif anlamda tarafsızlık ilkesini zedeleyip zedelemediği konusunda görüş farklılıkları olmakla birlikte CMK Yargılamaya Katılamayacak Hâkim başlığıyla düzenlenen 23. maddenin 1. fıkrasında “Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.”, 2. fıkrasında ise “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.” şeklindeki düzenleme gereğince tarafsızlık ilkesinin görünümü itibariyle zedelediği,
Nitekim; 24.05.1989 tarih 10486/83 Hauschildt-Danimarka kararında AİHM; “soruşturma tedbirine karar verildiği olayda yargılama yapan yargıç suç işlediğine dair özet olarak teyit edilmiş bir kuşkunun varlığı halinde tutukluluğu öngören usul hükmü nedeniyle tutuklama ve tutukluluğun devamına karar vermiş olan yargıcın daha sonra dava mahkemesinde başkanlık etmesi ve başvurucu hakkında mahkumiyet kararı vermesi adil yargılama hakkı-bağımsız ve tarafsız yargı yerinde yargılanma hakkının ihlal edildiğini” bu nedenle sözleşmenin 6/1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 01.10.1982 gün ve 8692/79 başvuru sayılı .../Belçika kararında; Brabant Ağır Ceza Mahkemesine başkanlık yapan yargıç Van de Walle daha önce Brüksel savcılığında savcı başyardımcısı olarak görev yapmıştır, Üst Mahkemeye atanıncaya kadar Brüksel savcılığında kişilere karşı cürümleri ve kabahatları ele alan B bölümünün, yani, başvurucu bay ...’ın olayının havale edildiği bölümün başkanlığını yapmıştır. Bu durumun ağırlığı altında
başvurucu davanın “tarafsız bir yargı yeri“ tarafından görülmediğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre, “bir kimse bir olayla bir buçuk yıl savcı olarak ilgilenmiş ise, önyargısız olamaz.” şeklinde iddiada bulunmuştur.
Mahkeme burada tarafsızlık konusunda subjektif ve objektif testlerin yapılması gerektiğini, subjektif test ile bir yargıç hakkında kişisel kanaatini belirleme çabası şeklindeki davranışların test edildiği, objektif test ise bu konuda haklı kuşku duyulmasına engel olan yeterli güvencelerin bulunup bulunmadığının test edilmesi esas itibariyle görünümde tarafsızlığın sağlanması gerektiği sonucuna varmıştır. Yani tarafların yargıcın tarafsızlığında kaygılanmak için haklı bir sebeplerinin bulunmaması gerektiği, kaygılanmak için haklı bir sebebin bulunduğu takdirde yargıç davadan çekilmelidir diyerek burada sözleşmenin 6/1 fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (... Doğru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları-I, sh.501)
AİHM bir kararında (AİHM, Farhi/Fransa, 17070/05, l6 Ocak 2007), Mahkeme, Farhi-Fransa davasında, bazı jüri üyelerinin, duruşmaya ara verildiği sırada savcı ile temasa geçmeleri, onların tarafsızlığına gölge düşürdüğü için 6. maddenin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Mahkeme’ye göre, sanığın bir mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında algısı belirleyici olmamakla beraber önemlidir; önemli olan, sanığın algısının nesnel olarak haklı görülüp görülmemesidir'. (Findlay, par.73; Incal, par.71) (Doğru, ...-Nalbant, Attila: İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, Açıklama ve Önemli Kararlar, C.I,) şeklindeki tespiti ile 'Mahkeme, ceza yargılamasında mahkemenin dışarıya tarafsız olduğu görünümü vermesi konusunun önemine vurgu yapmıştır.
Kanımca da;
CMK’nın 22 ve 23. maddelerinde hâkimin görev yasakları sayılmıştır.
CMK’nın 24. maddesinde, görev yasakları dışında, hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren ve kanunda sayılmayan diğer sebeplerden dolayı da hâkimin reddi isteminde bulunabileceği, hakimin tarafsız olmasının yetmeyeceği, tarafsız görünümün de gerekli ve zorunlu olduğu, zira tarafsızlığın, subjektif ve objektif olmak üzere iki yönü vardır. Bunlardan subjektif tarafsızlık, hâkimin birey olarak tarafsız olmasıdır. Objektif tarafsızlık ise, mahkemenin kurum olarak kişide bıraktığı ... verici izlenim ve tarafsız görünümdür.
CMK’nın 23/1. maddesinde ”Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.”
CMK’nın 23/2 maddesinde “Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev yapamaz.”
Bu maddedeki düzenleme esas itibariyle aynı mahkemede yürütülen yargılama sürecinin tümünü kapsar ve dolayısıyla o mahkemedeki görülen davadaki kaynak belgeler olan sorgu, tutuklama müzekkeresi ve tutukluluğun devamına ilişkin karar yapılan yargılama faaliyetinin bir parçasıdır. Yasa koyucu bu düzenlemeyle aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakimin kovuşturma evresinde görev yapamayacağını açıkça belirtmiştir.
Yine bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme katılamaz şeklindeki düzenlemeyle
de hakimin denetim ve yargılama görevi olan yüksek görevli Bölge Adliye Mahkemesinin sanık hakkında verdiği karara katılamaz.
Sanığın mahkumiyetine ilişkin kararında daha önce soruşturma aşamasında sanığın ifade vermesi ve tutuklanmasına yönelik karar verirken zorunlu olarak dosyayı inceleyen ve bilgi sahibi olan ve tedbir uygulayan hakimin yüksek dereceli mahkemede verilen karara katılması kanun, Yargıtay kararları, CGK kararları, AİHM kararları ve AİHS sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılama hakkına aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Usul ve kanuna aykırı olan kararın bozulmasına karar verilmesi gerekir.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Ceza Muhakemesi Hukuku
Nitelikli dolandırıcılık suçundan yürütülen bir soruşturmada, şüpheli M hakkında ifadesinin alınması amacıyla düzenlenen zorla getirme kararı yerine getirilememiştir. Bunun üzerine Cumhuriyet savcısı, M hakkında bir yakalama emri düzenlenmesini talep etmeye karar vermiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, bu durumda yakalama emri düzenleme yetkisine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Cumhuriyet savcısı, şüphelinin yakalanmış iken kaçması gibi istisnai bir durum olmasa dahi, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde re'sen yakalama emri düzenleyebilir.
B) Çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından yakalama emri düzenlenebilir.
C) Kovuşturma evresinde olduğu gibi, soruşturma evresinde de kaçak olduğu anlaşılan şüpheli hakkında mahkeme re'sen yakalama emri düzenler.
D) Zorla getirme kararının yerine getirilememesi üzerine, şüpheli hakkında öncelikle kaçak kararı verilmeli, ardından bu karara dayanılarak yakalama emri düzenlenmelidir.
E) Tutuklama isteminin reddi kararına itiraz edilmesi halinde dahi, itirazı inceleyen merciin yakalama emri düzenleme yetkisi bulunmamaktadır.
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.