6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 181

Türk Borçlar Kanunu 181. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 181- Ceza koşuluna ilişkin hükümler, dönme durumunda ifa edilmiş olan kısmın alacaklıya kalacağını öngören sözleşmelere de uygulanır. Taksitle satışa ilişkin hükümler saklıdır. II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2022/13287 E., 2023/1926 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi
4857 sayılı Kanun'un 17 ve 32 nci maddeleri ile 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 179 ila 182 nci maddeleri ve 420 nci maddesi.
9. Hukuk Dairesi         2022/13287 E.  ,  2023/1926 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/678 E., 2022/971 K. DAVA TARİHİ : 27.11.2015 KARAR : Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 10. ... Mahkemesi SAYISI : 2015/636 E., 2018/150 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının 01.....2015-04.11.2015 tarihleri arasında davalıya ait ... yerinde satış müdürü olarak çalıştığını, ... sözleşmesinin 02.11.2015 tarihli ihtarname ile feshedildiğini, davalı tarafça ... sözleşmesinin 16.10.2015 tarihli fesih bildirimi ile sona erdirildiği belirtilmiş ise de davacı asıla herhangi bir fesih bildirimi sunulmadığını, kaldı ki davacı asılın iddia edilen tarihte izinli olduğunu, davacıya ihbar süresi kullandırılmadığını, taraflar arasındaki sözleşme ile aylık net ücretin 5.200,00 TL olarak belirlendiğini ve bir yıl içinde 15 aylık net ücret ödeneceğinin hüküm altına alındığını ancak davacıya ücretlerinin eksik ödendiğini, ayrıca taraflar arasındaki ... sözleşmesine göre haklı neden olmaksızın ... sözleşmesini fesheden davalının davacıya 12 aylık brüt ücreti tutarında cezai şart ödemesi gerektiğini ileri sürerek ihbar tazminatı, ödenmeyen ücret alacağı ve cezai şart alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının 03.....2015-02.11.2015 tarihleri arasında aylık 5.200,00 TL ücret karşılığı davalı işyerinde çalıştığını, ... sözleşmesinin 4857 sayılı ... Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 17 ve l8 inci maddeleri gereğince feshedildiğini, davacının 16.10.2015 tarihli ihbar öneli içeren yazılı fesih bildirimini tebellüğ etmekten imtina ettiğini, 2 haftalık ihbar önelini kullanmış olduğunu, ücret alacağı bulunmadığı gibi davalı Şirketin davacıya herhangi bir sebeple cezai şart ödeme yükümlülüğü de bulunmadığını, taraflar arasında ... sözleşmesi imzalanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 01.....2015-02.11.2015 tarihleri arasında davalı Şirkete ait işyerinde satış müdürü olarak çalıştığı, taraflar arasında düzenlenen ... sözleşmesinin 6 ncı maddesinde, davacıya bir yıl içerisinde 15 aylık net ücret ödeneceğinin hüküm altına alındığı; yine bu sözleşmenin 7 nci maddesinde, taraflardan birinin işbu sözleşmeyi imzaladıktan sonra 5 yıl içerisinde feshetmesi hâlinde 12 aylık brüt ücret tutarında cezai şart ödemesi gerektiğinin kararlaştırıldığı, ... sözleşmesinin davalı tarafından işyerindeki ... akışına uyum gösteremediği ve performansının yetersiz olduğu gerekçesiyle feshedildiği, davacıya 16.10.2011 tarihli fesih bildirimi tebliğ edilerek ... sözleşmesinin 02.11.2015 tarihinde feshedildiği, dolayısıyla davacıya ihbar öneli verildiğinden ihbar tazminatına hak kazanamayacağı, dosya kapsamına göre ücret alacağı ile cezai şart alacaklarının sübut bulduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili; müvekkili davacının fesih bildirimini imzalamaktan imtina ettiğine dair belgenin gerçek dışı olduğunu, aynı tarihli Gaziosmanpaşa Hastane kayıtlarından anlaşılacağı üzere davacının tebellüğden imtina ettiği belirtilen tarihte davacının mazeretli ve izinli olduğundan davalı işyerinde bulunmadığını, konuya ilişkin tanıklık yapan tutanak mümzi tanığın davalı Şirket yetkilisinin kardeşi olduğunu ve taraflı beyanda bulunduğu, davalı tarafça dosyaya ibraz olunan kayıtların kabul edilemeyeceğini ve davacıya usulüne uygun ihbar süresi tanınmadığından ihbar tazminatı taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının bu yönüyle ortadan kaldırılması ve ihbar tazminatı taleplerinin de kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. 2. Davalı vekili; davacı tarafa taleplerinin dayanağı olan belirsiz süreli ... sözleşmesinin aslının sunulması için süre verilmesi konusundaki taleplerinin cevapsız bırakıldığını, sadece fotokopisi sunulan bu sahte sözleşmenin hükme esas alındığını, kaldı ki davacının fotokopi belgenin aslının kendilerinde olmadığını İlk Derece Mahkemesi huzurunda ifade ettiğini, müvekkili Şirket yetkilisince imzalanmayan, asıl nüshası da sunulamayan ve dolayısıyla bağlayıcılığı olmayan bu belgenin hukuken delil kabul edilemeyeceğini, belgeyi imzaladığı belirtilen C.A.'nın müvekkili Şirketi temsil ve ilzama yetkili olmadığını, müvekkili Şirketin çalışanlarla yaptığı sözleşmelerin maktu olduğunu ve bu sözleşmelerin cezai şarta ilişkin hüküm içermediğini, davanın tüm talepler yönünden reddine karar verilmesi gerektiği belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Hastane poliklinik muayene saati sonrası düzenlendiği anlaşılan fesih bildiriminin davacı tarafından imzalanmaktan imtina edildiğinin tutanak mümzilerince doğrulandığı, davacının fesih bildirimi ile verilen 2 haftalık süreyi de kullanmış olduğu dikkate alındığında, İlk Derece Mahkemesince ihbar tazminatı talebinin reddine dair verilen kararda bir isabetsizlik olmadığı, fotokopi olarak dosyaya sunulan ... sözleşmesinin ücret ve cezai şart hususlarının yer aldığı sayfalarında davalının yetkili veya sair çalışanlarına atfedilebilecek herhangi bir imzanın dahi bulunmadığı, yine e-posta ile tanziminin gerçekleştirildiği iddia edilmiş ise de davacıyla davalının yetkilileri veya başka çalışanlar arasında gerçekleşen e-posta yazışmalarının da olmadığı, dosyada mevcut e-posta yazışması çıktılarının dava dışı bir firmaya ait olduğunun davacının da kabulünde olduğu, yine dava dilekçesi ekinde sunulan fotokopi evrakın en son sayfasında davalı hanesinde kaşe ve üzerinde imza yer almakta iken cevaba cevap dilekçesi ekinde yine davacı tarafça sunulan fotokopi sözleşmenin son sayfasında davalı hanesinin tamamen boş yani kaşesiz ve imzasız olduğu, davacı vekilince yargılama aşamasında 30.03.2017 tarihli beşinci celse duruşmasında dosyaya sundukları ... sözleşmesi aslının davalı işverende olduğu ve kendilerine fotokopisinin verildiğinin beyan edildiği, böylece fotokopi ... sözleşmesinin aslının davacıda olmadığı sabit olduğu gibi bu sözleşmesinin davalıda olduğunun da dosya kapsamıyla ispat edilemediği, böylece davalı tarafça da kabul edilmeyip inkâr olunan fotokopi belgeye