6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 182

Türk Borçlar Kanunu 182. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 182- Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler. Asıl borç herhangi bir sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez. Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez. Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir. BEŞİNCİ BÖLÜM Borç İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri BİRİNCİ AYIRIM Alacağın Devri A. Koşulları I. İradi devir 1. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

24 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2020/9069 E., 2021/7657 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
arak öngörülmüş ise de, taraflar arasında düzenlenen ek sözleşme ile devir bedelinin en son 105.000 TL kararlaştırıldığı, TBK.nun 180/1 maddesi gereğince, alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerektiği, TBK.nun 182/son maddesi gereğince ise, Hakimin, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirmesi gerektiği, mevcut ihtilafta, sözleşme bedeli ile cezai şart
3. Hukuk Dairesi         2020/9069 E.  ,  2021/7657 K. "İçtihat Metni" Davacı ... ile davalı ... aralarındaki asıl dosyada cezai şart, birleşen dosyada alacak davasına dair ... 17. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 16/11/2017 tarihli ve .2016/542 E. 2017/516 K. sayılı hükmün onanması hakkında Yargıtay (kapatılan)13. Hukuk Dairesince verilen 28/11/2019 tarihli ve 2018/4081 E. 2019/11690 K. sayılı ilama karşı davacı ve davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı taraf ile arasında 11.12.2013 tarihli Sağlık Kuruluşu Birleştirme/Taşıma Taahhüt Sözleşmesi düzenlendiğini, davalının işletme ruhsatında bulunan ''Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunun'' tüm hakları ile kendilerine 315.000,00TL’ye devrinin öngörüldüğünü, 30.000,00 TL peşin kaparo ödediğini, davalı tarafça ödeme planı dışında bir ödeme talep edilmesi üzerine bu kez 27.01.2014 tarihli Ek Sözleşme ile davalı tarafa 75.000,00 TL daha ek kaparo ödemesi yapıldığını ancak işletme ruhsatında bulunan Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunun kendilerine devredilmediği gibi, belirtilen kadronun başka bir kuruluşa devri için ... İl Sağlık Müdürlüğüne başvuruda bulunulduğunu, davalının 11.12.2013 tarihli sözleşmenin 7.maddesinde belirtilen 300.000,00 TL cezai şartı ödemekle yükümlü olduğunu belirterek, 300.000,00 TL cezai şart bedelinin ... 2. Noterliğinin 16.02.2015 tarih ve 2326 yevmiye numaralı ihtarnamesinin davalı tarafa tebliğ tarihi olan 21.02.2015 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen dosyada ise, davalı tarafın hesabına yatırılan 30.000,00 TL ve 75.000,00 TL olmak üzere toplam 105.000,00 TL kaparo bedelinin ödendiği tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı, davacı tarafça yapıldığı belirtilen ödemeleri kabul etmekle birlikte ödemelerin geciktirildiğini, ruhsatında bulunan hekim kadrosunu başka bir kuruluşa devredebileceği hakkının olduğunu belirterek davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, asıl dosyası üzerinden açılmış olan davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile, davacı tarafın talep etmiş olduğu 105.000 TL miktarın, 21.02.2015 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak, davacı tarafa verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin reddine, birleşen ... 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/177 esas ve 2016/607 karar sayılı dosyası üzerinden açılan davanın kabulü ile, davacı tarafın talep etmiş olduğu 105.000 TL miktarın, 21.02.2015 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 1. maddesi gereğince işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan alınarak, davacı tarafa verilmesine, karar verilmiş; davacı ve davalı vekilinin temyizi üzerine yapılan inceleme sonucu hüküm Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin (Kapatılan) 28/11/2019 tarih 2018/4081 E.-2019/11690 K. sayılı kararı ile onanmış; davacı ve davalı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur. 1-Düzeltilmesi istenilen Yargıtay kararında benimsenen mahkeme kararındaki gerekçelere göre, davalının sair karar düzeltme isteminin reddi gerekir. 2-Davacının cezai şart miktarına yönelik karar düzeltme itirazlarının incelenmesinde; dava, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin haksız olarak feshinden kaynaklı cezai şart alacağı ve kaparo bedelinin iadesi talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 7. maddesine göre hesaplanan cezai şart miktarının 300.000,00 TL olduğu,davalı tarafın hukuki bir gerekçe göstermeden sözleşmeden kaynaklı borç ve yükümlülüğünü yerine getirmeyerek devir işlemini gerçekleştirmediği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Mahkemece, davacı tarafça devir bedeli olan 30.000 TL miktarın ödendiği, davalı tarafça ödeme planı dışında bir ödeme talep edilmesi üzerine bu kez 27.01.2014 tarihli Ek Sözleşme ile davalı tarafa 75.000 TL daha ödeme yapıldığı, buna karşın, davalı tarafın, değişik mülahazalarla işletme ruhsatında bulunan Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunu davacı tarafa devretmediği gibi, belirtilen kadronun başka bir kuruluşa devri için ... İl Sağlık Müdürlüğüne başvuruda bulunduğu, bu konuda davalı tarafa keşide edilen ... 2. Noterliğinin 16.02.2015 tarih ve 2326 yevmiye numaralı ihtarnamesinden sonuç alınamadığı, mahkemece alınan 04.07.2017 havale tarihli bilirkişi kurulu asıl ve belirtilen rapora özellikle davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine alınan 25.10.2017 havale tarihli bilirkişi kurulu ek raporunda belirtildiği üzere, davalı tarafça devir işleminin yapılamamasına dayanak gösterilen hususların, sözleşmeye ve gelen resmi yazı cevaplarına uygun olmadığı, başka bir ifade ile davalı tarafın hukuki bir gerekçe göstermeden sözleşmeden kaynaklanan borç ve yükümlülüklerini yerine getirmediği ve devir işlemini gerçekleştirmediği, bu durumda davalı tarafın 11.12.2013 tarihli sözleşmenin 7.maddesinde belirtilen cezai şartı ödemekle yükümlü olduğu, her ne kadar sözleşmenin 7. maddesinde cezai şart miktarı, sözleşme bedelinin 10 katı olarak öngörülmüş ise de, taraflar arasında düzenlenen ek sözleşme ile devir bedelinin en son 105.000 TL kararlaştırıldığı, TBK.nun 180/1 maddesi gereğince, alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerektiği, TBK.nun 182/son maddesi gereğince ise, Hakimin, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirmesi gerektiği, mevcut ihtilafta, sözleşme bedeli ile cezai şart miktarı arasında fahiş bir orantısızlık bulunduğu, bu durumda sözleşme bedelini aşan bir cezai şartın sözleşme bedeline indirilmesinin hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun bulunduğu belirtilerek 105.000,00 TL cezai şartın davalıdan tahsiline karar verildiği görülmüştür. 11.12.2013 tarihli Sağlık Kuruluşu Birleştirme/Taşıma Taahhüt Sözleşmesi incelendiğinde; Davalının işletme ruhsatında bulunan ''Plastik Cerrahi Hekim Kadrosunun'' tüm hakları ile davacı tarafa devrinin öngörüldüğü, 4.maddede ; Devralan Dr ...’in satış ve devir bedeli olarak 315.000,00 TL’yi ... Estetik Güzellik ve Zayıflama Ltd.Şti.’ne ödemeyi taahhüt ettiği, bu meblağın 30.000,00 TL’sinin peşin (kapora) olarak işbu sözleşme imzalandığı gün, geri kalan meblağ olan 285.000,00 TL’nin ise Sağlık Bakanlığı Plan İstihdam Komisyonundan olumlu karar çıktıktan sonra nakit olarak ödeneceği, Ceza-i şart başlıklı 7.maddede ise; Taraflardan birinin işbu sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve sözleşme ihlali durumlarında, diğer tarafa 300.000,00 TL cezai şart ödemekle mükellef olduğu hüküm altına alınmıştır. 27.01.2014 tarihli ek sözleşme incelendiğinde; 11.12.2013 tarihli Sağlık Kuruluşu Birleştirme/Taşıma Taahhüt Sözleşmesi’ne istinaden ek olarak yapılan sözleşme olduğu, ana sözleşmenin 4. madde 11.şıkkına ilaveten kararlar alındığı, devralanın devredene 2. kaparo bedeli olarak 75.000,00TL yatıracağı, geri kalan meblağ olan 210.00,00TL’nin ise devralan tarafından devredene peşin olarak ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Her ne kadar somut olayda, mahkemece taraflar arasında düzenlenen ek sözleşme ile devir bedelinin en son 105.000,00 TL olarak kararlaştırıldığı belirtilerek sözleşme bedeli ile cezai şart miktarı arasında fahiş bir orantısızlık bulunduğu gerekçesi ile asıl dosyası yönünden, TBK.nun 182/son maddesi gereğince, cezai şartın indirilmesine karar verilmiş olduğu görülmüşse de; 11.12.2013 tarihli sözleşmenin 4.maddesinde devir bedeli 315.000,00 TL olarak hüküm altına alınmıştır. Mahkemece yanılgılı bir değerlendirme ile sözleşme bedeli olarak ödenen toplam kaparo bedeli esas alınarak, cezai şart bu miktara indirgenmek suretiyle karar verilmiştir. 6762 S. Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 24. (6102 S.TTK' nın 22.) maddesine göre tacir sıfatını haiz borçlu cezai şarttan indirim isteyemez. Ancak, yerleşmiş Yargıtay uygulamasına göre, belirlenen cezai şart miktarının, tacir olan borçlunun mahvına ve ekonomik yıkımına sebep olacağının bilirkişi raporuyla tespit edilmesi halinde cezai şart miktarında indirim yapılabileceği kabul edilmektedir. Bu durumda, mahkemece; sözleşme ile belirlenen cezai şart miktarının, tacir olan davalının mahvına ve ekonomik yıkımına sebep olup olmayacağı hususu usulünce değerlendirilerek varılacak sonuç uyarında asıl davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, davalının tacir olduğu göz ardı edilerek ve sözleşme bedeli de yanlış değerlendirilmek suretiyle TBK 182/son maddesine göre hakkaniyet indirimi yapılarak, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, hükmün bu nedenle bozulması gerekirken zuhulen onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından, tarafların bu yöne ilişen karar düzeltme istemlerinin kabulüne karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair karar düzeltme isteminin REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle tarafların karar düzeltme istemlerinin kabulüne, (Kapatılan) Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28/11/2019 tarihli ve 2018/4081 E.-2019/11690 K. sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA, mahkeme kararının taraflar yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme ve temyiz harçlarının istek halinde taraflara iadesine, 01/07/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2022/8308 E., 2023/1314 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179 ila 182 nci maddelerinde düzenlenen ceza koşulu, borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir.
