Türk Borçlar Kanunu 147. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı uygulanır:
1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve ücret gibi diğer dönemsel edimler.
2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme bedelleri.
3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar.
4. Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar.
5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar.
6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan alacaklar.
III. Sürelerin kesinliği
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
61 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/4406 E., 2024/5864 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından hisse devir bedelinin tahsil edilmediği gerekçesiyle dava açılmış ise de bu husus taraflarınca kabul edilmemekle birlikte hisse devir bedeline ilişkin talebin zamanaşımına uğradığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinde ortaklar arasındaki alacaklar için 5 yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğünü, pay devrinin
11. Hukuk Dairesi 2023/4406 E. , 2024/5864 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/959 Esas, 2023/1026 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Sivas 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)
SAYISI : 2022/569 E., 2023/77 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; Anadolu Tıp Teknolojileri Ürt. Paz İth. İht. San. ve Tic. A.Ş. isimli şirketin 2003 yılında kurulduğunu, kuruluş ortaklarının arasında davalı ve davacının olduğunu, 26.04.2013 tarihinde davalı ve müvekkilinin arasında pay devri sözleşmesi yapılması hususunda anlaşıldığını, müvekkili tarafından sermayesi ödenmiş 381.900,00 TL değerinde, 7.638 adet nama yazılı payın davalıya devredildiğini, ancak pay bedelinin davacıya ödenmediğini iddia ederek müvekkilinin 7.638 adet payının karşılığı 381.900,00 TL'nin hisse devir tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından hisse devir bedelinin tahsil edilmediği gerekçesiyle dava açılmış ise de bu husus taraflarınca kabul edilmemekle birlikte hisse devir bedeline ilişkin talebin zamanaşımına uğradığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinde ortaklar arasındaki alacaklar için 5 yıllık zamanaşımı süresi öngörüldüğünü, pay devrinin 26.04.2013 tarihinde gerçekleştiğini, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar için zamanaşımı süresinin 5 yıl olduğu, somut olayda davaya konu payların nama yazılı olup dava dışı şirketin yönetim kurulu kararı ile devrin gerçekleştiği, bu yönüyle yapılan devrin şirketçe bilindiği ve kabul edildiği, bu devirden ... alacak taleplerinin 26.04.2013 tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, 26.04.2018 tarihinde zamanaşımının dolduğu, bu süre zarfında zamanaşımını kesen veya durduran bir durumun mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu ilişkinin sözleşmeden kaynakladığını, sözleşmeden ... alacaklarda zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu, dava tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığını, yerel Mahkemece şirket yönetim kurulu kararı ile devrin gerçekleştiği, devrin şirketçe bilindiği ve kabul edildiği, bu nedenle alacak talebinin 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davanın şirkete yöneltilmediğini, davanın hisse devir sözleşmesine dayalı olduğunu, davalının hisse devir sözleşmesinden ... borcunu ifa etmediğini, hisse bedelini müvekkile ödemediğini, eldeki davada esasa girilmesi gerekirken davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, bu hususta emsal Yargıtay kararlarının bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, davacının istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C.Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı anonim şirket hisse devrinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.09.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Dava, dava dışı Anonim şirkette davacıya ait payın davalıya devri nedeniyle ödenmeyen devir bedelinin tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, uyuşmazlıkta 6098 sayılı T.B.K. 147/4 üncü maddesinde öngörülen 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanmasının gerektiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir.
Sözleşme tarhinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı T.B.K. 147/4 üncü (mülga 818 sayılı B.K 126/4) maddesinde "Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden ... ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki, bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar"ın 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu düzenlenmiştir.
Bu hükmün uyuşmazlıkta uygulanabilmesi için öncelikle taraflar arasında bir ortaklık sözleşmesinin bulunması, uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden kaynaklanması gerekmektedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden kaynaklanmadığı ahvalde hükmün uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu durumda zamanaşımı süresinin taraflar arasındaki hukuksal ilişkiye göre tayini gerekecektir. (... M. Kılıçoğlu-Borçlar Hukuku-Genel Hükümler Sh. 1094 )
Taraflar, davadışı Anonim şirketide paydaş olmakla birlikte, ortaklar arasında davacıya ait payın 26.04.2013 tarihinde hisse devir sözleşmesi düzenlendiği, pay devrinin esas sözleşmede düzenlenip düzenlenmediği dosya içeriğinde anlaşılmamaktadır.
Ortaklar arasındaki pay devrinin esas sözleşmede düzenlenmiş olması durumunda T.B.K. 147/4 üncü maddesindeki şartlar gerçekleşmediğinden uyuşmazlıkta 5 yıllık zamanaşımının uygulanması mümkün olmayıp, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği itibari ile dava 6098 sayılı T.B.K. 146 ncı (818 sayılı B.K 125) maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımı suresine tabidir. (Yargıtay 11. H.D. 2007/3311 E. 2008/5022 K. sayı 15.04.2008 tarihli karar ile yine 2018/10988 E. 2010/1653 K. sayı ve 15.02.2010 tarihli karar)
Bu halde, dava dışı şirket esas sözleşmesinin incelenerek sözleşmede ortaklar arasında pay devrine ilişkin bir hüküm bulunup bulunmadığının tespiti, bu şekilde bir hükmün sözleşmede varlığı halinde davanın TBK 147/4 maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin uygulanacağı, aksi halde uyuşmazlığın TBK 146 maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunun kabulü gerekmektedir.
İlk Derece Mahkemesince şirket ana sözleşmesinin bu yönde incelenmeksizin uyuşmazlıkta TBK 147/4 maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin uygulanarak davanın reddine karar verilmesi, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf kanun yolu başvurusunun da esastan reddedilmesi doğru değildir.
Açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2023/6236 E., 2025/385 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 14.02.2024 tarihinde şirket paylarını noterde düzenlenen limited şirket hisse devri sözleşmesiyle devrettiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 147. maddesinin beşinci fıkrası gereğince alacağın beş yıllık zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
11. Hukuk Dairesi 2023/6236 E. , 2025/385 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/1461 Esas, 2023/1408 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2022/924 E., 2023/363 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.01.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat Hüsniye Azra Çetinkaya dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ...'nun kurucu ortağı olduğu ... Gıda ve Enerji İnşaat Taahhüt San. Tic. Ltd. Şti'nin paylarının devri için 14.02.2014 tarihinde mutabakata varıldığını, 09.10.2013 tarihinde düzenlenen hisse devir protokolü gereğince 1.600.000,00 TL bedelle diğer ortağa ait olan payların satın alınması gerekirken, protokolde belirlenen 31.12.2013 tarihine kadar müvekkilinden kaynaklanan nedenlerle satın almanın gerçekleşemediğini, bu nedenle aynı şartlarda müvekkilinin paylarının davalıya devrinin kararlaştırıldığını, tarafların devir bedelinin belirlenmesine ilişkin protokolü rızaları ile düzenlediklerini, buna göre müvekkilinin pay bedelinin 1.600.000,00 TL olduğunu, noterde düzenlenen pay devir sözleşmesinde ise şirketin sermaye değerinin esas alındığını, diğer ortağın referansı ve şifahi kefaleti ile kalan miktarın ödeneceğine güven duyularak şirket paylarının devredildiğini, devir bedelinin ödenmemesi üzerine takip başlatıldığını ileri sürerek takibe vaki itirazının iptalini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 14.02.2024 tarihinde şirket paylarını noterde düzenlenen limited şirket hisse devri sözleşmesiyle devrettiğini, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 147. maddesinin beşinci fıkrası gereğince alacağın beş yıllık zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile TBK'nın 147. maddesinde bir ortaklıkla, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki bir ortağın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar için açılan tüm davalar için öngörülen hisse devir tarihinden itibaren başlayan 5 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihinden önce dolduğu ve davalının da süresinde zamanaşımı itirazında bulunduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 31.05.2016 tarih ve 2015/12291 E., 07.12.2007 tarih 2006/8366 E. sayılı kararlarında da belirtildiği üzere şirket payı devir sözleşmesinin TBK'nın 147. maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabii olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararında bir isabetsizlik bulunmadığı, sözleşme sonucu davalının ortak olması ve ortaklık ilişkisinin devir sözleşmesi ile belirlenmesi nedeniyle ortaklık sözleşmesi bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, devir alacağının muaccel olduğu 31.12.2013 tarihinde takibin başlatıldığı 01.06.2022 tarihine kadar zamanaşımını kesen veya durduran bir neden bulunmadığı, bu tarihler arasında zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme
Dava, taraflar arasında düzenlenen limited şirket hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b (1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 23.01.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/663 E., 2024/4254 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
vekili cevap dilekçesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, önce rehber olarak şirkette çalışmaya başlayan davacının pay bedeli ödemeden hissedar olduğunu, anlaşmazlık yaşayan davacının değerle
11. Hukuk Dairesi 2023/663 E. , 2024/4254 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1301 Esas, 2022/1417 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/141 E., 2022/311 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ... Turizm ve Tic. A.Ş.’deki 3.600 payından 1.800’ünü davalı ...’e, 1.200’ünü davalı ...’a, 600’ünü de davalı ...’e 08.01.2013 tarihinde devrettiğini, pay devir bedelinin piyasa değeri üzerinden ödeneceğini söylediğini, ancak davalıların devir bedellerini ödemediklerini, defaatle alacağını isteyen müvekkilinin bir sonuç alamadığını ileri sürerek devir tarihi olan 08.01.2013 tarihi itibariyle devre konu payların gerçek değerinin hesaplanıp ödenmesi gereken bedelden şimdilik 10.000,00 TL tutarındaki kısmının davalılardan alınarak müvekkiline verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili talep artırım dilekçesi ile talep sonucunu 139.227,65 TL'ye çıkarmış ve hisse devir oranlarına göre belirttiği tutarların fiili satış tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir.
II. CEVAP
1.Davalılar ... ve ... vekili cevap dilekçesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca davanın zamanaşımına uğradığını, belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, önce rehber olarak şirkette çalışmaya başlayan davacının pay bedeli ödemeden hissedar olduğunu, anlaşmazlık yaşayan davacının değerleri belli olarak usulüne uygun şekilde hisselerini müvekkillerine ve diğer davalıya devrettiğini, hisse devir bedellerinin de davacıya ödendiğini, hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, devrin 6098 sayılı Kanun’un 207 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca peşin satış suretiyle gerçekleştirildiğini, davacının hisse devir bedeli alacağını ispatlaması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını, arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediğini, irade fesadına dayalı hak düşürücü sürenin geçtiğini, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, pay devir sözleşmesinde devir bedelinin belli olduğunu, hisse devir bedelinin tümüyle ödendiğini, davacının pay devrine ilişkin yönetim kurulu kararını bizzat imzaladığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hisse devir sözleşmesine dayalı 5 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacağı, davalı şirketin yönetim kurulunun 08.01.2013 tarihli kararı ile hisse devrini kabul ettiği, dava tarihine kadar 5 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece zamanaşımı definin reddine dair ara karar verildiğini, lehlerine usuli kazanılmış hak oluştuğunu, usuli müktesep hakkın ara kararlardan dönülebilmesinin istisnaları arasında yer aldığını, pay devir sözleşmelerinden kaynaklı davalarda zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu, bu hususta içtihatların bulunduğunu, uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden değil hisse devir sözleşmesinden kaynaklandığını, pay devri ile birlikte müvekkilinin ortak sıfatını kaybettiğini, ortaklar arası ihtilaf bulunmadığını, hukuki dinlenilme ve gerekçeli karar hakkı ile usul ekonomisinin ihlal edildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 29.09.2021 tarihli celse ara kararının 3 numaralı bendinde davalıların zamanaşımı itirazının 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi uyarınca uyuşmazlığın sözleşmeye dayalı olduğu gerekçesiyle reddine karar verildiği, 29.04.2022 tarihli celsenin 2 numaralı ara kararında zamanaşımı itirazının reddine dair ara karardan rücu edildiği, aynı celsede davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair hüküm tesis edildiği, her ne kadar tahkikat aşamasına geçildikten sonra zamanaşımı defi ile ilgili olarak karar verilmiş ve davanın bu sebeple reddedilmiş olması usul ekonomisi ilkesine uygun düşmezse de aksine kabulün de isabetli olmayacağı, Yasanın hatalı yorumlanarak uygulanmasının karşı taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturmayacağı, zamanaşımına uğrayan bir alacakla ilgili olarak zamanaşımı defi hakkında hatalı bir ara karar verilmesinin zamanaşımına uğrayan bir alacağı yeniden talep edilir hale getirmeyeceği, beyana göre yönetim kurulu kararı dışında taraflar arasında gerçekleştirilen başkaca bir sözleşmenin bulunmadığı, 6098 sayılı Kanun’un 147 nci maddesinin birinci fıkrasının (4.) bendinde, “...Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar”ın beş yıllık zamanaşımına tabi alacaklar arasında sayıldığı, devredilen pay karşılığı alacağın alınamadığı ileri sürülerek alacak talebine konu eldeki davanın beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemece 29.09.2021 tarihli ara kararla zamanaşımı definin reddedildiğini, ara karardan dönülmesinin usuli müktesep hakkı ihlal ettiğini, usuli müktesep hakkın kamu düzenine ilişkin olduğunu, taraflardan bir yararına usuli müktesep hak oluşmuşsa ara kararlardan dönülemeyeceğini, pay devir sözleşmelerinden kaynaklı davalarda zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu, bu hususta içtihatların bulunduğunu, emsal alınan içtihatların somut olaydan farklılık arzettiğini, uyuşmazlığın ortaklık sözleşmesinden/esas sözleşmeden değil hisse devir sözleşmesinden kaynaklandığını, pay devri ile birlikte müvekkilinin ortak sıfatını kaybettiğini, uyuşmazlığın ortaklar arası nitelik taşımadığını, hukuki dinlenilme ve gerekçeli karar hakkı ile usul ekonomisinin ihlal edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/5012 E., 2024/6808 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü bendi gereği 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, dava dilekçesinde dava konusu alacağın 08.01.2014 tarihinde doğduğu ve bu tarihte temerrüde düşüldüğü iddia edildiğine göre 5 yıllık zamanaşımı süresinin 08.01.2019 tarihinde doldu
11. Hukuk Dairesi 2023/5012 E. , 2024/6808 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1034 Esas, 2023/1057 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/373 E., 2021/664 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 358.160,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Er-Ba Yönetim Mühendislik ... Limited Şirketine ait olan, 17.500,00 TL nominal bedelli, 700 adet payın 350.000,00 TL bedel karşılığında dava dışı ... ...'ya satılıp devredilmesine ilişkin Kadıköy 30. Noterliği'nin 08.01.2014 tarih ve 01760 yevmiye numarası ile onayladığı hisse devir sözleşmesinin akdedildiğini ve İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nce 10.02.2014 tarihinde tescil edildiğini, söz konusu sözleşmeyi müvekkili şirket adına imzalayan, müvekkili şirketin eski müdürü ve imza yetkilisi davalı ...'un söz konusu hisse devir bedelini nakden ve tamamen aldığını beyan ve imza ettiğini, davalının nakden ve tamamen aldığını noter huzurunda beyan ve imza ettiği hisse devir bedelinin hiçbir zaman müvekkili şirkete teslim etmediğini ileri sürerek hisse devir bedeli olan 350.000,00 TL tutarındaki asıl alacağın davalının temerrüde düştüğü 08.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü bendi gereği 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, dava dilekçesinde dava konusu alacağın 08.01.2014 tarihinde doğduğu ve bu tarihte temerrüde düşüldüğü iddia edildiğine göre 5 yıllık zamanaşımı süresinin 08.01.2019 tarihinde dolduğunu, davacı şirketin hâkim ortağı olan Ertun Hızıroğlu'nun, davacı şirketin azınlık ortağı olan müvekkilini sindirmek amacıyla müvekkili aleyhine bir şeyler bulabilmek adına sürekli olarak davacı şirketin eski kayıtlarını araştırdığını ve müvekkilinin açığı olduğunu düşündüğü hususlarla ilgili olarak müvekkili aleyhine davalar açtığını, 2012 yılından itibaren müvekkiline ücret ödenmemeye başlandığını, karşılıklı olarak birçok ihtarname keşide edildiğini, müvekkilinin dava dilekçesinde belirtilen hisse devir işlemi ile ilgili olarak ... ... isimli kişiden hiçbir şekilde hisse devir bedeli tahsil etmediğini, davacı şirketin hâkim ortağı tarafından hazırlatılan hisse devir sözleşmesinin muhasebe sorumlusu vasıtasıyla müvekkiline haber gönderilerek, müvekkilinin bu sözleşmeyi müdür sıfatıyla imzalanmasının talep edildiğini, müvekkilinin de bu çerçevede anılan sözleşmeyi ... ...’dan hiçbir şekilde devir bedeli tahsil etmeksizin imzaladığını, bu imza tarihinden günler sonra da müdürlükten azledildiğini, müvekkili tarafından davacı şirket aleyhine İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1120 E. sayılı dosyası ile ortaklıktan çıkma davası açıldığını, buna karşı davacı şirketin de İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1413 E. sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine ortaklıktan çıkarma davası açtığını, davacı şirketin, bu dava konusu hisse devir işleminin yapılmasından 2 yılı aşkın bir süre sonra müvekkili aleyhinde açmış olduğu bu ortaklıktan çıkarma davasında bu dava konusu olayı ortaklıktan çıkarma sebepleri arasında göstermemiş olmasının, hakkın kötüye kullanılmasını teşkil eden bir dava olduğunu göstermeye yeterli olduğunu savunarak öncelikle zamanaşımı itirazı dikkate alınarak davanın zamanaşımı yönünden reddine, esasa ilişkin talepleri dikkate alınarak haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; davalının cevap dilekçesinde açıkça zaman aşımı itirazında bulunduğu, davalının davacı şirketin ortağı ve temsilcisi olması sebebiyle 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) nolu bendi gereğince " Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden ... ve ortakların birbirleri veya kendileri ve ortak arasındaki bir ortaklığın müdürleri ile temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar" 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğu düzenlenmesi nedeniyle davacı şirketin 08.01.2014 tarihinde devir edilen, hissenin devrinden sonra 22.01.2014 tarihinde davalıyı müdürlük görevinden azlettiği ve böylece şirket defter ve kayıtlarına yansımayan hisse devir bedelinin davacı tarafından davalıdan talep edilebilir hale geldiği, 22.01.2014 tarihinden itibaren başlayan 5 yıllık zaman aşımı süresinin 23.09.2019 tarihi itibariyle dolduğu, davanın ise 10.10.2019 tarihinde zaman aşımı süresinden sonra açıldığı, davacı tarafından açılan davanın zaman aşımı nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir temsil/vekalet ilişkisi olduğu, davalı şirket müdürünün davacı adına aldığı bedeli 6098 sayılı Kanun'un 508 inci maddesi uyarınca davacıya vermekle yükümlü olduğu, davacının kendisini temsilen/vekaleten yapılmış sözleşme nedeniyle davalıdan alacaklı olduğu iddiası ile bu alacağının tahsilini talep ettiği, buna göre davanın 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve beşinci fıkrası uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve uzamış zamanaşımı süresinin de bulunmadığı, davacının alacağının davalının müdürlük görevinden azledildiği 22.01.2014 tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş olduğundan 10.10.2019 olan dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davanın hukuki niteliği hususunda toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 553 üncü maddesinin birinci fıkrası, 560 ıncı maddesi.
3. Değerlendirme
6102 sayılı Kanunun 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca limited şirkette kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden ... yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Somut olayda dava, şirket yöneticisi davalının şirkete ait parayı zimmetine geçirdiği iddiasına dayalı açılmış olup, hukuki niteliği itibariyle sorumluluk davasıdır. Buna göre davanın 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde düzenlenen uzamış ceza zaman aşımına tabi olduğu gözetilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.09.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/3214 E., 2024/1487 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19/1 inci ve 26, 27/2, 99, 147/5, 148 inci ve 520 nci maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/3214 E. , 2024/1487 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekillleri tarafından ayrı ayrı duruşma istemli olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.04.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı asıl ... ile vekilleri Avukat .... Avukat... davalı ... Çiemntosu ve Kireci A.Ş. ve diğerleri vekili Avukat ..., davalı asıl ... ve vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra; işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin İstanbul Barosuna bağlı avukat olduğunu, müvekkili ile davalılar arasında 06.12.2013 başlangıç tarihli, 3 yıl süreli, karşılıklı hak ve yükümlülükler içeren bir avukatlık ve danışmanlık sözleşmesi imzalandığını; sözleşme ile müvekkili ve birlikte çalıştığı Global Hukuk Bürosu ekibinin, davalılara, talep etmeleri halinde, istedikleri konularda hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti vereceği, davalıların sahip olduğu, sözleşmede yazılı olan ve sözleşme dışındaki muhtelif taşınmazların satışı hususunda, hukuksal alt yapı oluşturarak, alıcı müşteriler ile müvekkilin bir araya getirileceği, hukuksal çerçevede organizasyon ve danışmanlık hizmeti verileceğinin; davalılardan ... adına İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 2010/598 Esas sayılı dosyası ile devam eden boşanma davasının ve bu davaya bağlı olan ve İstanbul 14. Aile Mahkemesinin 2011/772 Esas sayılı dosyası ile devam eden mal paylaşımı davasının takibinin üstlenileceğinin ve bunun karşılığında da davalıların müvekkile sözleşmede ayrı ayrı belirlenen avans, ücret ve masrafları ödeyeceğinin kararlaştırıldığını; bu sözleşme kapsamında müvekkili ve birlikte çalıştığı Global Hukuk Bürosu ekibinin davalılar tarafından vekaletten azledilinceye kadar sözleşmede kendisine yüklenen edimleri tam olarak yerine getirdiğini; ancak davalıların ödeme yükümlülüklerini yerine getirmediklerini; sözleşme varlığını halen devam ettirdiği halde davalıların müvekkilini sadece vekaletten azlettiklerini, sözleşme taraflarca feshedilmemiş olup özellikle davalıların yükümlülükleri açısından halen yürürlükte olduğunu beyan ederek; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan alacağının tespiti ile bu alacağın şimdilik; boşanma davasının ücreti olarak 25.000 TL, yıllık aidat ücreti olarak 25.000 TL, avans ücreti olarak 25.000 TL, gayrimenkul satışlarının sözleşme alt yapısını oluşturacak olan organizasyon ve danışmanlık ücreti olarak 25.000 TL olmak üzere toplam 100.000 TL’sinin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş; 01.02.2022 tarihli beyan dilekçesi ile; ''belirsiz alacak davası olarak açtığımız davada bilirkişi ve ek bilirkişi raporu ile tespit edilen ve tanık anlatımları ile ispatlanan KDV dahil 75.653,760,08 Amerikan Dolarının dava tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faizi ile birlikte ve fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı'nın davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak, müvekkile ödenmesine karar verilmesini talep ederiz.'' demiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; davacının, davalılardan müvekkil ... ve müvekkili şirket ...ye hiçbir hukuki hizmet vermediğini, davalı müvekkili ...'un ise boşanma davasının son 3 duruşmasına katıldığını ve nerede ise davanın kaybı ile sonuçlanabilecek fahiş bir hata yaptığını, davacının dayandığı “Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi”nin de avukatlık hizmetine ilişkin olmayıp emlak komisyonculuğu, finans danışmanlığı ve komisyonculuğu niteliklerini taşıdığını ve bu durumun 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 11.maddesinde sayılan yasaklı işlerin kapsamına gireceğini, bu nedenle sözleşmenin tümüyle hükümsüz olduğunu; sözleşme hükümsüz olmakla birlikte ayrıca sözleşmede yazılı şart da gerçekleşmediğinden yıllık ödemeye ilişkin talebin kabul edilemeyeceğini; yine sözleşmede taşınmazların 3.000 USD üzerinden bir fiyatla satılması halinde oluşacak farkın %80'inin ilave ücret olarak avukata ödeneceğine ilişkin maddenin de TBK'nın 27 nci maddesinde söz edilen ahlaka aykırılık kavramı içerisinde yer aldığını ve bu durumun da sözleşmeyi kesin hükümsüz hale getirdiğini, talimata aykırı davranışları nedeniyle de davacının azledildiğini savunarak kesin hükümsüzlükle sakat sözleşmeye dayanan davacının haksız taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut olayda, davalılarca yapılan azlin sebep belirtilmeden yapılmış olduğu, yine Aile Mahkemesi dosyasında temyizden feragat dilekçesinin asil tarafından sunulması ile arzulanan hukuki sonucun doğmuş olduğu, yargılamanın takipsiz bırakıldığı iddiasının ispatlanamadığı, yine başkaca iddia edilen azil sebepleri ispatlanamadığından azlin haksız olduğu; İstanbul Barosu'ndan sözleşme açısından görüş alındığı, yine bilirkişi incelemesinin de yapılmış olduğu, uyuşmazlığa konu taşınmazlara ilişkin olarak sözleşmede yer alan ifadeler nazara alındığında, taşınmazlara ilişkin olarak yapılacak işlemlerde tam bir temsil yetkisinin verildiği, bu yetkinin hukuki işlemleri de kapsadığı, yine baro tarafından verilen yazı cevabında da Avukatlık Kanunu'na aykırılığın söz konusu olmadığının belirtilmiş olduğu, sözleşmede tarafların anlaştırılması değil taşınmazı satın almak isteyenlerle iletişime geçilmesi hususunda danışmanlık hizmeti verilmesini içerdiği bu yönüyle de sözleşmenin hukuka aykırı olmadığı kanaatine varıldığı;
Sözleşmede yer alan boşanma davasının davacı yan tarafından takip edilmiş olduğu, azlin haklı olduğu ispatlanamadığından, buradaki dava açısından davacının 1 milyon USD talep hakkının olduğu;
Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-5 nolu maddesinde yıllık 1 milyon USD danışmanlık ücretinin öngörüldüğü, somut olayda sözleşme davacıdan kaynaklı sebeplerle sona ermediğinden, sözleşmede 3 yıllık sürenin öngörülmüş olduğu da anlaşılmakla, her bir yıl açısından 1 milyon USD davacının alacağının olduğu, sözleşmenin haksız azille sona erdiği de gözetilerek belirli süreli sözleşme kapsamında 3 yıl için 3 milyon USD alacağa hak kazandığı;
Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-3 nolu maddesinde Pendik Ballıca'daki taşınmazın satın alınmasında, satılması veya takas edilmesinde 2 milyon USD'nin öngörüldüğü, taşınmazın satın alınmış olduğu görülmekle bu işlemin hukuki alt yapısı ve danışmanlığına ilişkin edim yerine getirilmiş olduğundan 2 milyon USD'ye hak kazanıldığı;
Sözleşmede verilmesi öngörülen 1 milyon USD avansın verildiği hususu ispatlanamadığından 1 milyon USD avans kaynaklı davacı alacağının olduğu;
Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-1 nolu maddesinde Bakırköy'de bulunan 2 ayrı taşınmazın m2 birim fiyatının 3.000 USD üzeri değere satılması halinde 10 milyon USD alacağın öngörüldüğü, yine bu işlemin de yerine getirilmiş olduğu, alınan bilirkişi raporu kapsamında sözleşmede yer alan koşulun gerçekleşmiş olduğu, sözleşmede 2 ayrı taşınmazın satılması halinde ibaresinin yer aldığı anlaşılmakla, her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı 10 milyon USD'nin öngörülmediği, tek bir ücretin öngörülmüş olduğu anlaşılmakla, sözleşmenin maddesi kapsamında 10 milyon USD alacağın olduğu;
Sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri alt başlıklı B-2 nolu maddesinde ise edimin belirli bir tutar üzerinde gerçekleşmesi halinde ilave bir ödemenin öngörülmüş olduğu, 30.06.2020 tarihli raporda yapılan hesaplamanın sözleşmenin kapsamına uygun olduğu ve denetime elverişli olduğu, bu bağlamda 3.000 USD üzerindeki tutar üzerinden yapılan hesaplamada Bakırköy'deki taşınmazlar açısından ilave farkın yüzde 80'inin 12.958.966 USD olduğu, sözleşme kapsamında edim yerine getirildiğinden bu tutar açısından da alacağın doğduğu, bu kapsamda toplam 29.958.966 USD alacağa davacının hak kazandığı;
Diğer alacak istemine konu hususlarda ise, dava açıldığında KDV alacağına ilişkin talep olmadığı gibi, yine KDV mal teslimi veya hizmet ifasının tamamlanması ile doğmakta olup, yine KDV beyannamesine bu hususun dahil edildiğinin ispat edilmesi gerekmekte olduğundan, bu hususta herhangi bir ispat faaliyeti yerine getirilmediği gibi, davaya konu talepte de bu hususun belirtilmemiş olduğu nazara alınarak bu husustaki istemin nazara alınmadığı;
Yine, dava dosyasında yer alan Zeytinburnu ilçesinde bulunan taşınmaz açısından ise; tapuya konu işlemler vekalet sözleşmesinden önce gerçekleşmiş olup, işbu taşınmaz yönünden vekalet ilişkisi kurulduktan sonra sözleşme kapsamında gerçekleştirilmiş herhangi bir hizmetin varlığı da ispatlanamadığından buradaki taşınmaz açısından davacının ediminin bulunmadığı ve alacak hakkının doğmadığı, sözleşme kapsamında zamanaşımı süresinin azil ile başlayacağı ve henüz zamanaşımının dolmadığı, sözleşmede yer alan müştereken ve müteselsilen sorumluluğu içeren maddenin de gözetildiği gerekçesiyle, açılan davanın kısmen kabulü ile; 29.958.966,00 USD'nin fiili ödeme günündeki TL karşılığının ve bu miktarın dava tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili; yerel mahkemenin KDV alacağına ilişkin red gerekçesinin yerinde olmadığını, dava dilekçesi doğrultusunda tespiti talep edilen belirsiz alacakların bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, ancak mahkemenin eksik inceleme ile dava dilekçesinde KDV alacağına ilişkin talepte bulunulmadığı yönünde hatalı şekilde karar verildiğini, Zeytinburnu ilçesinde bulunan ve keşfe gidilen 774 Ada 53 Parsel sayılı taşınmaz açısından sözleşme öncesinde tapuda gerçekleşmiş bir satış yahut malik değiştirici bir işlem olmadığını, sözleşme imzalandığı dönemde malikin Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. olduğunu, yani bu taşınmazın vekalet sözleşmesi öncesinde ve sonrasında Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. üzerine kayıtlı olup, dava konusu sözleşmeden önce taşınmazın satılması yahut el değiştirmesi, yahut tapuda sözleşme ve vekaletten önce yapılmış bir işlemin söz konusu olmadığını, mahkemenin bu taşınmaz yönündeki değerledirmesinin hatalı olduğunu, sözleşmenin müvekkillerin yükümlülükleri başlıklı 1. ve 2. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, Bakırköy ilçesindeki her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı 10.000.000 USD ve yine her iki taşınmaz açısından m² birim fiyatlarının 3.000 USD üzerinde işlem görmesi halinde her iki taşınmaz açısından ayrı ayrı aradaki farkın %80 'inin alacak olarak avukata verileceğinin kararlaştırıldığının sözleşmenin yorumundan ve taraf iradelerinden ortaya çıktığını, sayın mahkemenin davacı müvekkil aleyhine hesapladığı vekalet ücreti fazla miktarda olup, mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin dava tarihindeki efektif döviz kuru karşılığı Türk Lirası üzerinden karar tarihindeki tarifeye göre hükmedilmesi gerekirken hatalı şekilde karar tarihindeki kur karşılığının hesaplanarak hüküm altına alınmasının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, hem de karar tarihindeki tarifeye göre hesaplanması gerekirken, hatalı şekilde, tarifenin 13. maddesine aykırı olarak, davacı lehine hükmedilenden fazla miktarda karşı taraf vekalet ücreti hesaplanmış olması nedeniyle, kararın istinafen incelenerek bozulması gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalılar vekilleri; sözleşmenin geçersiz olduğuna ilişkin savunmalarının mahkemece gerekçesiz şekilde reddedildiğini, davacının davasını kısmi dava olarak açtığını, dava dilekçesinde talebin belirsiz alacak olduğuna ilişkin hiçbir ibare olmadığını, zaten bu davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacının ıslah dilekçesi ile davasını belirsiz alacak davasına dönüştürmesine de muvafakatları olmadığını, kısmi davalarda ıslahın zamanaşımı süresi içinde yapılması gerektiğini, davacını ıslah dilekçesinde talep ettiği kısımların zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, süresi içinde davacı vekilinin ıslah talebine karşı zamanaşımı savunmasında bulunulduğunu, davacının dava dilekçesinde talebini TBK'nın 99/1 inci maddesi gereğince TL olarak belirttiğini ve seçimini bu yönde yaptığını, bozucun yenilik doğurucu hakkın kullanılması niteliğindeki bu talebin kullanımla sona erdiğini ve sonradan değiştirilmesinin mümkün olmadığını, bilahare bu talebini USD'ye dönüştürmesinin mümkün olmadığını, sözleşmede muğlak ifadelerle tanımlanan taşınmazlardan hangisinin kime ait olduğu, dolayısıyla bir hizmet söz konusu olsa bile kime sunulup kime karşı hangi oranda talep yönlendirilebileceği de değerlendirilmeksizin, tüm kalemlerden her üç davalının müteselsilen sorumlu tutulmasının doğru olmadığını, sözleşmenin genel ahlak kurallarına aykırı olduğu için de geçersiz olduğunu; davalı müvekkillerin, sözleşmeyi feshetmelerinin de takip ettiği davalar bakımından vekaletten azletmelerinin de haklı nedenlere dayandığını, davacıya ödenecek yılık ücretler için, sözleşmede kararlaştırılan ön şartın da gerçekleşmediğini, sözleşmede kararlaştırılan avans ödemesinin ayrı bir alacak kalemi olmadığını, doğması halinde ödenecek alacaklara mahsup edilmek üzere kararlaştırılan bir avans olduğu halde, Mahkemenin doğduğunu düşündüğü diğer alacak kalemlerine dahi mahsup etmeksizin, avans talebine de ayrıca ve müstakilen hükmetmiş olmasının yanlış olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına; incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde düzenlenip, hükme esas alınmaya yeterli olduğu, taraflar arasındaki avukatlık ve danışmanlık sözleşmesini geçerli olduğu, vekalet ücretlerinin doğru hesaplandığı mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle davacının ve davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili, davalı ... vekili ve davalılar Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı vekili; istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar ederek ve kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, istinaf başvuru harcı ve nisbi harcı ayrıca yatırmayan davalılar ... ve ... yönünden kararın kesinleştirilmesi gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı ... vekili ve davalılar Türk Çimentosu ve Kireci A.Ş. ve ... vekili; davalılar vekili tarafından sunulan istinaf başvuru dilekçesinde yer alan beyanları tekrar ederek ve bu beyanlara ek olarak istinaf kararının da gerekçesiz olduğunu ve yargılama aşamasında sunulan hukuki mütalaanın da dikkate alınmadığını beyan ederek, davalı ... vekili ise; kısmi dava olarak açılan ve sonrasında zamanaşımı süresinin dolmasından sonra ıslah talebinde bulunan davacının yatırması gereken harcın artırılan kısmın ıslah tarihindeki değerine göre belirlenmesi gerekirken dava tarihindeki kura göre belirlendiğini ve bu şekilde harcın 14.028.957,46 TL eksik alındığını, yine davacının talebinin kısmen ıslah niteliğinde olduğunu ve HMK'nın 181 inci maddesi gereğince bir haftalık süre verilmesi gerektiği halde mahkemece gelecek celseye kadar süre verildiğini ve davacı vekili tarafından da 01.02.2022 tarihli celseden sonra 25.02.2022 tarihinde tamamlama harcı olarak ödeme yapıldığını, sözleşmede bahsi geçen taşınmazların ... adına hiçbir zaman kayıt ve tescil edilmediğini, dolayısıyla bu taşınmazlar için herhangi bir taahhütte bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, yine aynı şekilde davacı avukatın takip ile görevlendirdiğini iddia ettiği davalılardan ...'un boşanma davası ve mal rejiminin tasfiyesi dosyasında müvekkil Zuhal Kurt'un taraf olmadığını, davacı yanca Zuhal Kurt'u temsilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/51300 Soruşturma sayılı dosyası ile şikayet dilekçesi verilmesi dışında Zuhal Kurt adına yürütülen başkaca bir temsil faaliyeti olmadığını, sözleşmenin tarafların müteselsil sorumluluğuna ilişkin bu hükmünün TBK'nun 201 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken borca katılma sözleşmesi olduğunu, anılan sözleşme maddesinin TBK'nın 583/1 maddesindeki şekil şartlarını ihtiva etmediğini, bu nedenle geçerli bir borç doğurucu belge olmadığını, davacının kısmi dava olarak açtığı davasında ıslah edilen kısma dava tarihinden itibaren faiz işletilmesinin doğru olmadığını, yine mahkemenin faiz türünü de karıştırdığını ve 3095 sayılı Kanun'un 4/a bendi gereğince ''yasal faiz'' ifadesini kullandığını beyan ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmişlerdir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen ''avukatlık ve danışmanlık sözleşmesi'' başlıklı sözleşmeden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 2/1, 11,12 ve 163/2 nci maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 19/1 inci ve 26, 27/2, 99, 147/5, 148 inci ve 520 nci maddeleri.
3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107, 109 ve 190 ıncı maddeleri.
4. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6 ncı maddesi.
5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli, 2021/(22)9-485 E., 2021/971 K. Sayılı kararı.
6. Dairemizin 20.12.2013 tarihli, 2023/2166 E., 2023/3851 K. Sayılı kararı ve Dairemizin 12.02.2024 tarihli, 2023/440 E., 2024/574 K. Sayılı kararı.
7. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12.11.2019 tarihli ve 2019/296 E., 2019/7125 K. sayılı kararı, 24.09.2020 tarihli ve 2018/5609 E., 2020/3562 K. sayılı kararı, 11.02.2020 tarihli ve 2018/4145 Esas, 2020/1212 Karar sayılı kararı.
3.Değerlendirme
1. HMK'nın 107 nci maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda (HUMK) yer almayan, yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir. Buna göre, belirsiz alacak davası; davanın açıldığı tarihte alacağın tutarının ya da değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ya da bunun olanaksız olduğu durumlarda, alacaklının, hukuksal ilişkiyi ve en az bir tutar ya da değeri belirterek açabileceği dava olarak tanımlanabilir.
Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Alacak belirsiz olduğundan davacı yargılama sırasında HMK’nın 107/2. maddesi çerçevesinde talep sonucunu artırabilir; bu hâlde davanın ıslahı kurumundan bahsedilemez ve artılan talep yönünden davalının zamanaşımı def’î de dinlenmez. Talep artırımında bulunulmaz ise mahkeme alacağın miktarını tespit etmek ve taleple bağlı kalarak dava dilekçesinde gösterilen değer üzerinden alacağa hükmetmek durumundadır.
Aynı Kanun'un 109 uncu maddesinde ise; kısmi dava, dava çeşitleri arasında düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, "Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir".
Kısmi dava ile davacı, mahkemeden sadece dava konusu yaptığı kısmın hüküm altına alınmasını istemektedir. Bu nedenle kısmi dava bakımından dava açılmasına bağlanan sonuçlar, sadece alacağın dava konusu yapılan kısmı bakımından sonuç doğuracaktır. Kısmi dava açılması halinde davaya konu edilmeyen kısmın ayrı bir davayla talep edilmesi veya aynı davada ıslah yoluyla dava konusuna dahil edilmesi mümkündür.
Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 02.04.2003 tarihli ve 2003/4-260 E., 2003/271 K. sayılı kararı; ayrıca bkz., Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C.II, 15. baskı, İstanbul 2017, s.1000).
Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekilinin dava dilekçesinde “fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla” şeklinde beyanda bulunarak talepte bulunduğu; ancak, dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası şeklinde açıldığına dair bir beyanı bulunmadığı görülmektedir.
Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türü olmakla davasını belirsiz alacak davası olarak açan kişi bunu açıkça dilekçesinde belirtmelidir.
Her ne kadar, 01.02.2022 tarihli beyan dilekçesinde; davacı vekili ''belirsiz alacak davası olarak açtığımız davada'' şeklinde beyanda bulunmuşsa da davanın türünün bu şekilde değiştirilmesine imkân bulunmamaktadır.
Ayrıca, davacının talepleri taraflar arasında düzenlenmiş sözleşme hükümleri gereği hak kazanıldığı beyan edilen ücretlere ilişkin olup, dava açıldığı tarihte alacağın belirlenmesi mümkün olduğundan, belirsiz alacak davası açılmasına da imkan bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; mahkemece, davacının davasının kısmi dava olarak kabul edilerek, bu doğrultuda inceleme ve araştırma yapılması gerekirken; belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru görülmediğinden bu husus bozmayı gerektirmiştir.
2. Global Hukuk Bürosu adına davacı Avukat ... ile davalılar arasında 06.12.2013 tarihinde ''Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi'' başlıklı dava konusu sözleşme imzalanmıştır. 1136 sayılı Kanun'un "avukatlıkla birleşmeyen işler" başlıklı 11 inci maddesine göre "aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görev, sigorta prodüktörlüğü, tacirlik ve esnaflık veya meslekin onuru ile bağdaşması mümkün olmıyan her türlü iş avukatlıkla birleşemez.".
Kanun'un bu maddesi bir yasaklayıcı hüküm olup, buna göre avukat, aylık, ücret, gündelik veya kesenek gibi ödemeler karşılığında görülen hiçbir hizmet ve görevle uğraşamaz; sigorta prodüktörlüğü, tacirlik, esnaflık veya mesleğin onuru ile bağdaşmayan başka herhangi bir iş yapamaz. Kanunun diğer maddelerinde, hükmün ihlali idari yaptırıma bağlanmıştır.
Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşme olup (TBK m.520), simsarın edimi, ücret karşılığında görülen (geniş anlamda) bir hizmet olduğundan bahse konu hüküm kapsamında avukatlıkla birleşmeyen işlerdendir. Keza, 1136 sayılı Kanunun 12. maddesinde avukatlıkla birleşen işler arasında da sayılmamıştır.
Simsarlık işi meslek kanununa göre avukata yasak sayılmış ise de, yukarıda açıklandığı üzere yasağın, yapılan borçlandırıcı işlemi (simsarlık sözleşmesini) geçersiz kılıp kılmayacağı bir borçlar hukuku meselesi olup, çözümü hükmün anlam ve amacının yorumlanmasını gerektirir. Yasaklayıcı hükmün takip ettiği amacın gerçekleşmesi ancak, yasaklanan işlemin geçersiz sayılmasıyla sağlanabildiğinden yasağın aynı zamanda işlemi de geçersiz kıldığını kabul etmek gerekir. Ancak TBK'nın 27/2 nci maddesinde düzenlenen sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olmasının, diğerlerinin geçerliliğini etkilemeyeceğine ilişkin hükmün de göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Yine Avukatlık Kanunu'nun 163/2-son cümlesi; yokluk halleri hariç avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz hükmüne amirdir.
Sonuç olarak, somut olayda; taraflar arasında imzalanan ''Avukatlık ve Danışmanlık Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin ''Global Hukuk Bürosunun Yükümlülükleri'' bölümünde yer alan müvekkillere ait olan gayrimenkullerle ilgili tüm işlemleri, satış, takas, devir vb. işlemlerin organizasyonunda görev alınacağı, gayrimenkullerin satış, devir ve takas edilmesi sonucunda elde edilecek gelirin yeni yatırımlara dönüştürülmesi, yine listesi verilen gayrimenkullerle ilgili satış, devir, takas ve diğer işlemler konusunda danışmanlık hizmeti verilmesi gibi simsarlık sözleşmesi niteliği taşıyan hükümleri ile ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünde yer alan taşınmazların satımı, takası durumunda avukata ödenecek bedellerin yer aldığı hükümleri davacının avukat olması ve Avukatlık Kanunu'nun 11 inci maddesiyle simsarlığın avukatlıkla birleşmeyen işlerden sayılması nedeniyle hukuka aykırı olduğundan, TBK'nın 27 nci maddesi uyarınca kesin hükümsüz olduğu ve davacının bu hükümler nedeniyle davalılardan herhangi bir talepte bulunamayacağının kabulü ile bu taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması; usul ve kanuna aykırı olup, davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının da kabulü ile kararın bu yönde de bozulması gerekmiştir.
3. Davalıların, azlin haklı olduğuna yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; TMK'nın 6 ncı ve HMK'nın 190 ıncı maddeleri gereği herkes iddiasını ispatla mükellef olup, davalıların davacı avukatın haklı nedenle azledildiği hususunu ispatlayamadığı, davacı avukatın davalı müvekkilleri zararına bir eylemde bulunmadığı ve mahkemenin azlin haksız olduğuna ilişkin değerlendirmesinin yerinde bulunduğu anlaşılmakla; davalıların bu yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
4. Yukarıda 2 numaralı bentte; davacı avukatın sözleşmedeki (simsarlık sözleşmesi mahiyetindeki) taşınmazların satımı, takası vb. hususları içeren maddeleri nedeniyle herhangi bir ücrete hak kazanamayacağı belirtilmekle birlikte, sözleşme tümüyle hükümsüz olmadığından, davacı avukatın müvekkilerinden ... adına takip ettiği boşanma davası nedeniyle sözleşmenin ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünün 9 numaralı bendinde kararlaştırılan vekalet ücretini talep edebileceği; sözleşmede aynı zamanda müvekkillere hukuki danışmanlık verileceği kararlaştırıldığından bu danışmanlık karşılığı yıllık olarak ödeneceği belirlenen aynı bölümün 5 numaralı bendinde belirtilen yıllık ücreti de talep edebileceği kabul edilmeli; ancak, davacının bu talepleri değerlendirilirken yukarıdaki kabule göre davasının kısmi dava niteliğinde bulunduğunun da gözetilmesi gerekmektedir.
Hemen belirtmek gerekir ki TBK'nın 147 nci maddesi gereğince vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olup, bu sürenin geçmesi ile zamanaşımına uğrarlar.
Öncelikle yukarıdaki 1.bentte açıklandığı üzere eldeki davanın ''kısmi dava'' niteliğinde bulunduğu, kısmi davalarda zamanaşımının yalnızca başlangıçta talep edilen kısım için kesilip, kalan kısım için işlemeye devam ettiği, vekalet sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı 5 yıl olup, ıslah ile artırılan kısımlar yönünden ıslah tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin hem takip edilen boşanma davasından kaynaklı vekalet ücreti alacağı hem de hukuki danışmanlık hizmeti karşılığı sözleşmede yıllık olarak alacağı kararlaştırılan danışmanlık ücreti alacağı yönünden dolduğu ve davalıların süresinde zamanaşımı savunmasında bulunduğu anlaşılmakla; ıslah edilen kısım yönünden davacının talebinin zamanaşımı nedeniyle reddi gerekirken zamanaşımı süresinin geçmediğinin değerlendirilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirir.
5. Mahkemece, her ne kadar sözleşmede verilmesi öngörülen 1 milyon USD avansın verildiği hususu ispatlanamadığından 1 milyon USD avans kaynaklı davacı alacağının olduğu kabul edilmişse de; sözleşmede de belirtildiği gibi bu kararlaştırmanın avans niteliğinde olduğu ve yıllık belirlenen hukuki danışmanlık ücretinden mahsup edilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemenin avans niteliğindeki bu kararlaştırmayı ayrı bir ücret olarak değerlendirmesi de usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
6. Yine, yukarıda yer verilen Dairemizin 12.02.2024 tarihli, 2023/440 E., 2024/574 K. Sayılı kararı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin emsal kararlarında da bahsedildiği üzere; TBK'nın 99 uncu maddesi uyarınca, konusu para olan borç ülke parasıyla ödenir. Ancak, ödemenin ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödenmesi kararlaştırılmış ise; alacaklı ödemenin bu para birimiyle veya ülke para birimiyle ödenmesini istemede seçimlik hakka sahiptir. Ancak, yenilik doğurucu nitelikteki bu hakkın kullanılmasıyla birlikte hakkı kullanan kişi bu kararından geri dönemez. Somut olayda; dava dilekçesinde açıkça her bir alacak kalemi için TL cinsinden talepte bulunan davacı vekilinin, yargılama sırasında bu tercihinden dönerek ıslah dilekçesi vererek borcun yabancı para üzerinden tahsilini isteyemeyeceği gözetilerek; sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken Mahkemece hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hem zamanaşımı savunmasına itibar edilmeden hem de yabancı para üzerinden hüküm tesis edilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, kararın bu nedenle de bozulması gerekir.
7. Her ne kadar, davalı ... vekili tarafından boşanma davası nedeniyle kendilerinden talepte bulunulamayacağı belirtilmekte ise de; sözleşmenin ''Müvekkillerin Yükümlülükleri'' bölümünün 10 numaralı bendinde Kurt Grubu oluşturan taraflardan her birinin bu sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri ile ilgili olarak, avukata karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını kabul ettikleri ve bu kabulün TBK'nın 128 inci maddesi kapsamında üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenmek niteliğinde geçerli bir taahhüt olduğu anlaşılmakla; davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.
8. Davacı vekilinin KDV alacağına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; yukarıda da belirtildiği şekilde davanın kısmi dava niteliğinde olduğu, dava dilekçesinde açıkça talep edilmeyen bir hususun sonradan bu şekilde talep edilemeyeceği, mahkemenin bu talep yönünden değerlendirmesinin usul ve kanuna uygun olduğu anlaşılmakla; davacı vekilinin buna ilişkin temyiz itirazlarının da reddine karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesi gereğince ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. ''Değerlendirme'' bölümünün 8 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davacı vekilinin KDV alacağına ilişkin temyiz itirazının REDDİNE,
3. ''Değerlendirme'' bölümünün 3 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davalıların azlin haklı olduğuna ilişkin temyiz itirazları ile aynı bölümün 7 numaralı bendinde yazılı gerekçeyle davalı ...'ın temyiz itirazının REDDİNE,
4. İlk Derece Mahkemesi Kararının ''Değerlendirme'' bölümünün 1, 2, 4, 5 ve 6 numaralı bentlerinde yazılı gerekçelerle, 6100 sayılı Kanunu'nun 371 inci maddesi gereğince davalılar lehine BOZULMASINA,
17.100,00 Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Hangi zamanaşımı süresi, Borçlar Kanunu'nda 5 yıl olarak belirlenmiş alacaklardan biri değildir?
A) Kira bedelleri
B) Anapara faizleri
C) Otel ve lokanta bedelleri
D) Avukatın vekâlet ücreti (Vekâlet sözleşmesi)
E) Taşınmaz satışından doğan satış bedeli alacağı
Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.