dayanılarak dava konusu alacaklara karar verilemeyeceği, fotokopiye hukuken değer atfedilemeyeceği, bu geçersiz belgede düzenlenen hükümlerden hareketle ücret farkı ile cezai şart alacaklarına karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki sebeplerin yanı sıra ... sözleşmesinin geçersiz olduğu yönündeki tespit ve değerlendirmenin hukuken kabulünün mümkün olmadığını, işveren ile işçi arasında imzalanan sözleşmelerin her sayfasının işveren tarafından imzalanmış olmasının ve her sayfası imzalanmış bir örneğinin işveren tarafından işçiye teslim edilmesinin beklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Micheal Page firmasının dava dışı olduğundan bahisle müvekkili ile davalı işyeri arasında ... sözleşmesinin e-posta ile tanziminin gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği kabul edilmiş ise de Micheal Page firmasının 1976 yılında İngiltere'de kurulmuş olan ve oldukça uzun yıllardır ... arayan profesyoneller ile işverenleri bir araya getiren ve taraflar arasında sözleşme kurulmasına aracılık eden bir firma olduğunu, bu alanda çalışmakta olan Micheal Page firmasının taraflar arasındaki sözleşmenin koşullarının belirlenmesi ve sözleşmenin imzalanması aşamasındaki rolü göz ardı edilerek dava dışı olarak değerlendirilmesinin hatalı olduğunu, Micheal Page firması ile davalı işveren arasında imzalanmış olan sözleşme gereği Micheal Page firmasının davalı işveren nezdinde istihdam edilecek personele davalı işveren adına teklif götürmeye ve sözleşme koşullarını belirlemeye yetkili olduğunu, Micheal Page firmasınca davalı işveren nezdinde müvekkilinin istihdam edilmesine aracılık etmiş olması sebebiyle davalı işverene fatura düzenlendiğini, ilgili vergi dairesinden söz konusu fatura celbedilebilecek iken eksik inceleme ile karar verildiğini, Almanya doğumlu olan müvekkilinin ana dili olarak aynı zamanda Almanca da konuştuğunu, sektörde uzun yıllar çalışmış oldukça kalifiye bir eleman olduğunu ve firmaların özellikle istihdam etmek istedikleri bir çalışan olduğunu, bu sebeple de davalının müvekkilini istihdam edebilmek adına Micheal Page firması aracılığıyla müvekkile sözleşme şartlarını bir teklif olarak sunduğunu ve müvekkili tarafından söz konusu sözleşme şartlarının yazılı bir şekilde kabul edildiğini, davalı işyerinin insan kaynakları tarafından sözleşme imzalanmış olup geçersiz olduğu yönündeki tespitin kabul edilemeyeceğini, dosyada mübrez müvekkilin giriş çıkış kartı ile cep telefonunun teslim alındığına dair tutanakta yine insan kaynakları müdürünün imzası olduğunu, İlk Derece Mahkemesince de bu husus özellikle göz önüne bulundurulmuş ve haklı olarak davaya konu ... sözleşmesi geçerli kabul edilmiş iken Bölge Adliye Mahkemesince tam aksi bir değerlendirme yapılmasının hukuka ve içtihatlarına aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacıya usulüne uygun ihbar öneli tanınıp tanınmadığı, taraflar arasında ücret ve cezai şarta ilişkin hükümler içeren ... ... sözleşmesi düzenlenip düzenlenmediği, davacının sunduğu fotokopi belgeye değer verilip verilemeyeceği ve buna göre davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı noktalarındadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 4721 sayılı ... Medeni Kanunu'nun 6 ncı maddesi. 3. 4857 sayılı Kanun'un 17 ve 32 nci maddeleri ile 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 179 ila 182 nci maddeleri ve 420 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 13.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2022/8308 E., 2023/1314 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179 ila 182 nci maddelerinde düzenlenen ceza koşulu, borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir.
3. Hukuk Dairesi         2022/8308 E.  ,  2023/1314 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/514 E., 2022/1510 K. DAVA TARİHİ : 19.07.2016 KARAR : Davanın kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceylanpınar Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi SAYISI : 2016/320 E., 2019/257 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; 18.12.2015 tarihinde açık artırma usulü ile satış ihalesi yapıldığını, ihale şartnamesine göre ürünlerin 5 parti halinde satışa çıkartıldığını, davalının bunlardan 2 partiyi en yüksek teklif vererek aldığını, ihalenin akabinde ihaleyi kazanan davalı ile davacı arasında 23.12.2015 tarihinde toplam 350 ton mercimeğin satışına dair 1.458.100 TL tutarlı sözleşme imzalandığını, ihalede satılan mercimeklere ait son ödeme gününün 29.12.2015 tarihi olmasına rağmen davalı son ödeme tarihinde mercimek bedelini yatırmadığından sözleşmenin feshedildiğini, tekrardan ihaleye gidilerek ilk ihalenin feshi tarihinden yaklaşık 1 ay sonra 22.04.2016 tarihinde Şanlıurfa Ticaret Borsasında pazarlık usulü ile ilk ihaleden kalan toplam 350 ton mahsul temiz mercimeğin işletmelerinin ihale komisyonun kararı ile dava dışı Yamanoğlu Gıda Tar. San. Tic. Ltd. şirketine ihale edildiğini, bu ikinci ihalenin usulüne uygun olarak karşılıklı taahhütlerin yerine getirilmesiyle kesinleşip sona erdiğini, iki ihale arasındaki fiyat farkının 247.800 TL olduğunu, davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacaklı olduğunu, ihaleler arasında oluşan fiyat farkından ihale şartnamesi hükümlerine göre davalının sorumlu olduğunu belirterek, şimdilik 158.559,04 TL'nin 20.05.2016 tarihinden işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı, 350 ton ürün satın aldığını, ihaleye girmeden önce şartnamede belirlenen bedelin %10 oranı tutarında kati teminat yatırdığını, ekonomik anlamda dara düştüğünü, almış olduğu ürünlerin fiyatlarında yüksek miktarda düşüşler yaşanması üzerine iflasın eşiğine geldiğini, olumsuz koşullar nedeni ile sözleşmeden vazgeçtiğini, ihaleden çok önce Siverek 1. Noterliğinden vermiş olduğu vekaletname ile yetkilendirilen ....'in kendisinden habersiz ihaleye girdiğini, talebin dayanağı olarak gösterilen İhale Şartnamesinin 13/a-b maddelerinin hiç bir hukuki dayanağının bulunmadığını, ayrıca gecikme bedelinin fahiş olduğunu, iyi niyeti ile 18.12.2015 tarihinde Akbank Şanlıurfa Şubesinden Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü hesabına ödeme yaptığını, yine 29.12.2015 tarihinde Akbank Siverek Şubesinden Tarım İşletmeleri hesabına 275.000 TL ödeme yaptığını, davacıya borcu kalmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının 2015 yılı mahsulü olan 350 ton temiz mercimek satışı için 18.12.2015 tarihinde ihale açtığı, yapılan ihalenin 1.458.100 TL bedel üzerinden davalının üzerinde kaldığı, davalı belirlenen süre içerisinde taahüdünü yerine getirmediğinden davacı kurum tarafından ihale feshedilerek yeniden ihale