5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 99

Ceza Muhakemesi Kanunu 99. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

Madde 99 – (1) Gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethanelerin maddî koşulları, bu kişinin hangi görevlinin sorumluluğuna bırakılacağı, sağlık kontrolünün nasıl yapılacağı, gözaltı işlemlerine ilişkin kayıt ve defterlerin nasıl tutulacağı, gözaltına alınmanın başlangıcında ve bu tedbire son verildiğinde hangi tutanakların tutulacağı ve gözaltına alınan kişiye hangi belgelerin verileceği ile kolluk tarafından gerçekleştirilen yakalama işlemlerinin yürütülmesinde uyulacak kurallar, yönetmelikte gösterilir. İKİNCİ BÖLÜM Tutuklama Tutuklama nedenleri

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

30 karar eşleşti
6. Ceza Dairesi, 2021/25429 E., 2022/2031 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308.
6. Ceza Dairesi         2021/25429 E.  ,  2022/2031 K. "İçtihat Metni" Suça sürüklenen çocuklar ..., ..., ... ve ... hakkında, ... Cumhuriyet Başsavcılığının 27/06/2013 tarihli iddianamesi ile mağdurlar ..., ..., ... ve ...’a yönelik, yağma suçundan TCK'nın 149/1-c, 31/2. maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında, ... (Kapatılan) 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 26/06/2014 gün ve 2013/182 esas ve 2014/229 karar sayılı kararı ile kurulan hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın 03/07/2014 tarihinde kesinleştiği, suça sürüklenen çocuk ...’ın denetim süresi içinde 13/10/2014 tarihinde işlediği suç nedeniyle ... 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından yapılan ihbar üzerine ... 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 18/03/2015 gün ve 2015/27 esas, 2015/86. karar sayılı kararı ile hükmün açıklandığı, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazı üzerine Dairemizin 20/12/2018 gün ve 2016/521 esas, 2018/8175 karar sayılı karar ile mağdurlar ..., ... ve ...’a yönelik eylemler nedeniyle kurulan hükümlerin onanmasına, mağdur ...’e yönelik eylem nedeniyle kurulan hükmün bozulmasına karar verildiği, bozmaya uyan ... 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 22/05/2019 gün ve 2019/14 esas, 2019/188 karar sayılı ile kurulan hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edildiği, Dairemizin 11/03/2021 gün ve 2020/1565 esas, 2021/4474 karar sayılı kararı ile onandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/12/2021 gün ve KD-2021-140395 sayılı yazısı ile; ".....Suça sürüklenen çocuk ...'ın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazdığı itiraz dilekçesinde; suçu işlediği tarihte çok küçük olduğunu, eyleminin suç olup olmayacağını bilemediğini, işlediği suçun sonuçlarını anlama yeteneğine ilişkin Adli Tıp Raporunun yetersiz olduğunu, nitekim hırsızlık suçundan ... 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 26/01/2018 gün ve 2017/454 Esas, 2018/43 karar sayılı dosyasında yargılandığını, bu dosyadaki Adli Tıp Raporunun da aynı nitelikte olduğunu, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 17. Ceza Dairesinin Adli Tıp Raporunun yetersiz olduğu gerekçesi ile 05/06/2017 gün ve 2016/12831 Esas, 2017/7058 sayılı kararı ile hükmü bozduğunu gerekçe göstererek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin anılan kararlarına karşı itiraz yoluna gidilmesini talep etmiştir. Hükme dayanak olan Adli Tıp Kurumu ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 21/06/2013 gün ve 2013/1312-1315 sayılı raporunda; ...'ın sorulan sorulara mantıklı ve yerinde cevaplar verdiği, zaman ve mekan oryantasyonunun sağlıklı olduğu, maddi parametleri tanıdığı, duygu durumunun stabil olduğu tespit edildi. Bu sonuçlara göre 20/06/2013 tarihinde küçüğün cezai sorumluluğunu azaltacak veya ortadan kaldıracak düzeyde akıl hastalığı kişilik bozukluğu veya çocukluk dönemi piskopatolojisine ait bulgu tespit edilemediği, ancak 20/06/2013 tarihinde işlediği isnat edilen birden fazla kişi ile birlikte yağma suçunun hukuki sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği konusunda, içinde bulunduğu aile koşulları sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce hazırlanacak rapor eşliğinde mahkemesince karar verilmesinin uygun olacağı'' bildirilmiştir. Hükme dayanak alınan Adli Tıp Raporunun yetersiz olduğu, Adli Tıp raporunda da yağma suçunun hukuki sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği konusunda, içinde bulunduğu aile koşul konusunda, içinde bulunduğu aile koşulları sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce hazırlanacak rapor eşliğinde mahkemesince karar verilmesinin uygun olacağı belirtildiği halde, böyle bir rapor da aldırılmadığı, suç tarihinde 12 yaşında olan suça sürüklenen çocuk ...'ın işlediği iddia edilen yağma suçlarının hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince geliştiğine ilişkin farik ve mümeyyizlik raporu alınmadan mahkumiyet hükmü kurulması nedeniyle Yargıtay 6. Ceza Dairesinin ... (Kapatılan) 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 18/03/2015 tarihli ve 2015/27 Esas, 2015/86 sayılı kararına ilişkin 20/12/2018 gün ve 2016/521 Esas, 2018/8175 sayılı onama kararı ile, Yüksek Dairenizin ... 