Türk Borçlar Kanunu 169. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 169- Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği durumlarda doğar.
Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.
Alacaklılardan birinin icraya veya mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği birine ifada bulunabilir.
Aksi kararlaştırılmadıkça veya alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, alacaklılardan her birinin edim üzerindeki hakları eşittir.
Kendisine düşen paydan fazlasını elde eden alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle yükümlüdür.
İKİNCİ AYIRIM
Koşullar
A. Geciktirici koşul
I. Genel olarak
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2015/13109 E., 2016/6939 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
(TBKmd.169) gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadır.
3. Hukuk Dairesi 2015/13109 E. , 2016/6939 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı vekili dilekçesinde;davacı ve davalının birlikte yaşadıkları süre içerisinde 2011 yılında davacının annesinin vefatı sonrasında annesi üzerine kayıtlı olan taşınmazı satarak bu taşınmazın bedelini davalı ile ortak bir banka hesabına yatırdıklarını,davalının davacı ile ayrılması sonrasında söz konusu bu banka hesabındaki tüm parayı çekerek kendi adına açtırdığı bir banka hesabına yatırdığını belirterek,bu nedenlerle davacıya ait olan ve davalı tarafça çekilip kendi hesabına yatırılan mevduatın fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL'lik kısmının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemece;davalı adına bir hesabın bulunduğunun ortaya çıkması halinde dahi bu hesabın hangi parayla oluşturulmuş olabileceği hususunda bir bilgi ve delil sunulmadığından bu hususun araştırılmadığı,yine davacı vekilinin bildirdiği bankaya yazılan yazı cevabında da davalı adına kayıtlı herhangi bir hesabın bulunmadığının bildirildiği ve davacı tarafça başka delil de ibraz edilmediğinden davacının davasını ispat edemediği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verilmiş,hüküm süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Bankacılıkta birden fazla kişi birlikte hesap açtırır ve her biri tek başına hesaptan para çekme yetkisine sahip olursa, bu hesaba teselsüllü ortak hesap (müşterek hesap) denir ve BK.nun 148.maddesi gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumunda olur. Banka, ortak hesap sahiplerinden birine ödemede bulunma ile, diğer hesap sahibine de ödemede bulunmuş sayılır. Uygulamada hesap cüzdanına ve hesap kartonuna hesabın teselsüllü olduğu yolunda kayıt yazılması yeterli görülmektedir. BK.nun 148. maddesi
(TBKmd.169) gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadır. Müşterek hesapların diğer bir türü de, hesap sahiplerinin müşterek imza ile para çekmeye yetkili oldukları hesaplardır. Böyle bir hesap tarzında alacaklılar tasarruf yetkilerini sınırlamış olurlar. Müşterek hesap, bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hesap açtıranlar, hesaptaki paradan tasarruf yetkisini birlikte veya münferiden kullanılacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise, bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir(Prof.Dr. Seza Reisoğlu, Bankalar Kanunu Şerhi, ..., 2002, sh 384-386 ve Prof.Dr. Ünal Tekinalp, Banka Hukukunun Esasları, ..., 1988, sh.330-331).
I-Birden fazla kimsenin bankada açtırdıkları ortak hesap, sözleşmeye dayanan müteselsil alacaklılık tipini oluşturur.
Ortak hesaptaki hesap üzerinde hak sahibi birden fazla kimse gözükür. Bu durumda banka tıpkı bireysel hesapta olduğu gibi aynı edimi hesap alacaklılarına karşı borçlanır.
Hesap türünün belirlenmesinde temel ölçüt bankaya ödeme yapan kişinin iradesidir. Ancak ödeme yapan kişinin iç iradesi yerine banka tarafından anlaşılabilir olan ya da görülebilir iradesi önemlidir (Bkz.Faruk Acar, Türk-İsviçre Medeni Hukukunda Alacaklılar Arası Teselsül-doktora tezi-Ank.2003, sh.168, dip not: 68 ve ora da anılan : Canarıs ve Wagner).
