Türk Borçlar Kanunu 120. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 120- Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.
Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.
Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.
b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
52 karar eşleşti
13. Hukuk Dairesi, 2016/26692 E., 2019/9305 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTüketici Mahkemesi
TBK'nun 88 ve 120. Maddelerinin emredici nitelik taşıdığı ve taraflar ileri sürmese de re'sen gözetileceğinin kabulü gerekir.
13. Hukuk Dairesi 2016/26692 E. , 2019/9305 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı banka, davalı ile aralarında 14/04/2009 tarihli tüketici kredisi ve teminat sözleşmesi imzalandığını, sözleşme gereği davalının vadesi gelmesine rağmen borcunu ödemediğinden noter aracılığı ile ihtarname gönderildiğini, akabinde de ... 9. İcra Müdürlüğünün 2009/502 E. sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve hukuka aykırı olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazının iptalini ve takibin devamını, %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile, davalının ... 9. İcra Müdürlüğünün 2009/502 sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 23.046 TL asıl alacak 2.516,31 TL işlemiş akdi faiz ve 377,44 TL akdi faizin KKDF ve BSMV’si ile taleple bağlı kalınarak 334,87 TL işlemiş temerrüt faizi ve 16,74 TL işlemiş temerrüt faizinin vergisi olmak üzere toplam 26.651,36 TL üzerinden devamına, asıl alacak miktarı olan 23.046 TL’ye takip tarihinden itibaren %46,80 TL temerrüt faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, taraflar arasında imzalanan tüketici kredisinin ödenmemesinden kaynaklı başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Mahkemece alınan 11.05.2016 tarihli bilirkişi raporuna göre; davalının davacı bankadan 14/04/2009 tarihinde 23.406,00 TL tüketici kredisi kullandığı, taksitlerin zamanında ödenmemesinden dolayı davacı banka tarafından kredi hesabının kat edildiği belirtilmiştir. Davacının akdi faiz alacağının sözleşmede belirtilen oran olan yıllık %36 üzerinden hesap edildiğinde; akdi faiz alacağının 2.516,31 TL, temerrüt faizi alacağının ise sözleşmede belirtilen oran olan yıllık %46,80 üzerinden hesap edildiğinde; 1.320,48 TL şeklinde olacağı belirtilmiştir. Bu şekilde davacı bankanın takip tarihi itibariyle toplam alacağının 27.686,25 TL olduğu kanaatine varılmıştır. Mahkemece, davacının da talebiyle bağlı kalınarak; davanın kısmen kabulü ile, davalının ... 9. İcra Müdürlüğünün 2009/502 sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile takibin 23.046 TL asıl alacak 2.516,31 TL işlemiş akdi faiz ve 377,44 TL akdi faizin KKDF ve BSMV’si ile taleple bağlı kalınarak 334,87 TL işlemiş temerrüt faizi ve 16,74 TL işlemiş temerrüt faizinin vergisi olmak üzere toplam 26.651,36 TL üzerinden devamına, asıl alacak miktarı olan 23.046 TL’ye takip tarihinden itibaren %46,80 TL temerrüt faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine,karar verilmiştir.
TBK'nun 88 ve 120. Maddelerinin emredici nitelik taşıdığı ve taraflar ileri sürmese de re'sen gözetileceğinin kabulü gerekir. O halde faize ilişkin TBK'nun 88 ve 120. maddelerinin uygulama şeklinin irdelenmesi gerekmektedir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 88. maddesindeki “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz” hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de aynen; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Faiz (anapara faizi) ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmışsa buna itibar edilecektir. Burada bir sınır getirilmiştir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen (yani 3095 sayılı yasaya göre belirlenen) yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz ( TBK m.88/f.2 atfıyla 3095 sayılı yasa m.l ile belirlenen faizin % 50 arttırımlı hali, yani %9 + 4,5 = %13,5 oranını aşamaz.) Burada emredici hukuk kuralı devreye girmektedir (TBK m.88/f.2). TBK.nda " temerrüt faizi" başlıklı düzenlemede de (m.120) şu şekilde bir çözüme gidilmiştir: Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir (TBK m.l20/f.l atfıyla 3095 sayılı Yasa (m.2) Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmışsa, bu oran (sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı), birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. (TBK m. 120/f.2 atfıyla 3095 sayılı yasa m.2- âdi işlerde %9 + yüzde yüz fazlası yani %9 =18'i; ticari işlerde avans faizinin yüzde yüz fazlasını yani avans faizinin iki katını, ( 1.1.2011 tarihinden 31.12.2012 tarihine kadar avans faizi %15 olduğundan iki katı olan %30'u aşamayacaktır. )
Buna göre, mahkemece hükmedilecek akdi ve temerrüt faizinin TBK'nun 88 ve 120. maddesine göre belirlenmesi gerekir. Mahkemece izah edilen bu hususları kapsayan taraf ve yargı denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle tarafların temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine, davacı için HUMK’nun 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı, davalı için HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/10/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
13. Hukuk Dairesi, 2014/20763 E., 2015/11273 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; uyuşmazlığın çözümü bakımından karar tarihinden önce yürürlüğe girmiş bulunan ve halen devam eden davalarda da uygulanması gereken hükümler içeren 6098 sayılı TBK 88 ve 120. maddelerinin ve 6101 sayılı Yürürlük Kanununun somut olaya etkisinin bulunup bulunmadığının irdelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.
13. Hukuk Dairesi 2014/20763 E. , 2015/11273 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraflar avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, çiftçilik yaptığını, serasına dikmek için davalıdan veresiye satın aldığı tohum ve fide bedeli için davalıya senet verdiğini, yaptığı ödemeleri senede işletmeyi ihmal ettiğini, davalının hiç ödeme yapılmamış gibi fahiş bedel yazarak fahiş faiz talebi ile takibe koyduğunu bildirerek borçlu olmadığının tesbiti ile % 40 tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın reddine, davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş hüküm taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Davacı, davalıdan satın aldığı tohum ve fide bedeli için verdiği senedin ödemeler gözetilmeksizin fahiş bedel ve faiz alacağı ve %42 faiz oranı ile takibe konulması nedeniyle borçlu olmadığının tesbiti için eldeki davayı açmıştır. Davalı, davacının itiraz etmediğini bu yüzden kesinleştiğini savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davacının icra takibine itiraz etmemesi faiz alacağı ve oranının kesinleştiği gerekçesi ile bu kısım itirazlarında reddine karar verilmiştir. İcra takibine itiraz süresini kaçıran borçlular, menfi tesbit davası açarak icra takibine konu borç ve ferileri hakkında borçlu olunmadığının tesbitini talep edebilirler. Davacı da menfi tesbit davasını açtığına göre, icra takibine konu borç için talep edilen faiz miktarı ve oranının fahiş olduğundan bahisle açtığı menfi tesbit davasının dinlenmesi, bu hususta inceleme yapılması gerekir.
Uyuşmazlığa ilişkin olarak;Gerek yargılama aşamasında gerekse temyiz incelemesine geldiği aşamada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu yürürlüğe girmiş olup, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 2. maddesinde , " Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır " denildikten sonra, görülmekte olan davalara ilişkin uygulama başlığını taşıyan 7. maddesinde aynen “ Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76., faize ilişkin 88., temerrüt faizine ilişkin 120. ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138. maddesi, görülmekte olan davalarda da uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)’nun 88. maddesindeki “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz ” hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de aynen; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; uyuşmazlığın çözümü bakımından karar tarihinden önce yürürlüğe girmiş bulunan ve halen devam eden davalarda da uygulanması gereken hükümler içeren 6098 sayılı TBK 88 ve 120. maddelerinin ve 6101 sayılı Yürürlük Kanununun somut olaya etkisinin bulunup bulunmadığının irdelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.
TBK'nun 88 ve 120. Maddelerinin düzenleniş amacı ve niteliği gözetildiğinde, emredici nitelik taşıdığı ve taraflar ileri sürmese de re'sen gözetileceğinin kabulü gerekir. O halde faize ilişkin TBK'nun 88 ve 120. Maddelerinin uygulama şeklinin irdelenmesinde; TBK.nda " temerrüt faizi" başlıklı 120. Maddedeki düzenlemeye göre, uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a göre belirlenecektir.
Buna göre, mahkemece hükmedilecek temerrüt faizinin TBK'nun 120. Maddesine göre belirlenmesi gerekir. Mahkemece izah edilen bu hususları kapsayan taraf ve yargı denetimine elverişli bilirkişi raporu alınarak hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenle davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenle kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda dökümü yazılı 2,50 TL kalan harcın davalıdan alınmasına, peşin alınan 25,20 TL harcın istek halinde davacıya iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 9.4.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2025/472 E., 2025/1331 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
tam metni aç
8 "Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir." hükmünü havi olup ticari nitelikte olan kooperatif işlemlerinde TBK'nın 120. maddesinin uygulanması doğru olmadığını,
6. Hukuk Dairesi 2025/472 E. , 2025/1331 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/870 E., 2024/1482 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/1061 E., 2021/49 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; kooperatif ortaklarına ortaklık senedi/cüzdanının düzenlenmediği, toplantı tutanağında hazirun listesinin ortaklar/pay defterine uygun hazırlandığı kaydı bulunsa dahi gerçeği yansıtmadığı, sahte oy kullanımına yönelik tespitin yapılması gerektiği tüm kararların mutlak butlanla sakat olduğunu, Genel Kurul Toplantısına ilişkin duyurunun 01.04.2015 tarihinde tüm (170 ) ortağa taahhütlü mektupla gönderildiği kaydı bulunsa da teslim mazbatalarının PTT talep edildiğinde bu durumunda gerçeği yansıtmadığını, bakanlığın resmi sitesinde davetin "iadeli taahhütlü" şartının yerine getirilmediğini, dava konusu genel kurulda yönetim kurul üyelerinin ve kooperatif vekili tarafından yakında kat mülkiyetine geçileceği şeklindeki açıklamalarla mahkemeler aracılığıyla alacaklı çıkarılan yüklenici firmaya ödeme yapılması yönünde karar alınmasını sağladığı, ancak yüklenicinin onaylı bir inşaat projesinin dahi bulunmadığı projeye aykırı olarak yapıların inşasının yapıldığını, alınan kararların mutlan butlanla sakat olduğunu, 7. maddedeki 15 daire satış kararının geçeriz olduğunu beyan ederek genel kurul kararının iptaline, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; Ana Sözleşmenin 26. maddesi gereğince kooperatif merkezinin bulunduğu yerde toplandığı, yine ana sözleşmenin 28. maddesi gereğince "taahhütlü mektupla ve imza karşılığı toplantı tutanağı teslimi" suretiyle toplantıdan 30 gün önceden çağrı yapıldığı, sözleşmede iadeli taahhütlü çağrı şartının olmadığını, davacının davetiyenin usulüne, toplantı nisabına, karar nisabına uyulmadığı yolundaki iddialarının asılsız olduğunu, sahte oy kullanılmasının söz konusu olmadığını, davacının bu yoldaki usulsüz iddiasının reddi gerektiğini, genel kurulda satış olarak ifade edilse bile burada satış değil ortaklık pay bedelini belirlenmek suretiyle üye kaydının söz konusu olduğunu, davacının yaptığı tüm iddialarının asılsız ve usulsüz olduğunu, davacının iddia ettiği gibi dairenin tüm bedelinin üyelerin girişinde tahsil edilmediği, kooperatife ortaklık pay bedeli ödeyerek üye olanların ana sözleşme gereği kalan edimlerini yerine getirmek zorunda olduğunu, imzaladığı sözleşme gereği kooperatif üyesi olan ve ana sözleşme gereği kalan edimleri yerine getirmek durumunda bulunan davacının bu edimleri ödememek için açtığı davanın usulsüz olduğunu, davacının kooperatife yüklü miktarda borçlu olması nedeniyle kötü niyetle ve haksız dava açılması nedeniyle ...329 maddesi gereğince 5.000,00 TL disiplin para cezasının davacıdan tahsilini, vekalet ücretinin üç katının davacıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda genel kurul toplantısının 5. maddesinin oylamasında yönetim kurulunun, oylamaya katılanlar üzerinden 44 evet oyuna karşılık 46 hayır oyu ve 3 çekimser oy ile ibra edilmediği, yine denetim kurulunun da oylamaya katılanlar üzerinden 36 evet oyuna karşılık 48 hayır ve 8 çekimser oy ile ibra edilmediği, bilirkişinin ana sözleşmenin 33. maddesini gerekçe göstererek hazirun cetvelinde imzası olanların salt çoğunluğunun olması gerektiği yolundaki görüşünün hatalı olduğu, çekimser oy olumsuz oy hesabında dikkate alındığından oylamaya katılanlar üzerinden yönetim kurulunun 44 evet oyuna karşılık 49 hayır oyu, denetim kurulunun da 36 evet oyuna karşılık toplam 56 hayır oyu ile ibra edilmediği, buna göre karar nisapları sağlandığından ibra edilmeme kararının hukuka uygun olduğu, bu yöndeki bilirkişi görüşünün hatalı olduğu, bilirkişinin, gündemde olmayan bir hususun görüşülemeyeceğini, görüşülemeyecek bir hususun da karara bağlanamayacağını, bu hükmün emredici mahiyette olduğunu ve yaptırımının da butlan olması gerektiğini belirttiği, gündeme bağlılık ilkesinin, pay sahibinin genel kurul toplantılarına iştirakini sağlamayı ve onun bilgilenerek toplantılara gelmesini sağlamak amaçlı geliştirilmiş güç boşluğunu engellemede önemli bir işleve sahip bir ilke olduğu, bu ilkenin, toplantıya katılımı teşvik edeceği ve toplantının düzen içinde geçmesini sağlayacağı ve genel kurulun işlevlerini arttıracağı, doğrudan doğruya kamu düzenine, kamu sağlığına ve insanın temel haklarını düzenleyen hükümlerin mutlak emredici hükümler olduğu ve bu kurallara aykırı kararların mutlak butlan ile batıl olduğu, bir kısım emredici hükümlerin ise doğrudan doğruya kamu düzenine ilişkin olmayıp pay sahiplerinin özel çıkarlarını korumayı amaçladığı, Kooperatifler Kanunu'nun 46. maddesinin emredici bir hüküm olmakla birlikte doğrudan doğruya kamu düzenine ilişkin olmayıp pay sahiplerinin özel çıkarlarını korumayı amaçladığı, Yargıtayın yerleşik içtihatlarında da gündemde olmayan hususlarda karar alınmış olmasının yaptırımının mutlak butlan olmadığının defalarca zikredildiği, bilirkişi raporu takdiri olup nihai karar mercii mahkeme olduğundan hatalı olan bilirkişi görüşüne itibar edilmediği, bilirkişinin gündemin 8. maddesi için yaptığı değerlendirmenin ise yerinde olduğu, pay sahiplerinin kişisel haklarını koruyan bir hususta farklı karar alınmış olmasının yaptırımının da mutlak butlan olmadığı, söz konusu genel kurul 03.05.2015 tarihinde yapılmış olup davacı eldeki bu davayı 08.08.2019 tarihinde açtığına göre bir aylık hak düşürücü sürenin geçtiği, tüm dosya kapsamı, atıf yapılan tüm yüksek mahkeme kararları ve yapılan hukuki nitelendirmeler kapsamında ispat edilemeyen davanın reddine dair karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş ve ilk derece mahkemesi gerekçesinden farklı olarak genel kurul kararının 8. maddesine dair emredici nitelikte olan bir kanun hükmüne aykırı olan alınan genel kurul kararının iptaline yönelik davanın bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılma zorunluluğu olmadığı ilgili maddede kooperatifçe belirlenecek faiz oranında kanunun emredici hükmüne aykırı hareket edildiğinden 8. maddenin mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine davacının diğer talepleri yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Kooperatif ortaklarına ortaklık senedi/cüzdanı düzenlemediği, hazirun cetvellerinde sahte oy kullanıldığı iddialarının değerlendirilmediğini,
b. Yüklenicinin ruhsatsız projesi konusunda inceleme yapılmadığını,
c. 1995-2004 yılları arasında, 1163 sayılı Kanun'un 59/6-ç fıkrasında yer alan "Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif personeli ortaklık işlemleri dışında kendisi veya başkası namına, bizzat veya dolaylı olarak kooperatifle kooperatif konusuna giren bir ticari muamele yapamaz" düzenlemesine aykırı hareket edildiğini,
d. Hukuken ve fiilen yapı ruhsatı düzenlenmesi mümkün olmayan kooperatif yapıları için alınan yapı ruhsatları ile tapu masrafı adı altında borçlandırma ve tapuya kayıtlı olmayan kooperatif yapıları için alınan elektrik, doğalgaz abonelikleri, mahkemelerin alet edilerek yüklenici firmanın alacaklı çıkarılmasının mutlak butlanla batıl olduğunu,
e. Toplantıya davetin iadeli taahhütlü olması gerektiğini, çağrı usulüne uyulmadığını,
f. Toplantıya vekaleten katılan bakan ortakların tek bir kişiye vekalet edilebileceği, ancak somut olayda bu durumun araştırılmadığını beyan etmektedir.
2-Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
a. Kooperatiflerin TTK'da tüzel kişi şirketlerden sayılmış olup TTK'nın m. 8 "Ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir." hükmünü havi olup ticari nitelikte olan kooperatif işlemlerinde TBK'nın 120. maddesinin uygulanması doğru olmadığını,
b. TTK'nın md. 1530. maddesinde belirtildiği üzere sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır. Hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemekle birlikte öyle bir durumda dahi Yargıtay Kararları ile TTK'nın 1530. maddesinde görüldüğü üzere, maddenin tamamının iptali yerine belirlenen faiz oranının %100'ünü aşan kısmın iptal edilmesi gerekeceğini beyan etmektedir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, Kooperatif Genel Kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Bölge Adliye Mahkemesince, kooperatif genel kurul kararının iptaline ilişkin açılan davada davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de Yargıtaya İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 12.11.2021 tarih 2020/2 Esas-2021/3 Karar sayılı kararı ile yapı kooperatifleri tacir kabul edildiğinden kooperatif genel kurulunda faiz oranının serbestçe belirlenmeye başlandığı nazara alınarak faiz oranına ilişkin genel kurul kararının 8. maddesinin yok hükmünde olduğuna dair talebin de reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililerine iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.04.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
6098 sayılı TBK 88. maddede ana para faizi, TBK 120. maddede ise temerrüt faizi düzenlenmiştir. 3095 sayılı Kanunun hem isminde, hem de içeriğinde ikili ayrım yapılarak, 1. maddede sözleşme faizi, 2. maddede ise temerrüt faizine yer verilmiştir. 6102 sayılı TTK’da da ikili ayrım bulunmaktadır. 8. madde akdi faize ilişkin olup ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılabileceği hükmünü içermektedir. Ayrıca 9. madde mevcut olup burada kanuni faiz, temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır hükmü bulunmaktadır..
Kanundaki (TTK) 8 ve 9. madde ayrımı önceki TTK’da da bulunmakta idi ve o dönem yargısal uygulamalarda temerrüt faizinin 9. maddeye dayalı olduğu kabul ediliyor ve yaptığı yollamaya gidiliyordu. 6102 sayılı TTK da bu ayrımı korumuş olup, 8. madde temerrüt öncesi dönem için uygulanacak akdi faize, 9. madde ise temerrüt faizine ilişkin bir düzenlemedir.
Kanunun (TBK) 88. maddesinde akdi faize ilişkin, 120. maddesinde temerrüt faizine ilişkin faiz tavan sınırları getirilmiş olup bu hükümler ticari iş sayılan tüm sözleşmeler için uygulanacak mıdır?
Temerrüt öncesi dönemde uygulanacak akdi faiz yönünden ticari işlerde 8. madde gereğince faiz serbestisi bulunduğundan TBK 88. maddede yer alan tavan sınırları ticari işlerde uygulanamayacaktır. Çünkü TTK 8, TBK 88 e göre daha özel bir madde olup bu maddede ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılacağı düzenlenmiştir.
Temerrüt faizi yönünden uygulanacak TTK 9. maddede ise böyle bir serbesti bulunmadığı gibi açıkça faize ilişkin genel düzenlemelere ve bu kapsamda TBK ve 3095 sayılı Kanuna yollama yapıldığından ticari işlerde temerrüt faizi yönünden TBK 120. maddedeki temerrüt faizi tavan sınırı uygulanacak ancak temerrüt faizinin sözleşmeyle serbestçe kararlaştırılan akdi faizin altında olamayacağı gözetilecektir. Bu şekilde belirlenmiş akdi faiz yok ise, temerrüt faizi avans faizinin iki katını geçemeyecektir.
Önceki TTK 9. maddede 8. madde hükmünün saklı olduğu belirtilerek yollama yapıldığından serbesti temerrüt faizi için de geçerli iken, 6102 sayılı yeni TTK’da bu yollama kaldırılmış, serbestiye esas bağ kopartılmıştır. Bu nedenle artık ticari işlerde temerrüt faizi için tam serbesti bulunmayıp maddenin yaptığı yollama da gözetilerek, TBK 120. madde gereği tavan sınırlar uygulanmalıdır.
Yasa koyucunun ticari hayatın korunması amacıyla kişilerin bu ağır faiz yükü altına girmesini kabul ederek TTK 8. maddedeki faiz serbestisini ticari işlerdeki temerrüt faizi için de kabul ettiğini düşünmek faiz tavan sınırlarının getirilme amacı ve mantığıyla da bağdaşmaz.
Taraflardan biri için ticari iş sayılan sözleşme diğer taraf için de ticari iş sayıldığından taraflardan biri tacir ise diğer taraf tüketici olsa bile ticari iş hükümleri uygulanmaktadır. Bu nedenle ticari iş sayılan sözleşmelerin çoğu kez sadece bir tarafı tacir durumunda bulunmakta ve tacir sayılmayan esnaflar tüketiciler veya diğer kişiler de ticari iş sayılan sözleşmelerin tarafı olabilmektedirler. Günümüzde esnaf işletmelerinin yerini büyük ölçüde ticari işletmeler almış olup tacir sayılan marketten alınacak küçük bir ihtiyaç maddesi için dahi yapılan sözleşme ticari iş mahiyetindedir. Toplum hayatında ticari işlerin kapsamı bu ölçüde geniş iken ticari işler bakımından tacir sayılsın veya sayılmasın taraflarının bir korunma ihtiyacı altında olmadığı da düşünülemez.
Ticari işlerde akdi faiz serbestisinin bir mantığı vardır. Çünkü kişilerin borçlanma için değişik kanalları mevcut olup piyasa rekabeti içinde kendisine en uygun faiz oranını araştırıp buna göre borçlanması mümkündür. Zaten piyasa rekabeti içinde bu da makul oranlarda olacağından serbestinin olumsuz sonuçları da ortaya çıkmayacaktır. Ancak temerrüt hali çoğu kez ödeyememe ve aciz hali olup, akdi faizlerin kat be kat üstünde temerrüt faizlerinin devreye girmesi, ödeyememe ve aciz halini derinleştirip daha da zorlaştıracağı ve kişiler arasındaki uyuşmazlıkları arttıracağı için, temerrüt faizinin akdi faizin altında olmamak üzere sınırlandırılması, toplum huzuru ve barışı için de bir zorunluluktur.
Kanunun (TBK) 120. maddesindeki faiz tavan sınırının, TTK 9. maddede serbesti kuralı bulunmadığı için ticari işlerde temerrüt faizi için de uygulanması gerekli ve zorunlu olup mevcut düzenlemelerden ticari işlerde temerrüt faizi için de tam bir faiz serbestisi olduğu sonucu ortaya çıkmamaktadır.
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; gündemin 8. maddesi ile, Kooperatif eski alacaklarını ödemeyenlerin aylık % 3 gecikme faizi ile ödeme yapmasına karar verilmiştir. Bu oran yıllık % 36 oranına denk gelmektedir. Genel Kurul 03.05.2015 tarihinde yapılmış dava ise 08.8.2019 tarihinde açılmıştır. Genel Kurulun yapıldığı tarihteki yasal faiz oranı % 9 olduğundan TBK 120. maddedeki temerrüt faiz tavan sınırı % 18'dir. Kamu düzenine aykırı biçimde Kanundaki tavan sınırı aşan temerüt faizi oranı belirlendiğinden bu karar mutlak butlanla batıldır.
Bölge adliye mahkemesince açıklanan esaslara uygun bir gerekçe ve sonuç içerir biçimde gündemin 8. maddesi yönünden verilen karar yerinde olduğu için, hükmün tümüyle onanması gerektiği görüşünde olduğumdan, ticari işlerde TBK 120. madddeki tavan sınırların uygulanamayacağı kabul edilerek hükmün bu yönden bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
6. Hukuk Dairesi, 2023/2692 E., 2024/3429 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesinde ödemelerin gecikmesi halinde aylık %2 gecikme faizi uygulanmasına ilişkin kararın TBK'nın 120/2. maddesi hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 14.02.2016 tarihli genel kurulun 9.
6. Hukuk Dairesi 2023/2692 E. , 2024/3429 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1759 E., 2023/480 K.
HÜKÜM/KARAR: Kısmen Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ: İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/320 E., 2019/1214 K.
Taraflar arasındaki, kooperatif genel kurul kararlarının iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen hükmün davalı vekilince duruşmasız, katılma yoluyla davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde tebligata rağmen duruşmaya katılan olmadığı anlaşılmakla, incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya evrak üzerinde incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
1- İlk derece mahkemesince, kooperatif genel kurul kararlarının iptali davasında, dava konusu genel kurul gündeminin 4, 5, 6, 7 ve 8 no.lu maddelerinde yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı bir yön bulunmadığı, gündemin 9. maddesinde ödemelerin gecikmesi halinde aylık %2 gecikme faizi uygulanmasına ilişkin kararın TBK'nın 120/2. maddesi hükmüne aykırı olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 14.02.2016 tarihli genel kurulun 9. maddesinin %2 gecikme cezası alınmasına ilişkin kısmının iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
2- İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacılar vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına; iptali istenilen 4, 5, 6, 7, 8 no.lu genel kurul maddelerinde yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurullarına aykırı bir yön bulunmadığı, kooperatif ile arsa sahipleri arasında derdest bir dava bulunmasının aralarında uzun yıllardır devam edegelen uyuşmazlıklara çözmeye yönelik bir anlaşma yapmalarına engel teşkil etmeyeceği, iptali istenilen maddelerin bu anlaşmanın onaylanması ve uygulanmasına yönelik yönetim kuruluna yetki verilmesini konu aldığı, bu maddelere ilişkin davacının istinaf başvurusunun yerinde olmadığı, 9. maddesinde karara bağlanan %2 gecikme zammının temerrüt faizi niteliğinde olduğu, burada belirlenen oranın TBK'nın 120. maddesinde öngörülen sınırı aştığından mutlak butlan ile batıl olduğu, muhalefet şerhi ve karşı oy şartı aranmaksızın iptali gerektiği, bu itibarla 9. maddenin gecikme zammına ilişkin kısmının mutlak butlanla batıl olduğuna karar verilmesi gerekirken, iptaline karar verilmesinin doğru olmadığı belirtilerek, davacılar vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında karar verilmesine, buna göre; davanın kısmen kabulü ile dava konusu 14.02.2016 tarihli genel kurulun 4,5,6,7 ve 10. maddelerine karşı açılan davanın reddine, genel kurulun 9. gündem maddesinin mutlak butlan ile batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
3-Bu karara karşı süresinde davalı vekilince duruşmasız, katılma yoluyla davacılar vekilince duruşmalı olarak temyiz yoluna başvurulması üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
4. Kamu düzenine aykırılık hallerinin re'sen gözetildiği, istinaf nedenleriyle sınırlı ve usulüne uygun olarak istinaf inceleme ve denetiminin yapıldığı; dosya içeriği, kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı, anlaşılmakla davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
5. Davalı kooperatif vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
HMK'nın 297/2. maddesinde, hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden herbiri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu öngörülmüştür. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup, arasında çelişki bulunmaması gerekmektedir.
Dava konusu genel kurulun 9. maddesinde, gecikme cezasına ilişkin bu düzenleme dışında, tahmini bütçe, daire tiplerine göre ortakların ödemesi gereken aidat miktarı, bütçe harcamaları için ödenmesi gereken aidat tutarı konularında da ayrı ayrı oylamalar yapılarak kararlar alınmıştır. İlk derece mahkemesince, maddenin tümünün iptaline ilişkin talep reddedilmiş, sadece "Arsa sahiplerine ödenecek olan aidatlar ile diğer tüm aidatlarını geciktiren ortaklara aylık %2 gecikme cezası uygulanmasına" ilişkin bölümünün iptaline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararının gerekçesinde, 9. maddedeki gecikme cezasına ilişkin düzenlemenin TBK’nın 120/2. maddesine aykırı olduğundan mutlak butlanla batıl olduğu, bu nedenle 9. maddenin gecikme cezasına ilişkin kısmının mutlak butlanla batıl olduğuna karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen, hükmün fıkrasında, bu gerekçe ile çelişecek şekilde 9. maddenin tümden mutlak butlanla batıl olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Türk Borçları Kanunu’nun 120/2. maddesine aykırı olduğu değerlendirilen 9. maddedeki anılan düzenleme, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi gerekçesinin aksine mutlak butlan yaptırımına değil nispi butlan (iptal edilebilirlik) yaptırımına tabidir. İstinaf dairesi gerekçesi bu yönden hatalı olduğu gibi hüküm fıkrası ile gerekçe arasında açıklandığı şekilde çelişki oluşması nedeniyle de kararın bozulması gerekir. Ne var ki, yapılan bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, HMK’nın 370. maddesi uyarınca, sonucu itibariyle doğru olan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararının gerekçesinin değiştirilmesine ve hüküm fıkrasının aşağıdaki şekilde düzetilmesine karar vermek gerekmiştir.
Diğer yandan, genel kurulun 10. maddesi dava konusu yapılmadığı halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararında maddi hata sonucu, iptal talebi reddedilen maddeler arasında “8” yazılması gerekirken “10” yazılmıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararına ilişkin, davacılar vekilinin tüm temyiz sebeplerinin REDDİNE, davalı kooperatif vekilinin temyiz sebeplerinin kabulü ile sonucu itibariyle doğru olan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi kararın gerekçesi değiştirilerek ve hüküm fıkrasının “1-a)” bendinde yer alan “gündemin 9. maddesinin” ibaresinden sonra gelen kısımlar çıkarılarak yerine, "arsa sahiplerine ödenecek olan aidatlar ile diğer tüm aidatlarını geciktiren ortaklara aylık % 2 gecikme cezası uygulanmasına ilişkin kısmının iptaline" ibaresi yazılmak suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA, peşin alınan harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, Yargıtay duruşmasına gelen olmadığından vekalet ücreti takdir edilmesine yer olmadığına, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 15.10.2024 tarihinde kesin olarak oy birliği ile karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2021/1105 E., 2021/2997 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
sayılı ilamıyla, asıl davada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 120/2. maddesi hükmü de dikkate alınarak ihtarnamelerin davacının gerçek ve kişisel borç miktarını yansıtıp yansıtmadığını belirleyen ek rapor alınarak oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi, birleşen dava yönünden;
15. Hukuk Dairesi 2021/1105 E. , 2021/2997 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada kooperatif üyeliğinden ihraç kararının iptali davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın reddine yönelik verilen hüküm süresi içinde asıl ve birleşen davada davacılar ile davalı S.S. Bodrum Senkop Konut Yapı Kooperatifi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
- K A R A R -
Asıl davada davacı, davalı kooperatifin yönetim kurulu kararı ile kendisinin kooperatif ortaklığından ihracına karar verdiğini, ihraç kararından önce gönderilen ihtarnamelerin ve bunları esas alan ihraç kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, 18/12/2009 tarihli yönetim kurulu ihraç kararının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davacılar, davacı ...'ın 5 no'lu konut hissesini davacı ...'a 03.03.2006 tarihinde devir ve temlik ettiğini, devirden sonraki döneme ait tüm yükümlülükleri devir sözleşmesi gereği davacı ... tarafından yerine getirildiğini, 05.01.2008 tarihinde bu kez davacı ...’ın 5 no’lu konut hissesini davacı ...'a devrettiği ancak davalı kooperatif tarafından devir işleminin yapılmadığı ve davalı kooperatifin 18.12.2009 tarihli yönetim kurulu kararı ile davacı ...'ın kooperatif ortaklığından ihracına karar verdiğini, ihraç kararından önce gönderilen ihtarnamelerin ve bunları esas alan ihraç kararının hukuka aykırı olduğunu, aidat borcunun bulunmadığını ileri sürerek, davacı ...'ın ihraç kararının iptali ile davacı ...'ın kooperatif üyeliğinin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Asıl ve birleşen davada davalı vekili, usulüne uygun olarak düzenlenmiş ihtarnamelere rağmen davacıların yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden yasa ve anasözleşmeye uygun olarak ihraçlarına karar verildiği, birleşen dosya kapsamında davacı ...'in taraf sıfatının olmadığını savunarak, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, asıl ve birleşen davaların reddine dair kararın asıl ve birleşen davada davacı ... ile birleşen davada davacı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin (kapatılan 23. Hukuk Dairesi) 20/04/2015 tarihli, 2015/3 E., 2015/2753 K. sayılı ilamıyla, asıl davada, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 120/2. maddesi hükmü de dikkate alınarak ihtarnamelerin davacının gerçek ve kişisel borç miktarını yansıtıp yansıtmadığını belirleyen ek rapor alınarak oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi, birleşen dava yönünden; bilirkişiden kooperatif kayıtlarında devir ile ilgili inceleme yapılıp, birleşen dosyanın her iki davacısının 5 no’lu konutla ilgili ortaklık ödemeleri dikkate alınarak ihraç kararının yerinde olup olmadığı ve davacı ...'ın üyeliği ile ilgili hususlarda rapor alınıp oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak alınan ek rapor ile yapılan yargılama sonucunda tüm dosya kapsamına göre, 6098 sayılı yasanın 120/2 maddesi gözetilerek yapılan hesaplama ile ihtarname tarihi itibariyle anaparanın 10.700,00 TL, gecikme cezasının 1.294,50 TL olduğu, (ihtarnamede belirtilen gecikme cezası 2.263,00 olup, 2.263,00-1.294,00=969,00 TL fark doğmuştur) bu halde dahi ihtarnamelerde belirtilen borç tutarının gecikme cezası bakımından küçük bir fark oluşturduğu ve borç tutarının gerçek borcu yansıttığı, davacı ... ile diğer davacı ... arasında yapılan devir işleminin kooperatif kayıtlarına intikal ettirilmediği ve devir sonucunda üyelik kaydının yapılmamış olduğu, 5 no’lu konut hissesine ilişkin üyelik bakımından davacı ...'ın üye görünmediği, ayrıca davacı ...'ın da kendi beyanı ile "devir işlemini kooperatif nezdinde yapmadığı" ikrarı ile dava tarihi itibariyle kooperatif üyesi olmadığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, asıl ve birleşen davada taraf vekillerince ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalı kooperatif vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davacı ... vekili ve birleşen davada davacı ... vekilinin birleşen dava yönünden aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2-Asıl dava; davacı ...’ın 6 no’lu konuta ilişkin üyelik yönünden kooperatiften ihraç kararının iptali, birleşen dava; davacı ...’ın 5 no’lu konuta ilişkin üyelik yönünden ihraç kararının iptali ve 5 no’lu üyeliğin devir nedeniyle davacı ...’a ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Dosya kapsamında bozma ilamına uyularak alınan ek raporda, asıl ve birleşen dava yönünden kooperatif tarafından davacılara gönderilen ihtarnamelerdeki asıl alacak miktarlarının gerçek miktarı yansıttığı, ancak 6098 sayılı TBK’nın 120/2 maddesi gereği asıl borca ilişkin hesaplanan faiz miktarının ihtarnamede bildirilen miktardan fazla olduğu tespit edildiği halde mahkemece gecikme cezası bakımından tespit edilen bu farkın küçük bir fark olduğunun kabulü ile gerçek borcu yansıttığı sonucuna varılmış ise de, ihtarnamelerde istenilen borç miktarı ile gerçek borç miktarı arasındaki 900,00 TL civarında olan fark, mahkeme kabulünün aksine ihtarların geçerliliğini etkileyecek seviyededir. Bu miktarlara bağlı olarak gerçek borcu yansıtmayan ihtarnamelere dayalı olarak verilen kooperatif üyeliğinden ihraç kararları hatalıdır. O halde, mahkemece asıl ve birleşen dava yönünden verilen ihraç kararının iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine kararı verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı kooperatif vekilinin tüm, asıl ve birleşen davada davacı ... vekili ve birleşen davada davacı ... vekilinin birleşen dava yönünden sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün asıl ve birleşen davada davacı ... ve birleşen davada davacı ... yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ... ve ...’e iadesine, aşağıda yazılı onama harcının asıl ve birleşen dosya davalısından alınmasına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine, 28.06.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’na göre, tarafların sözleşme ile kararlaştıracakları yıllık temerrüt faizi oranı, mevzuat hükümlerine göre belirlenen yıllık yasal faiz oranının en fazla yüzde kaç fazlasını aşabilir?
A) %50 fazlasını
B) %80 fazlasını
C) %100 fazlasını
D) %150 fazlasını
E) %200 fazlasını
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.