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/05/2019 gün ve 2019/14 esas, 2019/188 sayılı kararına ilişkin 11/03/2021 tarihli ve 2020/1565 esas, 2021/4475 sayılı onama kararının kaldırılarak hükümlerin BOZULMASINA karar verilmesi," denilmek suretiyle itiraz kanun yoluna başvurulması üzerine, dosya Daireye gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü: TÜRK MİLLETİ ADINA 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308. maddesi gereğince yapılan incelemede; Dosya içerisinde yer alan ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 21/06/2013 tarihli raporunda “... ve ... oğlu, 05/01/2001 doğumlu ... sorulan sorulara mantıklı ve yerinde cevaplar verdiği, zaman ve mekan oryantasyonunun sağlıklı olduğu, maddi parametleri tanıdığı, duygu durumunun stabil olduğu tespit edildi. Bu sonuçlara göre 20/06/2013 tarihinde küçüğün cezai sorumluluğunu azaltacak veya ortadan kaldıracak düzeyde akıl hastalığı kişilik bozukluğu veya çocukluk dönemi piskopatolojisine ait bulgu tespit edilemediğini, Ancak 20/06/2013 tarihinde işlediği isnat edilen birden fazla kişi ile birlikte yağma suçunun hukuki sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin gelişip gelişmediği konusunda, içinde bulunduğu aile koşulları sosyal ve ekonomik koşullar ile psikolojik ve eğitim durumu hakkında uzman kişilerce hazırlanacak rapor eşliğinde mahkemesince karar verilmesinin uygun olacağı”nın bildirildiği, 24/06/2013 tarihli Sosyal İnceleme Raporunda da “... ile yapılan görüşmede çocuğun yaşının gerektirdiği gelişim özelliklerini gösterdiği, fiziksel ve zihinsel olarak belirgin bir engel durumunun olmadığı, iletişim becerisinin yaşıyla uyumlu olduğu gözlemlenmiştir....aynı çevre içerisinde yaşamaya devam etmesi durumunda ileride daha büyük olumsuz davranışlar edinmesi ve uygulaması ihtimalinin yüksek olacağı düşünülmektedir” denilerek bakım tedbiri uygulanması tavsiyesinde bulunulduğu, Mahkemenin her iki raporu birlikte değerlendirerek hüküm kurduğu anlaşılmakla, Dairemizin anılan kararlarında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17/12/2021 gün ve KD-2021/140395 sayılı itiraz istemi yerinde görülmemiş olduğundan itirazın reddi ile 5271 sayılı CMK’nın 308/2. fıkrası uyarınca Dairemizin 20/12/2018 gün ve 2016/521 esas, 2018/8175 karar ve 11/03/2021 gün ve 2020/1565 esas, 2021/4475 karar sayılı kararları ile ilgili itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 22/02/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

6. Ceza Dairesi, 2022/5817 E., 2022/10716 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı CMK.nın 6352 sayılı Yasanın 99.maddesi ile değişik 308.maddesi gereğince yapılan incelemede;
6. Ceza Dairesi         2022/5817 E.  ,  2022/10716 K. "İçtihat Metni" Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/06/2022 tarih ve KD-2022/43696 Sayılı yazıları ile itiraz edilmiş olmakla; TÜRK MİLLETİ ADINA 5271 sayılı CMK.nın 6352 sayılı Yasanın 99.maddesi ile değişik 308.maddesi gereğince yapılan incelemede; Her ne kadar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23/06/2022 tarih ve KD-2022/43696 Sayılı yazıları ile karar düzeltme bölümünden Dairemize gönderilerek 2022/5817 esas sayılı sırasına kayıt edilmiş ise de; Fiziki olarak gönderilen evrak içeriğinde; Dairemizin hangi tarih, esas ve karar sayılı ilamına, hangi nedenler ile itiraz kanun yoluna başvurulduğunun açıklanmadığı görülmüş olup, UYAP üzerinden yapılan kontrollerde, alınan evrakın fiziksel olarak silinmiş evraklar bölümünde e imza da bulunmadan yer aldığı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının aynı tarih ve sayı ile ... 5. Ağır Ceza Mahkemesine hitaben yazdığı yazı içeriğinde “..... 5271 Sayılı Yasanın 308. maddesi uyarınca karara itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebep bulunmadığından itiraz yoluna gidilmemiştir. Durumun dilekçe sahibi, hükümlü ... müdafine bildirilmesi rica olunur.” şeklinde karar düzeltme red yazısı yazılıp e imzalı olarak gönderildiği anlaşılmakla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Dairemizin hangi tarih, esas ve karar sayılı ilamına, hangi nedenler ile itiraz kanun yoluna başvurulduğu açıklanmayan ve UYAP üzerinden yapılan kontrollerde de; alınan evrakın fiziksel olarak silinmiş evraklar bölümünde e imza da bulunmadan yer alması nedeniyle, Dairemize sehven gönderildiği anlaşılan dosyanın incelenmeksizin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 05/07/2022 gününde oy birliğiyle karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2022/2367 E., 2022/5930 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nin 6352 sayılı Yasanan 99.maddesi ile değişik 308.maddesi gereğince yapılan incelemede;
6. Ceza Dairesi         2022/2367 E.  ,  2022/5930 K. "İçtihat Metni" Yağma suçundan sanık ... ... hakkında yapılan duruşma sonunda; ... Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01/12/2015 gün ve 2015/174 Esas, 2015/186 Karar sayılı ilamı ile sanık ... ...'nın yağma suçundan beraatine karar verildiği, hükmün süresi içerisinde o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargutay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 07/02/2020 tarihli tebliğname ile mahkeme hükmünün "ONANMASI" nın talep edildiği, Dairemizin 17/02/2021 gün ve 2020/426 Esas, 2021/2699 Karar sayılı ilamı ile; "Mağdur sanık ...’ın olayın hemen akabinde alınan kolluk ifadesinde, olay tarihi gece vakti saat 02.30 civarında arkadaşı ...’nın evine gittiği sırada sanık ... ...’nın beyaz renkli aracıyla yanına gelerek konuşmak istediğini söyleyip aniden elinde bulunan cep telefonunu, zorla göğsünden ve ağzından tutarak aldığı, 29.07.2015 tarihli kolluk tutanağına göre sanık ... ...’nın, mağdur sanık ... ...’ı beyaz renkli araca bindirmeye zorladığı ve kolundan çekiştirdiğinin görüldüğü, akabinde kolluk görevlilerini gören sanığın kaçarak ağaç üzerinde saklandığı, ağaç altında ise mağdur sanığa ait cep telefonunun bulunarak iade edildiği, olaya ilişkin mağdur sanığın alınan doktor raporunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanık ... ...’nın sübut bulan eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA," karar verildiği, Bozma üzerine, sanık ... ...'nın mahkumiyetine ilişkin ... Ağır Ceza Mahkemesi'nden verilen 11/06/2021 gün ve 2021/93 Esas, 2021/117 Karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Dairemizin 09/02/2022 günlü ve 2021/22362 Esas, 2022/1223 Karar sayılı ilamı ile Onama yolundaki kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/03/2022 günlü ve KD-2022/36396 sayılı yazısı ile itiraz yasa yoluna başvurulmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/03/2022 günlü ve KD-2022/36396 sayılı yazısında özetle; "Sanık hakkında TCK'nun 150/2 maddesinin uygulama koşullarının oluşup oluşmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır. İncelenen dosya kapsamından; ... Cumhuriyet Başsavcılığının 14/08/2015 gün ve 2015/1452 Esas sayılı iddianamesi ile; "Yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı müşteki şüpheli ...’ın, tanık olarak ifadesi alınan ... ile beraber Dedebaba Mahallesi ... Sokak No:26 İç Kapı No:3 ... ... adresinde yaşadığını, daha önce bir evlilik geçirdiğini ve bu evlilikten 2 adet çocuğunun olduğunu, 28/07/2015 tarihinde saat 15:00 sıralarında şüpheli ...’nın evine geldiğini, kendisinin de ...’e ayrılmak istediğini söylediğini, ...’in yalvarmaya başladığını daha sonra sinirlenerek “Sen benden şikayetçi olursan, seni Afşin’de yaşatmam” diyerek tehditte bulunduğunu, kendisinin ... isimli şahısta çıplak resimlerinin bulunduğunu ve şüphelinin bunları kullanmakla kendisini tehdit ettiğini ifade ettiği, Tanık ...’nında ifadesinde doğruladığı şekilde ...’ın ... ile olaylar yaşandığı esnada komşular aramış gibi yapıp polisi aramasını istediğini, polisin eve gelerek şüpheli ...’i evden çıkarmasını istediği ve bununla ilgili tanık ... ile görüştüğü, Her iki tarafında ilk ifadeleri alındıktan sonra, müşteki şüpheli ...’ın tanık ...’nın evine doğru giderken saat 02:30 sıralarında şüphelinin sahibi olduğu ... plakalı araç ...’ın önünü kestiği, müşteki şüpheliye ait evin anahtarını kendisine verirken bir anda, elinde bulunan ... numaralı GSM hattının takılı bulunduğu cep telefonunu, göğsünü ve ağzını tutarak aldığı ve polisleri görünce olay yerinden kaçtığı, olayla ilgili polis ekiplerince tutulan 29/07/2015 tarihli tutanakta da ... Bulvarı ... Apartmanı önünde bir bayanın beyaz renkli bir araca zorla bindirilmeye çalışıldığı ihbarının alındığı, olay yerine gelindiğinde, ...’ın ... plakalı araca bindirilmeye zorlandığı ve kolundan çekiştirildiğinin görüldüğü, şahsın ekip otosunu farkedince koşarak uzaklaşmaya çalıştığı daha sonra Yeşilyurt Mahallesi ... Caddesi No:165 sayılı ikametin bahçesine girerek durabildiği, şüphelinin ikametin bahçesinde bulunan bir ağaçta saklandığı fark edilerek aşağıya indirildiği ve olaya konu Nokia C3 marka cep telefonunun da şüphelinin yakalandığı ağacın altında bulunduğu, ...’ın ilk olayla ilgili olarak alınan adli raporunda “sağ çenede hassasiyet, sağ yanakta miniral ekimoz, sağ dudak iç bölgede ekimoz, BTM ile giderilebilir” şeklinde yaralandığının tespit edildiği, saat 02:30 sıralarında yağma olayı gerçekleştikten sonra alınan adli raporunda ise “üst dudak iç bölgede ekimoz, sağ yanakta ekimoz miniral, sağ kol ön yüzde iki adet morluk mevcut, BTM ile giderilebilir” şeklinde olduğu, her iki rapor arasındaki farklılığın ikinci olayın gerçekleştiğine delil oluşturduğu, Müşteki şüphelinin 29/07/2015 tarihli sonraki ifadesinde şikayetinden vazgeçtiği, şüphelinin 29/07/2015 tarih ve 2015/52 sorgu numaralı kararıyla tutuklandığı, müşteki şüpheli her ne kadar 03/08/2015 tarihli dilekçesinde şüpheliyi kurtarmaya yönelik gerçeği yansıtmayan beyanlarda bulunmuş ise de, ilk ifadelerinin somut ve ayrıntılı olması, alınan doktor raporlarında farklı şekilde yaralanması, tanığın ifadesinde her iki tarafında birbiriyle tartıştıklarını beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde, müşteki şüphelinin sonraki beyanlarıyla şüpheliyi ceza almaktan kurtarmak için ifadesini değiştirdiği ve delilleri değiştirmeye çalıştığı, böylece şüphelinin üzerine atılı suçları işlediği anlaşılmakla, Şüpheli ...’nın yargılamasının mahkemenizde yapılarak eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 106/1-1.cümle, 107/2, 149/1-d-h, 109/2 maddeleri gereğince cezalandırılmasına, Müşteki şüpheli ...’ın yargılamasının mahkemenizde yapılarak eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nın 281/1 maddesi gereğince cezalandırılmasına, Şüphelinin gözaltında veya tutuklulukta geçirdiği sürelerin 5237 sayılı TCK’nın 63/1 maddesi gereğince cezasından mahsubuna, Müşteki şüpheli ve şüpheli hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53/1 maddesinde düzenlenen hak yoksunlukların uygulanmasına karar verilmesi kamu adına talep ve dava olunur." iddiasıyla kamu davası açıldığı, ... Ağır Ceza Mahkemesinin 01/12/2015 gün ve 2015/174 Esas, 2015/186 Karar sayılı ilamı ile; "...Her ne kadar sanık ... hakkında gece vakti yağma suçundan kamu davası açılmış ise de; olay günü sanık ... ve mağdur sanık ...’nın tartıştıkları ve ...’nın sanıktan ayrılmak istediği, sanığın kızgınlıkla ve bir anlık öfkesi ile telefonu mağdur sanık ...’dan aldığı, daha öncesinden tarafların duygusal birlikteliklerinin olduğu, sanığın, mağdur sanığa beyanlarda geçtiği şekilde hediyeler götürdüğü ve tüm dosya kapsamı göz önüne alındığında, sanığın, mağdur sanık ...’nın telefonunu yağma amacı ile hareket etmediği, bu şekilde üzerine atılı olan gece vakti yağma suçunun manevi unsuru olan kastın yağmaya yönelik olmadığı göz önüne alındığında suçun manevi unsuru olan kast unsurunun gerçekleşmediğinden, mütalaaya aykırı olarak beraatine karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle yağma suçundan sanık ... ...'nın beraatine karar verildiği, Sanık hakkındaki beraat hükmünün o yer Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edildiği, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 17/02/2021 gün ve 2020/426 Esas, 2021/2699 Karar sayılı ilamı ile; "Mağdur sanık ... ...’