Türk Borçlar Kanunu 162. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 162- Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.
II. Dış ilişki
1. Hükümleri
a. Borçluların sorumluluğu
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
16 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2024/6631 E., 2025/6262 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir.
10. Hukuk Dairesi 2024/6631 E. , 2025/6262 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/576 E., 2024/768 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Burdur 1. Asliye Hukuk (iŞ)Mahkemesi
SAYISI : 2018/491 E., 2023/789 K.
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin işçi olarak davalı şirkete ait Burdur Merkez OSB Milli Egemenlik Cd. No:137'de bulunan Mermer Fabrikasında 03.08.2005 tarihinde işe başladığını, işe başladığında Mermer Fabrikasının Taşkesme (ESTE) Bölümünde 5 yıl süreyle çalıştığını, daha sonra portal vinç operatörü olarak çalıştığını, müvekkilinin 2013 yılında göğüs ve kalp rahatsızlığı geçirdiğini, yapılan hastane tedkiklerinde tanı olarak SİLİKOZİS ILO konulduğu ve hastanın tozsuz ve dumansız ortamlarda çalışmasına şeklinde oy birliğiyle karar verildiğini, müvekkilinin sağlık raporu doğrultusunda iş vereninden tozsuz ve dumansız ortamda iş verilmesini talep ettiğini, buna uygun iş bulunmasına rağmen işverence aynı işi yapmaya devam etmesinin önerildiğini ve müvekkilinin bunu kabul etmemesi üzerine iş akdinin feshedildiğini, davalı işveren tarafından iş akdinin haksız fesih edilmesi nedeniyle fazlaya ilişkin hakkı sakkıl tutularak 10.000,00 TL maddi tazminat, ve 50.000,00 TL manevi tazminatın akdin feshi tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödettirilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili birleşen dosyanın dava dilekçesinde özetle; davacının en son çalıştığı iş yeri olan ... Mermer San. Tic. A.Ş. aleyhine Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/383 Esas sayılı dava dosyası ile haksız iş akdinin fehi ve çalışma koşullarından dolayı davacının yakalandığı meslek hastalığı nedeniyle tazminat davacı açıldığını, 11.10.2018 tarihli celsede yargılamanın sürüncemede kalmaması için meslek hastalığı sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davasının tefrikine karar verildiğini, Mahkemenin 2018/491 Esas sırasına kaydı yapıldığını, davanın derdest olduğunu, davacının hastalığa yakalanmasında davalı şirket ile Burdur 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/491 Esas sayılı davasının davalısının müştereken sorumlu olduklarını, her iki dava arasında hukuki ve fiili ortaklık bulunduğundan işbu davanın 2018/491 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği,
II. CEVAP
Davalı ... firma vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı işverence davacının iş akdinin İş Kanunu madde 25/2 gereğince bildirimsiz ve tazmintasız şekilde işverenin haklı nedenle derhal fesih hakkına dayalı olarak feshedildiğini, davacının kaptığını iddia ettiği hastalığı başka iş yerlerinden kaptığını, davacıya yarma strip besleme bölümünde çalışması iki kez yazılı olarak tebliğ edildiğini, davacının her iki tebliği tebellüğden imtina ettiğini, iş akdinin bu nedenle haklı feshedildiğini, iş yerinde sürekli olarak toz ortam ölçüm/denetiminin yapıldığını, bu güne kadar da toz nedeniyle riskli normal değerlerin üzerinde bir ölçüm yapılmadığını, açıklanan nedenlerle davacının kıdem ve ihbar tazminatı talebinin reddi gerektiğini, davacının belirttiği hastalığı ne zaman kaptığının tespitini talep ettiklerini, hastalığına daha önceki çalışmalarının sebep olduğunu bu sebeple maddi ve manevi tazminat talebinin de reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile davacının daimi iş göremezlik tazminatı talebinin kısmen kabulü ile 553.162,59 TL tazminatın meslek hastalığının tespiti tarihi olan 12.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Mermer A.Ş ve birleşen dosya davalısı Junior Jeans Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının manevi tazminat isteminin kabulü ile, 50.000 TL manevi tazminatın meslek hastalığının tespiti tarihi olan 12.06.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Mermer A.Ş ve birleşen dosya davalısı Junior Jeans Ltd. Şti.'den müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine..." karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı ... firma vekili istinaf sebepleri olarak; hükme esas alınan kusur durumunun ve hesaplamaların hatalı ve hükmedilen tutarların fahiş olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını, hükümde gösterilen faiz başlangıçlarının hatalı olduğunu, tespit edilen kusur durumu itibariyle sorumlulukların tayin edilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettikleri anlaşılmıştır.
Davalı Junior Jeanswear firma vekili istinaf sebepleri olarak; hükme esas alınan kusur durumunun ve hesaplamaların hatalı ve hükmedilen tutarların fahiş olduğunu, taleplerin zamanaşımına uğradığını, hükümde gösterilen faiz başlangıçlarının hatalı olduğunu, tespit edilen kusur durumu itibariyle sorumlulukların tayin edilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılmasını talep ettikleri anlaşılmıştır.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan kanuni ve hukuki gerekçeleri ile dayandığı maddi delillere ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı ... firma vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Junior Jeanswear firma vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55., 74. ve 417 . maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri
3. Değerlendirme
A) Davalılar vekillerinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu, Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararı ile davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde kabulüne karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
B)Davalılar vekillerinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davacının 1999-2005 yılları arasında birleşen dosya davalısı "Junior Jeanswear Dış Ticaret İnş. Taah. Turz. Otel. ve Yat. İşl. Ltd. Şti.'de 352 gün, daha sonra 2005-2008 yılları arasındaki süreçte asıl dosya davalısı ... Mermer Tekstil İnş. Mak. Enerji San. ve Tic. Ltd. Şti.'de, 06.05.2003-2005 yılları arasında aralıklı olarak 307 gün dava dışı ... Mermer İşletmeleri Nak. San. ve Tic. A.Ş.'de, daha sonra da 2008-2016 yılları arasında da daha yoğun olarak davalı "... Mermer San. ve Tic. A.Ş.’de çalıştığı, 12.06.2013 tarihinde p/q 1/1 düzeyinde A opasite pnömokonyoz meslek hastalığı tanısı konulduğu, meslek hastalığı sebebiyle SGK tarafından yapılan tetkikler sonucunda Kurum Sağlık Kurulu Kararı, Yüksek Sağlık Kurulu Kararı ve Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulunun Kararı ile davacının %14,2 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği, kusurun tespitine yönelik alınan 20.04.2023 tarihli bilirkişi raporunda birleşen dosyada davalı Junior Jeans Şirketinin %70, ... Mermer şirketinin %20, dava dışı ... Mermer şirketinin %10 kusurunun bulunduğu kanaati bildirildiği, Mahkemece anılan raporun hükme esas alındığı, dosyanın hesap bilirkişisine tevdi olunduğu, 25.10.2023 tarihli hesap raporunda davacının kusursuz olması nedeniyle davalılar ile dava dışı firmanın kusurunun toplanması suretiyle %100 kusur oranına göre davacının talep edebileceği maddi zararın 553.162,59 TL olduğu yönünden kanaat bildirildiği, davacı vekilince maddi tazminat yönünden talebin rapor gibi arttırıldığı, Mahkemece 553.162,59 TL maddi tazminatın asıl ve birleşen dosya davalılarından müteselsilen ve müştereken tahsiline karar verildiği anlaşılmıştır.
Meslek hastalığı nedeniyle görülen tazminat davalarında kusur oranının tespitinde taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunacağı anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de: “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, her ne kadar hükme esas alınan 20.04.2023 tarihli kusur raporu oluşa uygun görülmüş ise de Mahkemece hükmolunan maddi tazminat tutarının davalıların %100 kusur oranına göre belirlendiği anlaşılmakla yukarıda açıklanan hususlar gereğince meslek hastalığından kaynaklanan tazminat davalarında teselsül hükümlerinin uygulanması imkanı bulunmadığından davalıların kusurları oranında tazminattan sorumlu tutulmaları gerekirken davalıların 553.162,59 TL maddi tazminattan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmaları hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenlerin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip davalı işverenlerin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekillerinin davacı yararına hükmedilen manevi tazminat alacağına ilişkin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
Davalılar vekillerinin davacı yararına hükmedilen maddi tazminat alacağına ilişkin temyiz istemi yönünden;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
10. Hukuk Dairesi, 2024/1557 E., 2025/1152 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162. maddesinde belirtilmiştir.
10. Hukuk Dairesi 2024/1557 E. , 2025/1152 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/3267 E., 2023/3703 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara Batı 6. İş Mahkemesi
SAYISI : 2020/143 E., 2023/327 K.