yapıldığı, bu ihalenin de 1.210.300 TL bedelle dava dışı şirket uhdesinde kaldığı, Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarına göre davacı kurumun birinci ihale ile ikinci ihale arasındaki bedel farkından dolayı oluşan zararını talep edebilmesi için davalının teklifinden sonraki en iyi ikinci teklifi ile ikinci ihale arasındaki farkın esas alınması ve zararın buna göre tespit edilmesi gerektiği dikkate alınarak, birinci ihalede davalıdan sonra en iyi teklifin 1.423.100 TL olduğu, bu bedelden ikinci ihale sonucu 1.210.300 TL ile yapılan ihale bedeli çıkarıldığında 212.800,00 TL bedel farkı hesaplandığı, ayrıca davalı sözleşmeye aykırı davranmasaydı tekrardan 8.296,60 TL karar pulu, 18.12.2015 tarihinde yapılan taahhütname gereğince kesilen 13.822,80 TL damga vergisi ve 09.03.2016 tarihinde sözleşmenin feshi neticesinde kesilen 27.558,10 TL damga vergisini ödemeyeceğinden toplamda 49.677,50 TL'nin de menfi zarar kalemi içerisinde yer alacağı, davacının 212.800,00 TL ve 49.677,50 TL olmak üzere toplamda 262.477,50 TL menfi zararının olduğu, davalının davacı hesabına yatırdığı toplamda 327.500 TL'nin menfi zarardan mahsubunun gerektiği, davacının 14.03.2016 tarihli 1288 sayılı yazısı sonucu davalı ile olan ihale feshedilerek 145.810 TL kati teminatın cezai şart olarak kaydedildiği, ihale şartnamesinin 8'inci maddesine göre ihalenin onaylanmasından sonra ihale tutarının %10'u üzerinden kati teminat alınacağı, kati teminatın mal bedelinden sayılmayacağı, müşterinin taahhüdünü yerine getirmesi durumunda iade edileceği, buna uyulmadığı takdirde protesto çekmeye ve hüküm ihtihsaline gerek kalmaksızın müşterinin taahhüdünü feshederek geçici teminatın cezai şart olarak kaydedileceği hükmü dikkate alındığında, bu hükmün sözleşmeye uymamanın müeyyidesi olduğu dolayısıyla menfi zarar içerisinde değerlendirilemeyeceği, menfi zarardan ayrı olarak istenebileceği, yine ihale sözleşmesinin 3'üncü maddesi ve ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre tespit edilen süre içerisinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağını, bu gecikmenin on günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatım talebi olmaması halinde mevcut kati teminatın irad olarak kaydedileceği ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye takabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartı ile işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminat cezai şart olarak irat kaydedilir hükmünün yer aldığı, görüleceği üzere, ihale şartnamesinin 13/c ve satış sözleşmesinin 3/c maddesinde hem gecikme cezası hem de cezai şart ibaresinin ayrı ayrı yer aldığı, taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015'i kadar gecikme cezası alınacağı, bu gecikmenin 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı uzatım talebi olmaması halinde ise mevcut kat-i teminatın cezai şart olarak irad kaydedileceği açıkça belirtilmiş, dava konusu olayda yüklenicinin fatura bedellerini ödemede gecikme göstermesi nedeniyle, idare tarafından şartname ve sözleşme gereği uyguladığı ceza, cezai şart olmayıp TBK'nın 125'inci maddesinin 1'inci fıkrası kapsamında gecikme tazminatı kapsamında değerlendirildiği, davalı ...'nın 26.01.2016 tarihli yazısında 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak 102.771,54 TL davalıdan istediği, davacı idarenin 14.03.2016 tarihli 23494983/1288 sayılı yazısı tetkikinde 23.12.2015 tarihinde yapılan sözleşmenin feshedilerek, kati teminatın ihale şartnamesinin 13'üncü maddesinin (c) bendine göre ceza-i şart olarak irat kaydedildiğini belirttiği, davacı idarenin son ödeme tarihinin 29.12.2015 tarihi olan sözleşmenin, davacının 28.02.2016 tarihine kadar ödemenin uzatılmasını talep ettiği dikkate alındığında, davacı idarenin 18.03.2016 tarihli faturasında 18.12.2015 tarihli mahsul temiz mercimek satış ihalesi 60 günlük ödeme gecikme bedeli olarak kesmiş olduğı 102.771,54 TL gecikme cezasının, müspet zarar içerisinde yer aldığı dolayısıyla menfi zarar kalemi içerisinde yer almadığı, davalının yatırmış olduğu 327.500,00TL'den 145.810 TL olan kati teminat çıkarıldığında davalının 181.690 TL'sinin davacı uhdesinde kaldığı, davacının 262.488,50 TL olan menfi zararından 181.690,00 TL çıkarıldığında davacının 80.798,50 TL menfi zararının olduğu kanaatine varılarak davanın kısmen kabulü ile 80.798,50 TL'nin temerrüt tarihi olan 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davalı taraftan mal bedeline yönelik olmayan ve ihale şartnamesi uyarınca çeşitli maksatlarla 298.259,04 TL tahsil edildiğini, ancak davalının toplamda müvekkili idarenin hesabına 327.500,00 TL yatırmış olması nedeniyle bu miktardan 298.259,04 TL tenzil edildiğini ve davalının müvekkili idare uhdesinde davalıya geri ödenmesi gereken 29.240,96 TL kaldığını, ilk ihalenin tasfiyesinin bu şekilde gerçekleştiğini, davalının yüklendiği ilk ihale bedeli 1.458.100,00 TL olduğuna göre bu miktardan ikinci ihale bedeli düşüldüğünde iki ihale arasında 247.800,00 TL bedel farkı bulunduğunu, yerel mahkemenin, gerekçeli kararda belirtildiği üzere öncelikle mezkur şartname maddesinin dışına çıkarak ilk ihalede davalının teklifinden sonra gelen en iyi teklifi esas alarak iki ihale arasındaki bedel farkını hesapladığını, davalının da katıldığı ilk ihalede davalıdan sonra gelen en iyi teklif 1.423.100 TL olduğu için bu miktardan ikinci ihalenin verildiği fiyat olan 1.210.300 TL tenzil edilerek 212.800,00 TL fark hesaplaması yapıldığını, oysaki bu uygulamanın hiçbir dayanağının olmadığını, iki ihale arasındaki bedel farkını yanlış hesapladığını, daha sonra ise taleplerinin dışına çıkarak taraflar arasındaki bütün hukuki ilişkiyi değerlendirme cihetine gittiğini, bu bağlamda menfi zarar değerlendirmesi yaptığını, bu durumun taleple bağlılık ilkesine aykırı olduğunu, davalının müvekkili idare uhdesinde kalan parasının 181.690 TL olmayıp 29.240,96 TL olduğunu, iki ihale arasındaki bedel farkının ise 247.800 TL olduğunu, 247.800,00 TL davalının alacaklı olduğu 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin iki ihale arasındaki bedel farkı olarak davalıdan 218.559,04 TL alacağı olduğunun tartışmasız olduğunu, bir an için herhangi bir kabul anlamına gelmemek kaydıyla ilk ihaledeki en iyi ikinci teklif esas alınsa bile bu fark 212.800 TL olduğuna göre bu miktardan 29.240,96 TL tenzil edildiğinde müvekkili idarenin davalıdan alacaklı olduğu miktarın 183.559,04 TL olarak hesaplanması gerektiğini, aksi şekilde hukukta ve şartnamede yeri olmadığı halde müvekkili idarenin şartname hükümlerini tatbik etmek suretiyle davalıdan almış olduğu gecikme cezası bedeli olan 102.771,54 TL'nin hiçe sayılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, bu nedenle verilen kısmen kabul kararının kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur. Davalı vekili; gecikme bedelinin fahiş miktarda olduğunu, idareye toplam 327.500,00 TL ödeme yaptıklarını ve başkaca borçlarının kalmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve hatalı hesaplamalar yapıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kural olarak müspet zarar ile menfi zararın aynı anda istenemeyeceği, hak sahibi tarafından seçimlik haklardan birinin kullanılması gerekirse de sözleşmede bunun aksinin kararlaştırılabileceği, eş söyleyişle, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmayıp dolgu hüküm niteliğinde olduğu, taraflarca aksi durumun her zaman kararlaştırılabileceği, gerçekten de somut olayda, sözleşmenin eki mahiyetindeki şartnamenin 13'üncü maddesinde; ihale bedelinin yatırılmaması halinde (a) bendi gereğince cezai şart olarak kat'i teminatın davacı idare üzerinde kalacağı kararlaştırıldığı gibi (b) bendinde taahhüdün yerine getirilmemesi halinde iki ihale arasındaki fark bedelinin istenebileceği, (c) bendinde ise süresinde ihale bedeli ödenmemesi halinde gecikilen her gün başına 0,0015 oranında gecikme cezası alınacağı süre uzatım talebi halinde 30 günden fazla olmamak üzere cezalı ek süre verilebileceği ya da uygun görülmeyerek var olan mevcut kat'i teminatın irad kaydedileceğinin düzenlendiği, şartname hükümleri kapsamında ihale farkı bedeli menfi zarar kalemleri kapsamında olup, kat'i teminatın cezai şart kalemi, gecikme cezasının ise müspet zarar kalemleri arasında olduğu, sözleşme serbestisi uyarınca taraflar arasında her iki zarar kalemin seçimlik olarak değil, aynı anda istenebileceğinin kararlaştırılabileceği, nitekim taraflar arasında da bu yönde TBK'nın 123'üncü maddesinin aksinin kararlaştırıldığı, davacının kendisine yapılan 327.500 TL ödemeden, fatura ettiği müspet zararını da mahsup edebileceği, her ne kadar gecikme cezası 102.771,54 TL müspet zarar kalemleri arasında ise de, davalının yaptığı ödemeden bu miktar tenzil edilerek menfi zarar kalemi olan ihale fark bedelini istemesinde herhangi bir engel bulunmadığı, eş söyleyişle, davacı davalının yaptığı ödemeden şartname gereğince isteyebileceği müspet zarar kalemlerini düşmek suretiyle, yani TBK'nın 139'uncu maddesinin 1'inci fıkrası uyarınca gecikme cezası alacağı ile takas etmek suretiyle bakiye menfi zararını, yani ihale fark bedelini isteyebileceği, nitekim, davacı vekilince takas mahsup iradesi gösterilerek bakiye 29.240,96 TL'in mahsubu suretiyle bakiye zararların talep edildiğinin belirtildiği, buna göre davalının yaptığı 327.500 TL ödemeden, davacının takas mahsup konusu yaptığı 102.771,54 TL şartnamenin (c) bendi gereğince gecikme cezası, 145.810,00 TL şartnamenin (a) bendi gereğince cezai şart, ilk ihale masrafları olarak 8.296,60 TL karar pulu, 13.822,80 TL damga vergisi, 27.558,10 TL damga vergisi olmak üzere cem'an 298.259,04 TL bedelin mahsubu neticesinde davacı nezdinde (327.500,00 TL - 298.259,04 TL =) 29.240,96 TL kaldığının anlaşıldığı, yukarıdaki paragraftaki ilkeler ışığında tespit olunan ihale fark bedeli 212.800 TL'den davacı nezdinde kalan 29.240,96 TL bedel tenzil edildiğinde talebi mümkün ihale fark bedeli menfi zarar kaleminin 183.559,04 TL olacağı sonucuna varıldığı, ilk derece mahkemesince davacının takas mahsup hakkı olduğu gözetilmeksizin müspet zarar kalemlerinin ayrıştırılarak 102.771,54 TL gecikme cezasının değerlendirme dışı bırakılmak suretiyle hatalı bir şekilde davacı alacağının eksik tespit edilmesinin doğru görülmediği, davacı vekilinin istinaf başvurusu bu yönüyle yerinde görülerek kabul edildiği, eldeki davada ise talep edilen miktar 158.559,04 TL olduğundan HMK'nın 26'ıncı maddesince taleple bağlılık gözetilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile; Ceylanpınar Asliye Hukuk Mahkemesi(Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 03.12.2019 tarihli 2016/320 Esas, 2019/257 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile; ihale farkı bakiye bedeli(taleple bağlı kalarak) 158.559,04 TL'nin temerrüt tarihi 20.05.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf mahkemesinin kaldırma kararının temelinde, TBK'nın 125'inci maddesinin emredici olmadığı ve taraflarca serbestçe değerlendirilebileceği, bu kapsamında menfi ve müspet zararın aynı anda istenebileceği kanaatinde bulunulduğu, işbu tespitin hatalı olduğunu, temerrüt durumunda hem menfi hem müspet zararın aynı anda istenebilmesinin mümkün olmadığı, kanunun sağladığı serbestinin sadece seçimlik hakların seçilmesi bağlamında söz konusu olabileceği, aksi bir kanaatin kanunun emredici hükmüne aykırılık oluşturacağını, davacının iddiasının somut olay bakımından haklı olup olmadığının tespiti için dava konusu ihalenin şartları, tarafların hak ve yükümlülükleri, ihalenin sona ermesinin sebepleri, bu sona ermede kimlerin kusurlu oldukları vb. çok çeşitli etmenlerin incelenmesinin gerektiğini, davalının ödemiş olduğu tutardan iki ihale arasındaki fark mahsup edildiğinde müvekkil lehine 114.700 TL tutarın ortaya çıktığını, müvekkil lehine kati teminat gelir olarak kaydedildiği halde yapılan hesaplamada kati teminat tutarının müvekkil aleyhine eksi değer olarak hesaplandığı, bilirkişi ek raporunda ise kati teminatın gelir olarak kaydedilemeyeceğinin belirtildiğini, eksik ve hatalı hesaplanan bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve istinaf mahkemesinin kararının bozulması gerektiğini, yine bilirkişi kök raporunda müvekkil tarafından yapılan ödemelerden iki ihale arasındaki fark mahsup edildikten sonra müvekkil lehine olan tutardan damga vergisi tutarı olarak 13.822,80 TL ve damga vergisi olarak ise 27.558,10 TL şeklinde iki farklı tutarın mahsup edildiğini, bilirkişi ek raporunda damga vergisinin mükerrer şekilde yazıldığını ve tutarların değişkenliği hakkında herhangi bir açıklamada bulunulmadığını, bilirkişi heyeti tarafından eksik ve yanlış değerlendirme yapıldığını, yerel mahkeme ve istinaf merciinin eksik rapora göre hüküm kurduğunu, davalı tarafından yapılan ödemeler dikkate alındığında, menfi ve müsbet zararların birlikte istenemeyeceği düşünüldüğünde, davalının, davacı idareye herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, iki ihale arasındaki farktan doğan zararın istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179 ila 182 nci maddelerinde düzenlenen ceza koşulu, borçlunun, asıl borcunu ilerde hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle ceza koşulu, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu ceza koşulu ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının miktarını ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Ceza koşulunun kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir. (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, TEKİNAY/AKMAN/ BURCUOĞLU/ALTOP, 7. Bası, İstanbul 1993, s. 341-343). 