Türk Borçlar Kanunu 195. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 195- Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur.
Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini isteyemez.
Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa, diğer taraftan güvence isteyebilir.
B. Dış üstlenme sözleşmesi
I. Öneri ve kabul
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2023/3257 E., 2024/9631 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 281 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 51, 52, 54, 55, 195, 202 ve 417 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesidir.
10. Hukuk Dairesi 2023/3257 E. , 2024/9631 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/4298 E., 222/4483 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kırıkkale 1. İş Mahkemesi
SAYISI : 2019/521 E., 2022/334 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve ek kararla Okul Endüstri Proje Ltd. Şti.'nin istinaf başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekilleri tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin taşeronu E7 grup İnşaattan iş alan davalı Okul Endüstri Proje Müh. İnş. Taah. Malz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. çalışanı olarak Aksa Enerji Üretim A.Ş sahasında çalışırken 11.02.2014 tarihinde iş kazası geçirdiğini, %14 oranında malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 500 TL sürekli, 500 TL geçici iş göremezlik tazminatı ile 30.000 TL manevi tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir.
Birleşen 2021/47 Esas sayılı davada, iş kazası nedeni ile 100.000 TL maddi tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir.
Davacı vekili 12.02.2022 tarihli dilekçesi ile geçici iş göremezlik zararını 5.298,35 TL olarak, sürekli iş göremezlik tazminatını 241.870,44 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının işçileri olmadığını, diğer davalı Okul Endüstri ile aralarında asıl- alt işveren ilişkisinin bulunmadığını, davacının geçirmiş olduğu iş kazasında davalıya kusur isnat edilemeyeceğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı Okul Endüstri Proje Mühendislik İnşaat Taah. İnş. Malz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde; tüm önlemler alınmasına rağmen dava konusu kazanın meydana geldiğini, kazanın oluşumunda müvekkili işverenin kusuru olmaması nedeniyle davanın reddini talep etmiştir.
Davalı ... davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Yüksek Sağlık Kurulunca aldırılan 26.04.2021 tarihli Kurul Raporunda sigortalının 11.02.2014 tarihinde geçirmiş olduğu iş kazasına bağlı maluliyet oranının %14 olduğuna, başka birinin sürekli bakımına muhtaç durumda olmadığına karar verildiği, kaza olayının meydana gelmesinde; davalı ... Göynük Enerji Üretim A.Ş. unvanlı firmanın asıl işveren olarak iş güvenliğinin sağlanması için yeterli denetim gözetim yapmamış ve gerekli özeni göstermemiş olmasından dolayı %20 oranında kusurlu olduğu, davalı Okul Endüstri Proje Mühendislik İnşaat Taah. İnş. Malz. İth. İhr. Tic. ve San. Ltd. Şti. unvanlı firmanın, kazazedenin işvereni olarak %60, davalı ...'un şantiye şefi olarak, kazazedeye uygun olmayan talimat vermiş olması, gerekli önlemlerin alınmasını temin etmeden çalıştırmış olmasından dolayı kazanın oluşmasında %10 oranında kusurlu olduğu, davacı kazazede ... 'ın yeterli tecrübeye sahip olmasına rağmen, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'ndan ... işten kaçınma hakkını kullanmamış olmasından dolayı kazanın oluşmasında %10 oranında kusurlu olduğunun anlaşıldığı, %14 maluliyet oranı üzerinden ve davacının ücret pusulasında gösterilen ücreti ile davacı tanıklarının beyanları dikkate alınarak belirlenen ücretin ortalaması alınarak asgari ücretin 2,54 katı ücret üzerinden TRH-2010 tablosuna göre yapılan hesaplamanın hükme esas alındığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 241.870,44 TL sürekli iş göremezlikten ... maddi tazminatın ve 5.298,35 TL geçici iş göremezlikten ... maddi tazminatın iş kazası tarihi olan 11.02.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, 30.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 11.02.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ...Ş. ve Okul End. Proje Ltd. Şti. vekili istinaf başvurusunda bulunmuş, Mahkemece Okul End. Proje Ltd. Şti.'nin istinaf başvurusu 6100 sayılı HMK'nın 344 üncü maddesi uyarınca ek kararla reddedilmiştir.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; davacıya atfedilen kusur oranının çok fazla olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ücretin düşük tespit edildiğini, hükmolunan manevi tazminat miktarının davacının yaşadığı elem ve ıstırap göz önüne alındığında yetersiz kaldığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı ...Ş. vekili; husumet itirazını tekrar ettiklerini, davalı şirkete atfedilen kusur oranının fahiş olduğunu, meydana gelen zarar ile kusur arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını, manevi tazminat miktarının hukuka aykırı belirlendiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ...Ş. temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davacıya kusur atfedilmesinin hatalı olduğunu, hesap raporuna esas alınan ücretin düşük tespit edildiğini, manevi tazminatın az olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
Davalı ...Ş. vekili; davacının Aksa Enerji Üretim A.Ş. çalışanı olmadığını, davanın husumetten reddine karar verilmesi gerektiğini, kusuru bulunmadığını, illiyet bağının davacının ve 3. kişilerin kusurlu eylemi ile kesildiğini, %20 kusurlu olduğu yönündeki tespitin hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddeleri, 281 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 51, 52, 54, 55, 195, 202 ve 417 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesidir. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri,
3. Değerlendirme
Dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı Medeni Usul Hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada, davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur. Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir ve bu karar davanın dinlenemeyeceğine ilişkin değil, esasına yönelik bir karar niteliğindedir. Davacı veya davalıdan birinin taraf sıfatına sahip olmaması durumunda verilecek olan red kararı o davadaki taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm oluştursa da, dava konusu hak ve taraf sıfatına sahip olan kişiler bakımından kesin hükümden söz edilemeyecektir. Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 116 ncı maddesinde yer alan ilk itirazlardan olmadığından davanın her aşamasında ileri sürülebilir. Taraflarca ileri sürülmese dahi gerek mahkemece, gerekse Yargıtay'ca tarafların bu yönde bir savunmasının olup olmadığına bakılmaksızın kendiliğinden göz önünde tutulur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 124 üncü maddesine göre bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama giderlerine hükmeder.
Somut olayda; dava dilekçesinde davalı olarak Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin gösterildiği, Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekili tarafından, Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş. ile Aksa Enerji Üretim A.Ş.'nin birbirinden farklı şirketler olduğu yönünde itirazda bulunulduğu, davacının kaza tarihinde çalışmalarının davalılardan Okul Endüstri..Ltd. Şti. iş yerinden Kuruma bildirildiği, Sosyal Güvenlik Kurumunca termik santral inşaatı işinde asıl işverenin Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş. Olarak tescil edildiği ve Okul Endüstri Ltd. Şti.'nin 21 numaralı aracı/alt işveren olarak gösterildiği, SGK denetim raporunda, asıl işveren olarak Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş.'nin belirtildiği ve SGK Başkanlığı tarafından açılan rücuan tazminat davasında davalı olarak Aksa Göynük Enerji Üretim A.Ş.'ye husumet yöneltildiği, dosya kapsamında bulunan Aksa Bolu Göynük Termik Santrali Kömür Hazırlama İnşaat Yapım İşleri taşeron sözleşmesi başlıklı 30.09.2013 ile 30.3.2014 süresine ilişkin kömür hazırlama inşaat işleri konulu sözleşmede; Aksa Göynük Üretim Enerji AŞ 'nin işveren, E7 İnşaat Malz.Yapı..Ltd. Şti müteahhit ve Okul Endüstri.. Ltd. Şti.'nin taşeron olarak belirtildiği, Aksa Göynük Enerji Üretim AŞ'nin ticaret sicil kayıtlarının dosyada bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece yapılacak iş, husumet itirazı ve yukarıda yer verilen tespitler kapsamında, öncelikle davalı ve dava dışı Aksa Göynük Üretim Enerji A.Ş. şirketinin ana sözleşmesini dosya kapsamında dahil ederek, yapılan işe ilişkin sözleşmeler de incelenmek ve dava dışı Aksa Göynük Enerji Üretim AŞ ile diğer davalılar arasındaki ilişki irdelemek suretiyle, işverenlik sıfatının hangisi yada hangilerine ait olduğu ortaya koymak, davalının dava dilekçesinde yanlış olarak gösterildiğinin anlaşılması durumunda HMK 124 üncü maddesi kapsamında davacının dava dışı işverene husumet yöneltmesi için mehil verilerek, husumet yöneltildiğinde, işverenin göstereceği deliller toplanarak sonucuna göre karar vermektir.
O halde, davacı ve davalılardan Aksa Enerji Üretim A.Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz eden vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin karar kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının, sair yönler incelenmeksizin BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (2)
11. Hukuk Dairesi, 2021/5099 E., 2022/9355 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
ş olup mahkemece bu bedellerin davalı ...’dan tahsiline karar verilmiş ise de, davalı şirketin borcunun bu kişiye temlik edildiğine ilişkin herhangi bir temlik sözleşmesi ya da asıl borçlu şirketin bu borçtan ibra sözleşmesi bulunmadığı ve 6098 sayılı TBK'nın 195. Maddesi uyarınca davalı ...’nın alacaklının rızası ile borcun iç üstlenmesinde bulunduğu halde, mahkemece Hisse Alım-Satım Protokolüne
11. Hukuk Dairesi 2021/5099 E. , 2022/9355 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Alaca Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20.11.2018 tarih ve 2014/384 E- 2018/290 K. sayılı kararın davacılar vekili ile davalı ... tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi'nce verilen 01.04.2021 tarih ve 2021/447 E- 2021/611 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili ile davalı ... tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilerinin davalı şirketin ortakları olduğunu, faaliyetlerini daha rahat yürütebilmesi için payların devredildiği tarihe kadar davalı şirkete mali açıdan destekte bulunduğunu, Kızılırmak Holding AŞ’nin sahibi olduğu davalı şirketin %55,22’sine denk gelen 463.739,57 payı ve Kızılırmak Döküm A.Ş’nin sahibi olduğu davalı şirketin %25’sine denk gelen 200.920,00 payı davalı ...'na 16/10/2012 tarihinde Kızılırmak Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin borçlarını ödenmesi şartı ile devrettiğini, müvekkillerinin bütün iyi niyetlerine rağmen davalı şirket ve payı devralan davalı şahsın borçlarını ödemediğini, payların devri ile ilgili alıcı tarafından bir miktar ödeme yapılmış ise de bilançodan kaynaklanan borçların mevcut olduğunu ileri sürerek fazlaya dair her türlü hakkı saklı kalmak kaydıyla, davalılardan alacağının tespiti ile ihtarname tarihinden itibaren uygulanacak reeskont avans faizi ile 1.032.685,21 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 11.12.2017 tarihli dilekçesiyle talebini 1.045.841,21 TL’ye çıkarmıştır.
Davalı ... Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. vekili, şirketin hisse pay defterinde devredilen hisselerin ... adına işlendiğini, müvekkilinin 16/10/2012 tarihli devir sözleşmelerinin tarafı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı ..., davacılara borcunun olmadığını, devirden sonra şirketin bilançoda gösterilen kayıtların dışında davalı şirketin borçlarının bulunduğunun belirlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 16/10/2012 tarihli şartlı hisse devir sözleşmesinde davalı ... tarafından davalı ... Gıda A.Ş'nin borçlarının üstlenildiği, davacı şirketler ile davalı ... arasında borcun dış yüklenilmesi sözleşmesinin kurulduğu, davacı şirketlerin alacağını ancak, borcu yüklenen davalı ...'ndan isteyebileceği gerekçesiyle davalılardan ...'na yönelik açılan davanın kabulü ile, davacılardan ...nin davalılardan ...'ndan 20.622,21 TL alacaklı olduğunun tespiti ile, 20.622,21 TL alacağın, 25/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'ndan alınarak davacılardan ...ye verilmesine, davacılardan ...nin davalılardan ...'ndan 1.025.039,28 TL alacaklı olduğunun tespiti ile, 1.025.039 TL alacağın, 989.106,77 TL kısmı için 25/02/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle, bakiye kalan 22.956,23 TL kısmı için dava tarihi olan 20/08/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle, bakiye kalan 12.976,00 TL kısmı için ıslah tarihi olan 12/12/2017 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalı ...'ndan alınarak davacılardan ...ye verilmesine, davalılardan ...ye yönelik açılan davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı davacılar vekili ve davalı şahıs vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davacılar vekili ile davalı ...'nun istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar vekili ve davalı şahıs vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1- Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından davacılar vekilinin ve davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, hisse devir sözleşmesinden kaynaklanan devir bedelinin davalı gerçek kişiden, bilançoya dayalı alacakların ise hisseleri devredilen davalı şirketten tahsili istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davalı şirket aleyhine açılan davanın reddine, 16.10.2012 ve 23.01.2013 tarihli şartlı hisse devir sözleşmelerine istinaden gerek devir bedeli, gerekse davalı şirketin borcunu üstlenmesinden kaynaklanan 20.622,21 TL’nin davalı ...’dan tahsili ile Kızılırmak Döküm San. A.Ş.’ye, 1.025.039,28 TL’nin ise diğer davacı ... San. A.Ş.’ye ödenmesine karar verilmiştir.