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işveren bünyesinde 06 Temmuz 2013 tarihinden 10 Mayıs 2019 tarihine kadar kaynakçı olarak çalıştığını, davacının daha öncesinde herhangi bir rahatsızlığı olmamasına rağmen 30 Nisan 2019 tarihinde Ankara Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda kaynakçı akciğer hastalığı (pnömokonyoz) teşhisinin konduğunu, çalışırken iş koşullarından kaynaklanan meslek hastalığına yakalandığını, davacı işçinin uğradığı maluliyet oranında iş göremez duruma geldiğini, iş göremezlik tazminatı yanında ayrıca yardımcı kişi tazminatına da hak kazandığını, davacı işçinin ekonomik olarak mağdur duruma düştüğü aşikar olup BK m.76/3'te öngörülen şartları sağlar nitelikte olduğundan ilgili madde doğrultusunda ileride tazminattan mahsup edilmek üzere davalı tarafından 10.000,00 TL geçici ödemenin davacıya yapılmasına karar verilmesini, yukarıda arz ve izah edilen diğer nedenlerle ve mahkemenizce de takdir edilecek nedenlerle fazlaya ilişkin her türlü dava ve talep haklarımızı saklı tutarak, öncelikle ve ivedilikle TBK m.76'ya göre ileride hükmedilecek maddi tazminattan mahsup edilmek üzere davalı taraf hakkında en az 20.000,00 (yirmibinTürklirası) geçici ödemeye hükmedilmesine, iş kazası/meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat alacağına (geçici iş göremezlik açısından) mahsuben ve belirsiz alaca olmak kaydıyla 5,00 TL (beş Türklirası), iş kazasından / meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat alacağına (süreli iş göremezlik açısından) mahsuben ve belirsiz alacak olmak kaydıyla 5,00 TL (beşTürklirası), davacının geçirmiş olduğu iş kazası nedeniyle uğramış olduu zarar dolayısıyla hak kazanmış olduğu yardımcı kişi tazminatı alacağının belirsiz alacak davası olarak; 5,00 (beşTürklirası), iş kazasının vuku bulduğu 19 Aralık 2019 tarihinden, meslek hastalığının teşhis edildiği 30 Nisan 2019 tarihinden ve uyarıca varikosel hastalığı neticesinde müvekkili işçinin üreme yetkisini kaybettiği tarih olan 01 Eylül 2015 itibaren ve belirtilen diğer zararların, özetle her bir bedensel zararının oluştuğu tarihten itibaren işleyecek olan yasal faizi ile birlikte tazmin ve tahsiline yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; şirketin iş sağlığı ve güvenliği noktasında son derece titiz hareket ettiğini, davalı şirketin bünyesinde çalıştırdığı her türlü işçinin mağdur olmaması için iş yerinde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Uzmanı, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Uzman Yardımcısı, iş yeri Hekimi, iş yeri Hekim Yardımcısı ve ambulans dahil her türlü tıbbi ve teknik altyağıya sahip olduğundan, davalı şirketin yetkililerinin her gün iş başı yapmadan evvel tüm çalışanlarına İş Sağlığı ve Güvenliği konularında detaylı bilgilendirme toplantıları yaptığının düzenli olarak da gerekli eğitimleri gördürdüğünü, davalı şirketin iş yeri müfettişleri tarafından da düzenli olarak denetlendiğini, davacı tarafın davalı ... zan altında bırakarak, hiçbir önlem alınmadığını bu nedenle meslek hastalığına yakalandığını iddia etse de bu durum gerekli tüm tedbirleri almış olan şirketten veya şirket iş yerinden kaynaklanmadığının ortada olduğu, davacının herhangi bir iş kazası geçirmediği, sol eline ilişkin herhangi bir raporun da olmadığı, meslek hastalığı hususunda ise iş göremezlik oranının %0 olduğu dikkate alındığında davacının talep edebileceği herhangi bir maddi yahut başkaca hiçbir tazminat hakkı olmadığının dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "... dava meslek hastalığından kaynaklı maddi tazminat talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, davacının meslek hastalığı bulunup bulunmadığı ve bu durum sebebiyle davalının kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda olduğu anlaşılmıştır. Somut dava dosyamız işverenin haksız fiil sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası olduğundan haksız fiil sorumluluğu için hukuka aykırı eylem, kusurun varlığı, meydana gelmiş zarar, olay ile zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı, verilen zararın tazmin borcunu doğurabilmesi içinse zarar, eylemin bir sonucu olarak ortaya çıkmalıdır. Sorumluluk, zararla olay arasında uygun nedensellik bağının bulunmasına ve bu bağın kesilmemiş olmasına bağlıdır. Zarar görenin veya üçüncü kişinin ağır kusuru veya mücbir sebep nedensellik bağını kestiğinden sorumluluğu ortadan kaldırmakta, ancak, davalının munzam (ek) kusuru varsa bu bağın kesilmesi söz konusu olmamaktadır.Somut olayda, davacının dava dilekçesinde iddia ettiği meslek hastalığı ile ilgili Adli Tıp Kurumundan rapor alınmış, rapor içeriğinde özetle; davacının mevcut pnömokonyoz ve sağ el 5. Parmakta mevcut tetik parmak hastalıklarının mesleki olduğu ancak maluliyetine neden olacak düzeyde ağraz bırakmadığı, bu nedenle maluliyetinin %0 olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır. Bu nedenle, haksız fiil sorumluluğu yönünden zarar unsurunun gerçekleşmemiş olduğu... " gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının meslek hastalıkları konusunda tespit edilen maluliyet oranının yerinde olmadığını, meslekte sürekli kazanma gücü kaybının gerçekleştiğini, 19 aralık 2019 tarihinde Kahramankazan Devlet Hastanesinde elinden ameliyat olduğunu, ameliyat sonucunda dahi davacının elinin tam olarak düzelmediğini, Mahkeme nezdinde kabul edilemez rapor dikkate alınarak Kurumca belirlenmiş pnömokonyoz hastalığının meslekte kazanma gücü kaybı oranının mevcut olmadığına, irritan kontakt dermait, tinea pedis, tetik parmak tanıları hastalıklarının mesleki olmadığına, maluliyet oranının olmadığına, varikosel hastalığı konusunda meslek hastalığı olup olmadığının değerlendirilmemiş olması ve davacının geçirmiş olduğu iş kazasına ilişkin değerlendirme yapılmamış olması nedeniyle davacı işçinin ciddi hak kayıplarıyla karşı karşıya kalabileceğini, yerel mahkemece hatalı hüküm tesis edildiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Merkezi 07.02.2020 tarihli kararında sigortalı davacı işçinin sürekli işgöremezlik derecesinin %0 olduğunu tespit etmiştir. Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı 12.06.2020 tarihli kararında da sigortalının sürekli işgöremezlik derecesinin E cetveline göre %0 olduğunu belirlemiştir. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 28.11.2022/ 24593 sayılı raporunda ''davacının mevcut pnömokonyoz ve sağ el 5. parmakta mevcut tetik parmak hastalıklarının mesleki olduğu ancak hastalıklarının 11.10.2008 tarih 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde olmadığından sürekli maluliyetinin %0 olduğunu tespit etmiştir. Buna göre Mahkemece yasada öngörülen prosedür izlenerek davacının meslek hastalığı nedeni ile maluliyet oranının %0 olduğunun tespit edildiği, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılıp bulunmadığı..." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55., 74. ve 417. maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri
3. Değerlendirme
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde davalı işveren bünyesinde 06 Temmuz 2013 tarihinden 10 Mayıs 2019 tarihine kadar kaynakçı olarak çalıştığı, davacının daha öncesinde herhangi bir rahatsızlığı olmamasına rağmen 30 Nisan 2019 tarihinde Ankara Mesleki ve Çevresel Hastalıklar Hastanesinde yapılan tetkikler sonucunda kaynakçı akciğer hastalığı (pnömokonyoz) teşhisinin konduğunu, çalışırken iş koşullarından kaynaklanan meslek hastalığına yakalandığını, ayrıca yine iş yerindeki çalışma koşulları nedeniyle varikosel ameliyatı geçirdiği ameliyat nedeniyle çocuk sahibi olma olasılığının azaldığı adı geçen hastalığın da değerlendirilmesi gerektiğinin beyan edildiği, Kurum Sağlık Kurulunun 14.10.2019 tarihli kararında ;"1. Sigortalıda; ilgili rapor ve diğer belgelere göre pnömokonyoz p/p 1/1 olduğu, MKGKO (Sürekli iş göremezlik derecesi) E cetveline göre %0 (sıfır) olduğu, 2. ağır metal (manganez, nikel) etkilenmesi sonucu organ ve sistemleri etkileyen bir bulgu olmadığı, 3. irritan kontakt dermatit, tinea pedis, tetik parmak tanılarının mesleki olmadığı, yardıma muhtaç olmadığı, kontrol muayenesi gerekmediği,.." tespitinin yapıldığı, davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca değerlendirme yapılarak 19.10.2020 tarihli kararında ;"... adı geçende mevcut; pnömokonyoz p/p 1/1 hastalığının mesleki olduğuna, maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, düzeltme kaydıyla ağır metal etkilenmesi hastalığının mesleki olduğuna, maluliyet oranının %0 (sıfır) olduğuna, birleştirme kaydıyla meslekte kazanma gücü kaybı oranının (MKGKO) %0 (sıfır) olduğuna; başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına, kontrol muayenesi gerekmediğine, irritan kontakt dermatit, tinea pedis, tetik parmak tanıları hastalıklarının mesleki olmadığına, oy birliği ile karar verildiği..." tespitinin yapıldığı yine davacı itirazı üzerine bu kez Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor aldırıldığı, Kurulun 28.11.2022 tarihli kararında ise ''davacının mevcut pnömokonyoz ve sağ el 5. parmakta mevcut tetik parmak hastalıklarının mesleki olduğu ancak hastalıklarının 11.10.2008 tarih 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümleri kapsamında maluliyetine neden olacak düzeyde olmadığından sürekli maluliyetinin %0 olduğunu tespitinin yapıldığı, Mahkemece davacının iddia edilen meslek hastalığı nedeniyle aldırılan sürekli iş göremezlik oranının tespitine dair raporların birbirini teyit ettiği ve davacının maluliyeti bulunmadığı gerekçesiyle kusur oran ve aidiyetinin tespitine ilişkin rapor aldırılmaksızın davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
5510 sayılı Kanun'un 18. maddesinde Kurumca yetkilendirilen hekim veya sağlık kurullarından istirahat raporu alınmış olması şartıyla; iş kazası nedeniyle iş göremezliğe uğrayan sigortalıya her gün için geçici iş göremezlik ödeneği verileceği, 19. maddesinde iş kazası sonucu oluşan hastalık ve özürler nedeniyle Kurumca yetkilendirilen sağlık hizmeti sunucularının sağlık Kurulları tarafından verilen raporlara istinaden Kurum Sağlık Kurulunca meslekte kazanma gücü en az %10 oranında azalmış bulunduğu tespit edilen sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanacağı; iş kazası ve meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hallerinde meslekte kazanma gücündeki kayıp oranının belirlenmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esasların Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği bildirilmiştir.
5510 sayılı Kanun'un 95. maddesine göre "bu Kanun gereğince, yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, çalışma gücü kaybı, geçici iş göremezlik ödeneklerinin verilmesine ilişkin raporlar ile iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücü veya çalışma gücü kaybına esas teşkil edecek sağlık kurulu raporlarının usûl ve esaslarını, bu raporları vermeye yetkili sağlık hizmeti sunucularının sahip olması gereken kriterleri belirlemeye, usulüne uygun olmayan sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeleri düzenleyen sağlık hizmet sunucusuna iade edecek belirlenen bilgileri içerecek şekilde yeniden düzenlenmesini istemeye Kurum yetkilidir. Usulüne uygun sağlık kurulu raporu ve dayanağı tıbbî belgeler ile gerekli diğer belgelerin incelenmesiyle; yurt dışında tedavi için yapılacak sevklere, vazife malullük derecesini, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu tespit edilen meslekte kazanma gücünün kaybına veya meslekte kazanma gücünün kaybı derecelerine ilişkin usûlüne uygun düzenlenmiş sağlık kurulu raporları ve diğer belgelere istinaden Kurumca verilen karara ilgililerin itirazı halinde, durum Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulunca karara bağlanır.
Kural olarak Yüksek Sağlık Kurulunca verilen karar Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte ise de, diğer ilgililer yönünden bir bağlayıcılığı olmadığından Yüksek Sağlık Kurulu Kararına itiraz edilmesi halinde inceleme Adli Tıp Kurumu aracılığıyla yaptırılmalıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Kararı da bu yöndedir.
Adli Tıp 3. İhtisas Kurulundan alınacak rapor ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararı arasında sürekli iş göremezlik oranına yönelik görüş ayrılığı bulunduğu takdirde çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp 2. Üst Kuruluna gönderilerek çıkacak sonuca göre karar verilmesi gerekir.
Somut olayda, davacı tarafça iddia edilen varikosel rahatsızlığının Kurum Sağlık Kurulu raporlarında ve ATK 3. İhtisas Kurulu raporunda değerlendirilmediği ayrıca Kurum Sağlık Kurulu kararı ile Yüksek Sağlık Kurulu Kararında tetik parmak tanıları hastalığının mesleki olmadığına ilişkin değerlendirme yapıldığı, ATK 3. İhtisas Kurulu kararında ise anılan hastalığın mesleki olduğu tespitine yer verildiği bu yönüyle anılan kararlar arasında çelişki meydana geldiği ve Mahkemece bu hususların gözetilmediği anlaşılmış, eksik inceleme ve araştırma ile sonuca gidilmesi isabetsiz olmuştur.
Öte yandan kabule göre Mahkemece davacının iddia edilen meslek hastalığı nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %0 olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de davacı sigortalının dava konusu meslek hastalığı nedeniyle bir süre çalışamadığı, davacının istirahatlı kaldığı bu süreler bakımından ücret kaybının doğduğu hususu göz ardı edilerek hatalı neticeye varıldığı anlaşılmaktadır.
Sigortalıya, iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle geçici iş göremez durumda bulunduğu sürece, Kurum tarafından 5510 sayılı Kanun'un 18. maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği ödenir. Bu ödenek iş kazalarında olay, meslek hastalığında da tedavinin başladığı tarihten itibaren çalışmaz durumda kaldığı (raporlu olduğu) sürece ödenir. Geçici iş göremezlik devresinde sigortalının çalışamadığı dönemde yoksun kaldığı gelir de iş kazası sonucu oluşan maddi zarar kapsamındadır. Raporlu olunan dönemde çalışamayan sigortalının bu dönemde yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının oluşacağı ve bu zararın da maddi zarar içerisinde kabul edilmesi gerektiği açıktır. Sigortalının zararlandırıcı olay nedeni ile tedavisinin devam ettiği ve çalışamadığı sürelerdeki maddi zararı bu dönemde %100 iş gücü kaybına uğradığı kabulüne göre yapılmalıdır. Bilirkişi aracılığıyla maddi zararı tespit edilip SGK’ca sigortalıya ödenmesi gereken geçici iş göremezlik ödeneği var ise bunun rücuya tabi kısmının hesaplanan maddi zarardan düşülmesi ile elde edilecek sonuç kazalının geçici iş göremezlik dönemi de denilen istirahatlı dönemdeki karşılanmamış zararını ortaya koyacaktır. Zararın tespiti yönünde ise dairemiz içtihatlarına uygun olarak kusur oran ve aidiyetinin tespitine dair rapor aldırmak gerekecektir.
Taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunacağı anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nın teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Birden çok borçludan her biri alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de: “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait iş yerindeki çalışmasının 06.07.2013 tarihinde başladığı ve bu iş yerindeki çalışmasından önce davacının davalı iş yeri haricinde de başka iş yerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, sürekli iş göremezlik oranına ilişkin temyiz eden davacı vekilinin itirazı gereği iddia edilen tüm hastalıkların değerlendirilmesi suretiyle yukarıda açıklanan prosedür işletilerek davacının sürekli iş göremezlik oranını tereddüte yer bırakmayacak şekilde belirleyip kesinleştirmek, (sürekli iş göremezlik oranının % 0 olarak belirlenmesi halinde davacının raporlu olduğu dönemde %100 oranında malul kaldığını değerlendirerek, bu dönemde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı ücreti kadar bir zararının olduğunun kabulüne göre hareket etmek) sürekli iş göremezlik oranının tespitinden sonra devamla davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 06.07.2013 tarihinden önce davalı şirkete ait iş yeri haricinde çalışmalarının geçtiği iş yerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu iş yerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlemek, bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği iş yerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu iş yerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden Kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin iş yerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde iş yerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından iş yerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı ve iş yeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki iş yeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir iş yeri yönünden, iş yerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, iş yeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, bozma sebebine göre bu aşamada davacı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davacı vekili temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/6591 E., 2025/5113 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir.