2. Sözleşmede kararlaştırılmamış olsa dahi temerrüt hâlinde TBK’nın 125'inci maddesinin birinci fıkrası hükmünce alacaklı gecikme tazminatı talep edebilir ise de, ceza koşulunun istenebilmesi için sözleşmede bununla ilgili açık hüküm bulunması şarttır. Ceza koşulunun esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri ise, borcun ihlali hâlinde borçlu tarafından ödenecek tazminatı önceden ve götürü olarak belirlemektir. Bu iki temel amacı dışında, ceza koşulunun diğer bir amacı da, ifayı engelleyen ceza koşulunda (dönme/fesih cezasında), borçlunun ceza koşulu ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır . 3. 6098 sayılı Kanunun "Ceza koşulu" üst başlığı altında düzenlenen "Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi" başlıklı 179'uncu maddesinde; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.” hükmünü içermektedir. Maddenin birinci fıkrasında seçimlik ceza koşulu düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere ceza koşulu kararlaştırılmış ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep eder. Seçimlik ceza koşulunda, aksi sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini isteyemeyecektir. İkinci fıkrada düzenlenen ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça vazgeçmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen ceza koşulu ise maddenin üçüncü fıkrasında hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat etme hakkı saklı tutulmuştur. Ceza koşuluna ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlâl durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Ayrıca tarafların, ceza koşulu anlaşmasında, seçimlik ceza koşulu ile ifaya ekli ceza koşuluna birlikte yer vermeleri de mümkündür. İstisnası cezanın indirilmesiyle ilgili TBK’nın 182 nci maddesinde düzenlenmiş olup, maddenin birinci bendinde ceza miktarını tarafların serbestçe belirleyebilecekleri belirtildikten sonra, üçüncü bendinde: “Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirir.” denilmek suretiyle, bu ceza miktarının hâkim kararı ile azaltılabileceği öngörülmüştür. 3.Değerlendirme 1.Taraflar arasında imzalanan 18.12.2015 tarihli Mahsul Temiz Mercimek Tekrar Satış İhale Sözleşmesinin "Taahhüdün Süresi" başlıklı 3'üncü maddesinin (c) bendinde ve İhale Şartnamesinin "Taahhüdün Yapılmaması veya Eksik Yapılması" başlıklı 13'üncü maddesinin (c) bendinde; "Kabul edilen zorlayıcı sebepler dışında taahhüdün bu şartname ile tespit edilen sürede yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015(onbindeonbeş) gecikme cezası alınır. Bu gecikme 10 günü geçmesi ve firmanın yazılı süre uzatımı talebi olmaması halinde mevcut kati teminat cezai şart olarak irad kaydedilir. Ancak müşterinin yazılı cezalı ek süre talebinde bulunması, işletmenin de bu talebi uygun görmesi halinde talep edilen süreye tekabül eden gecikme cezası talep tarihinden itibaren müşteriden peşin alınmak şartıyla işletme tarafından talep edilen süre kadar(bu süre 30 günü geçemez) müşteriye cezalı ek süre verilebilir veya müşterinin talebi uygun görülmeyerek işletmedeki mevcut kati teminatı cezai şart olarak irat kaydedilir." denilmiştir. 2. Somut olayda davacı, eldeki davada hem ifaya eklenen cezai şart niteliğindeki gecikme cezasını hem de sözleşmeyi feshederek cezai şart olarak nitelendirdikleri kati teminat tutarının tahsilini istemiştir. Sözleşmede görüldüğü üzere taahhüdün süresinde yerine getirilmemesi halinde gecikilen her gün için ihale bedelinin 0,0015 (onbindeonbeş) gecikme cezası alınacağı veya süre uzatımı talebi olmaması, müşterinin talebinin uygun görülmemesi hallerinde mevcut kati teminatın cezai şart olarak irat kaydedileceği belirtilmiştir. Davacı sözleşmeyi feshettiğine göre artık aynı sözleşmeye dayanarak davalıdan ifaya ekli cezai şart talebinde bulunması mümkün değildir. O halde mahkemece davacının cezai şart olarak kararlaştırılan gecikme cezası olan 102.771,54 TL'ye yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlenirme ile bu talebin de kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, Pesin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/6430 E., 2023/9396 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 179 ila 182 nci maddeleri ile 420 ve 438 ...
9. Hukuk Dairesi         2023/6430 E.  ,  2023/9396 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2552 E., 2022/2552 K. DAVA TARİHİ : 25.....2019 KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. ... Mahkemesi SAYISI : 2019/281 E., 2021/268 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.07.2011 tarihinden beri davalı işyeri bünyesinde matematik öğretmeni olarak görev yaptığını, taraflar arasında 01.....2018-30.....2023 tarihleri arasında geçerli olmak üzere belirli süreli ... sözleşmesi imzalandığını, işbu sözleşmenin bitimi gerçekleşmeden müvekkilinin 04.01.2019 tarihinde davalı işverence haksız olarak işten çıkarıldığını, davalı işverenin müvekkilini işten çıkarabilmek adına mesnetsiz ve haksız bir şekilde fesih bildirimini düzenlediğini ve müvekkiline tebliğ ettirdiğini, ... 3. Noterliğinin 08.01.2019 tarih ve 580 yevmiye No.lu ihtarnamesi ile davacının bir kısım öğretmen arkadaşı ile birlikte ''...'' isminde ... bir okul açacağı duyumunu aldıkları, bu açacakları okula ilişkin okul yönetiminden gizlice reklam ve propaganda yaptığı iddiasıyla sadakat, doğruluk ve dürüstlük yükümlülüğünün ihlali sebebiyle ... sözleşmesinin ... taraflı olarak feshedildiğini belirttiklerini, gerçeğe aykırı bilgi ve duyumlara dayalı oluşturulan fesih bildirimi ile 04.01.2019 tarihinde müvekkilinin davalı işyerindeki görevine son verildiğini, ... sözleşmesinin 6 ncı maddesinin (e) bendinde cezai şartın düzenlendiğini, bu maddeye göre haklı fesih dışında ... sözleşmesini fesheden tarafın yapılan sözleşme süresinin %30'una tekabül eden sürelik ücretin karşılığını karşı tarafa tazminat olarak ödemeyi ayrıca kabul ve taahhüt ettiğini, sözleşmede belirtilen cezai şartın uygulanması gerektiğini belirterek bakiye süreden kaynaklı tazminat ve cezai şart alacağının faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ve onunla birlikte hareket eden bir kısım öğretmenin, müvekkili işverenden gizleyerek okul açma faaliyeti içinde olma, sistemli ve kasti olarak müvekkili işverene ve işyerine zarar verme amacıyla hareket etme, kuracakları okula, müvekkili Şirkete ait okuldan öğrenci çekebilmek adına okulu haksız ve yersiz olarak öğrenci ve velilerin gözleri önünde eleştirme, öğrencileri okuldan soğutmaya, okulun ve müvekkili işverenin saygınlığını zedelemeye varacak derecede şiddetli bir karalama kampanyası yürütme şeklindeki davranışlarının, ... ilişkisini tamamen ortadan kaldırdığını, ... ilişkilerinin devamını müvekkili işveren için imkânsız hâle getirdiğini, bu nedenle davacı yanın belirli süreli ... sözleşmesinin, işverene derhal fesih hakkı tanıyan güveni kötüye kullanmak, doğruluk, dürüstlük ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunulması nedeniyle 04.01.2019 tarihinde feshedildiğini, davacının feshe sebep davranışlarının, sadakat borcuna ve bu borç kapsamında yer ... rekabet etmeme yasağına açıkça aykırı olduğunu, davacı yanın en az bir yıldır müvekkili işveren aleyhine planlı, sistemli ve şiddetli faaliyetlerde bulunduğunu, fesih bildiriminde açıkça "..." adıyla kurulacağı belirtilen ve o tarih itibarıyla henüz var olmayan okulun, fesihten yaklaşık altı ay sonra "..." adıyla faaliyete geçtiğini, ... ... Kolejinin davacının çalıştığı Şirkete ait olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, davalı işyerinde matematik öğretmeni olarak çalıştığı, taraflar arasında 01.....2018-30.....2023 tarihlerine ilişkin belirli süreli sözleşme imzalandığı, davacının ... sözleşmesinin 04.01.2019 tarihli fesih bildirimi ile feshedildiği, dava dışı Ö.S.Y.K. Anadolu Lisesine 2019 ve 2020 yıllarında işyeri açma ruhsatı verildiği, ilk kez 10.01.2019 tarihinde tescilin yapıldığı, davacı ile bazı arkadaşlarının ... bir okul açacaklarını, öğretmenler odasında diğer öğretmenlere duyurdukları, bu konuya ilişkin okul koruma komisyonunu kurulduğu, hatta bir grup öğretmenin davalı Şirkete ait okul müdürü M.C. ile görüşüp ... okul açmak istediklerini ilettikleri, bu konuda hazırlıklar yaptıkları, ... kurulan okulun Ö.S.Y.K. Anadolu Lisesi olduğu, ... açılan okula ilişkin sosyal medyada hesapların oluşturulduğu, davalı işverene ait okulda eğitim gören birden çok öğrencinin ... kurulan okula naklini almak suretiyle geçtiği, davacının da bu okulda işe başladığı, davalı tarafça sunulan, aksi ispat edilemeyen delil ve tutanaklar da birlikte değerlendirildiğinde; davacının, davalı işveren nezdinde öğretmen olarak çalışmaya devam ederken henüz ... sözleşmesinin süresi dolmadan ... açılacak okulun faaliyet geçme sürecinde yer aldığı, bu durumda davacının davranışlarının doğruluk ve bağlılık ile bağdaşmadığı, ahlak ve iyiniyet kurallarına aykırı nitelikte olduğu, davalı işveren nezdinde çalışmaya devam ederken belirli süreli ... sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı nedenlerle feshedildiği, dosya içeriği ile feshe dayanak hususların somut olarak ortaya çıkartıldığı gerekçesiyle davacının bakiye süreden kaynaklı tazminat ve cezai şartı alacağı talep edebilmesi için yasal şartların oluşmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvurusunda; müvekkilinden feshe ilişkin savunma alınmadığını, feshin haksız ve usulsüz olduğunu, atfedilen iddiaların gerçeği yansıtmadığını, davacının kendisi ile birlikte ... sözleşmesi feshedilen öğretmenlerle ... bir ... okul kurulması ile alakası olmadığını, ne bir vergi mükellefiyet kaydı ne de bir şirket ortaklığı söz konusu olduğunu, işten çıkarıldıktan 7-8 ay sonrasında işe girebildiğini, fesih tarihinde sözleşmesinin bitimine ... bir süre olduğunu, davalı işverence davacı ve arkadaşlarının ... sözleşmesinin feshini haklı gösterebilmek için sahte olarak oluşturulmuş delillerin sunulduğunu, delil olarak dosyaya ibraz edilen çalışanların ve öğretmenlerin imzası ile oluşturulan tutanakların hepsinin davacı ve arkadaşlarının ... sözleşmelerinin feshinden sonra, dilekçelere geçmişe dönük tarih atılarak sahte şekilde oluşturulduğunu, buna ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan şikâyetlerin 2021/11058 Soruşturma sayılı dosya üzerinden görülmekte olduğunu, söz konusu sahte deliller dışında davalının herhangi bir somut delilinin söz konusu olmadığını, taraf tanıklarının 17.09.2020 tarihli duruşmada ifade verdiklerini, davalı tanıklarının davacıya dair doğrudan bir görgüsü veya duyumu söz konusu olmadığını, beyanlarının gerçeği yansıtmadığı gibi üçüncü kişilerden duyumlar üzerinden verildiğini ileri sürerek yerel Mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının öğretmen olarak belirli süreli ... sözleşmesi ile çalıştığı, ... sözleşmesinin davalı işveren tarafından, davacı ve arkadaşlarının çalıştıkları ... öğretim kurumu işyerinden ayrılarak ... bir okul açacaklarına ilişkin duyurular yaparak davalı işyerinde çalışan öğretmenlere ... teklifinde bulundukları, eğitim öğretimine devam eden öğrencilere ... açacakları okula ilişkin reklam ve tanıtım niteliğinde açıklama yaptıkları ve işveren aleyhine beyanlarda bulundukları gerekçesiyle 04.01.2019 tarihli fesih bildirimi ile feshedildiği davacının, davalı işveren ile ... sözleşmesi devam ederken, arkadaşları ile birlikte davalı ile aynı işkolunda faaliyet gösteren okul açacaklarına dair işyerinde açıklamalarda bulunduğu, bu konuda dosyaya çok sayıda tutanak ve beyan dilekçesi sunulduğu, Sosyal Güvenlik Kurumu hizmet dökümüne göre de davacının 09.09.2019 tarihinden itibaren söz konusu ... işyerinde çalışmaya başladığı, her ne kadar davacı tarafça tutanak içeriklerinin doğrulanmadığı iddia edilmiş ise de ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/11058 Soruşturma sayılı dosyasında 15.....2021 tarihinde beyanda bulunan işyeri çalışanı Ö.B'nin eldeki dosyaya sunulan 27.12.2018 tarihli beyan içeriğini doğruladığı, mevcut delil durumuna göre davacının işverene sadakat borcunu ihlal ettiği, dava konusu bakiye süreden kaynaklı tazminat ve cezai şart taleplerinin reddinin isabetli olduğu, taraflar arasında dava konusu uyuşmazlıklara ilişkin 08.02.2019 ve 08.05.2019 tarihli iki adet arabuluculuk son tutanağı sunulduğu hâlde Mahkemece ... arabuluculuk ücretinin hüküm altına alındığı gerekçeleri ile davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, kamu düzenine ayrılık nedeniyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; feshin haklı nedene dayalı olup olmadığı ile buna bağlı olarak davacının bakiye süreden kaynaklı tazminat ve cezai şart talep ... edemeyeceğine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 179 ila 182 nci maddeleri ile 420 ve 438 ... maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.....2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/9691 E., 2017/17807 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
BK) 158-161.maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 s. TBK) 179-182.maddelerinde bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir.
3. Hukuk Dairesi         2017/9691 E.  ,  2017/17807 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle; daha önceden belirlenen, 19.12.2017 tarihli duruşma günü için yapılan tebligat üzerine; temyiz eden davalı vekili Av. ... geldi. Karşı taraf adına gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalılara ait işyerinin ruhsatı ile birlikte 01.06.2011 başlangıç tarihli 5 yıl süreli sözleşmeler ile kiraladığını, taşınmazın işler hale getirilmesi için 600.000 TL faydalı masraf yapıldığını, kiralayanlar tarafından işletmenin devamını işletme ile ilgili her türlü yetkiyi havi müvekkilin gösterdiği 3. şahıs olan ...'a 5 yıl süreli vekaletname verdiklerini, sorunsuz olarak çalışan işletmede jandarmanın yaptığı bir denetimde işletmenin müzik ruhsatı olmadığının tespit edildiğini, bu durumun davalılara bildirildiğini, ancak davalılar tarafından herhangi bir girişimde bulunulmadığını, jandarmanın 2. denetiminde de müzik ruhsatı olmadığının tespit edilerek tutanak tutulması üzerine müvekkilinin kendi çabalarıyla ruhsatı almaya çalıştığını, müzik ruhsatı için yapı kullanım belgesi veya binanın 15 yıllık olduğuna dair muhtarlıktan yazı istendiğini, durumu davalı kiralayanlara bildirdiğinde kiralananın yapı kullanma izin belgesinin olmadığının bildirildiği, bunun üzerine davalıların pos (kredi kartı hesabı) hesabından bankada biriken hasılatı üzerinde davacının tasarruf yetkisini de elinden aldıklarını ve işletmenin çalışmasının engellendiğini, ... Belediye Encümenin 02.04.2013 tarih ve 237 sayılı bir kararı ile işletmeye ait iş yeri açma ve çalışma ruhsatının iptali ile işletmenin mühürlenerek yapı ruhsatının da iptaline karar verildiğini, davalılar söz konusu karar hakkında ... İdare Mahkemesinden yürütmenin durdurulması kararı almışsa da mahkemenin 18/07/2013 tarihinde bu kararını kaldırdığını ve netice de işletmenin mühürlenerek kapatıldığını, davalıların söz konusu yere eğlence yeri, düğün salonu ve pavyon işletme ve çalışma ruhsatı alabilmek için resmi makamları yanıltmaktan çekinmediklerini, zeytin işleme ve depo tesisi müsadesi ile bir şekilde iptal edilen eğlence yeri, düğün salonu ve pavyon ruhsatı almayı başardıklarını, davalı ...'in 20.000 TL'na pavyon ruhsatı aldım şeklinde sağda solda konuşmalarına pek çok kişinin şahit olduğunu, kira sözleşmelerinde "sözleşme süresince kiralananı uygun halde bulundurma ve ayıba karşı tekeffül borcu" bulunduğunu, davalıların bu borçlarını yerine getirmediklerini ve müvekkiline ayıplı mal kiraya verdiklerini, müvekkilinin bu yeri işletme ruhsatı için kiraladığını ve 600.000 TL masraf ettiğini, davalılara ... Noterliğinin 11.06.2013 tarihinde ... yevmiye sayılı ihtarnamenin keşide edilerek öncelikle 45.000 TL'nin, sigorta ve vergiden mütevellit taraflarına düşen miktar ile Haziran 2013 kirasının mahsubu ile bakiyenin kendilerine ödenmesini ve çalışma ruhsatı ile müzik ruhsatının yeniden çıkartılmasını, azledilen mesul müdürün yerine bildirilecek kişiye vekaletname çıkartılmasını aksi halde kira sözleşmesinin 11. maddesinde bahsi geçen cezai şartın kendisinden tahsili için dava açılacağını bildirerek 7 gün süre verildiğini ileri sürerek maddi ve manevi hakları saklı kalmak kaydıyla kira sözleşmesinin feshi ile anılan sözleşmenin 11. maddesinde hüküm altına alınan 500.000 TL cezai şartın ihtarname tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalılar, davacının, faaliyette olan bir işletmeye 600.000 TL masraf yaptığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin davacıya 2 yıldır faaliyette olan herşeyiyle tam olan bir işletme teslim etmesine rağmen davacının adli bir kararla mühürlenen mecuru boşaltırken de işletmeye zarar verdiğini, müzik ruhsatı için yapılan denetimin ... Belediyesinin ruhsatın iptaline ilişkin kararından ve müvekkili tarafından ... İdare Mahkemesinde açılan davadan çok daha sonra yapıldığını, davacının vergi ve sigorta borçlarını zamanında ödemiş olması durumunda, yapı kullanma iznini Belediyeden zamanında alabileceklerini ve Belediye ve diğer kurumlar ile sorun yaşamayacağını, davacının kusurundan dolayı davalıların mağdur olduğunu, davacının ayıba karşı tekeffül hükümlerine dayanarak müvekkillerine dava açabilmesi için öncelikle kendi özen yükümlülüğünü yerine getirmesi gerektiğini, bir işletmenin açılabilmesi için iş yeri açma ve çalıştırma ruhsatı olmasının yeterli olduğunu, ... Belediyesinin de bu ruhsatı müvekkillerine verdiğini, ruhsatın bazı belgelerin eksik olduğu halde verilmesinin davalıların suçu değil Belediye Başkanlığının ihmali olduğunu, davalıların kanuna uygun bir şekilde tüm işlemlerini yerine getirerek ... Belediyesinden işletme ruhsatı aldığını, davacının sözleşmeyi ihlal ederek, sözleşmenin müvekkilleri açısından çekilmez bir hal aldığını, bu sebeple kira sözleşmesinin 27.05.2013 tarihinde davalılarca feshedildiğini, davacının müvekkili ...'i darp ederek kalıcı hasar bırakmak suretiyle burnunu kırdığını, taraflarca kiralanan işletmenin yasalara uygun işletilmesinin önemle belirtildiğini, aksine davranışın sözleşmenin derhal feshi ve tahliye sebebi olacağının açıkça hüküm altına alınmış olmasına rağmen, davacının kiralananı işletirken yasalara ve düzenlemelere aykırı bazı tutum ve davranış gösterdiğini, işletmenin ticari itibarına zarar verdiklerini, sözleşmenin 11. maddesindeki cezai şartın talep edilebilmesi için işletmeyi bilerek ve isteyerek vergi kapanışı vererek kapatması gerektiğini, ayrıca, taşınmazın değerinden yüksek bir cezai şartın belirlenmesinin hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu savunarak davanın reddini dilemişlerdir. Mahkemece, davanın kabulü ile toplam 500.000 TL cezai şartın davalılardan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir. 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 s. BK) 158-161.maddelerinde “cezai şart” kavramını kullanmış, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 s. TBK) 179-182.maddelerinde bunun yerine “ceza koşulu” kavramını tercih etmiştir. Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlali ile doğabilecek olan fer’i bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etmek imkanını bulacaktır. Zira cezai şart borcun ihlali halinde verilmesi gereken, önceden kararlaştırılmış kesin miktarlı (maktu) bir tazminattır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir (Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... Bası, ... 1993, s. 341-343). Ayrıca cezai şartın esas itibariyle iki temel amacı bulunmaktadır. Bunlardan biri, borçluyu ifaya zorlamak ve böylece asıl borcun ifasını teminat altına almak; diğeri de, borcun ifa edilmemesinden doğacak zararı önceden ve götürü şekilde tespit etmektir. Bu iki temel amacı dışında, cezai şartın diğer bir amacı da, ifayı engelleyen cezai şartta (dönme cezasında) borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeden kolayca dönmesini sağlamaktır (... Türk Özel Hukukunda Cezai Şart (BK. m. 158-161), ... 2003, s. 40-42). Hukukumuzda cezai şartın türleri seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifa yerine cezai şart (dönme cezası) olarak düzenlenmiştir. Seçimlik cezai şart; 6098 s. TBK. m. 179 f. I (818 s. BK. m. 158 f. I) hükmüne göre; “Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir”. Bu hükme göre, taraflar, sözleşmede borçlunun ya borcunu sözleşmeye uygun olarak ifa etmesi ya da ceza koşulunun ödenmesini kararlaştırmış olabilirler. Bu durumda, borçlu borca uygun hareketle yükümlüdür. Ancak, borçlu borca uygun hareket etmediği takdirde, kendisini bir yaptırım beklemektedir. Bu yaptırım, sözleşmede kararlaştırılan ceza koşulunun ödenmesidir. Bu hüküm, borçluya borca aykırı davranarak ve böylece ifası gereken edim yerine kararlaştırılan ceza koşulunu ödeyerek borçtan kurtulma olanağını vermemektedir. Borçlu borca aykırı davrandığı takdirde, sözleşmede ceza koşulu kararlaştırılmasına rağmen, alacaklı borçludan aynen ifayı talep edebilir. Bu nedenle, 6098 s. TBK. m. 179 f. I (818 s. BK. m. 158 f I)’de borçlu ya borca aykırı davranarak bunun yerine ceza koşulu ödeyip borçtan kurtulma yetkisini değil, buna karar verme yetkisini alacaklıya vermiştir. Alacaklı, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, aynen ifayı talep edebileceği gibi, bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep edebilir. Burada, alacaklıya tanınmış bir seçimlik hak söz konusudur. Bu nedenledir ki, ceza koşulunun bu türüne “seçimlik ceza koşulu” (seçimlik cezai şart) adı verilmektedir (..., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 16. ..., ... 