6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 184

Türk Borçlar Kanunu 184. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 184- Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır. Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı değildir. II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

21 karar eşleşti
23. Hukuk Dairesi, 2014/1970 E., 2014/7747 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesi
(6098 sayılı TBK m. 184/1) maddesi hükmüne uygun, yazılı temlik sözleşmesi sunulmalıdır.
23. Hukuk Dairesi         2014/1970 E.  ,  2014/7747 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 05/11/2013 NUMARASI : 2010/271-2013/257 Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. -K A R A R- Davacılar vekili, davacılardan K.. K.. ile davalı yüklenici arasında imzalanan 03.07.1991 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde kararlaştırılan teslim tarihinden 18 sonra davalının inşaatı bitirebildiğini, ancak projeye aykırı imalat nedeniyle iskân ruhsatının alınamadığını ileri sürerek, davacı K.. K.. ve ondan daire satın alan diğer davacılar yönünden toplam 14 adet bağımsız bölüm için 15.000,00 TL gecikme tazminatı ile yüklenicinin projeye aykırı olarak fazladan yaptığı bağımsız bölümlerden elde ettiği kira gelirinden davacıların paylarına karşılık şimdilik 5.000,00 TL kira alacağının avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacı K.. K.. dışındaki davalıların inşaat sözleşmesinde taraf olmadığından dava haklarının olmadığını, inşaatın sözleşmede kararlaştırılan tarihten evvel bitirilerek davacılara teslim edildiğini, davacıların ayıba ilişkin muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin de dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, kısmen benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalı yüklenicinin eseri süresinden önce teslim ettiğini kanıtlayamadığı, inşaat sözleşmesinde teslimin iskân şartına bağlandığı, iskân alınarak teslim gerçekleşmediğinden zamanaşımı süresinin işlemeye başlamadığı, davacılardan H.. K.. ve Ö.. K.. 'nun bağımsız bölümleri iktisap tarihlerinin kira ve gecikme tazminatı talebine esas 26.09.1993 -26.09.1995 tarihlerinden sonra olduğundan aktif dava ehliyetlerinin olmadığı, diğer davacı yönünden ise, projeye aykırı ve kaçak olan yapılardan dolayı gecikme tazminatı ve kira istenemeyeceği gerekçesiyle, davacılar H.. K.. ve Ö.. K.. yönünden aktif dava ehliyeti yokluğu sebebiyle, davalı K.. K.. yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir. 1)Davacılar vekilinin gecikme tazminatına yönelik hükme ilişkin temyiz itirazları yönünden ; Davacı H.. K.. ve Ö.. K..'nun arsa sahibinin halefi olarak bu davayı açabilmesi için, arsa sahibi K.. K.. ile davalı arasında yapılan 03.07.1991 tarihli, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan hakların satıcı arsa sahibi tarafından davacılara temlik edilmesine ilişkin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan BK’nın 163. (6098 sayılı TBK m. 184/1) maddesi hükmüne uygun, yazılı temlik sözleşmesi sunulmalıdır. Alacağın temliki ve borcun nakli BK'nın 162 ila 181. (TBK'nın 183-195) maddelerinde düzenlenmiştir. Temlik, alacağın ona bağlı bütün (yan ve öncelik) hakları ile birlikte devralana geçmesini sağlar ve bu işlem yapılırken borçlunun rızasının alınması gerekmez. Temlik, hatta borçlunun muhalefetine rağmen geçerli olarak doğar ve hükümlerini hasıl eder. Borçlunun temlikten sonraki asıl muhatabı artık alacağı temellük eden (devralan) kişidir. Bu itibarla borçlunun borçtan kurtulabilmesi için temlik işleminden sonra borcunu devralan kimseye ifa etmesi gerekir. Kural budur. Şu hale göre temlik anına kadar borçlu temlikin dışında iken, temlik anından itibaren evvelki alacaklı temlik işleminin dışına çıkmaktadır. Temlikin, temlik alanla borçlu (yüklenici) arasında bazı ilişkilerin doğmasına neden olduğu çok açıktır. Zira temlik alan evvelki alacaklının yerine geçmiş borçludan (yükleniciden) ifayı istemek, gerektiğinde de borçluyu ifaya zorlamak onun hakkı olmuştur. Yüklenici ile arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi bulunan arsa sahibinden, sözleşmede arsa sahibine bırakılan bağımsız bölümü satın alan üçüncü kişilerin, yükleniciyi (borçluyu) ifaya zorlayabilmesi için öncelikle temlik işlemini ve işlemin sıhhatini kanıtlaması gerekir. Fakat temlik işlemi kanıtlanmış olunsa da yukarıda açıklandığı üzere ifa talebinin muhatabı olan yüklenici ifaya derhal uymak zorunda değildir. Gerçekten BK'nın 167. maddesine göre ''Borçlu temlike vakıf olduğu zaman temlik edene karşı haiz olduğu def'ileri, temellük edene karşı dahi dermeyan edebilir.'' Buna göre temliki öğrenen borçlu temlik olmasaydı önceki alacaklıya karşı ne tür def'iler ileri sürebilecekse, aynı def'ileri yeni alacaklıya (temlik alan üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir hale gelir. Temlikin konusu önceki arsa sahibinin arsa payı devri karşılığı yüklenici ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden arsa sahibinin yükleniciden hak kazanmadığını üçüncü kişiye temlik etmesi yüklenici bakımından önemsizdir. Diğer taraftan, arsa sahibi yükleniciye karşı öncelikli edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden kazanacağı şahsi hakkı üçüncü kişiye temlik etmişse, üçüncü kişi BK'nın 81. (TBK'nın 97.) maddesinden yararlanma hakkı bulunan yükleniciyi ifaya zorlayamaz. Öte yandan, arsa sahibi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine isabet eden bağımsız bölümleri yükleniciden teslim alıp kabul ettikten sonra üçüncü kişilere satmış ise; yeni mâlik üçüncü kişi, yükleniciye karşı hiçbir talepte bulunamaz. Çünkü, yüklenici edimini arsa sahibine karşı yerine getirip inşaatı teslim etmekle borcundan kurtulur. Üçüncü kişi ancak, satıcısı olan eski mâlik arsa sahibinden, satış sözleşmesi nedeniyle istemde bulunabilir. BK'nın 163. (TBK'nın 184/1.) maddesi uyarınca, alacağın temliki kapsamında sözleşmeden doğan hakkın hiçbir temliki, yazılı biçimde yapılmış olmadıkça geçerli olmaz. Arsa sahibinin arsadaki paylarını ya da bağımsız bölümleri başkalarına devretmiş olması, sözleşmeden kaynaklanan haklarını ayrıca yazılı olarak temlik etmiş olmadıkça, bu hakların devri anlamına gelmez. (YHGK'nın 26.03.2008 tarih 15-279 E., 2008/277 K. sayılı ilamı bu yöndedir.) Somut olayda, davacılar H.. K.. ve Ö.K. tarafından bu doğrultuda yazılı bir temlik sözleşmesi sunulmamış ise de, arsa sahibi K.. K..'nun adı geçen davacılar ile birlikte dava açarak talepte bulunmuş olmaları gözetildiğinde, arsa sahibi K.. K.. tarafından arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan haklarını, diğer davacılara sattığı daireler yönünden temlik ettiğinin, dolayısıyla adı geçen davacıların devraldıkları daireler yönünden arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak talepte bulunabileceklerinin kabulü gerekir. Öte yandan davacı K. K. ile davalı arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 6. maddesinde, inşaat ruhsatının alınmasından itibaren 18 ay içinde inşaatın teslim edileceği kararlaştırılmış olup, inşaat ruhsatının 26.03.1992 tarihinde alındığı, buna göre inşaatın teslim edilmesi gereken tarihin 26.09.1993 olduğu, davacılar vekilince inşaatın bu tarihten 18 ay daha geç bitirildiği iddia edildiğinden, bilirkişi kurulunca 26.09.1993 ila 26.09.1995 dönemi için gecikme tazminatı talep edildiğinin tespiti isabetli olup, uyuşmazlık dışıdır. Kural olarak düzenlemesi dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 355. vd. maddelerinde yer alan eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, inşaatın kararlaştırılan tarihte tesliminin gerçekleştirilememesi durumunda yüklenici borçlu temerrüde düşer ve arsa sahibinin anılan yasanın 106/2. maddesince seçimlik hakkı doğar. Arsa sahibi bu seçimlik hakkını, geciken ifayı beklemek ve gecikme tazminatını istemek olarak kullanmış ise sözleşmeyi feshetmeden, ileride olası eksik-ayıplı işlere ilişkin alacağının muacceliyetini fiili teslime erteleyerek, gecikme tazminatı alacağını her ay sonu itibariyle talep veya dava ederek, eserin teslimini bekleyebilir. Başka bir anlatımla, bu alacaklarını talep veya dava etmek için eserin yüklenici tarafından teslimini beklemek zorunda değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Nitekim, eldeki davada geciken süredeki zararın tazmini istenmektedir. Bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamaz. Nitekim, BK’nın 128. maddesi, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten başlayacağını açık bir şekilde belirtmiştir. Gecikme tazminatı alacağına ilişkin zamanaşımı, o alacakların muaccel oldukları ay sonlarından mı, yoksa teslime kadar tümü için fiilî teslim tarihinden mi başlayacaktır? Zamanaşımının, eserin tesliminde başlatılmasını öngören BK’nın 363. maddesi, gecikme tazminatına değil, kusura ve dolayısıyla eksik işlere ilişkin olup, madde metninde bu açıkça belirtilmiştir. Bu kural doğrudur; zira, ayıplı ve eksik işler alacağı, ancak teslim tarihinde muaccel (dava edilebilir) hale gelir. Çünkü, ayıp ve eksik işlerin parasal karşılıklarını istemek için, BK’nın 106/2. maddesinde belirtilen ilk seçimlik hak doğrultusunda, eserin teslimini beklemek gerekir ki, eser teslim edilir edilmez mutâd sürede o eseri muayene edip, eksik-ayıplı işler var mı, yok mu, varsa parasal karşılıklarının ne olduğu tesbit edilebilsin. Sonuç olarak kira tazminatında zamaşımı süresi bağımsız bölümün teslim edilmesi gereken tarihten itibaren başlar. O halde arsa sahibi gecikilen her ay için zararını davayla isteyebileceğine göre her geçen ay zararı o ayın sona ermesiyle istenebilir (muaccel) hale gelir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 02.05.1989 gün ve 3941/2261 sayılı ilamı ile Dairemizin 13.02.2013 tarih ve 2012/6798 E., 2013/787 K., 20.09.2013 tarih ve 2731 E., 5618 K.; 13.03.2014 tarih ve 2013/8510 E., 2014/1907 K., 26.03.2014 tarih ve 2013/7952 E., 2014/2300 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Nitekim, dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 129. (TBK'nın 150.) maddesi, varılan bu sonuca paralel bir düzenleme içermektedir. ''Arsa sahibi ifayı bekliyor ise, yüklenici sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Sözleşme ifa ile sonuçlanmamışsa, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. O halde, gecikme tazminatı istemleri yönünden zamanaşımının başlangıç tarihi, sözleşmeye göre yüklenicilerin edimlerini yerine getirerek davacıya ait bağımsız bölümleri teslim tarihidir.'' şeklinde bir sonuca varılamaz ve BK'nın 106/2. maddesinden bu yönde bir sonuç çıkartmak mümkün değildir. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir. Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (HMK md. 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örn: Hakkında iflas kararı verilen kişinin taraf olduğu hukuki davalarda da istisnai durumlar dışında davayı takip yetkisi iflas idaresine aittir. Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK md. 51) Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur. Somut olayda kira tazminatı istenen dönem ve dava tarihi dikkate alındığında mahkemece, BK'nın 126/4. maddesindeki zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek, davacı K.. K.. yönünden bu istek kalemine ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, diğer davacılar yönünden ise esastan reddine karar verilmesi gerekirken, davacı K.. K.. yönünden zamanaşımının hukuki teslimle başlayacağının kabulü ile zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı gerekçesine dayanılması, diğer davalılar yönünden ise dava ehliyetlerinin bulunduğu gözardı edilerek adı geçen davacıların davalarının dava ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, verilen karar sonucu itibarıyla doğru olduğundan davacılar vekilinin gecikme tazminatına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2)Davacılar vekilinin, yüklenicinin projeye aykırı olarak fazladan inşa edip kiraya verdiği bağımsız bölümlerin kira gelirinin payları oranında tahsili istemine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince; Mahkemece, davalının projeye aykırı şekilde fazladan inşa ettiği bölümlerin kiraya verilmesi nedeniyle, kira tazminatının tahsili istemlerinin reddine ilişkin hükmünün gerekçesi HMK'nın 297/1-c maddesine uygun oluşturulmamış ise de bu istemi de içerecek şekilde "binanın kaçak yapı olduğu gerekçesiyle " davanın reddine karar verilmiştir. Yukarıda 1 numaralı bentte açıklandığı üzere taraflar arasındaki inşaat sözleşmesi geçerli ise, yüklenicinin inşa ettiği yapı kaçak ta olsa arsa sahibi sözleşmeye dayanarak kira tazminatı isteyebilir. Bu durumda mahkemece, sözleşmenin geçerli olduğu gözetilerek, davacıların sözleşme dışı ve projeye aykırı olarak fazladan inşa edilen bağımsız bölümlerin kiraya verilmesi sebebiyle kira tazminatı istemine ilişkin uyuşmazlığın esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu istemle ilgili herhangi bir tartışma ve değerlendirme yapılmaksızın yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi HMK 'nın 297/1-c maddesi hükmüne aykırı olmuştur. 3-Kabule göre de, mahkemece davacılar H.. K.. ve Ö.. K..'nun aktif dava ehliyetinin bulunmadığı kabul edildiğine göre, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d ve 115. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamıştır. Öte yandan, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesi, "Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." hükmü, aynı tarifenin 7/2. maddesinde ise "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur" hükmü düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece, davacı K.. K..' nun davasının esastan, diğer davacıların davalarının ise aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar verildiğine göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/1 ve 3/2. maddeleri uyarınca red sebebi aynı olan davacılar H.. K.. ve Ö.. K..'nun 1.320,00 TL nisbi vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken, davası esastan reddedilen davacı K.. K..'nun sorumlu olduğu vekalet ücretinden adı geçen davacı gibi sorumlu tutulmaları da doğru olmamıştır. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/3098 E., 2023/755 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddeleri gereğince alacağın temliki hükümlerine göre devir edileceği, bu halde 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince pay devri için yazılı sözleşme yapılması yeterli olup ayrıca bu sözleşmenin noterde yapılmasına ilişkin bir koşul getirilmediğinden davacı ile davalı arasındaki bu sözleşme yazılı yapılmakla geçerli olduğu, dosyadaki delillerden
11. Hukuk Dairesi         2021/3098 E.  ,  2023/755 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki hisse devir sözleşmesinin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kendisinde bulunan davalara ilişkin belge ve dokümanları vekili olması nedeniyle Avukat ...’a teslim ettiğini,daha sonra azlettiğini, Avukat ...’a vekâlet ilişkisinden kaynaklanan borcu bulunmamasına rağmen uhdesinde bulunan ve müvekkiline teslim etmesi gereken belgeleri teslim etmediğini, müvekkilimin eski Avukatı ... tarafından farklı kişiler adına hazırlanan hisse devir ve temlik sözleşmelerinden birine müvekkilinin onayı ve haberi olmaksızın tarih atıp başka bir müvekkili olan davalı ...’a imzalattırılarak müvekkilini hisselerini davalı ... ...’a devredildiğine dair kurgu yaratıldığını, hisse devir ve temlik sözleşmelerinin müvekkilinin eski avukatı ...’e hazırlatmadaki amacının 12.05.2009 tarihinde müvekkilinin tanımadığı kişilerce yaralanması ve sonraki süreçte aldığı tehditler nedeniyle kendisine herhangi bir şey olması durumunda hisselerini güvenebileceği kişilere bırakmak istemi nedeniyle olduğunu, davalı tarafın hisselerini müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı adıktan sonra şirketin en büyük hissedarı ... devrinin kötü niyetli olduğunu ortaya koyduğunu ileri sürerek müvekkilinin hisse devir ve temlik iradesini yansıtmayan, davalı ile akdedildiği iddia edilen hisse devir ve temlik sözleşmesinin iptaline, devrin geçerli olmaması nedeniyle müvekkilinin ortaklığının devam ettiğine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde;davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirketin anonim şirket olup şirket esas sözleşmesinin 6 ıncı maddesine göre payları nama yazılı olduğu, gerek Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık Hizmetleri Anonim Şirketi'nden gelen yazı cevabı ve gerekse 12.03.2012 tarihinde yapılan 2010 yılı ertelenen olağan genel kurul toplantı tutanağının 11 inci maddesi ile değiştirilen ana sözleşmenin 6 ncı maddesine göre şirket hisse senetlerinin nama yazılı olduğu, hisse senedi ve ilmuhaber bastırılmadığının sabit olduğu, şirket hisseleri çıplak pay niteliğinde olduğundan sözleşme tarihi olan 22.08.2012 tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 183 üncü vd. maddeleri gereğince alacağın temliki hükümlerine göre devir edileceği, bu halde 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince pay devri için yazılı sözleşme yapılması yeterli olup ayrıca bu sözleşmenin noterde yapılmasına ilişkin bir koşul getirilmediğinden davacı ile davalı arasındaki bu sözleşme yazılı yapılmakla geçerli olduğu, dosyadaki delillerden pay devrinin yapılmasına ilişkin bir yönetim kurulu kararı alındığı, yönetim kurulu kararından sonra pay defterine de hisse devrinin kayıt edildiği, bu suretle nama yazılı payların ancak şirket onayı ile devrolunabileceğine ilişkin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 491 inci maddesi gereği ile 499 uncu maddesinin birinci, ikinci fıkralarındaki pay defterine kayıt koşulu da yerine getirilerek prosedürün tamamlandığı, dava dilekçesinde dayanılan vakıalara göre hisse devir sözleşmesinin düzenlenme tarihinin 2009 yılı olduğu, davacının 2012 yılında avukatı olan Avukat ... tarafından kendisinde bulunan evraklar arasındaki sözleşmeyi ...'a imzalatıldığı ispat edilemediği gibi aksine sözleşmenin 2012 yılında düzenlendiği, davacı açıkça sözleşmede tarih ve ... imzası dışında kalan kısımların kendisi tarafından düzenlendiğini kabul ettiğinden iradeyi fesata uğratan hallerin de bulunmadığı, sözleşmenin tarafların gerçek iradesini yansıtması nedeniyle geçerli olduğu, 6098 sayılı Kanun'un ve 6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı vd. maddesinde öngörülen koşullarda nama yazılı pay devri yapıldığı ve geçerli bir pay devri bulunduğu kanaatine varıldığı gerekeçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu hisse devir işleminin müvekkilinin bilgisi dışında, kötü niyetli olarak gerçekleştirildiğini, 2009 yılında hazırlanan hisse devir sözleşmesinin adi şekilde hazırlandığını ve noter tarafından tasdik edilmediğini, şekil şartına uyulmadan yapılan devrin hukuka aykırılık teşkil edeceğini, Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş.'nin hisselerinin büyük değere sahip olduğunu devir sözleşmesinin sembolik bir rakam ile düzenlendiğini, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafın müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı olarak elde ettiği hisseleri beş ay gibi süre sonra Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş'nin en büyük hissedarı olan ...'e devrettiğini, ...'in iyiniyetli 3 üncü kişi olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı söz konusu hisse devir sözleşmesinin 2009 yılında devralacak kişi ve tarih kısmı boş olarak hazırlandığını, bu kısımların daha sonra iradesine aykırı olarak doldurulduğunu iddia etmiş ise de mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davacı davaya konu hisse devir sözleşmesinin üzerinde yazılı tarih olan 2012 yılından önce 2009 yılında devralacak kimse ismi boş olarak önceden hazırlandığını ispatlayamadığı, mahkeme gerekçesinde açıklandığı üzere söz konusu hisse devir sözleşmesi davacının iddiasının aksine 2012 yılında ve davalı ile görüşülerek hazırlandığı, davacı da hisse devir sözleşmesinde yer alan imzanın kendisine ait olduğunu kabul ettiği, davacı her ne kadar iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürmüş ise de irade fesadı hallerinin olayda gerçekleştiğini ispatlayamadığı, Mahkeme gerekçesinde belirtildiği üzere devir tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Kanun'un 490 ıncı maddesinde nama yazılı payların devri gösterilmiş olup maddeye göre kanunda veya esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe nama yazılı paylar herhangi bir sınırlamaya bağlı olmaksızın devredilebileceği, 6102 sayılı Kanun'da anonim şirket nama yazılı payların devri için özel bir şekil şartı öngörülmemiş olup, şirket ana sözleşmesinde de şekle ilişkin bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda nama yazılı paylar 6098 sayılı Kanun'da 183 üncü vd maddelerine göre alacağın devri hükümlerine göre devredilebileceği, 6098 sayılı Kanun'da 184 üncü maddesine göre de alacağın devrinin yazılı yapılmasının yeterli olduğu, uyuşmazlığa konu pay devrinin de yazılı olarak yapıldığı, davacı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, davacı vekilinin istinaf sebebi olarak ileri sürdüğü 6102 sayılı Kanun'un 198 inci maddesi şirketler topluluğu alt başlıklı bölümünde düzenlenmiş olup ancak bir sermaye şirketi hissesinin teşebbüs tarafından edinilmesi halinde tescil hususu düzenlendiği, somut olayda ihtilafa konu şirket hisselerinin teşebbüs tarafından edinilmesi söz konusu olmadığından olayda uygulanmasına imkan bulunmadığı, anonim şirketin pay devri istisnalar dışında tescile tabi olmadığı,davacı vekilinin istinaf sebepleri İlk Derece Mahkeme kararı gerekçesinde ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve karşılanmış olduğundan ve İlk Derece Mahkemesi gerekçesi dava dosyasına, dosya içinde bulunan delillere, usul ve yasaya uygun olduğundan istinaf sebepleri yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin isitnaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, 2009 yılında hazırlanan hisse devir sözleşmesinin sadece adi şekilde hazırlandığı ve noter tarafından tasdik edilmediğini bu sebeple şekil şartına uyulmadan yapılan bir devrin hukuka aykırılık teşkil edeceğini, Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş.'nin hisselerinin büyük değere sahip olduğunu devir sözleşmesinin sembolik bir rakam ile düzenlendiğini, bunun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı tarafın müvekkilinden haksız ve hukuka aykırı olarak elde ettiği hisseleri beş ay gibi süre sonra Özel Gebze Doğa Hastanesi Sağlık A.Ş'nin en büyük hissedarı olan ...'e devrettiğini, ...'in iyiniyetli 3 üncü kişi olarak kabul edilemeyeceğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hisse devir sözleşmesinin iptali ve davacının şirkette pay sahipliğinini devam ettiğinin tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/4124 E., 2024/2489 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.Alacağın iradî devrinin (sözleşmeye dayanan devir) geçerli olabilmesi için; sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetine sahip olması, geçerli bir sözleşmenin bulunması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olmas