3. Hukuk Dairesi         2022/8308 E.  ,  2023/1314 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/514 E., 2022/1510 K. DAVA TARİHİ : 19.07.2016 KARAR : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceylanpınar Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi SAYISI : 2016/320 E., 2019/257 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; 18.12.2015 tarihinde açık artırma usulü ile satış ihalesi yapıldığını, ihale şartnamesine göre ürünlerin 5 parti halinde satışa çıkartıldığını, davalının bunlardan 2 partiyi en yüksek teklif vererek aldığını, ihalenin akabinde ihaleyi kazanan davalı ile davacı arasında 23.12.2015 tarihinde toplam 350 ton mercimeğin satışına dair 1.458.100 TL tutarlı sözleşme imzalandığını, ihalede satılan mercimeklere ait son ödeme gününün 29.12.2015 tarihi olmasına rağmen davalı son ödeme tarihinde mercimek bedelini yatırmadığından sözleşmenin feshedildiğini, tekrardan ihaleye gidilerek ilk ihalenin feshi tarihinden yaklaşık 1 ay sonra 22.04.2016 tarihinde Şanlıurfa Ticaret Borsasında pazarlık usulü ile ilk ihaleden kalan toplam 350 ton mahsul temiz mercimeğin işletmelerinin ihale komisyonun kararı ile dava dışı Yamanoğlu Gıda Tar. San. Tic. Ltd. şirketine ihale edildiğini, bu ikinci ihalenin usulüne uygun olarak karşılıklı taahhütlerin yerine getirilmesiyle kesinleşip sona erdiğini, iki ihale arasındaki fiyat farkının 247.800 TL olduğunu, davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacaklı olduğunu, ihaleler arasında oluşan fiyat farkından ihale şartnamesi hükümlerine göre davalının sorumlu olduğunu belirterek, şimdilik 158.559,04 TL'nin 20.05.2016 tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı, 350 ton ürün satın aldığını, ihaleye girmeden önce şartnamede belirlenen bedelin %10 oranı tutarında kati teminat yatırdığını, ekonomik anlamda dara düştüğünü, almış olduğu ürünlerin fiyatlarında yüksek miktarda düşüşler yaşanması üzerine iflasın eşiğine geldiğini, olumsuz koşullar nedeni ile sözleşmeden vazgeçtiğini, ihaleden çok önce Siverek 1. Noterliğinden vermiş olduğu vekaletname ile yetkilendirilen ....'in kendisinden habersiz ihaleye girdiğini, talebin dayanağı olarak gösterilen İhale Şartnamesinin 13/a-b maddelerinin hiç bir hukuki dayanağının bulunmadığını, ayrıca gecikme bedelinin fahiş olduğunu, iyi niyeti ile 18.12.2015 tarihinde Akbank Şanlıurfa Şubesinden Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü hesabına ödeme yaptığını, yine 29.12.2015 tarihinde Akbank Siverek Şubesinden Tarım İşletmeleri hesabına 275.000 TL ödeme yaptığını, davacıya borcu kalmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 2015 yılı mahsulü olan 350 ton temiz mercimek satışı için 18.12.2015 tarihinde ihale açtığı, yapılan ihalenin 1.458.100 TL bedel üzerinden davalının üzerinde kaldığı, davalı belirlenen süre içerisinde taahüdünü yerine getirmediğinden davacı kurum tarafından ihale feshedilerek yeniden ihale yapıldığı, bu ihalenin de 1.210.300 TL bedelle dava dışı şirket uhdesinde kaldığı, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre davacı kurumun birinci ihale ile ikinci ihale arasındaki bedel farkından dolayı oluşan zararını talep edebilmesi için davalının teklifinden sonraki en iyi ikinci teklifi ile ikinci ihale arasındaki farkın esas alınması ve zararın buna göre tespit edilmesi gerektiği dikkate alınarak, birinci ihalede davalıdan sonra en iyi teklifin 1.423.100 TL olduğu, bu bedelden ikinci ihale sonucu 1.210.300 TL ile yapılan ihale bedeli çıkarıldığında 212.800,00 TL bedel farkı hesaplandığı, ayrıca davalı sözleşmeye aykırı davranmasaydı tekrardan 8.296,60 TL karar pulu, 18.12.2015 tarihinde yapılan taahhütname gereğince kesilen 13.822,80 TL damga vergisi ve 09.03.2016 tarihinde sözleşmenin feshi neticesinde kesilen 27.558,10 TL damga vergisini ödemeyeceğinden toplamda 49.677,50 TL'nin de menfi zarar kalemi içerisinde yer alacağı, davacının 212.800,00 TL ve 49.677,50 TL olmak üzere toplamda 262.477,50 TL menfi zararının olduğu, davalının davacı hesabına yatırdığı toplamda 327.500 TL'nin menfi zarardan mahsubunun gerektiği, davacının 14.03.2016 tarihli 1288 sayılı yazısı sonucu davalı ile olan ihale feshedilerek 145.810 TL kati teminatın cezai şart olarak kaydedildiği, ihale şartnamesinin 8'inci maddesine göre ihalenin onaylanmasından sonra ihale tutarının %10'u üzerinden kati teminat alınacağı, kati teminatın mal bedelinden sayılmayacağı, müşterinin taahhüdünü yerine getirmesi durumunda iade edileceği, buna uyulmadığı takdirde protesto çekmeye ve hüküm ihtihsaline gerek kalmaksızın müşterinin taahhüdünü feshederek geçici teminatın cezai şart olarak kaydedileceği hükmü dikkate alındığında, bu hükmün sözleşmeye uymamanın müeyyidesi olduğu dolayısıyla menfi zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, menfi zarardan ayrı olarak istenebileceği, yine ihale sözleşmesinin 3'üncü maddesi ve ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre tespit edilen süre içerisinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağını, bu gecikmenin on günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatım talebi olmaması halinde mevcut kati teminatın irad olarak kaydedileceği ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye takabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartı ile işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminat cezai şart olarak irat kaydedilir hükmünün yer aldığı, görüleceği üzere, ihale şartnamesinin 13/c ve satış sözleşmesinin 3/c maddesinde hem gecikme cezası hem de cezai şart ibaresinin ayrı ayrı yer aldığı, taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağı, bu gecikmenin 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı uzatım talebi olmaması halinde ise mevcut kat-i teminatın cezai şart olarak irad kaydedileceği açıkça belirtilmiş, dava konusu olayda yüklenicinin fatura bedellerini ödemede gecikme göstermesi nedeniyle, idare tarafından şartname ve sözleşme gereği uyguladığı ceza, cezai şart olmayıp TBK'nın 125'inci maddesinin 1'inci fıkrası kapsamında gecikme tazminatı kapsamında değerlendirildiği, davalı ...'nın 26.01.2016 tarihli yazısında 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak 102.771,54 TL davalıdan istediği, davacı idarenin 14.03.2016 tarihli 23494983/1288 sayılı yazısı tetkikinde 23.12.2015 tarihinde yapılan sözleşmenin feshedilerek, kati teminatın ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre ceza-i şart olarak irat kaydedildiğini belirttiği, davacı idarenin son ödeme tarihinin 29.12.2015 tarihi olan sözleşmenin, davacının 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği dikkate alındığında, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak kesmiş olduğı 102.771,54 TL gecikme cezasının, müspet zarar içerisinde yer aldığı dolayısıyla menfi zarar kalemi içerisinde yer almadığı, davalının yatırmış olduğu 327.500,00TL'den 145.810 TL olan kati teminat çıkarıldığında davalının 181.690 TL'sinin davacı uhdesinde kaldığı, davacının 262.488,50 TL olan menfi zararından 181.690,00 TL çıkarıldığında davacının 80.798,50 TL menfi zararının olduğu kanaatine varılarak davanın kısmen kabulü ile 80.798,50 TL'nin temerrüt tarihi olan 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davalı taraftan mal bedeline yönelik olmayan ve ihale şartnamesi uyarınca çeşitli maksatlarla 298.259,04 TL tahsil edildiğini, ancak davalının toplamda müvekkili idarenin hesabına 327.500,00 TL yatırmış olması nedeniyle bu miktardan 298.259,04 TL tenzil edildiğini ve davalının müvekkili idare uhdesinde davalıya geri ödenmesi gereken 29.240,96 TL kaldığını, ilk ihalenin tasfiyesinin bu şekilde gerçekleştiğini, davalının yüklendiği ilk ihale bedeli 1.458.100,00 TL olduğuna göre bu miktardan ikinci ihale bedeli düşüldüğünde iki ihale arasında 247.800,00 TL bedel farkı bulunduğunu, yerel mahkemenin, gerekçeli kararda belirtildiği üzere öncelikle mezkur şartname maddesinin dışına çıkarak ilk ihalede davalının teklifinden sonra gelen en iyi teklifi esas alarak iki ihale arasındaki bedel farkını hesapladığını, davalının da katıldığı ilk