2012, s. 773). İfaya eklenen cezai şart; 6098 s. TBK. m. 179 f. II (818 s. BK. m. 158 f. II) “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir”. Bu hükme göre, borçlunun borca aykırı davranışı halinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır. Seçimlik ceza koşulundan farklı olarak, alacaklı ya aynen ifayı ya da cezayı talep etmek zorunda bırakılmamıştır. Alacaklı burada her ikisini de talep yetkisine sahiptir. Borçlunun borca aykırı davranışı halinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borca aykırılık nedeniyle bir zarara uğramasa bile ifaya ek olarak ceza koşulu talep edebilir. İfaya eklenen ceza koşulu zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir. İfa yerine cezai şart (dönme cezası); 6098 s. TBK. m. l79 f. III (818 s. BK. m. 158 f. III) hükmüne göre “Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır”. Somut olayda; Taraflar arasında, 01.06.2011 başlangıç tarihli, 5 yıl süreli kira sözleşmeleri konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinde, taşınmazın ruhsatı ile birlikte kiraya verildiği belirtilmiş, özel şartlar 11. maddesinde "Kiraya verenlerin ayrı ayrı veya birlikte kasıtlı davranışı sebebi ile işletmenin ruhsatının iptal edilmesi, işletmenin kapatılması ve benzeri sebeplerle sözleşmenin ifası imkansız hale gelirse kiraya veren kiracıya 500.000 TL cezai tazminat ödemeyi kabu ve taahhüt eder. Ancak kiralayanların iradesi dışında, adli ya da idari bir karar ile kapatma ya da ruhsatın iptali kararından hiçbir şekilde kiralayanlar mesul olmayacaktır" hükmü kararlaştırılmıştır. Özgür irade ile kararlaştırılmış bu şart geçerli olup tarafları bağlar. Dava konusu işletmeye ait işyeri açma ve çalışma ruhsatının 22.12.2009 tarihinde, eğlence yeri, düğün salonu ve pavyon olarak alındığı, ... Valiliği İl İdare Kurulunun 20.03.2013 tarihli yazısı ile, taşınmazın 3573 Sayılı Zeytincilik Kanunu kapsamında olduğu, amacı dışında kullanılmaması gerektiği, taşınmaza kanuna aykırı olarak, eğlence yeri düğün salonu ve pavyon olarak ruhsat verilemeyeceği, usulsüz olarak verilen ruhsatın iptali ile, usulsüz ruhsat veren Belediye görevleri hakkında işlem yapılmasının gerektiği bildirilmiş, ... Belediyesinin 02.04.2013 tarihli 237 sayılı Encümen Kararı ile işyeri açma ve çalışma ruhsatının iptaline karar verilmiştir. Görüldüğü üzere işletme ruhsatının iptalinin, sözleşmeden sonra davalıların kasıtlı bir hareketlerinden kaynaklanmadığı, aksine davalıların iradesi dışında, idari kurumların kararları sonucu ruhsatın iptal edildiği görülmektedir. Encümen kararının iptali için açılan davada, ... İdare Mahkemesince, işletme ruhsatının iptali kararının yürütmesinin durdurulmasına ilişkin talebin reddine karar verilmesi karşısında, davadan ferağat edilmesi de sözleşmenin 11. maddesinin ihlali kapsamında değerlendirilemez. Bu durumda, sözleşmenin 11. maddesinde düzenlenen cezai şartın koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davalılar yararına BOZULMASINA, 1.480 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19.12.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
5. Hukuk Dairesi, 2014/8650 E., 2014/18994 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu itibarla 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki 1818 sayılı Yasanın 125. maddesi 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, işbu davada zamanaşımı süresi dolmamıştır.
5. Hukuk Dairesi         2014/8650 E.  ,  2014/18994 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle uğranılan zararın TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazminine ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen yukarıda gün ve sayıları yazılı hükmün Yargıtay'ca ONANMASI hakkında Daireden çıkan kararı kapsayan 26.11.2013 gün ve 2013/17807 Esas - 2013/20811 Karar sayılı ilama karşı davacılar vekilince verilen dilekçe ile karar düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosyadaki belgeler okunup gereği görüşülüp düşünüldü: - K A R A R – Tapu kaydının mahkeme kararı ile iptali nedeniyle uğranılan zararın TMK’nun 1007. maddesi uyarınca tazminine ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair mahkeme kararı davacılar vekillinin temyizi üzerine onanmış, bu karara karşı davacılar vekilince karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden, tapulama çalışmaları sırasında dava konusu taşınmazın geldisi olan 57 parselin 2510 sayılı İskan Yasasına göre oluşturulan Mayıs 1942 tarih ve 48 numaralı tapu kaydın dayanılarak 1964 yılında avacılar murisi adına tespit edilip itirazsız kesinleşerek 31.03.1965 tarihinde tapuya tescil edildiği Pendik Kadastro Mahkeme’sinin 2004/5-2005/7 sayılı tapu iptali ve orman tahdidinin iptali davasında, tapusu iptal edilerek Devlet ormanı olarak Hazine adına tesciline karar verildiği anlaşılmıştır. Dairemizin kararında davacıların dayandığı Mayıs 1942 tarih ve 48 numaralı ve 57 parsel e revizyon gören tapu kaydının 2510 sayılı İskan Kanununa göre oluşturulduğu ve bu tapuları geçersiz kılan 3402 sayılı Kadastro Kanununun 45. Maddesinin ilgili hükmü ile artık iskan tapularına değer verme olanağı kalmadığından bahisle TMK’nun 1007. maddesi kapsamında kusursuz sorumluluk halinden söz edilemeyeceğinden bahisle mahkeme kararı onanmış isede; bu tapuya dayanılarak 1964 yılında yapılan kadastro çalışması sonucunda itirazsız kesinleşerek davacılar murisi adına yeniden tapu kaydı oluştuğundan, artık dayanak tapunun geçersizliğinden bahsetme olanağı kalmamıştır. .../... -2- 4721 sayılı TMK’nun 1007. maddesinde “Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yer almakta olup burada, devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü, sicillerin doğru tutulması görevini üstelenen ve taahhüt eden devlet, gerçeye aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür. Kusurun varlığı ya da yokluğu, devletin sorumluluğu için önem taşımayıp sadece, Devletin memuruna rücuu sırasındaki iç ilişkide önemlidir. Açıklanan nedenlerle, TMK'nun 1007. maddesinde düzenlenen objektif (kusursuz) sorumluluk halinin, 6098 sayılı Borçar Kanununun 49. ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız fiil sorumluluğu ile ilgisi bulunmadığından, ayn Kanununun 72. Maddesindeki (818 sayılı Yasanın 60. maddesi) zamanaşımı kurallarının uygulama imkanı olmadığı gibi, TMK'nun 1007. maddesine dayanılarak açılan davalar içinde ayrıca zamanaşımı süresi belirlenmemiştir. Bu itibarla 6098 sayılı Borçlar Kanununun 146. maddesindeki 1818 sayılı Yasanın 125. maddesi 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması esas olup, işbu davada zamanaşımı süresi dolmamıştır. Bu nedenle Hazine aleyhine açılan davanın esasına girilerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verildiği anlaşıldığından, Davacılar vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüyle Dairemizin 26.11.2013 gün ve 2013/17807-20811 sayılı onama ilamının kaldırılmasına karar verildikten sonra yapılan incelemede, Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyizi doğrultusunda BOZULMASINA, davacılardan peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harçlarının istenildiğinde iadesine ve temyize başvurma harcının Hazineye irad kaydedilmesine, 30.06.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.