ın olayın hemen akabinde alınan kolluk ifadesinde, olay tarihi gece vakti saat 02.30 civarında arkadaşı ...’nın evine gittiği sırada sanık ... ...’nın beyaz renkli aracıyla yanına gelerek konuşmak istediğini söyleyip aniden elinde bulunan cep telefonunu, zorla göğsünden ve ağzından tutarak aldığı, 29.07.2015 tarihli kolluk tutanağına göre sanık ... ...’nın, mağdur sanık ... ...’ı beyaz renkli araca bindirmeye zorladığı ve kolundan çekiştirdiğinin görüldüğü, akabinde kolluk görevlilerini gören sanığın kaçarak ağaç üzerinde saklandığı, ağaç altında ise mağdur sanığa ait cep telefonunun bulunarak iade edildiği, olaya ilişkin mağdur sanığın alınan doktor raporunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanık ... ...’nın sübut bulan eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA," karar verildiği, Bozma ilamı üzerine; ... Ağır Ceza Mahkemesinin 11/06/2021 gün ve 2021/93 Esas, 2021/117 Karar sayılı ilamı ile sanık ... ...'nın yağma suçundan eylemine uyan TCK'nun 149/1-h, 62, 63 maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün süresi içerisinde sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından düzenlenen 21/09/2021 tarihli tebliğname ile mahkemesi hükmünün "ONANMASI" nın talep edildiği, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 09/02/2022 gün ve 2021/22362 Esas, 2022/1223 Karar sayılı ilamı ile mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Yağma suçu TCK'nın 148. maddesinde; "1-Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden ya da malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi, altı yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. 2- Cebir veya tehdit kullanılarak mağdurun, kendisini veya başkasını borç altına sokabilecek bir senedi veya var olan bir senedin hükümsüz kaldığını açıklayan bir vesikayı vermeye, böyle bir senedin alınmasına karşı koymamaya, ilerde böyle bir senet hâline getirilebilecek bir kağıdı imzalamaya veya var olan bir senedi imha etmeye veya imhasına karşı koymamaya mecbur edilmesi hâlinde de aynı ceza verilir. 3-Mağdurun, herhangi bir vasıta ile kendisini bilmeyecek ve savunamayacak hâle getirilmesi de, yağma suçunda cebir sayılır." şeklinde düzenlenmiştir. Yağmanın temel şeklinin düzenlendiği TCK'nın 148. maddesinin birinci fıkrası uyarınca; kişinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştirileceği ya da mal varlığı bakımından büyük bir zarara uğratılacağından bahisle tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması yağma suçunu oluşturur. Suç anılan değerlere yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit veya cebir kullanılması suretiyle gerçekleşir. Aynı Kanun'un suç tarihinde yürürlükte bulunan şekliyle 149. maddesinin 1. fıkrasında yağma suçunun nitelikli hâlleri; "a) Silâhla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d) Yol kesmek suretiyle ya da konut veya işyerinde, e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı, f) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak, g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla, h) Gece vaktinde, İşlenmesi hâlinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde sayılmış olup 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 64. maddesi ile yağma suçunun konut ve iş yerlerinin eklentilerinde işlenmesi hâli de diğer bir nitelikli hâl olarak Kanun maddesine eklenmiştir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında da yağma suçunun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümlerin uygulanacağı düzenlenmiştir. Yağma; başkasının zilyetliğindeki taşınabilir malın, zilyedin rızası olmadan faydalanmak amacıyla cebir veya tehdit kullanmak suretiyle alınması olduğundan “zor yoluyla hırsızlık”, bir kişiye karşı kullanılan icbar araçlarıyla haksız bir menfaat elde etmek şeklinde de tanımlanmıştır. Hırsızlık ile yağma suçları aynı ortak unsurlara sahip olup ayrıldıkları tek nokta ya da başka bir deyişle yağmanın, hırsızlığa oranla sahip olduğu ilave unsur, malı almak için cebir veya tehdit kullanılmasıdır. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Yağma, tehdit veya cebir kullanma ile hırsızlık suçlarının bir araya gelmesiyle oluşmuş bileşik bir suç olduğundan birden çok hukuki değeri korumaktadır. Kendisini oluşturan suçların korudukları hukuki değerler olan kişi hürriyeti, vücut dokunulmazlığı, zilyetlik ve mülkiyet yağma suçunun da koruduğu hukuki değerlerdir. TCK’nın 150. maddesinin ikinci fıkrasında; "Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilir." hükmü yer almakta iken, anılan fıkra 29.06.2005 tarihli ve 5377 sayılı Kanun'un 17. maddesi ile; "Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir." şeklinde değiştirilmiştir. Fıkranın ilk hâli ile yağma suçlarında, konu değerin azlığı nedeniyle hâkime cezada indirim yapma zorunluluğu getirilmiş, daha sonra yapılan değişiklikte ise indirim yapıp yapmama konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmıştır. TCK'nın 150. maddesinin ikinci fıkrası, yağma suçunun konusunu oluşturan değerin az olmasını temel almaktadır. Değer azlığı ile kanun koyucu tarafından neyin kastedildiği, tereddütleri önleyecek biçimde açıklığa kavuşturulmamış, rakamsal bir sınırlandırma getirilmemiş fakat hâkime, yargılama konusu maddi olayla ilgili olarak takdir ve değerlendirme yetkisi tanınmıştır. Hâkim, gasp edilen veya gasp edilmeye kalkışılan şeyin değerinin azlığını ceza indirimi yapmakla değerlendirebilecektir. 5237 sayılı Kanun'un 150. maddesinin ikinci fıkrasının uygulanmasında, 765 sayılı TCK’nın 522. maddesinde öngörülen "hafif" ya da "pek hafif" kavramlarıyla irtibatlı bir yoruma girilmemeli, Yargıtaydan anılan maddenin uygulanması sürecindeki içtihatlarına paralel şekilde yıllık değer ölçülerini belirlemesi beklenmemelidir. Hâkim, bu değerlendirmenin yanı sıra her somut olayda, olayın özelliklerini dikkate alacak, TCK’nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere "işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı" olacak şekilde ceza adaletini sağlayacaktır. Görüldüğü gibi, madde ile getirilen sistem, sadece malın değerinin objektif ölçütlere göre belirlenerek cezadan indirim yapılmasından ibaret değildir. Olayın özelliği her somut olayda değerlendirmeye konu edilecek, meydana gelen haksızlığa faili iten etkenler ve bu haksızlığın mağdur üzerindeki etkileri de gözetilerek, indirim yapıp yapmama konusunda takdir kullanılacak ve maddenin uygulanıp uygulanmamasına ilişkin gerekçe kararda gösterilecektir. Buna karşılık maddenin uygulanmasındaki en önemli ölçüt, şüphesiz değer ölçüsüdür. Ölçüye konu edilmesi gereken değer ise, fiilen gasp edilen olmayıp, eylem kastına dahil edilen olmalıdır. Bu değerin ise "indirim yapılmasını haklı kabul ettirecek" düzeyde az olması gerekmektedir. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde; Mağdur ... ...’ın olayın hemen akabinde alınan kolluk ifadesinde, olay tarihi gece vakti saat 02.30 civarında arkadaşı ...’nın evine gittiği sırada sanık ... ...’nın beyaz renkli aracıyla yanına gelerek konuşmak istediğini söyleyip aniden elinde bulunan Nokia C 3 marka cep telefonunu, zorla göğsünden ve ağzından tutarak aldığı, 29.07.2015 tarihli kolluk tutanağına göre sanık ... ...’nın, mağdur sanık ... ...’ı beyaz renkli araca bindirmeye zorladığı ve kolundan çekiştirdiğinin görüldüğü, akabinde kolluk görevlilerini gören sanığın kaçarak ağaç üzerinde saklandığı, ağaç altında ise mağdura ait cep telefonunun bulunarak iade edildiği, olaya ilişkin mağdurun alınan doktor raporunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın yalnızca mağdura ait Nokia C 3 marka cep telefonunu aldığı, sanık hakkında yağma suçunun daha az cezayı gerektiren nitelikli hâlinin düzenlendiği TCK’nın 150. maddesinin 2. fıkrasının uygulanma koşullarının oluştuğu bu nedenle ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur. SONUÇ VE İSTEM: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 1- İtirazımızın kabulü ile, 2-Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 09/02/2022 gün ve 2021/22362 Esas, 2022/1223 Karar sayılı "Onama" kararının kaldırılması, 3-... Ağır Ceza Mahkemesinin 11/06/2021 gün ve 2021/93 Esas, 2021/117 Karar sayılı kararının "Bozulmasına" karar verilmesi, 4-İtirazımızın Yüksek Dairece yerinde görülmemesi halinde dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi," şeklinde itiraz yasa yoluna başvurulmuştur. Bunun üzerine itirazla ilgili yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü: T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A 5271 sayılı CMK'nin 6352 sayılı Yasanan 99.maddesi ile değişik 308.maddesi gereğince yapılan incelemede; 1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ KABULÜNE, 2-) Dairemizin 17/02/2021 gün ve 2020/426 Esas, 2021/2699 Karar sayılı, onama ilamının kaldırılmasına, 3-) Sanık ... ... hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükme yönelik olarak; Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak; Olay günü gece vakti saat 02.30 sıralarında mağdur arkadaşı tanık ...’nın evine gittiği sırada sanık ... ...’nın aracıyla yanına gelerek konuşmak istediğini söyleyerek aniden elinde bulunan cep telefonunu, zorla göğsünden ve ağzından tutarak aldığı, 29.07.2015 tarihli kolluk tutanağına göre sanık ... ...’nın, mağdur sanık ... ...’ı aracına bindirmeye zorladığı ve kolundan çekiştirdiğinin görüldüğü, akabinde kolluk görevlilerini gören sanığın kaçarak ağaç üzerinde saklandığı, ağaç altında ise mağdura ait cep telefonunun bulunarak iade edildiği, olaya ilişkin mağdur sanığın alınan doktor raporunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralandığı olayda; sanığın mağdura yönelik eylemi hakkında TCK’nın 149/1-h, 62/1. maddeleri kapsamında mahkûmiyet hükmü verilmiştir. Herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin değer azlığı indirimi de uygulanmamıştır. TCK'nın “Daha az cezayı gerektiren hâl” başlıklı 150/2. maddesinde; “Yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek ceza üçte birden yarıya kadar indirilebilir.” denilmektedir. Maddenin gerekçesinde ise; “Maddenin ikinci fıkrasında, yağma suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir.” açıklamasına yer verilmiştir. TCK’nın 145. maddesiyle daha az ceza verilmesini gerektiren bir nitelikli hâl olarak “Değer azlığı”, hırsızlık suçu bakımından da suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir.” ibaresi ilâvesiyle- hüküm altına alınmış bir husustur. Y.C.G.K.'nın 15.12.2009 günlü, 6/242-291 Esas ve Karar sayılı içtihadında belirtildiği üzere, 5237 sayılı TCK'nın 145. (veya 150/2.) maddelerinde veya gerekçelerinde “Daha çoğunu alabilme olanağı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alma” koşulu yoktur. Elbette değerin az olmasına ilaveten, daha çoğunu alma olanağı varken daha azı alınmış ise; bu maddeler sanık lehine uygulanmalıdır. Ancak; her iki maddenin, yalnızca bu tanımlamayla sınırlandırılması da olanaklı değildir. TCK'nın 145 veya 150/2. maddeleri uyarınca faile verilen cezada indirim yapılabilmesi için malın değerinin az olması kural olarak yeterli olup, suç ve cezada kanunilik ilkesi ile aleyhe kıyas ve yorum yasağı gereği, kanunda bulunmayan başka bir koşul ihdas edilemez. Hâkim indirim oranını TCK'nın 3. maddesinde öngörüldüğü üzere “İşlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde saptamalıdır. TCK'nın 145 ve 150/2. maddelerinin uygulanmasında hâkime geniş bir takdir yetkisi tanınmış olup, TC Anayasası’nın 141/3, 5271 sayılı CMK'nın 34, 223, 230 ve 289. maddeleri uyarınca sözü edilen yetki kullanılırken, keyfiliğe kaçmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe göstermek suretiyle açıklanmalı ve uygulama yapılmalıdır. Öte yandan hâkim, TCK'nın 145 veya 150/2. maddeleriyle kendisine tanınan takdir yetkisini kullanırken, evrensel ceza hukuku prensiplerinden olan ve ceza kanunlarımızın hazırlanmasında esas alınan, kanunilik, belirlilik, orantılılık ve ölçülülük ilkeleri, kıyas ve aleyhe yorum yasağı ile mükerrer değerlendirme yasağına uygun bir değerlendirme yapmak zorundadır. Bu açıklamalardan değer az ise, verilecek cezadan mutlaka indirim yapılmalıdır gibi bir anlam da çıkartılmamalıdır. Diğer bir anlatımla indirim yapıp yapmama hususu her somut olayda özenle değerlendirilmelidir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun Dairemizce benimsenen içtihatları uyarınca; rögar kapağı, plaka, sürücü belgesi, kimlik belgesi ve bankamatik kartı gibi eşyaların hırsızlık suçuna konu olması halinde, ortaya çıkan tehlike veya bunların yeniden çıkartılması için sarf edilecek emek ve mesai vb.’de gözetilerek değer azlığı indirimi yapılmamalıdır. Bunun gibi kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, cinsel istismar gibi ağır suçların yağma ile birlikte işlenmesi hallerinde değer azlığı indiriminin yapılmaması hukuka, vicdana ve adalete de uygun olacaktır. Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, sanığın, mağdura ait cep telefonunu darp etmek suretiyle aldığı anlaşılmakla, yağmalanan cep telefonunun suç tarihi olan 28.07.2015 itibariyle paranın satın alma gücü ve günün ekonomik koşulları ile birlikte değerlendirildiğinde, sanığa verilen cezadan değer azlığı indiriminin yapılması gerekir. Açıklanan nedenlerle; 5237 sayılı TCK’nın 150/2. maddesiyle sanığa verilen cezadan değer azlığı nedeniyle indirim yapılması hususunun gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ... müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazına uygun olarak BOZULMASINA, 20.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2021/1132 E., 2021/2091 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308.
6. Ceza Dairesi         2021/1132 E.  ,  2021/2091 K. "İçtihat Metni" Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29/06/2018 gün ve 2018/238 Esas, 2018/269 Karar sayılı hükmün sanık ... ve müdafii tarafından temyizi üzerine, Dairemizin 30/09/2020 gün ve 2018/3556 Esas, 2020/3136 karar sayılı onama yolundaki kararına karşı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 06/01/2021 gün ve KD-2020/97117 sayılı yazısı ile itiraz isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11/02/2016 gün ve KD- 2015/425299 sayılı yazısı ile; Aydın 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.06.2018 tarih ve 2018/238 E ve 2018/269 sayılı kararı ile sanık hakkında TCK'nin 148/1, 35, 53. maddeleri gereğince 3 yıl hapis cezasına hükmedilmiştir. Sanık ve sanık vekili kararı temyiz etmiş ve Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 30.09.2020 tarih ve 2018/3556 Esas ve 2020/3136 Karar sayılı ilamıyla hükmün ONANMASINA karar verilmiştir. Sanık 16.10.2020 tarihinde, akıl hastası olduğunu dair önceden gönderdiği raporlara ve belgelere istinaden karara itiraz etmiştir. Sanık ilamdan önce 10.12.2019 ve 15.06.2020 tarihinde Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesinden, Erzincan Askeri Hastanesinden akıl hastası olduğuna dair raporları ve bir takım belgeleri dosyaya ibraz etmiştir. Bu durumda sanık hakkında suç tarihi itibariyle TCK m. 32. maddesi kapsamında rapor aldırılması gerekmekle ilgili ilama itiraz edilmesi zarureti hasıl olmuştur.’ şeklinde itiraz edildiği anlaşılmış olmakla; T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasanın 99. maddesi ile değişik 308. maddesi gereğince yapılan incelemede; 1-) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İTİRAZININ KABULÜNE, 2-) Dairemizin 30/09/2020 gün ve 2018/3556 Esas, 2020/3136 sayılı kararının kaldırılmasına, 3-) Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve nitelendirmede Yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak; Sanık ...’in hükümden sonra sunmuş olduğu fotokopi niteliğinde ve çok okunaklı olmayan 24.02.2011 tarihli Türk Silahlı Kuvvetleri Erzincan Askeri Hastanesi Sağlık Kurulu raporunda; sanığın paranoid tip tanısı ile tedavisine başlanılıp, üç süre ile hava değişimine gönderilip, sonrasında ... hakkında kesin raporun düzenleneceğinin bildirildiği, ayrıca sanık hakkında Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi'nin 17.06.2019 tarihli raporunda; 13.06.2016 tarihinde sanığın işlediği iddia olunan hakaret ve yargı görevi yapanı etkileme suçlarından akıl hastalığı nedeniyle fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını kavrayamayacağı, TCK’nın 32. maddesi kapsamında olduğunun’ tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; Sanığa ait önceki tarihli raporların asıllarının temin edilmesinden sonra, 5237 sayılı TCK'nın akıl hastalığını düzenleyen 32. maddesinde öngörülen kriterlere göre de, ''Sanığın suç tarihinde işlediği eylemin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinde tamamen ya da önemli derecede azalma olup olmadığı" araştırılıp, ''İşlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalıp azalmadığı" hususunda yöntemince Adli Tıp Kurumu’ndan aldırılacak raporla kesin olarak saptanılarak, sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve müdafiinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 10.02.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Ceza Dairesi, 2021/22938 E., 2021/17107 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasa’nın 99. maddesi ile değişik 308.
6. Ceza Dairesi         2021/22938 E.  ,  2021/17107 K. "İçtihat Metni" Sanık ... hakkında nitelikli hırsızlık suçundan açılan kamu davası sonucunda mahkumiyetine ilişkin Pendik 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.03.2008 tarih, 2006/107 Esas ve 2008/232 Karar sayılı ilâmı ile nitelikli hırsızlık suçundan eylemine uyan TCK'nın 149/1-b, 143. maddeleri uyarınca 2 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, bu hüküm süresi içerisinde sanık müdafii tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 25/04/2011 tarihli tebliğname ile mahkeme hükmünün "ONANMASI" talep edilmiş, Dairemizin 11.11.2013 gün ve 2011/9578 Esas, 2013/22177 Karar sayılı ilamı ile; sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan kurulan hüküm yönünden onanmasına karar verilmiş, Dairemizin bu kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; Sanık hakkında nitelikli hırsızlık suçundan açılan kamu davasının yargılaması sırasında sanık hakkında mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verildiği, sanığa duruşmalardan bağışık (vareste) tutulma haklarının hatırlatılmadığı, sanığın savunmaları sırasında bağışık tutulma konusunda bir beyanının da olmadığı, bununla birlikte mahkemesinin 25/03/2008 tarihli karar duruşmasında aynı yargı çevresi içinde bulunan cezaevinde bulunmasına rağmen, sanığın 5271 sayılı CMK'nın 193/1. ve 196/5. maddelerine aykırı olarak, son oturumda hazır bulundurulmadan yokluğunda yargılamaya devam edilip mahkumiyetine karar verilmesi suretiyle savunma hakkının kısıtlanması sebebiyle onama kararımızın kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle itiraz edilmiştir. Bunun üzerine itirazla ilgili yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ile Dairemiz arasında somut vak'a bazındaki uyuşmazlık; savunması alındıktan sonra serbest bırakılan (veya yargılamanın başından itibaren tutuksuz olarak yargılanan) ve savunmasının alınması esnasında ya da kovuşturma evresinde bağışık tutulma konusunda bir beyanı ya da dilekçesi bulunmayan sanığın karar duruşmasında aynı yargı çevresi içinde bulunan cezaevinde bulunmasına rağmen yokluğunda, 5271 sayılı CMK’nın 193/1. ve 196/5. maddelerine aykırı olarak karar verilip kesinleşen hükmün, olağanüstü kanun yollarından olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine bozulup bozulamayacağı konusundadır. 5271 sayılı CMK’nın “Sanığın duruşmada hazır bulundurulmaması” başlıklı 193. maddesinin birinci fıkrasında “Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz...” “Sanığın duruşmadan bağışık tutulması” başlıklı 196. maddesinin beşinci fıkrasında “Hastalık veya disiplin önlemi ya da zorunlu diğer nedenlerle yargı çevresinin dışındaki bir hastahane veya tutukevine nakledilmiş olan sanığın, sorgusu yapılmış olmak koşuluyla, hazır bulundurulmasına gerek görülmeyen oturumlar için getirilmemesine mahkemece karar verilebilir.” “Hukuka kesin aykırılık hâlleri” başlıklı 289. maddesinin birinci fıkrasında “Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuku kesin aykırılık var sayılır.” Düzenlemelerine yer verilmiş ve sözü edilen maddenin g) bendinde “Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” hukuka kesin aykırılık hâlleri arasında sayılmıştır. Aynı şekilde 1412 sayılı CMUK’un 308. maddesinde de “Hüküm için mühim olan noktalarda mahkeme kararıyla müdafaa hakkının tahdit edilmiş olması”, kanuna muhalefet halleri arasında sayılmıştır. Bilindiği üzere, 1412 sayılı CMUK hükümlerine göre, temyiz incelemesi yapılan hallerde Yargıtay’ın başlangıçtan itibaren temyiz başvurusunda ileri sürülmeyen bir sebepten dolayı da bozma yetki ve görevi vardı... Esasen 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca, istinaf mahkemeleri faaliyete geçmeden önce karara bağlanan dosyalar yönünden bu hükümler halen yürürlüktedir ve uygulanmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun, ayrıntıları 02/04/2019 tarih, 2018/13-457 esas ve 2019/272 karar sayılı kararında da belirtildiği üzere, 2019 yılından itibaren istikrarlı bir biçimde verdiği bütün kararları uyarınca; serbest olarak savunması alındıktan sonra başka suçtan tutuklu ya da hükümlü olarak cezaevine alınan ve savunmasının alınması esnasında ya da kovuşturma evresinde duruşmalardan bağışık tutulma konusunda bir beyanı ya da dilekçesi bulunmayan sanığın hükmün verildiği son oturumda hazır bulundurulmaması, CMK’nın 193/1 ve 196/5. maddelerine aykırı olarak savunma hakkının kısıtlanması olup, aynı Kanun’un 289/1-h. maddesi uyarınca (istinaf öncesi temyiz bakımından ise; CMUK madde 308/1-8) hukuka kesin aykırılık hâlidir. İlk derece mahkemelerinde devam eden yargılamalarda, bu lâzimeye uyulmadan mahkûmiyet kararı verilmesi, temyiz başvurusunda belirtilmese dahi, re’sen dikkate alınması gereken bir bozma sebebidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, Dairemizin onama kararından önce, düzenlediği tebliğnamesinde ilk derece mahkemesi kararının onanması yönünde görüş belirtmiş olmasına rağmen, hüküm kesinleştikten sonra işbu itiraznameyi düzenlemesi karşısında, bu husus açıkça yazılmamış olsa da Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (sonradan değişen) içtihatlarının dayanak yapıldığı değerlendirilmiştir. Dairemiz de diğer ceza daireleri gibi, temyiz kanun yolu incelemesi esnasında istikrarlı bir biçimde ve duraksamasız olarak, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda sözü edilen içtihatları doğrultusunda uygulama yapmaktadır. Esasen “Yeni Türk Ceza Adalet Sistemi”nde benimsenen, “Adil Yargılanma Hakkı” ve “Lekelenmeme Hakkı” ile “Eksiksiz soruşturma ve Tek Celsede Duruşma” prensipleri uyarınca, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcılarının mâkul sürede leh ve aleyhe bütün delilleri toplamaları, sadece mahkûmiyetle sonuçlanacağını değerlendirdikleri hususları dava konusu yapmaları, beraatle sonuçlanacağını değerlendirdikleri eylemleri dava konusu yapmamaları, yâni bir nev'i filtre görevi yapmaları gerekir. Bu prensiplerin hayata geçirilebilmesi için mevzuatımızda ilk defa, 5271 sayılı CMK’nın 160/2. maddesi hükmü ile; soruşturma evresinde Cumhuriyet savcılarına şüphelinin lehine olan delilleri (de) toplama ve şüphelinin haklarını koruma yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca; aynı Kanunun 170 ve 174. madde hükümleri ile de, iddianamenin iadesi kurumuna yer verilmiştir. Soruşturma evresi uzun sürebilir. Ancak, kovuşturma evresinin yeni bir delil toplanmasına gerek kalmadan ve bir iki celsede bitirilmesi hedeflenmiştir. Yukarıda özetlenen düzenlemelere ve Dairemizin (ve Yargıtay’ın yeniden yapılanması dolayısıyla kapanan 13. Ceza Dairesi’nin) bu düzenlemeler doğrultusunda verdiği çok sayıda kararına rağmen, soruşturma evresinde toplanması gereken deliller toplanmadan düzenlenen iddianameler çoğu kez kabul edildiğinden, tek celsede duruşma hedefine de ulaşılamamaktadır. Bu itibarla usul ekonomisi açısından, sonraki oturumlara gelmesini gerektiren özel bir durum yoksa tutuksuz olarak yargılanan sanığa, duruşmalardan bağışık tutulmayı isteyip istemediği hatırlatılıp, isteyen bütün sanıklar hakkında bağışık tutulma kararı verilmelidir. Mahkûmiyet hükmü kesinleştikten sonra, muhakeme hukukuna ait sözü edilen işbu veya başka bir içtihat değişikliği sebebiyle ve olağanüstü kanun yolu ile onama kararının kaldırılıp, ilk derece mahkemesi hükmünün bozulup bozulamayacağı meselesine gelince; Öncelikle belirtmek gerekir ki, kural olarak kanunlar geçmişe yürütülemez. Bu bağlamda usul hukukunda da “Derhâl yürürlük ilkesi” geçerlidir. Ancak, 5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesinde “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” düzenlemesine yer verilmek suretiyle, maddi ceza ve infaz hukuku hükümlerinde, fail (sanık veya hükümlü) lehine olarak yapılan kanun değişikliğinin geçmişe yürütüleceğinde de her hangi bir kuşku bulunmamaktadır. Buna karşılık Dairemize göre, muhakeme usulüne dair bir içtihat değişikliği gerekçesiyle, önceden kesinleşmiş kararların, olağanüstü kanun yoluyla (söz gelimi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazı üzerine) bozulması mümkün değildir. Öte yandan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları (içtihatları), genel olarak açıklayıcı ve yol gösterici olmaları münasebetiyle çok çok önemli hukuk metinleri olmakla birlikte, yalnızca somut olay bakımından bağlayıcıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 05.02.2021 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 16.10.2020 gün, 2018/4 esas ve 2020/2 karar ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 22/06/2021 gün, 2021/21-297 esas ve sayılı kararlarında belirtildiği üzere, kanun hükmünde olan içtihadı birleştirme kararlarının (dahi) kesinleşmiş kararlar hakkında uygulanamayacağı, diğer bir ifadeyle geçmişe yürütülemeyeceği kabul edilmiştir. İçtihat değişikliklerinin kesinleşmiş kararlar bakımından da bozma sebebi olarak kabul edilmesi hâlinde, “kesin hükmün müessiriyeti prensibi” ile toplumun adalete olan güven duygusu zedelenecek ve yıllar önce kesin hükme bağlanan davaların dahi, zamanaşımına uğraması riski ortaya çıkacaktır. Bu nev’i mahsurların ortaya çıkması ihtimali de, uygulayıcıları, hukukun içtihat yoluyla geliştirilmesi (gerektiğinde içtihatların değiştirilmesi) konusunda adalete sevk edecektir. Bütün bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; tutuksuz olarak yargılanan ve başka suçtan aynı yer cezaevinde hükümözlü olarak bulunan ve savunmasının alınması esnasında ya da kovuşturma evresinde duruşmalardan bağışık tutulma konusunda bir beyanı ya da dilekçesi bulunmayan sanığın yokluğunda karar verilmiş ise de, temyiz dilekçesinde bu sebeple savunma hakkının kısıtlandığının ileri sürülmemiş olduğu ve dosyada bu yönde başkaca herhangi bir bulgu veya beyan da bulunmadığından, Dairemizin, Yargıtay Cumhuriyet Başavcılığı’nın tebliğnamesine uygun olarak verdiği onama kararıyla mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarının karar tarihinden sonra değiştiği ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kesinleşen bu mahkumiyet kararına sanığın savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle itiraz ettiği incelenen dosya kapsamından açıkça anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle; Tutuksuz yargılanan ya da savunması alındıktan sonra serbest kalan ve sonradan başka suçtan tutuklu ya da hükümlü olup duruşmalardan bağışık tutulma yönünde aşamalarda beyan veya talebi de bulunmayan sanığın yokluğunda verilen mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesinden sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun konuyla ilgili olarak görece yeni içtihatları gerekçesi ile savunma hakkının kısıtlandığından bahisle, Dairemizin 11.11.2013 tarih ve 2011/9578 Esas, 2013/22177 Karar sayılı sayılı onama kararımızın kaldırılıp Pendik 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.03.2008 tarih ve 2006/107 Esas, 2008/232 Karar sayılı mahkûmiyet hükmünün bozulmasına dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazı yerinde görülmemiştir. T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A 5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Yasa’nın 99. maddesi ile değişik 308. maddesi gereğince yapılan incelemede; Dairemizin 09.02.2015 gün ve 2012/15933 Esas, 2015/2193 Karar sayılı ilâmı usûl ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itiraz sebepleri yerinde görülmediğinden, CMK'nın 308/2-3. maddeleri gereğince İTİRAZIN REDDİNE, dosyanın itiraz konusunda karar verilmek üzere Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 04.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.