Türk Borçlar Kanunu 13. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 13- Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur. Ancak, sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın dışındadır.
Bu kural, yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanır.
b. Unsurları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
9 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2025/161 E., 2025/1391 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
e, asıl sözleşmedeki gecikme tazminatına ilişkin paragraf iptal edilerek, inşaat süresi yeni ruhsat tarihinden itibaren 36 ay olarak belirlenip, yasayla yapılan engellerin inşaat süresine ilave edileceğinin kararlaştırıldığı, her ne kadar, TBK'nın 13. maddesi uyarınca, düzenleme şeklinde yapılması gereken bir sözleşmenin tadilinin de aynı şekle tabi olarak yapılması gerekli olsa da;
6. Hukuk Dairesi 2025/161 E. , 2025/1391 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/29 E., 2021/90 K.
Mahkemece bozmaya uyularak verilen kararı asıl davada davacılar vekili ve asıl davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
1. Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalı kooperatif arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşme uyarınca 10 dairenin ...'e, 4 dairenin de ...'e ruhsat tarihinden itibaren 36 ay içinde teslim edilmesi gerektiğini, süresinde teslim edilmemesi halinde ise rayiç kira bedelinin ödenmesinin kararlaştırıldığını, inşaat ruhsatının 17.03.1997 tarihinde alındığını, halen dahi teslimin yapılmadığını, projeden farklı olarak üst katlara kat ilavesiyle üst katların dubleks dairelere dönüştürülmesinden dolayı paylaşım dengesinin müvekkilleri aleyhine bozulduğunu ileri sürerek, 10.09.1999 olan teslim tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte 10.000,00 TL rayiç kira bedelinin tahsilini, inşaatın müvekkilleri tarafından yapılmasına izin verilmesiyle birlikte noksan kalan ve ayıplı işler bedeli 7.000,00 TL'nin tahsilini ve ilave katlar ile hisse alımı nedeniyle müvekkillerinin daire sayısının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin kooperatifin yaptırdığı inşaatta iş yaptığını ve üyelik aldığını ileri sürerek tazminat ile tapu iptali ve tescil talebinde bulunulmuştur.
II. CEVAP
Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşmenin, teslim tarihinde fesih iradesinin bildirilmemiş olması ve davacıların uzunca süre suskun kalmaları nedeniyle sözleşmenin süresiz hale dönüşeceğini, inşaatın yapılmakta olduğunu, davacının süre vererek ihtar çekip müvekkilini temerrüte düşürmediğini, bu yüzden gecikme tazminatının istenmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 26.09.2013 tarihli, 2007/419 Esas, 2013/605 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi'nin 18.06.2016 tarihli ve 2015/2414 Esas, 2015/4725 Karar sayılı bozma ilamı ile 10.05.1996 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine göre dava konusu yapının teslimi gereken tarihin 18.03.2000 olarak saptandığı, ancak bir kısım arsa sahipleri ile yüklenici arasında daha sonraki bir tarihte yapıldığı anlaşılan adi yazılı ek sözleşmeyle, asıl sözleşmedeki gecikme tazminatına ilişkin paragraf iptal edilerek, inşaat süresi yeni ruhsat tarihinden itibaren 36 ay olarak belirlenip, yasayla yapılan engellerin inşaat süresine ilave edileceğinin kararlaştırıldığı, her ne kadar, TBK'nın 13. maddesi uyarınca, düzenleme şeklinde yapılması gereken bir sözleşmenin tadilinin de aynı şekle tabi olarak yapılması gerekli olsa da; aynı maddenin devamı hükmüne göre, sözleşme metni ile çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümlerin bu kuralın dışında olduğu, somut uyuşmazlıkta, işin süresinin uzatılmasına ilişkin düzenlemenin arsa malikince kabul edildiği ve yüklenicinin de yükümlülüklerini ağırlaştırmadoğı, bu durumda, bu yan hükümdeki değişikliğin, imzasının sağlıklı olması koşuluyla, ek sözleşmeyi imzalayan arsa sahibi yönünden bağlayıcı olacağının kabulünün gerekeceği, anılan ek sözleşmeyi davacı arsa sahiplerinden ...'in imzaladığı görülmekte ise de; yargılama sırasında sözleşmedeki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürdüğü, mahkemece, bu iddianın incelenmesi sonucu, imzanın davacıya ait olduğunun tespiti halinde, sadece bu arsa maliki yönünden bağlayıcı olmak üzere, ek sözleşmeye göre yeni ruhsat tarihinden itibaren süre hesabı yapılarak, yasa gereği yapılan engellemelerin de süreye ilave edilmesi sonucu belirlenecek teslim tarihi dikkate alınarak, bu davacı yönünden hükme varılması gerektiği, diğer yandan, davacıların, davalı yükleniciyi temerrüde düşüren herhangi bir ihtarnamesi bulunmadığından TBK'nın 117. maddesi uyarınca, dava dilekçesi ile talep edilen miktara dava tarihinden, ıslahla talep edilen kısma ise ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya içerisindeki bilirkişi raporlarına göre, inşaat yasakları dikkate alındığında ve inşaatın en geç 15.11.2011 tarihinde bitirilmesi gerektiği, dava tarihi olan 28.09.2007 tarihi itibariyle davacılardan ... açısından doğmuş bir gecikme tazminatı bulunmadığı, diğer arsa sahibi hissedarlar ile birlikte kendi adına asaleten ...'e vekaleten ... ile davalı arasında Alanya ... Kasabası 1424 no'lu parsele ilişkin olarak Alanya 2. Noterliği'nin 10.05.1996 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığı, Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda ...'in isticvap edildiği ve ek sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğunu kabul ettiği bu nedenle imza incelemesi yapılmadığı gerekçesiyle birleşen davanın açılmamış sayılmasına, asıl dosyada davacı ... yönünden davanın reddine, davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile; 1.095,23 TL eksik iş bedeli ve 124.156,90 TL kira gelir mahrumiyetinden kaynaklanan zarar olmak üzere toplam 125.252,13 TL'nin 11.095,23 TL'nin dava tarihinden, bakiye miktara ıslah tarihinden itibaren reeskont faizi uygulanmak suretiyle davalıdan alınarak davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Asıl davada davacılar vekili temyiz dilekçesinde; ek sözleşmedeki imzanın müvekkil Hüseyin'e ait olup olmadığınun imza incelemesi yoluyla tespit edilmesi gerektiğini, ek Sözleşme olarak dosyaya sunulan iki sayfadan ibaret olan belgenin ilk sayfasını kabul etmediklerini, ek sözleşme aslının karşı tarafça dosyaya sunulmasını sağlanması, imza, sayfalar arasındaki yazı karekteri farklılıklarının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırtılması talebinin reddinin hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir.