3. Hukuk Dairesi         2023/4124 E.  ,  2024/2489 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/738 E., 2023/732 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/805 E., 2022/20 K. Taraflar arasındaki temlik devir sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine, asli müdahil tarafından açılan dava yönünden incelemeye ve yeniden hüküm kurmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak; asli müdahil tarafından açılan davanın reddine, asıl davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü; I. DAVA Davacı vekili; dava dışı ...'ın Antalya 14. İcra Müdürlüğünün 2017/815. E sayılı dosyasındaki dosya alacaklısından devir aldığı alacağı 29.11.2018 tarihli "temlik devir sözleşmesi" başlıklı sözleşme ile müvekkile temlik ettiğini, dava dışı ...'ın bu devre rağmen 27.05.2019 tarihinde aynı alacağı davalı ...'ye temlik ettiğini, davacının temlik sözleşmesini icra dosyasına sunmasından önce davalı ...'nin temlik sözleşmesini dosyaya sunduğunu ve alacaklı taraf olarak kaydının yapıldığını, müvekkiline yapılan temlikle ...'ın alacağının sona erdiğini, olmayan alacağın devrinin yapılması sebebi ile geçersiz olduğunu ileri sürerek davalıya yapılan sonraki tarihli temlikin iptalini, davalının icra dosyasındaki alacaklılık sıfatının kaldırılmasını ve davacının ilk temlik alan sıfatı ile icra dosyasında alacaklı olduğunun tesbitine karar verilmesini talep etmiş, ...'ın davaya dahiline ilişkin dilekçe vermiştir. II. CEVAP Davalı vekili; dava dışı ...’ın müvekkilinin ortağı olduğunu, davacının ... ve ...'a araç+ev karşılığı temliğin tamamının kendisine devrini talep ettiğini, tarafların bu saikle temlik sözleşmesini yaptıklarını, dava dışı ...’ın bu sözleşmeye güvenerek ... Mimarlık ve yetkilisi ... temlik almış olduğu temlik sözleşmesindeki hakları ve Berk-07 isimli ticari yatın satışı için davacı tarafın gösterdiği dava dışı ... isimli şahsı Antalya .... Noterliğinin 29.11.2019 tarih ve 27589 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil tayin ettiğini, bu vekalete dayanarak davacının ... Mimarlıktan olan 80.000 TL alacağı için bu taşınırı üçüncü bir kişiye devrettiğini, ancak sonraki zamanlarda davalı tarafa teslim edeceğini söylediği araç ve daire teslimini gerçekleştirmediğini, kötü niyetle geri kalan temlik üzerinde de tasarrufta bulunmaya çalıştığını, güven ilişkisinin bu sebeple zedelendiğini, vekil tayin ettikleri kişiyi azlettiklerini, temlik konusu alacaktan davacının sadece 80.000,00 TL alacağının bulunduğunu, bu alacağına yat tekneyi devralarak kavuştuğunu, bunun dışında taraflar arasında bir alacak verecek bulunmadığını, bu nedenlerle davanın reddini istemiştir. Dahili davalı ...; davacı ...'nin dosyaya sunduğu 29.11.2018 tarihli temlik devir sözleşmesi başlıklı sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğunu, sözleşme üzerinde yazıldığı gibi 29.11.2018 tarihinde imzalanmadığını, 27.05.2019 tarihinde .... Noterliğinin 19172 yevmiye sayılı alacağın devri sözleşmesi ile ...'ye söz konusu alacağı temlik ettikten sonra ...'nin bu temlik işleminden haberdar olmasından nedeni ile kendisinin dayatması ile imzaladığını, bu sözleşmeyi imzaladığında tarih yazmadığını tarihin sonradan atıldığını beyan etmiştir. Asli müdahil ... vekili; müvekkili ...'ın Antalya .... Noterliğinin, 19.10.2020 tarih ve 27247 yevmiye numaralı temliknamesi ile dosyanın davalısı durumunda olan ...'den adı geçenin dava dışı ...'dan temlik almış olduğu Eski Antalya 14. İcra Müdürlüğünün 2017/865 Esas sayılı (Yeni Antalya Genel İcra Dairesi 2020/274551 E.) dosyasındaki alacağı temlik aldığını, temlik alınmasından sonra ilgili icra dosyasına temlikname sureti ibraz edilerek takibe devam olunduğunu, alacağı müvekkiline temlik eden ...'nin bu alacağı Antalya ....Noterliğinin 27.05.2019 tarih ve 19172 yevmiye numaralı temliknamesi ile dava dışı ...'dan temlik aldığının bildirildiğini, söz konusu noter senedinin bir suretinin müvekkiline temlik anında teslim edildiğini, ancak davacı ... tarafından aynı alacağın temlik alınmış olduğu iddiası ile müvekkilinin alacağının temlik almış olduğu ... aleyhine dava açtığını, bu davada dava dışı ... ile davalı ... adına Noterden tanzim edilmiş olan temliğin iptalinin istenildiğinin haricen öğrenildiğini, müvekkilinin zarar göreceğini beyan ederek davaya dayanak yapılan ve dava dışı ... ile davacı ... arasında adi yazılı şekilde düzenlenmiş olan temliknamenin adı geçen taraflar arasında bir kısım hak ve borçlar doğurması mümkün ise de muvazaalı şekilde eski tarihli olarak sonradan düzenlendiği anlaşılan, dava konusu Antalya 14. İcra Müdürlüğünün 2017/865 Esas sayılı dosyasındaki alacak Antalya .... Noterliğinin, 19.10.2020 tarih ve 27247 yevmiye numaralı temliknamesi ile dosyanın davalısı durumunda olan ...'den temlik alınmış olduğundan itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davaya dayanak yapılan ve davalı ... ile davacı ... arasında adi yazılı şekilde düzenlenmiş olan 29.11.2018 tarihli temliknamenin her zaman düzenlenebileceği bu nedenlerle noterden resmi şekilde düzenlenen temliknameye üstünlük tanındığı gerekçesiyle asıl dava yönünden; davanın reddine, asli müdahale davası yönünden; asli müdahilin davanın reddi yönündeki talebi konusunda asıl davada aynı yönde karar verilmiş olduğundan ve asli müdahilin davanın reddi dışında başkaca talebi de bulunmadığından bu konuda incelemeye ve yeniden hüküm kurmaya yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davalının sunduğu cevap dilekçesinin göz ardı edildiğini, alacağın temlikinde resmi şekil şartı aranmadığını, bilirkişi raporunun göz ardı edildiğini, asıl muvazaalı işlemin asli müdahil tarafından yapıldığını, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının adi yazılı temliknamenin geçersizliği ilişkin iddialarını ispatlayamadığı, bu nedenle adi yazılı temliknamenin geçerli olduğu ve bilirkişi raporunda da belirtildiği gibi artık tasarruf yetkisine haiz olmadığından ...’ın yeniden aynı alacak için geçerli bir devir sözleşmesi yapmasının mümkün olmadığı yapılsa bile geçersiz olacağının kabulü gerekeceği, Mahkemenin bu gerekçe ile davacının temliknamenin iptaline yönelik talebi yönünden kabulüne ve asli müdahil talebinin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde red kararı yerinde görülmemiş olup, kararın bu yönden kaldırılması gerektiği, aynı şekilde asli müdahil tarafından açılan dava yönünden de yukarıda belirtilen gerekçe doğrultusunda davalı ...'ye yapılan temlik geçersiz olduğundan bu davalı tarafından asli müdahile yapılan temlikname de geçerliliği davalı ...'nin haklarına bağlı olduğundan iyi niyetinin de korumayacağından dolayı geçersiz kabul edilmesi gerekmekle asli müdahil tarafından açılan davanın da reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asli müdahil vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asli müdahil vekili; davacının alacağı temlik aldığını icra dosyasına uzun süre bildirmediğini, adi yazılı şekilde yapılan alacağın temliki sözleşmesinin noterde düzenlen sözleşmeden sonra imzalandığını, tarihinin sonradan doldurulduğunu, noterde yapılan sözleşmeye üstünlük tanınması gerektiğini, müvekkilinin iyiniyetli olarak icra dosyasında alacaklı olarak gözüken kişiden dosya alacağını temlik aldığını, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, temlik devir sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Kanun'un alacağın temlikini düzenleyen 183 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Alacağın temliki, bir alacağın alacaklı tarafından bir başka kimseye devredilmesidir. Bu suretle borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır. Aynı zamanda, temlik edilen alacak eski alacaklının malvarlığından çıkarak yeni alacaklının mamelekine dâhil olmakta, alacağı talep etmek hakkı da yeni alacaklıya intikâl etmektedir. 2.Alacağın iradî devrinin (sözleşmeye dayanan devir) geçerli olabilmesi için; sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetine sahip olması, geçerli bir sözleşmenin bulunması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında 6098 sayılı Kanun'un 184 üncü maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir. (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 Esas, 2021/1464 Karar; 29.03.2023 tarihli ve 2021/(15)6-535 Esas, 2023/266 Karar sayılı kararları). 3. Somut olayda; davacı, icra dosyası alacağını dahili davalıdan 29.11.2018 tarihinde adi yazılı şekilde düzenlenen sözleşme ile devralmıştır. Temlik edilen alacak dahili davalının malvarlığından çıkmış olmasına rağmen dahili davalı, ortağı olan davalıya icra dosyası alacağını noter senedi ile devretmiştir. Dahili davalının alacağı devretme yetkisi bulunmadığından bu devir işlemi hukuken geçersizdir ve devir işlemenin noterde yapılmış olmasının sözleşmeye geçerlilik kazandırmayacaktır. Hal böyle olunca, davalının, icra dosyası alacağını asli müdahile temlik etmesi de geçersiz olmaktadır. Asli müdahilin mal varlığında meydana gelen eksilmeyi davalıdan talep etme hakkı bulunmaktadır. 4. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında asli müdahil vekilinin temyiz itirazının incelenmesinde; dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan bölge adliye mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2021/535 E., 2023/266 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında mülga BK'nın 163 üncü maddesi (TBK md.