10. Hukuk Dairesi 2024/6591 E. , 2025/5113 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle müvekkilinin davalı iş yerinde çalışken meslek hastalığına yakalandığını, sonrasında işveren tarafından meslek hastalığına yakalandığı için işten çıkartıldığını, müvekkilinin ... Enjeksiyon Döküm San. ve Tic. A.Ş. 2011 yıl mart ayında dan 30.09.2014 tarihine kadar çalıştığını, işe girdi 2011 yılında ikinci katta çalıştığını, burada iki yıla yakın devam ettiğini, burada onu malzemelerin çapaklarını alma işiyle uğraştığını, sonra davalı iş yerinin müvekkilini, zemin kata gönderildiğini, kendisine küçük alüminyum parçaların silme ve temizleme işi verildiğini, 2013 yılında müvekkilinin tekrar ikinci kat aynı bölüme aldığını hafta sonları iade olan malları tinerle silme işi verildiğini, iş yeri ekimine müvekkilinin durumundan şüphelenerek tomografi isteğini hastaneye sevk ettiğini, müvekkiline akciğer intersitisyel teşhisi konulduğunu, sol omuzunda da yırtık tespit edildiğini, belinde fıtık ve boyunda da disk tespit edildiğini belirterek maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesi ile davacının şirketin sadece montaj bölümünde görev aldığını, işe girdiği tarihte montaj minin ikinci katında delik delme hattında çıkan malzemelerin silinmesi, etiketin yapıştırılması, çapak temizleme işlerini yaptığını, burada rahatsız olduğunu ifade etmesi üzerine ve 2013 yılında akciğerle ilgili sağlık problemi yaşaması üzerine aynı binanın zemin karma profillere plastik conta takma işi ile görevlendirildiğini, davacının bu bölümden başka bir işle görevlendirilmediğini, sadece bu işin sona erdiği zamanlarda koli katlama işi yaptığı, davacının son olarak ise yine montaj bölümünün ikinci katına alındığını ve burada mantar vidaya plastik conta takma işi yaptığını, davacının hiçbir zaman tozlu dumanlı bir ortamda çalışmadığını ve tineri kullanmasını gerektiren hiçbir iş yapmadığını, müvekkilinin şirketinde iş güvenliği ve sağlığı hakkında gerekli tedbirlerin alındığını, kişisel koruyucu donanımların çalışanlara teslim edildiğini, düzenli olarak toz ölçümleri, uçucu organik bileşenler ölçümü yaptırıldığını, sınır değerlerin aşılmadığını tespit edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle;"... ... 2. Üst Kurul raporunda tespit edildiği üzere davacının ... Akciğer Hastalığının mesleki hastalık olmadığı, sol rotator cuff yırtığının orta ve ileri yaşlarda kendiliğinden de ortaya çıkabileceği, dava konusu kaza arasında illiyet kurulamadığı hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği, davacının söz konusu hastalıklarının meslek hastalığı olarak tespit edilmemiş olması karşısında bu hastalıklar yönünden tazminata hükmedilemeyeceği anlaşılmıştır. Dava dilekçesinde de davacının hastalıkları akciğer interstisyum, sol omuzunda yırtık, belinde fıtık ve boynundada disk tespit edildiği şeklinde açıklanmış, lateral epikondilit (bilateral) hastalığına ilişkin açıklamada bulunulmamıştır. Birbirleri ile uyumlu ... 3. İhtisas Kurulu ile ... 2. Üst Kurul raporlarında ... epikondilit meslek hastalığı başlangıç tarihleri dava tarihinden sonra olmakla, dava tarihinde kişide henüz mevcut olmayan bir hastalığa ilişkin davalıdan talepte bulunulmasının mümkün olmadığı, yine davacıda mevcut olan ... Akciğer Hastalığının ve sol rotator cuff yırtığının mesleki hastalık olmadığı anlaşıldığından davacı tarafça açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiği... Davacı vekilinin mevcut dosya kapsamına göre dava dilekçesinde manevi tazminat isteminde bulunmadığı, yargılama aşamasında 04.09.2023 tarihli ıslah dilekçesi ile 300.000,00 TL'lik manevi tazminat isteminde bulunduğu, dosya kapsamında yapılan Uyap sorgulamasında davacı vekili tarafından dosyaya peşin harç ve başvurma harcının yatırıldığının anlaşıldığı, bu itibarla ıslah dilekçesi ile birlikte manevi tazminata ilişkin harçların yatırıldığı da gözetildiğinde manevi tazminata yönelik istemin yeni bir dava niteliğinde olduğunun kabulü cihetine gidilerek ıslah dilekçesindeki manevi tazminat isteminin bu haliyle birleştirme istemli bir ek dava niteliğinde olduğu dikkate alınıp, bu doğrultuda davacının ıslahen yaptığı manevi tazminat isteminin de karara bağlanması gerektiği kanaatine... "gerekçesiyle; "A-Maddi tazminat yönünden açılan davanın reddine;
B-Manevi Tazminat Yönünden Açılan Davanın Kısmen Kabulü ile 100.000,00 TL manevi tazminatın 21.03.2016 tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, " şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf sebepleri olarak dosyada mübrez tüm raporlar ışığında müvekkilin tutulmuş olduğu meslek hastalığı neticesinde %27 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği açık olup yanlış takdir ve değerlendirme sonucu eksik ve yersiz gerekçe ile maddi tazminat talebimizin tümden reddi hatalı olduğunu, ayrıca hatalı olarak aleyhimize yüksek miktarda vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesi kabul edilemeyeceğini, tümüyle reddine karar verilen maddi tazminat davamız bakımından hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (AAÜT) 13'üncü maddesinin 4. fıkrası uyarınca vekille temsil edilen davalı şirket lehine tek maktu vekâlet ücretine karar verilmesi gerekirken nispi vekâlet ücretine hükmolunması hatalı olduğunu,
Davacı müvekkil meslek hastalığı teşhisi konan ... Epikondilit arızası nedeniyle %27 malul kaldığını, meslekte kazanma gücünü kaybettiğini, uzun, acılı ve ağrılı bir tedavi süreci de geçiren müvekkil mesleğini layık-i veçhile yapamaz hale geldiğini, ayrıca performans ve efor düşüklüğü, zanaatindeki el becerisi kaybı nedeni ile de her işte çalışamadığını, bilgi ve tecrübesinin, iş becerisinin karşılığı olan maaşı alamadığını, müvekkilin malul kalması neticesinde çalışma hayatında maruz kaldığı/kalacağı güçlüklerin, yaşadığı telafisi güç psikolojik rahatsızlıkların gelecek, iş bulma ve ailesini geçindirememe kaygısı ile oluşan manevi tahribatın, çektiği fiziki acıların tamamen giderilmesinin imkânsızlığı tartışmasız iken bir nebze de olsa bu manevi tahribatın, elem ve acının etkisinin giderimi için Borçlar Kanunu madde 56 uyarınca açmış olduğumuz manevi tazminat davamızda talebimizin salt 100.000,00 TL'lik kısmının kabulü, 200.000,00 TL'lik kısmının ise reddinin hatalı olduğunu, davacı müvekkilin tutulduğu meslek hastalığı teşhisi konan ... Epikondilit arızası nedeniyle %27 malul kaldığı, meslekte kazanma gücünü kaybettiği ve davalı şirketin müvekkilin iş bu davaya konu meslek hastalığına tutulmasında %100 kusurlu olduğu, davacı müvekkilin kusuru bulunmadığı hususları da gözetildiğinde davacı müvekkil lehine hükmolunan manevi tazminat miktarının az olduğunun anlaşıldığını ve manevi tazminat talebimizin tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili istinaf sebepleri olarak davacının davasını ıslahla, asıl davaya konu etmediği manevi tazminat yönünden talepte bulunmasının usulen mümkün olmadığını, buna rağmen manevi tazminat talebinin kısmen kabulüyle kurulmuş olan hükmün usule açıkça aykırı olduğunu, davacının dava dilekçesinde manevi tazminat taleplerini saklı tutarak yalnız maddi tazminat talebinde bulunduğunu, bu durumda manevi tazminat talep edilebilmesi için yapılması gerekenin davacı tarafından manevi tazminat talepli yeni bir dava açılması ve gerekirse birleştirme talep etmek olduğunu, oysa davacı, ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde yer almadığı halde yeni bir talep ekleyerek manevi tazminat talebinde bulunduğunu, reddi gerektiğini,
Davacının manevi tazminat talebini dayandırdığı 29.08.2014 tarihli sağlık raporunda yer alan hastalıkların meslek hastalığı olarak kabul edilmediğini, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı dava dilekçesiyle ve manevi tazminat talep ettiği 04.09.2023 tarihli talep arttırma dilekçesinde tazminat taleplerini dayandırdığı 29.08.2014 tarihli sağlık raporuyla tespit edilmiş hastalıkların adli tıp ihtisas dairesinin 25.02.2021 tarihli mütaalasında meslek hastalığı olarak kabul edilmediğini, davacının ispatlanamayan davasının reddine karar verilmesi gerekirken manevi tazminat talebinin kabulü yönünden hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