Bilimsel öğretide ortak hesap kavramı adı altında hem “tek imzalı (teselsüllü) ortak hesap hem de “birlikte imzalı ortak hesap” türü anlaşılmaktadır. Ortak hesap türü ayırımını sağlayan tek ölçüt, banka nezdindeki hesap üzerinde birlikte alacaklıların tasarruf yetkilerinin şeklidir. İlkinde her bir mudi banka hesabı üzerinde diğerlerinin katılımı olmaksızın tasarruf edebilmektedir. Buna karşın birlikte imzalı ortak hesapta her bir mudi tek başına hesap üzerinde tasarruf edemez, banka ancak bütün mudilere birlikte ödeme yaparsa borcundan kurtulmuş olur (Bu konuda özlü bilgi için bkz. Tekinalp, Ünal: Banka Hukukunun Esasları, İst.1988, sh.328 vd.)
II- Müşterek hesabı açan ve müşterek mevduatın konusu olan parayı yatıran hesap sahibinin sözleşmeyi imzalaması ile sözleşmenin banka ile diğer hesap sahipleri arasında kurulmuş olduğunun kabulü gerekir. Diğer müşterek hesap sahiplerinin imzalarının sözleşmede bulunmaması sonucu etkilemez. Bunun aksi, sözleşmenin kuruluşunun imzaları eksik olan diğer hak sahiplerinin imzalarının tamamlanmasına bağlı tutulduğuna dair sözleşmede bir hükmün yer almış olmasına bağlıdır. Matbu sözleşme metninde böyle bir kayıt olmamasına, matbu sözleşme metninin banka yetkilileri ve müşterek hesabı açtıran ve mevduatı bankaya yatıran hesap sahibinin imzalarına rağmen, sözleşmede taraf olarak isimleri bulunan diğer hesap sahiplerinin imzalarının “yokluğu” nedeniyle sözleşmenin kurulmadığını iddia etmek, doğruluk ve dürüstlük kuralına uygun düşmez. (Kaplan, İbrahim: Banka Sözleşmeleri Hukuku, c.1, Ank. 1996,sh.233 vd.) O halde denilebilir ki, teselsüllü müşterek hesabın açılması sırasında hesabı açtıranın dışındaki diğer hesap sahiplerinin imzalarının bulunmaması ancak, teselsüllü müşterek hesap sözleşmesinde tüm hesap sahiplerinin sözleşmeyi imzalamaları halinde sözleşmenin yürürlüğe gireceği yönünde bir hüküm mevcutsa, sözleşmenin kuruluşuna engel olur.
III- Açıklık bulunmaması halinde, teselsüllü hesabın varlığı kabul edilir. Bir başka anlatımla, müşterek hesap açılırken bankaya aksine bir anlaşma sunulmamışsa, bankadaki müşterek hesabın, aktif teselsüllü müşterek hesap olduğu bilimsel öğretide oybirliği ile kabul edilmektedir (Tekinalp, sh.329;Kaplan, sh.235,236 ve orada anılan Yargıtay Kararları).
Hesap sahiplerinin her biri müteselsil alacaklı sıfatına sahiptir. Zira, ortak hesap sahiplerinin banka karşısındaki yetkileri müteselsil alacaklılığın söz konusu olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü ortak hesapta BK.mad.148/1’deki (TBK md.169/1) hükme uygun olarak, her bir hesap sahibi banka nezdindeki tutarın tamamı üzerinde bağımsız şekilde tasarruf edebilmektedir. Bilimsel öğretideki baskın görüş, ortak hesap halinde alacaklılar arası teselsülün olduğu yönündedir (Bkz. Acar, sh.172 ve dip,not: 98’de anılan yerli ve yabancı yazarlar ile ..Mahkemesinin kararlarına).
IV- Müşterek hesaptaki paylar, aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir. Zira, para müşterek hesaba yatırıldığına ve pay bakımından bir anlaşma bulunmadığına göre, mülkiyetin yarı yarıya olmak üzere hak sahiplerine ait olması gerekir (11.HD.21.3.2002;1579/2539;Acar, sh. 336,337).