ihalede davalıdan sonra gelen en iyi teklif 1.423.100 TL olduğu için bu miktardan ikinci ihalenin verildiği fiyat olan 1.210.300 TL tenzil edilerek 212.800,00 TL fark hesaplaması yapıldığını, oysaki bu uygulamanın hiçbir dayanağının olmadığını, iki ihale arasındaki bedel farkını yanlış hesapladığını, daha sonra ise taleplerinin dışına çıkarak taraflar arasındaki bütün hukuki ilişkiyi değerlendirme cihetine gittiğini, bu bağlamda menfi zarar değerlendirmesi yaptığını, bu durumun taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davalının müvekkili idare uhdesinde kalan parasının 181.690 TL olmayıp 29.240,96 TL olduğunu, iki ihale arasındaki bedel farkının ise 247.800 TL olduğunu, 247.800,00 TL davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacağı olduğunun tartışmasız olduğunu, bir an için herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilk ihaledeki en iyi ikinci teklif esas alınsa bile bu fark 212.800 TL olduğuna göre bu miktardan 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin davalıdan alacaklı olduğu miktarın 183.559,04 TL olarak hesaplanması gerektiğini, aksi şekilde hukukta ve şartnamede yeri olmadığı halde müvekkili idarenin şartname hükümlerini tatbik etmek suretiyle davalıdan almış olduğu gecikme cezası bedeli olan 102.771,54 TL'nin hiçe sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle verilen kısmen kabul kararının kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; gecikme bedelinin fahiş miktarda olduğunu, idareye toplam 327.500,00 TL ödeme yaptıklarını ve başkaca borçlarının kalmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve hatalı hesaplamalar yapıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kural olarak müspet zarar ile menfi zararın aynı anda istenemeyeceği, hak sahibi tarafından seçimlik haklardan birinin kullanılması gerekirse de sözleşmede bunun aksinin kararlaştırılabileceği, eş söyleyişle, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmayıp dolgu hüküm niteliğinde olduğu, taraflarca aksi durumun her zaman kararlaştırılabileceği, gerçekten de somut olayda, sözleşmenin eki mahiyetindeki şartnamenin 13'üncü maddesinde; ihale bedelinin yatırılmaması halinde (a) bendi gereğince cezai şart olarak kat'i teminatın davacı idare üzerinde kalacağı kararlaştırıldığı gibi (b) bendinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde iki ihale arasındaki fark bedelinin istenebileceği, (c) bendinde ise süresinde ihale bedeli ödenmemesi halinde gecikilen her gün başına 0,0015 oranında gecikme cezası alınacağı süre uzatım talebi halinde 30 günden fazla olmamak üzere cezalı ek süre verilebileceği ya da uygun görülmeyerek var olan mevcut kat'i teminatın irad kaydedileceğinin düzenlendiği, şartname hükümleri kapsamında ihale farkı bedeli menfi zarar kalemleri kapsamında olup, kat'i teminatın cezai şart kalemi, gecikme cezasının ise müspet zarar kalemleri arasında olduğu, sözleşme serbestisi uyarınca taraflar arasında her iki zarar kalemin seçimlik olarak değil, aynı anda istenebileceğinin kararlaştırılabileceği, nitekim taraflar arasında da bu yönde TBK'nın 123'üncü maddesinin aksinin kararlaştırıldığı, davacının kendisine yapılan 327.500 TL ödemeden, fatura ettiği müspet zararını da mahsup edebileceği, her ne kadar gecikme cezası 102.771,54 TL müspet zarar kalemleri arasında ise de, davalının yaptığı ödemeden bu miktar tenzil edilerek menfi zarar kalemi olan ihale fark bedelini istemesinde herhangi bir engel bulunmadığı, eş söyleyişle, davacı davalının yaptığı ödemeden şartname gereğince isteyebileceği müspet zarar kalemlerini düşmek suretiyle, yani TBK'nın 139'uncu maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca gecikme cezası alacağı ile takas etmek suretiyle bakiye menfi zararını, yani ihale fark bedelini isteyebileceği, nitekim, davacı vekilince takas mahsup iradesi gösterilerek bakiye 29.240,96 TL'in mahsubu suretiyle bakiye zararların talep edildiğinin belirtildiği, buna göre davalının yaptığı 327.500 TL ödemeden, davacının takas mahsup konusu yaptığı 102.771,54 TL şartnamenin (c) bendi gereğince gecikme cezası, 145.810,00 TL şartnamenin (a) bendi gereğince cezai şart, ilk ihale masrafları olarak 8.296,60 TL karar pulu, 13.822,80 TL damga vergisi, 27.558,10 TL damga vergisi olmak üzere cem'an 298.259,04 TL bedelin mahsubu neticesinde davacı nezdinde (327.500,00 TL - 298.259,04 TL =) 29.240,96 TL kaldığının anlaşıldığı, yukarıdaki paragraftaki ilkeler ışığında tespit olunan ihale fark bedeli 212.800 TL'den davacı nezdinde kalan 29.240,96 TL bedel tenzil edildiğinde talebi mümkün ihale fark bedeli menfi zarar kaleminin 183.559,04 TL olacağı sonucuna varıldığı, ilk derece mahkemesince davacının takas mahsup hakkı olduğu gözetilmeksizin müspet zarar kalemlerinin ayrıştırılarak 102.771,54 TL gecikme cezasının değerlendirme dışı bırakılmak suretiyle hatalı bir şekilde davacı alacağının eksik tespit edilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin istinaf başvurusu bu yönüyle yerinde görülerek kabul edildiği, eldeki davada ise talep edilen miktar 158.559,04 TL olduğundan HMK'nın 26'ıncı maddesince taleple bağlılık gözetilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; Ceylanpınar Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 03.12.2019 tarihli 2016/320 Esas, 2019/257 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile; ihale farkı bakiye bedeli(taleple bağlı kalarak) 158.559,04 TL'nin temerrüt tarihi 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf mahkemesinin kaldırma kararının temelinde, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmadığı ve taraflarca serbestçe değerlendirilebileceği, bu kapsamında menfi ve müspet zararın aynı anda istenebileceği kanaatinde bulunulduğu, işbu tespitin hatalı olduğunu, temerrüt durumunda hem menfi hem müspet zararın aynı anda istenebilmesinin mümkün olmadığı, kanunun sağladığı serbestinin sadece seçimlik hakların seçilmesi bağlamında söz konusu olabileceği, aksi bir kanaatin kanunun emredici hükmüne aykırılık oluşturacağını, davacının iddiasının somut olay bakımından haklı olup olmadığının tespiti için dava konusu ihalenin şartları, tarafların hak ve yükümlülükleri, ihalenin sona ermesinin sebepleri, bu sona ermede kimlerin kusurlu oldukları vb. çok çeşitli etmenlerin incelenmesinin gerektiğini, davalının ödemiş olduğu tutardan iki ihale arasındaki fark mahsup edildiğinde müvekkil lehine 114.700 TL tutarın ortaya çıktığını, müvekkil lehine kati teminat gelir olarak kaydedildiği halde yapılan hesaplamada kati teminat tutarının müvekkil aleyhine eksi değer olarak hesaplandığı, bilirkişi ek raporunda ise kati teminatın gelir olarak kaydedilemeyeceğinin belirtildiğini, eksik ve hatalı hesaplanan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve istinaf mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini, yine bilirkişi kök raporunda müvekkil tarafından yapılan ödemelerden iki ihale arasındaki fark mahsup edildikten sonra müvekkil lehine olan tutardan damga vergisi tutarı olarak 13.822,80 TL ve damga vergisi olarak ise 27.558,10 TL şeklinde iki farklı tutarın mahsup edildiğini, bilirkişi ek raporunda damga vergisinin mükerrer şekilde yazıldığını ve tutarların değişkenliği hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve yanlış değerlendirme yapıldığını, yerel mahkeme ve istinaf merciinin eksik rapora göre hüküm kurduğunu, davalı tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında, menfi ve müsbet zararların birlikte istenemeyeceği düşünüldüğünde, davalının, davacı idareye herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, iki ihale arasındaki farktan doğan zararın istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179 ila 182 nci maddelerinde düzenlenen ceza koşulu, borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle ceza koşulu, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının miktarını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Ceza koşulunun kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir. (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, TEKİNAY/AKMAN/ BURCUOĞLU/ALTOP, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 341-343). 2. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125'inci maddesinin birinci fıkrası hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Ceza koşulunun esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, ceza koşulunun diğer bir amacı da, ifayı engelleyen ceza koşulunda (dönme/fesih cezasında), borçlunun ceza koşulu ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır . 3. 6098 sayılı Kanunun "Ceza koşulu" üst başlığı altında düzenlenen "Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi" başlıklı 179'uncu maddesinde; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.” hükmünü içermektedir. Maddenin birinci fıkrasında seçimlik ceza koşulu düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere ceza koşulu kararlaştırılmış ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep eder. Seçimlik ceza koşulunda, aksi sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini isteyemeyecektir. İkinci fıkrada düzenlenen ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen ceza koşulu ise maddenin üçüncü fıkrasında hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat etme hakkı saklı tutulmuştur. Ceza koşuluna ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlâl durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya ekli ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür. İstisnası cezanın indirilmesiyle ilgili TBK’nın 182 nci maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde: “Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” denilmek suretiyle, bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. 3.Değerlendirme 1.Taraflar arasında imzalanan 18.12.2015 tarihli Mahsul Temiz Mercimek Tekrar Satış İhale Sözleşmesinin "Taahhüdün Süresi" başlıklı 3'üncü maddesinin (c) bendinde ve İhale Şartnamesinin "Taahhüdün Yapılmaması veya Eksik Yapılması" başlıklı 13'üncü maddesinin (c) bendinde; "Kabul edilen zorlayıcı sebepler dışında taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015(onbindeonbeş) gecikme cezası alınır. Bu gecikme 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatımı talebi olmaması halinde mevcut kati teminat cezai şart olarak irad kaydedilir. Ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye tekabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartıyla işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminatı cezai şart olarak irat kaydedilir." denilmiştir. 2. Somut olayda davacı, eldeki davada hem ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki gecikme cezasını hem de sözleşmeyi feshederek cezai şart olarak nitelendirdikleri kati teminat tutarının tahsilini istemiştir. Sözleşmede görüldüğü üzere taahhüdün süresinde yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015 (onbindeonbeş) gecikme cezası alınacağı veya süre uzatımı talebi olmaması, müşterinin talebinin uygun görülmemesi hallerinde mevcut kati teminatın cezai şart olarak irat kaydedileceği belirtilmiştir. Davacı sözleşmeyi feshettiğine göre artık aynı sözleşmeye dayanarak davalıdan ifaya ekli cezai şart talebinde bulunması mümkün değildir. O halde mahkemece davacının cezai şart olarak kararlaştırılan gecikme cezası olan 102.771,54 TL'ye yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlenirme ile bu talebin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Pesin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/666 E., 2023/546 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
rin mahfına sebep olacak ise tenkisine karar verilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Kurum işleminin dört adet reçete bedeli olan 19.390,48 TL’nin yasal faizi ile iadesine ilişkin kısmının iptaline, 193.904,80 TL cezai şarttan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/3 üncü maddesi gereğince % 50 oranında indirim yapılmak suretiyle 96.702,40 TL olarak uygulanmasına, fazlaya ilişk
Hukuk Genel Kurulu         2022/666 E.  ,  2023/546 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/145 E., 2021/226 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne 1. Taraflar arasındaki muarazanın giderilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı istemi 4. Davacı vekili, müvekkilinin Yağmur Eczanesinin sahibi olduğunu, eczaneyi ailesinin desteğiyle ve kredi kullanarak açtığını, bu ekonomik sıkıntıları yaşadığı süreçte dava dışı Erman Eczanesi ve çalışanları ile tanıştığını, Erman Eczanesinin sözleşmesinin SGK tarafından feshi nedeniyle karşılanamayan dört adet reçetesinin müvekkili tarafından karşılandığını, müvekkilinin mesleki tecrübesinin bulunmadığı gibi sözleşmeye aykırı davranışının olmadığını, reçetede yazılı ilaçların ilgililere teslim edildiğini, Kurum zararının doğmadığını ileri sürerek davalı Kurumun 25.11.2014 tarihli yazısında belirtilen 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince belirlenen 193.904,80 TL cezai şart ve ödenen ilaç bedelinin faiziyle birlikte toplamı 22.019,80 TL’nin ödenmesine ilişkin Kurum işleminin iptaline, bu olmazsa tenziline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı cevabı 5. Davalı vekili, Kurum işleminin protokole uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı 6. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 07.03.2016 tarihli ve 2014/619 Esas, 2016/116 Karar sayılı kararı ile; davaya konu reçetelerin ilgilisi tarafından teslim alınarak kullanılmış olması nedeniyle davalı Kurum tarafından karşılanması gerektiği ayrıca belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacak ise tenkisine karar verilebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Kurum işleminin dört adet reçete bedeli olan 19.390,48 TL’nin yasal faizi ile iadesine ilişkin kısmının iptaline, 193.904,80 TL cezai şarttan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 182/3 üncü maddesi gereğince % 50 oranında indirim yapılmak suretiyle 96.702,40 TL olarak uygulanmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 30.05.2019 tarihli ve 2016/16899 Esas, 2019/6996 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Davacı, eldeki dava ile 2012 yılı protokolünün 5.3.3 maddesine göre 193.904,80 TL cezai şart uygulanmasına ve anılan protokolün 4.3.6. maddesi gereği yapılan 19.390,48 TL yersiz ödemenin tahsiline ilişkin kurum işleminin iptalini talep etmiştir. 2012 yılı protokolü 5.3.3 maddesinde “Sözleşmesi feshedilen eczacıya ait reçetelerin kurum ile sözleşmeli eczacı tarafından kuruma fatura edilmesi halinde, reçete bedelinin 10 katı tutarında cezai şart uygulanarak eczacı uyarılır." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Mahkemece, sözleşme ile belirlenen cezai şart tacirin mahfına sebep olacağı, davacının ekonomik durumu, yargılamaya konu eylem nedeni ile davacının sağladığı menfaat göz önünde bulundurulduğunda cezai şarttan indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle cezai şarttan %50 oranında indirim yapılarak, davacı hakkında cezai şartın 96.702,40 TL olarak uygulanmasına karar verilmiş ise de; taraflar için bağlayıcı olan protokol ile açıkça yukarıda izah edilen şekilde cezai şart düzenlenmiş olup, basiretli tacir olan davacının protokol hükümlerine uymak zorunda olduğu ve imzalanan protokolun kendisi açısından bağlayıcı olduğu gözetilmeden mahkemece 6098 sayılı Borçlar Kanunu 182/3. maddesi hükmüne atıf yapılmak suretiyle, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılması hatalıdır. O halde, mahkemece bu hususlar gözetilmeden cezai şartın fahiş olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Kabule göre de; davalı SGK Başkanlığı'nın 492 sayılı Harçlar Kanunu ve 5502 sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu'nun 36. maddesi hükmüne göre harçtan muaf olmasına göre yasal düzenlemeye aykırı olarak peşin harç ile karar ve ilam harcının davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesi doğru olmamıştır…” gerekçesiyle oy birliğiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı 9. Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.06.2021 tarihli ve 2021/145 Esas, 2021/226 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, davacının ekonomik faaliyetine devam edemediği, eczanenin kapandığı, cezanın davacının iktisaden mahvına yol açtığı, indirim yapılmasının hak ve nesafet ilkelerine uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi 10. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 2012 yılı protokolünün 5.3.3 üncü ve 4.3.6 ncı maddeleri gereğince davacı eczacı hakkında uygulanan cezai şart ve reçete bedelinin tahsiline ilişkin işlemin iptalinin istenildiği somut olayda, cezai şartın fahiş olduğu gerekçesiyle indirim yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A) Davacı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede 12. Hukuki yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. 13. Davacı vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiş ve bu suretle hakkında verilen karar kesinleşmiştir. Bu nedenle direnme kararının temyizinde hukuki yararı bulunmamaktadır. 14. O hâlde davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına dair yapılan değerlendirmede 15. Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce eczacıların hukuki statüsüne değinmek faydalı olacaktır. 16. Sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesinde ve tıbbi yardımın sağlanmasında eczacının önemli bir yeri vardır. Eczacılık 24.12.1953 tarihinde yürürlüğe giren 6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun’un 1 inci maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Eczacılık; eczane, ecza deposu, ecza dolabı, galenik, tıbbi ve ispençiyari mevat ve müstahzarat laboratuarı veya imalathanesi gibi müesseseler açmak ve işletmek veya tıbbi veya ispençiyari müstahzarat izhar veya imal etmek veyahut bu kabil resmi veya hususi müesseselerde mesul müdürlük yapmaktır”. Ancak burada bir tanım yapmak yerine, eczacıların çalışabilecekleri yerler sayılmıştır. Daha sonra 17.05.2012 tarihinde kabul edilen 6308 sayılı Kanun ile 6197 sayılı Kanun’un birinci maddesi değiştirilmiş ve bugünkü hâlini almıştır. Buna göre “Eczacılık, hastalıkların teşhis ve tedavisi ile hastalıklardan korunmada kullanılan tabii ve sentetik kaynaklı ilaç hammaddelerinden değişik farmasötik tipte ilaçların hazırlanması hastaya sunulması; ilacın analizlerinin yapılması, farmasötik etkisinin devamlılığı, emniyeti, etkinliği ve maliyeti bakımından gözetimi; ilaçla ilgili standardizasyon ve kalite güvenliğinin sağlanması ve ilaç kullanımına bağlı sorunlar hakkında hastaların bilgilendirilmesi ve çıkan sorunların bildiriminin yapılmasına ilişkin faaliyetleri yürüten sağlık hizmetidir”. 17. Eczacılar ve Eczaneler Kanunu, eczane açmak, devralmak veya satın almak hakkını ilke olarak eczacılara tanımıştır (6197 sayılı Kanun md. 5, 11). Anılan Kanun hükümleri toplum sağlığı ve kamu düzeni ile doğrudan ilgili hükümlerdir. Dolayısıyla kamu düzeniyle ilgili bu hükümlere uyulması gerekir. Söz konusu düzenlemedeki eczane işletmekten kasıt, eczanenin eczacı tarafından ve kural olarak kendi adına işletilmedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 12/1 inci maddesinde bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişinin tacir olacağı belirtilmektedir. Bu hükme göre eczaneler ticari işletme sayılırsa, eczacılar da tacir olarak nitelendirilebilir. Bu yüzden üzerinde durulması gereken konu, eczanenin bir ticari işletme sayılıp sayılmayacağıdır. 18. Türk Ticaret Kanunu’nda ticari işletmenin ne olduğu tanımlanmıştır. Buna göre, “Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir” (TTK md. 11/1). Kanunda yer alan tanımdan hareketle bir işletmenin ticari işletme olarak kabul edilebilmesi için gelir sağlamayı hedeflemesi gerekir. İkinci olarak, devamlı olarak iktisadi faaliyette bulunma amacı olmalıdır. Üçüncü olarak işletmenin hem iç ilişkide hem de dış ilişkide, başka bir ticari işletmeye bağlı olmaksızın faaliyetini yürütüyor olması gereklidir. Son olarak, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmalıdır. TTK'nın 15 inci maddesinde esnaf; “İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11 inci maddenin 2 inci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi” olarak tanımlanmıştır. Dolayısıyla TTK’da ticari işletme ve esnaf işletmesi arasındaki sınırın, Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılacak bir kararname ile gösterileceği belirtilmiştir (TTK md. 11/1). Bununla birlikte 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10 uncu maddesi hükmü gereğince, Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemeler uygulanmalıdır. 19. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında Kanun incelendiğinde eczaneler, gelir sağlamayı hedefleyen, devamlı olarak ticari faaliyette bulunma amacıyla açılan, diğer ticari işletmelerden bağımsız bir şekilde faaliyette bulunulan işletmelerdir. Yine eczaneler, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşmaktadırlar. Çünkü eczanelerde eczacıların ekonomik faaliyeti sermayeden fazla bedeni çalışmasına dayanmaz. Burada sermaye daha öndedir. Yine işlerin hacmi, başka bir ifade ile kazancı bakımında esnaf faaliyetini aşan bir ölçüye sahiptir. Dolayısıyla eczaneler ticari işletmelerdir. Eczanelerin ticari işletme olduğu hem doktrinde hem de uygulamada kabul edilmektedir. 20. Eczaneler ticari işletme olduğu için, eczaneyi işleten eczacılar da, yukarıda ifade edildiği üzere, TTK md. 12/1 hükmü gereğince “tacir” olmaktadır. Tacir sıfatı, kanun koyucunun bir ticari işletmenin işletilmesi olgusuna bağladığı bir sonuçtur. Buna göre eczacılar gerçek kişi tacirdir. 21. Bu noktada cezai şart kavramına da değinmek gerekir. 22. Cezai şart, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun (BK) [TBK'daki terimi ile ceza koşulu] aynı Kanun’un 158 i1â 161 inci maddeleri arasında düzenlenmiştir. 23. Cezai şart, mevcut borcun ifa edilmemesi veya eksik ifası hâlinde ödenmesi gereken malî değeri haiz ayrı bir edimdir. Cezai şartın unsurlarını bu tariften kolaylıkla çıkarmak mümkündür. Bu unsurlar; gerçekten bir asıl borcun bulunması, bunun yanında ayrı ve bağımsız bir edimin yer alması, bu ikisinin birbirine bağlı olması ve bu ayrı ve bağımsız edimin sağlıkta hüküm doğuran bir muamelede tespit olunmasından ibarettir (Kenan Tunçomağ: Türk Hukukunda Cezai Şart, ..., 1963, s.6 ). 24. Cezai şart asıl borcun fer’îsidir; ona bağlı fakat ondan ayrı bir edim niteliği taşır ve cezai şartın gerçekleşebilmesi için zararın gerçekleşmesi şart değildir. 25. Borçlar Kanunu'nun 158 inci maddesi birbirinden farklı üç nevi cezai şart düzenlemektedir. Bunlar, seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifayı engelleyen cezai şarttır. 26. Borçlar Kanunu’nun “Cezanın butlanı ve tenkisi” başlıklı 161 inci maddesinde ise; “Akitler, cezanın miktarını tayinde serbesttirler. Ceza, kanuna veya ahlâka (adaba) muğayir bir borcu teyit için şart edilmiş veya hilafına mukavele olmadığı hâlde borcun ifası borçlunun mesuliyetini icap etmeyen bir hal sebebiyle gayri mümkün olmuş ise, şart olunan cezanın tediyesi talep edilemez. Hâkim, fahiş gördüğü cezaları tenkis ile mükelleftir.” hükmüne yer verilmiştir. 27. Hâkim, cezanın aşırı olup olmadığını, hakkaniyet ölçülerini aşıp aşmadığını araştırırken, özellikle, borca aykırı davranış nedeniyle alacaklının uğradığı zararı, borçlunun kusur derecesini, alacaklının ortak kusurunu ve tarafların (özellikle borçlunun) ekonomik durumunu dikkate alır. Bu unsurlar dikkate alındığında, alacaklının uğradığı zarar ile kararlaştırılan ceza arasında hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmayan açık bir nispetsizlik varsa ceza indirilir. Cezai şartın aşırı olup olmadığı değerlendirilirken, cezai şartın amacının alacaklının durumunu iyileştirmek olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. 28. Cezai şartla ilgili BK’nın 161 inci maddesinin üçüncü fıkrası hükmü ile, hâkimi, fahiş gördüğü cezayı tenkis etmekle yükümlü tutmuştur. Hâlbuki, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan ve somut olay bakımından uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı TTK) 24 üncü maddesi hükmü, tacir sıfatını haiz olan tarafların (cezai şart) miktarını serbestçe tayin edebilecekleri ilkesini kabul ettikten sonra, bu tayin edilen cezanın indirilmesini yani tenkisini talep edemeyeceklerini benimsemiş bulunmaktadır. 29. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 24 üncü maddesi; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu, Borçlar Kanununun 104 üncü maddesinin 2 nci fıkrasiyle 161 inci maddesinin 3 üncü fıkrasında ve 409 uncu maddesinde yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasiyle bir ücret veya cezanın indirilmesini mahkemeden istiyemez.” hükmünü içermektedir. 30. Taraflarca sözleşme ile tespit edilmiş olan cezai şart miktarı, borçlu durumda olan tacirin, iktisaden mahvına neden olacak ve onun eskisi gibi ticari faaliyetini devam ettirmesine imkân tanımayacak derecede ağır ve yüksek ise, o zaman, böyle bir cezai şartın kısmen veya tamamen iptali cihetine gitmek mümkündür. Bir borçlunun, iktisadi ve ticari faaliyet ve mevcudiyetinin tehlikeye girmesini veya yıkılmasını mucip olacak bir nisbete ulaşan her cezai şart kanuna aykırı kabul edilmelidir. 31. Mahkemenin bu hususta karar verirken, kararlaştırılan cezai şartın tahsili cihetine gidilmesi hâlinde o şirketin eskisi gibi ticari hayatını devam ettirmesinin mümkün olup olmadığını gerekirse bilirkişiden de mütalâa alarak araştırması icap eder. Aynı incelemeyi gerçek kişi olan tacir için de yapması gerekir. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 18.06.2019 tarihli ve 2017/19-922 Esas, 2019/706 Karar; 14.09.2021 tarihli ve 2017/(19)11-943 Esas, 2021/984 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 32. Bu ilke ve açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı eczacılık bölümünden yeni mezun olarak "Yağmur Eczanesi" isimli iş yerini açmış ve davalı ile “2012 yılı SGK ile Eczacılar Arasında İmzalanacak Tip Sözleşme” yi imzalayarak davalı Kurum sigortalılarının ilaç teminine başlamıştır. Davalı Kurum 25.11.2014 tarihli işlemi ile SGK kapsamındaki kişilerin Türkiye Eczacılar Birliği (TEB) üyesi eczanelerden ilaç teminine ilişkin 2012 protokolünün 5.3.3 üncü maddesi gereğince sözleşmesi feshedilmiş başka bir eczaneden toplam 19.390,48 TL tutarında dört adet reçeteyi kuruma fatura ettiği için davacı hakkında bu miktarın on katı olan 193.904,80 TL cezai işlem uygulamış ayrıca fatura edilen ve hastalara teslimi yapılan ilaç bedellerinin faiziyle birlikte iadesini istemiştir. Davacı ise ceza miktarının yüksekliği nedeniyle iktisaden mahvına sebep olacağından bahisle davalı işleminin iptalini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davaya konu edilen cezai şartın tacirin ekonomik olarak mahvına sebep olacağı değerlendirilerek % 50 oranında tenkisine karar verilmiştir. 33. Antalya Eczacı Odasının yazısından, davalı Kurumun cezai işleminin davacının ekonomik mahvına neden olduğu, cezai işlemin uygulanmasını müteakip eczanenin ekonomik olarak faaliyetine devam edemeyip 31.03.2015 tarihinde kapandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu edilen ceza miktarının yüksekliği, davacının ekonomik olarak ticari hayatını devam ettirmesine mani olmuş, eczanenin mahvı somut olarak gerçekleşmiştir. Buna göre davacının faaliyeti davalının 25.11.2014 tarihli işleminden sonra yaklaşık dört ay kadar devam edebilmiştir. Bu durumda, cezai işlemin davacının ekonomik mahvına sebebiyet verdiğinin ve tenkis uygulamasının yerinde olduğunun kabulü gerekir. 34. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davaya konu cezai işlemin eczane ile TEB arasında imzalanan protokol kapsamında uygulanması nedeniyle tenkise tâbi olamayacağı, bozma kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 35. Hâl böyle olunca, cezai işlemin davacının ekonomik mahfına neden olduğunun kabulü ile tenkis uygulanmasına ilişkin direnme kararı yerindedir. 36. Ne var ki, davalının diğer temyiz itirazları incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir. IV. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1) Davacı vekilinin temyiz isteminin hukuki yarar yokluğundan REDDİNE (III-A), İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 2) Davalı vekilinin temyiz itirazları yönünden, direnme uygun olup diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE (III-B), Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince kararın taraflara tebliğine ilişkin işlemlerin yerine getirilmesine, karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Özel Daireye gönderilmesine, 6217 sayılı Kanun’un 30 uncu maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440 ıncı maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 31.05.2022 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/7407 E., 2022/9353 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
ekilde üçüncü bir şahsa sattığı, ...'ın sözleşmedeki imzayı kabul ettiği, 1.600.000 TL'lik sözleşme bedeli üzerinden hesaplanacak 48.000,00 TL komisyon ücreti ve sözleşmenin 9.maddesinde kararlaştırılan cezai şarttan fahiş olması nedeniyle TBK'nun 182/son maddesi uyarınca indirim de yapılmak suretiyle %2 oranında indirim yapılarak %1 oranına denk gelen 16.000,00 TL olmak üzere toplam 64.000,00 TL'
3. Hukuk Dairesi         2022/7407 E.  ,  2022/9353 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : KARŞIYAKA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde menfi tespit davasının yapılan yargılaması neticesinde; davanın kısmen kabul kısmen reddine dair verilen karara karşı davacılar ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine davacılar ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/12/2018 tarihli, 2017/264 Esas, 2018/526 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla; davanın kabulüne; davacı ... 'nın, Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğü'nün 2017/1320 sayılı takip dosyasında, takip konusu edilen 23/07/2016 tanzim tarihli sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespitine, şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminat taleplerinin reddine, istinaf konusu yapılmadığından hükümde yer aldığı gibi “davacı ...'nın, Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğü'nün 2017/1320 sayılı takip dosyasına konu alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespitine, AAÜT.13/1maddesine göre 11.812,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacı ...'ya ödenmesine,” şeklinde yazılmasına, yönelik olarak verilen kararın süresi içinde duruşmalı olarak davalı ve katılma yoluyla davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine; davalının duruşma talebi miktar yönünden reddedilerek davalının ve katılma yoluyla davacıların temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar vekili, davalı tarafından davacı ... ile 23/07/2016 tarihinde imzalandığı iddia olunan taşınmaz emlak komisyon sözleşmesine dayanarak davacının ...'ın kız kardeşi davacı ... ve anneleri dava dışı ... aleyhine komisyon ücreti, komisyon ücreti KDV bedeli ve cezai şart olmak üzere toplam 113.280,00 TL üzerinden Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1320 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını sözleşmeden dolayı davalıya borçlarının olmadığını, söz konusu sözleşmenin davacı ... tarafından boş olarak imzalandığını, sözleşmede sadece ...'ın imzasının bulunduğunu, sözleşmedeki bedellerin sonradan doldurulduğunu, sözleşmede taşınmazın bedeli 1.600.000 TL olarak belirlenmiş ise de satış bedelinin 175.000,00 TL olduğunu, böylelikle sözleşmenin boş olarak imzalandığı iddiasının doğru olduğunu, kabul anlamına gelmemek kaydıyla cezai şartta ve ücrette indirim yapılması gerektiğini, işyeri niteliğindeki taşınmazı kiracıları olan ...'a sattıklarını, satış bedeli kadar gelir elde ettiklerini, davalının haksız gelir talebinde bulunduğunu belirterek borçlu olmadıklarının tespitine, %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir. Davalı, davacı ...'ın davalı ... ve ... adına hareket ederek sözleşme imzaladığını, diğer iki tarafın da sözleşmenin imzalanmasına muvafakat gösterdiğini, sözleşmedeki tahrifat iddiasını kabul etmediğini, sözleşmenin okunarak imzalandığını, gayrimenkulün kira bedelinin yıllık 72.000,00 TL olduğunu, 72.000,00 TL kira geliri getiren bir taşınmazın 175.000,00 TL' ye satılamayacağını, vergi kaçırmak amacıyla 1.600.000 TL olan gerçek değerin saklandığını savunarak davanın reddini ve %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini dilemiştir. İlk Derece Mahkemesince, komisyon sözleşmesinin yazılı yapıldığı, aracılık hizmeti veren davalının sözleşme hükümlerini yerine getirdiği, davacı ...'ın buna rağmen taşınmazı habersiz bir şekilde üçüncü bir şahsa sattığı, ...'ın sözleşmedeki imzayı kabul ettiği, 1.600.000 TL'lik sözleşme bedeli üzerinden hesaplanacak 48.000,00 TL komisyon ücreti ve sözleşmenin 9.maddesinde kararlaştırılan cezai şarttan fahiş olması nedeniyle TBK'nun 182/son maddesi uyarınca indirim de yapılmak suretiyle %2 oranında indirim yapılarak %1 oranına denk gelen 16.000,00 TL olmak üzere toplam 64.000,00 TL'den sorumlu olduğu, davalı - alacaklının ... hakkındaki bu miktardaki takibinde haklı olduğu, 49.280,00 TL'lik takibinde haklı olmadığı ve bu konudaki emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2018/1819 Esas, aynı dairenin 2016/18406 Esas sayılı emsal kararlarının da bulunduğu gerekçesiyle davacı ... yönünden açılan menfi tespit davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine, alacak likit olmadığından davacının icra - inkar tazminat talebinin reddine; komisyon sözleşmesinde davacı ...'nın imzasının olmadığı, davacı ...'ın onlar adına hareket ettiğine dair bir vekaletname de olmadığı, sözleşmenin imzası olan tarafları bağladığı ilkesi gereğince ...'nın sözleşmeden dolayı sorumlu tutulamayacağı, davalının davacı ... hakkındaki yapmış olduğu takipte haklı olmadığı gerekçesiyle davacı ... yönünden açılan davanın kabulüne, davalı - alacaklının sözleşmede imzası bulunmayan bu davacı hakkında takipte bulunmasının haksız ve kötü niyetli olduğunun anlaşılması üzerine takip değeri olan 113.280,00 TL üzerinden hesaplanacak %20 kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacı ...'ya ödenmesine karar verilmiş, hüküm davacılar ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince; 23/07/2016 tarihli taşınmaz satışı için aracılık sözleşmesinin sadece ... tarafından imzalanması nedeni ile sözleşmenin geçerli olmadığı ve bu sözleşmeye dayalı olarak davacının komisyon ücreti talep hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davacılar ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Karşıyaka 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 21/12/2018 tarihli, 2017/264 Esas, 2018/526 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkındaki kararla; davanın kabulüne, davacı ... 'nın, Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1320 sayılı takip dosyasında, takip konusu edilen 23/07/2016 tanzim tarihli sözleşmeden dolayı borçlu olmadığının tespitine, şartlar oluşmadığından kötü niyet tazminat taleplerinin reddine, istinaf konusu yapılmadığından hükümde yer aldığı gibi “davacı ...'nın, Karşıyaka 2. İcra Müdürlüğünün 2017/1320 sayılı takip dosyasına konu alacaktan dolayı borçlu olmadığının tespitine, AAÜT.13/1maddesine göre 11.812,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacı ...'ya ödenmesine,” şeklinde yazılmasına, dair verilen karar davacılar ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir. 2-Dava, emlak komisyonculuğu sözleşmesinden kaynaklı alacak iddiasına dayalı itirazın iptaline ilişkindir. Tellallık (simsarlık) sözleşmesi mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 404-409 maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 520-525 maddeleri arasında düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 520/1. maddesinde simsarlık sözleşmesinin tanımı "...simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkanının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması halinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır. Bu hüküm, mehaza uygun olarak, "Simsarlık, simsarın bir ücret karşılığında, ya diğer tarafa bir sözleşmenin kurulması fırsatını göstermeyi ya da ona bir sözleşme görüşmesi için aracılık etmeyi borçlandığı bir sözleşmedir" şeklinde anlaşılmalıdır. Simsarlık sözleşmesinin unsurları şu şekildedir: a) Simsarlık ilişkisinin tarafları simsar ile iş sahibidir ve simsar, iş sahibi için, konusu özel olarak belirlenmiş bir vekalet edimi üstlenmiştir. O (simsar), iş sahibi için yerine getireceği faaliyetin karşılığında ücret alacaktır. b) Simsarlık faaliyetinin konusu, çeşitli işlere ilişkin sözleşmelerin kurulması hususunda aracılık etmektir. Bu aracılık faaliyeti, bir sözleşme kurma fırsatı vermek şeklinde olabileceği gibi bir sözleşme görüşmesi için aracılık etmek şeklinde de olabilir. Simsarın kural olarak iş sahibini temsil yetkisi yoktur; fakat sözleşme ile kendisine bu yetki verilebilir. c) Simsarlık ilişkisi, simsar ile iş sahibi arasında yapılan bir sözleşme ile kurulur. Simsar ile iş sahibi arasında sürekli bir hukuki bağlantı yoktur. Simsarlık sözleşmesinin geçerliliği bir şekle bağlı değildir; ne var ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 520/3. maddesi (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 404/3) taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi için bir geçerlilik şekli kabul etmiştir. Buna göre, "taşınmazlar konusundaki simsarlık sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz". Simsarlık faaliyeti sonucu kurulacak sözleşme herhangi bir nitelikte sözleşme olabilir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.03.2017 gün, 2017/13-644 E., 2017/460 K. sayılı kararında da aynı ilkelere işaret edilmiştir. Hemen belirtmek gerekir ki simsarlık sözleşmesini imzalayan kişinin malik olmak zorunluluğu yoktur. Sözleşmenin geçerlilik şartı yazılı olarak yapılmış olmasıdır. Yukarıda yer alan açıklamalar ışığında dava dosyasının incelenmesinde; davacı ... ile davalı arasında 23.07.2016 tarihli emlak komisyon sözleşmesinin imzalandığı, söz konusu sözleşmede yer alan imzaların inkar edilmediği, sözleşmede taşınmaz bedeli olarak 1.600.000-TL olarak gösterildiği, 23.07.2016 tarihli emlak komisyon sözleşmesinin 4. maddesinde “Komisyon ücreti: Bu sözleşmede belirlenen satış bedelinin %3+KDV’sidir. Bölge Ortaklığı ayrıca alıcıdan da komisyon alacaktır.”, 7. maddesinde “Süre ve Fesih: Sözleşmenin süresi imza tarihinden itibaren 6 aydır. Sözleşme, süre sonundan 15 gün önce yazılı olarak feshedilmemiş olması halinde 1(bir) ay süreyle ve aynı koşullarla yenilenmiş sayılır. Takip eden dönemler için de aynı fesih ve süre kuralı geçerlidir.” ve yine 9.2. maddesinde “Habersiz ve bilgisiz satış yapılması halinde, sözleşme süresi içinde satıcı veya başka aracı/emlakçı veya her ne şekilde olursa olsun taşınmazın satılması durumunda satıcı komisyon ücretini ve ayrıca satış bedelinin %3+KDV’si oranında cezai şart ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir.” şeklinde düzenlemenin yer aldığı, davacıların söz konusu taşınmazı sözleşme süresi içinde 06.09.2016 tarihinde dava dışı ...’a sattığı anlaşılmaktadır. O halde, bölge adliye mahkemesince davacı ... tarafından imzası inkar edilmeyen ve geçerli şekilde yazılı olarak düzenlenen emlak komisyon sözleşmesinin 9.2. maddesi gereğince komisyon ücreti ve cezai şart bedelinden sorumlu olacağı, ancak cezai şart bedeli belirlenirken TBK. 182. maddesinin de gözetilmesi gerektiği ve ilk derece mahkemesinin de esas yönünden kararı bu doğrultuda olduğu değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacıların tüm temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davalıya iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 12.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/12878 E., 2022/15923 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 25. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Diğer yandan 6098 sayılı Kanunun 182 nci maddesinin son fıkrasında fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
9. Hukuk Dairesi         2022/12878 E.  ,  2022/15923 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 25. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : İTİRAZIN İPTALİ İLK DERECE MAHKEMESİ : ... ... 8. ... Mahkemesi Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının 03.02.2009 tarihinde çalışmaya başladığını ve 31.12.2014 tarihinde müvekkili Şirketin Yönetim Kurulu üyesi olduğunu, davalının 23.05.2016 tarihinde kendi isteği ile müvekkili Şirketten istifa ettiğini, davalının vakıf olduğu ticari sır ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgileri ... sözleşmesi devam ederken rakip firma ve yetkisiz kişilerle paylaşarak gizlilik yükümlülüğüne aykırı davrandığını ve ... sözleşmesinde kararlaştırılan 25.000,00 USD cezai şartı ödemekle yükümlü hâle geldiğinden davacıya belirlenen cezai şartın ödenmesi talebiyle ... ... 24. İcra Müdürlüğünün 2016/18111 Esas sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalının bahse konu icra takibine haksız olarak itiraz etmesi neticesinde işbu davanın açıldığını ... sürerek borçlunun itirazının iptali ve haksız itirazı sonucu alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 23.05.2016 tarihinde işten çıkarıldığını, işten çıkarılırken kıdem tazminatının ödeneceği vaadiyle istifa dilekçesi alındığını, davacı işyeri bünyesinde çalıştığı süre boyunca, ... borcu, sadakat borcu, rekabet yasağı dâhil olmak üzere bütün yükümlülüklerini harfiyen yerine getirdiğini, davacının dava konusu eylemlere yönelik iddiasının dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini ve %20'den az olmamak nedeniyle kötüniyet tazminatı ile yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yüklenmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının dava konusu olaylara ilişkin ticari sır niteliğindeki bilgi veya belgeleri açıklamak suçundan yargılandığı, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı, verilen kararın 28.02.2018 tarihinde kesinleştiği, ceza davası dosyası içerisine alınan bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalının ... sözleşmesi devam ederken ticari sır niteliğindeki bilgilerin üçüncü kişilerle paylaşıldığı, ticari sır niteliğindeki bilgileri kurumsal e-posta adresi ile kendi e-posta adresine gönderdiği, Şirket müşterisi olan başka bir Şirkete ait fiyat teklifi ile ilgili e-postayı rakip firma ile paylaştığı, davacı Şirket ile davalı arasındaki 02.08.2013 tarihli bireysel ... sözleşmesinin gizlilik şartı/yasağı başlığının (b) bendinde gizlilik şartının ihlali hâlinde 25.000,00 USD cezai şartın ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının davacı Şirkete ait ticari bilgileri üçüncü kişilerle paylaştığı böylece ... sözleşmesine aykırı olarak ... sözleşmesi devam ederken gizlilik şartını ihlal ettiği, buna göre ... sözleşmesinde belirtilen 25.000,00 USD tutarında cezai şartı ödemesi ödemesi gerektiği; ancak icra inkar tazminatı koşulları bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili; borçlu davalının itirazında haksız ve kötüniyetli olduğunu, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın tam kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; ceza yargılaması hükmüne esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu, tespitlerin yanlış olduğunu, bilirkişi raporuna karşı beyanları sorulup son sözleri sorulmadan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, dava konusu e-postayı üçüncü kişilere ileten kişinin davalı değil dava dışı E.E. olduğunu, ayrıca davacı firmanın davalının e-posta adresine gelen postaya ulaşmasının suç teşkil ettiğini ve delil olarak kullanılamayacağını, İlk Derece Mahkemesince bilirkişi raporunda yazmayan hususlara dayanarak karar verdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ... sözleşmesinde davalı işçi aleyhine cezai şartın ... taraflı yer aldığı, karşılıklılık olmadığı, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420 nci maddesi gereği hizmet sözleşmesinde işçi aleyhine konulan ... taraflı cezai şart koşulunun geçersiz olduğu, davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Bölge Adliye Mahkemesi karar gerekçesinde yer alan cezai şartın ... taraflı düzenlendiği tespitinin yanlış olduğunu, cezai şartın ... sözleşmesinde karşılıklı olarak düzenlendiğini, davalının ticari sır niteliğindeki bilgi veya belgeleri açıklamak suçundan yargılandığını, hükmün açıklanmasının geri bırakıldığını, verilen kararın 28.02.2018 tarihinde kesinleştiğini, davalının sadakat yükümlülüğü ve ... sözleşmesindeki gizlilik yasağına uymayarak ticari sır niteliğindeki bilgileri başkalarıyla paylaştığını, bu durumun ceza mahkemesi kararıyla da ... olduğunu, Bölge Adliye Mahkemesinin sınırlı inceleme yetkisini aşarak cezai şartın hükümsüzlüğünü incelediğini, haksız ve kötü niyetli takibe itiraz eden davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmemesinin de hukuka aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bireysel ... sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın geçerliliği ile talep koşullarının oluşup oluşmadığına ve icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanun’un 180 inci maddesinin birinci fıkrası, 182 nci maddesinin son fıkrası, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi, 4857 sayılı ... Kanunu'nun ilgili hükümleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta davacı işveren, davalının ... sözleşmesinin devamı sırasında sır saklama yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle taraflarca imzalanmış sözleşme uyarınca cezai şart talebinde bulunmuştur. Dosyada bulunan bireysel ... sözleşmesinin "Gizlilik yasağı" başlıklı (b) bendinde, işçinin gizli bilgileri üçüncü kişilere ifşası hükmü; (d) bendinde ise işverenin işçiye ait kişisel bilgileri saklama hükmü yer almaktadır. Her iki tarafın da gizlilik yükümlülüklerini ihlal etmeleri hâlinde 25.000,00 USD cezai şart ödeneceği kararlaştırılmıştır. 3. Dosya kapsamında bulunan ... ... 23. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/488 Esas, 2018/31 Karar sayılı kararı ile davalının ... sözleşmesinin devamı sırasında Şirketin ticari ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgileri, Şirket e-posta hesabından kendi şahsi e-posta hesaplarına gönderip bu bilgileri ifşa ederek rakip firma ile paylaştığı ve bu şekilde ticari sır ve müşteri sırrı niteliğindeki bilgilerin açıklanması suçunu işlediği gerekçesiyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş olup karar 28.02.2018 tarihinde kesinleşmiştir. 4. Davalı hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, mahkumiyet hükmü oluşturmasa da tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davalı işçinin, ... sözleşmesinin devamı sırasında sır saklama yükümlülüğüne aykırı davrandığı hususu sabittir. Hâl böyle olunca taraflar arasındaki sözleşmede öngörülen ve somut olayın özelliğine göre koşulları oluşan cezai şart talebinin kabulü gerekirken dosya içeriğine uygun olmayan gerekçe ile talebin reddine karar verilmiş olması hatalıdır. 5. Diğer yandan 6098 sayılı Kanunun 182 nci maddesinin son fıkrasında fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Şu hâlde 6098 sayılı Kanun'un 182 nci maddesinin son fıkrası gereği cezai şarttan indirim yapılarak sonuca gidilmesi gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alının temyiz harcının isteği hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ceza koşuluna ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde, aşağıda yer alan tespitlerden hangisi hukuken hatalıdır?

A) Asıl borcun, örneğin ehliyetsizlik gibi bir nedenle hükümsüz olması durumunda, bu borca bağlı olan ceza koşulu da kendiliğinden geçersiz hale gelir.
B) Sözleşmeye aykırılık durumunda, alacaklı fiilen bir zarara uğramamış olsa dahi, taraflarca kararlaştırılan ceza miktarının ödenmesini talep edebilir.
C) Ceza koşuluna ilişkin anlaşmanın herhangi bir nedenle geçersiz olması, asıl sözleşmenin geçerliliğini tek başına ortadan kaldırmaz.
D) Alacaklının zararı, belirlenen ceza tutarını aştığında, borçlu bu aşan kısmı ödemekten kurtulmak için kusurlu olmadığını ispatlamak zorundadır.
E) Hâkim, taraflarca belirlenen ceza miktarını fahiş bulması halinde, bu miktarı re'sen (kendiliğinden) makul bir seviyeye indirebilir.

Bu maddeyle ilgili 4 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol