6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 1

Türk Borçlar Kanunu 1. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 1- Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. 2. İkinci derecedeki noktalar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

37 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/3447 E., 2024/1435 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1, 19, 26 ve 138 inci maddeleri,
3. Hukuk Dairesi         2023/3447 E.  ,  2024/1435 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkili şirketin çelik üreticisi olarak serbest tüketici konumunda bulunduğunu, taraflar arasında 16.02.2017 tarihli indirimli elektrik sözleşmesinin ve taahhütname akdedildiğini, iki ayrı sayaç üzerinden faturalandırma yapıldığını, 12 aylık sürede 183,29 TL sabit birim fiyat üzerinden elektrik satılmasının taahhüt edildiğini, davalının talebi üzerine birim fiyatın 2017 Nisan ayından itibaren 189,00 TL olarak revize edildiğini, daha sonra davalı tarafından aşırı ifa güçlüğü gerekçesiyle 01.06.2017 tarihinden itibaren birim fiyatın 200,00 TL olacağının, davacının sözleşmeyi feshetme hakkının bulunduğuna dair bildirim yapıldığını, davalının mevzuata, sözleşmeye ve taahhütnameye aykırı davrandığını, 05.07.2017 tarihinde gönderilen bildirim ile 2017 Haziran ayı faturasının 196,00 TL, sonraki ayların ise ulusal tarife perakende tek zamanlı enerji bedeli üzerinden oluşturulacağının iletildiğini, Haziran ayı faturasının 196,00 TL birim fiyat üzerinden tahakkuk ettirilmesinin ardından itiraz edilerek fark bedelin müvekkiline ödendiğini, ancak 2017 Temmuz ayında ise 205,20 TL birim fiyat üzerinden fatura gönderildiğini, ihtara rağmen fazla tahsil edilen bedelin iade edilmediğini, ihtirazi kayıtla ödenmek durumunda kalınan KDV dahil 307.582,15 TL'nin iade edilmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakların saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 20.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 12.03.2019 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 287.108,93 TL'ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili; müvekkilinin üretici olmayıp satın aldığı elektriğin satışını yaptığını, öngörülemeyen piyasa koşulları, enerji maliyetleri ve döviz kurunda dalgalanmaların aşırı ifa güçlüğü doğurduğunu, 2017 yılı Haziran ayı için 196,00TL/Mwh revize fiyatın geri alınarak iade yapıldığını, sözleşmenin 5.3. maddesine göre müvekkilinin indirim oranını belirlenme yetkisi bulunduğunu, beklenmeyen hal sonucu ortaya çıkan aşırı ifa güçlüğü sonucu birim fiyatı revize etme zorunluluğunun ortaya çıktığını, iyi niyet ve dürüstlük çerçevesinde davranıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 16.02.2017 tarihli indirimli elektrik satış sözleşmesi düzenlenerek 12 ay süreyle faturalamaya esas olan aktif enerji birim fiyatın 183,29 TL/Mwh olduğu belirlendiği, 01.04.2017 tarihinden itibaren ise faturalamaya esas olan aktif enerji birim fiyatın 189,00 TL/Mwh çıkarılarak protokol yapıldığı, uyuşmazlığın taraflar arasındaki sözleşmenin 5.3. maddesi kapsamında davalı tarafından faturalamaya esas olan aktif enerji birim fiyatın 2017 yılı Temmuz Ayı itibariyle 189,00 TL/Mwh'den 205,21 TL/Mwh çıkarılmasında haklı olup olmadığı noktasında toplandığı, hükme esas alınan 26.06.2020 tarihli bilirkişi heyetinin raporuna göre 2017 yılı Nisan ve Temmuz Ayı döneminde enerji piyasası elektrik birim fiyatlarında öngörülemeyecek değişimlerin yaşanmadığı, davalının satış sözleşmesinin 5.3. maddesi kapsamında indirim yapmasında haklı olmadığı, fazla ödenen kısmın iadesinin gerektiği gerekçesiyle; davanın kabulü ile 287.108,93 TL toplam istirdat alacağının, 20.000,00 TL kısmının dava tarihinden itibaren, 267.108,93 TL kısmının ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; döviz kurundaki değişimlerin enerji sektörünü etkilediğini, ithal edilen enerji maliyeti unsurlarında artış yaşandığını, fiyatlandırmanın revize edilmesi gerektiğini, elektrik piyasasında öngörülemeyen olağanüstü fiyat artışlarının kamu ihalelerinde mücbir sebep olarak kabul edildiğini, öngörülemeyen nedenlerden dolayı aşırı ifa güçlüğü ile sözleşmenin 5.3. maddesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, fiyatın 189,00 TL/Mwh olarak revize edilerek 5.3. maddesinin taraf iradesiyle hayata geçirildiğini, mutabakatın Mahkemece dikkate alınmadığını, 5.3. maddesi gereğince birim fiyatta revizenin kabul edildiği halde sözleşmenin feshi yoluna gidilmediğini, fesih bildiriminde bulunulmadığından iade talebinin yerinde olmadığını, davacının kullandığı elektriğin bedelini ödemeyip zenginleştiğini ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı taraf sözleşmeden kaynaklanan yetkisini kullandığını beyan etmekte ise de, tarafların uzlaşarak Nisan 2017 yılı itibariyle parekende satış birim fiyatını 189,00 TL/MWh olarak uygulamayı kabul ettikleri, 16.02.2017 tarihli protokolün 3. maddesinde, protokolün sözleşme şartlarına tabi olup sözleşmenin eki ve ayrılmaz nitelikte parçası olduğu, protokol ile sözleşme hükümleri arasında ihtilaf olması halinde protokol hükümlerinin esas alınacağına dair düzenleme ve Müşteri Bilgilendirme ve Tarife Paketi Kullanım Taahhütnamesinde davalı şirketin müşteri lehine olmak kaydıyla standart tarife paketi indirim oranında her zaman değişiklik yapılabileceğinin kararlaştırıldığı, protokol ile belirlenen perakende satış birim fiyatı olan 189,00 TL/MWh uygulanması gerektiği, bu bedel uygulanmayıp müşteri aleyhine olacak 205,02 TL/MWh olarak değiştirme yetkisi bulunmadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 2017 yılı Nisan – Temmuz döneminde enerji piyasası elektrik birim fiyatlarında PTF ve YEKDEM dikkate