V- Mevduat hesabı birden fazla kişiye ait ise, mudilerden birinin ölümü halinde, -aksine sözleşme yoksa- hesaptaki paralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye kendi payı ödenebilecektir (Reisoğlu, Seza : Bankalar Kanunu Şerhi, Ank.2002, sh.390). Zira, taraflardan her biri hesaptan para çekerken payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmekte olup, payından fazla çektiği miktarda diğer hesap sahibine göre borçlu durumuna girer (2.HD. 29.1.1987, 495/11191; HGK. 11.2.1998, 40/75).
Dava, müşterek hesapta bulunan paranın tamamının davalı tarafından çekildiği ileri sürülerek paranın tahsili için açılan alacak davasıdır. Taraflar müşterek hesaptaki para üzerinde yarı yarıya hak sahibidir. Taraflardan biri müşterek hesaptaki payından fazlasını çekmişse, fazlası için diğer hesap sahibine karşı sorumludur. Bu sorumluluk diğer hesap sahibinin vekili gibi hareket etmesine dayanır.
Somut olayda ise;mahkemece davacı tarafından müşterek hesabın bulunduğunun belirtildiği banka şubesine müzekkere yazılmış ise de,söz konusu müzekkere içeriği incelendiğinde davalı adına bir banka hesabı bulunup bulunmadığının sorulduğu,taraflar adına müşterek bir banka hesabının bulunup bulunmadığı ve var ise bu müşterek banka hesabından kim tarafından para çekildiğinin ise araştırılmadığı anlaşılmaktadır.Yukarıda da ifade edildiği üzere taraflar arasında aksi kararlaştırılmamış ise müşterek hesap üzerinde tarafların eşit oranda (yarı yarıya ) hak sahibi olacakları,kendi payları üzerinde asaleten,diğer hesap sahibi adına olan kısım üzerinde de vekaleten hareket yetkisine sahip olduklarının kabulü gerekirken mahkemece bu yön gözetilmeden hüküm tesisi de doğru görülmemiştir.
Hal böyle olunca mahkemece;yukarıda ifade edilen yasa hükümleri ve açıklamalar dikkate alınmak suretiyle taraflar adına kayıtlı bir müşterek hesabın mevcut olup olmadığı,var ise söz konusu müşterek hesaptan kim tarafından para çekildiği hususunun araştırılması,yine taraflar arasında aksi kararlaştırılmamış ise müşterek hesap üzerinde tarafların eşit oranda (yarı yarıya ) hak sahibi olacakları,kendi payları üzerinde asaleten,diğer hesap sahibi adına olan kısım üzerinde de vekaleten hareket yetkisine sahip olduklarının gözetilmesi suretiyle hüküm tesisi gerekirken,eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş,bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 03.05.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (2)
3. Hukuk Dairesi, 2022/5144 E., 2023/1475 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Çünkü ortak hesapta BK.mad.148/1’deki (TBK md.169/1) hükme uygun olarak, her bir hesap sahibi banka nezdindeki tutarın tamamı üzerinde bağımsız şekilde tasarruf edebilmektedir.
3. Hukuk Dairesi 2022/5144 E. , 2023/1475 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2959 E., 2022/1003 K.
DAVA TARİHİ : 18.01.2018
KARAR : Davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/32 E., 2019/356 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmiş; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.03.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde taraflardan birisi gelmediğinden, Cumhurbaşkanlığının 11.02.2023 tarihli ve 32101 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 120 numaralı " Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin Kararnamesi " kapsamında verilen 06.02.2023 tarihinden başlamak üzere 06.04.2023 tarihine kadar durma kararına istinaden Yargıtay Birinci Başkanlığının 13.02.2023 tarihli ve E-84632637/1786 sayılı yazısı ekinde sunulan Yargıtay Başkanlar Kurulunun 13.02.2023 tarih ve 4 sayılı kararının 4 üncü ve 5 inci maddeleri gereği duruşmanın 16.05.2023 tarihine ertelenmesine karar verilmiştir.