Hukuk Genel Kurulu         2021/535 E.  ,  2023/266 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine ilişkin karar temlik alan davacı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı temlik alan davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi 4. Davacı temlik eden şirket vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalıya ait genel müdürlük eğitim binası yapım işinin ihalesini kazandığını ve taraflar arasında bu işle ilgili 13.08.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşme gereğince müvekkilinin 11.08.2008 tarihinde 47.812,50 TL damga vergisi yatırdığını, ihale evrakları arasında davalıya teslim edilen 382.500,00 TL teminat mektubuna ilişkin 5.301,48 TL komisyon ödediğini, ancak davalının yıkılacak binaları tahliye edip yer teslimi yapmadığını, sözleşme imzalandıktan sonra davalının yapımını istediği projenin imar planına aykırı olduğunun ve yapım işine başlanabilmesi için imar planının değiştirilmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, bu plan değişikliği ve proje tadilatını davalının yapması gerektiğini, kendi edimlerini ifa etmeyen davalının sözleşmenin imzalanmasından iki yıl sonra başka bir bina yaptırma niyetini gizleyerek yer teslimini yapmadığı ve imar ruhsat problemi olduğu hâlde sözleşmeyi tek yanlı olarak haksız ve kötüniyetle feshettiğini, bu nedenle müvekkilinin sözleşme için ödediği 47.812,50 TL damga vergisi ile davalıya teslim ettiği banka teminat mektubu için ödediği 5.301,48 TL komisyon bedeli toplamı 53.113,98 TL menfi zarara uğradığını, ayrıca müvekkilinin sözleşmeyi ifa edememesi ve sözleşmenin uygulanacağı düşüncesiyle başka ihalelere girmekten kaçınması nedeniyle yaklaşık % 15-25 oranında kâr kaybına uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla haksız fesih nedeniyle ödenen vergi ve teminat mektubu komisyonlarına karşılık 53.113,98 TL maddi zararın ödenme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle, kâr kaybına karşılık da şimdilik 1.000,00 TL’nin sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği 11.02.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 21.06.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise; davada istenen 1.000,00 TL kâr kaybını 317.750,00 TL arttırarak toplam 318.750,00 TL’ye çıkarmıştır. 5. Özel Dairenin birinci bozma kararından sonra 08.05.2018 havale tarihli “Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi” ile davacıdan alacağı temlik alan ... vekili 25.09.2018 tarihli celsede alınan beyanında; davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı 6. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile imzalanan sözleşmenin müvekkili şirketin yer teslimi yapmamasından değil, ilgili belediyeden inşaat ruhsatı alınamadığı için yer teslimi yapılmaması nedeniyle feshedildiğini, davacının projenin imar planına aykırı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirketin sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirdiğini ve sözleşmeyi haklı şekilde feshettiğini belirterek davanın reddini savunmuş; 23.05.2018 havale tarihli dilekçesinde ise; davacı ile imzalanan sözleşmenin 25 inci maddesine aykırı olarak yapılan temlik sözleşmesini kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı 7. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.10.2013 tarihli ve 2012/65 Esas, 2013/508 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında hizmet binası yapımı için eser sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından usulüne uygun yer teslimi yapılmadığı için bu sözleşmenin uygulanmasına imkân bulunmadığı, sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık iki yıl sonra davalı tarafından binayla ilgili ruhsat alınamadığı gerekçesiyle sözleşmenin feshedildiği, feshin gerçek nedenlere dayanmadığı ve haklı olmadığı, davacının fesih nedeniyle sözleşme için ödediği damga vergisi ile davalıya verdiği banka teminat mektubu komisyonu toplamından oluşan 53.113,98 TL menfi zarara ve uygulanmayan sözleşmeden dolayı kâr kaybından kaynaklanan 318.750,00 TL müspet zarara uğradığı, haksız fesih nedeniyle davacının uğradığı zararların tazminini davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle ıslah da gözetilerek davanın kabulüne, 53.113,98 TL menfi zarar ile 1.000,00 TL müspet zararın 08.02.2012 dava tarihinden, 317.750,00 TL müspet zararın da 21.06.2013 ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı 8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 9. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/1131 Esaas, 2014/7141 Karar sayılı kararı ile; “…Taraflar arasında imzalanan 13.08.2008 tarihli sözleşmeyle 6.375.000,00 TL götürü bedelle Genel Müdürlük Eğitim Binası İnşaatı'nın yapımı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin ekleri başlıklı 6. maddesinde, uygulama projelerinin sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olduğu belirtilmiş, 5.1. maddesinde, “... ilgili belediyesinden vs. kuruluşlardan alınması gerekli bütün izin ve ruhsatlar yüklenici tarafından takip edilecek ve alınacaktır.” denilmiş, 8. maddesinde de, yüklenicinin mevzuata uygun hareket etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin konusu inşaat yapımına ilişkin olmakla imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga BK'nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerindendir. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Sözleşmenin imzalanmasından sonra davalı, 08.09.2008 tarihli dilekçesiyle belediyeden projelerin onaylanmasını istemiş, belediyenin 25.09.2008 tarihli cevabında, mimari projede plan değişikliğine gidileceği bildirilmiş, Altındağ Belediye Meclisi'nin 05.11.2008 tarihli kararıyla bina yüksekliğinin parsel bazında daha önce belirlenmediğinden 1/1000 ölçekli plan değişikliğiyle maksi bina yüksekliği Hmax = serbest olarak belirlenmesi teklifi uygun görülerek kabul edilmiş, Büyükşehir Belediye Meclisi'nin 13.03.2009 tarihli kararıyla da onanmıştır. Bunun üzerine davalı iş sahibi, 10.07.2009 tarihinde proje onayı için müracaat ettiğinde mimari projelerdeki hatalar için görüşmeye davet edilmiş, 11.02.2010 tarihinde, belediyeden inşaat ruhsatı alınamadığından yer teslimi yapılamayan inşaata ilişkin sözleşmenin fesh veya tasfiyesi ile eğitim binasının genel müdürlük kampüsünde yapılacak yeni bina kapsamında değerlendirilmesine karar verilmiştir. Görülüyor ki, sözleşme eki uygulama projelerinin avan projeler olduğu, ruhsat almak için belediyesince onaylanması gerektiği ortadadır. Nitekim plân değişikliği onayından sonra belediyesince, mimari projelerde hatalar olduğu bildirilmiştir. Ancak projelerdeki hataların plân değişikliği ile bağlantısının olup olmadığı anlaşılamamıştır. Mahkemece hukukçu, mali müşavir ve inşaat mühendisinden oluşturulan bilirkişi kurulundan asıl ve ek rapor alınmış ise de raporlarda bu husus açıklanmadığı gibi hukukçu ve mali müşavir de konunun uzmanı olmadığından yeterli inceleme ve araştırmanın yapıldığından sözedilemez. O halde mahkemece yapılması gereken iş, 6100 sayılı HMK'nın 266. maddesince yeniden oluşturulacak üç kişilik mimar bilirkişi heyetine projeler ile imar plânı değişikliğini incelettirmek, sözleşme eki projelerin uygulanamamış olmasında plân değişikliği etkisinin olup olmadığını açıklığa kavuşturmak, sözleşme kapsamında bina inşaasının plân değişikliğine karşı yapılması veya imkansızlık durumunun araştırılarak sonucuna göre davadaki istemin, fesh veya tasfiye hükümlerince değerlendirilerek uygun karar vermekten ibarettir. Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi incelemesiyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı 10. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2018 tarihli ve 2016/513 Esas, 2018/744 Karar sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda temlik eden davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin 25 inci maddesinin temlik yasağına ilişkin olduğu, davanın yüklenici ... İnşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından açıldığı, yargılama sırasında dosyaya sunulan temlikname ile dava konusu alacağın ... ’na temlik edildiği, davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşmede temlik yasağı bulunduğundan alacağın sadece davacı temlik eden ... İnşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından talep edilebileceği, temlik alan şahsın aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı 11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 12. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2019/655 Esas, 2019/3667 Karar sayılı kararı ile; “...Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, fesih nedeniyle teminat mektup komisyon bedeli, damga vergisi zararı ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yargılama sonucunda davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan dolayı usulden reddine dair verilen karar, davacı devir alan vekilince temyiz edilmiştir. Dava, 13.08.2008 tarihinde davalı iş sahibi ile devreden davacı yüklenici ... İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşmenin konusu olan inşaatın yapımından vazgeçilmiş ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle yüklenici tarafından açılmıştır. Davayı açan yüklenici mahkemeye verdiği 08.05.2018 havale tarihli alacağın devri (temlik) sözleşmesi başlıklı belge ile davadan sonra ve davaya konu edilen alacaklarını 3. kişi ... 'na devretmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinin 2. bendinde davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmiş olması halinde devir almış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği hükmü getirilmiştir. Devreden yüklenici ile davalı iş sahibi arasında düzenlenen sözleşmenin 25. maddesinde; sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemeyeceği ve sözleşmeden doğan alacakların da temlik edilemeyeceği kararlaştırılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi hükmünce hakim Türk Hukuku'nu re'sen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara hukuki vasıflandırma hakime aittir. 08.05.2018 tarihli alacağın devri sözleşmesi başlıklı belge yüklenici tarafından açılan davadan sonra düzenlenmiş olduğundan 6098 sayılı Borçlar Kanunu 183. ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki sözleşmesi değil, 6100 sayılı HMK'nın 125/2. maddesinde ifade edilen dava konusunun devri işlemi ve sözleşmesidir. Alacağın temlikinde TBK'nın 183. maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de; 6100 sayılı HMK'nın 125/2. maddesinde düzenlenen dava konusunun devri, borçlunun ya da davalının kabul ve onayına tabi tutulmamıştır. Herhangi bir koşul ve ön şart belirtilmeksizin dava konusunun devri halinde devralanın görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği hükmü getirilmiştir. Bu durumda mahkemece, açılan davadan sonra yüklenici tarafından dava konusu ... 'na devredildiğinden HMK 125/2. hükmünce bu şahsın davacı yerine geçtiği kabul edilip davaya kaldığı yerden devam edilerek deliller de toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 13. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli ve 2020/304 Esas, 2020/594 Karar sayılı kararı ile; önceki kararın gerekçesi aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 14. Direnme kararı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 08.05.2018 havale tarihli “Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi” başlıklı belgenin mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 162 nci maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 183 üncü maddesi) gereğince alacağın temliki olarak mı, yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesine göre dava konusunun devri olarak mı nitelendirileceği, buradan varılacak sonuca göre temlik alan ... ’nun aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temlik eden davacı şirketin yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Dava konusunun devri” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir. 17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesinde; “…(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur. b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” hükmüne yer verilmiştir. 18. Bu hüküm, dava konusunun davanın açılmasından sonra devrini (müddeabihin temlikini) düzenlemektedir. Dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi “tasarruf serbestisi” kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HMK’nın 125 inci maddesi, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usul işlemlerini belirlemiştir. 19. Uyuşmazlık konusu mal, alacak veya hak, dava açılmadan önce devredilirse HMK’nın 125 inci maddesi uygulanmaz. Zira malını, alacağını veya hakkını devreden kişinin devrettiği mal, alacak veya hak konusu üzerinde alacaklı, borçlu, malik ve zilyet gibi sıfatları kalmayacağından; devreden kişinin, devirden sonra açılan bir davada davacı ya da davalı olarak hasım gösterilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olmakla birlikte başlangıçta alacaklı sıfatı bulunmayan davacı veya borçlu sıfatı bulunmayan davalı, davada taraf olarak gösterilip davanın devamı sırasında alacaklı veya borçlu sıfatına sahip olursa, açılan dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Şöyle ki; dava açıldığı esnada alacaklı sıfatı bulunmayan davacının, dava sırasında alacağı devralması durumunda husumet (sıfat) ehliyeti yönünden eksiklik ortadan kalktığı için davaya devam edilerek işin esasının incelenip çözümlenmesi gerekir. Husumetin doğru kişiye yöneltilmesi dolayısıyla dava konusunun devri mahkemece resen nazara alınacak hususlardandır. 20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125/1 inci maddesine göre davanın açılmasından sonra, davalı tarafça dava konusunun dava dışı üçüncü kişiye devri hâlinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam eder. Davacı bu seçimlik hakkını kullanmayarak isterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür (HMK md. 125/1-b). Davacı kendiliğinden seçimlik hakkını kullanırsa, tercihine göre hareket edilir. Aksi hâlde dava konusunun devredildiğini öğrenen mahkemenin, davacıya seçimlik hakkı bulunduğunu hatırlatarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceğini sorması, süre vermesi ve ona göre işlem yapması gerekir. 21. Dava sırasında davalının dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmiş olmasına rağmen mahkemece HMK’nın 125 inci maddesinde belirtilen haklardan hangisini seçtiği davacıya sorulmadan ve ona seçimi yaptırılmadan, sanki devir yapılmamış gibi eski taraflar arasında davaya devam edilerek karar verilemez. Bu seçimlik hakkının hatırlatılması kuralı, kamu düzenine ilişkindir ve kanun yolu dâhil yargılamanın her aşamasında yapılır (Yılmaz, Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 819). 22. Maddenin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2 nci maddesinde, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir. 23. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden (resen) geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2 nci maddesinde, davalıya birinci fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamıştır; devir alan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir. 24. Dava hakkı, asıl (subjektif ) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkı da devredilmiş olur. Bir hakkın devri, mülga BK'nın 162 nci (TBK’nın 183 üncü maddesi) maddesi hükümlerinde düzenlenen alacağın temliki suretiyle gerçekleşir. Alacak temlik edilince devreden kişinin, alacaklı sıfatı ile birlikte davacı sıfatı da devir alana geçer ve davacı yerine geçen üçüncü şahıs usulden doğan yetkilerini kullanabilir. 25. Bu arada “alacağın temliki (devri)” konusuna değinmekte fayda bulunmaktadır. 26. Alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Uygur, Turgut.: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096). 27. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine alacağın temliki adı verilir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s.1248). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararı). 28. Somut olayda uygulanması gereken, sözleşmenin imzalandığı ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga BK'nın alacağın rızai temlikine, başka bir anlatımla iradi devrine ilişkin 162 nci maddesinde; “Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir. Borçlu, alacağın temlik edilmemesi şart edilmiş olduğunu bu şartı ihtiva etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile, alacağını temellük eden üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez” düzenlemesine yer verilmiştir. 29. Aynı maddenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'daki karşılığı olan 183 üncü maddesi ise; “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez” şeklindedir. 30. Metinde yapılan sadeleştirme dışında, maddede, mülga BK'nın 162 nci maddesine göre herhangi bir hüküm değişikliği yoktur. TBK’da “alacağın temliki” kavramı yerine “alacağın devri” ifadesi kullanılmıştır. TBK’nın 183 üncü maddesinin birinci fıkrasına (mülga BK md. 162/1) göre maddede sayılan hâller dışında kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek yoktur, sadece alacağı talep hakkı devredilmektedir. Diğer bir ifadeyle alacağın devrinde borcun özü muhafaza edilmekte, sadece şahıslarda değişiklik olmaktadır. 31. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukuki muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ve 2017/11-2630 E., 2019/328 K. sayılı kararı). 32. Alacağın iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında mülga BK'nın 163 üncü maddesi (TBK md. 184) gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir. 33. Mülga Borçlar Kanunu’nun 162 nci maddesinde (TBK md. 183) bazı alacakların devrine izin verilmemiştir. Devir yasağı kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğmaktadır. 34. Tarafların borç ilişkisinden doğan alacağın başkasına devredilmesini yasaklaması hâlinde sözleşmeden kaynaklanan “akdî devir yasağı” söz konusudur. Sözleşmede kararlaştırılan devir yasağına rağmen alacak temlik edilmiş ise; yapılan devir nedeniyle alacağı devralan üçüncü kişi, borçluya başvuramaz. Bu durumda borçlu, alacağı devredene karşı akdî devir yasağı savunmasında bulunabilir. 35. Sözleşmeden doğan devir yasağının üçüncü kişilere mutlak olarak ileri sürülmesi bazı hâllerde haksızlıklara yol açabilir. TBK’nın 183/2 nci maddesi bu yasağı yumuşatmak amacıyla bir istisnaya yer vermiştir. Bu hükümle sözleşmeden doğan temlik yasağının bir istisnası getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aşağıdaki koşullar aranacaktır: a) Borçlu alacaklıya alacağın varlığını tanımış (ikrar etmiş) olmalıdır. b) Borçlunun bu tanıması (ikrarı) bir senede (belgeye) dayanmalıdır. c) Alacaklı borç tanımasını (ikrarını) içeren bu senetten doğan alacağını üçüncü kişiye devir etmiş olmalıdır. d) Üçüncü kişi taraflar arasında devir yasağından iyiniyetle haberdar olmamalıdır (Kılıçoğlu Ahmet M.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 791). Bu koşullar mevcut ise, devir yasağına rağmen üçüncü kişiye yapılan devir geçerlidir. Ancak alacağı temellük eden üçüncü şahıs, devir yasağını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu hükümden yararlanamaz. 36. Devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işlemi ilke olarak geçersiz olup; böyle bir devir sadece borçlu karşısında değil, temlik edenle temlik alan arasında da hüküm ve sonuç doğurmaz. Sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup, borçlunun rızasının bulunmaması hâlinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararı). 37. Bu noktada eldeki davada olduğu gibi sözleşmede temlik yasağı bulunmasına rağmen, dava açıldıktan sonra alacak temlik edilmiş ise, HMK’nın 125 inci maddesine göre işlem yapılıp yapılmayacağı üzerinde de durulmalıdır. 38. Sözleşmede alacağın temliki yasağı olduğu hâlde, davadan sonra davacı alacağını dava dışı üçüncü kişiye temlik ettiyse, HMK’nın 125 inci maddesi anlamında dava konusunun devredildiği kabul edilerek davaya devralan şahıs huzurunda devam edilir, ancak davalı temlik yasağının bulunduğunu ileri sürdüğü takdirde alacağın varlığı ispatlanmamış olacağından davanın reddine karar verilmelidir. Başka bir ifadeyle alacağı devralan HMK’nın 125 inci maddesi gereğince davacı yerine geçerek usulden doğan yetkilerini kullanabilir ise de; davalının sözleşmede kararlaştırılan temlik yasağını ileri sürmesi durumunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacağının bulunduğunu kanıtlaması hâlinde alacağa hükmedilebilecektir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 E., 2021/1464 K. sayılı kararı). 39. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde alacağı temlik eden davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibinin imzaladığı 13.08.2008 tarihli “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlük Eğitim Binası İnşaatı” işinin yapımına ilişkin sözleşmenin 25 inci maddesinde sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devir edilemeyeceğinin ve sözleşmeden doğan para alacağı dahil olmak ancak bununla sınırlı olmamak üzere herhangi bir yüklenici alacağının temlik edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı, dava açıldıktan sonra yargılamanın devamı sırasında adi yazılı şekilde düzenlenen ve 08.05.2018 havale tarihli olan "Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi" başlıklı temlikname ile eldeki dava konusu hak ve alacakların tamamının tüm dava ve talep haklarıyla birlikte üçüncü kişi ... 'na devir ve temlik edildiği, davalının sözleşmenin 25 inci maddesinde temlik yasağı bulunduğunu ve 25 inci maddeye aykırı olarak yapılan temlik sözleşmesini kabul etmediğini ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunu savunduğu somut olay değerlendirildiğinde; temlik alan ... HMK’nın 125 inci maddesi gereğince alacağı temlik eden davacı şirket yerine geçerek usul yetkilerini kullanmış ise de, maddi hukuk anlamında alacağın varlığını yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacağının bulunduğunu ispatlayamamıştır. Buna karşılık davalı iş sahibi, sözleşmenin 25 inci maddesinde kararlaştırılan devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yeni davacının kendisinden talep edebileceği alacağın bulunmadığını kanıtladığından, mahkemece sözleşmede temlik yasağı olduğu gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine dair verilen direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olmuştur. 40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 08.05.2018 havale tarihli "Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi" başlıklı belgenin alacağın temliki sözleşmesi değil dava konusunun devri niteliğinde olduğu ve direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 41. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan sebeplerle; Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29.03.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi. ''K A R Ş I O Y'' 1-Dava, sözleşmenin feshi nedeniyle teminat mektubu için ödenen komisyon bedeli, damga vergisi zararı ile kâr kaybından kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir. 2-Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf ise, dosyada bulunan 08.05.2018 havale tarihli belgenin TBK’nın 183 üncü maddesi kapsamında alacağın temlikimi, HMK 125 inci maddesine göre dava konusunun devri mi olarak nitelendirilmesi gerektiği ve buna bağlı sözleşmede yer alan “devir yasağının” davacı sıfatını etkileyip etkilemeyeceği hususunda toplanmaktadır. 3-Mevzu bahis belge bakıldığında “Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/65 Esas sayılı ve ... AŞ’nin davalısı olduğu alacak davası kapsamındaki tüm hak ve alacaklarımı, bütün ferileriyle birlikte, ... ’na devrettim” cümlesini içerdiği görülmektedir.Uyuşmazlık doğduktan sonra, doğrudan mahkeme esas numarası zikredilmek suretiyle yapılan devrin doğrudan “dava konusunu” devretmeğe yönelik bir usul sözleşmesi olduğuna dair hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. 4-Ne var ki, davanın dayanağını teşkil eden “Yapım İşleri Tip Sözleşmesi” devir yasağı da içermekle, bunun “dava konusun devrine” etkisini de tartışmak gerekir. Anılan metnin “Sözleşmenin Devri” başlıklı bölümünün altında “Sözleşme ...’un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemez… Devir alacak firmanın en az yüklenici yeterliliğinde olması gerekir, ayrıca yüklenicinin gerçekleştirmediği veya noksan bıraktığı tüm taahhütlerin ve bunların gecikme cezası dahil tüm sonuçlarının devir alan firma tarafından gerçekleştirileceğinin ve yerine getirileceğinin yazılı olarak kabul edilmesi gerekir” açıklaması görülmektedir. 5-Somut vakıada olduğu gibi, bina inşası için ihaleye çıkan kurumların gözettiği önemli ölçütlerden biri de firma yeterliliğidir. Muhatap firmanın geçmiş iş tecrübesi, hayata geçirdiği projeler ihalenin alınmasında önemli rol oynar. Bu bakımdan işin alımından sonra sürpriz yüklenici ile karşılaşmamak için sözleşmenin devir yasağına dair veyahut icazetle devrine ilişkin özel hükümler konulur. Nitekim eldeki sözleşmede de böyle bir hüküm mevcuttur. 6-Ancak, yukarıda da değinildiği üzere ortada sözleşmenin yani daha net bir ifadeyle “inşaat yapım işinin devrine” ilişkin bir hâl söz konusu değildir. Sözleşme feshedilerek dava konusu hâline geldikten sonra bizzat dava dosya numarası zikredilerek devir yapılmıştır. Bu durumda maddi hukuka ilişkin bir devirden söz edilemez. Bu işlem HMK 125 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken tipik bir “dava konusunun/müddeabihin” devrinden ibarettir. Bu temlikle ... yüklenici değil, davacı sıfatını kazanmıştır. Şayet devir yasağının kapsamı “dava konusunun devrini” de içerseydi elbette mahkeme bununla da bağlı olacaktı. Ama gerek kenar başlığı gerekse içerik olarak böyle bir durumun söz konusu olmadığı apaçık görülmektedir. 7-Açıklanan gerekçelerle, yerel mahkeme direnme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz. ''K A R Ş I O Y'' 1. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, fesih nedeniyle teminat mektup komisyon bedeli, damga vergisi zararı ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yargılama sonucunda davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan dolayı usulden reddine dair verilen karar Özel Daire tarafından; “Dava, 13.08.2008 tarihinde davalı iş sahibi ile devreden davacı yüklenici ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşmenin konusu olan inşaatın yapımından vazgeçilmiş ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle yüklenici tarafından açılmıştır. Davayı açan yüklenici mahkemeye verdiği 08.05.2018 havale tarihli alacağın devri (temlik) sözleşmesi başlıklı belge ile davadan sonra ve davaya konu edilen alacaklarını 3. kişi ... 'na devretmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 125 inci maddesinin ikinci bendinde davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmiş olması hâlinde devir almış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği hükmü getirilmiştir. Devreden yüklenici ile davalı iş sahibi arasında düzenlenen sözleşmenin 25 inci maddesinde; sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemeyeceği ve sözleşmeden doğan alacakların da temlik edilemeyeceği kararlaştırılmıştır. 6100 sayılı HMK'nın 33 üncü maddesi hükmünce hâkim Türk Hukuku'nu resen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara hukuki vasıflandırma hakime aittir. 08.05.2018 tarihli alacağın devri sözleşmesi başlıklı belge yüklenici tarafından açılan davadan sonra düzenlenmiş olduğundan 6098 sayılı Borçlar Kanunu 183 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki sözleşmesi değil, 6100 sayılı HMK'nın 125/2 nci maddesinde ifade edilen dava konusunun devri işlemi ve sözleşmesidir. Alacağın temlikinde TBK'nın 183 üncü maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de; 6100 sayılı HMK'nın 125/2 nci maddesinde düzenlenen dava konusunun devri, borçlunun ya da davalının kabul ve onayına tabi tutulmamıştır. Herhangi bir koşul ve ön şart belirtilmeksizin dava konusunun devri hâlinde devralanın görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği hükmü getirilmiştir. Bu durumda mahkemece, açılan davadan sonra yüklenici tarafından dava konusu ... 'na devredildiğinden HMK 125/2 nci hükmünce bu şahsın davacı yerine geçtiği kabul edilip davaya kaldığı yerden devam edilerek deliller de toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.” gerekçesiyle bozulduktan sonra mahkeme önceki kararında direnmiştir. 2. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesinin iki numaralı fıkrasının uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 üncü maddesi şöyledir: “ Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.” 4. Anılan maddede alacağın devri düzenlenmiş olup, sözleşmede aksinin kararlaştırılması durumunda alacağın başkasına devredilmesi mümkün değildir. 5. HMK’nın 125 inci maddesinin iki numaralı fıkrası ise şöyledir: “(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” 6. Anılan fıkrada ise dava konusunun devri düzenlenmiş olup Kanun’da dava konusunun devri için borçlunun ya da davalının kabul ve onay şartı aranmamıştır. 7. Görüldüğü üzere alacağın devri ile dava konusunun devri farklı hukuki müesseselerdir. Zaten aksi düşünce, kanun koyucunun abesle iştigal ettiği ve birbiriyle çelişkili hükümler ihdası ettiği anlamına gelecektir. Devir sözleşmesi incelendiğinde tarafların “Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/65 Esas sayılı ve ... AŞ’nin davalısı olduğu alacak davası kapsamındaki tüm hak ve alacaklarımı bütün fer'îleriyle birlikte” devri konusunda bir sözleşme imzaladıkları görülmektedir. Sözleşmede kullanılan ifadeler ve özellikle dosya numarası da verilmek suretiyle alacak davasındaki hak ve alacakların devredildiğinin düzenlenmiş olması karşısında söz konusu temlikin TBK’nın 183 üncü maddesi bağlamında bir alacağın devri değil HMK’nın 125/2 nci maddesi bağlamında dava konusunun devri olduğu açıktır. Nitekim söz konusu sözleşmenin dava tarihinden sonra düzenlenmiş olması da bu hususu teyit etmektedir. Dolayısıyla bu husustaki uyuşmazlığa TBK’nın 183 üncü maddesinin değil HMK’nın 125 inci maddesinin anılan hükmünün uygulaması gerekmektedir. 8. Öte yandan Özel Dairenin yukarıda yazılan bozma gerekçesine ek olarak, TBK’nın 183 üncü maddesi işin esasına ilişkin bulunmakla birlikte HMK’nın 125/2 nci maddesi usul hukukuna ilişkindir. Uyuşmazlık konusu, yargılama sırasında davacının değişmesinin mümkün olup olmadığı hususu olduğuna göre, usule ilişkin HMK hükmünün esasa ilişkin hükümden önce gözetilmesi gerekir. Diğer yandan davacının dava sonunda elde edeceği kazanımı, bir başkasına devrine engel bir durum bulunmadığına göre dava sonunda elde edilen kazanımın yargılama sırasında da devredilmesine mani bir halin bulunmadığının kabulü gerekir. 9. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin ve alacağın temlik yasağına ilişkin sözleşme, söz konusu sözleşmenin ifası sırasında iş sahibinin başka bir yüklenici ile muhatap olmak istememesinden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlık konusu ise dava konusunun devri olup artık dava konusu olan alacak için davacının kim olduğunun davanın sonucu bakımından ve buradan hareketle işveren açısından (söz konusu hukuki kurumların mahiyeti de nazara alındığında) bir önemi bulunmamaktadır. 10. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama görüşüne iştirak edemiyoruz.
6. Hukuk Dairesi, 2022/1203 E., 2023/1087 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 183, 184 ve 188 nci maddeleri ile 470 ve devamı maddeleri.
6. Hukuk Dairesi         2022/1203 E.  ,  2023/1087 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan Red İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Tüketici Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalı arsa sahipleri vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı arsa sahipleri vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı temlik alan vekili dava dilekçesinde; davalılar arasında akdedilen 28/12/2010 tarihli ... 4. Noterliğinde düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca davalı yükleniciye düşen D blok 4 no.lu bağımsız bölümün 30/04/2012 tarihli satış sözleşmesi ile 165.000,00 TL bedelle ve 26/12/2013 tarihli satış sözleşmesi ile D Blok 1 no.lu bağımsız bölümün 125.000,00 TL bedelle müvekkili tarafından satın alındığı ve bedellerinin davalı yükleniciye ödendiğini, inşaatın %95 oranında tamamlandığını, ancak müvekkilinin satın almış olduğu D bloktaki 1 ve 4 no.lu bağımsız bölümlerin tapusunu alamadığını belirterek, davalı arsa sahipleri adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı arsa sahipleri vekili cevap dilekçesinde; davacının temlik sözleşmelerinin geçersiz olduğunu, yükleniciye imalatıyla orantılı bağımsız bölüm devredildiğini, inşaatın %85 seviyesinde olduğunu, anahtar teslim kararlaştırıldığını, yükleniciye halef olan davacının eksik işler bedelini ve gecikme tazminatlarına dair icra takibi alacaklarını depo edilmesi gerektiğini, D blok 1 no.lu bağımsız bölümün ek sözleşme ile arsa sahiplerine bırakılduğını, yüklenicinin edimini yerine getirmediğini belirterek, davanın reddini istemiştir. 2.Davalı yüklenici tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 24/02/2020 tarihli, 2016/75 Esas ve 2020/118 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş olup, davacı vekili ve davalı arsa sahipleri vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi'nin 20/11/2020 tarihli, 2020/599 Esas ve 2020/705 Karar sayılı kararı ile davanın arsa sahipleri ile yüklenici ... Dostluk İnşaat Taahhüt Ticaret aleyhine açıldığı, ... Dostluk İnşaat Taahhüt Ticaret Şirketinin ayrı tüzel kişiliği bulunmadığından bu davalıya husumet yöneltilemeyeceği, husumetin şahıs şirketinin sahibine yöneltilmesi gerektiği ancak şahıs şirketinin sahibine yöneltilmiş bir dava bulunmadığından, zorunlu dava arkadaşı olan dava dışı yüklenici şahıs şirketi sahibinin davaya katılımı için kararın kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılarak karar verilmek üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. 2.Kaldırma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesince, taraf teşkili sağlanarak yapılan yargılamada 25/05/2021 tarihli, 2020/431Esas ve 2021/526 Karar sayılı karar ile davacının taşınmazın adına tescilini talep edebilmesi için müteahhide karşı sözleşme gereği ödemesi gereken bedelin tamamını ödemesinin yanında yüklenicinin de arsa sahiplerine karşı yüklendiği edimi eksiksiz olarak yerine getirmesinin gerektiği, ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin kesinleşen 2015/383 Esas 2017/294 Karar sayılı dosyasında bulunan 20/01/2017 tarihli bilirkişi raporları uyarınca "dava konusu inşaatın imalatının gerçekleşme seviyesinin A-B-C-D bloklarda % 84,53, E-F Bloklarda % 80,23, havuzda % 40 sosyal tesislerde % 0 olduğu, dava konusu inşaatın imalatının gerçekleşme seviyesinin % 75,5, eksikliklerinin tamamlanması ve yapı kullanma izin belgesi alınabilmesi için gereken maliyetin 1.184.327,00-TL olduğunun tespit edildiği, mahkememizce yapılan keşif doğrultusunda alınan rapor uyarınca; dava tarihindeki değerinin 1 numaralı daire için 110.000,00 TL ve 4 numaralı daire için 145.000,00 TL olduğu, toplam inşaatın tamamlanma seviyesinin %75,5 olduğunun bildirildiği ve davalı müteahhidin davalı arsa sahiplerine karşı sözleşme hükümlerini yerine getirmemesi nedeni ile kesinleşen ilam ile taşınmaz sahiplerine nama ifaya izin verilerek davalı müteahhidin taşınmazdan el çektirilmesine karar verilerek eksik iş bedeli ile ilgili olarak bir kısım dairelerin satışı için arsa sahiplerine izin ve yetki verilmesine karar verildiği, arsa sahiplerinin müteahhide karşı ileri sürebileceği def'ileri davacıya karşı da ileri sürebilecekleri ve davalı arsa sahiplerinin müteahhide karşı açtıkları davanın kesinleşmiş olmasıda nazara alındığında davacının tescil talep edemeyeceği zira taşınmazdaki eksik kalan işlerin bedeli nazara alındığında söz konusu eksik kalan işlerin davacı tarafından giderilmesinin maliyeti yüksekliği nedeni ile mümkün olmadığı, davalı arsa sahipleri ile müteahhit arasında ... 7. Noterliğinin 08/07/2015 tarihli düzenleme şeklindeki ek sözleşmesi uyarınca davacıya satışı yapılan bağımsız bölümün davalı arsa sahibine verildiğinin ancak D Blok altında bulunan sığınak ile ilgili olarak müteahhidin ek sözleşme de belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde taşınmazın tekrar müteahhide verileceğinin kararlaştırıldığı ancak müteahhit tarafından vaad edilen yükümlülüğün yerine getirilmediği, davacının tapu iptali ve tescil talebine yönelik davasının reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı arsa sahipleri vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin daire bedellerini yükleniciye ödediğini, inşaatın %95 tamamlanmasına rağmen yüklenici mali krizde olup da iskanı alamadığı için tapuların devredilemediğini, mahkemece müvekkilinin hak sahibi olduğu bağımsız bölümlere dair eksik iş bedellerinin yatırılması hususunda taraflarına süre verilmeyerek davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, nama ifa dosyasında davalı olan yüklenicinin ilk andan itibaren davayı takip etmemiş olup karar aşamasında dosyaya kabul beyanında bulunmasını kötü niyeti gösterdiğini, inşaatın tamamlanma seviyesi tespit edilirken yüzme havuzunun ve sosyal tesisin hesaba dahil edilmemesi gerektiğini, mahkemeden belediyeye yazı yazılmasının talep edildiğini ancak talepleri uyarınca işlem yapılmadığını, eksik işlerin giderimi için kurulan komisyonda 450.000,00 TL para toplandığını, kararda 28.750,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara ödenmesine hükmedildiğini, vekalet ücretinin nispi hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkillerinin tüketici olmasının ve davanın niteliği gereği vekalet ücretinin maktu olarak hüküm altına alınması gerektiğini belirterek davanın kabulü için kararın kaldırılmasını talep etmiştir. 2.Davalı arsa sahipleri vekili istinaf dilekçesinde; dairelerin satışına dair evrakın sıhhati noktasındaki tespiti kabul etmediklerini, 4 numara bakımından imza noksanlığı ve 1 numara bakımından ise ek sözleşme gereği arsa sahiplerine bırakılan bağımız bölüm olduğundan ret kararı verilmesi gerektiğini, kesinleşen nama ifaya izin davasında 4 numaralı bağımsız bölüm hakkında satış kararı verildiğini ancak bu davada verilen tedbirin devamına ilişkin kararın kaldırılmadığını belirterek kararın düzeltilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yerel mahkeme kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı arsa sahipleri vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin daire bedellerini yükleniciye ödediğini, inşaatın %95 tamamlanmasına rağmen yüklenici mali krizde olup da iskanı alamadığı için tapuların devredilemediğini, mahkemece müvekkilinin hak sahibi olduğu bağımsız bölümlere dair eksik iş bedellerinin yatırılması hususunda taraflarına süre verilmeyerek davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, nama ifa dosyasında davalı olan yüklenicinin ilk andan itibaren davayı takip etmemiş olup karar aşamasında dosyaya kabul beyanında bulunmasını kötü niyeti gösterdiğini, inşaatın tamamlanma seviyesi tespit edilirken yüzme havuzunun ve sosyal tesisin hesaba dahil edilmemesi gerektiğini, mahkemeden belediyeye yazı yazılmasının talep edildiğini ancak talepleri uyarınca işlem yapılmadığını, eksik işlerin giderimi için kurulan komisyonda 450.000,00 TL para toplandığını, kararda 28.750,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılara ödenmesine hükmedildiğini, vekalet ücretinin nispi hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu, müvekkillerinin tüketici olmasının ve davanın niteliği gereği vekalet ücretinin maktu olarak hüküm altına alınması gerektiğini belirterek davanın kabulü için kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı arsa sahipleri vekili temyiz dilekçesinde; dairelerin satışına dair evrakın sıhhati noktasındaki tespiti kabul etmediklerini, 4 numara bakımından imza noksanlığı ve 1 numara bakımından ise ek sözleşme gereği arsa sahiplerine bırakılan bağımız bölüm olduğundan ret kararı verilmesi gerektiğini, kesinleşen nama ifaya izin davasında 4 numaralı bağımsız bölüm hakkında satış kararı verildiğini ancak bu davada verilen tedbirin devamına ilişkin kararın kaldırılmadığını belirterek kararın düzeltilerek onanmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalılar arasında akdedilen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca davalı yükleniciden temlik yoluyla alınan bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 183, 184 ve 188 nci maddeleri ile 470 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre temyiz eden davacı vekili ile davalı arsa sahipleri vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Dava, arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümün 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 162 (TBK'nın 183). maddesi uyarınca temlik alınması nedeniyle kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri, taraflarına karşılıklı haklar ve borçlar yükler. Öncelikle üzerine inşaat yapılacak arsayı yükleniciye teslim etmesi gereken arsa sahipleri, yüklenicinin karşı edimini yerine getirmesinden sonra yükleniciye sözleşmeye uygun arsa veya kurulmuşsa kat irtifak tapusunu devretmekle yükümlüdür. Yüklenicinin temel borcu ise eseri (binayı) meydana getirmektir. Binanın inşaasından maksat, yapının sözleşmeye, fen kurallarına ve amacına uygun imal edilmesidir. Yüklenici bu nitelikleri taşıyan bir bina meydana getirmişse, sözleşmede aksine hüküm bulunmayan hallerde yapının arsa sahibine tesliminde, sözleşmede ayrık hüküm varsa tesliminden önce ve ancak sözleşme koşullarına uygun oranda arsa payı veya bağımsız bölümün tescilini isteyebilir. Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinin tarafı olan yüklenici, yukarıda sayılan edimleri yerine getirdiğinde, arsa sahibine karşı kazandığı kişisel hakları arsa sahibinin onayı gerekmeksizin üçüncü kişilere temlik edebilir. Yüklenicinin kişisel hakkını temellük eden üçüncü kişi de bu hakları yüklenicinin halefi olarak arsa sahibine karşı ileri sürme olanağına sahiptir. Yükleniciden temellük edilen kişisel hakkın dava edilerek arsa sahibine karşı ileri sürülmesi halinde mahkemece, tüm bu yönler üzerinde durulmalı, yüklenici üçüncü kişi davacıya ancak hak kazandığını devir ve temlik edebileceğinden bu husus açıkça saptanmalıdır. Bütün bu araştırmalar sonunda eserin (binanın) arsa sahibinin reddedemeyeceği bir seviyeye getirildiği; ancak, yüklenicinin arsa sahibine gerek eksik ve ayıplı işlerden, gerekse sözleşme veya kanundan kaynaklanan nedenlerden dolayı borçlu bulunduğu ortaya çıkarsa yüklenicinin halefi olarak davacıya bunları yerine getirmek üzere uygun süre tanınmalı, ya da olanaklı bulunursa karşılıkları para olarak depo ettirilerek, depo edilecek tutar arsa sahibine ödenmek üzere (birlikte ifa kuralı) kişisel hakların sonuçlarını meydana getirdiği düşünülüp istem kabul edilerek tescil hükmü kurulmalıdır. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakıldığında; ... 4. Noterliğince düzenlenen 28.12.2010 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre ...'e B Bloktaki 2-4-6-8 ve C Bloktaki 7, E Bloktaki 1 No.lu dairelerin ...'e B Bloktaki 1-3-5-7 no.lu dairelerin verileceğinin bunun dışındaki dairelerin tamamının davalı murisi müteahhit Ferit Sert'e bırakılacağının kararlaştırıldığı, davalı arsa sahipleri ile davalı yüklenici ... ve dava dışı Güneş Sert arasında, yüklenici Ferit Sert mirasçıları tarafından sözleşmenin yürütüleceği hususunda ... 4. Noterliği'nde 10.04.2012 tarihli ek sözleşme akdedildiği ve yine ... 7. Noterliğide 08/07/2015 tarihli ek sözleşme ile "...Yine arsa sahibi ile müteahhit aralarında anlaşarak tapudaki numaralandırmaya göre ve yukarıdaki b) şıkkında E Blok 2 numara olarak düzeltilmiş olan daire ile tapudaki numaralandırmaya göre A Blok 3 numara olarak numaralandırılmış dairenin takas edilmiş olup A Blok 3 numaralı daire iş bu sözleşme gereği ...'e ait olacağı ve tapunun ... üzerine kalacağı,... Tastikli projeye göre D blok altında sığınak olarak gösterilen alanın 110 m² yüzölçümlü kısmı daha sonra sığınağın mecburi olmaktan çıkarılmasından dolayı duvar yapılarak bölünmek suretiyle girişe göre binanın arka cephesine bakan bölümü ortak alan olmaktan çıkarılarak ve depo olarak inşa edilip D Blok 2 numaralı dairenin eklentisi olarak tapuya tescil edileceği, iş bu bölümün D Blok 2 numaralı dairenin eklentisi olarak arsa sahibi ... adına tescil edilmesi için müteahhidin bütün kat maliklerinin rızası ve muvafakatini alacağını, bu surette projede tadilat yapılarak yukarıda tanımlanan depo alanını ortak alan (sığınak) olmaktan çıkaracağı tadilat projesini belediyeden onaylatacağını onaylanmış tadilat projesini tapuya tescil edeceğini ve bu surette bu alanının D Blok 2 numaralı dairenin eklentisi olarak ... adına tapuya tescil edileceğini, bunun için gerekli tüm masraf ve harcamaların müteahhit tarafından karşılanacak olup arsa sahiplerinden her ne nam altında olursa olsun hiç bir bedel talep edilmeyeceği kat mülkiyeti tapuları alındıktan ve çevre düzenlemesi tamamen bittikten sonra tapudaki numaralandırmaya göre A Blok 2 numaralı daire A Blok 3 numaralı daire ve F Blok 1 numaralı dairelerin tapusunun müteahhide verileceğinin" düzenlendiği anlaşılmıştır. ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/383 E. ve 2017/294 K. sayılı kararı ile, davacılar ... ve ... tarafından davalılar ..., Güneş Sert hakkında açılan nama ifaya izin ve tazminat davasının yapılan yargılaması neticesinde; "Davacı ile davalılar murisi arasında ... 4. Noterliğince tanzim 28/12/2010 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin, ... 4. Noterliğince tanzim 10/04/2012 tarihli ek sözleşmenin ve ... 7. Noterliğince tanzim 08/07/2015 tarihli ek sözleşmenin aynen ifasına, davalı müteahhidin inşaattan el çektirilmelerine, sözleşmenin ifası için davacıya nama ifaya izin verilmesine, taraflar arasında akdedilen sözleşme konusu işlerin eksik inşaat bedelinin 1.184.327,00-TL olduğunun tespitine, Davacılara sözleşmede müteahhide bırakılan dairelerden A Blok 1, F Blok 1, E Blok 2 ve 3, D Blok 4 ve 6 numaralı dairelerin satışına izin ve yetki verilmesine, hüküm altına alınan davacı alacakları, sözleşmenin ifa edilmemiş olmasından kaynaklanmış olması sebebiyle, satılmasına izin verilen daire bedellerinden öncelikle karşılanmasına, artan kısım olması halinde davalılar adına açılacak banka hesabında bloke edilmesine, geç teslim sebebi ile dava tarihine kadar işlemiş ve 94.600-TL rayiç kira bedelinin davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, 50.000-TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen alınarak davacılara verilmesine" karar verildiği ve kararın 19/01/2018 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı, davalı ... Dostluk İnş. Taah. Tic. ile aralarında düzenlenen 30.04.2012 tarihli "Dostluk 15 Yuvacık Evleri Satış Sözleşmesi" başlıklı sözleşme uyarınca 858 adada yapılacak meskenlerden D Blok 4 no.lu bağımsız bölümü 165.000,00-TL bedelle 120.000 TL'si peşin olmak üzere satın alındığının belirtildiği, yine taraflar arasında düzenlenen 26.12.2013 tarihli "Dostluk 15 Yuvacık Evleri Satış Sözleşmesi" başlıklı sözleşme uyarınca 858 adada yapılacak meskenlerden D Blok, 1 no.lu bağımsız bölümün 125.000,00-TL bedelle peşin olarak satın alındığının belirtildiği, davalı ...'ın sözleşmelerde imzasının bulunduğu, davaya konu taşınmazın tapuda 25793/60144 payı davalı ..., 34351/60144 payı davalı ... adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar yerel mahkemece, inşaatın iş sahibi tarafından reddedilemeyecek seviyeye getirilmediği, eksiklikleri giderme maliyetinin 1.184.327,00-TL olduğu, müteahhidin edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle açılan davada verilen kesinleşmiş ilamla arsa sahiplerinin nama ifaya izin talebinin kabulüne ve müteahhidin taşınmazdan el çektirilmesine karar verildiği, arsa sahiplerinin müteahhide karşı ileri sürebileceği def'ileri davacıya karşı da ileri sürebileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bölge adliye mahkemesince de kararın usul ve yasaya uygun olduğu belirtilmişse de, davaya konu 1 numaralı bağımsız bölümün yüklenici ile arsa sahipleri arasındaki paylaşıma göre yükleniciye bırakılıp bırakılmadığının asıl sözleşme ve ek sözleşmeler değerlendirilerek belirlenmesi, yükleniciye bırakıldığının anlaşılması halinde ... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/383 Esas ve 2017/294 Karar sayılı dosyasında arsa sahipleri tarafından ikame olunan davada nama ifaya izin talebi kabul edilerek dava konusu 4 numaralı bağımsız bölüm de dahil olmak üzere sözleşme ile yükleniciye bırakılan 6 adet (A blok 1, F blok 1, E Blok 2 ve 3, D blok 4 ve 6 numaralı) bağımsız bölümün yüklenici namına arsa sahiplerince satışına izin ve yetki verilmesi suretiyle sözleşmenin ifasına ve eksik işlerin tamamlanmasına karar verilmiş olması, hükmün infazı ile eksik işlerin tamamlanmış olduğunun kabulü ve dosya kapsamındaki delillere göre davacının 1 numaralı bağımsız bölüme hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi, kazanacağının anlaşılması halinde de bu taşınmaza ilişkin varsa eksik ödenen satış bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi suretiyle birlikte ifa kuralına göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik araştırma ve yanılgılı gerekçe ile hüküm tesisi hatalı olmuş, hükmün taraflar yararına bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle ; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda 2 numaralı bentte açıklanan sebeplerle taraflar yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15/03/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Alacaklı Kaya, borçlu Berk’ten olan 100.000 TL alacağını Deniz’e devretmiştir. Bir hafta sonra aynı Kaya, Deniz ile bir sözleşme yaparak "Berk ile arasındaki tüm kira sözleşmesi ilişkisini" Deniz’e devretmiştir. "Alacağın devri" ile "sözleşmenin devri" kurumlarının bir olayda çakışması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

A) Alacağın devri için borçlu Berk’in rızası gerekmezken; sözleşmenin devri için Berk’in rızası şarttır.
B) Alacağın devrinde sadece "aktif" (alacak) el değiştirirken; sözleşmenin devrinde tüm hak ve borçlar bir bütün olarak devredilir.
C) Sözleşmenin devri yapıldığı anda alacağın devri sözleşmesi kendiliğinden hükümsüz hale gelir.
D) Alacağın devri sözleşmesinin geçerliliği yazılı şekle tabiyken; sözleşmenin devri asıl sözleşmenin şekline tabi olabilir.
E) Sözleşmenin devrinde Deniz, Berk’in hem alacaklısı hem de kiraya vereni (borçlusu) haline gelir.

Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol