Türk Borçlar Kanunu 183. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 183- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.
2. Şekli
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
21 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2021/535 E., 2023/266 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Alacağın temlikinde TBK'nın 183. maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de;
Hukuk Genel Kurulu 2021/535 E. , 2023/266 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen aktif husumet ehliyeti yokluğundan davanın reddine ilişkin karar temlik alan davacı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı temlik alan davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı temlik eden şirket vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalıya ait genel müdürlük eğitim binası yapım işinin ihalesini kazandığını ve taraflar arasında bu işle ilgili 13.08.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşme gereğince müvekkilinin 11.08.2008 tarihinde 47.812,50 TL damga vergisi yatırdığını, ihale evrakları arasında davalıya teslim edilen 382.500,00 TL teminat mektubuna ilişkin 5.301,48 TL komisyon ödediğini, ancak davalının yıkılacak binaları tahliye edip yer teslimi yapmadığını, sözleşme imzalandıktan sonra davalının yapımını istediği projenin imar planına aykırı olduğunun ve yapım işine başlanabilmesi için imar planının değiştirilmesi gerektiğinin ortaya çıktığını, bu plan değişikliği ve proje tadilatını davalının yapması gerektiğini, kendi edimlerini ifa etmeyen davalının sözleşmenin imzalanmasından iki yıl sonra başka bir bina yaptırma niyetini gizleyerek yer teslimini yapmadığı ve imar ruhsat problemi olduğu hâlde sözleşmeyi tek yanlı olarak haksız ve kötüniyetle feshettiğini, bu nedenle müvekkilinin sözleşme için ödediği 47.812,50 TL damga vergisi ile davalıya teslim ettiği banka teminat mektubu için ödediği 5.301,48 TL komisyon bedeli toplamı 53.113,98 TL menfi zarara uğradığını, ayrıca müvekkilinin sözleşmeyi ifa edememesi ve sözleşmenin uygulanacağı düşüncesiyle başka ihalelere girmekten kaçınması nedeniyle yaklaşık % 15-25 oranında kâr kaybına uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla haksız fesih nedeniyle ödenen vergi ve teminat mektubu komisyonlarına karşılık 53.113,98 TL maddi zararın ödenme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle, kâr kaybına karşılık da şimdilik 1.000,00 TL’nin sözleşmenin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği 11.02.2010 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 21.06.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise; davada istenen 1.000,00 TL kâr kaybını 317.750,00 TL arttırarak toplam 318.750,00 TL’ye çıkarmıştır.
5. Özel Dairenin birinci bozma kararından sonra 08.05.2018 havale tarihli “Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi” ile davacıdan alacağı temlik alan ... vekili 25.09.2018 tarihli celsede alınan beyanında; davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı
6. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı ile imzalanan sözleşmenin müvekkili şirketin yer teslimi yapmamasından değil, ilgili belediyeden inşaat ruhsatı alınamadığı için yer teslimi yapılmaması nedeniyle feshedildiğini, davacının projenin imar planına aykırı olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili şirketin sözleşmeden doğan edimlerini yerine getirdiğini ve sözleşmeyi haklı şekilde feshettiğini belirterek davanın reddini savunmuş; 23.05.2018 havale tarihli dilekçesinde ise; davacı ile imzalanan sözleşmenin 25 inci maddesine aykırı olarak yapılan temlik sözleşmesini kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
7. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 31.10.2013 tarihli ve 2012/65 Esas, 2013/508 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında hizmet binası yapımı için eser sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından usulüne uygun yer teslimi yapılmadığı için bu sözleşmenin uygulanmasına imkân bulunmadığı, sözleşmenin imzalanmasından yaklaşık iki yıl sonra davalı tarafından binayla ilgili ruhsat alınamadığı gerekçesiyle sözleşmenin feshedildiği, feshin gerçek nedenlere dayanmadığı ve haklı olmadığı, davacının fesih nedeniyle sözleşme için ödediği damga vergisi ile davalıya verdiği banka teminat mektubu komisyonu toplamından oluşan 53.113,98 TL menfi zarara ve uygulanmayan sözleşmeden dolayı kâr kaybından kaynaklanan 318.750,00 TL müspet zarara uğradığı, haksız fesih nedeniyle davacının uğradığı zararların tazminini davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle ıslah da gözetilerek davanın kabulüne, 53.113,98 TL menfi zarar ile 1.000,00 TL müspet zararın 08.02.2012 dava tarihinden, 317.750,00 TL müspet zararın da 21.06.2013 ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/1131 Esaas, 2014/7141 Karar sayılı kararı ile;
“…Taraflar arasında imzalanan 13.08.2008 tarihli sözleşmeyle 6.375.000,00 TL götürü bedelle Genel Müdürlük Eğitim Binası İnşaatı'nın yapımı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin ekleri başlıklı 6. maddesinde, uygulama projelerinin sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olduğu belirtilmiş, 5.1. maddesinde, “... ilgili belediyesinden vs. kuruluşlardan alınması gerekli bütün izin ve ruhsatlar yüklenici tarafından takip edilecek ve alınacaktır.” denilmiş, 8. maddesinde de, yüklenicinin mevzuata uygun hareket etmekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin konusu inşaat yapımına ilişkin olmakla imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga BK'nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmelerindendir. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Sözleşmenin imzalanmasından sonra davalı, 08.09.2008 tarihli dilekçesiyle belediyeden projelerin onaylanmasını istemiş, belediyenin 25.09.2008 tarihli cevabında, mimari projede plan değişikliğine gidileceği bildirilmiş, Altındağ Belediye Meclisi'nin 05.11.2008 tarihli kararıyla bina yüksekliğinin parsel bazında daha önce belirlenmediğinden 1/1000 ölçekli plan değişikliğiyle maksi bina yüksekliği Hmax = serbest olarak belirlenmesi teklifi uygun görülerek kabul edilmiş, Büyükşehir Belediye Meclisi'nin 13.03.2009 tarihli kararıyla da onanmıştır. Bunun üzerine davalı iş sahibi, 10.07.2009 tarihinde proje onayı için müracaat ettiğinde mimari projelerdeki hatalar için görüşmeye davet edilmiş, 11.02.2010 tarihinde, belediyeden inşaat ruhsatı alınamadığından yer teslimi yapılamayan inşaata ilişkin sözleşmenin fesh veya tasfiyesi ile eğitim binasının genel müdürlük kampüsünde yapılacak yeni bina kapsamında değerlendirilmesine karar verilmiştir. Görülüyor ki, sözleşme eki uygulama projelerinin avan projeler olduğu, ruhsat almak için belediyesince onaylanması gerektiği ortadadır. Nitekim plân değişikliği onayından sonra belediyesince, mimari projelerde hatalar olduğu bildirilmiştir. Ancak projelerdeki hataların plân değişikliği ile bağlantısının olup olmadığı anlaşılamamıştır. Mahkemece hukukçu, mali müşavir ve inşaat mühendisinden oluşturulan bilirkişi kurulundan asıl ve ek rapor alınmış ise de raporlarda bu husus açıklanmadığı gibi hukukçu ve mali müşavir de konunun uzmanı olmadığından yeterli inceleme ve araştırmanın yapıldığından sözedilemez.
O halde mahkemece yapılması gereken iş, 6100 sayılı HMK'nın 266. maddesince yeniden oluşturulacak üç kişilik mimar bilirkişi heyetine projeler ile imar plânı değişikliğini incelettirmek, sözleşme eki projelerin uygulanamamış olmasında plân değişikliği etkisinin olup olmadığını açıklığa kavuşturmak, sözleşme kapsamında bina inşaasının plân değişikliğine karşı yapılması veya imkansızlık durumunun araştırılarak sonucuna göre davadaki istemin, fesh veya tasfiye hükümlerince değerlendirilerek uygun karar vermekten ibarettir. Bu hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi incelemesiyle hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olmuş, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı
10. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.09.2018 tarihli ve 2016/513 Esas, 2018/744 Karar sayılı kararı ile; Özel Dairenin bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda temlik eden davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin 25 inci maddesinin temlik yasağına ilişkin olduğu, davanın yüklenici ... İnşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından açıldığı, yargılama sırasında dosyaya sunulan temlikname ile dava konusu alacağın ... ’na temlik edildiği, davacı ile davalı arasında imzalanan sözleşmede temlik yasağı bulunduğundan alacağın sadece davacı temlik eden ... İnşaat Ticaret ve San. Ltd. Şti. tarafından talep edilebileceği, temlik alan şahsın aktif husumet ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı
11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
12. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2019/655 Esas, 2019/3667 Karar sayılı kararı ile;
“...Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, fesih nedeniyle teminat mektup komisyon bedeli, damga vergisi zararı ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yargılama sonucunda davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan dolayı usulden reddine dair verilen karar, davacı devir alan vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, 13.08.2008 tarihinde davalı iş sahibi ile devreden davacı yüklenici ... İnş. Tic. ve San. Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşmenin konusu olan inşaatın yapımından vazgeçilmiş ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle yüklenici tarafından açılmıştır. Davayı açan yüklenici mahkemeye verdiği 08.05.2018 havale tarihli alacağın devri (temlik) sözleşmesi başlıklı belge ile davadan sonra ve davaya konu edilen alacaklarını 3. kişi ... 'na devretmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinin 2. bendinde davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmiş olması halinde devir almış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği hükmü getirilmiştir. Devreden yüklenici ile davalı iş sahibi arasında düzenlenen sözleşmenin 25. maddesinde; sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemeyeceği ve sözleşmeden doğan alacakların da temlik edilemeyeceği kararlaştırılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 33. maddesi hükmünce hakim Türk Hukuku'nu re'sen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara hukuki vasıflandırma hakime aittir. 08.05.2018 tarihli alacağın devri sözleşmesi başlıklı belge yüklenici tarafından açılan davadan sonra düzenlenmiş olduğundan 6098 sayılı Borçlar Kanunu 183. ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki sözleşmesi değil, 6100 sayılı HMK'nın 125/2. maddesinde ifade edilen dava konusunun devri işlemi ve sözleşmesidir. Alacağın temlikinde TBK'nın 183. maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de; 6100 sayılı HMK'nın 125/2. maddesinde düzenlenen dava konusunun devri, borçlunun ya da davalının kabul ve onayına tabi tutulmamıştır. Herhangi bir koşul ve ön şart belirtilmeksizin dava konusunun devri halinde devralanın görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği hükmü getirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, açılan davadan sonra yüklenici tarafından dava konusu ... 'na devredildiğinden HMK 125/2. hükmünce bu şahsın davacı yerine geçtiği kabul edilip davaya kaldığı yerden devam edilerek deliller de toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
13. Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 03.11.2020 tarihli ve 2020/304 Esas, 2020/594 Karar sayılı kararı ile; önceki kararın gerekçesi aynen tekrarlanmak suretiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
14. Direnme kararı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 08.05.2018 havale tarihli “Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi” başlıklı belgenin mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 162 nci maddesi (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 183 üncü maddesi) gereğince alacağın temliki olarak mı, yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesine göre dava konusunun devri olarak mı nitelendirileceği, buradan varılacak sonuca göre temlik alan ... ’nun aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı, bu bağlamda temlik eden davacı şirketin yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
16. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Dava konusunun devri” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir.
17. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesinde;
“…(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur” hükmüne yer verilmiştir.
18. Bu hüküm, dava konusunun davanın açılmasından sonra devrini (müddeabihin temlikini) düzenlemektedir. Dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi “tasarruf serbestisi” kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HMK’nın 125 inci maddesi, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usul işlemlerini belirlemiştir.
19. Uyuşmazlık konusu mal, alacak veya hak, dava açılmadan önce devredilirse HMK’nın 125 inci maddesi uygulanmaz. Zira malını, alacağını veya hakkını devreden kişinin devrettiği mal, alacak veya hak konusu üzerinde alacaklı, borçlu, malik ve zilyet gibi sıfatları kalmayacağından; devreden kişinin, devirden sonra açılan bir davada davacı ya da davalı olarak hasım gösterilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olmakla birlikte başlangıçta alacaklı sıfatı bulunmayan davacı veya borçlu sıfatı bulunmayan davalı, davada taraf olarak gösterilip davanın devamı sırasında alacaklı veya borçlu sıfatına sahip olursa, açılan dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Şöyle ki; dava açıldığı esnada alacaklı sıfatı bulunmayan davacının, dava sırasında alacağı devralması durumunda husumet (sıfat) ehliyeti yönünden eksiklik ortadan kalktığı için davaya devam edilerek işin esasının incelenip çözümlenmesi gerekir. Husumetin doğru kişiye yöneltilmesi dolayısıyla dava konusunun devri mahkemece resen nazara alınacak hususlardandır.
20. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 125/1 inci maddesine göre davanın açılmasından sonra, davalı tarafça dava konusunun dava dışı üçüncü kişiye devri hâlinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam eder. Davacı bu seçimlik hakkını kullanmayarak isterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür (HMK md. 125/1-b). Davacı kendiliğinden seçimlik hakkını kullanırsa, tercihine göre hareket edilir. Aksi hâlde dava konusunun devredildiğini öğrenen mahkemenin, davacıya seçimlik hakkı bulunduğunu hatırlatarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceğini sorması, süre vermesi ve ona göre işlem yapması gerekir.