Taraflar arasında imzalanan Hisse Alım Protokolü ile Pay Devir Senedi başlıklı belgelerden; davacıların, davalı şirkette olan toplam 673.659,19 TL nominal değerdeki hisselerini 606.293,27 TL mukabilinde, - davalı şirketin davacılara olan 995.371,58 TL borçlarını da davacılara ödemesi koşuluyla- devrettikleri, Kızılırmak Döküm’e ait hisse devir bedeli 188.928 TL’nin devredene ödendiği, Kızılırmak Holding’e ait hisse devir bedeli 417.374,61 TL’nin ileri tanzim tarihli çeklerle ödendiği anlaşılmaktadır.
Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, ticari defter kayıtlarına göre 01.01.2013 tarihi itibariyle davalı şirketin davacılardan Kızılırmak Holding’e 120.0003 no’lu hesap kodundan 378.309 TL olduğu, 131.003 no’lu hesap kodundan ise 646.730,16 TL olmak üzere toplam 1.025.039,28 TL borçlu gözüktüğü, Kızılırmak Döküm’e ise 131.003 no’lu hesap kodundan 7.646,21 TL, hisse satış bedelinden ise 12.976 TL olmak üzere toplam 20.622,21 TL borçlu gözüktüğü belirtilmiş olup mahkemece bu bedellerin davalı ...’dan tahsiline karar verilmiş ise de, davalı şirketin borcunun bu kişiye temlik edildiğine ilişkin herhangi bir temlik sözleşmesi ya da asıl borçlu şirketin bu borçtan ibra sözleşmesi bulunmadığı ve 6098 sayılı TBK'nın 195. Maddesi uyarınca davalı ...’nın alacaklının rızası ile borcun iç üstlenmesinde bulunduğu halde, mahkemece Hisse Alım-Satım Protokolüne yanlış anlam verilerek asıl borçlu şirketin borçtan kurtulduğu şeklinde yorum yapılarak davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamış ve hükmün davacılar yararına bozulmasını gerektirmiştir.
3- Öte yandan davalı tarafın temyizine gelince; bilirkişi raporunda, 21.12.2012 tarihli ve 14 sayılı YK kararıyla bu alacağın, davalı şirketin üçüncü kişilerden olan alacağının temlik alınarak kapatılmasının uygun olduğuna ve durumun davalı şirkete bildirilmesine karar verildiği anlaşılmakta olup, davalı yanca bu hesabın yılsonu itibariyle bu gerekçeyle sıfırlanarak bu miktarın “diğer alacaklar” hesabına aktarıldığı, 2013 yılında ise muhasebe hilesiyle tekrar “alıcılar” hesabına aktarıldığı ileri sürülmüş olup bu konuda davalının itirazını karşılayan bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan karar verilmesi isabetli görülmemiş ve hükmün bu nedenle davalı taraf yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
4- Ayrıca, hisse devir protokolünde davalı şirketin davacı şirketlere 995.371,58 TL borçlu olduğundan söz edildiği halde, her hangi bir gerekçeye ve açıklamaya yer verilmeksizin davalı ... aleyhine bu miktardan daha yüksek bir alacağa hüküm olunması isabetli olmadığı gibi, fazla miktarın protokolden sonra doğmuş bir borç olduğu kabul edilse bile, davalı ...’nın hisse devir sözleşmesi tarihine kadar olan borçlardan sorumlu tutulması, sonraki borçlar yönünden ise sadece davalı şirketin sorumlu olduğunun kabulü gerekirken, bu husus açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesi de isabetli görülmemiş ve kararın bu nedenle de davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan sebeplerle davacılar vekilinin ve davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) no’lu bentte yer alan gerekçelerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, (3) ve (4) no’lu bentlerde açıklanan sebeplerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 22.12.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesine yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun olduğunu düşündüğümden sayın çoğunluğun (1) nolu bozma yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
...
23. Hukuk Dairesi, 2014/1970 E., 2014/7747 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
(TBK'nın 183-195) maddelerinde düzenlenmiştir.
23. Hukuk Dairesi 2014/1970 E. , 2014/7747 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 10. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 05/11/2013
NUMARASI : 2010/271-2013/257
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
-K A R A R-
Davacılar vekili, davacılardan K.. K.. ile davalı yüklenici arasında imzalanan 03.07.1991 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde kararlaştırılan teslim tarihinden 18 sonra davalının inşaatı bitirebildiğini, ancak projeye aykırı imalat nedeniyle iskân ruhsatının alınamadığını ileri sürerek, davacı K.. K.. ve ondan daire satın alan diğer davacılar yönünden toplam 14 adet bağımsız bölüm için 15.000,00 TL gecikme tazminatı ile yüklenicinin projeye aykırı olarak fazladan yaptığı bağımsız bölümlerden elde ettiği kira gelirinden davacıların paylarına karşılık şimdilik 5.000,00 TL kira alacağının avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı K.. K.. dışındaki davalıların inşaat sözleşmesinde taraf olmadığından dava haklarının olmadığını, inşaatın sözleşmede kararlaştırılan tarihten evvel bitirilerek davacılara teslim edildiğini, davacıların ayıba ilişkin muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmediğini, sözleşme tarihi ile dava tarihi arasında zamanaşımı süresinin de dolduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, kısmen benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalı yüklenicinin eseri süresinden önce teslim ettiğini kanıtlayamadığı, inşaat sözleşmesinde teslimin iskân şartına bağlandığı, iskân alınarak teslim gerçekleşmediğinden zamanaşımı süresinin işlemeye başlamadığı, davacılardan H.. K.. ve Ö.. K.. 'nun bağımsız bölümleri iktisap tarihlerinin kira ve gecikme tazminatı talebine esas 26.09.1993 -26.09.1995 tarihlerinden sonra olduğundan aktif dava ehliyetlerinin olmadığı, diğer davacı yönünden ise, projeye aykırı ve kaçak olan yapılardan dolayı gecikme tazminatı ve kira istenemeyeceği gerekçesiyle, davacılar H.. K.. ve Ö.. K.. yönünden aktif dava ehliyeti yokluğu sebebiyle, davalı K.. K.. yönünden esastan davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacılar vekili temyiz etmiştir.
1)Davacılar vekilinin gecikme tazminatına yönelik hükme ilişkin temyiz itirazları yönünden ;
Davacı H.. K.. ve Ö.. K..'nun arsa sahibinin halefi olarak bu davayı açabilmesi için, arsa sahibi K.. K.. ile davalı arasında yapılan 03.07.1991 tarihli, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan hakların satıcı arsa sahibi tarafından davacılara temlik edilmesine ilişkin dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan BK’nın 163. (6098 sayılı TBK m. 184/1) maddesi hükmüne uygun, yazılı temlik sözleşmesi sunulmalıdır. Alacağın temliki ve borcun nakli BK'nın 162 ila 181. (TBK'nın 183-195) maddelerinde düzenlenmiştir.
Temlik, alacağın ona bağlı bütün (yan ve öncelik) hakları ile birlikte devralana geçmesini sağlar ve bu işlem yapılırken borçlunun rızasının alınması gerekmez. Temlik, hatta borçlunun muhalefetine rağmen geçerli olarak doğar ve hükümlerini hasıl eder. Borçlunun temlikten sonraki asıl muhatabı artık alacağı temellük eden (devralan) kişidir. Bu itibarla borçlunun borçtan kurtulabilmesi için temlik işleminden sonra borcunu devralan kimseye ifa etmesi gerekir. Kural budur. Şu hale göre temlik anına kadar borçlu temlikin dışında iken, temlik anından itibaren evvelki alacaklı temlik işleminin dışına çıkmaktadır.
Temlikin, temlik alanla borçlu (yüklenici) arasında bazı ilişkilerin doğmasına neden olduğu çok açıktır. Zira temlik alan evvelki alacaklının yerine geçmiş borçludan (yükleniciden) ifayı istemek, gerektiğinde de borçluyu ifaya zorlamak onun hakkı olmuştur.
Yüklenici ile arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi bulunan arsa sahibinden, sözleşmede arsa sahibine bırakılan bağımsız bölümü satın alan üçüncü kişilerin, yükleniciyi (borçluyu) ifaya zorlayabilmesi için öncelikle temlik işlemini ve işlemin sıhhatini kanıtlaması gerekir. Fakat temlik işlemi kanıtlanmış olunsa da yukarıda açıklandığı üzere ifa talebinin muhatabı olan yüklenici ifaya derhal uymak zorunda değildir. Gerçekten BK'nın 167. maddesine göre ''Borçlu temlike vakıf olduğu zaman temlik edene karşı haiz olduğu def'ileri, temellük edene karşı dahi dermeyan edebilir.'' Buna göre temliki öğrenen borçlu temlik olmasaydı önceki alacaklıya karşı ne tür def'iler ileri sürebilecekse, aynı def'ileri yeni alacaklıya (temlik alan üçüncü kişiye) karşı da ileri sürebilir hale gelir. Temlikin konusu önceki arsa sahibinin arsa payı devri karşılığı yüklenici ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden arsa sahibinin yükleniciden hak kazanmadığını üçüncü kişiye temlik etmesi yüklenici bakımından önemsizdir. Diğer taraftan, arsa sahibi yükleniciye karşı öncelikli edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden kazanacağı şahsi hakkı üçüncü kişiye temlik etmişse, üçüncü kişi BK'nın 81. (TBK'nın 97.) maddesinden yararlanma hakkı bulunan yükleniciyi ifaya zorlayamaz.
Öte yandan, arsa sahibi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca kendisine isabet eden bağımsız bölümleri yükleniciden teslim alıp kabul ettikten sonra üçüncü kişilere satmış ise; yeni mâlik üçüncü kişi, yükleniciye karşı hiçbir talepte bulunamaz. Çünkü, yüklenici edimini arsa sahibine karşı yerine getirip inşaatı teslim etmekle borcundan kurtulur. Üçüncü kişi ancak, satıcısı olan eski mâlik arsa sahibinden, satış sözleşmesi nedeniyle istemde bulunabilir. BK'nın 163. (TBK'nın 184/1.) maddesi uyarınca, alacağın temliki kapsamında sözleşmeden doğan hakkın hiçbir temliki, yazılı biçimde yapılmış olmadıkça geçerli olmaz. Arsa sahibinin arsadaki paylarını ya da bağımsız bölümleri başkalarına devretmiş olması, sözleşmeden kaynaklanan haklarını ayrıca yazılı olarak temlik etmiş olmadıkça, bu hakların devri anlamına gelmez. (YHGK'nın 26.03.2008 tarih 15-279 E., 2008/277 K. sayılı ilamı bu yöndedir.)
Somut olayda, davacılar H.. K.. ve Ö.K. tarafından bu doğrultuda yazılı bir temlik sözleşmesi sunulmamış ise de, arsa sahibi K.. K..'nun adı geçen davacılar ile birlikte dava açarak talepte bulunmuş olmaları gözetildiğinde, arsa sahibi K.. K.. tarafından arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan haklarını, diğer davacılara sattığı daireler yönünden temlik ettiğinin, dolayısıyla adı geçen davacıların devraldıkları daireler yönünden arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak talepte bulunabileceklerinin kabulü gerekir.
Öte yandan davacı K. K. ile davalı arasında imzalanan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin 6. maddesinde, inşaat ruhsatının alınmasından itibaren 18 ay içinde inşaatın teslim edileceği kararlaştırılmış olup, inşaat ruhsatının 26.03.1992 tarihinde alındığı, buna göre inşaatın teslim edilmesi gereken tarihin 26.09.1993 olduğu, davacılar vekilince inşaatın bu tarihten 18 ay daha geç bitirildiği iddia edildiğinden, bilirkişi kurulunca 26.09.1993 ila 26.09.1995 dönemi için gecikme tazminatı talep edildiğinin tespiti isabetli olup, uyuşmazlık dışıdır.
Kural olarak düzenlemesi dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 355. vd. maddelerinde yer alan eser sözleşmesinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, inşaatın kararlaştırılan tarihte tesliminin gerçekleştirilememesi durumunda yüklenici borçlu temerrüde düşer ve arsa sahibinin anılan yasanın 106/2. maddesince seçimlik hakkı doğar. Arsa sahibi bu seçimlik hakkını, geciken ifayı beklemek ve gecikme tazminatını istemek olarak kullanmış ise sözleşmeyi feshetmeden, ileride olası eksik-ayıplı işlere ilişkin alacağının muacceliyetini fiili teslime erteleyerek, gecikme tazminatı alacağını her ay sonu itibariyle talep veya dava ederek, eserin teslimini bekleyebilir. Başka bir anlatımla, bu alacaklarını talep veya dava etmek için eserin yüklenici tarafından teslimini beklemek zorunda değildir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yöndedir. Nitekim, eldeki davada geciken süredeki zararın tazmini istenmektedir. Bir alacağın ifa olanağı, başka bir anlatımla dava edilebilme hakkı doğmadan, o alacak yönünden, zamanaşımı başlamaz. Nitekim, BK’nın 128. maddesi, zamanaşımının alacağın muaccel (dava edilebilir veya istenebilir) olduğu tarihten başlayacağını açık bir şekilde belirtmiştir.
Gecikme tazminatı alacağına ilişkin zamanaşımı, o alacakların muaccel oldukları ay sonlarından mı, yoksa teslime kadar tümü için fiilî teslim tarihinden mi başlayacaktır?
Zamanaşımının, eserin tesliminde başlatılmasını öngören BK’nın 363. maddesi, gecikme tazminatına değil, kusura ve dolayısıyla eksik işlere ilişkin olup, madde metninde bu açıkça belirtilmiştir. Bu kural doğrudur; zira, ayıplı ve eksik işler alacağı, ancak teslim tarihinde muaccel (dava edilebilir) hale gelir. Çünkü, ayıp ve eksik işlerin parasal karşılıklarını istemek için, BK’nın 106/2. maddesinde belirtilen ilk seçimlik hak doğrultusunda, eserin teslimini beklemek gerekir ki, eser teslim edilir edilmez mutâd sürede o eseri muayene edip, eksik-ayıplı işler var mı, yok mu, varsa parasal karşılıklarının ne olduğu tesbit edilebilsin. Sonuç olarak kira tazminatında zamaşımı süresi bağımsız bölümün teslim edilmesi gereken tarihten itibaren başlar. O halde arsa sahibi gecikilen her ay için zararını davayla isteyebileceğine göre her geçen ay zararı o ayın sona ermesiyle istenebilir (muaccel) hale gelir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 02.05.1989 gün ve 3941/2261 sayılı ilamı ile Dairemizin 13.02.2013 tarih ve 2012/6798 E., 2013/787 K., 20.09.2013 tarih ve 2731 E., 5618 K.; 13.03.2014 tarih ve 2013/8510 E., 2014/1907 K., 26.03.2014 tarih ve 2013/7952 E., 2014/2300 K. sayılı ilamları da bu yöndedir. Nitekim, dava tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı BK'nın 129. (TBK'nın 150.) maddesi, varılan bu sonuca paralel bir düzenleme içermektedir.
''Arsa sahibi ifayı bekliyor ise, yüklenici sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmek zorundadır. Sözleşme ifa ile sonuçlanmamışsa, zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. O halde, gecikme tazminatı istemleri yönünden zamanaşımının başlangıç tarihi, sözleşmeye göre yüklenicilerin edimlerini yerine getirerek davacıya ait bağımsız bölümleri teslim tarihidir.'' şeklinde bir sonuca varılamaz ve BK'nın 106/2. maddesinden bu yönde bir sonuç çıkartmak mümkün değildir.
Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d maddesindeki dava ehliyeti, fiil ehliyetinin medeni usûl hukukunda büründüğü şeklidir. Fiil ehliyetine sahip olan bütün gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptir.
Aynı Kanun'un 114/1-e maddesindeki dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve talep sonucu hakkında kendi adına hüküm alabilme yetkisidir (HMK md. 53). Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Kural olarak taraf ehliyeti ve dava ehliyeti bulunan kişinin dava takip yetkisi vardır. Ancak bazı istisnai durumlarda davada taraf olarak gösterilen kişinin taraf ve dava ehliyeti olmasına rağmen dava takip yetkisi olmayabilir. Örn: Hakkında iflas kararı verilen kişinin taraf olduğu hukuki davalarda da istisnai durumlar dışında davayı takip yetkisi iflas idaresine aittir.
Taraf sıfatı (husumet) ise, maddi hukuka göre belirlenen, bir subjektif hakkı dava etme yetkisini ya da bir subjektif hakkın davalı olarak talep edilebilme yetkisini gösteren bir kavramdır. Taraf ehliyeti; davada taraf olabilme, usulî hukuki ilişkinin süjesi olabilme ehliyetidir. Taraf ehliyetine sahip olan kişi, davada davacı veya davalı olabilecektir. Bu nedenle, taraf ehliyeti usûli bir kavramdır. Taraf ehliyetine sahip olabilmek için medeni hukuktaki hak ehliyetine sahip olmak gerekir. HMK'nın 50. maddesine göre, medeni haklardan yararlanma ehliyetine sahip olan, taraf ehliyetine de sahiptir. Buna göre tüm insanlar, hak ehliyetine ve dolayısıyla taraf ehliyetine sahiptir. Dava ehliyeti ise, medeni hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir. (HMK md. 51) Fiil ehliyetine sahip olan kişi, dava ehliyetine de sahiptir ve davayı yürütebilir, usûl işlemlerini yapabilir. Reşit olan ve temyiz kudretine sahip olan kişiler fiil ehliyetine sahiptir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve dava takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, "sıfat" yerine "husumet" terimi de kullanılmaktadır. Sıfat dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa, dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur.
Bu husus mahkemece re'sen gözönünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def'i de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re'sen nazara alınması gerekli hukuki bir durumdur.
Somut olayda kira tazminatı istenen dönem ve dava tarihi dikkate alındığında mahkemece, BK'nın 126/4. maddesindeki zamanaşımı süresinin dolduğu gözetilerek, davacı K.. K.. yönünden bu istek kalemine ilişkin davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, diğer davacılar yönünden ise esastan reddine karar verilmesi gerekirken, davacı K.. K.. yönünden zamanaşımının hukuki teslimle başlayacağının kabulü ile zamanaşımı süresinin henüz dolmadığı gerekçesine dayanılması, diğer davalılar yönünden ise dava ehliyetlerinin bulunduğu gözardı edilerek adı geçen davacıların davalarının dava ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi doğru olmamış ise de, verilen karar sonucu itibarıyla doğru olduğundan davacılar vekilinin gecikme tazminatına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2)Davacılar vekilinin, yüklenicinin projeye aykırı olarak fazladan inşa edip kiraya verdiği bağımsız bölümlerin kira gelirinin payları oranında tahsili istemine ilişkin hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Mahkemece, davalının projeye aykırı şekilde fazladan inşa ettiği bölümlerin kiraya verilmesi nedeniyle, kira tazminatının tahsili istemlerinin reddine ilişkin hükmünün gerekçesi HMK'nın 297/1-c maddesine uygun oluşturulmamış ise de bu istemi de içerecek şekilde "binanın kaçak yapı olduğu gerekçesiyle " davanın reddine karar verilmiştir.
Yukarıda 1 numaralı bentte açıklandığı üzere taraflar arasındaki inşaat sözleşmesi geçerli ise, yüklenicinin inşa ettiği yapı kaçak ta olsa arsa sahibi sözleşmeye dayanarak kira tazminatı isteyebilir.
Bu durumda mahkemece, sözleşmenin geçerli olduğu gözetilerek, davacıların sözleşme dışı ve projeye aykırı olarak fazladan inşa edilen bağımsız bölümlerin kiraya verilmesi sebebiyle kira tazminatı istemine ilişkin uyuşmazlığın esası incelenip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken bu istemle ilgili herhangi bir tartışma ve değerlendirme yapılmaksızın yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi HMK 'nın 297/1-c maddesi hükmüne aykırı olmuştur.
3-Kabule göre de, mahkemece davacılar H.. K.. ve Ö.. K..'nun aktif dava ehliyetinin bulunmadığı kabul edildiğine göre, 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarını düzenleyen 114/1-d ve 115. maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar verilmesi gerekekirken yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru olmamıştır.
Öte yandan, karar tarihi itibariyle yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 3/2. maddesi, "Müteselsil sorumluluk da dahil olmak üzere, birden fazla davalı aleyhine açılan davanın reddinde, ret sebebi ortak olan davalılar vekili lehine tek, ret sebebi ayrı olan davalılar vekili lehine ise her ret sebebi için ayrı ayrı avukatlık ücretine hükmolunur." hükmü, aynı tarifenin 7/2. maddesinde ise "Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur" hükmü düzenlenmiştir.
Bu durumda mahkemece, davacı K.. K..' nun davasının esastan, diğer davacıların davalarının ise aktif dava ehliyeti yokluğundan reddine karar verildiğine göre, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 7/1 ve 3/2. maddeleri uyarınca red sebebi aynı olan davacılar H.. K.. ve Ö.. K..'nun 1.320,00 TL nisbi vekalet ücretinden sorumlu tutulması gerekirken, davası esastan reddedilen davacı K.. K..'nun sorumlu olduğu vekalet ücretinden adı geçen davacı gibi sorumlu tutulmaları da doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
(A)'nın (B)'ye 100.000 TL borcu vardır. (C), (A) ile yaptığı bir anlaşmayla, (A)'nın (B)'ye olan borcunu bizzat ifa etmeyi veya (B)'nin rızasıyla borcu üstlenerek (A)'yı borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, (A) ile (C) arasındaki bu hukuki işlem aşağıdakilerden hangisidir?
A) Borcun dış üstlenilmesi
B) Borcun iç üstlenme sözleşmesi
C) Borca katılma
D) Alacağın devri
E) Sözleşmeye katılma
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.