Türk Borçlar Kanunu 12. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe, hiçbir şekle bağlı değildir.
Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.
II. Yazılı şekil
1. Yasal şekil
a. Kapsamı
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2353 E., 2015/2333 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
(TBK’nın 12.) maddesine göre, sözleşmenin geçerliliği, yasada tersine kural bulunmadıkça hiç bir biçime bağlı değildir, biçim zorunluluğu, kuralın ayrığını oluşturur.
Hukuk Genel Kurulu 2013/2353 E. , 2015/2333 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “alacak” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.12.2009 gün ve 2006/43 E. 2009/282 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ile davalılardan ..., ... vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.05.2012 gün ve 2010/14808 E. 2012/7197 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasındaki 14/04/1997 tarihli sözleşme ile davalıların 3 ay içerisinde bir ses kaseti imal ederek çoğaltılması ve telif haklarını müvekkiline devri hususlarında anlaştıklarını, müvekkilinin sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalıların kaseti imal edip teslim etmedikleri, sözleşmede 5.000 USD cezai şart ve buna eklenen ek protokol ile toplam 15.000 USD cezai şart öngörüldüğünü, ayrıca zararlarının 26.700,00 TL olduğunu ileri sürerek, asıl alacak 26.700,00 TL ve faizi 12.300,00 TL’nin tahsilini, 5.000,00 TL cezai şartın davalılardan, ek protokol gereği 10.000 USD cezai şartın davalı ...'den ödeme günündeki döviz faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, sözleşmenin telif değil yayım sözleşmesi olduğunu, davacının üstlendiği işi tam ve gereği gibi yerine getirilecek nitelikte ve işin maddi külfetini karşılayacak durumda olmadığını beyanı üzerine, karşılıklı olarak ifadan vazgeçildiğini ve avansın davacıya iade edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Muhtar ... vekili, davacının stüdyo masrafları gibi bir çok konuda edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmeden karşılıklı olarak vazgeçtiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında noter huzurunda yapılan 14/04/1997 tarihinde düzenlenen sözleşme konusu yapımdaki eserlerin telif, yayın, çoğaltma gibi her türlü mali haklarının yapımcıya devredildiği, davalıların 3 ay içerisinde bandı yapımcıya teslim etmeyi taahhüt ettikleri, fesih halinde 5.000 ABD doları cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğradığı zararların bedelinin ödeneceğinin kararlaştırıldığı, ... ile yapılan ayrıca 10.000 USD ceza ödenmesine ilişkin tarihsiz ek protokolün noterde düzenlenen asıl sözleşme gibi ile resmi şekilde yapılmadığından bu belgeye dayalı taleplerin reddi gerektiği, davanın fesih olarak kabulü gerektiği, davacının kâr yoksunluğunun 5.550 TL olarak hesaplandığı, sözleşmede fesih halinde cezai şart ve zarar öngörülmüş ise de birlikte istenemeyeceği, sözleşmenin ifa edilememesinde tarafların ortak kusuru olması nedeniyle ve davacının cezai şartı aşan miktarda zararını ispat edememesi sebebiyle, zarardan daha yüksek olan 5.000 USD cezai şartın uygulanması gerektiği gerekçesiyle 5.000 USD alacağın davalılardan tahsiline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılardan Mehmet Emin Karaca vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki (3) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Davacının temyiz itirazlarına gelince, 14/04/1997 tarihli sözleşmede fesih halinde cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğrayacağı zararların ödenmesi kararlaştırılmıştır. Mahkemece BK’nun 159. maddesi gereğince cezai şartın ve zararın tazmininin birlikte istenemeyeceği kabul edilmiş ise de, anılan sözleşmenin 10/c maddesinde aksi açıkça kararlaştırılmış olduğundan, tazminat talebinin bu gerekçeyle reddi doğru olmamıştır. Ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin FSEK’nun 52. maddesinde yazılı yapılması gerektiği belirtilmekle geçerliliği için resmi şekil şartı bulunmadığından, noterde yapılan ilk sözleşmenin adi yazılı bir şekilde değiştirilmesi mümkün bulunduğuna göre ikinci sözleşmenin bu nedenle geçersiz olduğunun kabulü de doğru olmamış, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir. .
3)Bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, telif sözleşmesi ve ek protokole dayalı tazminat ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile sözleşmeye dayalı 5.000.00 USD alacağın davalılardan tahsiline dair verilen karar, davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki kararda dayanılan gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davaya konu 14.04.1997 tarihli sözleşmenin 10/c maddesi ile sözleşmenin feshi halinde cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğrayacağı zararların birlikte ödenebileceğinin kararlaştırılmış olması karşısında Borçlar Kanunu’nun 159. maddesinde öngörülen cezai şartın ve zararın tazmininin birlikte istenemeyeceğine ilişkin kuralın geçerli olup olmadığı ile tarihsiz “ek protokol”ün geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır:
Hukuksal işlem, bir ya da bir çok kişinin, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde, hukuksal sonuçlar meydana getirmeye yöneltilmiş olan iradesinin açığa vurulmasıdır (TUNÇOMAĞ, Kenan: Borçlar Hukuku Dersleri, Genel Hükümler, 1. Cilt, 1965, S. 76; KAYNAR, Reşat: Türk Borçlar Hukuku Dersleri, 1965, S.13). Gerçekten de, iradenin açığa vurulması, hukuksal işlemin belirgin niteliğini oluşturur. Çünkü irade açığa vurulmazsa, hukuksal bir sonuç meydana gelmez. Başka bir anlatımla, hukuksal sonucun meydana gelebilmesi, yani bir hak ya da hukuksal ilişkinin yaratılması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için, buna yönelmiş bir irade yetmez; iradenin açığa vurulması gerekir (KARAHASAN, Mustafa Reşit; Sorumluluk Hukuku, Birinci Kitap Sözleşmeler, İkinci Kitap Sözleşmeden Doğan Sorumluluk, Doktrin Yargıtay Kararları, Beta Basım A.Ş., 1996, S. 95).