21. Dava sırasında davalının dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmiş olmasına rağmen mahkemece HMK’nın 125 inci maddesinde belirtilen haklardan hangisini seçtiği davacıya sorulmadan ve ona seçimi yaptırılmadan, sanki devir yapılmamış gibi eski taraflar arasında davaya devam edilerek karar verilemez. Bu seçimlik hakkının hatırlatılması kuralı, kamu düzenine ilişkindir ve kanun yolu dâhil yargılamanın her aşamasında yapılır (Yılmaz, Ejder: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 819).
22. Maddenin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2 nci maddesinde, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir.
23. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden (resen) geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2 nci maddesinde, davalıya birinci fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamıştır; devir alan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir.
24. Dava hakkı, asıl (subjektif ) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkı da devredilmiş olur. Bir hakkın devri, mülga BK'nın 162 nci (TBK’nın 183 üncü maddesi) maddesi hükümlerinde düzenlenen alacağın temliki suretiyle gerçekleşir. Alacak temlik edilince devreden kişinin, alacaklı sıfatı ile birlikte davacı sıfatı da devir alana geçer ve davacı yerine geçen üçüncü şahıs usulden doğan yetkilerini kullanabilir.
25. Bu arada “alacağın temliki (devri)” konusuna değinmekte fayda bulunmaktadır.
26. Alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukuki işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Uygur, Turgut.: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096).
27. Başka bir şekilde ifade etmek gerekir ise; alacağın temliki (devri), mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine alacağın temliki adı verilir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, Ankara 2017, s.1248). Alacağın temliki ile borç münasebetinde alacaklının şahsında bir değişiklik vuku bulmakta, eski alacaklının (temlik edenin) yerini yeni alacaklı (temellük eden) almaktadır (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararı).
28. Somut olayda uygulanması gereken, sözleşmenin imzalandığı ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga BK'nın alacağın rızai temlikine, başka bir anlatımla iradi devrine ilişkin 162 nci maddesinde;
“Kanun veya akit ile veya işin mahiyeti icabı olarak menedilmiş olmadıkça borçlunun rızasını aramaksızın alacaklı, alacağını üçüncü bir şahsa temlik edebilir.
Borçlu, alacağın temlik edilmemesi şart edilmiş olduğunu bu şartı ihtiva etmeyen bir ikrarı bilkitabeye istinat ile, alacağını temellük eden üçüncü bir şahsa karşı iddia edemez” düzenlemesine yer verilmiştir.
29. Aynı maddenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK'daki karşılığı olan 183 üncü maddesi ise;
“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez” şeklindedir.
30. Metinde yapılan sadeleştirme dışında, maddede, mülga BK'nın 162 nci maddesine göre herhangi bir hüküm değişikliği yoktur. TBK’da “alacağın temliki” kavramı yerine “alacağın devri” ifadesi kullanılmıştır. TBK’nın 183 üncü maddesinin birinci fıkrasına (mülga BK md. 162/1) göre maddede sayılan hâller dışında kural olarak alacağın temlikinde borçlunun rızasına gerek yoktur, sadece alacağı talep hakkı devredilmektedir. Diğer bir ifadeyle alacağın devrinde borcun özü muhafaza edilmekte, sadece şahıslarda değişiklik olmaktadır.
31. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukuki muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ve 2017/11-2630 E., 2019/328 K. sayılı kararı).
32. Alacağın iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında mülga BK'nın 163 üncü maddesi (TBK md. 184) gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir.
33. Mülga Borçlar Kanunu’nun 162 nci maddesinde (TBK md. 183) bazı alacakların devrine izin verilmemiştir. Devir yasağı kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğmaktadır.
34. Tarafların borç ilişkisinden doğan alacağın başkasına devredilmesini yasaklaması hâlinde sözleşmeden kaynaklanan “akdî devir yasağı” söz konusudur. Sözleşmede kararlaştırılan devir yasağına rağmen alacak temlik edilmiş ise; yapılan devir nedeniyle alacağı devralan üçüncü kişi, borçluya başvuramaz. Bu durumda borçlu, alacağı devredene karşı akdî devir yasağı savunmasında bulunabilir.
35. Sözleşmeden doğan devir yasağının üçüncü kişilere mutlak olarak ileri sürülmesi bazı hâllerde haksızlıklara yol açabilir. TBK’nın 183/2 nci maddesi bu yasağı yumuşatmak amacıyla bir istisnaya yer vermiştir. Bu hükümle sözleşmeden doğan temlik yasağının bir istisnası getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aşağıdaki koşullar aranacaktır:
a) Borçlu alacaklıya alacağın varlığını tanımış (ikrar etmiş) olmalıdır.
b) Borçlunun bu tanıması (ikrarı) bir senede (belgeye) dayanmalıdır.
c) Alacaklı borç tanımasını (ikrarını) içeren bu senetten doğan alacağını üçüncü kişiye devir etmiş olmalıdır.
d) Üçüncü kişi taraflar arasında devir yasağından iyiniyetle haberdar olmamalıdır (Kılıçoğlu Ahmet M.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 791). Bu koşullar mevcut ise, devir yasağına rağmen üçüncü kişiye yapılan devir geçerlidir. Ancak alacağı temellük eden üçüncü şahıs, devir yasağını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu hükümden yararlanamaz.
36. Devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işlemi ilke olarak geçersiz olup; böyle bir devir sadece borçlu karşısında değil, temlik edenle temlik alan arasında da hüküm ve sonuç doğurmaz. Sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup, borçlunun rızasının bulunmaması hâlinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez (Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararı).
37. Bu noktada eldeki davada olduğu gibi sözleşmede temlik yasağı bulunmasına rağmen, dava açıldıktan sonra alacak temlik edilmiş ise, HMK’nın 125 inci maddesine göre işlem yapılıp yapılmayacağı üzerinde de durulmalıdır.
38. Sözleşmede alacağın temliki yasağı olduğu hâlde, davadan sonra davacı alacağını dava dışı üçüncü kişiye temlik ettiyse, HMK’nın 125 inci maddesi anlamında dava konusunun devredildiği kabul edilerek davaya devralan şahıs huzurunda devam edilir, ancak davalı temlik yasağının bulunduğunu ileri sürdüğü takdirde alacağın varlığı ispatlanmamış olacağından davanın reddine karar verilmelidir. Başka bir ifadeyle alacağı devralan HMK’nın 125 inci maddesi gereğince davacı yerine geçerek usulden doğan yetkilerini kullanabilir ise de; davalının sözleşmede kararlaştırılan temlik yasağını ileri sürmesi durumunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacağının bulunduğunu kanıtlaması hâlinde alacağa hükmedilebilecektir (Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarihli ve 2018/(15)6-565 E., 2021/1464 K. sayılı kararı).
39. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde alacağı temlik eden davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibinin imzaladığı 13.08.2008 tarihli “Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlük Eğitim Binası İnşaatı” işinin yapımına ilişkin sözleşmenin 25 inci maddesinde sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devir edilemeyeceğinin ve sözleşmeden doğan para alacağı dahil olmak ancak bununla sınırlı olmamak üzere herhangi bir yüklenici alacağının temlik edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı, dava açıldıktan sonra yargılamanın devamı sırasında adi yazılı şekilde düzenlenen ve 08.05.2018 havale tarihli olan "Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi" başlıklı temlikname ile eldeki dava konusu hak ve alacakların tamamının tüm dava ve talep haklarıyla birlikte üçüncü kişi ... 'na devir ve temlik edildiği, davalının sözleşmenin 25 inci maddesinde temlik yasağı bulunduğunu ve 25 inci maddeye aykırı olarak yapılan temlik sözleşmesini kabul etmediğini ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunu savunduğu somut olay değerlendirildiğinde; temlik alan ... HMK’nın 125 inci maddesi gereğince alacağı temlik eden davacı şirket yerine geçerek usul yetkilerini kullanmış ise de, maddi hukuk anlamında alacağın varlığını yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacağının bulunduğunu ispatlayamamıştır. Buna karşılık davalı iş sahibi, sözleşmenin 25 inci maddesinde kararlaştırılan devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yeni davacının kendisinden talep edebileceği alacağın bulunmadığını kanıtladığından, mahkemece sözleşmede temlik yasağı olduğu gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine dair verilen direnme kararı usul ve yasa hükümlerine uygun olmuştur.
40. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; 08.05.2018 havale tarihli "Alacağın Devri (Temlik) Sözleşmesi" başlıklı belgenin alacağın temliki sözleşmesi değil dava konusunun devri niteliğinde olduğu ve direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan gerekçelerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
41. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan sebeplerle;
Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
29.03.2023 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
1-Dava, sözleşmenin feshi nedeniyle teminat mektubu için ödenen komisyon bedeli, damga vergisi zararı ile kâr kaybından kaynaklanan alacağın tahsili talebine ilişkindir.
2-Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf ise, dosyada bulunan 08.05.2018 havale tarihli belgenin TBK’nın 183 üncü maddesi kapsamında alacağın temlikimi, HMK 125 inci maddesine göre dava konusunun devri mi olarak nitelendirilmesi gerektiği ve buna bağlı sözleşmede yer alan “devir yasağının” davacı sıfatını etkileyip etkilemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
3-Mevzu bahis belge bakıldığında “Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/65 Esas sayılı ve ... AŞ’nin davalısı olduğu alacak davası kapsamındaki tüm hak ve alacaklarımı, bütün ferileriyle birlikte, ... ’na devrettim” cümlesini içerdiği görülmektedir.Uyuşmazlık doğduktan sonra, doğrudan mahkeme esas numarası zikredilmek suretiyle yapılan devrin doğrudan “dava konusunu” devretmeğe yönelik bir usul sözleşmesi olduğuna dair hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.
4-Ne var ki, davanın dayanağını teşkil eden “Yapım İşleri Tip Sözleşmesi” devir yasağı da içermekle, bunun “dava konusun devrine” etkisini de tartışmak gerekir. Anılan metnin “Sözleşmenin Devri” başlıklı bölümünün altında “Sözleşme ...’un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemez… Devir alacak firmanın en az yüklenici yeterliliğinde olması gerekir, ayrıca yüklenicinin gerçekleştirmediği veya noksan bıraktığı tüm taahhütlerin ve bunların gecikme cezası dahil tüm sonuçlarının devir alan firma tarafından gerçekleştirileceğinin ve yerine getirileceğinin yazılı olarak kabul edilmesi gerekir” açıklaması görülmektedir.
5-Somut vakıada olduğu gibi, bina inşası için ihaleye çıkan kurumların gözettiği önemli ölçütlerden biri de firma yeterliliğidir. Muhatap firmanın geçmiş iş tecrübesi, hayata geçirdiği projeler ihalenin alınmasında önemli rol oynar. Bu bakımdan işin alımından sonra sürpriz yüklenici ile karşılaşmamak için sözleşmenin devir yasağına dair veyahut icazetle devrine ilişkin özel hükümler konulur. Nitekim eldeki sözleşmede de böyle bir hüküm mevcuttur.
6-Ancak, yukarıda da değinildiği üzere ortada sözleşmenin yani daha net bir ifadeyle “inşaat yapım işinin devrine” ilişkin bir hâl söz konusu değildir. Sözleşme feshedilerek dava konusu hâline geldikten sonra bizzat dava dosya numarası zikredilerek devir yapılmıştır. Bu durumda maddi hukuka ilişkin bir devirden söz edilemez. Bu işlem HMK 125 inci maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken tipik bir “dava konusunun/müddeabihin” devrinden ibarettir. Bu temlikle ... yüklenici değil, davacı sıfatını kazanmıştır. Şayet devir yasağının kapsamı “dava konusunun devrini” de içerseydi elbette mahkeme bununla da bağlı olacaktı. Ama gerek kenar başlığı gerekse içerik olarak böyle bir durumun söz konusu olmadığı apaçık görülmektedir.
7-Açıklanan gerekçelerle, yerel mahkeme direnme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle aksi yönde tezahür eden sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.
''K A R Ş I O Y''
1. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanmış olup, fesih nedeniyle teminat mektup komisyon bedeli, damga vergisi zararı ve kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece bozmaya uyularak yargılama sonucunda davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan dolayı usulden reddine dair verilen karar Özel Daire tarafından;
“Dava, 13.08.2008 tarihinde davalı iş sahibi ile devreden davacı yüklenici ... İnşaat Ticaret ve Sanayi Ltd. Şti. arasında imzalanan sözleşmenin konusu olan inşaatın yapımından vazgeçilmiş ve tasfiye edilmiş olması sebebiyle yüklenici tarafından açılmıştır. Davayı açan yüklenici mahkemeye verdiği 08.05.2018 havale tarihli alacağın devri (temlik) sözleşmesi başlıklı belge ile davadan sonra ve davaya konu edilen alacaklarını 3. kişi ... 'na devretmiştir.
6100 sayılı HMK'nın 125 inci maddesinin ikinci bendinde davanın açılmasından sonra, dava konusunun davacı tarafından devredilmiş olması hâlinde devir almış olan kişinin görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden itibaren devam edeceği hükmü getirilmiştir. Devreden yüklenici ile davalı iş sahibi arasında düzenlenen sözleşmenin 25 inci maddesinde; sözleşmenin ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemeyeceği ve sözleşmeden doğan alacakların da temlik edilemeyeceği kararlaştırılmıştır.
6100 sayılı HMK'nın 33 üncü maddesi hükmünce hâkim Türk Hukuku'nu resen uygulayacağından maddi vakıaları ileri sürüp kanıtlamak taraflara hukuki vasıflandırma hakime aittir. 08.05.2018 tarihli alacağın devri sözleşmesi başlıklı belge yüklenici tarafından açılan davadan sonra düzenlenmiş olduğundan 6098 sayılı Borçlar Kanunu 183 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen alacağın temliki sözleşmesi değil, 6100 sayılı HMK'nın 125/2 nci maddesinde ifade edilen dava konusunun devri işlemi ve sözleşmesidir. Alacağın temlikinde TBK'nın 183 üncü maddesi hükmü gereği kanun, sözleşme veya işin niteliği gereğince alacağın temliki için borçlunun rızası aranabilir ise de; 6100 sayılı HMK'nın 125/2 nci maddesinde düzenlenen dava konusunun devri, borçlunun ya da davalının kabul ve onayına tabi tutulmamıştır. Herhangi bir koşul ve ön şart belirtilmeksizin dava konusunun devri hâlinde devralanın görülmekte olan davada davacı yerine geçeceği ve davanın kaldığı yerden devam edeceği hükmü getirilmiştir.
Bu durumda mahkemece, açılan davadan sonra yüklenici tarafından dava konusu ... 'na devredildiğinden HMK 125/2 nci hükmünce bu şahsın davacı yerine geçtiği kabul edilip davaya kaldığı yerden devam edilerek deliller de toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme sonucu davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür.”
gerekçesiyle bozulduktan sonra mahkeme önceki kararında direnmiştir.
2. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık; somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125 inci maddesinin iki numaralı fıkrasının uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 üncü maddesi şöyledir:
“ Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez.”
4. Anılan maddede alacağın devri düzenlenmiş olup, sözleşmede aksinin kararlaştırılması durumunda alacağın başkasına devredilmesi mümkün değildir.
5. HMK’nın 125 inci maddesinin iki numaralı fıkrası ise şöyledir:
“(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.”
6. Anılan fıkrada ise dava konusunun devri düzenlenmiş olup Kanun’da dava konusunun devri için borçlunun ya da davalının kabul ve onay şartı aranmamıştır.
7. Görüldüğü üzere alacağın devri ile dava konusunun devri farklı hukuki müesseselerdir. Zaten aksi düşünce, kanun koyucunun abesle iştigal ettiği ve birbiriyle çelişkili hükümler ihdası ettiği anlamına gelecektir. Devir sözleşmesi incelendiğinde tarafların “Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/65 Esas sayılı ve ... AŞ’nin davalısı olduğu alacak davası kapsamındaki tüm hak ve alacaklarımı bütün fer'îleriyle birlikte” devri konusunda bir sözleşme imzaladıkları görülmektedir. Sözleşmede kullanılan ifadeler ve özellikle dosya numarası da verilmek suretiyle alacak davasındaki hak ve alacakların devredildiğinin düzenlenmiş olması karşısında söz konusu temlikin TBK’nın 183 üncü maddesi bağlamında bir alacağın devri değil HMK’nın 125/2 nci maddesi bağlamında dava konusunun devri olduğu açıktır. Nitekim söz konusu sözleşmenin dava tarihinden sonra düzenlenmiş olması da bu hususu teyit etmektedir. Dolayısıyla bu husustaki uyuşmazlığa TBK’nın 183 üncü maddesinin değil HMK’nın 125 inci maddesinin anılan hükmünün uygulaması gerekmektedir.
8. Öte yandan Özel Dairenin yukarıda yazılan bozma gerekçesine ek olarak, TBK’nın 183 üncü maddesi işin esasına ilişkin bulunmakla birlikte HMK’nın 125/2 nci maddesi usul hukukuna ilişkindir. Uyuşmazlık konusu, yargılama sırasında davacının değişmesinin mümkün olup olmadığı hususu olduğuna göre, usule ilişkin HMK hükmünün esasa ilişkin hükümden önce gözetilmesi gerekir. Diğer yandan davacının dava sonunda elde edeceği kazanımı, bir başkasına devrine engel bir durum bulunmadığına göre dava sonunda elde edilen kazanımın yargılama sırasında da devredilmesine mani bir halin bulunmadığının kabulü gerekir.
9. Taraflar arasında yapılan sözleşmenin ve alacağın temlik yasağına ilişkin sözleşme, söz konusu sözleşmenin ifası sırasında iş sahibinin başka bir yüklenici ile muhatap olmak istememesinden kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlık konusu ise dava konusunun devri olup artık dava konusu olan alacak için davacının kim olduğunun davanın sonucu bakımından ve buradan hareketle işveren açısından (söz konusu hukuki kurumların mahiyeti de nazara alındığında) bir önemi bulunmamaktadır.
10. Açıklanan nedenlerle kararın bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama görüşüne iştirak edemiyoruz.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2018/565 E., 2021/1464 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
05.03.2014 havale tarihli dilekçesinde; dava konusu alacağın tamamını 18.02.2014 tarihli temlikname ile TBK’nın 183. maddesi uyarınca davacıdan devir ve temlik aldığını belirterek dava sonucu ve dava esnasında yapılacak tüm ödemelerin temliknameye göre kendisine yapılmasını talep etmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2018/565 E. , 2021/1464 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, müdahale davasında da dilekçenin görevsizlik nedeniyle usulden reddine ilişkin karar temlik alan davacı ... vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı temlik alan davacı ... vekili ve asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı temlik eden şirket vekili dava dilekçesinde; davalı ile imzalanan 29.08.2012 tarihli sözleşme gereğince müvekkilinin üstlendiği “Emek Hizmet Binası Çeşitli Blok Ve Katlarında Tadilat Ve Onarım” işinin devamı sırasında öngörülemeyen durumlar nedeniyle zorunlu iş artışı olduğunu, davalının müvekkiline sözleşme harici ilâve işler yaptırdığı hâlde bedelini ödemediğini, keşif artışı, projelerin teslimindeki gecikme, yeterli ödeneğin temin edilememesi ve idareden kaynaklanan nedenlerle işin bitim tarihinin ötelendiğini, buna rağmen davalının işin bitirilmesi için gerekli süre uzatımını vermediğini, hakedişlerden haksız olarak gecikme cezası kesintisi yapıldığını, işin zorunlu olarak idareden kaynaklanan nedenlerle ve mukayeseli keşif artışı sebebiyle 2013 yılına intikal etmesine rağmen malzeme ve işçilik fiyat farkı alacağının ödenmediğini ileri sürerek geçici kabul, haksız kesintiler ve süre uzatımı konusundaki muarazanın men’ine, verilmesi gereken süre uzatımlarının bilirkişilerce belirlenerek taahhüt süresine ilâvesi ile işin bitirilmesi gereken tarihin tespitine, geçici kabulün 31.03.2013 tarihi itibari ile hükmen yapılmasına, yedi ek numaralı ara hakedişten haksız olarak kesilen 139.956,75TL gecikme cezasının kesinti tarihinden ve aynı hakedişte kesin hesaba bırakıldığı belirtilerek yapıldığı hâlde dikkate alınmayan 294.879,62TL + 53.078,33TL KDV = 347.957,95TL toplam alacağın ise temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsiline, sözleşme dışı yaptırılan belirsiz alacağın ve idareden kaynaklanan nedenlerle işin uzayarak 2013 yılına sarkması nedeniyle 2013 yılında yapılan imalatların malzeme ve işçilik fiyat farklarının bilirkişiler tarafından belirlenmesine, davacının belirlenecek bu tutarları arttırmaya yönelik hakları saklı kalmak kaydıyla sözleşme dışı işler ile malzeme ve işçilik fiyat farkları için ayrı ayrı asgari dava değeri olarak gösterilen 10.000TL’den toplam 20.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Davacıdan alacağı temlik alan ... 05.03.2014 havale tarihli dilekçesinde; dava konusu alacağın tamamını 18.02.2014 tarihli temlikname ile TBK’nın 183. maddesi uyarınca davacıdan devir ve temlik aldığını belirterek dava sonucu ve dava esnasında yapılacak tüm ödemelerin temliknameye göre kendisine yapılmasını talep etmiştir.
6. Asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi 17.10.2014 havale ve harç tarihli asli müdahale dilekçesinde; davacı ile anlaşarak sözleşme konusu hizmet binasının elektrik ve inşaat işini üstlenen şirketinin edimlerini tam ve eksiksiz ifa edip belediyeden iş bitirme belgesi aldığını, ancak davacının borcun tamamını ödemediğini ve hâlen davacıda 380.000TL alacağı kaldığını, borçlulardan mal ve para kaçırmak için alacağın muvazaalı olarak ...’e temlik edildiğini, 18.02.2014 tarihli temliknamenin geçersiz olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000TL alacağın... İnş. Tur. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. ile Çankaya Belediye Başkanlığından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
7. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın çözümünde idari yargının görevli olduğunu, talep edilen alacağın zamanaşımına uğradığını, davacıya keşif artışı dışında ilave iş yaptırılmadığını, süre uzatımı verilmesine rağmen davacının işi zamanında bitirmediğini ve cezalı çalıştığını belirterek öncelikle davanın usulden, olmadığı takdirde esastan reddini savunmuş; 24.07.2014 havale tarihli dilekçesinde ise; 18.02.2014 tarihli temliknamenin davacı ile imzalanan sözleşmenin 11.5. maddesine aykırı olarak noterde düzenlenmediğini, müvekkili idarenin yazılı izin, kayıt ve şartlarını taşımadığını, temliknamede bazı miktarların belirli olmadığını, temlik şartlarını taşımayan ve geçersiz olan temliknamenin kabul edilemeyeceğini, temlikin kabulü hâlinde ise tüm ilk itiraz, cevap ve beyanlarını temlik alacaklısına karşı da ileri sürdüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
8. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 26.05.2015 tarihli ve 2014/182 E., 2015/227 K. sayılı kararı ile; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 11.5. maddesine göre davalı idarenin yazılı muvafakatı olmadan temlik yapılamayacağı, ayrıca temlikin noterde düzenlenmesinin de şekil şartı olduğu, idarenin yazılı izni ve noterde düzenlenmiş temlikname bulunmadığından temlikin geçerli olmadığı, davacı şirketin tasfiyeye girmesi nedeniyle tasfiye memuruna tebligat çıkarıldığı ve duruşmaya katılan tasfiye memurunun alacağın temlik edildiğini doğrulayarak şirket adına davayı takip etmediği; davanın devamı sırasında 17.10.2014 tarihinde müdahale dilekçesi verilerek ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından temlik eden... İnş. Tur. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti.’ne alacak davası açıldığı, temlikin 05.03.2014 tarihinde mahkemeye bildirildiği, müdahalenin yapıldığı tarih dikkate alınarak asıl davacının temlik alan olması nedeniyle tacirler arasında görülmesi gereken müdahale davasında asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine, müdahale davasında da dilekçenin görevsizlik nedeniyle usulden reddine, karar kesinleştiğinde ve süresi içinde talep hâlinde müdahale davasının ayrılarak Ankara Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmek üzere tevzi bürosuna tevdiine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 23.06.2016 tarihli ve 2015/5589 E., 2016/3663 K. sayılı kararı ile;
“…Dava, davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibi ... arasında imzalanan eser sözleşmesinden kaynaklanan geçici kabul ve haksız kesintiler ile süre uzatımı konusunda yaratılan muarazanın men'i, süre uzatımı belirlenerek taahhüt süresine ilavesi gerektiğinin tespiti ve ilavesi, geçici kabulün 31.03.2013 tarihinde yapılması gerektiğinin tespiti ve bu tarih itibariyle hükmen yapılması, hakedişten haksız olarak kesilen gecikme cezasının istirdadı, sözleşme dışı imalât bedeli ile işin 2013 yılına sarkması nedeniyle malzeme ve işçilik fiyat farkı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.
Dava açıldıktan sonra 18.02.2014 tarihli temlikname ile, davayı açan yüklenici şirket dava konusu ettiği ve temlik tarihine kadar davalı iş sahibinden olan alacakları ile talep ve dava haklarını ...'e temlik etmiş, temlik alan ... 05.03.2014 havale tarihli dilekçesiyle temliknameyi mahkemeye ibraz ederek alacağın tahsilini talep etmiştir.
Davalı iş sahibi vekili, yargı yolu itirazında bulunmuş zamanaşımı, usul ve esas yönünden davanın reddini istemiş, sözleşmenin 11.5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceği, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiği şeklinde düzenleme mevcut olup, temlik geçerli olmadığından kabul etmediklerini savunmuştur.
Güven Elektrik... Ltd. Şti. harçlandırdığı 17.10.2014 tarihli dilekçe ile asli müdahele talebinde bulunmuştur.
Mahkemece temlik yasağı bulunduğu ve temlik edenin davayı takip iradesini bildirmediği anlaşıldığından, temlik alan davacı anlamında dava ehliyeti-aktif husumet ehliyeti yönünden usulden reddine, asıl dava anlamında verilen hüküm dikkate alınarak müdahele davasının asliye hukuk mahkemesinde devam etmesi gerekmediği anlaşıldığından, müdahele davası anlamında tarafların tacir olması da dikkate alınarak asliye ticaret mahkemesinin görevli olması sebebiyle dilekçenin usulden reddine dair verilen karar, temlik alan davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Alacağın devri (temliki) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup 183. maddenin birinci fıkrasında kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklının borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebileceği kabul edilmiş, devam eden maddelerde devir sözleşmesinin geçerlilik şekli, yasal veya yargısal devir ve etkisi ile devrin hükümleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere göre kural olarak sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup borçlunun rızasının bulunmaması halinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez.
Dava konusunun devri ise alacağın temlikinden farklı olup, alacağın temlikinde davadan önce ve aşamalı ödeme kararlaştırılan hallerde sözleşmenin ifası aşamasında dahi yapılması mümkün olmakla birlikte, dava konusunun devri adından da anlaşılacağı gibi ancak davanın açılmasından sonra yapılabilir. Dava konusunun devri dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 125. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin 1. bent a ve b fıkralarında davanın açılmasından sonra davalı tarafın dava konusunu üçüncü bir kişiye devretmesi halinde davacının seçimlik hakları gösterilmiştir. Somut uyuşmazlıkta bu husus konumuzun dışındadır. Dava konusunun davacı tarafından devri 125. maddelerin 2. bendinde düzenlenmiş ve madde metninde aynen “davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devir edilecek olursa, devralmış olan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden devam eder” denilmiştir.
Dava konusunun davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilmesi halini düzenleyen HMK'nın 125/2. maddesi hükmü, devralan üçüncü kişinin hukuk gereği (ipsojure) davacı sıfat ve buna bağlı olarak dava takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği gerekçesiyle devralan kişinin kendiliğinden davacı yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam olunacağı esasını getirmiştir. Bu hükme göre dava, davayı devralan üçüncü kişi ile davalı arasında devam edecektir. Bunun için davalının bu konuda karar vermesi veya devralan üçüncü kişinin davacı yerine geçmesi için onayı aranmaz. (Medeni Usul Hukuku, Yetkin Hukuk Yayınları 1. baskı Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz sayfa 511 ve devamı). Dava konusu şey dava açıldıktan sonra davacı tarafından başka bir kişiye devredilirse, bu durumda devralmış olan kişi davacı yerine geçerek görülmekte olan davaya kaldığı yerden devam eder. Ancak bu halde davalı yeni davacıya karşı, kişisel savunma sebeplerini ileri sürebilir (Medeni Usul Hukuku Yetkin Yayınları 12. baskı Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Oğuz Atalay, Prof. Dr. Muhammed Özeken sayfa 412. ve devamı).
Somut olayda dava 17.02.2014 tarihinde harcı ödenerek yüklenici Alp Demir İnş. Tur. Taah. Tic. ve San. Ltd. Şti. Tarafından açıldıktan sonra 18.02.2014 tarihinde düzenlenen temlikname ile davanın ilk olarak açıldığı Ankara 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/59 Esas sayılı dosyasında davaya konusu yapılan alacaklar dava ve talep hakları ile birlikte 3. kişi ...'e devredilmiştir. Temlikname adi yazılı düzenlenmekle birlikte davacı şirketin tasfiye memuru temlikname içeriğini 26.05.2015 tarihli duruşmada imzalı beyanı ile kabul ettiğinden devir hukuken gerçekleşmiştir. Söz konusu belgenin başlığında temlikname yazılmış olmakla birlikte dava açıldıktan sonra yapıldığı ve içeriğinde davaya konu edilen hak ve alacakları talep ve dava haklarının da devredilmiş olduğu belirtildiğinden, dava konusunun devri belgesi niteliğindedir. Davacı yüklenici şirket tarafından dava açıldıktan sonra dava konusu (müdahil) ...'e devredilmiş olduğundan ... davacı yüklenici şirket yerine geçmiştir.
Bu durumda mahkemece dava açıldıktan sonra dava konusu hak ve alacakların tamamı ...'e devredildiğinden, ... HMK'nın 125/2. maddesi gereği dava açan yüklenici şirket yerine geçtiği, aktif dava ehliyeti bulunulduğu ve davaya kaldığı yerden devam edilmesi gerektiğinden işin esasına girilip taraf vekilleri (doğrusu delilleri) toplandıktan sonra sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile davanın usulden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2017 tarihli ve 2017/333 E., 2017/425 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilâve olarak somut olay bakımından bozma kararında yer alan karşı oy gerekçesine iştirak edildiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde temlik alan davacı ... vekili ve asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 18.02.2014 tarihli “Temlikname” başlıklı belgenin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 183. maddesi gereğince alacağın temliki olarak mı, yoksa 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125. maddesine göre dava konusunun devri olarak mı nitelendirileceği, buradan varılacak sonuca göre temlik alan ...’in aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı veya temlik eden davacı şirketin yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A) Asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
14. Bilindiği üzere hukukî yarar dava şartı olduğu gibi, temyiz istemi için de gereken bir şarttır. Mahkemece asıl davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, müdahale davasında da dilekçenin görevsizlik nedeniyle usulden reddine dair verilen birinci karar asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmemiştir. Bu durumda direnme kararını temyizde hukukî yararı bulunmadığından, asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnş. Taah. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan reddine karar vermek gerekmiştir.
B) Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “Dava konusunun devri” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler irdelenmelidir.
16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125. maddesinde;
“…(1) Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde dava davacı lehine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür.
(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.” hükmüne yer verilmiştir.
17. Bu hüküm, dava konusunun davanın açılmasından sonra devrini (müddeabihin temlikini) düzenlemektedir. Dava açıldıktan sonra sınırlayıcı bir neden bulunmadığı takdirde dava konusu malın veya hakkın üçüncü kişilere devredilebilmesi “tasarruf serbestisi” kuralının bir gereği, hak sahibi veya malik olmanın da doğal bir sonucudur. Usul Hukukumuzda da ayrık durumlar dışında dava konusu mal veya hakkın davanın devamı sırasında devredilebileceği kabul edilmiş, HMK’nın 125. maddesi, dava konusunun taraflarca üçüncü kişiye devir ve temliki hâlinde yapılacak usul işlemlerini belirlemiştir.
18. Uyuşmazlık konusu mal, alacak veya hak, dava açılmadan önce devredilirse HMK’nın 125. maddesi uygulanmaz. Zira malını, alacağını veya hakkını devreden kişinin devrettiği mal, alacak veya hak konusu üzerinde alacaklı, borçlu, malik ve zilyet gibi sıfatları kalmayacağından; devreden kişinin, devirden sonra açılan bir davada davacı ya da davalı olarak hasım gösterilmesi mümkün değildir. Hâl böyle olmakla birlikte başlangıçta alacaklı sıfatı bulunmayan davacı veya borçlu sıfatı bulunmayan davalı, davada taraf olarak gösterilip davanın devamı sırasında alacaklı veya borçlu sıfatına sahip olursa, açılan dava sıfat yokluğundan reddedilemez. Şöyle ki; dava açıldığı esnada alacaklı sıfatı bulunmayan davacının, dava sırasında alacağı devralması durumunda husumet (sıfat) ehliyeti yönünden eksiklik ortadan kalktığı için davaya devam edilerek işin esasının incelenip çözümlenmesi gerekir. Husumetin doğru kişiye yöneltilmesi dolayısıyla dava konusunun devri mahkemece re’sen nazara alınacak hususlardandır.
19. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 125/1. maddesine göre davanın açılmasından sonra, davalı tarafça dava konusunun dava dışı üçüncü kişiye devri hâlinde davacı isterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralan kişiye karşı davaya devam eder. Davacı bu seçimlik hakkını kullanmayarak isterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür (HMK m. 125/1-b). Davacı kendiliğinden seçimlik hakkını kullanırsa, tercihine göre hareket edilir. Aksi hâlde dava konusunun devredildiğini öğrenen mahkemenin, davacıya seçimlik hakkı bulunduğunu hatırlatarak davaya hangi kişi hakkında devam edeceğini sorması, süre vermesi ve ona göre işlem yapması gerekir.
20. Maddenin ikinci fıkrası gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilirse, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve davaya kaldığı yerden itibaren devam eder. Başka bir anlatımla HMK’nın 125/2. maddesinde, davacı tarafından dava konusunun üçüncü kişiye devredilmesi hâlinde, devralan üçüncü kişinin, hukuk gereği (ipso iure) davacı sıfatı ve buna bağlı olarak davayı takip yetkisi kazanacağı ve davanın yeni davacı ile süreceği kabul edilmiştir.
21. Davacının dava konusunu devretmesi durumunda, davalının tercihi aranmadan, devralan, davacının yerine kendiliğinden geçerek yargılama aşamasında her zaman davada taraf sıfatını kazanacaktır. Eş deyişle HMK’nın 125/2. maddesinde, davalıya birinci fıkradakine benzer seçimlik haklar tanınmamıştır; devir alan kişinin davacının yerine geçmek suretiyle davaya kaldığı yerden devam edeceği ilkesi getirilmiştir. Dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişi davanın tarafı hâline gelecektir.
22. Dava hakkı, asıl (sübjektif ) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkı da devredilmiş olur. Bir hakkın devri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK’nın) 183. maddesi hükümlerinde düzenlenen alacağın temliki suretiyle gerçekleşir. Alacak temlik edilince devreden kişinin, alacaklı sıfatı ile birlikte davacı sıfatı da devir alana geçer ve davacı yerine geçen üçüncü şahıs usulden doğan yetkilerini kullanabilir.
23. Bu arada “alacağın devri (temliki)” konusuna değinmekte fayda bulunmaktadır.
24. Alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında; kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muameledir. Alacağın devri kural olarak borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen tasarrufî bir hukukî işlemdir, külli değil, cüz’i ve sınırlı bir halefiyet meydana gelmektedir. Burada alacaklının değişmesi söz konusudur (Uygur, Turgut.: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. 1, 3. Baskı, Ankara 2013, s. 1096).
25. Somut olayda uygulanması gereken, sözleşmenin imzalandığı ve davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan TBK’nın 183. maddesinde;
“Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir.
Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez” şeklinde alacağın iradî devrinin mümkün olduğu durumlar düzenlenmektedir.
26. Metinde yapılan sadeleştirme dışında, maddede, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 162. maddesine göre herhangi bir hüküm değişikliği yoktur. TBK’da “alacağın temliki” kavramı yerine “alacağın devri” ifadesi kullanılmıştır. TBK’nın 183. maddesinin birinci fıkrasına göre maddede sayılan hâller dışında kural olarak alacağın devrinde borçlunun rızasına gerek yoktur, sadece alacağı talep hakkı devredilmektedir. Diğer bir anlatımla alacağın devrinde borcun özü muhafaza edilmekte, sadece şahıslarda değişiklik olmaktadır.
27. Kural olarak, bütün alacaklar temlik edilebilir. Böylece hâlen iktisap edilmiş (kazanılmış) bir alacak kadar ileride iktisap olunacak bir alacak da; keza muaccel bir alacak kadar bir vadeye veya şarta bağlanmış olan alacaklar da temlik olunabilir. Alacağın hukukî muameleden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden veya doğrudan doğruya kanundan doğmuş olmasının da bir önemi yoktur (Hukuk Genel Kurulunun 21.03.2019 tarihli ve 2017/11-2630 E., 2019/328 K. sayılı kararı).
28. Alacağın iradî devrinde (sözleşmeye dayanan devir); bu devrin geçerli olabilmesi için sözleşmenin taraflarının fiil ve tasarruf ehliyetinin bulunması, geçerli bir sözleşmenin olması, alacaklı ile üçüncü kişi arasında TBK’nın 184. maddesi gereğince yazılı devir sözleşmesinin yapılması, devredilen alacak hakkının mevcut olması ve devir engeli bulunmaması koşullarının gerçekleşmiş olması gereklidir.
29. Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesinde bazı alacakların devrine izin verilmemiştir. Devir yasağı kanundan, sözleşmeden veya işin niteliğinden doğmaktadır.
30. Tarafların borç ilişkisinden doğan alacağın başkasına devredilmesini yasaklaması hâlinde sözleşmeden kaynaklanan “akdî devir yasağı” söz konusudur. Sözleşmede kararlaştırılan devir yasağına rağmen alacak temlik edilmiş ise; yapılan devir nedeniyle alacağı devralan üçüncü kişi, borçluya başvuramaz. Bu durumda borçlu, alacağı devredene karşı akdî devir yasağı savunmasında bulunabilir.
31. Sözleşmeden doğan devir yasağının üçüncü kişilere mutlak olarak ileri sürülmesi bazı hâllerde haksızlıklara yol açabilir. TBK’nın 183/2. maddesi bu yasağı yumuşatmak amacıyla bir istisnaya yer vermiştir. Bu hükümle sözleşmeden doğan temlik yasağının bir istisnası getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aşağıdaki koşullar aranacaktır:
a) Borçlu alacaklıya alacağın varlığını tanımış (ikrar etmiş) olmalıdır.
b) Borçlunun bu tanıması (ikrarı) bir senede (belgeye) dayanmalıdır.
c) Alacaklı borç tanımasını (ikrarını) içeren bu senetten doğan alacağını üçüncü kişiye devir etmiş olmalıdır.
d) Üçüncü kişi taraflar arasında devir yasağından iyiniyetle haberdar olmamalıdır (Kılıçoğlu Ahmet M.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2012, s. 791). Bu koşullar mevcut ise, devir yasağına rağmen üçüncü kişiye yapılan devir geçerlidir. Ancak alacağı temellük eden üçüncü şahıs, devir yasağını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu hükümden yararlanamaz.
32. Devri caiz olmayan bir alacak hakkında yapılan temlik işlemi ilke olarak geçersiz olup; böyle bir devir sadece borçlu karşısında değil, temlik edenle temlik alan arasında da hüküm ve sonuç doğurmaz. Sözleşmede temlik yasağı bulunması ya da borçlunun rızasına bağlanmış olup, borçlunun rızasının bulunmaması hâlinde alacağın temliki borçluya karşı ileri sürülemez. Nitekim aynı hususlar, Hukuk Genel Kurulunun 03.06.2021 tarihli ve 2017/15-427 E., 2021/685 K. sayılı kararında da açıklanmıştır.
33. Bu noktada eldeki davada olduğu gibi sözleşmede temlik yasağı bulunmasına rağmen, dava açıldıktan sonra alacak temlik edilmiş ise, HMK’nın 125. maddesine göre işlem yapılıp yapılmayacağı üzerinde de durulmalıdır.
34. Sözleşmede alacağın temliki yasağı olduğu hâlde, davadan sonra davacı alacağını dava dışı üçüncü kişiye temlik ettiyse, HMK’nın 125. maddesi anlamında dava konusunun devredildiği kabul edilerek davaya devralan şahıs huzurunda devam edilir, ancak davalı temlik yasağının bulunduğunu ileri sürdüğü takdirde alacağın varlığı ispatlanmamış olacağından davanın reddine karar verilmelidir. Başka bir ifadeyle alacağı devralan HMK’nın 125. maddesi gereğince davacı yerine geçerek usulden doğan yetkilerini kullanabilir ise de; davalının sözleşmede kararlaştırılan temlik yasağını ileri sürmesi durumunda maddi hukuk anlamında talep edebileceği alacağının bulunduğunu kanıtlaması hâlinde alacağa hükmedilebilecektir.
35. Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler çerçevesinde alacağı temlik eden davacı yüklenici şirket ile davalı iş sahibinin imzaladığı 29.08.2012 tarihli “Emek Hizmet Binası Çeşitli Blok ve Katlarında Tadilat ve Onarım” işinin yapımına ilişkin sözleşmenin 11.5. maddesinde yüklenicinin her türlü hakediş ve alacaklarını idarenin yazılı izni olmaksızın başkalarına temlik edemeyeceğinin, temliknamelerin noter tarafından düzenlenmesi ve idarece istenilen kayıt ve şartları taşıması gerektiğinin kararlaştırıldığı, davanın açıldığı 17.02.2014 tarihinden sadece bir gün sonra 18.02.2014 tarihinde adi yazılı şekilde düzenlenen temlikname ile dava konusu hak ve alacakların tamamının tüm dava ve talep haklarıyla birlikte aynı zamanda davacı şirketin avukatı olup sözleşmedeki devir yasağını bilebilecek durumda olan üçüncü kişi ...’e devir ve temlik edildiği, davalının sözleşmenin 11.5. maddesinde temlik yasağı bulunduğunu ve şekil şartlarının gerçekleşmediğini ileri sürerek temlikin geçersiz olduğunu savunduğu somut olay değerlendirildiğinde; temlik alan HMK’nın 125. maddesi gereğince alacağı temlik eden davacı yerine geçerek usul yetkilerini kullanmış ise de, maddi hukuk anlamında alacağın varlığını yani geçerli bir temlikle davalıdan isteyebileceği alacağının bulunduğunu ispatlayamamıştır. Buna karşılık davalı iş sahibi, sözleşmenin 11.5. maddesinde kararlaştırılan devir yasağı nedeniyle temlik alacaklısı yeni davacının kendisinden talep edebileceği alacağın bulunmadığını kanıtladığından, mahkemece sözleşmede temlik yasağı olduğu gerekçesiyle davanın aktif husumet ehliyeti yokluğundan usulden reddine dair verilen direnme kararı doğru olmuştur.
36. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1) Asli müdahil ... Elektrik Elektronik Proje Telekomünikasyon İnşaat Taahhüt İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının hukukî yarar yokluğundan REDDİNE (III-A),
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
2) Temlik alan davacı ... vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA (III-B),
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/803 E., 2024/1115 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
tam metni aç
cının bu temlikname kapsamında davalıdan alacağı tahsil edemeyeceği, davalının sözleşmede düzenlenen devir yasağından haberdar olduğu ve davalı şirketin bizzat davacı şirkete temlik taleplerinin kabul edilmediğine ilişkin cevabı karşısında TBK'nın 183/2. maddesinin uygulanma koşullarının da oluşmadığı (Yargıtay 23.
6. Hukuk Dairesi 2023/803 E. , 2024/1115 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/182 E., 2022/2128 K.
HÜKÜM/KARAR : Kararın Kaldırılması ve Yeniden Hüküm Kurulması ile Davanın Kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2014/215 E., 2016/497 K.
Taraflar arasında açılan dava dışı şirketin davalı şirketten hizmet sözleşmesine dayanan alacağını davacıya temlik etmesi neticesinde davalı tarafından temlikin kabul edilmemesi sebebiyle alacağın tahsiline yönelik alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kararın kaldırılması ve yeniden hüküm kurulması ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin alacaklarının bir kısmına karşılık dava dışı ... Bilgisayar Sistemleri Tic. ve San. A.Ş.'nin davalıdan olan muaccel alacağı 122.164,00 USD (226.285,85 TL)'yi noterlikçe düzenlenen temlikname ile devraldığını, davalının dava dışı ... Bilgisayar Sistemleri Tic. ve San. A.Ş.'ye cari hesap nedeniyle borçlu olduğunu, bu hususun ihtilaflı olmayıp mutabakat metninde yer aldığını, temliknamenin davalıya bildirildiğini, davalının ihtarname tebliğine rağmen borcu ödemediğini, BK'nın 163. maddesine göre alacağın temliki sözleşmesinin geçerliliğinin resmi şekle bağlanmadığını, sadece yazılı şekle tâbi tutulduğunu ileri sürerek, 226.285,85 TL'nin 05.03.2014 tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dışı ... A.Ş. ile müvekkili şirket arasındaki 15.01.2010 tarihli "Yönetilebilir Hizmetler Çözüm Ortaklığı Sözleşmesi"nin "Sözleşmenin Devri, Alacağın Temliki" başlıklı 19. maddesinin "Sözleşme, ... ...'un onayı dışında kısmen veya tamamen devir edilemez ve sözleşmeden doğan para alacağı dahil olmak ancak bununla sınırlı olmamak üzere herhangi bir yüklenici alacağı temlik edilemez. Yüklenici, bu husustaki talebini yazılı olarak ... ...'a bildirir. ... ...'ca yapılacak değerlendirme sonrasında talebin uygun bulunması ve devir ya da temlik edilecek alacaklı firmanın da yazılı talebi alındıktan sonra devir veya temlik gerçekleştirilir. Yüklenicinin sözleşme konusu alacağını temlik etmek istemesi durumunda, bu talep temlike ilişkin belgelerle birlikte ... ...'un tamamen kendi takdirinde olmak üzere değerlendirilerek karara bağlanır. Yüklenicinin bu hususta herhangi bir itirazı olmayacaktır." düzenlemesi ile alacağın temlikinin müvekkili şirketin onayına tâbi tutulduğunu, genel hüküm değerindeki Borçlar Kanununun 184. maddesinin "borçlunun rızası aranmaz" hükmüne dayanılmasının taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin özel hükmü karşısında mümkün olmadığını, dava dışı ... Bilgasayar Sistemleri Tic. Ve San. A.Ş.nin müvekkili şirketten olan alacağını davacı yana temlik etmek için onay almak üzere yazı ile müvekkilinden talepte bulunmuş ise de bu talebin uygun bulunmadığının yazı ile taraflarına bildirildiğini, ayrıca uygun bulunmuş olsa dahi taraflar arasındaki sözleşmenin 19. maddesi uyarınca ayrıca devir ya da temlik edilecek alacaklı firmanın da yazılı talebinin alınması şartının arandığını, davacı yanın böyle bir talep yazısının bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı ... ... ve dava dışı ... Bilgisayar Sistemleri Tic. ve Sanayi A.Ş.' nin defterlerinin incelendiği, dava dışı şirket defter kayıtlarına göre davalı şirketin dava dışı şirkete 31/12/2014 tarihi itibariyle 256.179,62 TL borçlu olduğu, davalı defter kayıtlarına göre ise dava dışı şirkete borcunun bulunmadığı, kesilen ceza faturaları dikkate alındığında 366.431,96 TL davalı şirketin alacaklı olduğu tespit edildiği, davalı şirket ile dava dışı ... Bilgisayar Sistemleri Tic. ve San. AŞ. arasında imzalanan Yönetilebilir Hizmetler Çözüm Ortaklığı Sözleşmesinin, "Sözleşmenin devri, alacağın temliki" başlıklı 19. maddesinde; "Sözleşme ... ... onayı dışında kısmen veya tamamen devredilemez ve sözleşmeden doğan para alacağı dahil olmak ancak bununla sınırlı olmamak üzere herhangi bir yüklenici alacağı temlik edilemez, yüklenici bu husustaki talebiini yazılı olarak ... ...'a bildirir. ... yapılacak değerlendirme sonrasında talebin uygun bulunması ve devir ya da temlik edilecek alacaklı firmanın da yazılı talebi alındıktan sonra devir veya temlik gerçekleştirilir. Yüklenicinin sözleşme konusu alacağını temlik etmesi durumunda, bu talep temlike ilişkin belgelerle birlikte ... ... tamamen kendi takdirinde olmak üzere değerlendirilerek karara bağlanır. Yüklenicinin bu hususta herhangibir itirazı olmayacaktır." şeklinde düzenlendiği, davalı şirketten alacaklı olduğunu belirten dava dışı ... Bilgisayar Sistemleri Tic. ve San. A.Ş.'nin sözleşmenin bu açık hükmüne rağmen davalı şirkete sormadan ve temlik talebi uygunluğu hakkında olurunu almadan davacı şirket ile noterden temlik sözleşmesi düzenleyerek alacağını temlik ettiği, 818 sayılı BK’nın 162 (6098 sayılı BK’nın 183) maddesindeki; "Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye devredebilir. Borçlu, devir yasağı içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını ileri süremez." hükmü karşısında; temlike engel şartlardan olan sözleşmedeki engelleyici hükmün (somut davamızda sözleşmenin 19. maddesi) bulunmasına göre davacının bu temlikname kapsamında davalıdan alacağı tahsil edemeyeceği, davalının sözleşmede düzenlenen devir yasağından haberdar olduğu ve davalı şirketin bizzat davacı şirkete temlik taleplerinin kabul edilmediğine ilişkin cevabı karşısında TBK'nın 183/2. maddesinin uygulanma koşullarının da oluşmadığı (Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2014/4541-4308 sayılı kararı ile aynı dairenin 2015/6846 esas 2016/1208 karar sayılı kararı)" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Temlik Sözleşmesinin "Temlik Konusu Alacak" kısmında "Telepresence Sistemleri Ek Protokolü" yazılı olduğunu, temlik metninde de Telepresence Sistemleri Ek Protokolü'nden kaynaklanan alacağın temlik edildiği açıklamasına yer verildiğini, hatta temlik sözleşmesine dava dışı ... A.Ş.'nin davalı ... ... A.Ş.'deki ek protokolde yazılı iş nedeniyle oluşan alacağın gösterildiği cari hesap ekstresinin eklendiğini, mahkemece alacağın kaynağının Yönetilebilir Hizmetler Çözüm Ortaklığı Sözleşmesi olarak görmesi ve bu sözleşmeden kaynaklı alacağın temlik yasağına tabi olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar vermesinin doğru olmadığını, müvekkilinin temlik konusu alacağı dava dışı ... Bilg. Sist. Tic. Ve San. A.Ş.'den temlik almadan önce cari hesap bilgilerini incelediğini, alacağı davalı kurum nezdinde teyit ettiğini ve artık sözleşmeden bağımsız kesinleşmiş alacak olduğunu gördüğünü, bu haliyle alacağın sözleşmeden bağımsız bir hale geldiğini ve cari hesap alacağına dönüştüğünü, bu durumun bir teyidinin de, davalı ...Ş.'nin 10.04.2014 tarihinde ... Bilg. Sist. Tic. Ve San. A.Ş.ne cari hesap kapanış bakiyesinin 226.285,85 TL olduğunu gösterir imzalı bir mutabakat metni göndermesi olduğunu, TBK 183/2 hükmünde "Devir yasağını içermeyen yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye karşı alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunması ileri sürülemez." düzenlemesinin yapıldığını, temlik sözleşmesinde yer verilen protokol tamamen bağımsız bir satım ilişkisini düzenlediğinden ve temlik yasağı da içermediğinden alacağın devrine engel bir hal bulunmamakla birlikte, dava dışı ... A.Ş. ile davalı ...Ş. arasında kesinleşmiş bir cari hesap bakiye alacağı oluşması ve hatta yazılı mutabakata bağlanması karşısında TBK. m. 183/2 de düzenlenen yazılı bir borç tanıması olarak da kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin alacağı temlik aldıktan sonra noterlikçe davalıya temliknamenin tebliğ edildiğini, davalının buna rağmen temlik yasağı def’inde bulunmadığını, bu durumda makul bir sürede temlik yasağı def'i ileri sürülmediğine göre devrin kabullenilmiş sayılması gerektiğini belirterek, hükmü istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava dışı şirket yetkilisi ile davalı yetkililerinin imzasını taşıyan Cari Hesap Mutabakatında, davalının 31.03.2014 tarihi itibariyle 122.164,78 USD karşılığı 226.285,81 TL. borç bakiyesinde mutabık oldukları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2021 tarih ve 2018/(15)6-565 E., 2021/1464 K. sayılı kararında; "Sözleşmeden doğan devir yasağının üçüncü kişilere mutlak olarak ileri sürülmesi bazı hâllerde haksızlıklara yol açabilir. TBK’nın 183/2. maddesi bu yasağı yumuşatmak amacıyla bir istisnaya yer vermiştir. Bu hükümle sözleşmeden doğan temlik yasağının bir istisnası getirilmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için aşağıdaki koşullar aranacaktır: a) Borçlu alacaklıya alacağın varlığını tanımış (ikrar etmiş) olmalıdır. b) Borçlunun bu tanıması (ikrarı) bir senede (belgeye) dayanmalıdır. c) Alacaklı borç tanımasını (ikrarını) içeren bu senetten doğan alacağını üçüncü kişiye devir etmiş olmalıdır. d)Üçüncü kişi taraflar arasında devir yasağından iyiniyetle haberdar olmamalıdır. Bu koşullar mevcut ise, devir yasağına rağmen üçüncü kişiye yapılan devir geçerlidir. Ancak alacağı temellük eden üçüncü şahıs, devir yasağını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu hükümden yararlanamaz." açıklaması yapıldığı, buna göre ilk derece mahkemesince, dava dışı şirket ile davalı arasındaki, imzaları inkâr edilmeyen cari hesap mutabakatının TBK'nın 183/2. maddesindeki "devir yasağı içermeyen borç tanıması" niteliğinde olduğu, temliknamede ve davalı tarafından davacıya hitaben yazılan yazıda dava dışı şirket ile davalı arasındaki Yönetilebilir Hizmetler Çözüm Ortaklığı Sözleşmesinin temlik yasağını içeren 19. maddesinden söz edilmediği, davacının devir yasağını bilerek alacağı temlik aldığına ilişkin dosyada herhangi bir delil ve belge bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı ve çelişkili gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı kanaatiyle kararın düzelterek davanın kabulüne, kabulüne karar verilen alacağın davalı tarafça davalıya temlikin kabul edilmediğinin bildirildiği 14.04.2014 tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline dair yeniden esas hakkında karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dışı şirketle aralarındaki sözleşme gereğince alacağın temlikinin müvekkili şirketin onayına tabi olduğunu, ek protokolün ayrı bir sözleşme olarak değerlendirilemeyeceğini ileri sürerek ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, dava dışı şirketin davalı şirketten hizmet sözleşmesine dayanan alacağını davacıya temlik etmesi ve davalının temliki kabul etmemesi üzerine açılan alacak davasıdır.
2. İlgili Hukuk
TBK 163. maddesi ve 183-2. maddesi.
3. Değerlendirme
Dava dışı alacağı temlik veren ... Bilgisayar Sistemleri Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından davalı borçluya, aralarında yaptıkları yazışma sırasında, borcun ne kadar olduğunun sorulması ve karşılığında davalı borçlu tarafından cevap verilmiş olması Borçlar Kanunu anlamında bir borç tanınması olarak kabul edilemez. Zira temlik alana değil temlik edene karşı bir cevap verilmesi söz konusudur. Dosya kapsamına göre TBK 183-2. maddesi gereğince borcun kabulünün söz konusu olmadığı, gibi dava dışı alacağı temlik veren şirket ile davalı borçlu arasındaki Yönetilebilir Hizmetler Çözüm Ortaklığı Sözleşmesinde temlik yasağı bulunduğu dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, yukarıda açıklanan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılarak yeniden hüküm kurulması ve davanın kabulüne ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/7582 E., 2023/6382 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Türk Medeni Kanunu’nun 706/1 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 ve 237 nci maddeleri, Tapu Kanunu’nun 21 inci ve 26 ncı maddeleri.
1. Hukuk Dairesi 2022/7582 E. , 2023/6382 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1677 E., 2022/1339 K.
DAVA TARİHİ : 01.12.2017
HÜKÜM/KARAR : Kabul/Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/121 E., 2021/57 K.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Davacılar; mirasbırakanları ...'nun, kardeşi olan davalı ...'e; ... Gıda Tar. Teks. Tohum Güb. Tic. Paz. Ltd. Şti. ile yine Ceyyum Tavukçuluk Tic. Paz. Ltd. Şti.'nin ortakları olmaları nedeniyle şirketin işleri ve kredileri için işlem yapmak üzere uzunca süre önce vekalet verdiğini, mirasbırakanlarının 2014 yılında ağır hastalandığını, fazla bir şeyin bilincinde olmadığını, davalı vekil ...'in mirasbırakana ait dava konusu 760 parsel sayılı taşınmazı 10.12.2014 tarihinde oğlu olan diğer davalı Muhammed'e devrettiğini, 05.02.2015 tarihinde de taşınmazı adına tescil ettirdiğini, 10.07.2017 tarihinde ise tarafları tanıyan, sürekli şirkette duran ve herşeyden haberdar olan davalı ...'ya taşınmazın devredildiğini, mirasbırakanları...'dan alınan vekaletnamenin mirasbırakanın bilincinin dahi yerinde olmadığı bir dönemde kötüye kullanıldığını, davalı ... ile mirasbırakanın arasının iyi olmadığını, davalı vekil ...'in yine mirasbırakana ait başka bir taşınmazı benzer şekilde üzerine geçirdiğini, bu taşınmaza ilişkin de dava açtıklarını, mirasbırakanın satışa ihtiyacı olmadığını, herhangi bir ödeme de yapılmadığını, temliklerin muvazaalı olduğunu, davalıların mirasbırakanın hastanede ve kötü durumda olduğu bir zamanda planlı ve kötüniyetli olarak işlem yaptıklarını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir.
2. Davacı ... Yiğit, Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağı temlik aldığını bildirmiş, davacı olarak yargılamaya devam etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ...; iddiaların gerçeği yansıtmadığını, taşınmazı bedeli karşılığında satın aldığını, satış bedelini de banka kanalı ile ödediğini, ... ve kardeşi...'ı çiftçilik yapmaları nedeni ile tanıdığını, zaman zaman da ödünç para verdiğini, ancak bir ortaklıkları bulunmadığını, ortak bir iş yapmadıklarını, işlerinin durumunu ve aile ilişkilerini bilmesinin mümkün olmadığını, Mayıs 2017'de ...'e verdiği ödünç paraları istediğini, ...'in teklifi üzerine taşınmazı satın aldığını, diğer davalı ... ile aralarının bozuk olduğunu, verdiği ödünç paraları istemesi üzerine aralarının açıldığını, dava konusu taşınmazı gerçek değeri üzerinden satın aldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Davalılar ... ve Muhammed Tahsin, mirasbırakan ile davalı kardeşi ...'in aralarının çok iyi olduğunu, kardeşlerin bütün işleri birlikte yaptığını ve birbirlerinin üstüne taşınır-taşınmaz mal alıp, sattıklarını, birlikte bir şirket yönettiklerini, birbirlerine karşı büyük bir güven ilişkisi içerisinde olduklarını, ... tarafından davalı ...'e verilen farklı vekaletnameler bulunduğunu, bu vekaletnamelerle davalı ...'in... adına çok sayıda taşınır ve taşınmaz satın aldığını, dava konusu taşınmazın ise davalı ... adına satın alınacağını, ancak kredi çıkmaması ve kredinin... adına çıkarılabilmesi nedeniyle satışın da... adına yapıldığını, taşınmaz bedelinin nakit kısmının davalı ... tarafından ödendiğini, kredi borç ve taksitlerinin de ... tarafından ödendiğini ve halen ödenmeye devam edildiğini, aniden rahatsızlanması ve hastaneye yatırılması ile kanserin ileri seviyesinde olduğunun öğrenilmesi üzerine...'ın davalı ...'e ait taşınmazların devrini istediğini, hem alıcı hem satıcı olup tek başına işlem yapamadığından, önce diğer davalı oğlu Muhammed Tahsin'e, sonra da ...'e devirlerin yapıldığını, davalı ...'in borçlarını ödeyememesi nedeni ile bir kısım borçlarına karşılık olarak dava konusu taşınmazı iyi niyetli üçüncü kişiye sattığını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 20.06.2019 tarihli ve 2017/654 Esas, 2019/456 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmazı satın alan davalının iyi niyetli üçüncü kişi olduğu, tapu siciline güven ilkesi gereğince davalının iyi niyetli mülkiyet kazanımının korunması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Kaldırma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.03.2020 tarihli ve 2019/1769 Esas, 2020/437 Karar sayılı kararıyla; davalı ...'in taşınmaz devrine ilişkin... ile aralarında yapıldığını ileri sürdüğü inanç sözleşmesine dayandığı, mirasbırakan... tarafından çekildiği ileri sürülen kredinin taksitlerinin kim tarafından ödendiğinin ilgili bankadan sorulup araştırılarak mirasbırakan ile davalı ... arasında inanç sözleşmesi olup olmadığının tespit edilmesi, davalılar ... ve Mehmet arasında yapılan satış sözleşmesine ilişkin resmi senet örneğinin istenerek senette gösterilen satış bedelinin bilirkişi raporundaki miktara uyup uymadığı, davalı ...'in raporda belirtilen miktar düzeyinde davalı ...'e banka aracılığıyla ödemede bulunup bulunmadığının tespitinin yapılması, davalı ...'nın mirasbırakan ve davalıyı yakından tanıması ve yakın ilişki içerisinde olması hususları dikkate alınarak bir karar verilmesi gerektiği; kabule göre de, davalılar lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçeleriyle 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 ncı maddesi gereğince tarafların istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
C. İlk Derece Mahkemesince Kaldırma Kararı Sonrasında Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2020/121 Esas, 2021/57 Karar sayılı kararıyla; davalıların savunmalarını ispatlayamadığı, yazılı deliller ile destekleyemedikleri, davalı ...'nın tarafları tanıdığı, aralarındaki ilişkiyi bilebilecek olduğu, davanın ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D. Kaldırma Kararı Sonrası İlk Derece Mahkemesi Kararına Karşı İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
E. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekilleri (ayrı ayrı verdikleri) istinaf dilekçelerinde özetle; kararın hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, kredi veren Ziraat Bankasından gelen yazı cevabında kredinin... değil ... tarafından çekildiğinin ve kredi bedelinin de ... tarafından ödendiğinin açıkça görüldüğünü, taşınmazın satın alınması için kredinin ... tarafından çekildiğini ve çekilen kredi ile aynı tarihte dava konusu taşınmazın satın alındığını, tanık beyanları ve delillerle iddialarının ispatlandığını, gerekçeli kararda hiç bir gerekçe sunulmadığını, davalı ... tarafından satış bedelinin ödendiğini, dosyaya sunulan bono senetleri ile de davalı ...'in diğer davalı ...'e borçlandığının ve borçlarını ödeyemediğinin, bu nedenle taşınmazın satıldığının görüleceğini, davalı ...’nın kötü niyetli olarak bu yeri satın aldığı konusunda davacı tarafın hiçbir delil sunmadığını, davalı ...'in samimi arkadaş olduğu mirasbırakakan... aleyhine işlem yapmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını, davalı ...'in yalnızca tarafları tanıdığından davanın kabulüne karar verilmesinin hukukla bağdaşmadığını, kredi sözleşmesi ve geri ödenmesi ile ilgili belgeler, tapu kayıtları, banka dekontları incelendiği zaman delil başlangıcının bulunduğunu, bu durumda tanık dinlenebileceğini ve dinlenen tanıkların iddialarını doğruladığını, yapılan işlemin hukuka uygun olduğunu, davacının davasını ispatlayamadığını, davalı ...'in iyiniyetli üçüncü kişi olduğunu bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.
F. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.09.2022 tarihli ve 2021/1677 Esas, 2022/1339 Karar sayılı kararı ile; davalı vekil ... ile diğer davalıların ...'nu zarara uğratmak kastıyla fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek dava konusu taşınmazı davalı ... üzerine geçirdikleri, davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde oldukları, verilen kararda usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekilleri temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçelerindeki itiraz nedenlerini yineleyip kararın hukuka aykırı ve hatalı olduğunu, taşınmazın davalı ... tarafından çekilen kredi ile mirasbırakan... adına satın alındığını, hatalı olarak kredinin... tarafından çekildiğinin bildirildiğini, savunmanın yanlış olduğu şeklinde hüküm kurulmasının hatalı olduğunu bildirerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Türk Medeni Kanunu’nun 706/1 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183 ve 237 nci maddeleri, Tapu Kanunu’nun 21 inci ve 26 ncı maddeleri.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2022 tarihli ve 2022/1-851 Esas, 2022/1557 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1. Dosya içeriği ve toplanan delillere göre; ...'nun Ceyhan 3. Noterliğinin 09.07.2001 tarihli vekaletnamesi ile davalı ...'nu vekil tayin ettiği, dava konusu 760 parsel sayılı taşınmazın ... adına kayıtlı iken davalı vekil ... tarafından 10.12.2014 tarihinde diğer davalı Muhammed Tahsin ...'na, Muhammed Tahsin tarafından da 05.02.2015 tarihinde davalı ...'e satış suretiyle devredildiği, ...'in ise taşınmazı 10.07.2017 tarihinde davalı ...'ya temlik ettiği kayden sabittir. ...'nun 31.01.2015 tarihinde ölümü ile geride eşi ... ile kızları Gözde, Gönen ve Gülşah'ın mirasçı olarak kaldıkları anlaşılmaktadır. Eldeki dava ise mirasbırakan...'ın anılan mirasçıları tarafından tapu iptali ve tescil isteğiyle açılmış, bilahare... mirasçıları davacılar Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli sözleşmesi ile eldeki davadaki müddeabihin tamamını, her türlü hak ve alacaklarını temlik ettiklerine dair ... Yiğit ile sözleşme yapmışlardır.
2. Hemen belirtilmelidir ki; taşınmazların devrine ilişkin kurallar yukarıdaki kanun hükümleri ile belirlenerek, tapu müdürü veya tapu görevlileri tarafından tanzim edilecek şekil koşullarına bağlandığından, tapu iptali ve tescil istemiyle açılan davalar sırasında davacının, hukuk yargılamasında uygulanacak hükümlerin düzenlendiği HMK’nın 125/2 nci maddesine dayanarak dava konusu taşınmazdaki mülkiyet ya da aynî hakkını alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye devretmesi olanağı bulunmamaktadır. Öte yandan, TBK’nın 183 üncü maddesine göre bir hakkın alacağın devri yoluyla üçüncü bir kişiye temliki için işin niteliğinin buna engel olmaması gerekir. Bu tür davalarda, alacağın temliki yoluyla devri mümkün olan bir hak bulunmamaktadır. Herkese karşı ileri sürülebilen mutlak hak niteliğindeki aynî hakların bu şekilde devri mümkün olmadığından, temlik alanın mülkiyet hakkı sahibi davacının yerine geçerek taraf sıfatını kazandığından da söz edilemez. Aksi takdirde, davacı tapu kaydını henüz kendi adına geçirmeden, dava sırasında varlığını ileri sürdüğü mülkiyet hakkını alacağın temliki yoluyla temlik alana geçirmiş olacaktır. Ayrıca, maddi hukuka ilişkin kanun hükümleri kapsamında hakkın devri için resmî şekil koşulunun geçerlilik koşulu olarak öngörüldüğü bir konu hakkında HMK’nın 125/2 nci maddesi ile bir istisna getirildiğini söylemek de isabetli olmayacaktır. Maddi hukuk kuralları kişilerin sahip oldukları hak, yetki, ödev ve borçları düzenlerken usul kuralları mahkemeler önündeki bir davanın çözüm yöntemi ve işleyişiyle ilgili şekli kuralları düzenlemekte, davaların belirlenen bu şekil, süre ve usullere uygun olarak çözümlenmesini hedeflemektedir. Bu nedenle maddi hukukun hüküm ve sonuç bağlamadığı olgulara usul hukuku anlamında geçerlilik tanınarak aynî hakkın devredildiği kabul edilemez. Esasen dava konusunun devri, maddi hukuk düzeyinde ortaya çıkan değişikliklerin usul hukuku düzeyinde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini belirleyen bir kurumdur.
3. Somut olaya gelince; yargılama sırasında ... Yiğit vekili tarafından Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağın devralındığı bildirilmiş, bunun üzerine Mahkemece HMK madde 125/2 gereği dava konusu devredildiğinden, devir alan ... Yiğit'in davacı olarak kaydının yapılmasına karar verilerek bu suretle yargılamaya devam edilmiştir. Ancak bahsedildiği üzere, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü ve devamı maddelerinde düzenlenen "alacağın temliki" müessesesinde devri mümkün olan hak, bir alacağa ilişkindir. Oysa, eldeki davada yapılan temlikin, koşulların gerçekleşmesi halinde mülkiyet hakkından kaynaklanan tapu iptali-tescile yönelik sonuç doğuracağı, başka bir deyişle, mülkiyetin nakline yol açacağı açıktır. Mülkiyetin nakline ilişkin Türk Medeni Kanunu′nun 706, Türk Borçlar Kanunu′nun 237 ve Tapu Kanunu′nun 26 ncı maddeleri dikkate alındığında, Fethiye 5. Noterliğinin 13.10.2020 tarihli sözleşmenin yasal olduğunu ve hukuki sonuç doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur. Bu nedenle temlik alan ... Yiğit'in davada yasal açıdan sıfatının varlığı kabul edilemez.
4. Hal böyle olunca; tapu sicilinde tasarruf yetkisi bulunmayan davacıların yaptığı temlik sözleşmesi ile mülkiyet veya aynî hakkını temlik alana kazandırdığının kabul edilemeyeceğinin gözetilmesi gerekirken temlik alan ... Yiğit'in davacı taraf yerine geçtiği kabul edilmek suretiyle yargılama yapılıp yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmektedir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden davalılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
- KARŞI OY -
Dava, tapu iptali ve tescil davasıdır. Yargılama devam ederken davacı taraf 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 125 inci maddesinin 2 numaralı fıkrası uyarınca dava konusu hakkını devretmiş, dava devralan tarafından sürdürülmüştür. Yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince (İDM) davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince (BAM) de başvuru esastan reddedilmiştir.
Dairemzin Sayın Çoğunluğunca ise özetle; 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinin 2 numaralı fıkrasının taşınmaz mülkiyetine ilişkin müdabbihleri kapsamadığı, mülkiyet hakkından kaynaklanan ve tapu iptal ve tescile yönelik sonuç doğuracak temliklerin mülkiyetin nakline yol açacağı, bunun ise kanunlarda gayrimenkulun devrini şekil şartına bağlayan kurallara aykırılık teşkil edeceğini belirtmek suretiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık, davacı tarafın yargılama sırasında tapu iptal ve tescil talebine ilişkin dava konusunu devredip edemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
6100 Sayılı Kanunun "dava konusunun devri" başlıklı 125. maddesinin 2 numaralı fıkrası şöyledir:
"(2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder. (Ek cümle:22/7/2020-7251/11 md.) Bu takdirde dava davacı aleyhine sonuçlanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur."
Anılan fıkra metinden açıkça anlaşılacağı üzere kanun koyucu davanın açılmasında sonra dava konusunun devredilmesine izin vermiş ve devralanın davacının yerine geçerek davanın kaldığı yerden devam edeceğine hükmetmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyi yaparken dava konusunun taşınmaz olması durumunda anılan devrin yapılamayacağına ilişkin bir kayıt veya sınırlamaya da yer vermemiştir.
Buna göre davacı tarafın tapu iptali ve tescil talep etme hakkını devralana devretmesinin önünde yasal bir engel bulunmamakta olup gerek İDM gerekse de BAM tarafından 6100 sayılı Kanun'un anılan hükmüne dayanılarak dava konusunun devrinin geçerli olduğunu kabul etmesinde hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı açıktır.
Her ne kadar Sayın Çoğunlukça söz konusu noter sözleşmesi ile dava konusunun devredilmesine geçerlilik tanınmasının gayrimenkullerin satışını ancak tapu memuru önünde yapılacak resmi satış ile gerçekleşebileceği yönündeki şekli koşulu bertaraf edeceği ve tapu sicilinin bypass edilerek mülkiyet devrine neden olacağını değerlendirmiş ise de bu görüşe katılmak mümkün görünmemektedir. Zira davacı tarafın noter huzurunda dava konusunu devretmesi ile mülkiyet devralana geçmemekte sadece mülkiyetin devir borcu doğmaktadır. Devralan devraldığı hakkın hukukça korunması gereken bir menfaat bulunduğunu kanıtladıktan sonra mülkiyetin nakli mahkeme kararıyla gerçekleşmektedir. Dolayısıyla dava konusunun devredilmisiyle mülkiyet naklinin gerçekleştiğinden veya tapu sicilinin bypass edilerek tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan herhangi bir kamusal yararın ihlal edildiğinden söz edilemez. Aksi kabul kanun koyucunun 6100 sayılı Kanunun 125. maddesinin 2 numaralı fıkrasıyla ortaya koyduğu açık iradeyle çelişecektir.
8. Öte yandan yukarıdaki değerlendirmemizin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde bir hakkın alacağın devri yoluyla devredilebilmesi için işin niteliğinin buna engel olmaması gerektiği hükmüyle bağdaşmayan bir tarafı da bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle gayrimenkullerin devrinin işin niteliği gereği ancak resmi memur önünde gerçekleşebileceğinden bahisle de davacı tarafın dava konusunu devralana devredemeyeceği ileri sürülemez. Zira somut olayda, mülkiyet noterde yapılan devir sözleşmesiyle devredilmemekte, mülkiyet hakkından kaynaklanan dava hakkının üçüncü kişiye devredilmesi söz konusu olmaktadır. Yargılamada dava konusunu devreden kişinin hukuken korunması gereken bir mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, bulunduğu tespit edildikten sonra ise bunun usulüne uygun olarak devralana devredilip devredilmediği, mahkemece denetlenmekte ve koşulları oluşmuş ise tıpkı diğer tapu iptali ve tescil davalarında olduğu gibi mahkeme kararıyla tesis edilmektedir. Dolayısıyla 6098 sayılı Kanun'un anılan hükmü bakımından da devre engel bir durumun bulunmadığı açıktır.
9. Açıklanan nedenlerle, dava konusunun devredilmesinde hukuka aykırı bir durum bulunmadığından işin esasıyla ilgili bir değerlendirme yapılarak temyiz incelemesinin sonuçlandırılması gerekirken yukarıda belirtilen gerekçelerle bozma yapılması yönündeki Sayın Çoğunluğun görüşüne iştirak edilememiştir.
11. Hukuk Dairesi, 2014/14796 E., 2015/9746 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varANTALYA(KAPATILAN) 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
S..'ın de TBK'nın 183. maddesinde düzenlenen alacağın temliki hükümlerine göre sorumlu olduğunu, senetler üzerindeki "rehin ve ciro" edilemez hükmünün senedi kambiyo senedi olmaktan çıkarmadığını, ciro yasağına rağmen yapılan cironun alacağın temliki hükümlerine tabi olduğ
11. Hukuk Dairesi 2014/14796 E. , 2015/9746 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ANTALYA(KAPATILAN) 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 04/07/2014
NUMARASI : 2014/150-2014/224
Taraflar arasında görülen davada Antalya(Kapatılan) 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 04/07/2014 tarih ve 2014/150-2014/224 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davalılar vekilleri ayrı ayrı tashih karar davalı C.. S.. vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/09/2015 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. A.. A.., Av. A. Ö., Av. A. C. ile davalılardan A.. S.. vekilleri Av. M.. O.., Av. M.. A.. ve davalı C.. S.. vekilleri Av. H.. Y.. ve Av. A. A. Ş. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi . tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili ile davalı Cem arasında 30/11/2011 tarihli “ortaklıktan ayrılık sözleşmesi” imzalandığını, sözleşme ile tarafların ortak olduğu şirket hisselerinin, alacak-borç durumunun paylaşılması suretiyle ortaklığın tasfiyesini içeren düzenlemelere yer verilerek müvekkili açısından alacak hakkı doğduğunu, sözleşmenin 3/b maddesinde davalı C.. S..'ın müvekkiline olan borcunu A.. S..'dan olan alacağı ile ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşme hükmü ile davalı C.. S..'a verilen tahsil yetkisi çerçevesinde davalı A.. S..'tan tahsil edilecek senetlerin vadesinin belirli olduğunu, senetlerin vadelerinin dolmasına rağmen davalı C.. S.. tarafından tahsil girişiminde bulunulmadığını, aksine müvekkilinin bilgisi ve rızası dışında senetlerin vadelerinin ileriki tarihe atılması konusunda müteaddit defalar sözleşmeler akdedildiğini, müvekkili tarafından çekilen ihtarname ile davalı C.. S..'tan gerekli tahsilatın sağlanarak müvekkiline olan alacağının ödenmesinin istendiğini, C.. S..'ın müvekkiline olan borcunu A.. S..'tan olan alacağıyla ödemeyi üstlenmesinin "alacağın temliki" niteliğinde olduğunu, müvekkili tarafından 05/02/2014 tarihli ihtarname ile alacağın talep edildiğini, müvekkili bağlayan vade tarihinin 30/06/2012 tarihi olduğunu, sözleşmenin 3/b maddesindeki "Tahsil edildiği tarihte ve tahsil edilen miktar" şeklinde geçen ibarenin geciktirici koşul olduğu ve bu koşul gerçekleşmeden davalının temerrüdüne gidilemeyeceğinin kabulü ihtimalinde dahi davalının sorumluluğunun olduğunu, TBK'nın 175. maddesine göre taraflardan biri şartın gerçekleşmesine dürüstlük kuralına aykırı olarak engel olursa koşulun gerçekleşmiş sayılacağını, davalı C. S.'ın vadesi dolan ve muaccel hale gelen senetleri tahsil etmek yerine vadeleri erteleme sözleşmeleri akdetmesinin dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, davalı A.. S..'ın de TBK'nın 183. maddesinde düzenlenen alacağın temliki hükümlerine göre sorumlu olduğunu, senetler üzerindeki "rehin ve ciro" edilemez hükmünün senedi kambiyo senedi olmaktan çıkarmadığını, ciro yasağına rağmen yapılan cironun alacağın temliki hükümlerine tabi olduğunu ileri sürürek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 58.635.500,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı C.. S.. vekili, müvekkili ile davacının kardeş, diğer davalı A.. S..'ın da babaları olduğunu, davacıyla müvekkili arasındaki 30/11/2011 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesinin 3. maddesinin başlığı “alacak senetlerinin paylaştırılması” şeklinde olup bu madde ile müvekkilinin AS Çimento A.Ş.'deki %20'lik hissenin diğer davalı Adem'e devrinden kaynaklanan ve taraflarca rızai taksime tutulan 56.000.000,00 USD değerindeki senetlerin tahsil edildiğinde, tahsil edilen miktarın davacı ile müvekkili arasında eşit olarak paylaştırılmasının kararlaştırıldığını, AS Çimento A.Ş. hisse bedellerinin davalı A.. S.. tarafından müvekkiline zamanında ödenmediğini, bunun üzerine yeni protokoller yapıldığını, dava konusu 30/11/2011 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesinden önce 02/12/2009 ve 13/05/2010 tarihli iki ayrı borç erteleme sözleşmesi bulunduğunu, yapılan 04/07/2012 ve 18/09/2013 tarihli protokollere davacının bir itirazının olmadığını, davalı A.. S..'ın ödeme güçlüğü içinde olduğunu davacının da bildiğini, davalı A.. S..'ın mali durumunu bilen müvekkilinin piyasa ve kredi kuruluşlarındaki kredibilitesine zarar vermemek için senetleri tahsile koymadığını, senet vadelerini uzattığını, TBK'nın 125. ve 175 maddelerinin olayda uygulama imkanı olmadığını, tahsil edilmeyen senetler nedeniyle müvekkilinin mal varlığında herhangi bir artış bulunmadığını, senetlerin üzerinde devir ve ciro yasağı bulunduğunu, dava konusu bir kısım senet vadelerinin 2014, 2015 ve 2016 yıllarına ait olup vadeleri gelmeden talep edilmeyeceğini savunarak, davanın redddini istemiştir.
Davalı A.. S.. vekili, müvekkilinin ikametgahı Bucak/Burdur olup müvekkili yönünden dosya tefrik edilerek yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, müvekkili 30/11/2011 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesine taraf olmadığından davada pasif husumet ehliyeti bulunmadığını,30/11/2011tarihli sözleşmenin alacağın temliki olarak nitelendirilemeyeceğini, davalı C.. S.. ile müvekkili arasında akdedilen borç erteleme sözleşmelerinde müvekkilinin kötü niyetli olmadığını, borç erteleme protokollerinin müvekkilinin içinde bulunduğu ekonomik durumdan kaynaklandığını, borç erteleme sözleşmelerinden 2 adedinin 30/11/2011 tarihinden önce yapıldığını, davacının 30/11/2011 tarihli sözleşme ile davalı C.. S..'a takip ve tahsil yetkisi vermediğini, ciro ve devir yasağı olan senet alacağının devredilemeyeceğini, ciro ve devir yasağını davacının da bildiğini, TBK'nın 183. maddesine göre alacağın temliki için devir yasağı içermeyen sözleşme gerektiğini, ancak temlik yapılmasının sözleşme ile yasaklandığını savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, HMK'nın 14/2 maddesi uyarınca hisse devir alacağına konu şirket merkezlerinin çoğunluğu Antalya'da olduğundan davalı A.. S.. vekilinin yetki itirazının yerinde görülmediği, 30/11/2011 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesinin taraflarının M.. S.. ile C.. S.. olduğu, sözleşmenin, tarafların birlikte ortak oldukları şirketlerde sahip oldukları hisseleri birbirine devretmek suretiyle ortaklıklarının sona erdirilmesi amacıyla tanzim edildiği, sözleşmesinin 3/b maddesinin “Geriye kalan muhtelif vadelerdeki 56.000.000,00 USD değerindeki senetler üzerinde ciro ve devir yasağı olması nedeniyle devredilemeyeceğinden, C.. S.. tarafından tahsil edilecek ve tahsil edildiği tarihte ve tahsil edilen miktar C.. S.. ve M.. S.. arasında eşit olarak paylaşılacaktır. Tahsil edilen miktarda hissesine düşen kısmı hiçbir ihtara gerek kalmaksızın M.. S..'ın Y. K. Bankası'ndaki hesabına havale edilecektir veya A.. S.. tarafından kabul edilmemesi halinde toplam 56.000.000,00 USD bedelindeki senetler yarısı C.. S.. yarısı M.. S.. adına yeniden düzenlenerek A.. S.. tarafından yeniden düzenlenmiş ek bir sözleşmeyle birlikte senetler imzalandıktan sonra C.. S.. ve M.. S..'a teslim edilecektir." hükmünü içerdiği, davacının TBK'nın 112 ve 125 maddeleri uyarınca davalı C.. S..'tan talepte bulunabileceği, davalı C.. S..'ın taraflar arasındaki sözleşmenin 3/b maddesi gereğince alacağını davalı A.. S..'dan tahsil edip, yarısını davacıya vermekle yükümlü olduğu halde A.. S..'a karşı takip veya dava açmaksızın ve tahsil girişiminde bulunmaksızın kusurlu davranışıyla sözleşmeye aykırı hareket ederek davacının alacağına kavuşmasını engellediği, TBK'nın 170. ve devamı maddeleri uyarınca "Geciktirici koşulun gerçekleşmiş sayılacağı" hususunun doğurduğu hukuki sonuçlar itibariyle de davacının davalı C.. S..'tan talepte bulunmakta haklı görüldüğü, borç erteleme sözleşmelerinden iki tanesi taraflar arasındaki 30/11/2011 tarihli hisse devir sözleşmesinden önceki tarihli ise de sözleşmenin imzalanmasından sonraki borç erteleme sözleşmelerine davacının rızasının bulunduğu hususu ispatlanamadığı gibi müteaddit ihtarnamelerle davalı C.. S..'ın tahsile davet edildiğinin ispatlandığı, davalı C.. S..'ın, davacının rızası hilafına davalı A.. S.. ile borç erteleme sözleşmeleri yapması "dürüstlük kuralına" aykırılık teşkil ettiğinden TBK 175. maddesi uyarınca da davacıya karşı sorumlu olduğu, davalı C.. S.. ile A.. S.. arasında akdedilen 12/01/2009 tarihli sözleşmede alacağın temlikini engelleyecek bir düzenleme bulunmadığı gibi sözleşmenin teminatı şeklinde tanzim olunan senetlerdeki ciro yasağı senetleri nama yazılı hale getirdiğinden, bu halde dahi senetteki alacak, alacağın temlikine konu olabileceğinden TBK'nın 183.maddesine göre, davacının alacağın temliki hükümleri gereğince davalı A.. S..'tan talepte bulunabileceği, taraflar arasındaki 30/11/2011 tarihli ortaklıktan ayrılma sözleşmesinin 4. maddesinde herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın birbirlerini takip eden iki senedin vadesinde ödenmemesi halinde, borcun tamamının muacceliyet kazanacağı kararlaştırıldığından davacının C.. S..'tan olan alacağının tamamının 30/06/2012 tarihi itibariyle muaccel hale geldiği, yargılama sırasında yapılan 2.000.000,00 USD(4.280.000,00 TL) ödemenin mahsup edilmesi gerektiği kanaatiyle 54.355.500,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 18/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Mahkemece 14.07.2014 tarihli tashih kararı ile hüküm fıkrasında nispi harcın davacıya iadesine ilişkin bir hüküm kurulmadığı anlaşıldığından hüküm kısmına "Davacı tarafından yatırılan 1.001.347,80 TL nispi harcın davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya ödenmesine" ibaresinin eklenmesine karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri ayrı ayrı, tashih kararını da davalı C.. S.. vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillere gerektirici sebeplere göre, davalı A.. S.. vekilinin yetkiye ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Dava, davacı ile davalı C.. S..'ın ortak oldukları şirketlerde sahip oldukları hisseleri birbirine devretmek suretiyle ortaklıklarının sona erdirilmesi amacıyla imzaladıkları ortaklıktan ayrılık sözleşmesinin 3/b maddesi uyarınca davalı C.. S..'ın davacıya olan borcunu davalılar arasında imzalanan hisse devir sözleşmesi uyarınca borçlusu A. S.alacaklısı C.. S.. olan ve üzerinde devir-ciro yasağı bulunan senetlerin paylaşılması suretiyle ödeyeceği kararlaştırılmasına rağmen davalıların edimini kötüniyetle yerine getirmedikleri iddasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
6102 sayılı TTK'nın 1521. maddesi (6762 sayılı TTK'nın benzer düzenleme içeren 1460. maddesi) hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlık basit yargılama usulüne tabidir.
6100 sayılı HMK'da yazılı yargılama usulü ayrıntılı olarak düzenlenmiş, basit yargılama usulü ise temel özellikleri ve farklı noktalarıyla belirtilmiş, hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiştir (HMK'nın 322/1).
Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür.
6100 sayılı HMK’nın basit yargılama usulünde “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı 320. maddesi uyarınca; “Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.” Görüldüğü üzere basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön inceleme ve tahkikat işlemleri de basitleştirilmiştir.
Dosya üzerinden karar verilemiyorsa, bu durumda mahkeme ön inceleme yapar. Burada da, mahkeme dava şartları ve ilk itirazların varlığını inceleyerek, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri hakkında tarafları dinler. Bundan sonra hakim, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları; sulh olmamışlarsa anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır ve tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Tahkikat bu tutanağa göre yürütülür (HMK'nın 320/2).
Yukarıda belirtilen ön incelemeden sonra mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikatın yürütülmesi için en fazla iki duruşmada yargılamayı tamamlamak zorundadır ve duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır (m. 320/3-c. 1). Bununla birlikte işin niteliğine göre hakimin bir aydan sonraya duruşma günü verip ikiden fazla duruşma yapması da mümkün kılınmıştır.
HMK'nın 321/1.fıkrasında ise “Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez” hükmü düzenlenmiş olup bu hüküm uyarınca basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi sözlü yargılama için ayrı bir kesit öngörülmemiştir; bunun için ayrıca süre verilmez. Hakim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder.
Somut olayda mahkemece, 25.04.2014 tarihli tensip tutanağı ile ön incelemenin duruşmalı yapılmasına, duruşma gününün bilahare belirlenmesine karar verildikten sonra, 19.06.2014 tarihli ara karar ile ön inceleme duruşmasının 04.07.2014 gününe bırakılmasına karar verilmiştir. Mahkemece ön inceleme günü olarak belirlenen 04.07.2014 tarihli ön inceleme duruşmasında taraf vekillerinin anlaşmazlık konularının dava ve cevap dilekçelerindeki hususlar olduğuna ilişkin beyanları alınmış, tarafların sulh olma imkanının bulunmadığı tespit edilmiştir. Ancak tahkikata gerek olup olmadığı hususu hiç değerlendirilmeden, bir an için tahkikata gerek olmadığı düşünülse dahi ön inceleme aşamasının tamamlandığı bildirilerek tarafların son sözleri sorulmadan savunma hakkını kısıtlayacak şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3- Bozma sebep ve şekline göre, davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı A.. S.. vekilinin yetkiye ilişkin temyiz itirazlarının reddine; (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılar A.. S.. ve C.. S.. vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, (3) numaralı bentte açıklanan nedenle davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek olmadığına, takdir olunan 1.100 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 01/10/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Bazı alacakların nitelikleri gereği veya kanun hükmü uyarınca başkasına devredilmesi (temlik edilmesi) mümkün değildir. Aşağıdakilerden hangisi, kanunen veya niteliği gereği devredilebilen bir alacak türüdür?
A) Nafaka alacağı
B) Manevi tazminat alacağı (karşı tarafça kabul edilmemiş veya dava edilmemişse)
C) İşverenin izni olmadan işçinin hizmet (çalışma) borcu
D) Satış sözleşmesinden doğan para alacağı
E) Ölünceye kadar bakma sözleşmesindeki bakım alacaklısının hakkı
Bu maddeyle ilgili 12 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.