Davacının dava tarihinden sonra tespit edilen meslek hastalığının başlangıç tarihinin 21.03.2016 olduğunun tespit edildiğini, iş akdinin feshinden çok sonra ortaya çıkan hastalık nedeniyle müvekkil şirketin sorumlu olmayacağı dikkate alınmadan manevi tazminat davasının kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, ... raporunda belirtildiği üzere davacıda tespit edilen meslek hastalığı olan ... epikondilit hastalığının fesih tarihinden 1,5 yıl sonra ortaya çıktığını, davacı, müvekkil şirketten ayrıldıktan sonra yaptığı ev işleri neticesinde anılan hastalığın ortaya çıkmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğunu, ama kesin olan noktanın davacının müvekkil şirkette yalnızca 3 yıl çalıştığını ve şirketten ayrıldıktan yaklaşık 1,5 yıl sonra dava konusu hastalığın başladığını, hastalık başladığında davacının 47 yaşında olduğunu, davacının 47 yıllık ömründe yalnızca 3 yıl müvekkil şirkette çalıştığını, müvekkil şirketten ayrıldıktan sonra ise 1,5 yıl sonra hastalık başladığını, buna rağmen alınan bilirkişi raporlarında, davacının işten ayrılış tarihi ile meslek hastalığının başladığı tarihler arasındaki sürenin dikkate alınmadığını, bu hususta raporlarda herhangi bir bilgiye yer verilmediğini ve sadece meslek hastalığı listesinde yer alıyor olmasından dolayı eksik değerlendirme yapılarak sonuca ulaşıldığını, davacı dilekçesinde, meslek hastalığı olarak kabul edilen ... epikondilit nedeniyle meslekte kazanma gücünün %27 oranında azaldığı iddiasıyla manevi tazminat talebinde bulunmuşsa da, müvekkil şirket tarafından iş akdinin sona erdirildiği tarih ile meslek hastalığının başlangıç tarihi arasında yaklaşık 1,5 yıl kadar uzun bir sürenin olduğu gözetildiğinde davacının uğradığı zarardan müvekkil şirket sorumlu tutulamayacağını, davacının manevi tazminat talebinin bu yönden de reddi gerektiğini, davacı müvekkil şirkette yalnız 3 yıl çalışmış olup davacının müvekkil işyerinde yaptığı iş değerlendirilmeden hastalık ile müvekkil şirket arasındaki illiyet bağının tespitinin mümkün olmadığını, tüm bilirkişi raporlarına bu yönden yaptıkları itirazlara rağmen bu yönde bir araştırma yapılmadan eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğini, eksik inceleme ile kurulan hükmün kaldırılarak, meslek hastalığının, davacının müvekkil şirkette yaptığı iş neticesinde meydana gelip gelmediği yönünde bir değerlendirme yapılması ve eksiklikliklerin giderilmesi gerektiğini belirterek; yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili ek istinaf dilekçesinde; hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle ;"...Yerel mahkemece "...dava dilekçesinde de davacının hastalıkları akciğer interstisyum, sol omuzunda yırtık, belinde fıtık ve boynundada disk tespit edildiği şeklinde açıklanmış, lateral epikondilit (bilateral) hastalığına ilişkin açıklamada bulunulmamıştır. Birbirleri ile uyumlu ... 3. İhtisas Kurulu ile ... 2. Üst Kurul raporlarında ... epikondilit meslek hastalığı başlangıç tarihleri dava tarihinden sonra olmakla, dava tarihinde kişide henüz mevcut olmayan bir hastalığa ilişkin davalıdan talepte bulunulmasının mümkün olmadığı, yine davacıda mevcut olan ... Akciğer Hastalığının ve sol rotator cuff yırtığının mesleki hastalık olmadığı anlaşıldığından davacı tarafça açılan davanın reddine karar verilerek hüküm kurulmuştur. " şeklindeki gerekçe ile maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Maddi tazminat talepli açılan dava tarihi itibariyle davacı da meslek hastalığı bulunmamaktadır. Davacının dava dilekçesi incelendiğinde davacının kendisine akciğer interstisyum teşhisi konulduğunu, sol omuzunda yırtık tespit edildiğini, belinde fıtık ve boynundada disk tespit edildiğini belirterek tedavisinin ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde devam ettiğini belirttiği, delil olarak da ... Meslek Hastalıkları Hastanesinin 29.08.2014 tarihli raporuna dayandığı anlaşılmaktadır. ... Meslek Hastalıkları Hastanesinin 29.08.2014 tarihli raporu Adli Tıp Raporlarında irdelenmiş ve meslek hastalığının başlangıç tarihi 21.03.2016 olarak belirlenmiştir. Her dava davanın açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirilmelidir. Davanın açıldığı tarih itibariyle davacıda meslek hastalığı bulunmamaktadır. Bu nedenle maddi tazminat talebinin reddinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Davacı davasını 20.10.2014 tarihinde açmış, 04.09.2023 tarihinde bedel arttırım talebinde bulunmuş, manevi tazminat yönünden başvuru harcını yatırarak ek dava talebinde bulunmuştur. Meslek hastalığının başlangıç tarihi Adli Tıp raporlarına göre 21.03.2016'dır. Ek dava ile manevi tazminat talebinde bulunulmasına bir engel bulunmamaktadır. Somut olayda dosya kapsamında ilgili hastalığın davalı iş yeri çalışmasından kaynaklı olup olmadığına dair düzenlenen bilirkişi raporlarında daha önce davacının çalıştığı işyerleri ve süreleri, yapılan işler değerlendirilmiş ve daha önce davacının çalıştığı işyerlerinin ilgili hastalığa sebebiyet vermediği belirtilmiştir. Yine davacının davalı işyerinde yaptığı çalışmalar nedeniyle meslek hastalığına yakalandığı, davalı işyerindeki çalışması ile meslek hastalığı arasındaki illiyet bağı bulunduğu belirtilmiş ve davalı işveren kusurlu bulunmuştur. Bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmaktadır..." gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55, 74, ve 417. maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri
3. Değerlendirme
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Dosya kapsamından; davacı vekilince dava dilekçesinde davalı işveren bünyesinde müvekkilinin ... Enjeksiyon Döküm San. ve Tic. A. Ş. 2011 yıl mart ayında dan 30.09.2014 tarihine kadar çalıştığını, işe girdi 2011 yılında ikinci katta çalıştığını, burada iki yıla yakın devam ettiğini, burada onu malzemelerin çapaklarını alma işiyle uğraştığını, sonra davalı iş yerinin müvekkilini, zemin kata gönderildiğini, kendisine küçük alüminyum parçaların silme ve temizleme işi verildiğini, 2013 yılında müvekkilinin tekrar ikinci kat aynı bölüme aldığını hafta sonları iade olan malları tinerle silme işi verildiğini, iş yeri ekimine müvekkilinin durumundan şüphelenerek tomografi isteğini hastaneye sevk ettiğini, müvekkiline akciğer intersitisyel teşhisi konulduğunu, sol omuzunda da yırtık tespit edildiğini, belinde fıtık ve boyunda da disk tespit edildiğinin iddia edildiği, ... 3.İhtisas ve ... 2.Üst Kurullarından aldırılan raporlarda davacı tarafça iddia edilen kişide mevcut olan ... Akciğer Hatalığının mesleki hastalık olmadığı, kişide sol rotator cuff yırtığı mevcut olduğu, kişinin yaptığı işin ve çalışma şeklinin dava konusu yaralanmasının rotator cuff yırtığı hastalığı açısından etkisinin olabileceği ancak bu hastalığın orta ve ileri yaşlarda kendiliğinden de ortaya çıkabileceği, olay tarihinde çekilmiş herhangi bir MR görüntülemesi de mevcut olmadığı dikkate alındığında kişide mevcut olan rotator cuff yırtığı arızası ile dava konusu kaza arasında illiyet kurulamadığı hastalığının mesleki olup olmadığının belirlenemediği, Kişide mevcut olan ... epikondilit arızasının mesleki hastalık olduğu, mesleki hastalığı nedeniyle % 27 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kaldığı ve meslek hastalığının başlangıç tarihinin 21.03.2016 tarihi olduğunun belirtildiği, Mahkemece kusur oran ve aidiyetinin tespitine yönelik 16.12.2022 tarihli kusur raporu aldırıldığı, anılan raporda davacının montaj işini yaptığı bölümde çalıştığı sırada tekrarlayan el ve kol hareketleri nedeniyle bahsi geçen ... epikondilit hastalığına yol açtığı davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, maddi zararın tespitine yönelik 15.08.2023 tarihli hesap raporu ile davacının % 27 oranındaki sürekli iş göremezlik oranı ile davalı işverenin %100 oranındaki kusuruna göre zararın 914.065,95 TL hesaplandığı, davacı vekilince anılan miktar üzerinden talebini arttırdığı, İlk Derece Mahkemesince maddi tazminat talebinin ... raporuna göre meslek hastalığının başlangıç tarihinin 21.03.2016 tarihi olarak belirlenmesine göre davanın açıldığı tarih olan 24.10.2014 tarihinde davacıda mevcut meslek hastalığından bahsedilemeyeceğinden ve davacının bahsi geçen meslek hastalığına dair dava dilekçesinde beyanı bulunmadığından maddi tazminat talebi yönünden davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda, davacıya ait Meslek Hastalıkları Hastanesince düzenlenen raporların incelenmesi neticesinde 29.08.2014 tarihli ... Meslek Hastalıkları Hastahanesi'nin 1794 numaralı raporunda muayene bölümünde "dış epikondilde hassasiyet" teşhisinin yapıldığı, bu hastalığın lateral epikondilitin en önemli klinik belirtisi olduğunun dosya kapsamından anlaşılmasına göre Mahkemece davacıda dava tarihinde mevcut olmayan hastalıktan bahisle davanın reddi hatalı olmuştur. Ayrıca Mahkemece dava dilekçesinde literal epikondiliteden bahsedilmediği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddi gerektiği belirtilmiş ise de davacıdan kişide mevcut mesleki rahatsızlıkların tıbbi olarak nitelendirmesini yapmasının beklenmesi bu hususun ayrı bir uzmanlık gerektirmesi karşısında yine hatalıdır . Ayrıca Mahkemece kusur oran ve aidiyetinin tespitinde bilirkişi heyet raporları aldırılmış ise de hükme esas alınan 16.12.2022 tarihli kusur raporunda heyette meslek hastalığının niteliğine göre uzman doktor bilirkişisinin yer almadığı görülmekle bu husus da hatalıdır . Son olarak kabule göre de maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesine rağmen maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
Mahkemece yapılacak iş maddi tazminat talebi yönünden işin esasına girilmek suretiyle karar vermekten ibarettir .
Bu noktada ise uygun heyetin oluşturulmasından sonra kusur oranının tespitinde taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunacağı anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de: “tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait işyerindeki çalışmasının 30 Mart 2011 tarihinde başladığı ve bu işyerindeki çalışmasından önce davacının davalı işyeri haricinde de başka işyerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 30.03.2011 tarihinden önce davalı şirkete ait işyeri haricinde çalışmalarının geçtiği işyerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu işyerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlemek, bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği işyerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu işyerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden Kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin işyerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde işyerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından işyerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı (kişide meydana gelen meslek hastalığına göre alanında uzman doktor) ve işyeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki işyeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir işyeri yönünden, işyerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, işyeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, bozma sebebine göre bu aşamada taraf vekillerinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Taraf vekilleri temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
27.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2024/1536 E., 2025/1956 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir.
10. Hukuk Dairesi 2024/1536 E. , 2025/1956 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/957 E., 2022/931 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 17. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/132 E., 2021/474 K.
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ... A.Ş.'ye nezdinde çalışmakta iken "pnömokonyoz ve slikozis" meslek hastalığına tutularak, sürekli iş göremezliğe maruz kaldığını, müvekkilinin hastalığının kumlu ve tozlu ortamlarda çalıştırılmasından kaynaklandığını, müvekkilinin 05.09.1974 doğumlu ve genç yaşında olduğunu, işverenin kusurlu ve ihmali eylemleri sonucunda meslek hastalığına tutulup, beden sağlığını kaybetmek suretiyle sürekli iş göremez duruma düştüğünü, Katlanmak zorunda kaldığı rahatsızlığının ve sürekli iş göremez durumda olmasının dışında, manen de ızdırap duyduğunu, davalının kusurlu eylemleri ile meydana gelen meslek hastalığı sonucunda genç yaşında malûl kalan müvekkilinin uğradığı manevi acı, duyduğu ızdırap nedeniyle, ayrıca 125.000 TL manevi tazminatın da davalıdan tahsilini istediklerini, davalı işverenin, söz konusu meslek hastalığının oluşmaması için işçi sağlığı ve iş güvenliği ile ilgili araçları bulundurmadığını, diğer gerekli iş güvenliği önlemlerini de almadığını, yerleşik içtihatlar gereğince, tazminat hesabına esas alınacak ücret belirlenirken, davacının (yol, yemek ve sair sosyal yardımların da eklenmesi suretiyle tespit edilecek) giydirilmiş ücretinin ve diğer tüm gelirlerinin asgari ücrete olan fazlalığının da dikkate alınması gerektiğini, müvekkiline meslek hastalığı sigortasından sürekli iş göremezlik geliri bağlandığını beyanla; özellikle bakiye maddi tazminat alacağı olmak üzere, tüm alacak kalemleri ile ilgili, istem ve dava gibi fazlaya ilişkin her türlü hakkın saklı kalması kaydıyla, şimdilik 10.000 TL maddi tazminat ile 125.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 19.04.2021 harç tarihli ıslah dilekçesi ile taleplerini artırdığı görülmüştür.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin iş güvenliği ile ilgili riskleri için işveren mali sorumluluk sigortası yaptırdığını, 2014 yılında sigorta şirketleri tarafından 0001-06467321 poliçe numaralı Koasüranslı (birden çok sigorta eden) poliçe yaptırılmış olduğundan davanın sigorta şirketlerine ihbarını talep ettiklerini, müvekkili şirketin davacının işe giriş tarihinden itibaren davacıya sürekli olarak iş güvenliği eğitimleri verdiğini ve kişisel koruyucu donanımlarını teslim ettiğini, müvekkili şirketin işçi sağlık ve güvenliğine son derece önem verdiğini, bu husustaki yasa ve yönetmeliklere istisnasız uyduğunu, bu tavrını alt işveren ve çalışanlarına da tavizsiz uygulattığını, imza karşılığı ile her çalışana verildiği gibi, davacıya da görevi ile ilgili Çalışma Düzeni İş Sağlığı ve Güvenliği İş Yönetmeliği Kitapçığı ile kişisel koruyucu donanım malzemelerinin (iş güvenliği ayakkabıları, baret, toz maskesi, kulak tıkacı, koruyucu gözlük, eldiven vs. gibi malzemeler) imza karşılığı verildiğini, yine davacıya İş ve İşçi Sağlığı ve Güvenliği ile ilgili gereken eğitimlerin de verildiğini, tüm bu hususların dosyaya sunulan iş yeri özlük dosyasında yer aldığını, müvekkili şirket şirket tarafından eğitimler verilmiş ve ekipmanlar sağlanmış olmasına rağmen, davacının kendi inisiyatifi ile görev tanımında olmayan bir işlemi yapmak isterken iş kazası geçirdiğini, bu nedenle davacının maddi tazminat talebini kabul etmediklerini, manevi tazminatın amacının ise çekilen acıyı dindirmek, yaşama arzusunu tazelemek ve manevi dengeyi yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle manevi tazminatın amacının özendirme ve zenginleştirme olmadığını, davacının tazminat talebinin fahiş miktarda olduğunu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile uyumlu olmadığını, davacının iş kazası sonrasında müvekkil şirkette çalışmaya devam ettiğini, müvekkili şirketin tüm önlemleri aldığını, davacının kendi kusuru ile kaza geçirdikten sonra da çalışmasına devam etmesi konusunda gereken tüm desteği verdiğini, bu nedenle davacının manevi tazminat taleplerini de kabul etmediklerini beyanla; davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, meslek hastalığının meydana gelmesinde davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğu, davacının meslek hastalığı nedeniyle % 10.1 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği kabulünden hareketle;
Davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile
1-Davacının maddi tazminat isteminin kabulü ile 117.447,87 TL maddi tazminatın, olay tarihi olan 03.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine,
2-Davacının manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 50.000,00 TL manevi tazminatın, olay tarihi olan 03.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur raporunun hatalı olduğu, davacıya imza karşılığı gerekli ekipmanların verildiğini, gerekli eğitimlerin verildiğini, davalı şirketin basiretli bir işveren gibi davrandığını ve çalışanlarının iş güvenliği için birçok eğitimi davacının da içinde bulunduğu tüm çalışanlara verdiğini ve iş güvenliğini arttırmak ve iş kazalarını azaltmak için elinden gelen tüm çabayı sarf ettiğini, davalı şirkete % 100 kusur atfedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinden rapor alınarak kusur durumunun belirlenmesinin gerektiğini, yapılacak hesaplamanın davacının çıplak ücreti üzerinden yapılması gerektiğini, davacının çalışarak işverenden ücret aldığı dönemler için dahi katsayı uygulayarak farazi hesaplama yapılması mümkün olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, manevi tazminat miktarının düşük olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; benimsenmiş maddi deliller ve hukuksal gerekçelere dayandığı anlaşılmakla tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile incelenen İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalının ve davacının ileri sürdüğü itirazlar yerinde bulunmamış ve taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55., 74. ve 417. maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77. maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4. maddeleri.
3. Değerlendirme
A) Taraf vekillerinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz istemi yönünden; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre İlk Derece Mahkemesince davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu 75.000,00 TL manevi tazminat talebinin reddine karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda anılan kararı ile taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde kabulüne ve reddine karar verilen tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından taraf vekillerinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
B) Taraf vekillerinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz istemi yönünden ;
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda ortaya çıkan omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler nedeni ile davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nun 162. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2. fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61. maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62. maddesinde de: “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait işyerindeki çalışmasının 17.03.1997 tarihinde başladığı ve bu iş yerindeki çalışmasından önce davacının başka işyerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
O halde, davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 17.03.1997 tarihinden önce davalı şirkete ait işyeri haricinde çalışmalarının geçtiği işyerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu işyerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek pnömokonyoz rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlenmelidir. Bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği işyerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu işyerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin işyerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde işyerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından işyerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı ve işyeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki işyeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir işyeri yönünden, işyerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, işyeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da değerlendirilmek suretiyle davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz dilekçelerinin miktardan REDDİNE ,
Davalı vekilinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz istemleri yönünden;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıdan alınmasına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/12244 E., 2024/12902 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162 nci maddesinde belirtilmiştir.
10. Hukuk Dairesi 2023/12244 E. , 2024/12902 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1620 E., 2023/1247 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 7. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/340 E., 2022/181 K.
Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... El Aletleri Dövme Çelik ve Mak. San. A.Ş.’de çalışırken meslek hastalığına yakalanmış olduğunu ve bu hususta 08.07.2014, 23.01.2015, 26.08.2015 ve 04.01.2016 tarihli 4 adet meslek hastalıkları raporu almış olduğunu, müvekkil davacının rahatsızlıklarının tamamı mesleki olmasına karşın, bazı rahatsızlıkları için mesleki değil raporu verilmekte olduğunu, kontrollere tabi tutulduğunu. maluliyeti ile ilgili ulaşılan ilk sonucun müvekkil davacının meslek hastalığı nedeni ile %14 meslekte kazanma gücünü yitirdiği yönünde olduğunu, müvekkil davacının davalı şirkette çalışırken başlayan ve halen daha devam eden kronik rahatsızlıklar nedeni ile müvekkilinin malul durumda olduğunu, müvekkil davacının sürekli tedavi gördüğünü ancak düzelemediğini, müvekkilin bu ... gelmesine nedeninin davalı şirketin çalışma şartları olduğunu, müvekkil davacının ömrü boyunca devam edecek rahatsızlıklarla mücadele etmekte olduğunu, müvekkil davacının mesleki hastalığının meslekte kazanma gücünde yarattığı etki ve maddi zararının tazmini için iş bu davanın açılma zaruretinin hasıl olduğunu belirterek 279.124,88 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ...'un 10.01.2005 tarihinden iş sözleşmesinin sona erdiği 19.09.2014 tarihine kadar müvekkil şirketin üretim bölümünde çalışmış olduğunu. Davacı müvekkil işyerinde çalışmakta iken meslek hastalığına yakalandığını iddia ederek maddi tazminat talep ettiğini, bu talebini kabul etmediklerini, davacının meslek hastalığı nedeniyle malul kaldığına ilişkin maluliyet oranlarına itiraz ettiklerini, dosyanın yüksek sağlık kuruluna ve ATK ya gönderilerek sağlık durumunun yeniden tespiti ile maluliyet oranlarının saptanmasının istenildiği, davacının müvekkil şirkette 2005 yılında çalışmaya başladığını, müvekkil şirketteki işinin davacının ilk işi olmadığını, bu nedenle davacının önceki çalıştığı iş yerlerini de kapsayacak şekilde araştırma yapılması gerektiğini, davacının iddia ettiği gibi meslek hastalığına müvekkil şirketin iş yerinde yakalanmasının söz konusu olmadığını, davacının genetik yatkınlık ve diğer sağlık sorunları nedeniyle yakalandığı hastalıkları meslek hastalığı olarak göstermeye çalışmasının iyiniyetli olmayan bir davranış olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, meslek hastalığının meydana gelmesinde davalı işverenin %100 oranında kusurlu olduğu, davacının meslek hastalığı nedeniyle %19 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği kabulünden hareketle;
"Davacının açmış olduğu maddi tazminat davasının kabulüne; 279.124,88 TL alacağın 08.07.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine;" şeklinde karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusur raporuna karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, 05.09.2018 tarihli kusur raporu dikkate alınarak davacının kusurunun bulunmadığı, müvekkil şirketin ise %100 kusurlu olduğu varsayımı üzerinden hesaplama yapıldığını, davacıya müvekkili şirkette çalıştığı süre içinde gerekli tüm iş güvenliği malzemeleri verildiğini ve kullanması için gereken denetlemeler yapıldığını, buna rağmen müvekkili şirketin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile hüküm tesisinin hatalı olduğunu, tanık beyanlarının da müvekkilinin kusuru olmadığını doğruladığını, müvekkili şirkette davacının çalıştığı tüm dönem boyunca iş sağlığı ve güvenliği risk analizleri yapıldığını, işçilere sürekli eğitimler verildiğini ve işçilerin maruz kalabilecekleri risklerin farkında olmalarının sağlandığını, davacının ise türlü bahanelerle bu eğitimlerden sık sık kaçtığını, genel anlamda işyeri kural ve prosedürlerine uymayan bir çalışan olduğunu, buna rağmen müvekkili şirketin %100 kusurlu olduğu değerlendirilerek hesaplama yapılarak hüküm tesis edilmesinin kabulünün mümkün olmadığını, dosyadan alınan 05.09.2018 tarihli kusur raporunda da, davacının yakalandığı hastalığın yaptığı işten ziyade genetik ve yaşam şartları ile ortaya çıkmış olma ihtimalinin göz önünde bulundurulduğunu ancak bu ihtimalin kusur oranlarına yansıtılmadığını, gerekçeli kararda davacının çalışma koşulları dikkate alındığında el ve kolunu zorlayıcı, sürekli tekrar eden hareketleri yaptığı, bu nedenle çalışma koşulları ile davacının hastalığı arasında illiyet bağı bulunduğu belirtilmişse de davacı işçinin daha önceki meslek hayatının hastalığın ortaya çıkmasındaki etkisi de dikkate almadığını, davacı işçinin müvekkil şirketten önce farklı iş yerlerinde de çalıştığı dikkate alınmadan hüküm tesisi hatalı olduğunu, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına uygun olarak, davacının sağlık geçmişinin ve daha önce çalıştığı işyerlerinde yaptığı iş ile çalışma hayatının hastalığa etkisi araştırılması gerektiğini, dolayısıyla, hastalığın ortaya çıkmasında davacının sağlık geçmişinin ve önceki iş hayatının da büyük önemi bulunduğunu, bu nedenle öncelikle, davacının daha önce çalıştığı işyerlerinde yaptığı iş ile çalışma hayatının hastalığına etkisi araştırılmalı ve yeni bir kusur raporu alınarak bu doğrultuda hesaplama yapılması gerekirken, tüm bunlar dikkate alınmaksızın hazırlanan hesap raporuna itibar edilerek hüküm tesis edilmesi hatalı olduğunu, kusur raporu, işletme koşulları, işin yapılış süreci, işçinin işi yapma biçimi, işçinin işveren tarafından alınmış iş sağlığı ve güvenliği önlemleri ile işyeri kural ve prosedürlerine uyup uymadığı, özel yaşantısındaki alışkanlıkları, sağlık geçmişi ve önceki çalışma hayatı dikkate alınmadan, yalnızca davacı tanıklarının beyanları dikkate alınarak hazırlanmış olup, bu doğrultuda alınan kusur raporu doğrultusunda yapılan hesabın ve bu doğrultuda tesis edilen hükmün hakkaniyetli olmayacağını, müvekkili şirkette iş sağlığı ve güvenliği risk analizleri yapılmış, işçilere sürekli eğitimler verildiğini ve işçilerin maruz kalabilecekleri risklerin farkındalığı sağlandığını, buna rağmen müvekkili şirkete %100 kusur atfedilmesi ve bu doğrultuda hüküm tesis edilmesi hatalı olduğunu, müvekkil şirkete atfedilen kusur ve bu kusura dayanılarak yapılan tazminat hesabının ve bu doğrultuda verilen kararın kabulü mümkün olmadığını belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "... Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 06.07.2020 tarih 10693 sayılı raporunda davacının omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler ile karakterize mesleki hastalık olduğu, meslekte kazanma gücü kaybı oranının %19, meslek hastalığının başlangıç tarihinin 08.07.2014 olarak rapor edildiği; Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun16.12.2021 tarih 2007 sayılı raporunda tenosinovit tablosunun meslek hastalığı olduğu, meslekte kazanma gücü kaybı oranının %19, meslek hastalığının başlangıç tarihinin 08.07.2014 olarak rapor edildiği anlaşılmıştır. Mahkemece davacının maluliyet oranı %19 olarak kabul edilmiş olup, davalı tarafın maluliyet oranına itirazı bulunmamaktadır. Davalı vekili meslek hastalığının oluşmasında davalı işverenin kusurlu olmadığını ileri sürmüştür. İlk Derece Mahkemesi tarafından, meslek hastalığının oluşumunda davalı işverenin kusurunun olup olmadığı, varsa oranın belirlenmesi yönünden yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda aralarında ortopedi ve travmatoloji uzmanının da bulunduğu üçlü bilirkişi heyetinden aldırılan 05.09.2018 tarihli kusur raporunda; davalı işverenin %100 kusurunun hastalığın oluşumunda etken olduğu tespit edilmiştir. Yine 06.12.2016 tarihli SGK teftiş raporunda da davacının tutulduğu meslek hastalığının oluşumunda davalı şirketin %100, davacının kusursuz olduğunun rapor edildiği, SGK teftiş raporu ile Mahkemece aldırılan kusur raporunun birbiriyle uyumlu olduğu anlaşılmıştır. İstinafa başvuran davalının istinaf sebeplerine göre dairemizce yapılan incelemede, iş güvenliği uzmanı ve doktor bilirkişi tarafından düzenlenen, davalının alması gereken işgüvenliği tedbirlerindeki ihmaliyle, meslek hastalığının meydana gelmesinde %100 oranında kusurlu olduğunun belirlendiği kusur raporunun gerekçeli, açıklayıcı, olaya ve dosya kapsamına uygun olduğundan hükme ve hesaplamaya esas kabul edilmesinde ve hükmedilen maddi tazminatta bir isabetsizlik bulunmadığı..." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 inci, 74 üncü ve 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi, 4857 sayılı İş Kanun'un 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'un 4 üncü maddeleri, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava niteliği itibariyle sigortalının meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle SGK tarafından karşılanmayan maddi zararın giderilmesi istemine ilişkindir.
Taraflar arasında farklı dönemlerde ayrı iş yerlerinde çalışan davacı sigortalıda ortaya çıkan omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler nedeni ile davalı işveren ile dava harici işverenlerin sorumluluklarının kusurları oranında mı; yoksa müşterek ve müteselsilen mi olduğu noktasında da uyuşmazlık bulunduğu anlaşılmaktadır.
Bu konuda, öncelikle maluliyet tespit tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun teselsülü düzenleyen hükümlerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır:
Bilindiği üzere, müteselsil borçluluk, alacaklının, borcun tamamının ifasını birden çok borçludan ve dilediğinden isteyebildiği, borcun tamamı ifa edilinceye kadar borçluların hepsinin sorumlu olduğu bir borç ilişkisidir.
Müteselsil borçluluğun kaynağı TBK’nın 162 nci maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, “Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar. Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.” Madde hükmünden anlaşıldığı gibi, müteselsil borçluluk, ya bir hukuki işlemden ya da kanundan doğmaktadır. Maddenin 2 nci fıkrasında yer verilen kanuni teselsül, müteselsil borçluluğun doğrudan doğruya bir kanun hükmüne dayandığı, bizzat kanun koyucunun öngördüğü borçluluk halidir.
Haksız fiil halinde müteselsil sorumluluk hali ise aynı Kanun’un 61 inci maddesinde aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” Aynı Kanun’un 62 nci maddesinde de: “Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur. Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.
Bu durumda; birden çok kişi, gerek haksız eylem, gerek sözleşme ve gerekse kanun kuralı gibi sebeplerden ve aynı zarar için zarara uğrayana karşı sorumlu iseler, bunlar arasında, bir zarara ortaklaşa sebep olanlar hakkındaki dönmeye (rücu) ilişkin kurallar uygulanır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, SGK hizmet döküm cetveline göre sigortalının davalı şirkete ait işyerindeki çalışmasının 10.01.2005 tarihinde başladığı ve bu işyerindeki çalışmasının en son 19.09.2014 tarihinde sonlandığının bildirildiği, davacının davalı işyeri haricinde de başka işyerlerinden bildirimlerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
O halde davacının davalıya ait iş yerinde çalışmaya başladığı tarih olan 10.01.2005 tarihinden önce davalı şirkete ait işyeri haricinde çalışmalarının geçtiği işyerleri de tespit edilip, buradan yapılan bildirim süreleri ve söz konusu işyerlerinde yapılan işlerin niteliği gözetilerek davaya konu omuz ve kolunda çalışmasını zorlaştıran tonosinovitler rahatsızlıkları üzerinde çalışmasının etkisi olup olmadığı belirlenmelidir. Bu kapsamda yapılacak inceleme için öncelikle çalışmalarının geçtiği işyerlerinde yapılan çalışmayla ilgili olarak gerek sigortalının gerekse de bu işyerinde çalışan diğer sigortalılar yönünden meslek hastalığı yönünden kurum tahkikat raporlarının varlığı araştırılıp, düzenlenmiş raporların varlığı halinde dosya kapsamına dahil edildikten sonra, davalı ve dava harici işverenlerin işyerinde gerçekleşen çalışma esnasında meslek hastalığının gerçekleşmesini önlemek için ne tür önlemler aldıkları ibraz edilecek delillerle tespit edilmeli ve (gereği halinde işyerlerinde yapılan işin niteliğinin tespiti ile çalışmanın meslek hastalıkları üzerinde etkisinin tespiti açısından işyerlerinde keşif icra edilmesi) iş yerlerinde hizmetlerin geçtiği döneme ilişkin gösterilecek tanıkların da dinlenerek çalışma şartları ve maruziyetler yönünden bilgi edinilmesi toplanacak bütün bu delillerle beraber ikmal edilecek dosyanın A sınıf iş güvenliği uzmanı ve meslek hastalıkları uzmanı ve işyeri hekimi bilirkişilerden oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, bilirkişi heyetinden çalışmaların geçtiği dönemdeki işyeri koşullarına, o tarihte alınmış olan önlemlere göre her bir işyeri yönünden, işyerlerinin meslek hastalığı üzerindeki etkisi yönlerinden araştırma yaptırılarak, işyeri çalışma koşulların meslek hastalıklarının gelişmesi üzerinde olumsuz etkilerin varlığı halinde, çalışmanın geçtiği tarihte yürürlükte bulunan iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı hükümleri ile işçinin çalışması nedeniyle maruziyet süreleri de gözetilerek her bir işveren nezdinde yapılan çalışma nedeniyle işverenlerin kusur oranlarını ayrı ayrı tespit ettirmek, öte yandan yukarıda açıklanan teselsül sorumluluk hükümleri ve davacının dava dilekçesindeki isteminin mahiyeti de gözetilerek her bir işverenin kendi kusurundan ayrı ayrı sorumlu olacağı hususu gözetilerek, davalı işverenin tespit edilecek kusuru oranında dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirilip taraflar lehine oluşan usuli kazanılmış haklar da değerlendirilmek suretiyle davalı işverenin tazminat alacaklarından sorumluluğu hakkında bir karar vermek ile devamla Mahkemece yukarıda açıklanan araştırmanın yapılması sonucu davalı işveren nezdinde geçen çalışma öncesi iş yerlerinin ve işin niteliğinin davacıda ortaya çıkan meslek hastalığına etkisinin bulunmadığı anlaşıldığı takdirde ise dosya içerisinde yer alan ve hükme esas alınan 05.09.2018 tarihli davalı işverenin %100 kusurlu olduğu yönündeki heyet bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun görülmüş olup bu kez anılan rapor doğrultusunda karar vermekten ibarettir.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın özellikle delillerin takdirinde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, bozma sebebine göre bu aşamada davalı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR:
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.12.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre, birden çok borçlunun alacaklıya karşı aynı edimin tamamından sorumlu olduğu müteselsil borçluluğun dış ilişkideki hükümlerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?
I. Müteselsil borçluluk, kanunda açıkça öngörülen hâller dışında, borçluların her birinin alacaklıya karşı borcun tamamından sorumlu olmayı ayrı ayrı ve geçerli bir şekil şartına tabi olarak kabul ettiğini bildirmesiyle doğar.
II. Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını talep ederken borçlular arasında belirli bir sıra takip etmekle yükümlü olmayıp, dilediği borçluya veya tümüne karşı birlikte talepte bulunma konusunda seçim hakkına sahiptir.
III. Borçlulardan birinin alacaklıya yaptığı kısmi ifa, bu ifa tutarı oranında diğer borçluları da alacaklıya karşı borçtan kurtarır.
IV. Müteselsil borçlulardan her biri, alacaklı tarafından ifa talebiyle karşılaştığında, hem borcun ortak sebebinden doğan def’ileri hem de diğer müteselsil borçluların alacaklı ile arasındaki kişisel ilişkiden kaynaklanan def’ileri ileri sürebilir.
A) I ve II
B) I ve IV
C) II ve III
D) II ve IV
E) III ve IV
Bu maddeyle ilgili 5 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.