Belirtilen tarihte gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; emlak danışmanı dava dışı Orhan tarafından satın alınacak taşınmazın sahibi olarak gösterdiği davalının hesabına kapora bedeli gönderdiğini, ancak davalının satılık taşınmazı olmadığını öğrendiğinde sözlü olarak bedelin iadesini talep ettiğini, davalının kendisini oyaladığını, borcun ödenmediğini, dava dışı kişi tarafından hesabından habersiz para çekilmesinin kendisini ilgilendirmediğini ileri sürerek; kapora olarak gönderilen 500.000 TL'nin icra takibinin başlatıldığı 28.11.2016 tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı; hesabına yatırılan paradan haberdar olmadığını, yeğeni olan dava dışı Orhan'ın vekaletnameyle parayı çektiğini, davacı ile birlikte hareket ederek birçok kişiyi dolandırdıklarını, aldıkları vekaletnameler ile gayri yasal olarak taşınmazları adına devraldıklarını, davacı ile aralarında alım satım ilişkisi bulunmadığını, Almanya'da yaşıyor olmasından yararlanılarak eylemin gerçekleştirildiğini, icra takibi ile durumu öğrendiğini savunarak, davanın reddini ve lehine tazminata hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu havalenin kapora açıklamasıyla davalı hesabına 500.000 TL miktarında gerçekleştirildiğinin tarafların kabulünde olduğu, dava dışı vekil ile davalı arasındaki vekaletin kötüye kullanılmasına ilişkin uyuşmazlığın doğrudan işbu dosyayı ilgilendirmediğinden ilgili hukuk ve ceza dosyaların bekletici mesele sayılmayacağı, dava dışı vekil ile davalı arasındaki ilişki ve davalı tarafından verilen vekaletin kötüye kullanılıp kullanılmadığının ayrı bir yargılamayı gerektirdiği, sözleşmenin geçerli olmaması nedeniyle verilen paranın iadesinin istenebileceği gerekçesiyle; davanın kabulü ile 500.000 TL'nin 28.11.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; vekaletnameyle işlem yapan dava dışı Orhan'ın davacıyla birlikte hereket ettiğini, vekaletnamenin kötüye kullanılması suretiyle gerçek dışı borç oluşturulduğunu, amaçlarının dolandırıcılık olduğunu, hatalı değerlendirme yapıldığını, davalının Almanya'da yaşadığını, yeğeni olduğu için güvenerek vekalet verdiğini, kurgu ile bir çok eylem gerçekleştirdiklerini, İstanbul 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/405 E. sayılı dosyasında, ablası ve yeğeni tarafından davacı ve Orhan'a karşı açılan tapu iptali tescil davasının, davalı Orhan'ın vekaleti kötüye kullandığı, yapılan devrin geçersiz olduğu gerekçesiyle kabul edildiğini, kardeşi Gülizar ile birlikte Orhan hakkındaki suç duyurusuna ilişkin İstanbul 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 2021/256 E. sayılı dosya ile dava açıldığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/55082 Soruşturma numaralı dosyası, İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/344 E. sayılı dava dosyası ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/43939 Soruşturma numaralı
dosyalarına ilişkin belgeler sunulduğunu, yine Orhan hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/139627 soruşturma numaralı dosyasından suç duyurusunda bulunulduğunu, aralarında herhangi bir alım satım ve kapora ilişkisi bulunmadığını, hesabına havale yapıldığından haberdar olmadığını, taşınmazı olmadığından haksız kazanç amacıyla kapora olarak para yatırıldığını, tanık beyanlarının yer aldığını, üçüncü kişinin vekil ile işbirliği içerisinde vekaleti kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmayacağının resen dikkate alınması, savcılık soruşturma dosyalarının bekletici mesele yapılması gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı taraf her ne kadar dava dışı şahıs Orhan hakkında vekaletin kötüye kullanılması ve dolandırıcılık suçlarından dolayı şikayetçi olunduğunu ve buna ilişkin olarak savcılık dosyaları ve açılması muhtemel ceza davalarının bekletici mesele sayılması gerektiğini belirtmiş ise de, müsnet davanın davalıya verilen paranın iadesi talebine ilişkin olup, dava dışı vekil ile davalı arasındaki vekaletin kötüye kullanılmasına ilişkin uyuşmazlığın doğrudan iş bu uyuşmazlığı ilgilendirmediği, ayrıca davalı taraf davacının, dava dışı Orhan ile birlikte hareket ettiğine dair dosyaya yeterli delil sunmadığı gibi cevap ve istinaf dilekçesinde bahsettiği İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/43939 Sor. numaralı dosyasından yapılan soruşturma sonrasında açılan İzmir 24. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/259 E., 2019/800 K. sayılı kararıyla davacının suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle beraat ettiği, pey akçesinin davalı tarafça iade edilmesi gerektiği, davalının iddialarını ispatlayamadığı, kararın yerinde olduğu gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmistir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı tarafından kapora açıklamasıyla davalının hesabına gönderilen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1- Tapuda kayıtlı taşınmazların satışının, TMK'nın 706, TBK'nın 237, Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89 uncu maddeleri gereğince resmi şekilde yapılması zorunlu olup, haricen yapılan satış sözleşmeleri hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler.
2-Birden fazla kimsenin bankada açtırdıkları ortak hesap, sözleşmeye dayanan müteselsil alacaklılık tipini oluşturur.
Ortak hesaptaki hesap üzerinde hak sahibi birden fazla kimse gözükür. Bu durumda banka tıpkı bireysel hesapta olduğu gibi aynı edimi hesap alacaklılarına karşı borçlanır.
Hesap türünün belirlenmesinde temel ölçüt bankaya ödeme yapan kişinin iradesidir. Ancak ödeme yapan kişinin iç iradesi yerine banka tarafından anlaşılabilir olan ya da görülebilir iradesi önemlidir (Bkz.Faruk Acar, Türk-İsviçre Medeni Hukukunda Alacaklılar Arası Teselsül-doktora tezi-Ank.2003, sh.168, dip not: 68 ve ora da anılan : Canarıs ve Wagner).
Bilimsel öğretide ortak hesap kavramı adı altında hem “tek imzalı (teselsüllü) ortak hesap hem de “birlikte imzalı ortak hesap” türü anlaşılmaktadır. Ortak hesap türü ayırımını sağlayan tek ölçüt, banka nezdindeki hesap üzerinde birlikte alacaklıların tasarruf yetkilerinin şeklidir. İlkinde her bir mudi banka hesabı üzerinde diğerlerinin katılımı olmaksızın tasarruf edebilmektedir. Buna karşın birlikte imzalı ortak hesapta her bir mudi tek başına hesap üzerinde tasarruf edemez, banka ancak bütün mudilere birlikte ödeme yaparsa borcundan kurtulmuş olur (Bu konuda özlü bilgi için bkz. Tekinalp, Ünal: Banka Hukukunun Esasları, İst.1988, sh.328 vd.)
3- Ortak hesabı açan ve mevduatın konusu olan parayı yatıran hesap sahibinin sözleşmeyi imzalaması ile sözleşmenin banka ile diğer hesap sahipleri arasında kurulmuş olduğunun kabulü gerekir. Diğer ortak hesap sahiplerinin imzalarının sözleşmede bulunmaması sonucu etkilemez. Bunun aksi, sözleşmenin kuruluşunun imzaları eksik olan diğer hak sahiplerinin imzalarının tamamlanmasına bağlı tutulduğuna dair sözleşmede bir hükmün yer almış olmasına bağlıdır. Matbu sözleşme metninde böyle bir kayıt olmamasına, matbu sözleşme metninin banka yetkilileri ve müşterek hesabı açtıran ve mevduatı bankaya yatıran hesap sahibinin imzalarına rağmen, sözleşmede taraf olarak isimleri bulunan diğer hesap sahiplerinin imzalarının “yokluğu” nedeniyle sözleşmenin kurulmadığını iddia etmek, doğruluk ve dürüstlük kuralına uygun düşmez (Kaplan, İbrahim: Banka Sözleşmeleri Hukuku, c.1, Ank. 1996,sh.233 vd.). O halde denilebilir ki, teselsüllü ortak hesabın açılması sırasında hesabı açtıranın dışındaki diğer hesap sahiplerinin imzalarının bulunmaması ancak, teselsüllü ortak hesap sözleşmesinde tüm hesap sahiplerinin sözleşmeyi imzalamaları halinde sözleşmenin yürürlüğe gireceği yönünde bir hüküm mevcutsa, sözleşmenin kuruluşuna engel olur.
4- Açıklık bulunmaması halinde, teselsüllü hesabın varlığı kabul edilir. Bir başka anlatımla, ortak hesap açılırken bankaya aksine bir anlaşma sunulmamışsa, bankadaki müşterek hesabın, aktif teselsüllü müşterek hesap olduğu bilimsel öğretide oybirliği ile kabul edilmektedir. Zira, ortak hesap sahiplerinin banka karşısındaki yetkileri müteselsil alacaklılığın söz konusu olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü ortak hesapta BK.mad.148/1’deki (TBK md.169/1) hükme uygun olarak, her bir hesap sahibi banka nezdindeki tutarın tamamı üzerinde bağımsız şekilde tasarruf edebilmektedir.
5- Ortak hesaptaki paylar, aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir. Zira, para müşterek hesaba yatırıldığına ve pay bakımından bir anlaşma bulunmadığına göre, mülkiyetin yarı yarıya olmak üzere hak sahiplerine ait olması gerekir (11.HD.21.3.2002;1579/2539;Acar, sh. 336,337).
6- Mevduat hesabı birden fazla kişiye ait ise, mudilerden birinin ölümü halinde, -aksine sözleşme yoksa- hesaptaki paralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye kendi payı ödenebilecektir (Reisoğlu, Seza : Bankalar Kanunu Şerhi, Ank.2002, sh.390). Zira, taraflardan her biri hesaptan para çekerken payına göre kendi adına, payından fazlası için diğer hesap sahibinin vekili olarak hareket etmekte olup, payından fazla çektiği miktarda diğer hesap sahibine göre borçlu durumuna girer (2.HD. 29.1.1987, 495/11191; HGK. 11.2.1998, 40/75).
7- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “Bekletici sorun” başlıklı 165 inci maddesinde; “(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." hükmü yer almaktadır.
3. Değerlendirme
1. Somut uyuşmazlıkta; dosya içerisinde yer alan Garanti bankası üst yazısı ve davalı beyanına göre, kapora açıklamasıyla gönderilen hesabın davalı ve dava dışı Orhan adına ortak hesap niteliğinde olduğu, ortak hesaplarda her bir hesap sahibinin banka nezdindeki tutarın tamamı üzerinde bağımsız şekilde tasarruf edebildiği, birbirlerine karşı vekil gibi sorumlulukları bulunduğu, buna göre her ne kadar davacı ile dava dışı şahıs arasında işbirliği nedeniyle vekaletin kötüye kullanıldığı ileri sürülmüş ise de birlikte ortak hesap açan davalının hesaba yatan paradan sorumlu olduğu, vekil gibi sorumlu olan dava dışı kişiye karşı aralarındaki iç ilişki kapsamında işbu davadan ayrı talepte bulunabileceği görülmektedir.
2. Temyizen incelenen kararda; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre; vekaletin kötüye kullanıldığına dair dosyaların bekletici mesele yapılmamasında isabetsizlik bulunmadığı, sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında gönderilen bedelinin iade edilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
8.400 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi 2014/19327 E. , 2015/6718 K.
"İçtihat Metni"
Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma alacağı
.... ...... ile .... ..... ve müşterekleri aralarındaki ölüme bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı davasının reddine dair ..... Aile Mahkemesi'nden verilen 19.02.2014 gün ve 831/181 sayılı hükmün duruşma yapılması suretiyle Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 24.03.2015 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden ... .... vekili Avukat .... .... ve karşı taraftan..... vekili Avukat ... .... ve ...... vekili Avukat .... ..... geldiler, başka kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı vekili, ortak miras bırakan .........'nın 2010 yılında öldüğünü, tarafların 1978 yılında evlendiklerini, evlilik birliği içerisinde edinilen mal varlığının müteveffaya ait banka hesabında tutulduğunu, müşterek çocukları olmaması nedeniyle müteveffanın, eşinden mal kaçırmak maksadıyla bireysel hesabını kız kardeşi ..... ile müşterek hale çevirdiğini, gerçekte davalı Hayriye'nin hesaptaki parayla ilgisi bulunmadığını, tereke tespit dosyasında 2010 ve 2011 yılı itibarı ile..... nolu hesapta 10.898 TL, ..... nolu hesapta 27.939 TL ve 26 nolu hesapta 195.540 TL bulunduğunu, söz konusu hesaplarda bulunan paraların edinilmiş mal olduğunu açıklayarak, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere 50.000 TL katılma alacağının yasal faiziyle birlikte davalılardan alınmasına karar verilmesini istemiştir.
Davalı ..... vekili, davanın yersiz açıldığını, bahse konu hesapların müşterek hesap olup, 1/2 payının müvekkiline ait olduğunu, müşterek taşınmazın satılması nedeniyle satış bedelinin banka hesabına yatırıldığını, müvekkilinin düzenli geliri bulunan bir kişi olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Davalı .... .... vekili, davacının gelir getiren bir işi olmadığını ve banka hesabındaki paraya katkısı bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuş, diğer davalılar yargılama oturumlarında temsil olunmamıştır.
Mahkemece, kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Taraflar, 02.08.1978 tarihinde evlenmişler eşlerden ..... .... 13.09.2010 tarihinde vefat etmiştir. Sözleşmeyle başka rejim seçilmediğinden eşler arasında 01.01.2002 tarihine kadar 743 sayılı TKM'nin 170.maddesi uyarınca mal ayrılığı, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği 13.09.2010 ölüm tarihine kadar yasal edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. (TMK. m. 202). Söz konusu mal rejimi müteveffanın ölüm tarihinde sona ermiştir (TMK.nun 225/son). TMK'nun 235/1. maddesi hükmüne göre; mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan edinilmiş mallar, tasfiye anındaki değerleriyle hesaba katılır.
Dava; ölüme bağlı mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mahkemece, kararda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş ise de, verilen karar dosya kapsamına uygun olmadığı gibi yapılan araştırma ve inceleme de karar vermeye yeterli değildir. Dosyadaki kayıt ve belgelerden banka hesabının ilk olarak 01.01.2002 tarihinde açıldığı, sonraki dönemlerde alt hesaplar açıldığı, hesap bakiyelerinin yeni açılan farklı ve ortak hesaplara aktarıldığı anlaşılmaktadır. Gerek tereke dosyasındaki tespitler, gerekse eldeki dosyada, mal rejiminin sona erdiği tarih ve daha öncesinde, dava dilekçesinde yazılı miktarlarda hesap bakiyesinin mevcut olduğu ancak sonrasında hesaplardaki paraların çekildiği ya da transfer edildiği görülmektedir.
Davalı tarafça banka hesaplarındaki paraların müteveffanın kişisel malı niteliğindeki taşınmazın satılmasından elde edilen paralar olduğunu ileri sürmüşler ise de buna ilişkin belge ve kayıt bulunmamaktadır. Kural olarak, hesabın açıldığı tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar hesaplarda bulunan paralar TMK'nun 222/son maddesi uyarınca aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilmesi gerekmektedir. O halde; banka hesaplarındaki paraların edinilmiş mal niteliğinde olduğu konusunda duraksamamak gerekir.
Bankacılıkta, birden çok kişinin birlikte açtırdığı ve anlaşmaya göre her birinin veya birlikte para çekme yetkisinin bulunduğu hesaplar müşterek hesaplardır. Hesap sahiplerinden her birinin tek başına dilediği miktarda para çekme yetkisi tanınmış ve bankanın bu yüzden sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmiş ise, ortada teselsüllü müşterek hesap var demektir. Uygulamada hesap cüzdanına ve hesap kartonuna hesabın teselsüllü olduğu yolunda kayıt yazılması yeterli görülmektedir. BK'nun md. 148 (6098 s.TBK.m.169) gereğince hesap sahipleri bankaya karşı müteselsil alacaklı durumundadır. Müşterek hesapların diğer bir türü de, hesap sahiplerinin müşterek imza ile para çekmeye yetkili oldukları hesaplardır. Böyle bir hesap tarzında alacaklılar tasarruf yetkilerini sınırlamış olurlar. Müşterek hesap bir tasarruf kaydını içermiyorsa ve hesap açtıranlar, hesaptaki parada tasarruf yetkisini birlikte veya münferiden kullanacaklarını belirtmeden hesap açtırmışlar ise, bu durumda bölünebilir hesaptan söz edilir ve somut olayın özelliklerine göre hesap sahiplerinin eşit oranda pay sahibi olduklarının kabulü gerekir (Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Müşterek Hesaplar- Ankara 1959, sh 6-7 ve Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Banka Hukuku'nun Esasları, İstanbul 1988 Sh. 330-331 ).
Birden fazla kimsenin bankada açtırdıkları ortak hesap, sözleşmeye dayanan müteselsil alacaklılık tipini oluşturur. Ortak hesaptaki hesap üzerinde hak sahibi birden fazla kimse gözükür. Bu durumda banka tıpkı bireysel hesapta olduğu gibi aynı edimi hesap alacaklılarına karşı borçlanır. Hesap türünün belirlenmesinde temel ölçüt, bankaya ödeme yapan kişinin iradesidir. Müşterek hesabı açan ve müşterek mevduatın konusu olan parayı yatıran hesap sahibinin sözleşmeyi imzalaması ile sözleşmenin banka ile diğer hesap sahipleri arasında kurulmuş olduğunun kabulü gerekir. Diğer müşterek hesap sahiplerinin imzalarının sözleşmede bulunmaması sonucu etkilemez.
Müşterek hesap açılırken bankaya aksine bir anlaşma sunulmamışsa, bankadaki müşterek hesabın, aktif teselsüllü müşterek hesap olduğu kabul edilmektedir. Müşterek hesaptaki paylar, aksi iddia edilip kanıtlanmadıkça birbirine eşittir. Mevduat hesabı birden fazla kişiye ait ise, mudilerden birinin ölümü halinde, aksine sözleşme yoksa hesaptaki paralar eşit paylara bölünecek ve hayatta kalan mudiye kendi payı ödenebilecektir. (HGK,12.07.2006 tarih 2006/3-517/525E.-K.)
Mahkemece, müteveffaya ait hesaplara ve alt hesaplara ilişkin hesap açma sözleşmeleri, ilgili kayıt ve belgelerin bankasından istenilerek söz konusu hesapların müşterek ve müteselsil hesap niteliğinde olup olmadığı, ya da hesabın müşterek olmayıp sadece para çekme yetkisi veren bir hesap niteliğinde olup olmadığının yukarıda yazılı ilke ve esaslar çerçevesinde belirlenmesi, müteveffanın bireysel ve ortak hesabına ait hareketler izlenmek suretiyle, tasfiye tarihi itibarı ile mevcut bakiye olup olmadığı üzerinde durulması, eksik bilgi ve belgeler tamamlandıktan sonra, bankacılık konusunda uzman bilirkişiden taraflar ve Yargıtay denetimine açık rapor alınması, ondan sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yetersiz araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.100,00 TL. Avukatlık ücretinin davalı taraftan alınarak Yargıtay duruşmasında vekil marifetiyle temsil olunan davacıya verilmesine, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde davacıya iadesine 24.03.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Alacaklılar Sinem, Aras ve Kaya, borçlu Mert'ten 300.000 TL "müteselsil alacaklı" olarak alacaklıdırlar. Sinem, Mert ile bir araya gelerek Mert'in kendisine olan 100.000 TL'lik payını Mert'ten tahsil etmiş ve Mert'i bu miktar için ibra etmiştir.
Türk Borçlar Kanunu uyarınca "müteselsil alacaklılıkta bir alacaklının yaptığı işlem" ile ilgili hangisi doğrudur?
A) Sinem'in yaptığı bu işlem sonucunda Mert tüm alacaklılara karşı borcundan kurtulur.
B) Alacaklılardan birinin yaptığı ibra (vazgeçme), ancak o alacaklının payı oranında borçluya fayda sağlar; Mert diğer alacaklılara kalan 200.000 TL'yi ödemek zorundadır.
C) Müteselsil alacaklılıkta bir alacaklı tek başına hiçbir işlem yapamaz; tüm kararlar ortak alınmalıdır.
D) Mert, Sinem'e ödeme yaptığı için Aras ve Kaya artık Mert'e başvuramaz, sadece Sinem'e rücu edebilirler.
E) Alacaklılardan biri icra takibi başlattıysa dahi Mert dilediği alacaklıya ödeme yapabilir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.