2. Asıl davada davalı vekili temyiz dilekçesinde; davacı ...'in ek sözleşmeye göre bağımsız bölümler kazanıp haklar elde ederken, gecikme tazminatına ilişkin ek sözleşme maddesinin ...’i bağlamayacağını ve ...’in 1996 tarihli kök kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre gecikme tazminatı isteyebileceğinin hüküm altına alınması kabulü mümkün olmayan bir çelişki olduğunu, davacı ...'in noterden yapılan asıl sözleşmeyi sözleşmeye eklenen vekaletnamesi kapsamında ...’i temsilen imzaladığı gibi ek sözleşmeyi de asıl sözleşmeye istinaden yine eşi bulunan diğer davacı ... adına vekaleten imzaladığını, ek sözleşmenin davacı ... bakımından da bağlayıcı olduğunu beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Asıl dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı gecikme tazminatı ve eksik iş bedeninin tahsili istemine ilişkindir.
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 427 nci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince inceleme yapılarak hüküm verilmiş olduğu anlaşılmakla; taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden asıl davada davacılar ile asıl ve birleşen davada davalı S.S. Taşkent Yapı Kooperatifi'ne yükletilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
08.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2017/853 E., 2020/553 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
maddesi (TBK 13. maddesi) gereğince kural kanunen resmî şekle tabi sözleşmelerin değiştirilmesi de resmî şekilde yapılması gerekmektedir.
Hukuk Genel Kurulu 2017/853 E. , 2020/553 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 06.07.2012 tarihli dilekçesinde; müvekkili şirket ile aralarında davalının da bulunduğu arsa sahipleri arasında dava konusu taşınmaza ilişkin olarak resmî şekilde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, bu sözleşmeye ek olarak 10.03.2011 tarihinde arsa sahipleri ile ek sözleşme imzalanarak, inşa edilecek binadaki 5 ve 9 nolu bağımsız bölümlere ilişkin ödeme planları ve miktarlarının belirlendiğini, ek sözleşmenin 3. maddesinde bedelin tamamının sözleşme tarihinden başlamak üzere inşaatın bodrum kat tabliyesi bitiminde ödenmesi şartı getirildiğini, bedelin ödenmemesi ya da geç ödenmesi hâlinde sözleşme tarihinden bodrum kat tabliyesi bitene kadar geçen her ay için yükleniciye %25 oranında gecikme faizi ödeneceğinin kararlaştırıldığını, sözleşme ile yüklenilen inşaatın tamamlandığını ve dairelerin teslim edildiğini, ek sözleşmede yer alan bedelleri diğer arsa sahiplerinden tahsil etmiş olmasına rağmen davalıdan 34.000TL'lik alacağını tahsil edemediğini ileri sürerek 34.000TL ve %25 oranında gecikme faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 26.07.2012 tarihli dilekçesinde; davacı ile müvekkiline vekâleten hareket eden Cuma Kaya arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığını, davacının delil olarak dayandığı ek sözleşmedeki şartlar asıl sözleşmeye yazılabileceği hâlde ek bir sözleşme yapıldığını ve resmî şekilde yapılması zorunlu olan sözleşmeye adî şekilde hükümler ilave edildiğini, ek sözleşmenin resmî şekilde yapılmaması nedeniyle geçersiz olduğunu, müvekkilinin yapılan ek sözleşmeden haberinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31.12.2013 tarihli ve 2013/108 E., 2013/468 K. sayılı kararı ile; Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulmasının zorunlu olduğu, ancak sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümlerin bu kuralın dışında olduğu, bu kuralın yazılı şekil dışındaki geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanacağının belirtildiği, davacı şirket temsilcisi ile davalı ve dava dışı 3. kişilerin vekili sıfatıyla Cuma Kaya arasında 10.03.2011 tarihinde resmî şeklinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığı, yine aynı gün adi yazılı şekilde ek sözleşme düzenlendiği ve davacının 34.000TL fiyat farkı ödemesinin kararlaştırıldığı, ek sözleşmede belirtilen bu hususun davalının durumunu ağırlaştırıcı ve sözleşmeyi tadil edici nitelikte olduğu ve sözleşmenin noterlikçe düzenlenmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 23. Hukuk Dairesince 05.11.2014 tarihli ve 2014/1983 E., 2014/6997 K. sayılı kararı ile;
"Somut olayda, asıl sözleşmede yer alan 5 ve 9 nolu dairelerin satışına ilişkin ayrıntıların ek sözleşmede belirlendiği, tamamlayıcı ve açıklayıcı bir hüküm getirilmiş olup, ek sözleşmenin arsa sahipleri yönünden ağırlaştırıcı hüküm getirdiğinden söz edilemeyeceği, bu durumda, mahkemece uyuşmazlığın esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Kayseri 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2015/18 E., 2015/115 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler yanında ek sözleşmedeki davalının 34.000TL ödeyeceği ve bu bedelin ödenmemesi ya da eksik ödenmesi durumunda sözleşme tarihinden bodrum kat tabliyesi bitene kadar geçen her ay için yüklenici firmaya %25 gecikme faizi ödenmesi gerektiğine ilişkin hükümlerin, davalının durumunu ağırlaştırıcı ve sözleşmeyi tadil edici nitelikte olduğu ve sözleşmenin noterlikçe düzenlenmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Somut olayda yanlar arasında adi yazılı şekilde imzalanan ek sözleşmenin içeriğinin, asıl sözleşmede yer alan 5 ve 9 nolu dairelerin satışına ilişkin sözleşmeyi davalı yönünden ağırlaştırıcı hüküm içerip içermediği burada varılacak sonuca göre ek sözleşmenin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Öncelikle “eser sözleşmesi” ile “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi” üzerinde durulmasında yarar vardır:
13. Eser sözleşmesi, uyuşmazlığın çözümünde uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 355. [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470.] maddesinde, "İstisna, bir akittir ki onunla bir taraf (yüklenici), diğer tarafın (iş sahibi) vermeğe taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizam eder.” şeklinde tanımlanmıştır.
14. Kural olarak, 6098 sayılı TBK’nın 470. maddesinde (818 s. BK., m. 355) maddesinde tanımlanan eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri, karşılıklı edimleri içeren iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerdir.
15. İnşaat yapım sözleşmelerinde yüklenicinin ana borçları; bir inşaat (eser) meydana getirme ve bu eseri iş sahibine teslim etme borçlarıdır. Bu iki ana borçtan doğan ve bu borçların akde uygun surette ifasını sağlayan diğer birtakım yan borçlar da iş görme ediminin iyi surette ifası, eserin akde uygun olarak hazırlanması ile ilgili olarak işi sadakat ve özenle yapma borcu, araç ve gereçlerle malzemeye ilişkin borçlar, genel ihbar yükümlülüğü, işe zamanında başlamak ve devam etmek borcu ile teslim borcuna bağlı olan, ondan çıkan önemli bir borç olan ayıba karşı takeffül borcudur (Karataş İ.: Eser (İnşaat Yapım) Sözleşmeleri, Ankara 2009, s.99).
16. Yüklenici, inşaat sözleşmesinden doğan edimlerini yerine getirdiğinde arsa sahibine karşı kişisel hak kazanır ve sözleşme uyarınca kendisine bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunun adına nakledilmesini arsa sahibinden isteyebilir. Mülga 818 sayılı BK'nın 162 ve devamı maddeleri uyarınca, bu kişisel hakkını arsa sahibinin rıza ve onayını almaya gerek olmaksızın yazılı olmak koşuluyla üçüncü kişilere de devir ve temlik edebilir.
17. Yüklenicinin belirtilen borçlarına karşılık bu tür sözleşmelerde, iş sahibi de arsa üzerinde meydana getirilen esere karşılık, “arsa payı devri” suretiyle bir bedel ödemeyi asli edim olarak borçlanmaktadır. Bu sözleşmelerde iş sahibinin ödeyeceği ücret (bedel), arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir.
18. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri de, her iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinden olduğundan, ifa sırası yani ilk önce taraflardan hangisinin edimini ifayla yükümlü olacağı sorusu önem taşımaktadır. Bu neviden sözleşmelerde öncelikle bina yapma yükümlülüğü altına giren yüklenici taraf, sözleşmeye uygun olarak edimini yerine getirmeli, daha sonra da arsa malikinden edimini yerine getirmesini talep etmelidir. Bir başka ifade ile, öncelikle sözleşmeye uygun eser yapılmalı, daha sonra arsa malikinin edimini yerine getirmesi talep edilmelidir.
19. Arsa maliki, arsa payı devri edimini değişik şekillerde ifa edebilir. Bu edimi ya kararlaştırılan arsa paylarının devrinin inşaat bitirilince yükleniciye devredilmesi ya da sözleşmede inşaatın geldiği aşamaya göre kademeli tapu devri şeklinde yerine getirebilir.
20. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, tapulu taşınmazın mülkiyetinin bir kısmının devrine ilişkin vaadi ve eser sözleşmesini içeren karma bir sözleşmedir.
21. Tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören sözleşmelerin resmî şekilde yapılmaları zorunludur. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi, arsa sahibi yönünden, taşınmaz mülkiyetinin ileride yükleniciye devrine ilişkin bir yükümlülüğü (bu yoldaki vaadi) içerdiğinden, bu tür sözleşmelerin noterde resen düzenleme şeklinde yapılmaları, geçerlilik koşuludur. Nitekim, aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 23.05.2018 tarihli ve 2017/23-1611 E., 2018/1128 K., sayılı kararında da vurgulanmıştır.
22. Diğer yandan sözleşme ve dava tarihi itibariyle uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 12. maddesi;
“Kanunen tahriri olması lazım olan bir akdin tadili dahi tahriri olmak lazımdır. Şu kadar ki bu akdi nakız ve tadil etmiyen mütemmim ve fer'i şartlar bu hükümden müstesnadır.” şeklinde düzenlenmiştir.
23. Anılan düzenlemeye göre, Kanun gereği yazılı olması gereken bir sözleşme ancak yazılı şekilde değiştirilebilir. Buna karşılık, sözleşme metni ile çelişmeyen tamamlayıcı, yan hükümlere ilişkin değişikliklerin yazılı şekilde yapılmaları gerekmez. Bunlar, esas sözleşmeyle yüklenilen borcu ağırlaştırmayan, ferî koşullardır.
24. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı yüklenici ile aralarında davalının da bulunduğu arsa sahiplerine vekâleten Cuma Kaya arasında 10.03.2011 tarihinde resmî şekilde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır.
25. Sözleşmenin “Genel Şartlar” başlıklı bölümünün 1. maddesinde, binanın 6 kat şeklinde yapılacağı ve her katta 2 daire olacağı kararlaştırılmış olup, dairelerin %50 şeklinde paylaştırılacağı ve 6 dairenin arsa sahiplerine, 6 dairenin de yükleniciye ait olacağı fakat arsa sahiplerinin 2 daireyi (5 ve 9 nolu daireler) yükleniciden bedelini ödeyerek satın alacakları belirtilmiş, sözleşmede yer alan “Bina Paylaşım Şeması”na göre 9 nolu dairenin davalıya ait olduğu kararlaştırılmıştır.
26. Davacı yüklenici ile arsa sahiplerine vekâleten Cuma Kaya arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin imzalandığı aynı gün, adî yazılı şekilde “Ek Sözleşme” imzalanmıştır.
27. Ek sözleşmenin “Genel Şartlar” başlıklı bölümünün 1. maddesinde, arsa sahiplerinin 5 ve 9 nolu daireleri 200.000TL bedel ödeyerek satın almak için yüklenici ile anlaştıkları, buna göre arsa sahiplerinden davalının 34.000TL ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
28. Ek sözleşmenin 3. maddesinde ise, belirlenen fiyat konusunda hiçbir arsa sahibinin itiraz etme hakkı bulunmadığı, bu bedelin sözleşme tarihinden itibaren başlamak üzere inşaat bodrum kat tabliyesi bitiminde tamamının ödenmesi gerektiği, aksi hâlde sözleşme tarihinden bodrum kat tabliyesi bitene kadar geçen her ay için %25 gecikme faizi ödeyecekleri belirtilmiştir.
29. Ek sözleşmenin 4. maddesinde ise, ödeme yapılmaması hâlinde yüklenicinin ödeme yapılana kadar inşaatı durdurabileceği, ödeme yapmayan ya da eksik ödeme yapan daire sahibinin bağımsız bölümünde hiçbir imalat ya da montaj yapmayacağı düzenlenmiştir.
30. Yüklenici ile arsa sahiplerinin vekili arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi incelendiğinde, 5 nolu daire ile uyuşmazlığa konu 9 nolu dairenin arsa payı karşılığı değil, yükleniciden bedeli ödenerek satın alınacağı kararlaştırılmış ancak arsa sahiplerinin ne kadar bedel ödeyeceği resmî şekilde düzenlenen asıl sözleşmede belirlenmemiştir.
31. Yüklenici ile arsa sahiplerinin vekili arasında aynı gün imzalanan ek sözleşme ile arsa sahiplerinin satın alacakları iki dairenin bedeli belirlenmekle, söz konusu düzenleme asıl sözleşmede yer alan hükümleri ağırlaştırıcı nitelikte olmayıp arsa sahiplerinin ödeyecekleri miktarı gösteren açıklayıcı nitelikte bir düzenlemedir. Kaldı ki, 18.06.2012 tarihinde 9 nolu bağımsız bölüm davalı adına da tescil edilmiştir.
32. Her ne kadar ek sözleşmede arsa sahiplerinin satın alacakları dairenin bedeli belirlenmekle birlikte, ödememe hâlinde yüklenicinin gecikme faizi isteyebileceği, inşaatı durdurabileceği belirtilmiş ise de, yerel mahkemece verilen ilk kararda adi yazılı şekilde düzenlenen ek sözleşmede davalının 34.000TL bedel ödemesinin kararlaştırıldığı ve bu durumun asıl sözleşmede davalının durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olduğu gerekçesine yer verilmiş, kararın davacı tarafından temyizi üzerine Özel Dairece, ek sözleşme ile 5 ve 9 nolu dairelerin satışına ilişkin ayrıntıların belirlendiği, ek sözleşme ile tamamlayıcı ve açıklayıcı hükümler getirdiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiş olup, Özel Dairece ek sözleşmede yüklenici yararına olan gecikme cezası ve ödememe hâlinde inşaatın durdurabileceğine ilişkin düzenlemeler yönünden değerlendirme yapılmamıştır.
33. Bu nedenle yerel mahkemenin ek sözleşmede yer alan hükümlerin davalının durumunu ağırlaştırıcı nitelikte olduğu ve ek sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmediği gerekçesiyle geçersiz olduğu yönündeki direnme kararı yerinde değildir.
34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, mülga 818 sayılı BK’nın 12. maddesinde, Kanun’da yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulmasının zorunlu olduğu, sadece sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı, açıklayıcı nitelikte hükümlerin bu kuralın dışında olduğu, yanlar arasında imzalanan 10.03.2011 tarihli ek sözleşmenin 2. maddesinde arsa sahiplerinin 5 ve 9 nolu daireler için toplam 200.000TL ödeyeceği, arsa sahiplerinden davalının hissesine düşen kısmın 34.000TL olarak belirlendiği, ek sözleşmenin 3. maddesinde arsa sahiplerinin kararlaştırılan bedele itiraz etme haklarının bulunmadığı, bedelin inşaat bodrum kat tabliyesi bitene kadar ödenmesi gerektiği aksi hâlde bodrum kat tabliyesi bitene kadar geçen her ay için %25 gecikme faizi ödenmesinin kararlaştırıldığı, ek sözleşmede yer alan ve özellikle gecikme faizine ilişkin hükümlerin asıl sözleşmede yer almadığı, bu hükümlerin asıl sözleşmeyi değiştirici ve ağırlaştırıcı nitelikte olduğu, bu nedenle yerel mahkemece ek sözleşmenin geçersiz olduğu yönünde verilen direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerde Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
35. Diğer taraftan gerekçeli karar başlığında, dava tarihi 06.07.2012 olduğu hâlde 26.02.2013 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir nitelikte bulunduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
36. Hâl böyle olunca tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
37. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.07.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı vekili, müvekkili şirket ile aralarında davalının da bulunduğu arsa sahipleri arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine ek olarak 10.03.2011 tarihinde imzalanan “Ek Sözleşme” başlıklı sözleşmede, inşa edilecek binadaki 5 ve 9 no'lu bağımsız bölümlerin fiyat farkına ilişkin ödeme planları ve miktarlarının belirlendiğini, sözleşme tarihinden başlamak üzere inşaat bodrum kat tabliyesi bitiminde fiyat farkının tamamının ödenmiş olması şartı getirildiğini, ödenmemesi veya eksik ödenmesi durumunda sözleşme tarihinden bodrum kat tabliyesi bitene kadar geçen her ay için yüklenici firmaya ödeyecekleri bedelin %25'i nispetinde gecikme faizi ödenmesinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin sözleşme ile yüklendiği inşaatı tamamlayıp dairelerin teslimini yaptığını, ek sözleşme ile belirlenen fiyat farklarını diğer arsa sahiplerinden tahsil etmiş olmasına karşın davalının ihtara rağmen borcunu ödemediğini ileri sürerek, 9 no'lu daireye ilişkin fiyat farkından oluşan 34.000.00TL'nin ek sözleşmenin 3. maddesi uyarınca bodrum kat tabliyesi bitene kadar geçen her ay için aylık %25 oranında faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı ile müvekkiline vekâleten hareket eden Cuma Kaya arasında imzalanan 10.03.2011 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine yazılabilecek olan şartların aynı tarihli ek sözleşmeye yazıldığını, resmî şekilde yapılması zorunlu olan sözleşmeye adi yazılı şekilde hükümler ilave edildiğini, ek sözleşmenin geçersiz olduğunu, ek sözleşmede her ne kadar hazır olanlarca okunduğu ve hazır olmayanlara da telefon ile bilgi verildiği şeklinde bir ibare var ise de bunun doğru olmadığını, ayrıca ödenecek 200.000,00TL'nin hissedarlar arasında eşit şekilde dağıtılmadığını, davacının sözleşmedeki taahhütleri yerine getirmediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, özel dairece kararın bozulması üzerine eski kararda direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık somut olayda yanlar arasında adi yazılı şekilde imzalanan ek sözleşme içeriğinin asıl sözleşmede yer alan 5 ve 9 nolu dairelerin satışına ilişkin sözleşmeyi davalı yönünden ağırlaştırıcı hüküm içerip içermediğine ilişkindir.
818 sayılı Yasanın 12. maddesi (TBK 13. maddesi) gereğince kural kanunen resmî şekle tabi sözleşmelerin değiştirilmesi de resmî şekilde yapılması gerekmektedir. Şu kadar ki, sözleşmenin metni ile çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın dışındadır. Buna mukabil borcun muhtevasını genişleten veya kanuni şekle bağlı olarak yapılmış sözleşmede mevcut herhangi bir kaydı kaldıran ya da değiştiren, akitten doğan borçları ağırlaştıran anlaşmalar için şekil zorunluluğu kesindir. Olayımızda da ek sözleşme adi şekilde yapılmış olup resmî şekilde yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin eki olduğu hususu anlaşmazlık konusu değildir. Bu durumda ek sözleşme içeriğini tartışmak gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin “Genel Şartlar” başlıklı 1. maddesi “Bina bir (1) bodrum, bir (1) zemin, beş (5) normal kat olmak üzere altı (6) kat şeklinde yapılacaktır. Her katta iki daire olacaktır. Toplam oniki (12) dairedir. Daireler kombili olup, kombi daire sahiplerine ait olacak. Daireler %50 şeklinde paylaşılmış olup, 6 daire arsa sahiplerine, 6 dairede yüklenici firmaya aittir, fakat arsa sahipleri 2 daireyi (5 ve 9 no'lu daireler) yüklenici firmadan bedelini ödeyerek satın alacaklardır.” hükmünü içermekte olup, aynı tarihli ek sözleşmede ise yükleniciden satın alınacak 5 ve 9 no'lu dairelerin satış bedeli ile arsa maliklerinin herbirine düşen payın belirlendiği anlaşılmıştır. Ek sözleşmenin 3 nolu maddesinde davacılar tarafından bedelin ödenmemesi hâlinde geçen her ay için aylık yüzde 25 faiz ödeneceği gibi, 4 nolu maddede ise yüklenici firmanın ödeme yapılana kadar isterse inşaatı durdurabileceği, ilgilinin dairesi içerisinde imalat ve montaj yapmayacağı şeklinde yükümlülükler getirilmiştir. Bu hâli ile ek sözleşmenin arsa sahipleri yönünden ağırlaştırıcı hüküm getirdiğinin kabulü gerektiğinden mahkeme kararının onanmasını düşündüğümüzden çoğunluğun bozma kararına katılınamamıştır.
11. Hukuk Dairesi, 2018/101 E., 2019/4932 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesine uygun olarak imzaları noterce onaylanmış devir sözleşmesine ek olarak taraflar arasında düzenlenen 13.06.2013 tarihli adi yazılı sözleşme, TBK’nun 13. maddesi anlamında asıl sözleşmeyi değiştirici, nakzedici hükümler içermemesi, bir takım tamamlayıcı ve yan şartlar getirmesi nedeniyle geçerli olup, ayrıca 13.06.2013 tarihli adi yazılı sözleşme taraflarca benimsenip usulüne uygun şekilde
11. Hukuk Dairesi 2018/101 E. , 2019/4932 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada Bodrum 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 11/05/2016 gün ve 2014/72 - 2016/111 sayılı kararı bozan Daire'nin 19/09/2017 gün ve 2016/10075 - 2017/4478 sayılı kararı aleyhinde taraf vekilleri tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği de anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Bodrum Yarımada Özel Sağlık Ambulans Hiz. Ltd. Şti.'deki hissesini davalı borçluya devrettiğini, hisse devir bedelinin 1.000.000.- TL'sinin ödendiğini, bakiye 1.000.000 TL'nin 25/07/2013 tarihinde müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırılmasına rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkilinin aradaki anlaşma gereği iki adet ambulans ile iki adet ticari aracı şirkete devrettiğini, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının bakiye hisse devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına ve asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine dair verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce bozulmuştur.
Taraf vekilleri, bu kez karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1-Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair karar düzeltme istemlerinin reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, limited şirket hisse devir bedeli ve hisse devir sözleşmesinde öngörülen cezai şartın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı vekili, müvekkilinin Bodrum Yarımada Özel Sağlık Ambulans Hiz. Ltd. Şti.'deki hissesini davalı devrettiğini, hisse devir bedelinin 1.000.000.- TL'sinin ödendiğini, bakiye 1.000.000.- TL'nin 25/07/2013 tarihinde müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırılmasına rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkilinin üzerine düşen tüm edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının bakiye hisse devir bedelini ve sözleşmede öngörülen cezai şartı ödemediğini ileri sürmüş, davalı vekili ise davacının üzerine düşen edimleri yerine getirmediğini, noter huzurundaki sözleşmede cezai şart yer almadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Somut olayda taraflar arasında önce adi yazılı 22.04.2013 tarihli hisse devir sözleşmesi imzalanmış ve devir bedeli 2.000.000.- TL olarak kararlaştırılmış, adi yazılı bu sözleşmede her iki tarafın edimleri sayıldıktan sonra 100.000.- TL cezai şart öngörülmüştür.Taraflar arasında daha sonra 13.6.2013 tarihli adi yazılı hisse devir sözleşmesi düzenlenmiş, 22.04.2012 tarihli sözleşmenin bu sözleşme ile çelişmeyen hükümlerinin aynen geçerli olduğu yazılmış, hisse satışından kalan 1.000.000.- TL’nin 25.7.2013 tarihinde defaten ödeneceği kararlaştırılmış, alıcının satış bedelini gününde ödememesi halinde satıcıya 100.000.- TL cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği düzenlenmiş, 13.06.2013 tarihli noter hisse devir sözleşmesi yapılarak şirket ortaklar kurulunda da kabul edilip, sözleşmede öngörüldüğü şekilde davacı tarafından sözleşmeye konu araçların zilyetliği de davalıya devredilmiştir.
Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 19.09.2017 tarih, 2016/10075 E. 2017/4478 K. Sayılı ilamının 2 nolu bendi ile adi yazılı sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın geçersiz olduğu gerekçesiyle davalı yararına bozulmuş ise de Dairemizin yerleşik uygulamaları (Dairemizin 05.04.2012 tarih 2010/10178 E. 2012/5401 K.sayılı, 06.10.2005 tarih 2004/10684 E. 2005/9316 K. sayılı ve 10.12.2013 tarih, 2013/8627 E.2013/22475 K. sayılı ilamı) nazara alındığında 13.06.2013 tarihli adi yazılı hisse devir sözleşmesi, ve aynı tarihte noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesi ile davacının hisselerini davalıya devrettiği, devrin şirket ortaklar kurulunda kabul edildiği, sözleşmeye konu araçların zilyetliğinin davalıya tutanakla devredildiği, davalının da adi yazılı sözleşme hükmüne istinaden toplam 2.000.000,00 TL hisse devir bedelinden 1.000.000,00 TL’sini ödediği, edimler silsilesi gözetildiğinde davalının ödemezlik definin kabul edilemeyeceği, 6102 sayılı TTK’nun 595. maddesine uygun olarak imzaları noterce onaylanmış devir sözleşmesine ek olarak taraflar arasında düzenlenen 13.06.2013 tarihli adi yazılı sözleşme, TBK’nun 13. maddesi anlamında asıl sözleşmeyi değiştirici, nakzedici hükümler içermemesi, bir takım tamamlayıcı ve yan şartlar getirmesi nedeniyle geçerli olup, ayrıca 13.06.2013 tarihli adi yazılı sözleşme taraflarca benimsenip usulüne uygun şekilde noterde de hisse devri yapıldıktan sonra adi yazılı sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın geçersiz olduğunun ileri sürülmesi de TMK’nun 2. maddesine aykırılık teşkil etmektedir.
O halde, davalı vekilinin cezai şarta ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekirken yazılı şekilde kararın bozulması yerinde olmadığından davacı vekilinin cezai şarta yönelik karar düzeltme isteminin kabulüne, Dairemizin 19.09.2017 tarih, 2016/10075 E. 2017/4478 K. Sayılı bozma ilamının 2. nolu bendinin bozma ilamından çıkarılmasına, bozma ilamının 3 nolu bendinin ise 2. nolu bent olarak yazılmasına, bozma ilamının sonuç kısmının da buna göre düzeltilmesine karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer karar düzeltme istemlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin cezai şarta ilişkin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 19.09.2017 tarih, 2016/10075 E. 2017/4478 K. Sayılı bozma ilamının 2. nolu bendinin bozma ilamından çıkarılmasına, bozma ilamının 3 nolu bendinin ise 2. nolu bent olarak yazılmasına, Dairemiz bozma ilamının sonuç kısmında geçen “... ve (3) numaralı bentlerde...” ibaresinin de ilamdan çıkarılmasına ve yerine “ (2) nolu bentte” ibaresinin yazılmasına, aşağıda yazılı bakiye 27,10 TL karar düzeltme harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen HUMK 442/3. maddesi hükmü uyarınca takdiren 389,49 TL para cezasının karar düzeltilmesini isteyen davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davacıya iadesine, 27/06/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2016/10075 E., 2017/4478 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
6098 sayılı TBK’nın 13. maddesinde sözleşmelerde yasal şekil “Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur.
11. Hukuk Dairesi 2016/10075 E. , 2017/4478 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ SIFATIYLA)
Taraflar arasında görülen davada ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 11/05/2016 tarih ve 2014/72-2016/111 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 19/09/2017 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davalı vekilleri Av. ... ile Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin ... Yarımada Özel Sağlık Ambulans Hiz. Ltd. Şti.'deki hissesini davalı borçluya devrettiğini, hisse devir bedelinin 1.000.000 TL'sinin ödendiğini, bakiye 1.000.000 TL'nin 25/07/2013 tarihinde müvekkiline ödeneceğinin kararlaştırılmasına rağmen ödeme yapılmadığını, müvekkilinin aradaki anlaşma gereği iki adet ambulans ile iki adet ticari aracı şirkete devrettiğini, müvekkilinin tüm edimlerini yerine getirmesine rağmen davalının bakiye hisse devir bedelinin tahsili için başlatılan icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının itirazının iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin herhangi bir borcu bulunmadığını, davacının hisse devri sırasında gerçekleri gizleyerek müvekkilini aldattığını, noter huzurunda resmi sözleşme niteliğine dönüştürülen sözleşmede cezai şart yer almadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının dava dışı limited şirketteki hisselerini davalıya devrettiği, davalının sözleşmenin geçerli olmadığı ve davacının edimlerini yerine getirmediği yönündeki savunmalarının yerinde bulunmadığı, davalının bakiye 1.000,000,00 TL tutarındaki hisse devir bedelini ödemediği ve bu nedenle takibe yaptığı itirazın haksız olduğu gerekçesiyle, itirazın iptali ile takibin devamına ve asıl alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, limited şirket hisse devir bedeli ve hisse devir sözleşmesinde öngörülen cezai şartın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının dava dışı limited şirketteki hisselerini davalıya devrettiği, davalı tarafın sözleşmedeki edimlerini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Limited şirket hisse devir sözleşmeleri 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onaylanması şart olduğu gibi, şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun da onayı şarttır.
6098 sayılı TBK’nın 13. maddesinde sözleşmelerde yasal şekil “Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur. Ancak sözleşme metniyle çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın dışındadır.” şeklinde düzenlenmiştir.
Somut olayda, taraflar arasında yapılan 13.06.2013 tarihli noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesiyle davacının hisselerini davalıya devrettiği, yine aynı tarihli adi yazılı sözleşmeyle hisse devir bedeli ve cezai şart kararlaştırıldığı, davalı tarafın sözleşmedeki davaya konu devir bedelini ödemediği, bunun üzerine davacının icra takibinde hisse devir bedeli ile birlikte cezai şartın tahsilini talep ettiği anlaşılmaktadır.
Sözleşmede yapılan değişiklik tamamlayıcı koşullarda olsa dahi bu koşullar sözleşmeyle yükümlenilen borçları ağırlaştıracak doğrultuda ve nitelikte ise geçerliliği sözleşmenin bağlı olduğu biçimde yapılmasına bağlıdır. Taraflar arasında 6102 sayılı TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun olarak yapılan ve noterde düzenlenen hisse devir sözleşmesinde öngörülmeyen cezai koşul, bu biçime uygun olmayan adi yazılı belgeyle kararlaştırılmış olup bu nedenle geçersizdir.
Bu durumda mahkemece adi yazılı sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın geçersiz olduğu gözetilerek cezai şart talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, hükmün davalı yararına bozulması gerekmiştir.
3-Ayrıca, davacı icra takibinde 22.04.2013 tarihinden itibaren işlemiş 21.452,05 TL faiz talep etmiş ve mahkemece faiz yönünden de davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, taraflar arasındaki 13.06.2013 tarihli adi yazılı sözleşmede dava konusu bakiye 1.000.000 TL hisse satış bedelinin 25.07.2013 tarihinde ödeneceği kararlaştırılmış olup, bu tarihte borcun muaccel hale geldiği ve davalı borçlunun temerrüde düştüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasındaki sözleşmede hisse devir bedelinin ödeme günü belli olduğundan bu tarihten itibaren faiz hesabı yapılması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.480 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 19/09/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2013/2353 E., 2015/2333 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
12, TBK md.
Hukuk Genel Kurulu 2013/2353 E. , 2015/2333 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 3.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki “alacak” isteminden dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 3. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.12.2009 gün ve 2006/43 E. 2009/282 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili ile davalılardan ..., ... vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 07.05.2012 gün ve 2010/14808 E. 2012/7197 K. sayılı ilamı ile;
(...Davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasındaki 14/04/1997 tarihli sözleşme ile davalıların 3 ay içerisinde bir ses kaseti imal ederek çoğaltılması ve telif haklarını müvekkiline devri hususlarında anlaştıklarını, müvekkilinin sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalıların kaseti imal edip teslim etmedikleri, sözleşmede 5.000 USD cezai şart ve buna eklenen ek protokol ile toplam 15.000 USD cezai şart öngörüldüğünü, ayrıca zararlarının 26.700,00 TL olduğunu ileri sürerek, asıl alacak 26.700,00 TL ve faizi 12.300,00 TL’nin tahsilini, 5.000,00 TL cezai şartın davalılardan, ek protokol gereği 10.000 USD cezai şartın davalı ...'den ödeme günündeki döviz faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, sözleşmenin telif değil yayım sözleşmesi olduğunu, davacının üstlendiği işi tam ve gereği gibi yerine getirilecek nitelikte ve işin maddi külfetini karşılayacak durumda olmadığını beyanı üzerine, karşılıklı olarak ifadan vazgeçildiğini ve avansın davacıya iade edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı Muhtar ... vekili, davacının stüdyo masrafları gibi bir çok konuda edimlerini yerine getirmediğini, sözleşmeden karşılıklı olarak vazgeçtiklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna dayanılarak, taraflar arasında noter huzurunda yapılan 14/04/1997 tarihinde düzenlenen sözleşme konusu yapımdaki eserlerin telif, yayın, çoğaltma gibi her türlü mali haklarının yapımcıya devredildiği, davalıların 3 ay içerisinde bandı yapımcıya teslim etmeyi taahhüt ettikleri, fesih halinde 5.000 ABD doları cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğradığı zararların bedelinin ödeneceğinin kararlaştırıldığı, ... ile yapılan ayrıca 10.000 USD ceza ödenmesine ilişkin tarihsiz ek protokolün noterde düzenlenen asıl sözleşme gibi ile resmi şekilde yapılmadığından bu belgeye dayalı taleplerin reddi gerektiği, davanın fesih olarak kabulü gerektiği, davacının kâr yoksunluğunun 5.550 TL olarak hesaplandığı, sözleşmede fesih halinde cezai şart ve zarar öngörülmüş ise de birlikte istenemeyeceği, sözleşmenin ifa edilememesinde tarafların ortak kusuru olması nedeniyle ve davacının cezai şartı aşan miktarda zararını ispat edememesi sebebiyle, zarardan daha yüksek olan 5.000 USD cezai şartın uygulanması gerektiği gerekçesiyle 5.000 USD alacağın davalılardan tahsiline, diğer taleplerin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz etmiştir.
1) Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalılardan Mehmet Emin Karaca vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki (3) nolu bent dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2) Davacının temyiz itirazlarına gelince, 14/04/1997 tarihli sözleşmede fesih halinde cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğrayacağı zararların ödenmesi kararlaştırılmıştır. Mahkemece BK’nun 159. maddesi gereğince cezai şartın ve zararın tazmininin birlikte istenemeyeceği kabul edilmiş ise de, anılan sözleşmenin 10/c maddesinde aksi açıkça kararlaştırılmış olduğundan, tazminat talebinin bu gerekçeyle reddi doğru olmamıştır. Ayrıca taraflar arasındaki sözleşmenin FSEK’nun 52. maddesinde yazılı yapılması gerektiği belirtilmekle geçerliliği için resmi şekil şartı bulunmadığından, noterde yapılan ilk sözleşmenin adi yazılı bir şekilde değiştirilmesi mümkün bulunduğuna göre ikinci sözleşmenin bu nedenle geçersiz olduğunun kabulü de doğru olmamış, kararın bu nedenlerle davacı yararına bozulması gerekmiştir. .
3)Bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir...)
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, telif sözleşmesi ve ek protokole dayalı tazminat ve cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile sözleşmeye dayalı 5.000.00 USD alacağın davalılardan tahsiline dair verilen karar, davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.
Mahkemece, önceki kararda dayanılan gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davacı vekili temyize getirmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, davaya konu 14.04.1997 tarihli sözleşmenin 10/c maddesi ile sözleşmenin feshi halinde cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğrayacağı zararların birlikte ödenebileceğinin kararlaştırılmış olması karşısında Borçlar Kanunu’nun 159. maddesinde öngörülen cezai şartın ve zararın tazmininin birlikte istenemeyeceğine ilişkin kuralın geçerli olup olmadığı ile tarihsiz “ek protokol”ün geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır:
Hukuksal işlem, bir ya da bir çok kişinin, hukuk düzeninin çizdiği sınırlar içinde, hukuksal sonuçlar meydana getirmeye yöneltilmiş olan iradesinin açığa vurulmasıdır (TUNÇOMAĞ, Kenan: Borçlar Hukuku Dersleri, Genel Hükümler, 1. Cilt, 1965, S. 76; KAYNAR, Reşat: Türk Borçlar Hukuku Dersleri, 1965, S.13). Gerçekten de, iradenin açığa vurulması, hukuksal işlemin belirgin niteliğini oluşturur. Çünkü irade açığa vurulmazsa, hukuksal bir sonuç meydana gelmez. Başka bir anlatımla, hukuksal sonucun meydana gelebilmesi, yani bir hak ya da hukuksal ilişkinin yaratılması, değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması için, buna yönelmiş bir irade yetmez; iradenin açığa vurulması gerekir (KARAHASAN, Mustafa Reşit; Sorumluluk Hukuku, Birinci Kitap Sözleşmeler, İkinci Kitap Sözleşmeden Doğan Sorumluluk, Doktrin Yargıtay Kararları, Beta Basım A.Ş., 1996, S. 95).
Borç ilişkilerinin kaynaklarından olan sözleşme, hukuksal işlemlerin özel bir çeşididir. Sözleşmeler, iki yanlı ve borç ilişkisi meydana getiren hukuksal işlemlerdir. Bir sözleşmede, en az iki yanın bulunması ve birbirine uygun iradelerini açığa vurmaları, sözleşmelerin özü sayılır (KAYNAR, Reşat: ...e., S. 24). Sözleşme, belirli bir borç ilişkisini meydana getirmek üzere, iki kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarıyla kurulan bir hukuksal işlemdir (AYBAY, Aydın; Borçlar Hukuku Dersleri, 1969, 1973, S. 12; KOCAYUSUFPAŞAOĞLU, Necip: Borçlar Hukuku Dersleri, 1. Fasikül, 1985, S. 115). Sözleşme ile hukuksal bir bağ kurulmasından başka, önceden kurulmuş olan böyle bir bağın kaldırılması, değiştirilmesi ve başkasına geçirilmesi için başvurulan normal bir araçtır. Öte yandan, sözleşme, salt borç ilişkilerini kurma, değiştirme ve ortadan kaldırma için değil, öteki hukuksal ilişkileri kurmak için de kullanılır (TUNÇOMAĞ, Kenan: ...e,, S.94).
Sözleşmenin başlıca çeşitleri aşağıdaki şekildedir:
1- Borçlar hukuku sözleşmeleri
a) Bir yana borç yükleyen sözleşmeler
b) İki yana borç yükleyen (karşılıklı) sözleşmeler
aa) Tam karşılıklı sözleşmeler
bb) Eksik karşılıklı sözleşmeler
2- Medeni hukuk sözleşmeleri
818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun 1. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 1.) maddesine göre, sözleşmenin kurulması için karşılıklı ve birbirine uygun iradenin açığa vurulması gerekir. İrade açıklaması, bir kişinin bir hakkı ya da hukuksal ilişkiyi kurma, değiştirme ya da ortadan kaldırma iradesini dış dünyaya yansıtması, açıklaması ya da bildirmesi ve bu yolla bunu yürürlüğe koymasıdır (EREN, Fikret: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt 1, 1994, S.153). İradenin açığa vurulması, açık ya da örtülü olabilir.
Biçim ise irade açıklamasını göstermek için kullanılan bir araçtır. Bir irade açıklamasının, bir hukuksal işlemin ya da sözleşmenin bir biçime bağlı olmamasından söz edildiğinde biçim özgürlüğü amaçlanır. Burada sözlü, yazılı ya da kamusal biçim türlerinden herhangi birine başvurmak olanaklıdır (KARAHASAN, Mustafa Reşit; ...e., S. 131). Oysa biçim koşulu, hukuksal işlemin geçerli yolda sonuç doğurabilmesi için yasa ya da taraflarca öngörülen biçimde yapılmasının zorunlu olduğunun deyimidir (İNAN, A. Naim: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 1984, S. 129; ESENER, Turan: Borçlar Hukuku, Cilt 1, 1969, S. 167; TUNÇOMAĞ, Kenan: ...e,, S.215, EREN, Fikret: ...e., S.286).
Hukukumuzda biçim özgürlüğü ilkesi benimsenmiştir. Gerçekten, BK’nın 11/1. (TBK’nın 12.) maddesine göre, sözleşmenin geçerliliği, yasada tersine kural bulunmadıkça hiç bir biçime bağlı değildir, biçim zorunluluğu, kuralın ayrığını oluşturur. Ki bu durumlar yasada açıkça belirtilmiştir. Biçim zorunluluğu, yasa ya da yanların iradesi ile konulabilir (KARAHASAN, Mustafa Reşit; ...e., S. 131). Belirlenen biçime uyulmamasının yaptırımı ise, sözleşmenin geçersiz (hükümsüz) bulunmasıdır. Nitekim, BK’nın 11/2 (TBK’nın 12/2) maddesine göre, yasaca belirlenen bir biçimin kapsamı ve sonuçları için başkaca bir kural konulmamışsa, sözleşme, bu biçime uyulmadıkça geçerli olmaz (EREN, Fikret: ...e. S.292).
İki taraf, yasaca özel bir biçime bağlanmamış olan bir sözleşmenin özel bir biçimde yapılmasını kararlaştırmışlarsa, sözleşme bu biçimde düzenlenmedikçe onları bağlamaz (BK. md. 16/1, TBK md. 17/1).
Yanlar, kendi aralarında kararlaştırdıkları biçimden daha sonra vazgeçebilirler. Üstelik bu vazgeçme işlemi hiç bir biçime bağlı değildir (VELİDEDEOĞLU, Hıfzı Veldet/ÖZDEMİR, Refet: Türk Borçlar Kanunu Şerhi. 1-2, 1987, S. 38).
Yasaca yazılı olması gereken bir sözleşmenin değiştirilmesinin de yazılı olması gerekir; şu kadar ki, bu sözleşmeye aykırı olmayan ya da onu değiştirmeyen tamamlayıcı yan bağlantılar (noktalar) bu kuralın dışındadır (BK. md. 12, TBK md. 13/1) (ATAAY, Aytekin/SUNGURBEY, İsmet: Açıklamalı Medeni Kanun ile Borçlar Kanunu, 3. Bası, S.272).
Tüm bu anlatılan kuralların yanında, sözleşme özgürlüğü, hukukumuzda temel bir ilke olarak benimsenmiştir. Öyle ki, BK’nın 19/1. (TBK’nın 26.) maddesi ile bir sözleşmenin konusunun yasanın gösterdiği sınırlar içinde özgürce saptanabileceği hükme bağlanmış, öte yandan Anayasa’nın 48/1. maddesi ile de "Herkesin sözleşme hürriyetine sahip olduğu" apaçık vurgulanmıştır (KARAHASAN, Mustafa Reşit: ...e., S.226).
Bireylerin, özel borç ilişkilerini, hukuk düzeninin sınırları içinde özgürce kurabilme ve düzenleyebilme yetkisine sözleşme özgürlüğü denir (EREN, Fikret: ...e., S.323). Bu özgürlük, geniş bir kavram olup, tarafların bir sözleşme yapmak zorunda bulunmamaları, sözleşmenin içeriğini özgürce saptayabilmeleri, kendisiyle sözleşme yapılabilecek kimseyi seçmeleri, sözleşmenin tipini diledikleri gibi belirleyebilmeleri, sözleşmeyi (karşılıklı anlaşma ile) ortadan kaldırabilmeleri, sözleşmenin içeriğini değiştirebilmeleri hususundaki özgürlükler hep bu kavram içinde yer alır (TEKİNAY, Selahattin Sulhi/AKMAN, Sermet/BURCUOĞLU, Haluk/ALTOP, Atilla: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, 1985, S. 323). Ancak, içerik ya da tip belirleme özgürlüğü yalnızca özel borç ilişkilerinde geçerli olup öteki sözleşmelerde söz konusu değildir (KARAHASAN, Mustafa Reşit: ...e., S.227).
Sözleşme özgürlüğü kesin olmayıp sınırlar, BK’nın 19/1. (TBK’nın 27/1.) maddesi ile genel olarak belirlenmiştir. Anayasa’nın 13. maddesiyle de genel sınırlamaların getirilmesinin yanı sıra özel sınırlamaların da öngörülebileceği hükme bağlanmıştır. Buna göre, sözleşmenin konusu (içeriği) olanaksız olmamalı, hukuka ya da ahlâka, kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı bulunmamalıdır. Bu gibi nedenlerin bulunması halinde, sözleşme geçersiz hale gelir. Taraflar, serbest iradeleri ile oluşturulan, kendilerine yüklenen hak ve borçların duraksamaya yer vermeyecek biçimde sözleşmede saptanan koşulların uygulanmasında olduğu gibi; sona erdirilmesinde de, kural olarak aynı hak ve irade serbestisine sahiptirler.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK)’nun 52. maddesine göre, mali hakların devri sözleşmesinin ve buna ilişkin tasarrufların yazılı olması şarttır. Anılan hükmün emredici nitelikte bir hüküm olduğu maddede yer alan "şarttır" ifadesinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle taraflar, aksine bir anlaşma yaparak, yazılı şartı bertaraf edemezler. Aksi takdirde mali hakkın devri sözleşmesi ve lisans sözleşmesi mutlak butlanla sakat olur (TEKİNAY, Selahattin Sulhi /AKMAN, Sermet/BURCUOĞLU, Haluk/ALTOP, Atilla: Borçlar Hukuku Genel Hükümler,. Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 6. Bası, İstanbul, 1988, S. 102). Bu maddede belirtilen şekil şartı bir ispat şartı olmayıp geçerlilik şartıdır.
Yazılı şartın geçerlilik şartı olmasının amacı, eser sahibinin haklarını korumak, onu haklarını devrederken daha dikkatli düşünmeye sevk etmektir. Yazılı şeklin adi yazılı şekilde mi yoksa noterce düzenleme şeklinde mi yapılacağı belirtilmediğinden adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme yapılmamışsa, sözleşmenin geçersizliği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, anılan geçersizlik hakim tarafından da re’sen gözönüne alınmalıdır (ERDİL; Engin: İçtihatlı ve Gerekçeli Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Şerhi, Kanunlar, Yönetmelikler, Tüzükler, Tebliğler, Bakanlar Kurulu Kararları, Uluslararası Anlaşmalar, Beta Yayınevi, 1. Bası, Nisan 2005, İstanbul, S. 451).
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Davacı şirket ile davalılar arasında imzalanan ve noterce onaylanan 14.04.1997 tarihli sözleşme ile sözleşmenin feshi halinde cezai şartın ve fesih nedeniyle yapımcının uğrayacağı zararların ödenmesi kararlaştırılmış, daha sonra anılan sözleşmeye ek olarak düzenlenen ve davalılardan ... tarafından imzalanan adi yazılı protokol ile cezai şartın miktarı yükseltilmiştir. Her ne kadar BK’nın 159. (TBK’nın 180.) maddesi ile hem cezai şartın hem de zararın tazmininin birlikte istenemeyeceği kabul edilmiş ise de, taraflarca imzalanan sözleşmenin 10/c maddesi ile bunun aksi açıkça kararlaştırılmış olduğundan ve yukarıda da açıklandığı üzere, sözleşme özgürlüğü ilkesinin genel bir sonucu olarak tarafların sözleşmenin içeriğini özgürce saptayabilmeleri mümkün bulunduğundan Yerel Mahkemece BK’nın 159. maddesi gerekçe gösterilerek davacının tazminat talebinin reddi yerinde değildir.
Ayrıca, FSEK’in 52. maddesi ile sözleşmenin yazılı olarak yapılması, sözleşmenin geçerlilik şartı olarak belirtilmiştir. Bu nedenle, daha sonra yapılan adi yazılı protokol ile noterde yapılan ilk sözleşmenin değiştirilmesi imkan dahilinde olduğundan Yerel Mahkemenin ikinci sözleşmenin resmi şekilde yapılmamış oluşu nedeniyle geçersiz olduğuna ilişkin kabulü de doğru olmamıştır.
O halde tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine 21.10.2015 gününde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Kanunda "yazılı şekil şartına" tabi tutulmuş bir sözleşmenin değiştirilmesi (tadil edilmesi) ile ilgili aşağıdaki kural ve istisnalardan hangisi doğrudur?
A) Asıl sözleşme yazılı olsa bile, değişiklikler her zaman sözlü yapılabilir.
B) Sözleşmenin esaslı unsurlarını etkilemeyen tamamlayıcı yan hükümler, şekil şartına uyulmadan sözlü olarak değiştirilebilir.
C) Yazılı sözleşmenin her türlü değişikliği, istisnasız olarak yine yazılı yapılmak zorundadır.
D) Değişiklik, borçlunun durumunu ağırlaştırıyorsa resmi şekilde yapılmalıdır.
E) Sözleşme metninde yer alan bir hükmün ilbası (kaldırılması) şekle tabi değildir.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.