Borç ilişkilerinin kaynaklarından olan sözleşme, hukuksal işlemlerin özel bir çeşididir. Sözleşmeler, iki yanlı ve borç ilişkisi meydana getiren hukuksal işlemlerdir. Bir sözleşmede, en az iki yanın bulunması ve birbirine uygun iradelerini açığa vurmaları, sözleşmelerin özü sayılır (KAYNAR, Reşat: ...e., S. 24). Sözleşme, belirli bir borç ilişkisini meydana getirmek üzere, iki kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulan bir hukuksal işlemdir (AYBAY, Aydın; Borçlar Hukuku Dersleri, 1969, 1973, S. 12; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip: Borçlar Hukuku Dersleri, 1. Fasikül, 1985, S. 115). Sözleşme ile hukuksal bir bağ kurulmasından başka, önceden kurulmuş olan böyle bir bağın kaldırılması, değiştirilmesi ve başkasına geçirilmesi için başvurulan normal bir araçtır. Öte yandan, sözleşme, salt borç ilişkilerini kurma, değiştirme ve ortadan kaldırma için değil, öteki hukuksal ilişkileri kurmak için de kullanılır (TUNÇOMAĞ, Kenan: ...e,, S.94).
Sözleşmenin başlıca çeşitleri aşağıdaki şekildedir:
1- Borçlar hukuku sözleşmeleri
a) Bir yana borç yükleyen sözleşmeler
b) İki yana borç yükleyen (karşılıklı) sözleşmeler
aa) Tam karşılıklı sözleşmeler
bb) Eksik karşılıklı sözleşmeler
2- Medeni hukuk sözleşmeleri
818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 1. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 1.) maddesine göre, sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun iradenin açığa vurulması gerekir. İrade açıklaması, bir kişinin bir hakkı ya da hukuksal ilişkiyi kurma, değiştirme ya da ortadan kaldırma iradesini dış dünyaya yansıtması, açıklaması ya da bildirmesi ve bu yolla bunu yürürlüğe koymasıdır (EREN, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt 1, 1994, S.153). İradenin açığa vurulması, açık ya da örtülü olabilir.
Biçim ise irade açıklamasını göstermek için kullanılan bir araçtır. Bir irade açıklamasının, bir hukuksal işlemin ya da sözleşmenin bir biçime bağlı olmamasından söz edildiğinde biçim özgürlüğü amaçlanır. Burada sözlü, yazılı ya da kamusal biçim türlerinden herhangi birine başvurmak olanaklıdır (KARAHASAN, Mustafa Reşit; ...e., S. 131). Oysa biçim koşulu, hukuksal işlemin geçerli yolda sonuç doğurabilmesi için yasa ya da taraflarca öngörülen biçimde yapılmasının zorunlu olduğunun deyimidir (İNAN, A. Naim: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1984, S. 129; ESENER, Turan: Borçlar Hukuku, Cilt 1, 1969, S. 167; TUNÇOMAĞ, Kenan: ...e,, S.215, EREN, Fikret: ...e., S.286).
Hukukumuzda biçim özgürlüğü ilkesi benimsenmiştir. Gerçekten, BK’nın 11/1. (TBK’nın 12.) maddesine göre, sözleşmenin geçerliliği, yasada tersine kural bulunmadıkça hiç bir biçime bağlı değildir, biçim zorunluluğu, kuralın ayrığını oluşturur. Ki bu durumlar yasada açıkça belirtilmiştir. Biçim zorunluluğu, yasa ya da yanların iradesi ile konulabilir (KARAHASAN, Mustafa Reşit; ...e., S. 131). Belirlenen biçime uyulmamasının yaptırımı ise, sözleşmenin geçersiz (hükümsüz) bulunmasıdır. Nitekim, BK’nın 11/2 (TBK’nın 12/2) maddesine göre, yasaca belirlenen bir biçimin kapsamı ve sonuçları için başkaca bir kural konulmamışsa, sözleşme, bu biçime uyulmadıkça geçerli olmaz (EREN, Fikret: ...e. S.292).
İki taraf, yasaca özel bir biçime bağlanmamış olan bir sözleşmenin özel bir biçimde yapılmasını kararlaştırmışlarsa, sözleşme bu biçimde düzenlenmedikçe onları bağlamaz (BK. md. 16/1, TBK md. 17/1).
Yanlar, kendi aralarında kararlaştırdıkları biçimden daha sonra vazgeçebilirler. Üstelik bu vazgeçme işlemi hiç bir biçime bağlı değildir (VELİDEDEOĞLU, Hıfzı Veldet/ÖZDEMİR, Refet: Türk Borçlar Kanunu Şerhi. 1-2, 1987, S. 38).
Yasaca yazılı olması gereken bir sözleşmenin değiştirilmesinin de yazılı olması gerekir; şu kadar ki, bu sözleşmeye aykırı olmayan ya da onu değiştirmeyen tamamlayıcı yan bağlantılar (noktalar) bu kuralın dışındadır (BK. md. 12, TBK md. 13/1) (ATAAY, Aytekin/SUNGURBEY, İsmet: Açıklamalı Medeni Kanun ile Borçlar Kanunu, 3. Bası, S.272).
Tüm bu anlatılan kuralların yanında, sözleşme özgürlüğü, hukukumuzda temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Öyle ki, BK’nın 19/1. (TBK’nın 26.) maddesi ile bir sözleşmenin konusunun yasanın gösterdiği sınırlar içinde özgürce saptanabileceği hükme bağlanmış, öte yandan Anayasa’nın 48/1. maddesi ile de "Herkesin sözleşme hürriyetine sahip olduğu" apaçık vurgulanmıştır (KARAHASAN, Mustafa Reşit: ...e., S.226).
Bireylerin, özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içinde özgürce kurabilme ve düzenleyebilme yetkisine sözleşme özgürlüğü denir (EREN, Fikret: ...e., S.323). Bu özgürlük, geniş bir kavram olup, tarafların bir sözleşme yapmak zorunda bulunmamaları, sözleşmenin içeriğini özgürce saptayabilmeleri, kendisiyle sözleşme yapılabilecek kimseyi seçmeleri, sözleşmenin tipini diledikleri gibi belirleyebilmeleri, sözleşmeyi (karşılıklı anlaşma ile) ortadan kaldırabilmeleri, sözleşmenin içeriğini değiştirebilmeleri hususundaki özgürlükler hep bu kavram içinde yer alır (TEKİNAY, Selahattin Sulhi/AKMAN, Sermet/BURCUOĞLU, Haluk/ALTOP, Atilla: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 1985, S. 323). Ancak, içerik ya da tip belirleme özgürlüğü yalnızca özel borç ilişkilerinde geçerli olup öteki sözleşmelerde söz konusu değildir (KARAHASAN, Mustafa Reşit: ...e., S.227).
Sözleşme özgürlüğü kesin olmayıp sınırlar, BK’nın 19/1. (TBK’nın 27/1.) maddesi ile genel olarak belirlenmiştir. Anayasa’nın 13. maddesiyle de genel sınırlamaların getirilmesinin yanı sıra özel sınırlamaların da öngörülebileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, sözleşmenin konusu (içeriği) olanaksız olmamalı, hukuka ya da ahlâka, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı bulunmamalıdır. Bu gibi nedenlerin bulunması halinde, sözleşme geçersiz hale gelir. Taraflar, serbest iradeleri ile oluşturulan, kendilerine yüklenen hak ve borçların duraksamaya yer vermeyecek biçimde sözleşmede saptanan koşulların uygulanmasında olduğu gibi; sona erdirilmesinde de, kural olarak aynı hak ve irade serbestisine sahiptirler.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)’nun 52. maddesine göre, mali hakların devri sözleşmesinin ve buna ilişkin tasarrufların yazılı olması şarttır. Anılan hükmün emredici nitelikte bir hüküm olduğu maddede yer alan "şarttır" ifadesinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle taraflar, aksine bir anlaşma yaparak, yazılı şartı bertaraf edemezler. Aksi takdirde mali hakkın devri sözleşmesi ve lisans sözleşmesi mutlak butlanla sakat olur (TEKİNAY, Selahattin Sulhi /AKMAN, Sermet/BURCUOĞLU, Haluk/ALTOP, Atilla: Borçlar Hukuku Genel Hükümler,. Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 6. Bası, İstanbul, 1988, S. 102). Bu maddede belirtilen şekil şartı bir ispat şartı olmayıp geçerlilik şartıdır.
Yazılı şartın geçerlilik şartı olmasının amacı, eser sahibinin haklarını korumak, onu haklarını devrederken daha dikkatli düşünmeye sevk etmektir. Yazılı şeklin adi yazılı şekilde mi yoksa noterce düzenleme şeklinde mi yapılacağı belirtilmediğinden adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme yapılmamışsa, sözleşmenin geçersizliği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, anılan geçersizlik hakim tarafından da re’sen gözönüne alınmalıdır (ERDİL; Engin: İçtihatlı ve Gerekçeli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Şerhi, Kanunlar, Yönetmelikler, Tüzükler, Tebliğler, Bakanlar Kurulu Kararları, Uluslararası Anlaşmalar, Beta Yayınevi, 1. Bası, Nisan 2005, İstanbul, S. 451).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davacı şirket ile davalılar arasında imzalanan ve noterce onaylanan 14.04.1997 tarihli sözleşme ile sözleşmenin feshi halinde cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğrayacağı zararların ödenmesi kararlaştırılmış, daha sonra anılan sözleşmeye ek olarak düzenlenen ve davalılardan ... tarafından imzalanan adi yazılı protokol ile cezai şartın miktarı yükseltilmiştir. Her ne kadar BK’nın 159. (TBK’nın 180.) maddesi ile hem cezai şartın hem de zararın tazmininin birlikte istenemeyeceği kabul edilmiş ise de, taraflarca imzalanan sözleşmenin 10/c maddesi ile bunun aksi açıkça kararlaştırılmış olduğundan ve yukarıda da açıklandığı üzere, sözleşme özgürlüğü ilkesinin genel bir sonucu olarak tarafların sözleşmenin içeriğini özgürce saptayabilmeleri mümkün bulunduğundan Yerel Mahkemece BK’nın 159. maddesi gerekçe gösterilerek davacının tazminat talebinin reddi yerinde değildir.
Ayrıca, FSEK’in 52. maddesi ile sözleşmenin yazılı olarak yapılması, sözleşmenin geçerlilik şartı olarak belirtilmiştir. Bu nedenle, daha sonra yapılan adi yazılı protokol ile noterde yapılan ilk sözleşmenin değiştirilmesi imkan dahilinde olduğundan Yerel Mahkemenin ikinci sözleşmenin resmi şekilde yapılmamış oluşu nedeniyle geçersiz olduğuna ilişkin kabulü de doğru olmamıştır.
O halde tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 21.10.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2022/4821 E., 2023/5958 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
t Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi yazılı şekilde yapılmaları ve taraf imzalarının noterce onaylanması şartına bağlı tutulduğu, 6098 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yasanın sözleşmeler için öngördüğü şeklin geçerlilik şekli olduğu belirtilerek bu şekle uyulmadan
11. Hukuk Dairesi 2022/4821 E. , 2023/5958 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 04.06.2013 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesi uyarınca ... Proje Mob. İnş. Nakl. San. ve Tic. Ltd. Şti.'deki tüm hisselerinin toplam 35.000,00 USD bedel ile davalılara satışı konusunda anlaştığını, müvekkilinin sözleşme sebebi ile üzerine düşen edimleri yerine getirdiğini, davalıların ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalılara edimlerini yerine getirmeleri için ihtarname gönderildiğini, ancak sonuçsuz kaldığını, İstanbul Anadolu 25.İcra Müdürlüğü'nün 2015/25019 E. sayılı dosyası ile davalılar hakkında takibe geçilerek sözleşmeden doğan ödemelerin talep edildiğini, davalıların takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini ileri sürerek davalıların itirazının iptaline ve takibin devamına, %20'den az olmamak üzere davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinde açılmadığını, hisse devir sözleşmesine konu 35.000,00 USD'nin 10.000,00 USD.lik kısmının noterde hisse devrinin yapıldığı tarihte ödenmesinin kararlaştırıldığını, hisse devir işleminin yapıldığı 04.06.2013 tarihinde müvekkillerinden ...'in Akcanlar Döviz Ticaret AŞ.ye talimat vererek saat 14:51'de davacının Garanti Bankasındaki hesabına 10.000,00 USD karşılığı 18.650,00 TL'nin EFT yoluyla yatırılmasını sağladığını, buna rağmen davacının 11.07.2013 tarihinde ihtarname göndererek ödeme yapılmadığını iddia ile sözleşmeyi feshettiklerini bildirdiğini, ödeme yapılmış olmasına rağmen davacının sözleşmeyi feshetmesinin açıkça kötü niyetli olduğunu, sözleşme feshedilmeseydi müvekkilleri tarafından diğer ödemelerin vadesinde yapılacağını, ancak davacının sözleşmeye aykırılık iddiasıyla sözleşmeyi feshetmesinden ötürü bakiye tutarın ödenme imkanının da kalmadığını, gönderilen 17.07.2013 tarihli ihtarnameyle bu durumun davacıya bildirilip bundan sonrasına davacı tarafça sözleşmenin aynen uygulanmaya devam edileceğine ilişkin yeni bir beyan göndermemesi halinde ödeme yapılmayacağının ancak ödeme yapılmamasının muhatabın sözleşmeyi feshi ve sözleşme uyarınca üstlenilen edimleri yerine getirmemesinden kaynaklı olduğunu, taahhütlerinin ihlali anlamına gelmediğinin de ihtaren bildirildiğini, davacının bu ihtarnameden sonra sözleşmenin aynen uygulanacağına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığını, öte yandan Ağustos ve Eylül 2013 tarihlerinde ödenecek hisse devir bedelleri davacı tarafça ihtarnameyle talep edilmiş olmakla birlikte bu tarihler itibariyle kendilerinin de davacıdan alacaklı olduklarını, davacının borç miktarının 25.000,00 USD'yi bulduğunu, bu nedenle kendi alacaklarından mahsup edilerek davacıya hisse devir sözleşmesinden kaynaklı borçları bulunmadığının da kabulü gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 17.07.2018 tarihli ve 2017/1381 E., 2018/611 K. sayılı kararıyla davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnameyle sözleşmenin feshedildiği ve sözleşmeyle öngörülen cezai şartın talep edildiği, davacı yanca bu ihtardan sonra fesih iradesinden vazgeçildiğine dair bir ihtarın da davalıya gönderilmediği, sözleşmenin feshine ilişkin irade beyanının tek taraflı, bozucu yenilik doğuran haklardan olup, karşı tarafa ulaşmasıyla hüküm doğuracağı, sözleşmenin feshi iradesinin karşı tarafa ulaşmasından sonra bu iradeden tek yanlı olarak dönülmesinin mümkün olmadığı, nitekim davalı tarafın savunmasında da aynı hususların belirtildiği, sözleşmenin davacı tarafça feshi karşısında fesihten sonra hisse devir bedelinin icra takibi yoluyla talep edilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 18.12.2019 tarihli ve 2018/1411 E., 2019/1823 K. sayılı kararıyla davacının edimini yerine getirerek sahip olduğu hisseleri devrettiğinin anlaşıldığı, keza dosyada davalının devir bedelinin ilk taksitini ödediğine dair dekontun da yer aldığı, ancak davacının sözleşmeyi feshettiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun (6098 sayılı Kanun) 235 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, satılanın zilyetliği, satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmiş ise alıcının temerrüdü sebebi ile satıcının dönme hakkını kullanarak satılanın geri almasının ancak bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlı olduğu, somut olayda, satıcının sözleşmeyle dönme hakkını saklı tuttuğu, davacının hisse devir sözleşmesini feshetmiş olması karşısında, yerine getirdiği edimden bağımsız olarak davalı alıcıların edimlerini talep etmeye yönelik olarak yapmış olduğu ilamsız icra takibinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 01.02.2021 tarih, 2020/1478 E., ve 2021/620 K. sayılı kararıyla davacının sözleşme gereği olarak hisselerini devrettiği, akabinde ise taksitler halinde ödenmesi öngörülen devir bedelinin ilk takdisinin ödenmediğinden bahisle sözleşmeyi feshettiğinin anlaşıldığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 595 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi yazılı şekilde yapılmaları ve taraf imzalarının noterce onaylanması şartına bağlı tutulduğu, 6098 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca yasanın sözleşmeler için öngördüğü şeklin geçerlilik şekli olduğu belirtilerek bu şekle uyulmadan akdedilen sözleşmelerin hüküm doğurmayacağı düzenleme altına alındığı, taraflar arasındaki hisse devir vaadi sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı ancak taraf imzalarının noterce onaylanmadığı, yasanın öngördüğü şekle riayet edilmeksizin akdedilen sözleşmenin geçersiz olduğu, bu nedenle mahkemece, geçersiz olan sözleşmede dönme hakkının saklı tutulduğundan bahisle hüküm tesisi yoluna gidilmesi doğru görülmediği, öte yandan, bir an için sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi mahkeme gerekçesinin aksine, ne hisse devir vaadi sözleşmesinde ne de daha sonra noterde yapılan hisse devir sözleşmesinde, satıcının, alıcının temerrüdü sebebiyle sözleşmeden dönerek, satılanı geri alma hakkını açıkça saklı tuttuğu bir sözleşme hükmü bulunmadığından sözleşmenin yanlış yorumlanması suretiyle hüküm kurulması da doğru görülmediği, bu itibarla, davacının edimini yerine getirerek hisselerini devrettiği, sözleşmede alıcının temerrüdü sebebiyle dönme hakkının açıkça saklı tutulmadığı, bu durumda davacının hisse devir bedelini talep edebileceği gözetilerek ve tarafların devir bedelinin ödenip ödenmediğine ilişkin iddia ve savunmaları da değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesinin yazılı şekilde yapılmaları ve taraf imzalarının noterce onaylanması şartına bağlı tutulduğu, davacının edimini yerine getirerek hisselerini devrettiği, sözleşmede alıcının temerrüdü sebebiyle dönme hakkının açıkça saklı tutulmadığı, bu durumda davacının hisse devir bedelini talep edebileceği, taraflar arasındaki Hisse Devir Vaadi Sözleşmesinin 4 üncü maddesinin birinci maddesine göre; "davacı 100.000,00 TL olan hissesinin 90.000,00 TL'sini davalı ...'e, 10.000,00 TL'sini Nejat Celal Yaba'ya devredeceği, 4/2 fıkrasında; hisse devir toplam bedelinin 35.000,00 USD olduğunun belirtildiği, davalıya devredilen hissenin % 90 olduğu görüldüğünden 35.000,00 USD toplam devir bedelinin ( 35.000,00 USD x % 90 = 31.500,00 USD) 31.500,00 USD 'sinden davalının sorumlu olduğu", davacı tarafın davalının 10.000,00 USD ödeme yaptığını kabul ettiği, davalının bakiye bedeli de ödediğine ilişkin herhangi bir makbuz, dekont vb delil sunmadığı, dolayısıyla davalı tarafın hisse devir bedelinin tamamını ödediğini ispatlayamadığı, mükerrer mahsup olmaması amacıyla Nejat Celal Yaba yönünden de bu 10.000,00 USD'nin mahsubunun yapılıp yapılmadığının tespiti açısından yetkisizlikle giden dosya incelendiği ve 10.000,00 USD ödemenin mahsubunun yapılmadığı, mezkur davanın reddine karar verildiği, davacının 21.500,00 USD bakiye alacağının bulunduğu, davalıya hisse devir bedelini ödemesinin ihtar edildiği, ihtarnamenin davalıya 28.06.2013 tarihinde tebliğ edildiği, sözleşmenin dördüncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca davalının 8 gün sonrası 07.07.2013 tarihinde temerrüde düştüğü, takip tarihinin 15.12.2015 olduğu, davacının 07.07.2013-15.12.2015 tarihleri arasında 3095 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (a) bendi uyarınca resen yapılan faiz hesaplama sonucu 1.828,16 USD olduğu, alacak miktarı belli olduğundan hükmedilen tutarın takip tarihindeki karşılığı hesaplanmak suretiyle davacı lehine bu bedelin %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında " davacı tarafın davalının 10.000,00 USD ödeme yaptığını kabul ettiği" şeklinde yapılan gerekçelendirme ile alacaktan mahsup yapılmasının hatalı olduğunu, yargılama aşamalarında bu iddianın hiç bir zaman kabul edilmediğini, davalının yapmış olduğunu iddia ettiği ödemeyi hisse devrine yönelik yaptığını ispatlayamadığını, anılan döviz firması ile arasında eskiden beri devam eden para alışverişi olduğunu, davalı ihtarnamesinde anılan parayı elden ödediğini iddia ettiğini bu sefer yargılama aşamasında ise döviz firması hesabından aktarıldığını iddia ettiğini, davalı iddiaları arasında çelişki olduğunu, davalı tarafından hisse devrine ilişkin yazılı delille ödemeye ilişkin her hangi bir delil sunmadığından kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin hissedar bulunduğu şirket hesaplamalarının tutulduğu 2013 yılına ilişkin dökumanda davacının borçlu olduğunu, bu borca binaen mahsuplaştırıldığından davacıya borçları bulunmadığını, hisse devir sözleşmesinde davacının hisse bedelinin davalılar tarafından nakden ve tamamen ödemesi nedeniyle devir ve temlik ettiğini açıkça beyan ettiğini, bu hususun davacıya karşı bir borçları kalmadığının kayıt altına alınmış delili olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık,taraflar arasında akdedilen hisse devir vaadi sözleşmesiyle kararlaştırılan devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 595 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir .
2.Taraflar arasında 04.06.2013 tarihli sözleşmede belirlenen 35.000,00 USD’nin, hisse devir bedeli olduğu hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Her ne kadar yasanın öngördüğü şekle riayet edilmeksizin akdedilen adi yazılı sözleşme geçerli değilse de daha sonra taraflarca şekil şartlarına uygun olarak noterde hisse devir sözleşmesi gerçekleştirilerek devir işlemi tamamlanmıştır. Bu durumda adi yazılı sözleşmede kararlaştırılan 35.000,00 USD’ nin hisse devir bedeli olduğunun kabulü gerekir. Kaldı ki davalı da, cevap dilekçesinde ve dosya kapsamındaki beyanlarında bu bedelin bir kısmını üçüncü kişi havalesiyle ödediğini, kalan kısmının ise davacıdan alacaklarına mahsuplaşmak suretiyle ödendiğini savunmuştur. Mahkemenin de kabulünde olduğu üzere davalının mahsuplaşma savunması, usulüne uygun delillerle ispatlanamadığından anılan ödeme savunmasına itibar edilmemiştir. Davalının, hisse devir işleminin yapıldığı tarihte döviz bürosundan talimat verilerek davacının hesabına 10.000,00 USD karşılığı 18.650,00 TL'nin EFT yoluyla yatırıldığı savunması da usulüne uygun ve karşı taraftan sadır yazılı bir belgeyle ispat edilememiştir. Döviz bürosu tarafından davacıya gönderilen belgede göndericinin döviz bürosu olduğu, ne amaçla gönderildiği açıklanmayan, bu belgeye itibar edilemeyeceği gibi döviz bürosunun tek taraflı olarak mahkemeye hitaben verdiği ve davalı delili olarak sunulan belgeye dayanılarak davacının yapılan ödemeyi kabul ettiği değerlendirilmesi usulen mümkün olmadığından kararın bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalı vekilin tüm, davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Aşağıda yazılı harcın istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/1895 E., 2021/1873 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
maddesindeki düzenlemesine göre; limited şirketlerde pay devrine ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların imzalarının noterce onanması gerektiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 12/2. maddesine göre de;
11. Hukuk Dairesi 2020/1895 E. , 2021/1873 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.09.2017 tarih ve 2016/262 E. - 2017/846 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 11.02.2020 tarih ve 2018/1568 E. - 2020/188 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilleri ile dava dışı ... arasında Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre müvekkilleri ...'ın 99 pay, ...'ın ise 1 pay şeklinde ortak olduğu Vanessa Bitkisel Sağlık Ürünleri Kozmetik San. Tic. Ltd. Şti.'deki 65.000,00 TL hisse bedeli ve 20.000,00 TL demirbaş bedeli karşılığında ...'a satıldığını, sözleşmeye davacıların hisse devir edenler olarak ...'ın ise hisse devir alan olarak imza attığını, sözleşmenin 9. maddesi içeriğine göre de davalı ... ile dava dışı Süleyman Kaya'nın hisseyi devir alan yönünden müteselsil sorumlu olarak imza attıklarını, sözleşmenin imzalanmasını müteakip devre ilişkin şirket içi yasal prosedürlerin tamamlandığını ve şirket devrine dair ilanın yayınlandığını, müvekkillerinin sözleşme gereği yasal edimlerini yerine getirdiklerini, ancak devir alan ...'ın gerek devir esnasında, gerekse devir sonrasında vereceği devir bedelini ve demirbaş bedelini vermediğini, şirketin maliye borçlarını kapatmadığını, SGK borçlarını taksitlendirip ödemediğini, şirketi devralan ... ile onun adına müteselsil sorumluluk üstlenen davalı ... ve Süleyman Kaya'ya ihtar gönderildiğini, ardından İcra Müdürlüğü’nde bu üç kişi aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacılar ve dava dışı kişiler arasında imzalanan Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi'nde hisse satın alan kişiler lehine müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmenin tarafı olduğu, sözleşmenin düzenlendiği tarih dava dilekçesi ve ekindeki belgelerden kesin olarak tespit edilemese de pay devir sözleşmesinin 2014 yılında düzenlendiği ve 6098 sayılı yasa hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının düzenlendiği TBK'nın 583. maddesi birinci fıkrası gereği; devir sözleşmesi incelendiğinde, sözleşmede tarih ve yer almadığı gibi, kefalet tarihinin de bulunmadığını, yasanın aradığı kefalete ilişkin müteselsil kefilin bu yöndeki el yazısı ve de sorumlu olunan azami miktarın da belirtilmediği, TBK'nın 584. maddesinin birinci fıkrasının kefilin yazılı rızasını öngördüğü, buna ilişkin herhangi bir belgenin ibraz edilmediği, davalının kefaletinin yasanın aradığı şekil şartlarına haiz olmaması nedeniyle geçerli bir kefalet olmadığı davacıların buna dayalı olarak alacak talep etme haklarının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının “Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi” başlıklı sözleşmedeki teminatının garanti sözleşmesi amacı ile değil, kefalet amacı ile verildiğinden 818 sayılı BK’nın 18/1. (6098 sayılı TBK’nın 19/1.) maddesi gereğince de; davalının bu iradesinin bir kefalet amacına yönelik olduğu, kefalet sözleşmesinin fer'iliği ilkesi gereğince asıl borç geçerli biçimde doğmadığı takdirde kefalet sözleşmesinin de geçersiz olacağı, Türk Ticaret Kanunu'nun Limited Şirketlerde esas sermaye payının geçişi hâllerini düzenleyen 595/1. maddesindeki düzenlemesine göre; limited şirketlerde pay devrine ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların imzalarının noterce onanması gerektiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 12/2. maddesine göre de; kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şekli olup öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmayacağından davacı tarafça dayanılan tarihsiz "limited şirket hisse devir sözleşmesi"nde tarafların imzaları noterlikçe onanmadığından sözleşmenin geçersiz ve asıl sözleşme geçersiz olduğundan da fer'i nitelikteki kefalet sözleşmesinin de geçersiz olacağı, mahkemece kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesinde belirtilen şekil şartlarını taşımaması nedeniyle geçersiz olduğu kabul edilerek hüküm kurulması doğru olmamışsa da sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi değiştirilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasıyla davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına, limited şirket hisse devrine ilişkin sözleşmenin noterde düzenlenmiş olup geçerli bulunmasına, tarafların hisse devrinin gerçekleşmediğine yönelik iddia ve savunmalarının bulunmamasına, 6098 sayılı TBK'nın 603. maddesi gereğince gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin başka ad altında diğer sözleşmelere de kefaletin şekline, ehliyete, eşin rızasına ilişkin hükümlerin aynen uygulanacak olmasına ve davacının delil olarak dayandığı sözleşmede her ne kadar davalının imzası mevcut ise de TBK'nın 583. madddesi sıhhat koşulu olarak gösterilen şekil şartlarıyla 584. madde de gösterilen eş rızasının bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 02.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/1478 E., 2021/620 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
TBK’nın 12/2 maddesinde Kanunun sözleşmeler için öngördüğü şeklin geçerlilik şekli olduğu belirtilerek, bu şekle uyulmadan akdedilen sözleşmelerin hüküm doğurmayacağı düzenleme altına alınmıştır.
11. Hukuk Dairesi 2020/1478 E. , 2021/620 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 17.07.2018 tarih ve 2017/1381 E- 2018/611 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nce verilen 18.12.2019 tarih ve 2018/1411 E- 2019/1823 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 04.06.2013 tarihli hisse devir vaadi sözleşmesiyle Elite Proje... Tic. Ltd. Şti.'deki hisselerini 35.000,00 USD karşılığında davalı ve dava dışı Najat Jalal Yaba’ya devretmeyi taahhüt ettiğini, müvekkilinin edimini yerine getirdiğini ancak davalı yanca devir bedelinin ödenmediğini, devir bedelinin tahsili için davalı aleyhine giriştikleri takibin itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, sözleşmeyle ödenmesi öngörülen tutarın taksitlendirildiği ve ilk taksit olan 10.000,00 USD’nin müvekkilinin talimatıyla bir döviz firması tarafından davacının hesabına gönderildiğini ancak davacının kötüniyetli bir şekilde bu tutarın ödenmediğini iddia ederek, 11.07.2013 tarihli ihtarnamesiyle sözleşmeyi feshettiğini bildirdiğini, müvekkilinin ilk taksidi ödediğini ancak davacı yanca sözleşmenin feshedilmesi sebebiyle diğer taksitleri ödenmediğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacı tarafından davalıya gönderilen ihtarnameyle sözleşmenin feshedildiği ve sözleşmeyle öngörülen cezai şartın talep edildiği, davacı yanca bu ihtardan sonra fesih iradesinden vazgeçildiğine dair bir ihtarın da davalıya gönderilmediği, sözleşmenin feshine ilişkin irade beyanının tek taraflı, bozucu yenilik doğuran haklardan olup, karşı tarafa ulaşmasıyla hüküm doğuracağı, sözleşmenin feshi iradesinin karşı tarafa ulaşmasından sonra bu iradeden tek yanlı olarak dönülmesinin mümkün olmadığı, nitekim davalı tarafın savunmasında da aynı hususların belirtildiği, sözleşmenin davacı tarafça feshi karşısında fesihten sonra hisse devir bedelinin icra takibi yoluyla talep edilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, dosya kapsamından, davacının edimini yerine getirerek sahip olduğu hisseleri devrettiğinin anlaşıldığı, keza dosyada davalının devir bedelinin ilk taksitini ödediğine dair dekontun da yer aldığı ancak davacının sözleşmeyi feshettiği, 6098 sayılı TBK' nın 235/3 maddesine göre, satılanın zilyetliği, satış bedeli ödenmeden alıcıya devredilmiş ise, alıcının temerrüdü sebebi ile satıcının dönme hakkını kullanarak satılanın geri almasının ancak bu hakkın sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlı olduğu, somut olayda, satıcının sözleşmeyle dönme hakkını saklı tuttuğu, davacının hisse devir sözleşmesini feshetmiş olması karşısında, yerine getirdiği edimden bağımsız olarak davalı alıcıların edimlerini talep etmeye yönelik olarak yapmış olduğu ilamsız icra takibinin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen hisse devir vaadi sözleşmesiyle kararlaştırılan devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacının sözleşme gereği olarak hisselerini devrettiği akabinde ise taksitler halinde ödenmesi öngörülen devir bedelinin ilk takdisinin ödenmediğinden bahisle sözleşmeyi feshettiği anlaşılmaktadır. Bölge adliye mahkemesince, TBK’nın 235/3 maddesine dayanılarak, davacının, sözleşmeyle, alıcının temerrüdü halinde sözleşmeden dönerek satılanı geri alma hakkını açıkça saklı tuttuğu, bu durumda satılanı geri almak yerine feshettiği sözleşmeyle öngörülen devir bedelini istemesinin uygun olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ancak 6102 sayılı TTK’nın 595/1. maddesiyle, hisse devir vaadi sözleşmelerinin geçerli bir şekilde kurulabilmesi yazılı şekilde yapılmaları ve taraf imzalarının noterce onaylanması şartına bağlı tutulmuştur. TBK’nın 12/2 maddesinde Kanunun sözleşmeler için öngördüğü şeklin geçerlilik şekli olduğu belirtilerek, bu şekle uyulmadan akdedilen sözleşmelerin hüküm doğurmayacağı düzenleme altına alınmıştır. Taraflar arasındaki hisse devir vaadi sözleşmesinin yazılı şekilde yapıldığı ancak taraf imzalarının noterce onaylanmadığı anlaşıldığından Kanunun öngördüğü şekle riayet edilmeksizin akdedilen sözleşmenin geçersiz olduğunun kabulü zorunludur. Bu nedenle, mahkemece, geçersiz olan sözleşmede dönme hakkının saklı tutulduğundan bahisle hüküm tesisi yoluna gidilmesi doğru görülmemiştir. Öte yandan, bir an için sözleşmenin geçerli olduğu kabul edilse dahi mahkeme gerekçesinin aksine, ne hisse devir vaadi sözleşmesinde ne de daha sonra noterde yapılan hisse devir sözleşmesinde, satıcının, alıcının temerrüdü sebebiyle sözleşmeden dönerek, satılanı geri alma hakkını açıkça saklı tuttuğu bir sözleşme hükmü bulunmamaktadır. Bu nedenle sözleşmenin yanlış yorumlanması suretiyle hüküm kurulması da doğru görülmemiştir. Bu itibarla, davacının edimini yerine getirerek hisselerini devrettiği, sözleşmede alıcının temerrüdü sebebiyle dönme hakkının açıkça saklı tutulmadığı, bu durumda davacının hisse devir bedelini talep edebileceği gözetilerek ve tarafların devir bedelinin ödenip ödenmediğine ilişkin iddia ve savunmaları da değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01.02.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2018/217 E., 2019/915 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Muzavaalı işlemlerde, görünürdeki yazılı bir sözleşmenin aksini iddia eden tarafın HMK'nın 200 ve devamı ve TBK'nın 12. maddeleri uyarınca iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerekir.
15. Hukuk Dairesi 2018/217 E. , 2019/915 K.
"İçtihat Metni"
Davacı ... ile davalı ... arasındaki davadan dolayı ... ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 02.03.2016 gün ve 2013/140-2016/169 sayılı hükmü bozan Dairemizin 30.11.2017 gün ve 2017/1664-2017/4219 sayılı ilamı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında HUMK’nın 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiç birisine uymayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE ve HUMK’nın 442. maddesi hükmünce 315,00 TL para cezası ile bakiye 17,70 TL red harcının karar düzeltme isteyen davacıya yükletilmesine, 04.03.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
- K A R Ş I O Y -
Taraflar arasında taşınmaz satımına ilişkin 11.07.2012 tarihli sözleşme ve yine bu taşınmazın vasfının değiştirilerek kullanılmasına ilişkin uyarlama ve iyileştirme sözleşmesi yapılmış olup, ikinci sözleşmede kararlaştırılan hizmet bedeli 3.700.000,00 TL'nin ödenip ödenmediği ihtilaf konusu olmakla birlikte asıl ihtilaf ilk sözleşme olan taşınmaz satım sözleşmesinde bedelin ne kadar olduğu konusundadır.
Taşınmaz alım satımına ilişkin tapuda düzenlenen ilk sözleşmede bedel 1.945.000,00 TL olarak kararlaştırılmış, ikinci sözleşmede ise 3.700.000,00 TL olarak bedel belirlenmiş olup, davacıların toplam borcu 5.645.000,00 TL'dir. Davacı tarafından dosyaya sunulan dekontlardan ise, davacı ve yakınlarının bir kısmında açıklama olmaksızın bir kısmında ise gayrimenkul avansı açıklaması ile 22.06.2012-13.09.2012 tarihleri arasında toplam 12 dekontla 5.250.000,00 TL gönderdiği anlaşılmaktadır. Sözleşme bedelleri ve gönderilen para miktarı dikkate alındığında, davacının hem iki sözleşmeden toplam 395.000,00 TL borcunun kaldığı açık olup yerel mahkemece de bu durumun kabulü ile takibe konulan 3.700.000,00 TL'lik teminat senedi nedeniyle davacının 3.305.000,00 TL yönünden borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Davalı taraf taşınmaz alım satımına ilişkin ilk sözleşmede bedelin 1.945.000,00 TL olmasına karşın gerçek satış bedelinin 5.500.000,00 TL olduğunu iddia etmiştir. Davacının bu iddiası niteliği itibariyle bedelde muvazaadır. Muzavaada, tarafların, üçüncü kişilere aldatmak amacıyla, gerçek durumu gizleyerek, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bu hususda anlaşmalarını muvazaa olarak adlandırılmaktadır. Muzavaalı işlemlerde, görünürdeki yazılı bir sözleşmenin aksini iddia eden tarafın HMK'nın 200 ve devamı ve TBK'nın 12. maddeleri uyarınca iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerekir. Muvazaa sözleşmesi, görünürdeki sözleşmeyi değiştirdiğine veya bu hükmü geçersiz kıldığına göre yazılı olması gerekir. Tapu senedinde gösterilen bedelin yüksek olduğunu iddia edenin, yani bedelde muvazaa yapıldığını iddia edenin bu ölçüde yazılı delille aksini ispat etmesi gerekir.
Davaya konu olayda da, davalı bedelde muvazaa yapıldığını, gerçek bedelin 1.965.000,00 TL olmayıp 5.500.000,00 TL olduğunu aynı ölçüde kuvvetli delille yani yazılı delille ispat etmesi gerekir. Bu ölçüde yazılı delil ancak davacının imzasını taşıyan yazılı bu belge olabilir. Davalı bu nitelikte bir yazılı delil ileri sürmemiştir. Her ne kadar dosyaya dekontlar sunulmuş ve dekontların bir kısmında "gayrimenkul avansı" açıklaması yer almakta ise de satış bedelinin 5.500.000,00 TL olduğuna dair yazılı delil olarak kabul edilemez. Ödemelerin bir kısmı sözleşmeden önce bir kısmı sözleşmeden sonradır. Diğer sözleşmede aynı taşınmazda yapılacak vasıf değiştirmeye ilişkin eser sözleşmesidir. Taşınmazın vasfı hastaneye dönüştürülmektedir. Dekonttaki açıklamanın bu sözleşmeyle de ilişkilendirilmesi pekala mümkündür. Bu sebeple dekonttaki kaydın tapu senedi ölçüsünde bu senet olarak kabulü mümkün değildir.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında, ilk derece mahkemesi kararının onanması gerekirken Dairemizin 30.11.2017 tarihli ilamı ile bozulduğundan, davacı tarafın karar düzeltme isteminin kabulü ile bozma ilamının kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının onanması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun karar düzeltme taleplerinin reddine ilişkin kararına muhalifim.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
Tapuda kendi adına kayıtlı bir konutun maliki (M), alıcı (A) ile 2.500.000 TL bedel karşılığında satış için anlaşmıştır. Taraflar, bir emlak ofisinde, "Taşınmaz Satış Sözleşmesi" başlığı altında adi yazılı bir belge düzenlemiş ve imzalamışlardır. Sözleşmeye göre, (A) sözleşme anında 100.000 TL peşinat ödemiş ve tapu devrinin bir ay içinde yapılacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmede ayrıca, "Taraflardan birinin kusurlu olarak sözleşmeden cayması halinde, diğer tarafa 200.000 TL cezai şart ödeyecektir." şeklinde bir hükme yer verilmiştir. Kararlaştırılan devir tarihinden önce konutun değerinin piyasada beklenmedik şekilde artması üzerine (M), devir işleminden vazgeçtiğini (A)’ya bildirmiş ve aldığı 100.000 TL'yi iade etmeyi teklif etmiştir. (A) ise sözleşmenin geçerli olduğunu ileri sürerek tapu devrini, bu mümkün olmazsa ödediği peşinat ile cezai şartın kendisine ödenmesini talep ederek dava açmıştır.
Bu hukuki uyuşmazlığa ilişkin Yargıtay içtihatları ve ilgili kanun hükümleri göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Satış sözleşmesi şekle aykırı olduğu için geçersiz olsa da, sözleşmeye duyulan güvenle kararlaştırılan cezai şart hükmü bağımsız bir taahhüt niteliğinde olduğundan, (M)’nin bu bedeli ödemesi gerekir.
B) Tapuda kayıtlı taşınmazın devrini konu alan sözleşme, kanunda öngörülen resmi şekle uyulmadığından kesin hükümsüzdür. Asıl sözleşme geçersiz olduğundan, fer'i nitelikteki cezai şart da geçersiz olup, (A) yalnızca sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre ödediği 100.000 TL’nin iadesini talep edebilir.
C) (M)’nin sırf taşınmazın değerinin artması nedeniyle sözleşmeden dönmesi Türk Medeni Kanunu m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder; bu nedenle hâkim, şekil eksikliğini göz ardı ederek sözleşmenin ayakta tutulmasına ve tapunun (A) adına tesciline karar vermelidir.
D) Taraflar arasındaki adi yazılı sözleşme, bir taşınmaz satış vaadi sözleşmesi olarak yorumlanmalı ve (M)'nin ifadan kaçınması nedeniyle (A) lehine uğradığı müspet zararın tazminine hükmedilmelidir.
E) Sözleşmenin geçersizliği (M) tarafından ileri sürülemeyeceğinden, (A) seçimlik hakkını kullanarak ya tapu devrini ya da ödediği peşinat ile birlikte cezai şartın tamamının ödenmesini talep edebilir.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.