alındığında tecrübeli bir tedarikçi tarafından öngörülemeyecek değişimlerin olmadığının bildirildiği, bu nedenle indirim oranının yeniden belirlenmesine gerek bulunmadığı, taraflar arasında yapılan sözleşmenin feshedilmesine kadar daha önce anlaşılan enerji birim fiyatının kullanılması gerektiği, davacının, davalının Temmuz 2017 elektrik enerjisi fauralarının hesaplanmasında kullandığı birim fiyata yaptığı itirazda haklı olduğu, aşırı ifa güçlüğü oluştuğu iddiasının ispat edilemediği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen elektrik satışına dair sözleşme kapsamında revize edilen birim fiyat nedeniyle fazladan ödenen tutarın istirdadı istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 1, 19, 26 ve 138 inci maddeleri, 3. Değerlendirme Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında; hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru şekilde belirlendiği, taraflar arasında düzenlenen sözleşme kapsamında kararlaştırılan birim fiyatın davalı tarafça ileri sürülen şekilde revize edilemeyeceği, buna göre fazla tahsil edilen miktarının iadesine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,29.04.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/5429 E., 2024/3505 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Sözleşmenin kurulması" ana başlıklı 1 inci maddesi,
3. Hukuk Dairesi         2023/5429 E.  ,  2024/3505 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2348 E., 2023/2572 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 6. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/407 E., 2022/97 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kısmen kabulüne, karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin ortez ve protez imalat ve satışı yaptığını, davalı Kuruma yönelik müvekkili tarafından satılmış herhangi bir ortez ve protez bulunmadığını, yine davalı Kurum tarafından müvekkiline ödenmiş herhangi bir ödeme de bulunmadığını, buna karşın davalı Kurum tarafından müvekkiline 31.10.2016 tarihli ve 3821461 sayılı başmüfettiş Z.K. tarafından hazırlanmış soruşturma raporuna istinaden 385.208,37 TL yersiz ödeme tahakkuku yapıldığını, müvekkilinin alacağından davalı Kurumun kesinti yapması neticesinde haricen tahakkuk işleminden haberdar olduğunu ve .... Noterliğinin 23.01.2017 tarihli ve 02198 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı Kuruma bu usule ve yasalara aykırı tahakkuk işleminin kaldırılması için başvurduğunu, bu ihtarnamenin davalı Kuruma 26.01.2017 tarihinde tebliğ edilmiş olmasına rağmen bugüne kadar davalı Kurum tarafından olumlu veya olumsuz bir karar verilmediğini ileri sürerek; davalı Kurum tarafından fazla ve yersiz ödemeden dolayı müvekkili aleyhine tahakkuk ettirilen 385.208,37 TL'den dolayı bir borcunun bulunmadığının tespiti ile haksız ve dayanaksız tahakkuk nedeniyle müvekkilinin kesilen istihkaklarının kesildikleri tarihten itibaren davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; başmüfettiş Z.K. tarafından davacı hakkında 18.08.2016 tarihli ve 209338/05/SRŞ/02 sayılı soruşturma raporu hazırlandığını, soruşturmanın konusunun ise davacı şirketin de içinde bulunduğu bazı ithalatçı/ distribütör ortopedi firmaları ile uygulama ve satış merkezi bayileri tarafından genel sağlık sigortalıları ile bakmaya yükümlü oldukları kişilere ayakta tedavilerinde mevzuatta öngörülen nitelikleri taşımayan ve daha ucuz olan mikroişlemcili dizüstü ve diz dezartikülasyonu protezleri uygulanmak satmak, mevzuatında tanımlanan aynı mikroişlemcili protezmiş gibi Türkiye İlaç ve Tıbbı Cihaz Ulusal Bilgi Bankasına kayıt/bildirim yapılmak ve faturalandırılmak suretiyle Kurumun zarara uğratılması olduğunu, ayrıca İstanbul'da ikamet eden B.Y., D.K., Z.T ve A.D.'nin alınan ifadelerinde; İzmir'e hiç gitmediklerini ve uygulamasını yaptırmadıklarını belirttiklerini, Rel- K Marka diz eklemli protezlerinin, İzmir'de faaliyette bulunan davacı şirket tarafından faturalandırıldığının tespit edildiğini, yapılan incelemeler neticesinde davacı şirket tarafından ithalat, dağıtımı ve uygulaması yapılan Rek- K marka diz ekleminde firma tarafından talep edilen bilgi ve belgelerin sunulmaması ve dolayısıyla mevzuat uygunluğunun belgelendirilmemesi nedeniyle yapıları ödemelerin tamamının yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verildiğini, müvekkili Kurum tarafından davacı şirkete tahakkuk ettirilen yersiz ödemelerde hukuka aykırılık bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Davanın açıldığı Konya 3. İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması üzerine dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hastaların hastalıkları nedeniyle başvurdukları hastanelerden aldıkları raporlar ve reçete edilen protezler arasında bir uyumsuzluk gözlenmediği, protezler için fatura edilen miktarlar ile o dönemki SUT Ek-5/C fiyat listesinde yer alan Mikro İşlemcili, Swing-Stance faz kontrollü modüler dizüstü protezi ve Mikro İşlemcili, Swing-Stance faz kontrollü modüler diz dezartikülasyonu protezleri arasında bir uyumsuzluk olmadığı, hastalar adına düzenlenen ilk sağlık kurulu raporlarının SGK tarafından belirlenmiş olan hakem hastanelerden biri olan Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesinde oy birliği ile onaylandığı, fonksiyonel sınıflandırma düzeyinin K4 olduğu, hastaların mikro işlemcili swing-stance faz kontrollü modüler diz üstü protezler için eğitim almış ve kullanabilmekte olduklarının SGK tarafından belirlenmiş olan hakem hastanelerden biri olan Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tespit edildiği, bu durumun SGK'nın Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) mevzuatına uygun olduğu, hastalara reçete edilen ve üç ayrı heyet tarafından onaylanan protez uygulamalarında herhangi bir uyumsuzluk gözlenmediği, 12.04.2021 ve 20.10.2021 tarihli bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalı Kurumun davacı şirket hakkında 3821461 sayılı başmüfettişlik tarafından hazırlanan soruşturma raporuna istinaden 27.12.2016 tarihli toplam 385.208,37 TL tutarındaki ve 3612 nolu takiple talep edilen tahakkuk işleminin iptaline, istihkak kesintisi olmaması nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; davacı yararına nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili; davanın kısmen kabulüne karar verilmesine rağmen davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmediğini, bilirkişi raporundaki tespit ve değerlendirmeler ile soruşturma raporundaki tespit ve değerlendirmelerin çelişkili olduğunu, bu çelişki giderilmeden karar verilemeyeceğini ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu işleme esas ve davacı tarafından ithal ve dağıtımı yapılan protezlerin davalı Kuruma dava dışı ... Ortopedi Rehabilitasyon ve Spor Malzemeleri San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından fatura edildikleri gibi, davalı Kurum tarafından sigortalılarının tedavisi nedeniyle alınan protez bedellerinin dava dışı adı geçen firmaya ödendiği bilirkişi raporları ile sabit olmakla, davacı yanın davalı ile dava dışı ... Ortopedi Rehabilitasyon ve Spor Malzemeleri San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında oluşan sözleşmenin tarafı olmadığı ve ödemelerin de davacıya yapılmadığı, yapılan ödemelerin Kurum zararı iddiası ile davacı yandan tahsiline dair dava konusu işlemle hukuka uygun olmadığı, davacının ödemeleri almadığı ve sözleşmelerin tarafı olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, değişik gerekçe ile davanın kısmen kabulü isabetsiz olduğu, davanın konusu itibariyle iptali istenen borç değeri üzerinden davacı yararına nispi vekalet ücreti yerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin ve davalı Kurumun da harçtan muaf olmasına rağmen bu hususun gözetilmemesinin de doğru olmadığı gerekçesiyle; davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne, davalı Kurumun davacı şirket hakkında 3821461 sayılı başmüfettişlik tarafından hazırlanan soruşturma raporuna istinaden 27.12.2016 tarihli toplam 385.208,37 TL tutarındaki ve 3612 nolu takiple talep edilen tahakkuk işleminin iptaline, istihkak kesintisi olmaması nedeniyle bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı tarafından distribütörlüğü yapılan diz protezlerinin Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Ulusal Bilgi Bankasına yapılan bildirimden farklı olduğu iddiasıyla davalı Kurum tarafından yersiz ödenen miktarın tahsili amacıyla tesis edilen tahhakkuk işleminden borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Sözleşmenin kurulması" ana başlıklı 1 inci maddesi, 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 266 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçeye ve özellikle taraflar arasında akdi ilişki bulunmamasına, satış işleminin ... Ortopedi şirketi tarafından yapıldığının ve davacının taraf olmadığının, bilirkişi raporlarının da hüküm kurmaya elverişli, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine açık olduğunun anlaşılmasına göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.11.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5372 E., 2023/892 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ve Mümessillik A.Ş.'nin ortak ve yöneticileri olup tacir olduklarından 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddelerindeki eş rızası koşulu aranmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi kapsamında dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve eş rızası olmasa da kefalet sözleşmesinin hukuken geçerli nitelikte olduğu, davalıların ortağı olduğu şirketler ile davacı taraf arası
11. Hukuk Dairesi         2021/5372 E.  ,  2023/892 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/318 Esas, 2021/540 Karar HÜKÜM : Davanın kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/1421 E., 2018/1261 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.02.2023 günü hazır bulunan davacı vekilleri Avukat..., Avukat ... ile davalılar ... ve ... vekilleri Avukat ..., Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıların birlikte hakim hissedarı ve sahibi oldukları Map Mümessillik ve Ticaret A.Ş. ve İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. ile aralarında daha önceye dayalı ticari bir ilişki olduğunu, dava dışı Saray Matbaacılık Kağıtçılık Kırtasiyecilik Tic. A.Ş.'nin 2009 yılı başında müvekkilinden kağıt satın almak istediğini, müvekkilinin bu şirketten teminat istemesi üzerine banka teminat mektubu veremediğini, Map Mümessillik ve Ticaret A.Ş. firmasının sahipleri davalılar ... ve ...'ın Saray Kağıt'a kendi şirketleri üzerinden satış yapılması ve Saray Kağıt'tan alınacak çeklerin de Map Mümessillik cirosu ile müvekkiline verilebileceğinin bildirilmesi üzerine geçmiş yıllardaki ticaretin verdiği güvenle "Saray Kağıt'a, Map Mümessillik Şirketi üzerinden mal verilmesi" fikrinin makul göründüğünü, davalıların Map Mümessillik ve Tic. A.Ş.'nin borçlarını teminen 08.05.2009 tarihli, 5.000.000,00 TL limitli müteselsil kefalet senedini müvekkiline teminat olarak tevdi ettiklerini, 2012 yılına kadar Saray Kağıtçılık çeklerinin Map Mümessillik A.Ş. tarafından ciro edilerek müvekkiline verildiğini, 2013 yılı başında davalıların yine bütün hisseleri kendilerine ait ortaklaşa sahip oldukları İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. firması üzerinden ticaretlerine devam etmek istediklerini bildirmeleri üzerine, kağıt alımlarını İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. üzerinden gerçekleştirmeye başladıklarını, bu ticari ilişkinin teminatı olarak da 26.12.2012 tarihinde müvekkiline 8.000.000,00 TL'lik kefalet senedi tanzim ederek tevdi ettiklerini, daha sonra 2013 yılı başlarında davalıların talebi üzerine, Saray Kâğıtçılık firmasına giden tüm kâğıtlara karşılık İnterpap firmasının çeklerinin doğrudan alınmaya başlandığını, alıcı şirketin ortakları ve yöneticileri olan davalılar ... ve ... (kefiller) tarafından müvekkiline 26.12.2012 tarihli, 8.000.000,00 TL'lik tevdi edilen kefaletnameden sonra, 16.12.2013 tarihinde 9.000.000 TL'lik ikinci bir kefaletname verildiğini, son olarak 22.05.2014 tarihli, 13.000.000 TL'lik kefalet senedi ile toplam 30.000.000,00 TL limite yükseltilmiş üçüncü kefaletnameyi imzalayarak 3 ayrı müteselsil kefalet senedi imzalanarak müvekkiline teslim edildiğini, 2014 yılında İnterpap A.Ş.'nin ödemelerini yavaşlattığını, gecikmelerin başladığını, bunun üzerine, davalıların 06.08.2014 tarihinde "Beyan ve Taahhüt" başlıklı bir belgeyi ("Taahhütname") 30.000.000,00 TL limitli kefaletlerinin varlıkları ve geçerliliklerinin teyit edildiğini, İnterpap A.Ş.'nin verdiği çeklerin ödemesinin durduğunu, 29.08.2014 tarihinde bu kez İnterpap, ... ve ...'a borcun ödenmesi ihtarının gönderildiğini, muhatapların 08.09.2014 tarihli cevabi ihtarname ile "ihtarname müstenidatı olarak sunulan gerek kıymetli evrak ve gerekse de sair belgeler ya da ihtarnamede atıfta bulunulan belgeler altında imzalarının bulunmadığını, müvekkiline karşı borçlarının bulunmadığını, kefalet taahhütlerinin süresinin dolduğunu ve kefaletlerin usulüne uygun olmadığını" beyan ederek ödemede bulunmayacaklarını beyan etmeleri üzerine verilen kefalet senetleri üzerinde özel grafoloji uzmanından rapor alındığını ve bu rapor ile 26.12.2012 tarihli kefaletnamedeki ... imzası ile her üç kefaletnamede ve 06.08.2014 tarihli taahhütnamede yer alan ... imzalarının anılan şahıslara ait bulunduğu sonucuna varıldığını, İnterpap firmasının cari hesap borç bakiyesinin 13.273.595,85 USD'ye ulaştığını, İnterpap ve kefillerin borç ödeme edimlerini yerine getirmemesi üzerine, fazlaya dair tüm haklar saklı kalmak kaydıyla ödenmeyen 13 adet çek için İnterpap A.Ş. aleyhine takip başlatıldığını, icra dosyasına yapılan bir ödeme olmayıp davalıların, imzaları kendilerine ait olan ve limiti belli kefalet senedi doğrultusunda borçlu olduklarını, ancak kefalet sözleşmelerinin şekil şartları yerine getirilmediğinden geçersiz olduklarının iddia edilmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiğini, hukuki sorumluluklarından dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olarak sıyrılmaya çalışan davalı kefiller hakkında fazlaya dair tüm talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik (2.695.000,00 USD x 2.2384 kur ile) toplam 6.032.488,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davaya dayanak olarak sunulan kefalet sözleşmelerinin yasada aranan geçerlilik şartlarını haiz olmadığını, bunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değerlendirilemeyeceğini, ayrıca davalı ...’ın kefaletine dair 26.12.2012-16.12.2013 ve 22.05.2014 tarihli kefalet senetlerindeki müvekkiline atfen atılı imzaların müvekkiline ait olmadığını, bu hususun davacının dilekçesinde kabul edildiğini, müvekkili ...'nın ise, kefalet senedini diğer borçlusu müvekkil ...'ın imzaladığının kendisine beyan edilmesi üzerine iyi niyetli olarak imzaladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf ile Map Mümessillik ve Tic. A.Ş. ve İnterpap A.Ş. arasında kağıt alım satımına ilişkin ticari alışveriş bulunduğu ve kefalet sözleşmelerinin bu alışverişe istinaden davacı tarafa teslim edildiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, kefalet sözleşmelerinin tamamının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlük zamanında akdedildiği, kefaletlerin, 6098 sayılı Kanun'un 583 ve 584 üncü maddelerinde öngörülen şekil şartlarını taşımadığı, imza inkarı nedeniyle davalı asıllara davalılar vekilince bildirilen adreslerine isticvap davetiyesi usulüne uygun tebligat ile tebliğ edildiği, ancak davalıların duruşmada hazır bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 171 ve 211 inci maddeleri gereğince davalılar imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmadığından kefalet sözleşmelerindeki imzalarının kendilerine ait olduğunu ikrar etmiş olarak kabul edileceği, davalılardan ...'nın senetlerin kendisi tarafından imzalandığını ve davacı tarafa teslim edildiğini, İstanbul Anadolu C. Başsavcılığına verdiği 27.10.2015 tarihli ifadesinde ikrar ettiği, 06.08.2014 tarihli taahhütnamede de davalıların bu tarihten önce vermiş oldukları kefaletleri teyit ettikleri, 06.08.2014 tarihli "Beyan ve Taahhüt" başlıklı belge bakımından da davalıların imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmamasının sonucu olarak imzalarının kendilerine ait olduğu hususunun ikrar edilmiş olduğu, ayrıca kefiller Map Mümessillik ve Tic. A.Ş. ve İnterpap Dış Tic. ve Mümessillik A.Ş.'nin ortak ve yöneticileri olup tacir olduklarından 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddelerindeki eş rızası koşulu aranmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi kapsamında dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve eş rızası olmasa da kefalet sözleşmesinin hukuken geçerli nitelikte olduğu, davalıların ortağı olduğu şirketler ile davacı taraf arasında 2014 yılı Ağustos ayına kadar devam eden ticari ilişki nedeniyle davacı tarafta şekil eksikliğine rağmen kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu hususunda haklı bir güven oluşturdukları, ancak kefalet sözleşmesinden doğan borçlarını şekil eksikliği ve imza inkarı nedenlerine dayandırarak ifadan kaçındıkları, kendi borcunu yerine getiren davacıya karşı sözleşmenin şekil eksikliği sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürmenin dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olup hukuk düzenince himaye edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.032.488,00 TL'nin 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; şekil şartını haiz olmadığından kesin hükümsüz olan kefalet sözleşmelerinin, emredici yasa hükmüne rağmen geçerli sayılarak ve üzerindeki imzanın davalı müvekkili ...'a ait olmadığı hususu dosyada sabit olduğu hâlde davanın kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki davacı tarafın dava dilekçesi ve delil listesi ekinde sunduğu özel inceleme evrakı ile imzaların müvekkili ...'a ait olmadığını beyan ve kabul ettiği hâlde, İlk Derece Mahkemesince davacı tarafın imza incelemesi talebinin kabulüne karar verilerek ve isticvap hususunda haklı talepleri reddedilerek usule aykırı davranıldığını, oysa müvekkiline isticvap davetiyesi tebliğ edilemediğini, kanunun emredici normu ve yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince kesin hükümsüz olan kefalet sözleşmelerinin, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde geçerli sayıldığını, hangi nedenlerden dolayı müvekkillerinin kötü niyetli olduklarına kanaat getirildiğinin hüküm gerekçesinde açıklanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kefalet sözleşmeleri geçersiz olduğundan davalıların kefil ve/veya müteselsil kefil olarak sorumlu tutulması mümkün bulunmadığı gibi davalılar hakkında sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan yürütülen cezai soruşturma sonucunda, Kemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 05.03.2019 tarihli, 2015/1348 nolu soruşturma ve 2019/858 K. sayılı kararıyla davalılar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği sabit olup söz konusu “Müteselsil Kefalet Senedi” başlığı altında birden fazla aynı şekilde düzenlenen ve kanunda aranan geçerlilik şartlarını haiz olmayan kefalet sözleşmelerinin şeklen geçersizliğinin davalılarca ileri sürülmesinin davacının tacir sıfatı ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği, ancak davalı ... tarafından imzası kabul edilen, diğer davalı ... tarafından ise açıkça imzası inkar edilmeyen 06.08.2014 tarihli “Beyan ve Taahhüt” başlıklı belgenin 6098 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçları için verilmiş tüm kefaletlerinin toplamı olan 30.000.000 TL borcun kabul edilerek asıl borçlu şirketin borcu üstlenmesi şeklinde bir belge olduğu, borcu üstlenmenin, borcu üstlenen açısından borçlandırıcı bir işlem olduğu ve kanunda şekil şartı da aranmadığı, sonucu itibari ile doğru olan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile davacının talebi ile bağlı kalınarak talep gibi 6.032.488,00 TL’nin davalılardan temerrüt tarihi olan 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesi kararının hüküm fıkrasının çelişkili olduğunu, davacı tarafça delil listesinde bildirilmeyen delillerin dosyaya ibraz edildiğini, istinaf aşamasında sunulan delilin karara esas alındığını, müvekkillerinin ne için isticvap edildiğinin davetiyede yazmadığını, imzaların müvekkiline ait olmadığını davacının dahi kabul ettiği yerde Mahkemece imza incelemesi istenilmesinin doğru olmadığını, isticvap davetiyesinin duruşma gününden sonra tebliğ edildiğini, dosyada imza örnekleri varken yeniden imza alınmasının doğru olmadığını, davacı şirketin alacağını asıl borçlu şirketten talep etmesi gerektiğini, kefalet sözleşmelerinin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanımı olmadığını, 06.08.2014 tarihli belgeyi borcun dış üstlenmesi şeklinde nitelendirmenin istinaf mahkemesince re'sen yapılamayacağını, bunun kanundaki koşullarının oluşmadığını savunarak kararın kaldırılarak bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki kefalet senedine dayalı alacak istemine ilişkin olup uyuşmazlık, borçlu şirket olan İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçlarının teminatı olarak davaya dayanak sunulan 26.12.2012, 16.12.2013 ve 22.05.2014 tarihli kefalet sözleşmelerinin ve 06.08.2014 tarihli beyan ve taahhütname başlıklı belgenin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Bölge adliye mahkemesince istinaf aşamasında sunulan deliller, münhasıran hükme dayanak yapılmamıştır. 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/7480 E., 2023/11884 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Mülga 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu'nun 2 nci maddesi, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun (5362 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun hükümleri. 3. Değerlendirme 1.4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konul
9. Hukuk Dairesi         2023/7480 E.  ,  2023/11884 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2388 E., 2022/2374 K. KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 3. ... Mahkemesi SAYISI : 2020/24 E., 2022/432 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı tarafa ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığını, 2000-2008 yılları arasında sigortasız çalıştırıldığını, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını, davalı tarafından müvekkilinin hak ve alacakları kendisine tam olarak ödenmeksizin araçların satıldığı söylenip işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, asgari geçim indirimi, ... bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, müvekkili nezdinde geçen ve Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmeyen herhangi bir çalışmasının olmadığını, davacının işyerinde 28.01.2008-30.10.2018 tarihleri arasında çalıştığını, ... sözleşmesinin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradesi ile sona erdiğini, müvekkiline ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste çift şoför çalıştığını, farklı vardiyalar ile çalışıldığını, taraflar arasında 30.11.2018 tarihli ibraname imzalandığını, bu ibranamede ibra konusu alacağın türü ve miktarının ... ... sayıldığını, davacıya tamamının ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile aynı hatta çalışan davacı tanıklarının sarih anlatımlarına itibar edilerek davacının, 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında ... plakalı araçta çalıştığının anlaşıldığı, davalı tarafça 30.11.2018 tarihli ibraname sunulmuşsa da incelendiğinde davacının imzası dışındaki kısmın farklı bir kişi tarafından yazıldığının açık olduğu, davacının da isticvabında bu hususu doğruladığı, 18 yıllık çalışması olan davacının 50.000,00 TL karşılığında tüm alacaklarından vazgeçmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığını davalının ispatlayamadığı, dinlenen tanıkların beyanlarından davacının haftada 42 saat fazla çalışma yaptığının ve karşılığının ödenmediğinin anlaşıldığı, ... bayram ve genel tatillerde çalıştığının da tanık beyanları ile ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının sigortasız dönemde iddia ettiği çalışma için hizmet tespiti davası açılmadıkça SGK kaydındaki çalışma süresinin aşılamayacağını, tespit edilen fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücretinin fahiş olduğunu, ... şoför çalışmadığına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasının celp edilip incelenmediğini, tanıkla ispatlandığı hâlde indirim de uygulanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alacak davasında çalışmanın her türlü delille ispatlanabileceği, fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tanık beyanlarına göre hesaplandığı, davalının bahsettiği soruşturma dosyasının taraflarca getirilme ilkesi gereği dosyaya sunulması gerekirken davalının bunu ihmal ettiğinin anlaşıldığı, işçinin hastalık, mazeret ve başkaca nedenlerle sürekli aynı şekilde çalışması mümkün olmadığından, tanıkla ispatlanan fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarında dosyaya uygun bir indirim yapılmamasının hatalı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda Mahkemece değer verilen tutarlar üzerinden %30 indirim yapılarak alacağın miktarının tespit edildiği ve taleple bağlı kalınarak hüküm kurulduğu belirtilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak yazılmasının hatalı olduğunu, ... Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/220025 sayılı soruşturma dosyasının incelenmediğini, incelenmiş olsaydı davacının ... şoför olarak çalışmadığının anlaşılacağını, tanık ifadelerine itibar edilmemesi gerektiğini, eski çalışan O.G'nin açtığı davadan ve eski çalışan B.K'nın imzaladığı ibranameden aynı hatta başka işçilerin de çalıştığının anlaşılacağını, davacının hizmet süresi boyunca 4 saat uykuyla haftalık izin/yıllık izin kullanmadan çalıştığı şeklindeki kabulün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin ... kanunları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buna göre uyuşmazlığa ... kanunlarının mı yoksa 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) hükümlerinin mi uygulanması gerektiğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Aşağıda belirtilen işlerde ve ... ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz; ... ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde, ..." 3. Mülga 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu'nun 2 nci maddesi, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun (5362 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun hükümleri. 3. Değerlendirme 1.4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun'un uygulanacağı belirtilmiştir. 2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca, mülga 507 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde 4857 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz. 3. 507 sayılı Kanun, 21.....2005 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer kanunların 507 sayılı Kanun'a yaptıkları atıfların 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde 507 sayılı Kanun'a yapılan atıf, 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr; ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimselerdir. 507 sayılı Kanun'da yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine 5362 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. 5362 sayılı Kanun'un düzenlemesi karşısında, 21.....2005 tarihinden sonraki dönem açısından 4857 sayılı Kanun'un kapsamı belirlenirken, “geçimini münhasıran bu işten sağlama” ölçütü dikkate alınmamalıdır. 4. 5362 sayılı Kanun'daki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. 507 sayılı Kanun döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin de bu yeni ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama ihtimali ortaya çıkmaktadır. 5. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde üç kişinin çalışması hâlinde, 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri ... Kanunu'nun kapsamının dışında kalmaktadır. Maddede üç işçi yerine “üç kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dâhil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Kanun'a tâbi olacaktır. 6. Somut uyuşmazlıkta; davalı işverene ait minibüste çalışan sayısının tespiti için herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece; uyuşmazlık konusu dönemde davalının ekonomik sermayesi ve kazancının esnaf niteliğini aşıp aşmadığı ve hangi usule göre vergilendirildiği tespit edilmeli, fesih tarihi itibarıyla davalı işveren nezdinde çalışan işçi sayısı SGK kayıtları getirtilerek belirlenmeli, işverenin işyerinde kendi bedeni gücü ile bizzat çalışıp çalışmadığı ve esnaf statüsünde olup olmadığı, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda araştırılarak davalının esnaf olduğu belirlendiği takdirde uyuşmazlığın ... kanunları kapsamı dışında kaldığı dikkate alınarak uyuşmazlığa 6098 sayılı Kanun'un uygulanmalıdır. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir. 7. Islah tarihi 02.03.2022 olmasına rağmen, hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak belirtilmesi de mahallinde düzeltilebilecek maddi hata olarak kabul edilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/666 E., 2023/546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Cezai şart, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) [TBK'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2022/666 E.  ,  2023/546 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/145 E., 2021/226 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne 1. Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı istemi 4. Davacı vekili, müvekkilinin Yağmur Eczanesinin sahibi olduğunu, eczaneyi ailesinin desteğiyle ve kredi kullanarak açtığını, bu ekonomik sıkıntıları yaşadığı süreçte dava dışı Erman Eczanesi ve çalışanları ile tanıştığını, Erman Eczanesinin sözleşmesinin SGK tarafından feshi nedeniyle karşılanamayan dört adet reçetesinin müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin mesleki tecrübesinin bulunmadığı gibi sözleşmeye aykırı davranışının olmadığını, reçetede yazılı ilaçların ilgililere teslim edildiğini, Kurum zararının doğmadığını ileri sürerek davalı Kurumun 25.11.2014 tarihli yazısında belirtilen 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince belirlenen 193.904,80 TL cezai şart ve ödenen ilaç bedelinin faiziyle birlikte toplamı 22.019,80 TL’nin ödenmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline, bu olmazsa tenziline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevabı 5. Davalı vekili, Kurum işleminin protokole uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/619 Esas, 2016/116 Karar sayılı kararı ile; davaya konu reçetelerin ilgilisi tarafından teslim alınarak kullanılmış olması nedeniyle davalı Kurum tarafından karşılanması gerektiği ayrıca belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacak ise tenkisine karar verilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Kurum işleminin dört adet reçete bedeli olan 19.390,48 TL’nin yasal faizi ile iadesine ilişkin kısmının iptaline, 193.904,80 TL cezai şarttan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/3 üncü maddesi gereğince % 50 oranında indirim yapılmak suretiyle 96.702,40 TL olarak uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 30.05.2019 tarihli ve 2016/16899 Esas, 2019/6996 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacı, eldeki dava ile 2012 yılı protokolünün 5.3.3 maddesine göre 193.904,80 TL cezai şart uygulanmasına ve anılan protokolün 4.3.6. maddesi gereği yapılan 19.390,48 TL yersiz ödemenin tahsiline ilişkin kurum işleminin iptalini talep etmiştir. 2012 yılı protokolü 5.3.3 maddesinde “Sözleşmesi feshedilen eczacıya ait reçetelerin kurum ile sözleşmeli eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi halinde, reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mahkemece, sözleşme ile belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacağı, davacının ekonomik durumu, yargılamaya konu eylem nedeni ile davacının sağladığı menfaat göz önünde bulundurulduğunda cezai şarttan indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılarak, davacı hakkında cezai şartın 96.702,40 TL olarak uygulanmasına karar verilmiş ise de; taraflar için bağlayıcı olan protokol ile açıkça yukarıda izah edilen şekilde cezai şart düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu ve imzalanan protokolun kendisi açısından bağlayıcı olduğu gözetilmeden mahkemece 6098 sayılı Borçlar Kanunu 182/3. maddesi hükmüne atıf yapılmak suretiyle, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılması hatalıdır. O halde, mahkemece bu hususlar gözetilmeden cezai şartın fahiş olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de; davalı SGK Başkanlığı'nın 492 sayılı Harçlar Kanunu ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesi hükmüne göre harçtan muaf olmasına göre yasal düzenlemeye aykırı olarak peşin harç ile karar ve ilam harcının davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle oy birliğiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2021 tarihli ve 2021/145 Esas, 2021/226 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacının ekonomik faaliyetine devam edemediği, eczanenin kapandığı, cezanın davacının iktisaden mahvına yol açtığı, indirim yapılmasının hak ve nesafet ilkelerine uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince davacı eczacı hakkında uygulanan cezai şart ve reçete bedelinin tahsiline ilişkin işlemin iptalinin istenildiği somut olayda, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede 12. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. 13. Davacı vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiş ve bu suretle hakkında verilen karar kesinleşmiştir. Bu nedenle direnme kararının temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. 14. O hâlde davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede 15. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce eczacıların hukuki statüsüne değinmek faydalı olacaktır. 16. Sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve tıbbi yardımın sağlanmasında eczacının önemli bir yeri vardır. Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”. 17. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır. 18. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır. 19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir. 20. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir. 21. Bu noktada cezai şart kavramına da değinmek gerekir. 22. Cezai şart, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) [TBK'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. 23. Cezai şart, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası hâlinde ödenmesi gereken malî değeri haiz ayrı bir edimdir. Cezai şartın unsurlarını bu tariften kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Bu unsurlar; gerçekten bir asıl borcun bulunması, bunun yanında ayrı ve bağımsız bir edimin yer alması, bu ikisinin birbirine bağlı olması ve bu ayrı ve bağımsız edimin sağlıkta hüküm doğuran bir muamelede tespit olunmasından ibarettir (Kenan Tunçomağ: Türk Hukukunda Cezai Şart, ..., 1963, s.6 ). 24. Cezai şart asıl borcun fer’îsidir; ona bağlı fakat ondan ayrı bir edim niteliği taşır ve cezai şartın gerçekleşebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir. 25. Borçlar Kanunu'nun 158 inci maddesi birbirinden farklı üç nevi cezai şart düzenlemektedir. Bunlar, seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifayı engelleyen cezai şarttır. 26. Borçlar Kanunu’nun “Cezanın butlanı ve tenkisi” başlıklı 161 inci maddesinde ise; “Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler. Ceza, kanuna veya ahlâka (adaba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı hâlde borcun ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez. Hâkim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.” hükmüne yer verilmiştir. 27. Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. 28. Cezai şartla ilgili BK’nın 161 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile, hâkimi, fahiş gördüğü cezayı tenkis etmekle yükümlü tutmuştur. Hâlbuki, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 24 üncü maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezai şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini benimsemiş bulunmaktadır. 29. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 24 üncü maddesi; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.” hükmünü içermektedir. 30. Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezai şartın kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezai şart kanuna aykırı kabul edilmelidir. 31. Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezai şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticari hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 Esas, 2019/706 Karar; 14.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-943 Esas, 2021/984 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 32. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı eczacılık bölümünden yeni mezun olarak "Yağmur Eczanesi" isimli iş yerini açmış ve davalı ile “2012 yılı SGK ile Eczacılar Arasında İmzalanacak Tip Sözleşme” yi imzalayarak davalı Kurum sigortalılarının ilaç teminine başlamıştır. Davalı Kurum 25.11.2014 tarihli işlemi ile SGK kapsamındaki kişilerin Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2012 protokolünün 5.3.3 üncü maddesi gereğince sözleşmesi feshedilmiş başka bir eczaneden toplam 19.390,48 TL tutarında dört adet reçeteyi kuruma fatura ettiği için davacı hakkında bu miktarın on katı olan 193.904,80 TL cezai işlem uygulamış ayrıca fatura edilen ve hastalara teslimi yapılan ilaç bedellerinin faiziyle birlikte iadesini istemiştir. Davacı ise ceza miktarının yüksekliği nedeniyle iktisaden mahvına sebep olacağından bahisle davalı işleminin iptalini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davaya konu edilen cezai şartın tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olacağı değerlendirilerek % 50 oranında tenkisine karar verilmiştir. 33. Antalya Eczacı Odasının yazısından, davalı Kurumun cezai işleminin davacının ekonomik mahvına neden olduğu, cezai işlemin uygulanmasını müteakip eczanenin ekonomik olarak faaliyetine devam edemeyip 31.03.2015 tarihinde kapandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen ceza miktarının yüksekliği, davacının ekonomik olarak ticari hayatını devam ettirmesine mani olmuş, eczanenin mahvı somut olarak gerçekleşmiştir. Buna göre davacının faaliyeti davalının 25.11.2014 tarihli işleminden sonra yaklaşık dört ay kadar devam edebilmiştir. Bu durumda, cezai işlemin davacının ekonomik mahvına sebebiyet verdiğinin ve tenkis uygulamasının yerinde olduğunun kabulü gerekir. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu cezai işlemin eczane ile TEB arasında imzalanan protokol kapsamında uygulanması nedeniyle tenkise tâbi olamayacağı, bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 35. Hâl böyle olunca, cezai işlemin davacının ekonomik mahfına neden olduğunun kabulü ile tenkis uygulanmasına ilişkin direnme kararı yerindedir. 36. Ne var ki, davalının diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1) Davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A), İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden, direnme uygun olup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (III-B), Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.05.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

Tarafların irade beyanları arasında esaslı unsurlarda (örneğin satılan mal ve fiyat konusunda) anlaşma sağlanamamışsa, yani "uyuşmazlık" (dissensus) varsa, ortaya çıkan hukuki durum aşağıdakilerden hangisidir?

A) Sözleşme kurulmamıştır (Yokluk).
B) Sözleşme iptal edilebilir.
C) Sözleşme kesin hükümsüzdür (Butlan).
D) Sözleşme askıda hükümsüzdür.
E) Sözleşme eksik borç doğurur.

Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol