6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 149

Türk Borçlar Kanunu 149. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 149- Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılabileceği günden işlemeye başlar. 2. Dönemsel edimlerde

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2023/6618 E., 2024/1867 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/6618 E.  ,  2024/1867 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2751 E., 2022/239 K. KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2011/604 E., 2021/352 K. Taraflar arasında meslek hastalığından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ... davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kesinlikten, davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; dosyanın duruşmaya tabi işlerden olduğu anlaşılmakla murafa yapılmak üzere tayin olunan 14.02.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av..... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanarak, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra duruşmaya son verilerek aynı gün yapılan incelemede noksan tespit edilen hususların ikmali için dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verildikten, noksan ikmal edilerek dosya dairemize gelmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili 12.05.2011 tarihli asıl dava dilekçesinde özetle; sigortalı ...’in 1985- 2009 yılları arasında davalı ... Ereğli Demir ve Çelik A.Ş.’de çalışması nedeniyle meslek hastalığı olarak tespit edilen işitme kaybı rahatsızlığı nedeniyle 26.11.2010 tarihinde %20,2 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle 1,00 TL maddi tazminat alacağının 26.11.2010 tarihinden itibaren davalıdan tahsilini talep etmiştir. 2. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle dava dilekçesinde %20,2 olarak belirttikleri sürekli iş göremezlik oranını %32,2 olarak ıslah ettiklerini beyan etmiştir. 3. Davacı vekili 20.08.2021 tarihli birleşen dava dilekçesinde; aynı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının 08.04.2021 tarihinde onanan sürekli iş göremezlik oranının tespiti ve gelir bağlanması istemli dava neticesinde %32,2 olarak tespit edildiğini bu orana göre hesap edilen 118.154,00 TL maddi ve 80.000 TL manevi tazminatın meslek hastalığı tespit tarihi olan 01.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili asıl dava dilekçesine cevap dilekçesinde özetle; davacının çalıştığı işten dolayı meslek hastalığına tutulduğunun Kurum Sağlık Kurulu tarafından tespit edilmesinin zorunlu olduğunu, mesleki hastalığı işten ayrıldıktan sonra meydana gelmiş ve sigortalı olarak çalıştığı işten kaynaklanmış ise sigortalının bu kanunla sağlanan haklardan yararlanabilmesi için, eski işinden fiilen ayrılmasıyla hastalığın meydana çıkması için 6 aydan daha uzun bir zamanın geçmemiş olmasının şart olduğunu, davacının 31.03.2009 tarihinde müvekkili işyerinden ayrılmış olduğundan 6 aylık yükümlülük süresinin geçtiğini, Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü Meslek Hastalıkları Listesi E-3 Gürültü Sonucu İşitme Kaybı Bölümünde belirtilen hususlara göre, davacının çalıştığı müvekkili işyerinde, gürültü şiddetinin 85 desibeli aşmadığından sözkonusu hastalığın meslek hastalığı sayılamayacağını, müvekkili işverenin gürültülü işyerlerinde yapılan çalışmalar için İş Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili gerekli her türlü önlemi aldığını, meslek hastalığının kesin tanısı için işyerinde sağlığa zarar verecek derecede gürültü bulunduğunun saptanmasının gerektiğini, bu şekilde bir saptamanın müvekkili işyerinde yapılmadığını, davacının dosyaya sunduğu sağlık raporunun mevzuata aykırı bir şekilde düzenlendiğinin açık olduğunu, söz konusu raporun davacının iddiasına dayanak olamayacağını, müvekkili şirkette tüm işçilerin her yıl periyodik sağlık muayenesinden geçirildiğini, davacının da işe girdiği tarihten itibaren bu kontrollere tabi tutulduğunu, söz konusu kontrol sonuçlarından yararlanılmadan düzenlenen raporun bu nedenle de dayanak olamayacağını, yapılan periyodik muayenelerde davacının kulakları ile ilgili herhangi bir sağlık probleminin bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir. 2. Davalı vekili ıslah dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 03.09.2021 tarihinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 3. Davalı vekili birleşen dava dilekçesine süresi içerisinde sunduğu 15.09.2021 tarihli cevep dilekçesi ile asıl davaya sunduğu cevap dilekçesini tekrarla zamanaşımı def'in de bulunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesi kararında özetle;" Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinin 2019/265 E. 2020/101 K. sayılı dosyasında alınan ve istinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşen kararında dayanılan ATK 2. Üst Kurulu 24.12.2019 üst yazı tarihli raporunda açıkça davacının %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren var olduğunun bildirilmesi karşısında, davacının maluliyetinde gelişen ve değişen bir durum olmadığının anlaşıldığı, ayrıca Mahkememizce alınan 01.02.2018 tarihli ATK 2. Üst Kurulu raporunda da Sağlık Kurulu, Yüksek Sağlık Kurulu ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporları arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, ilgili raporda da görüldüğü üzere farklı maluliyet oranlarının davacının maluliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesindeki öznellikten doğduğu Mahkememizce tespit edilmiş; dava konusu talep edilen maddi tazminat bakımından davacının meslek hastalığı tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu, davacı vekilinin ise ıslah dilekçesi ile ek dava dilekçesini 21.07.2019 tarihinden sonra sunduğu, davalı vekilinin hem ıslah dilekçesine hem de birleştirilen ek davaya cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunduğu gözetilerek zamanaşamına uğramayan 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne karar verilmiş, bu miktarın kısmen kabulüne ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Diğer yandan davacı yanın manevi tazminat istemine ilişkin olarak yapılan değerlendirme sonucunda ise; davacının manevi tazminat talebinin de on yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ... davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin, müvekkilinin esasen %32,2 maluliyetinin 21.07.2009 tarihinden itibaren zaten var olduğunu ancak maluliyetinin değişiklik göstermesinin nedeni olarak "Davacının maluliyetinin gelişen ve değişen durumdan kaynaklanmayıp, Yüksek SağlıK Kurulu ve ATK 3. İhtisas kurulu raporları arasındaki farkın, odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığı" şeklinde açıklandığını, bu şekildeki teknik bir konunun taraflarınca bilinmemesinin müvekkili aleyhine yorumlanamayacağını, kendileri ile birlikte Mahkemenin de bu farkın nedeninin 19.03.2018 tarihindeki Adli Tıp Üst Kurulu raporu ile öğrendiğini, bu kapsamda zamanaşımının öğrenme tarihinden itibaren başladığının kabulü gerektiğini, kusur oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hesap raporunda kamu düzeni kapsamında yeni asgari ücretlerin re'sen uygulanması gerektiğini, manevi tazminat istemlerinin de kabulü gerektiğini beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının rahatsızlığının meslek hastalığı olmadığından müvekkili şirketin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerekli tedbirleri aldığını müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini, beyanla kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince 1,00 TL maddi tazminatın kabulüne ilişkin olarak verilen kararın kabul edilen miktar açısından istinaf kanun yoluna başvurma sınırının altında olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 341 ve 352 nci maddeleri gereğince kesinlik sebebi ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davacıya sürekli iş göremezlik tayinine esas alınan meslek hastalığı bakımından dosya kapsamına göre değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı, meslek hastalıklarında zamanaşımının meslek hastalığının tespit tarihinden başlayacağı, bu duruma göre somut olayda davacının meslek hastalığının ilk kez tespit edildiği 29.04.2011 tarihi dikkate alındığında 20.08.2021 ek dava tarihinde yasanın öngördüğü 10 yıllık sürenin geçtiği, hal böyle olunca, süresi içerisinde davalı tarafından ileri sürülen zamanaşımı def'inin kabul edilerek ek dava konusu maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı vekili tarafından hükme esas alınan hesap raporuna itirazda bulunulmuş ise de, raporun incelenmesinde hesaplamaya esas alınan unsurların dosya kapsamına ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu anlaşıldığından davacının bu yöndeki istinaf itirazlarının da reddi gerektiğine işaretle davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesince açıklanan gerekçesinin tekrar edildiğini, ayrıca Yüksek Sağlık Kurulu İle Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu Arasındaki raporlar arasındaki farkın odyometri testlerinin subjektif testler olmaları nedeniyle her iki incelemenin teknik nedenlerler farklı olabilmesi durumundan kaynaklandığının belirtildiği, farklı malüliyet oranlarının davacının malüliyetindeki gelişen ve değişen durumdan değil ölçüm testlerinin değerlendirilmesi meslek hastalığının tespit tarihi 21.07.2009 olduğundan 10 yıllık zamanaşımı süresinin 21.07.2019 tarihinde dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermesinin hatalı olduğunu, müvekkilinin sürekli iş göremezlik oranının Adli Tıp Kurumu raporları ile tespit edildiğinden bu rapor tarihinin dikkate alınması gerektiğini, sürekli iş göremezlik oranı kesinleşmeden zamanaşımının başladığının kabul edilemeyeceğini, sürekli iş göremezlik oranının Yargıtay onama kararıyla belirlendiğini, Bölge Adliye Mahkemesince taleplerine rağmen duruşma yapılmadan karar verilmesinin savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının meslek hastalığı neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Zamanaşımı" açısından meslek hastalığının tespiti tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazası ve meslek hastalığından işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazası ve meslek hastalığından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu meslek hastalığı iddiasıyla ilgili Kocatepe Sosyal Güvenlik Merkezinin 03.05.2011 tarihli raporuna göre davacının 26.11.2010 tarihinde tespit edilen "bilateral hafif sinirsel işitme kaybının" mesleki olup sürekli iş göremezlik oranının %20,2 olarak tespit edildiği ve 26.11.2012 tarihinde kontrol muayenesinin öngörüldüğü, kontrol neticesinde aynı merkez tarafından düzenlenen 16.12.2012 tarihli raporda sigortalının meslek hastalığının iyileştiği belirtilerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığına karar verilerek kontrol muayenesinin kaldırıldığı, davacı itirazı üzerine SGK Yüksek Sağlık Kurulunun 07.06.2013 ve Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 26.05.2014 tarihli raporlarında da aynı kanaatin benimsenerek sürekli iş göremezlik oranı tayinine yer olmadığının tespit edildiği, davacı itirazı üzerine alınan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 13.02.2017 tarihli raporda ise; 2009 yılına kadarki odyometrik inceleme ve peryodik muayeneleri doğal olduğu, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nin 26.11.2010 tarihli raporunda odyometride sağ AC/BC 40/35, sol AC/BC 38/32 bilateral hafif sinirsel işitme kaybı tarif edildiği, yapılan odyometrik incelemede tariflenen sensörinoral işitme kaybının mevut bilimsel veriler ışığında iyileşme ihtimalinin olmadığı, odyometrik incelemelerin subjektif bir test olmaları nedeniyle her bir incelemenin teknik nedenlerle farklı olabileceği, Kurulumuzda yapılan 03.08.2016 tarihli odyometrik incelemede hastanın işitme eşiklerinin normal olmadığı, yüksek frekanslarda daha fazla olmak üzere ortalama sağ kulakta 59 dB sol kulakta 52 dB işitme kaybı tespit edildiği, işitme kaybının kontrolasyonu ve şekli itibariyle mesleki işitme kaybı şekli ile uyumlu olduğu, bulgularına işaretle % 32.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, SGK'nın raporu ile oluşan farkın kurulca yapılan odyometrik incelemede bulunan saf ses ortalamalarının farklı olmasından kaynaklandığı belirtildiği, davacı tarafından Karadeniz Ereğli 2. İş Mahkemesinde açılan dava dosyasında alınan Adli Tıp 2. Üst Kurulunun 28.11.2019 tarihli raporuyla da meslek hastalığı nedeniyle iş göremezlik oranının %32,2 olarak belirlendiği ve Mahkemenin 19.02.2020 tarih ve 2019/265 E - 2020/101 K ile sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olarak tespit edildiği ve iş bu kararın Dairemizin 08.04.2021 tarih ve 2021/268 E- 2021/4998 K sayılı ilamıyla onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. 11. Bu açıklamalara göre davacı vekilinin mesleki olduğunu iddia ettiği işitme kaybı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %32,2 olduğunu ilk kez Adli Tıp Kurumunun 13.02.2017 tarihli raporuyla öğrendiği ve giderek aynı oranın tespit davası kapsamında Adli Tıp 2. Üst Kurulundan alınan 28.11.2019 tarihli raporla doğrulandığı ve sürekli iş göremezlik oranın %32,2 olarak tespitine dair Mahkeme kararının 08.04.2021 tarihinde onama ilamıyla kesinleştiği gözetildiğinde, davacı vekilinin 20.08.2021 tarihli ıslah ve birleşen davasının zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceğinden davacının ıslah ve birleşen davası kapsamındaki tazminat istemleri değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olmuştur. 12. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları ile dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, davacı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1-a) Davacı vekilinin bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, b) İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 3. Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi dikkate alınarak 17.100 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2023/3794 E., 2024/8883 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.
10. Hukuk Dairesi         2023/3794 E.  ,  2024/8883 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/184 E., 2022/195 K. KARAR : Kısmen kabul Taraflar arasında iş kazasından kaynaklı sürekli iş göremezlik nedeniyle tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince verilen bozma kararına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle, davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti.'nin işçisi olarak diğer davalı ... Proje İnşaat A.Ş.'ne ait işyerinde tesisatçı olarak çalışmakta iken 20.01.2010 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazası sonucu malul kaldığını, iş bu kazanın meydana gelmesinde müvekkiline atfedilebilecek hiçbir kusur bulunmadığını, kusurun tamamının gerekli iş güvenliği tedbirlerini almayan, alınan tedbirlere riayeti sağlamayan davalı işverenlikte olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminat alacağının iş kazasının vuku bulduğu 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında 26.05.2021 tarihli dilekçesiyle maddi tazminat istemini 25.000 TL'ye artırırken, başvurma harcını da yatırmak suretiyle manevi tazminat istemini 5.000 TL olarak talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... İnşaat Mühendislik ve Mim. San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesi ile davacının müvekkili şirketin yüklenici sıfatıyla yürüttüğü bir işin yapılması sırasında bu işte çalışmak üzere 6 ay süreli sözleşmeyle işe alındığını, SGK primlerinin ödendiğini, yapacağı iş nedeniyle kullanılması gereken kişisel koruyucu donanım malzemelerinin kendisine teslim edildiğini ve nasıl kullanılacağına ilişkin bilgi verildiğini, davacının işçi sağlığı ve iş güvenliği talimatnamesini okuduğunu ve teslim aldığını, çalışmak üzere 30.10.2009 tarihinde işe alındığı şantiyede işin sona erdiğini, müvekkili şirketin bu adresteki işyerinin 28.02.2010 tarihinde kapandığını ve davacının bu sebeple işten çıkışının SGK'ya bildirildiğini, davacının çalışmaya devam etmek istediğini belirtmesi üzerine bu kez 28.03.2010 tarihinde merkez ofis adresinde işe başladığını ancak istirahat süresinin uzatıldığına ilişkin rapor aslı getirilmediğini ve davacının da işinin başında olmadığı dikkate alınarak 22.05.2010 tarihinde iş akdine son verildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Proje İnş. Turz. San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesi ile müvekkili şirketin işyeri kayıtları incelendiğinde davacının müvekkili şirkette çalışmadığının anlaşıldığını, davacının diğer davalı ... İnşaat'ın çalışanı olduğunu, ... İnşaat'ın müvekkili şirket ile yüklenici sözleşmesi yaptığını, davacının müvekkili çalışanı olmadığı için müvekkiline husumet tevcih edilemeyeceğini, dava dilekçesinde davacının nasıl bir kaza geçirdiği ve maluliyetinin ne olduğunun açık olmadığını, müvekkili şirketin eğer bir kaza olmuş ise bile bunda herhangi bir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. BOZMA ÖNCESİ VE BOZMA KARARI A) İlk Mahkeme Kararı Mahkemenin 31.03.2016 tarih, 2013/195 Esas, 2016/105 Karar sayılı kararı ilk kararında özetle; Davalı ... Proje İnşaat Turizm San. ve Tic. A.Ş.'nin asıl işveren diğer davalı ... İnşaat Müh. ve Mimarlık San. Tic. Ltd. Şti.'nin ise alt işveren olarak faaliyet gösterdiği inşaat işyerinde mekanik tesisat işçisi olarak görev yapmış olan davacının 20.01.2010 tarihinde iskeleden düşerek yaralandığı, hükme esas alınan 29.07.2013 tarihli bilirkişi raporunda meydana gelen kaza sebebiyle davalı ... İnşaat'ın %40, diğer davalının %20, davacının ise %40 oranında kusurlu olduklarının belirtildiği, alınan raporun ve belirlenen kusur oranlarının dosyada mevcut tahkikat raporu ve olayın oluş şekli ile uyum arzettiği, davacının maluliyet oranının tespiti yönünden yapılan tahkikat sonucunun beklenildiği, Bağcılar Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından gönderilen yazı cevabına göre davacının İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından düzenlenen 23.07.2014 tarih ve 1945 sayılı sağlık kurulu raporunda 15.06.2010 tarihinden itibaren çalışır kararı verildiğinden maluliyet işlemlerinin başlatılmadığının ve 23.01.2010 - 10.03.2010 tarihleri arası 47 gün karşılığı 749,25-TL geçici iş göremezlik ödeneği ödendiğinin bildirildiği, maddi tazminat hesabı için dosyanın tevdii edildiği bilirkişi tarafından düzenlenen raporda davacının nihai maddi zararının 541,97-TL olup, kurum tarafından ödenen geçici iş göremezlik ödeneği ile maddi zararının karşılandığının belirtildiği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmiştir. B) Bozma Kararı Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21.Hukuk Dairesinin 19.03.2018 tarih ve 2016/18303 E- 2018/2432 K sayılı ilamında özetle; "somut olayda, davacının sürekli iş göremezlik oranının Kurumca tespit edilmediği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece yapılacak iş; davacı sigortalının sürekli iş göremezlik oranının tespit edilip edilmediğini Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan sormak, Kurumdan gelecek belgelere göre sürekli iş göremezlik oranına ilişkin çelişki oluşması halinde yukarıda açıklanan usüle göre resen tespit etmek ve sürekli iş göremezlik oranı kesinleştikten sonra dosyadaki tüm delilleri bir bütün halinde değerlendirerek bir karar verilmekten ibarettir." gerekçeleriyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. IV. BOZMA KARARI SONRASI YARGILAMA SÜRECİ VE KARAR Bozma kararına uyan Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen son kararda özetle; "tüm dosya kapsamı, celp ve ibraz edilen belgeler, tanık beyanları, bilirkişi raporları hep birlikte değerlendirildiğinde; davanın iş kazası nedeniyle maddi manevi tazminat talepli olduğu, mahkememizce verilen davanın reddine ilişkin kararın Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 2016/18303 esas sayılı kararı ile bozulduğu, Yüksek Sağlık Kurulunca 11.11.2011 tarihli raporda maluliyetin yüzde 0 belirlendiği, 13.04.2020 tarihli raporda da tespitin değişmediği maluliyetin gerekmediğine karar verildiği, mahkememizce dosyanın Adli Tıp Kurumuna gönderildiği, ATK tarafından hazırlanan raporda davacının yeniden muayenesinin talep edildiği, davacının muayenesi sonucu hazırlanan 06.11.2020 tarihli raporda yüzde 2.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kurulu ve Adli Tıp Kurumu raporları arasında çelişki meydana gelmesi sebebiyle dosyanın ATK üst kurula gönderildiği, 20.01.2022 tarihli raporda maluliyet oranının yüzde 1.1 olarak belirlendiği ve başkasının sürekli bakımına muhtaç olmadığının belirlendiği anlaşılmakla maluliyetin bu şekilde kesinleştiği kanaatine varılmıştır. Mahkememizce dosya hesap bilirkişisine tevdii edilmiş hazırlanan 17.10.2022 tarihli rapor güncel içtihatlara ve kanun hükümlerine uygun bulunarak hükme esas alınmıştır. Davanın kısmi dava olarak 02.04.2010 tarihinde açıldığı, kazanın 20.01.2010 tarihinde meydana geldiği, ıslah dilekçesinin 26.05.2021 tarihinde verildiği anlaşılmaktadır. Islah dilekçesine karşı davalının zamanaşımı itirazı mahkememizce değerlendirilmiştir." gerekçeleriyle "davanın kısmen kabulü ile, 1.000,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 20.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, manevi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına," karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Islahın zamanaşımından reddinin hatalı olduğunu, daire emsal karaları kapsamında ıslahın zamanaşımına uğramadığını, Davalı ... Proje Şirketinin ıslaha karşı zamanaşımı defi olmamasına karşın zamanaşımı def’i varmış gibi kabul edilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle maddi ve manevi tazminata ilişkin olmakla beraber temyiz itirazlarının maddi tazminata ilişkin istemin ıslahın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesi" açısından 6100 sayılı HMK Geçici 3/2 maddesi delaletiyle uygulama imkanı bulan 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 1086 sayılı HUMK’nun 427 ilâ 444 üncü maddeleri, "Tazminat alacaklarının belirlenmesi ve sorumluluk" açısından zararın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı kanunun 41,42,43,44,45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 55 ve 420.maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından iş kazası tarihinde yürürlükte bulunan 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, "Zamanaşımı" açısından kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun’un 125-140 ıncı maddeleri ile yargılama sırasında yürülüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun’un 146-161 inci maddeleridir. 3. Değerlendirme 1. İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. 3. Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128 ) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir. 4. Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır. 5. Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir. 6. Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır. 7. Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır. 8. Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı). 9. Nitekim HGK'nun 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E- 2024/104 K sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir." 10. Somut olay incelendiğinde; davaya konu 20.01.2010 tarihli iş kazası nedeniyle SGK Sağlık Kurulunun 20.05.2019 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Yüksek Sağlık Kurulunun 13.04.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %0 olarak belirlendiği, davacı vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 06.11.2020 tarihli raporunda iş göremezlik oranının %2,2 olarak belirlendiği, davalı ... Şirketi vekilinin itirazı üzerine Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 20.01.2022 tarihli raporunda sürekli iş göremezlik oranının %1 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. 11. Mahkeme kararında ıslah talebinin, kaza tarihinden sonra 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde sunulmadığı ileri sürülerek davalılar vekillerinin zamanaşımı def'ilerinin kabulüyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç hatalı olmuştur. 12. Bu açıklamalara göre mahkemece yapılacak iş, davacının sürekli iş göremezlik oranın Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunca düzenlenen 20.01.2022 tarihli raporuyla kesin olarak bilinebilir hale geldiği, bu oranın iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gerekli olduğundan zararın öğrenildiği tarih dikkate alındığında ıslah dilekçesi ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğradığından söz etmek mümkün olmadığından ayrıca 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK'nun 177/2 nci maddesinde bozmadan sonra ıslaha cevaz veren yasal düzenlemenin varlığı kapsamında ıslahla talep olunan maddi tazminat isteminin esası değerlendirilerek taraf talep ve itirazları gözetilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir. 13. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları dikkate alınarak bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, mahkemece verilen hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR: Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları nedeniyle sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin HUMK'nun 428 inci maddesi gereğince Mahkeme kararının BOZULMASINA, 2. Temyiz harcının istem halinde ilgiliye iadesine, 3. Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, 23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2022/4256 E., 2023/3843 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Borçlar Kanununun 125, 149, 179, 478 inci maddeleri
6. Hukuk Dairesi         2022/4256 E.  ,  2023/3843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/623 E., 2022/989 K. DAVA TARİHİ : 13.02.2018 HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/69 E., 2022/60 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraflarca istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmiş, incelemenin duruşmalı olarak yapılması davalı tarafından istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 14.11.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.. Belli edilen günde gelen davalı vekili Avukat Ebru Küçükcici ile davacı vekilleri Avukat ... ve Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde 7 adet daire ve 1 adet dükkanın, arsa sahibi olan müvekkiline 2009 yılının Haziran ayına kadar teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, 7 adet dairenin teslim edildiğini, dükkanın ise henüz teslim edilmediğini, müvekkilinin bu nedenle kira kaybına uğradığını ve cezai şart alacağı bulunduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, bir adet dükkanın teslimine, teslim mümkün olmadığı takdirde rayiç değerinin tespiti ile şimdilik 450.000,00 TL’nin davalıdan tahsiline, bu dükkan için 2011 yılı Haziran ayından itibaren toplam 50.000,00 TL kira bedelinin davalıdan tahsiline ve 10.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, ıslah yoluyla kira bedeli talebini 101.351,88 TL’ye, ceai şart bedeli talebini 270.480,00 TL’ye arttırmıştır. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, dükkanın teslim edilmemesinde yüklenicinin kusuru bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenici sözleşmede teslimi kararlaştırılan dükkanı süre içerisinde teslim etmediğinden, davacı arsa sahibinin bu dükkanın rayiç bedelini talep edebileceği, sözleşmede tarafların yükümlülüklerine aykırı hareket etmeleri halinde, diğer tarafa yapım bedelinin iki katı kadar cezai şart ödeyeceklerinin düzenlendiği, ceza yanında ayrıca gecikme tazminatı (kira tazminatı) istenebileceğine dair sözleşmede bir hüküm bulunmadığından, davacı arsa sahibinin ancak cezayı ve varsa cezayı aşan zararını talep edebileceği, davacının aşan zararını ispat edemediği, bu durumda dükkanın yapım maliyetinin (135.500,00 TL) iki kadar cezai şart isteyebileceği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile dükkanın rayiç değeri olarak tespit edilen 240.000,00 TL’nin teslimi gereken tarihten (02.06.2009) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, cezai şart alacağının karşılığı olarak 271.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının gecikme tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; dükkan bedelinin düşük belirlendiğini, tespit olunan kira bedelinin de düşük kaldığını, kira bedeli cezai şart miktarını aştığından kira bedeline de hükmedilmesi gerektiğini, sözleşme uyarınca tüm bina maliyetinin iki kadar cezai şart verilmesi gerekirken mahkemece dükkanın yapım maliyetinin iki kadar cezaya hükmedildiğini ileri sürmüştür. 2.Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde; imar durumu değişikliği nedeniyle dükkan yapılamadığını, bunda müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını, sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın seçimlik cezai şart olduğunu, aynen ifa ve seçimlik cezai şartın birlikte istenemeyeceğini, dükkan bedeline ilişkin faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, ıslah tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiğini, cezai şart miktarının fahiş olduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenicinin dükkanı teslim etmediği sabit olduğundan, dükkan bedelinin davalı yükleniciden tahsiline hükmedilmesinin isabetli olduğu; fakat bununla birlikte dava tarihinden önce temerrüde düşürülmediğinden, bu alacak yönünden dava tarihinden itibaren faizi hükmedilmesi gerektiği, dava tarihi itibariyle henüz teslim gerçekleşmediğinden davacı yararına teslimi gereken tarihten dava tarihine kadar gecikme tazminatına hükmedilmesi gerektiği, sözleşmede kararlaştırılan cezanın TBK 179/1 inci maddesinde ifade edilen seçimlik ceza olduğunu, sözleşmenin aynı ifası kapsamında dükkan bedelini isteyen davacının, sözleşmede aksine hüküm bulunmadığından, seçimlik ceza isteyemeyeceği gerekçesiyle, tarafların istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesis edilerek, buna göre; davanın kısmen kabulü ile 240.000,00 TL dükkan bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 101.500,00 TL gecikme tazminatının, 50.000,00 TL’sinin dava, kalan kısmın ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının cezai şart alacağı talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; taşınmaz bedelinin ve mahrum kalınan kira bedelinin düşük belirlendiğini, cezai şartı aşan kira kaybı zararı bulunduğunu, sözleşmede kararlaştırılan cezanın seçimlik ceza değil ifaya ekli ceza olduğunu, bu nedenle dükkan bedeli ile birlikte istenebileceğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; davanın ve ıslah ile arttırılan kısmın zamanaşımına uğradığını, imar uygulaması nedeniyle dükkanının inşa edilemediğini, müvekkilinin bu hususta bir kusuru bulunmadığını, öte yandan davadan önce gönderilen ihtarnamenin TBK 123 üncü maddesi kapsamında mehil niteliğinde olduğunu, bundan kısa bir süre sonra dava açıldığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı alacak, cezai şart ve gecikme tazminatı ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Borçlar Kanununun 125, 149, 179, 478 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1.1. Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı aynen ifa ya da bedelinin tahsili, cezai şart ve gecikme tazminatı istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 24. maddesine göre “Taraflar sözleşme hükümlerine aykırı hareket etme durumlarında buna sebebiyet veren taraf mahkeme tarafından tespit edilecek, bina maliyetinin iki katı cezaya çarptırılmakla yükümlü tutulacaktır." hükmüne yer verilmiştir. Burada kararlaştırılan cezai şart türü, sözleşmenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçları Kanunu’nun 158/1 inci maddesinde (TBK’nın 179/1) düzenlenen seçimlik cezadır. Anılan düzenleme uyarınca, bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Bir başka deyişle sözleşmenin ifasını isteyen taraf aksi sözleşmede açıkça yazılı olmadığı sürece cezayı, ceza isteyen ise ifayı isteyemez. Alacaklı, seçimlik hakkını kullandığında artık bununla bağlıdır. Yenilik doğurucu hak niteliğinde olduğundan seçim hakkını kullanma halinde bu haktan diğer tarafın rızası olmadığı sürece vazgeçilmesi mümkün değildir. Somut olayda, sözleşmeye konu dükkanın teslimi, bu olmazsa rayiç bedelinin tahsili talep edildiğinden, artık seçimlik ceza talep edilebilmesi mümkün değildir. Davacı arsa sahibi seçim hakkını borcun ifası yönünde kullanmıştır. İstinaf dairesince, bu husus gözetilerek, cezai şart talebinin reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. 1.2. Bu açıklamalara, tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.1. Davalı tarafın, diğer temyiz itirazlarına gelince; 2.2. Davalı taraf hem dava dilekçesine ve hem de ıslah dilekçesine karşı süresinde zamanaşımı def'inde bulunmuştur. 2.3.Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi, eser sözleşmesi ile birlikte satış vaadi sözleşmesinden oluşan karma bir akit olup eksik işler ve ayıplı imalâtların giderim bedeli, gecikme tazminatı ve cezai şart alacaklarında zamanaşımı süresi genel kural olarak sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 126/4 ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 147/6 ncı maddesi gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. 2.4.Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, inşaatın kararlaştırılan tarihte tesliminin gerçekleştirilememesi durumunda, yüklenici borçlu temerrüdüne düşer ve arsa sahibinin TBK’nın 125 inci (BK’nın 106/2) maddesince seçimlik hakkı doğar. Arsa sahibi bu seçimlik hakkını, geciken ifayı beklemek ve gecikme tazminatını istemek yönünde kullanmış ise sözleşmeyi feshetmeden, ileride olası eksik-ayıplı işlere ilişkin alacağının muacceliyetini fiili teslime kadar erteleyerek, gecikme tazminatı alacağını her ay sonu itibariyle talep veya dava ederek, eserin teslimini bekleyebilir. Başka bir anlatımla, bu alacaklarını talep veya dava etmek için eserin yüklenici tarafından teslimini beklemek zorunda değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamaz. Nitekim, TBK’nın 149 uncu maddesi, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten başlayacağını açık bir şekilde belirtmiştir. 2.5.Zamanaşımının, eserin tesliminde başlatılmasını öngören TBK’nın 478 inci maddesi (BK’nın 363), gecikme tazminatına değil, kusura ve dolayısıyla eksik işlere ilişkin olup, madde metninde bu açıkça belirtilmiştir. Bu kural doğrudur; zira, ayıplı ve eksik işler alacağı, ancak teslim tarihinde muaccel (dava edilebilir) hale gelir. Çünkü, ayıp ve eksik işlerin parasal karşılıklarını istemek için, TBK’nın 125 inci maddesinde belirtilen ilk seçimlik hak doğrultusunda, eserin teslimini beklemek gerekir ki, eser teslim edilir edilmez mutâd sürede o eseri muayene edip, eksik-ayıplı işler var mı, yok mu, varsa parasal karşılıklarının ne olduğu tespit edilebilsin. Sonuç olarak gecikme tazminatında zamanaşımı süresi bağımsız bölümün teslim edildiği tarihten değil, teslim edilmesi gereken tarihten itibaren başlar. O halde arsa sahibi teslim edilmesi gereken tarihteki gecikilen her ay için zararını davayla isteyebileceğine göre her geçen ay zararı o ayın sona ermesiyle istenebilir bir başka deyişle muaccel hale gelir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 13.03.2014 gün 2013/8510 E; 1907 K. sayılı ilamı da bu yöndedir. 2.6.İstinaf dairesince hükme esas alınan 20.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda, dairelerin teslim edilmesi gereken tarih olarak belirlenen Haziran 2009 ile dava tarihi olan 13.02.2018 tarihleri arası için toplam 101.351,88 TL gecikme tazminatı hesaplanmıştır. 2.7. Dava 13.02.2018 tarihinde açılmış olup, yukarıdaki açıklamalara göre bu tarihten geriye doğru 5 yılın sona erdiği 13.02.2013 tarihinden öncesi döneme ilişkin gecikme tazminatı alacakları zamanaşımına uğramıştır. Öte yandan, dava 02.09.2021 tarihinde ıslah edilmiş olup, bu tarihten geriye doğru 5 yılın sona erdiği 02.09.2016 tarihi itibariyle de ıslah edilen kısımlar yönünden alacak zamanaşımına uğramıştır. 2.8. Bu durumda, hükme esas alınan 20.08.2021 tarihli bilirkişi raporunun üçüncü sayfasında gösterilen tabloya göre, hesap edilen toplam 101.351,88 tutarındaki gecikme tazminatının, 13.02.2013 tarihinden öncesine ilişkin toplam 35.697,00 TL’lik kısmı dava tarihi itibariyle zamanaşımına uğramıştır. Davacının, dava tarihi itibariyle talep edebileceği toplam tutar 65.654,88 TL olup, bunun 50.000,00 TL’sinin dava, geriye kalan 15.564,88 TL’sinin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi gerekir. İstinaf dairesince, bu husus göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bu yönden davalı yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı tarafın tüm, davalı tarafın diğer temyiz itriazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davalı tarafın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Soykaya İnşaat Mekanik Tesisat İmalat Taahhüt ve Ticaret Limited Şirketi'ne iadesine, Aşağıda yazılı onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/2150 E., 2024/461 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146-161 nci maddeleri
3. Hukuk Dairesi         2023/2150 E.  ,  2024/461 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/351 E., 2022/975 K. Taraflar arasında görülen kurum işleminin iptali davasının İlk Derece Mahkemesince kabulüne dair verilen karar hakkında Bölge Adliye Mahkemesince yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Dairemizin kararıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili, vekil edeninin Kafkas Eczanesi’nin sahibi olduğunu, Kuruma fatura ettiği bir kısım reçetelerde 430 adet sahte ilaç kupürü bulunduğu gerekçesiyle sözleşmesinin 3 yıl süre ile feshedildiğini ve ilaç tutarlarının 10 katı ceza kesileceğinin bildirildiğini, davalı kurum tarafından sahte olduğu iddia edilen ilaçların Türkiye'nin en büyük ve kurumsal ecza depolarından alındığını, kurum incelemeleri ve ödemeleri yapılmış reçete kupürlerinin aylar sonra sahte olduğu iddiasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu nedenlerle davalı Kurum tarafından uygulanan 26/03/2008 tarihli B13.2.SSK.4.42.02.00/XVII-03175 sayılı haksız fesih kararının iptaline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili, vekil edeni kurumun eczane ile yaptığı sözleşme hükümlerine göre hareket ettiğini ve sözleşmesini feshettiğini, bu fesih işleminin ortadan kaldırılmasına ilişkin ihtiyat-i tedbir kararı verilmesinin kurumu zarara soktuğunu, SGK kapsamındaki kişilerin TEB üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2007 eczane protokolünün 6.3.24. maddesi uyarınca sözleşmenin feshedildiğini, davacının sözleşme hükümlerine aykırı hareket ederek vekil edeni kurumu zarara uğrattığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 18.02.2021 tarihli kararıyla, davacının Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/179 esas sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği, sahtecilik işlemine dahli ve kastı olduğuna dair dosya içeriğinde herhangi bir bilgi, belge ve ifadeye rastlanamadığı gerekçesiyle davacının davasının kabulüne; ... Konya Sağlık İşleri İl Müdürlüğü'nün 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili, davacının protokol hükümlerine aykırı davranarak vekil edeni kurumu zarar uğratması sebebiyle bu işlemlerin yapıldığını, protokolün karşılıklı olarak imza altına alındığı dikkate alındığında davacı tarafından açılan davanın mesnetsiz olduğunu ancak Mahkeme tarafından davacının Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/179 E. Sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği bu nedenle davacının sahtecilik eylemine dahli ve kastı olduğunun somut, ispatı mümkün ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya dökülmesi gerektiği gerekçesiyle eksik inceleme ve değerlendirme yapılarak davanın kabulüne karar verildiğini, davacı hakkında verilen beraat kararının bir bağlayıcılığının olmadığını, davacı ile ilgili yapılan işlemlerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu ileri sürerek; kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından fatura edilen bir kısım ilaç kupürünün sahte olduğu tespit edilmişse de, kurum tarafından uygulanan 2007 protokolünün 6.3.24. maddesinin değiştirilerek sonraki tüm protokollerde; eczacı yada eczane çalışanlarınca Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura edildiğinin tespitinin zorunlu hale getirildiği, dosya kapsamından davacı veya çalışanlarının Kurumu zarara uğratmak amacıyla kasıtlı olarak Kuruma sahte ilaç fiyat kupürü veya sahte reçete veya sahte rapor fatura ettiğinin ispatlanamadığı gibi kasten bu eylemlerde bulunduğunun ileri sürülmediği, kaldı ki ceza yargılamasında da davacının beraat ettiği nazara alınarak istinaf sebeplerine göre İlk Derece Mahkemesi hükmünün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 24.03.2022 tarih ve 2021/5630 E., 2022/2698 K. sayılı ilamı ile; ''1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Dava, davacı tarafından kuruma faturalandırılan reçetelerde sahte ilaç kupürü bulunması nedeniyle Kurum tarafından davacı hakkında uygulanan cezai işlemlerden 3 yıl süreyle sözleşmenin feshi işleminin iptaline ilişkindir. HMK 26.maddesi (HUMK’nun 74. maddesi) hükmüne göre, mahkeme tarafların iddia, savunma ve talepleri ile bağlıdır. Kural olarak mahkemenin talepten fazlasına veya başka bir şeye hükmetmesi olanak dışıdır. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Somut uyuşmazlıkta davacı tarafından dava dilekçesinde; Kurumun 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı yazı ile hakkında 19.237,41 TL reçete bedeli iadesi, 192.374,10 TL cezai şart tahsili ve sözleşmesinin 3 yıl süreyle feshi işlemi uyguladığını belirterek bu işlemlerden sadece sözleşmenin feshi işleminin iptalini istemiş ve dava açılışında da maktu harç yatırmıştır. Ancak mahkemece tüm cezai işlemin iptaline karar verilerek HMK'nın 26’ncı maddesinde belirtilen taleple bağlılık ilkesine aykırı davranılmıştır. O halde; mahkemece, taleple bağlılık kuralı gereğince Kurum tarafından 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı yazı ile uygulanan 3 yıl süreyle sözleşmenin feshi işleminin iptaline dair hüküm kurulması gerekirken taleple bağlılık kuralına aykırı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.'' hususlarına değinerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının davalı yararına bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay Bozma ilamı doğrultusunda davacı tarafından reçete bedelinin iadesi ve cezai şartın tahsili davası açıldığından bozma kararından önceki gerekçeler ile davanın ve birleşen davanın kabulü ile ... Konya Sağlık İşleri İl Müdürlüğü'nün 26.03.2008 tarih ve B.13.2.SSK.4.42.02.00/XVII/03175 sayılı kurum işleminin iptaline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili, mahkeme tarafından kurulan gerekçeli kararda hangi gerekçe ile davanın kabulüne karar verildiği hususunun belirtilmediğini, davacı tarafından Konya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/179 E. Sayılı dosyası ile sahtecilik suçundan dolayı yargılandığı ve yapılan yargılama neticesinde beraat ettiği ileri sürülmüşse de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74 üncü maddesi uyarınca; "Hakim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı olmadığını, vekil edeni kurum tarafından 2007 Yılı Eczane Protokolü maddeleri uygulanarak davacı ile ilgili yapılan işlemlerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu, davaya konu olaya 2009 yılı eczane protokolünün uygulanması koşullarının oluşmadığı da dikkate alındığında davacının haksız davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir an için aksi düşünülse dahi davacının dava dilekçesinde serbest eczacılık mesleğini bıraktığını beyan ettiğini, bu nedenle davacının işbu davaları açmakta hukuki yararı bulunmadığını, asıl ve birleşen davanın konusu aynı kurum işleminden kaynaklı olduğunu, davacı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Taraflar arasındaki uyuşmazlık, kurum işleminin iptali ve menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146-161 nci maddeleri 2.Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). 3. Değerlendirme 1.6100 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesine göre, ayrı ayrı açılmış davaların aralarında bağlantı bulunmaları koşulu ile birleştirilerek bakılabilmeleri mümkündür. Ancak, birleştirme kararı, taraflar arasındaki uyuşmazlığı esastan çözümleyen bir karar değildir. Bu karar, sadece birleştirilen davaların tahkikat safhalarının müşterek cereyan etmesi sonucunu doğurmaktadır. Diğer bir anlatımla, asıl ve birleşen davalar birbirinden bağımsız davalardır. Bu nedenle, asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı karara bağlanması gerekmektedir. Buna göre, Mahkemece; asıl ve birleşen dava hakkında ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken, açıklanan kural gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. 2.Zamanaşımı def'i, bir hakkın istenebilirliğini önlediği için öncelikle ve ön sorun olarak çözümlenmesi, zamanaşımının gerçekleştiğinin anlaşılması halinde işin esasına girilmeden davanın sonuçlandırılması gerekir. Nitekim 6100 sayılı Kanun'un 142 nci maddesinde "Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def'ileri inceleyerek karara bağlar." hükmü düzenlenmiştir. Mahkemece asıl dava dosyası ile birleştirilerek görülen Konya 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/334 E. dosyasında ki davalının zamanaşımı def'i hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeden işin esası hakkında hüküm tesis edilmiş olması doğru olmayıp kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/4 üncü maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.02.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/12061 E., 2022/14530 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 30. Hukuk Dairesi
tam metni aç
nın 2010-2011-2012 yılları primlerinin USD olarak belirlenerek ödeme tarihindeki kur üzerinden TL ye dönüştürülerek ödendiği de gözetildiğinde davacının istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, 6098 sayılı TBK 149. Madde düzenlemesine göre zamanaşımının alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı, ilgili yılın pirim ödemelerinin bir sonraki yıl içi
9. Hukuk Dairesi         2022/12061 E.  ,  2022/14530 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 30. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 10. ... Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verilmiştir. Davacı ve davalı vekillerince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 08.11.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ..., Avukat ..... Avukat ... geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının davalı Şirketin faaliyete geçtiği günden başlayan ve ... sözleşmesinin feshedildiği 18.12.2015 tarihine kadar davalı Şirketin genel müdürü olarak çalıştığını, davacının şirketi büyüten ve yaratan kişi olduğunu, ortaklara büyük kârlar sağladığını, Şirkette çalışanlara her yıl ücretlerinin yanında performanslarına göre hesaplanan oranlarda bir önceki yıl ayrılmış bulunan toplam prim bütçesinden prim ödemesi yapıldığını, davacının yıllık priminin diğer çalışanlardan farklı olarak ... doları (USD) olarak takdir edildiğini, davacıya 2010 yılında net 1.000.000,00 USD, 2011 yılında net 1.000.000,00 USD, 2012 yılında ise net 1.480.000,00 USD prim ödemesi yapıldığını, 2013 yılı Mayıs ayında ortaklardan birinin hisselerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulduğunu, TMSF tarafından atanan yöneticilerin görevleri gereği kısa süre içerisinde Şirketin satışını gerçekleştirmek için kendi dönemlerinde Şirkette para çıkışı olmasını istemediklerini, bunun için prim hesaplarını Şirket kayıtlarına “şirketin çalışanlara borcu” olarak kaydederek çalışanların prim ödemelerini Şirket satışı gerçekleşinceye kadar ertelediklerini, davacının TMSF tarafından atanan yöneticiler ile 2,5 yıl daha çalıştığını, Şirketin bu süreçte dahi büyüme ve kârlılığını sürdürdüğünü, Katarlı bir grup ile satış görüşmeleri el sıkışma aşamasına gelindiğinde davacının görevine son verildiğini, Şirketin satışının tamamlandığını, ancak çalışanların tahakkuk ettirilmiş olan 2013-2014-2015 yılları prim alacaklarının hâlen ödenmediğini, davacıya ödenen primlerin Şirketin toplam prim bütçesinin belli bir oranı olduğunu belirterek prim alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı Şirket nezdinde uygulanan Performans Prim Prosedürleri ile primin geciktirici şarta bağlı bir borç olarak düzenlendiğini, her sene koşulsuz olarak tüm çalışanlara verilen bir ücret eki olmadığını, hak kazanılması ve hesaplamanın bazı prosedürlere dayandığını, Performans Prim Prosedürleri incelendiğinde prime hak kazanmanın çeşitli şartlara bağlandığını, bu şartların işçinin Şirkette en az 1 yıllık çalışmasının bulunması ve ilgili yılda Şirket için belirlenen mali hedeflerin %100 gerçekleşmesi olarak düzenlendiğini, somut olayda dosyada sunulu belgeler ile söz konusu koşulun gerçekleşmediğinin açık olduğunu, söz konusu düzenlemeler ile Şirket çalışanları bakımından prime hak kazanılması şartlarının ilgili yıl içinde gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinin belirsiz olan bir olguya bağlandığını, somut olayda davacı tarafından prim talep edilen yıllarda Şirket hedeflerinin gerçekleşmemesi sebebiyle şartın gerçekleşmediğini ve borcun doğmadığını, Şirketin mali hedefleri tutturamadığı gibi ilgili yıllarda zarar ettiğinin yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen bilançolar ile sabit olduğunu, Şirketin talebe konu 2013,2014 ve 2015 yıllarında kâr etmediği dikkate alındığında hiçbir çalışanın prime hak kazanmadığını, şartların gerçekleşmemesi yanında davacının prim hak ediş ve ödenmesi için ayrı bir yönetim kararı gerektiğini, bu karar bulunmadığı için de talebin reddi gerektiğini, 2011 yılı prim tahakkuk listesi incelendiğinde Şirket açısından zor bir yılın geride bırakılmış olmasına rağmen davacının herhangi bir gerekçe göstermeksizin bazı çalışanların priminde artış yaptığını, davacının hizmet süresi boyunca sergilediği gerekçesiz davranışları ile Şirketi zarara uğrattığını, Performans Prim Prosedürü'nde yapılan tüm değişikliklerin davacının onayı ile uygulanmaya başlandığını, bu durumda davacının onayı ile uygulanmaya başlanan Performans Prim Prosedürü'nün yalnızca kendisine uygulanmamasının hakkaniyete aykırı olacağını, davacının genel müdür olarak çalışması sebebiyle hak kazandığı prim tahakkukunun bizzat Yönetim Kurulunun takdirine bırakıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Yerinde inceleme yaparak hazırlanan bilirkişi heyeti raporuda 2010-2011-2012 yıllarına ait tüm personelin prim bütçesi ile davacının aldığı brüt prim yüzdesinin 3 yıllık ortalama değerinin %25,78 olduğu, dava konusu olan 2013 yılına ait toplam tüm personel Prim bütçesinin 14.000.000,00 TL, davacıya göre ise 2013 yılı toplam ayrılan karşılığın 13.945,000,00 TL olduğu; 2014 yılına ait toplam tüm personel Prim bütçesinin 9.06700,00TL, davacıya göre ise 2014 yılı toplam ayrılan karşılığın 9.121.750,00 TL olduğu, 2015 yılında ise her ne kadar karşılık ayrılmadığı savunulsa da 31.12.2015 tarihli konsalide finansal tablolara göre toplam tüm personel Prim bütçesinin 23.067.000,00TL olarak ayrıldığı ancak dip not olarak bulun iptal edildiğinin belirtildiği, ancak neye göre iptal edildiğinin belirtilmediği gibi davacıya gönderilen maillerde 2015 yılı sonuna kadar prim karşılığının ayrılmaya devam edeceğinin bildirildiği, buna göre 2013, 2014, 2015 yılı primlerin %25,78 yüzde ortalamasının tüm prim bütçesine uygulanarak davacının prim alacağının belirlenmesi gerektiği, her ne kadar davalı tarafça şirketin zararda olması nedeniyle prim alacağının bulunmadığını savunulsa da, zararda olduğu tespit edilen 2011 ve 2012 yıllarında da prim ödemesinin yapılmış olduğu, prim bütçesi ayrılmışsa ve 3 yıl üst üste kar-zarar kriteri olmadan ödenip işyeri uygulaması haline gelmiş ise o zaman bu uygulamadan ... taraflı olarak vazgeçilemeyeceği davacının 2015 prim performans prim prosedüründe imzasının olmasının, primden vazgeçtiğini göstermeyeceği ve bu durumu değiştirmeyeceği kanaatiyle bilirkişi kök raporunda hesaplanan prim alacaklarının ödenmesine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; hüküm altına alınan miktarların belirlenmesinde hataya düşüldüğünü, geçmiş yıllara bakıldığında primlerin yıl sonunda tahakkuk ettirilip takip eden yılın ilk aylarında ödendiğini, işyeri uygulamasına göre primlerin muacceliyet tarihlerinin yıl sonları olduğunun belli olduğunu, bu nedenle dava dilekçesinin sonuç ve istek kısmında ödenmemiş prim alacaklarının ödenmesi gereken tarihler olan 2013 yılına ait olan kısmının 01.01.2014, 2014 yılına ait olan kısmının 01.01.2015 ve 2015 yılına ait olan kısmının 01.01.2016 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak USD faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesinin talep edildiğini, İlk Derece Mahkemesi hüküm kısmında dava tarihinden itibaren faize karar vermiş olup faizin dava tarihinden itibaren başlamasına dair gerekçeler kararda yer almadığından hüküm kısmının bu açıdan da hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; bilirkişinin kök raporunda dava konusu yıllarda davalı Şirketin zarar ettiği yönündeki isabetli tespitinin göz ardı edilerek hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu olayda performans priminin geciktirici şarta bağlı olduğunu, müvekkili Şirket nezdindeki Performans Prim Prosedürü gereğince performans priminin davalı Şirketin ilgili yıl içerisindeki mali hedeflerinin %100 gerçekleştirilmesi geciktirici şartına bağlı olarak düzenlendiğini, Mahkeme kararının gerekçesinde 2011 ve 2012 yıllarına dayanılarak hüküm tesis edilmiş ise de bu hususun hukuka aykırı olduğunu, ayrıca davacının müvekkili Şirket bünyesinde üst düzey yönetici pozisyonunda bulunduğu dikkate alındığında Performans Prim Prosedürü'nün davacı tarafından bilinmemesinin ihtimal dâhilinde olmadığını, davalı Şirketin kâr ederken çalışanlara prim ödenmesi yönünde bir işyeri uygulaması bulunduğundan bahsedilebileceğini, fakat davalı Şirketin zarar ederken davacıya sadece iki kere prim ödemesi yapıldığı dikkate alındığında davalı Şirket zarar ederken davacıya prim ödenmesi şeklinde bir işyeri uygulamasının bulunmadığını, davalı tanığının beyanına göre yapılacak değişikler bakımından işçinin bilgisi olduğunu ve muvafakat ettiğine delalet olarak aranan imza şartının somut olay bakımından önem arz etmediğini, davacının bilgi ve muvafakati olmaksızın zaten söz konusu değişikliklerin yapılabilmesinin mümkün olmadığını, davacının söz konusu primlerin Şirket muhasebe ve finans kayıtlarına “şirketin çalışanlara borcu” olarak işlendiğine ilişkin iddiaları tümüyle asılsız ve mesnetsiz olduğunu, davalı Şirketin 2013, 2014 ve 2015 yıllarında ciddi oranda zarar ettiği konularında taraflar arasında ihtilaf bulunmadığını, 2011 ve 2012 yıllarında yapılan ödemelerin ise müvekkili Şirketin bir kamu otoritesi olan TMSF yönetimi tarafından devralınması öncesindeki yönetim boşluğu döneminde yapıldığını ve kamu otoritesi olan TMSF'nin müvekkili Şirket yönetimine gelir gelmez bu durumu düzelttiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, mantıksal ve hayatın olağan akışına uygun dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre; dava dilekçesi sonuç ve istek kısmında 2013,2014,2015 yılı prim alacakları olarak toplam 3.000.000,00 USD ödenmesi gereken 2013 yılına ait olan kısmın 01.01.2014 tarihinden, 2014 yılına ait olan kısmın 01.01.2015 tarihinden, 2015 yılına ait olan kısmın 01.01.2016 tarihinden itibaren mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden hesaplanacak USD faizi ile birlikte aynen USD olarak hükmün icrası sırasında fiili ödeme tarihindeki rayiç kur üzerinden TL olarak tahsiline karar verilmesinin talep edildiği, dava dilekçesinde 2010,2011,2012 yıllarında yapılan ödemelerin net olduğunun belirtildiği gibi, dava konusu yapılan dönemlere ilişkin olan talebin brüt olduğuna yönelik sonuç ve istem kısmında açıklama bulunmadığı, TBK 117. madde düzenlemesine göre, Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceğinden, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 29.02.2016 tarih 2015/34917 Esas-2016/4298 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere prim ödeme günü taraflarca açıkça kararlaştırılmamışsa Borçlar Kanunu uyarınca temerrüt için işçinin ihtarına gerek bulunduğu, davacı tarafından prim ödeme günün açıkça kararlaştırıldığı ve davalının dava tarihinden önce temerrüde düşürüldüğü hususunun ispatlanamadığı bu nedenle dava tarihinden itibaren faiz uygulanmasının dosya kapsamına uygun olduğu, 6098 Sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi uyarınca borç ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ise borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklının, bu alacağını aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebileceği, davacının 2010-2011-2012 yılları primlerinin USD olarak belirlenerek ödeme tarihindeki kur üzerinden TL ye dönüştürülerek ödendiği de gözetildiğinde davacının istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı, Davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, 6098 sayılı TBK 149. Madde düzenlemesine göre zamanaşımının alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlayacağı, ilgili yılın pirim ödemelerinin bir sonraki yıl içinde ödendiği dosya kapsamı ile sabit olup, 2013 yılı prim ödemesinin en erken 01.01.2014 tarihinde muaccel hale geldiği bu nedenle 11.04.2018 dava tarihi itibariyle ve dava dilekçesinde talep edilen ve hüküm altına alınan miktarlar itibariyle zamanaşımına uğrayan dönemin ve miktarın bulunmadığı, Yönetim Kurulu'nun 12.07.2014 tarih 2014/9 sayılı kararı ile şirket çalışanlarına ... Kanunundan kaynaklanan maaş ve yasal hakların ödenmesi hususu dışında kalan her türlü tazminat, prim ve sair hak ve menfaatin tanınması ve ödenmesinin yönetim kurulunun bu konuda alacağı onay kararına bağlanmış ise de, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20.04.2022 tarih 2022/3716 Esas- 2022/4936 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere prim uygulaması ... sözleşmesinde kararlaştırılmamış olsa dahi, işverence ... taraflı olarak düzenli şekilde yapılan prim ödemesinin işyeri şartı niteliğinde olduğu, her durumda uygulamanın ... taraflı olarak işverence ortadan kaldırılması ya da azaltılmasının doğru olmadığı, prim uygulaması yönünden işçi aleyhine çalışma koşullarında değişikliğin 4857 sayılı Kanunun 22’nci maddesi kapsamında gerçekleştirilmesi yani işçinin yazılı onayının alınmasının gerektiği, davalı tarafından davacının genel müdür olması nedeniyle işveren vekili olarak prim ödemesi yapılan dönemde primlerin belirlenmesi ve dağıtımında karar verici ve uygulayıcı fonksiyona sahip prim ödemelerinin geciktirici şarta bağlandığı yazılı prosedürden haberdar ve bu prosedürün icracısı olduğu, bu nedenle davacının prim prosedürlerine imza atmamasının kendisinin önceden vermiş olduğu muvafakati ortadan kaldırmayacağı ileri sürülmüş ise de, Yönetim Kurulunun kararının uygulayıcısı konumunda olmanın ... Kanunu 22. Madde kapsamında alınmış yazılı onay olarak kabul edilemeyeceği kaldı ki davalı tarafından yargılama aşamasında ve istinaf dilekçesinde de belirtildiği üzere davalı şirketin zarar ettiği 2011 ve 2012 yıllarında prim ödemelerinin yapıldığı da gözetildiğinde davacının 2013-2014-2015 yıllarında da prime hak kazandığı, yerinde yapılan inceleme sonucu bilirkişi heyetince düzenlenen ve 2010-2011-2012 yıllarında davacıya ödenen primlerin o yıllar için işverence belirlenen prim bütçesine oranı tespit edilerek, 2013-2014-2015 yılı için işverence belirlenen prim bütçesinden hareketle prim alacaklarının belirlenmesinin dosya kapsamına uygun olduğu ..." gerekçesiyle davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek kararı temyiz etmiştir. 2. Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürülen gerekçeleri tekrar ederek kararı temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacının prim alacağına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve temyiz sebeplerine göre usul ve kanuna uygun olup davacı ve davalı vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple, Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa, davalı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine,Aşağıda yazılı temyiz giderinin davalı tarafa yükletilmesine ,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,08.11.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

(A) ve (B) 2010 yılında evlenmiştir. Evlenmeden önce (A)'nın (B)'den olan alacağı 2008 yılında muaccel olmuştur (10 yıllık Z.A. tabi). Çift 2021 yılında boşanmıştır. (A) boşanmadan sonra (B)'ye karşı alacak davası açtığında, (B) zamanaşımı def'inde bulunursa, zamanaşımı süresi ne zaman dolmuş sayılır?

A) 2018 yılında (2008 + 10 yıl)
B) 2020 yılında
C) 2021 yılında (boşanma ile)
D) 2029 yılında (2008 + 10 yıl + 11 yıl evlilik)
E) Zamanaşımı işlemediği için dolmamıştır.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol