6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 196

Türk Borçlar Kanunu 196. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 196- Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur. İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir. Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır. II. Önerinin bağlayıcılığı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/605 E., 2024/2790 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
üzerinde inceleme yapılarak alt bayi alacak ve borçlarının tespit edildiği, ödeme şeklinin her iki şirketçe kabul edildiği ve yapılan ödemelerin ödeme planına uygun olduğu, alacaklı davacı şirketçe listenin çekince koymadan kabul edildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 196 ncı maddesi uyarınca borcun nakli gereği ifa edildiği, 365 bayinin tümünün cari hesap borçlarının üs
11. Hukuk Dairesi         2023/605 E.  ,  2024/2790 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/916 Esas, 2022/1698 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2018/1316 E., 2020/282 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.04.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 31.10.2017 tarihinden itibaren ... Dağıtım Merkezi görevini davalı şirkete devrettiğini, ... İletişim A.Ş.'nin 2008-2017 tarihleri arasında ... Dağıtım Merkezi olan müvekkili şirket ile var olan dağıtım merkezi sözleşmesini sonlandırdığını, 25.10.2017 tarihinde tutulan tutanak ile personel ... imzasına cari hesaplar ile demirbaşların miktarları ile açıklamalı, personel ihbar ve kıdem tazminatı, pos cihazları, ... Dağıtım Merkezi işinden kaynaklı tüm iş ve ekipmanların listesinin tebliğ edildiğinin davalı yanın müvekkiline gönderdiği Kadıköy 32.Noterliğinin 10.04.2018 tarih ve 13445 yevmiye numaralı ihtarname içeriğinde ikrar edildiğini, davalının 03.01.2018 tarihinde 300.000,00 TL, 24.01.2018 tarihinde 364.000,00 TL ödeme yaptığını, bu iki ödeme cari hesaptan düşülerek dava konusu alacağın tespit edildiğini, 23.11.2017 tarihli müvekkili personeli .......ve davalı personeli ...’ın imzasını havi cari hesap devir protokolü uyarınca davalının kabul ettiği alt bayilerin TDM borcu olan 1.725.093,02 TL cari alacaktan, alt bayilere borç olan 206.825,27 TL davalının yaptığı 300,000,00 TL ve 364,000,00 TL'lik ödemler düşülerek şimdilik 854.267,75 TL'nin dava konusu edildiğini iddia ederek 854.267,75 TL cari hesap devir alacağının TDM devir tarihi olan 31.10.2017 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraf şirketler arasında imzalanan ikili bir devir sözleşmesi bulunmadığını, yapılan ... Dağıtım Merkezi görev değişikliği işleminin herhangi bir şekilde işyeri/işletme devri şeklinde nitelendirilemeyeceğini,... İletişim Anonim Şirketi tarafından ... Dağıtım Merkezi görevinin müvekkili şirkete verilmesinin akabinde ... İletişim A.Ş.’nin düzenlediği bir toplantıda ... Dağıtım Merkezi görevi fesih edilmiş olan şirketlerin yetişmiş personelinin dağıtım merkezi görevini yeni üstlenen şirketler tarafından işe alınmasının faydalı olabileceği ve mutabık kalınan alt bayi cari alacaklarının bedelinin TDM görevi fesih edilen şirketlerden satın/temlik alınabileceğinin önerildiğini, yapılan öneri doğrultusunda davacı şirketin alt bayi cari hesap alacakları incelenip birebir alt bayiler ile görüşülerek ibraz edilen cari hesap mutabakatlarının teyidi yapıldığını ve bu inceleme sonucunda müvekkil şirketin, bedelini ödemek suretiyle devir/temlik almak istediği alt bayii cari hesap alacaklarını davacı şirkete bildirdiğini, 25.10.2017 tarihli tutanak ile gerekli evrakların teslim alındığını, 922.398,13 TL tutarındaki alacaktan, bayi alacakları olan 167.939,00 TL mahsup edilerek bayi numara havuzuna yüklenen karşılık tutarı olan 100.000,00 TL'nin de mahsup edilmesi sonucu net ödeme yapılacak rakam 654.459,13 TL olarak hesaplanıp davacı şirkete iletildiğini, aynı mailde ödeme şekli teklifi de gönderilmiş olup 29.12.2017 tarihinde yapılan toplantı ile bu teklifin davacı şirket tarafından onaylandığını, onayın 29.12.2017 tarihli mail ile de teyit edildiğini, onay akabinde belirlenen ödemelerin yapıldığını, talep edilen alacağın müvekkili şirketin muhasebe kayıtlarında bulunmadığını, müvekkili şirket tarafından faturalara itiraz edilerek davacı şirkete iade edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ticari işletmenin devrinden söz edilebilmesi için öncelikle bir devir sözleşmesi yapılması zorunluluğu bulunduğu, devir sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması zorunlu olup taraflar arasında devir iradesini ortaya koyan yazılı bir sözleşmenin mevcut olmadığı, dava dışı ...’in tasarrufuyla davacının dağıtım merkezi sözleşmesinin feshedildiği ve davalının hizmet alanı genişletilerek yeni dağıtım bölgeleri tevdi edildiği, yetişmiş eleman kaybının önüne geçmek ve alt bayilerle olan ilişkileri sürdürmek adına bayilik sözleşmesi feshedilen şirketlerdeki personelin kıdem tazminatının devir alan bayilerce ödenmesinin istendiği, aynı zamanda alt bayilerle olan cari hesap ilişkisinden doğan borçların da üstlenilmesinin talep edildiği, hukuki olarak ortada mevcut olan ilişki davalının, davacının alt bayilerinin cari ilişkiden kaynaklanan borçlarını üstlenmesi olduğunu, davacının iddiasına göre davalının alt bayilerin toplam borcu 1.725.093,02 TL’den alt bayilere olan borç tutarı olan 206.825,27 TL ile davalının davacıya yaptığı toplam 664.000,00 TL ödemenin düşülmesi ile tespit edilen 854.267,75 TL’yi ödemesi gerektiği iken yapılan ticari defter incelemesinde ise davalının hesapladığı tutarın 90.459,13 TL olarak tespit edildiği, 100.000,00 TL’lik bayi havuzuna yüklenen karşılık tutarı yer almadığından ve buna ilişkin dava dışı ...’den temin edilen bir belge olmadığından bu tutarın dikkate alınmadığı, bilirkişi marifetiyle davalı ticari defterlerinden tespit edilen 90.549,13 TL’nin dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik incelemeye dayalı olduğunu, delil listesinde yer alan delillerin toplanmadığını, devrin açık olduğunu, 25.10.2017 tarihinde tutulan tutanak ile davalı personeli .... imzasına cari hesapların, demirbaşların miktarları ile açıklamalı, personel ihbar ve kıdem tazminatı, pos cihazları, ... Dağıtım Merkezi işinden kaynaklı tüm iş ve ekipmanların listesinin tebliğ edildiğinin davalı tarafından gönderilen 10.04.2018 tarihli ihtarnamede ikrar edildiğini, ayrıca davalıya cari hesapların bedel belirterek 23.11.2017 tarihli tutanak ile cari hesap devir protokolü ile .....imzasına tebliğ edildiğini, davalının savunmasında, bayi borçlarının mahsup edildiğini, hatta havuza yüklenen 100.000,00 TL'nin bile hesap edildiğini belirterek devri açık olarak kabul ve ikrar ettiğini, alacak hesabında davalının kayıtları dışında herhangi bir kaydın dikkate alınmadığını, öncelikle cari hesabın netleşmesi için ...'e müzekkere yazılarak 23.11.2017 tarihi itibariyle .....'in alt bayilerden alacağı olan cari hesap toplamının celp edilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında ticari işletmenin devrinden söz edilemeyeceği, somut olayda ... alt bayilerinin cari hesap borçlarının davalı şirket tarafından üstlenilmek istendiği, 1 yıllık dökümlerin talep edildiği, 23.11.2017 tarihli tutanakla listelerin tebliğ edildiği, her ne kadar davacı tarafça bu tutanak devir protokolü olarak yorumlanmakta ise de, listelerin devrinin konu edilmesi ve ayrıca şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerce imzalanmaması nedeniyle devir sözleşmesi olarak kabulünün mümkün görülmediği, listelerin tesliminden sonra şirketler arası yapılan yazışmalarla sabit olduğu üzere listeler üzerinde inceleme yapılarak alt bayi alacak ve borçlarının tespit edildiği, ödeme şeklinin her iki şirketçe kabul edildiği ve yapılan ödemelerin ödeme planına uygun olduğu, alacaklı davacı şirketçe listenin çekince koymadan kabul edildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 196 ncı maddesi uyarınca borcun nakli gereği ifa edildiği, 365 bayinin tümünün cari hesap borçlarının üstlenildiğine dair dosyada somut delil bulunmayıp davacı vekilinin bu hususa yönelik istinaf sebebinin yerinde olmadığı, her ne kadar ... İletişim Hizmetleri A.Ş.'ye müzekkere yazılarak 23.11.2017 tarihi itibariyle alt bayilerden olan cari hesap toplamının celp edilmesi gerekirken Mahkemenin eksik inceleme yaptığı beyan edilmiş ise de bu tarih itibari ile sadece incelenecek listeler tebliğ edildiğinden ve tüm bayilerin cari hesap borçları üstlenilmediğinden bu yöne ilişkin istinaf sebebin,n de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C.Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, sözleşmeye dayalı alacak istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2020/8323 E., 2022/5140 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
6098 sayılı TBK 196/1 maddesinde borcun dış üstlenilmesi düzenlenmiş olup, borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılmasının, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle kurulacağı öngörülmüştür.
11. Hukuk Dairesi         2020/8323 E.  ,  2022/5140 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında görülen davada Ankara 10. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 25.02.2019 tarih ve 2019/7 E- 2019/138 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nce verilen 30.09.2020 tarih ve 2019/1663 E- 2020/885 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 21.06.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; müvekkili şirketin borçlu olmamasına rağmen hakkında icra takibi başlatıldığını ve usulsüz tebligat suretiyle takibin kesinleştirildiğini, bu durumun haksız ve kötüniyetli olduğunu belirterek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, davalının takip miktarının % 20 oranından aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin davalı şirkete 2012 yılı sonuna kadar ortak olduğunu, bu tarihten sonra şirket hisselerini diğer hissedarlardan ...'e devretmek suretiyle şirketteki ortaklığının sona erdiğini, davacı şirketin Giresun Seka Aksu Kağıt Fabrikasının sahibi olduğunu, aylık elektrik faturaları yüksek olduğundan davacı şirketten Çoruh Elektrik A.Ş. tarafından 306.240,00 TL teminat mektubu istendiğini, müvekkilinin işbu teminat mektubu için davacı şirkete kefil olduğunu, Çoruh Elektrik A.Ş.'nin daha sonra teminat mektubunu nakde çevirdiğini, işbu borçtan dolayı müvekkilinin hesabından banka tarafından 31/07/2012 tarihinde 66.397,84 USD ve 52.868,90 TL tahsilat yapıldığını, davacı şirketin bu bedeli ödememesi üzerine ilamsız takip yoluna başvurulduğunu savunarak davanın reddine, kötü niyetli olan davacının takip miktarının % 20 oranından aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre; davalı davacı şirketteki paylarını dava dışı üçüncü kişiye devrettiği 28/12/2012 günlü Devir Senedi başlıklı sözleşmenin 3. bendinde hisse devrinin yapıldığı tarihe kadar olan banka teminat mektubu borçlarından da devir alan dava dışı üçüncü kişinin sorumlu olduğu düzenlendiği, ayrıca davalı alacaklının davacı borçluya borç verdiğine ilişkin bir yazılı belge dosya içerisine sunulmadığı, dolayısıyla davalı alacaklının davacı borçludan alacaklı olduğunu kanıtlayamadığı, davalının kötüniyetli olarak takip başlattığına ilişkin bir kanıt bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, takip dosyasında davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacının kötü niyet tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince; davalının davacı şirketteki hisselerini, hisselerden kaynaklanan tüm hak, alacak ve borçları ile birlikte dava dışı ...’e devrettiği, davacının şirket hissesine bağlı bir alacağı değil kefilin borcu ödemekle asıl alacaklı yerine geçerek borçluya başvurma hakkına dayalı alacak iddiasıya takip başlattığı, İlk Derece Mahkemesinin hisse devir sözleşmesi ile kefalet sözleşmesinden kaynaklı rucu ilişkisindeki alacağın da yeni hissedar devir edildiğine ilişkin kabulünün yerinde olmadığı, öte yandan hisse devir sözleşmesinin 3. maddesi hisse devir alanın borç üstlenimine ilişkin olup -alacağın temliki niteliğinde bulunmamaktadır- bu ilişki dışındaki alacaklı bankayı bağlamadığından borcun kefil olan davalıdan tahsil edildiği, bu durumda kefil sıfatı ile borcu ödeyen davalının borcun üstlenilmesi sözleşmesi kapsamında alacağını devir ettiği ileri sürülemeyeceğinden ilk derece mahkemesinin bu yöndeki kabulünün de doğru olmadığı, davacı asıl borçlu şirketin teminat mektubu tazmin borcu nedeniyle davalının bankadaki hesabından 66.397,84 USD (162.840,00 TL) ve 51.986,89 TL olmak üzere toplam 214.826,89 TL tahsil edildiği anlaşılmakla takipte 700,01 TL fazla talep ettiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, hükmün kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davacının Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2015/3639 Esas sayılı icra takip nedeniyle davalıya 700,01 TL alacak yönünden borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davalının red edilen tutar yönünden kötüniyetli takip başlattığı ispatlanmadığından davacının kötüniyet tazminat isteminin reddine, davacının tedbir istemi red edildiğinden ve takip durmadığından davalının tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tarafların temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 3.815,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 26,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 22/06/2022 tarihinde kesin olarak oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava, genel kredi sözleşmesi çerçevesinde verilen teminat mektubunun davadışı banka tarafından nakde çevrilmesi sonucu müteselsil kefil olan davalıdan tahsil edilen bedelin davalı tarafça genel kredi sözleşmesi uyarınca asıl borçlu davacıdan tahsili amacıyla yapılan genel haciz yolu ile icra takibindeki alacaktan borçlu olmadığının tesbiti istemine ilişkindir. Davalının, davacı şirket ortağı olduğu dönemde 31.07.2022 tarihinde, davacıya kefaleti nedeniyle 66.397,84 USD ve 52.686,90 TL ödeyerek bu tarih itibariyle davacı şirketten alacaklı olduğu, Davalının, davacı şirketteki alacağını tahsil etmeden 28.12.2022 tarihinde şirketteki tüm hak ve hisselerini davadışı ...’e devrettiği, davalı ile davadışı ... arasında 28.12.2022 tarihli “Devir Senedi” düzenlendiği, Davacı şirketle ortaklık bağı kalmayan davalının, hisse devrinden 3 yıla yakın süre geçtikten sonra Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2015/3639 sayılı dosyasında şirket aleyhine genel haciz yolu ile icra takibi yaptığı, kesinleşen takip üzerine borçlu (davacı) tarafından eldeki menfi tespit davasının açıldığı dosya içeriği ile anlaşılmaktadır. 6098 sayılı TBK 196/1 maddesinde borcun dış üstlenilmesi düzenlenmiş olup, borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılmasının, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle kurulacağı öngörülmüştür. TBK 19/1 maddesinde de “bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradelerinin esas alınacağı” düzenlenmiştir. Uyuşmazlık, davalı ile davadışı ... arasında düzenlenen 28.12.2012 tarihli “devir senedi”nin, davalının, devirden önce davacı şirketten kefalete dayalı alacağını da kapsayıp kapsamadığı noktasındadır. 28.12.2022 tarihli devir sözleşmesi, TBK 196/1 maddesine uygun şekilde borcu üstlenen (...) ile alacaklı (davalı) arasında akdedilmiştir. Devir senedinin 3. maddesi ile ... “hisse devrinin yapıldığı tarihe kadar şirketin banka kredileri, kamu borçları, teminat mektubu borçları ve tazmin bedelleri ve 3. şahıslar nezdinde doğmuş ve doğacak her türlü borçları ve fer’ileri, kefaletleri, taahhütleri ve bunların hukuki ve mali sonuçlarını üstlendiğini, boçların borçlusu olduğunu, devredene rücu edecek takip ve talep edilen her türlü ödemelerin kendisi tarafından ifa edilip tamamıyla ödeneceğini” taahhüt etmiş olup devreden ...’da, devir alanın 3. maddede taahhüt ettiği taahhütlerini kabul etmiştir. Devir alan ..., Devir senedinin 3. maddesi ile şirketin tüm borçlarını, teminat mektubu borçlarını, ve tazmin bedellerini ödemeyi üstlenmiş olup, üstlenilen şirket borçları tabiidir ki şirketin ...’a olan borçlardır. Devir senedi ile şirketin tüm borçları üstlenildiğinde bu borçlar, bir ayrıma gidilmediği için ...’ın hem paya bağlı şirketten alacakları, hem de pay sahibi olmanın dışında doğan alacaklarıdır. Borcun dış üstlenilmesine ilişkin sözleşme şirket alacaklısı davalı ile borcu üstlenen ... arasında düzenlendiğinden ve şirketin ...’a olan her türlü borcu devir senedinin 3. maddesi kapsamında kaldığından artık davalının dava konusu alacağı devir senedinin 3. maddesi hükümlerine rağmen davacıdan talep etmesi mümkün değildir. Bu durumda isabetli bir şekilde davanın kabulüne karar verilen ilk Derece Mahkemesi kararına vaki istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun kabulüne ve davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekirken yazılı gerekçe ile onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne karşıyım.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5372 E., 2023/892 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tarafından ise açıkça imzası inkar edilmeyen 06.08.2014 tarihli “Beyan ve Taahhüt” başlıklı belgenin 6098 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçları için verilmiş tüm kefaletlerinin toplamı olan 30.000.000 TL borcun kabul edilerek asıl borçlu şirketin borcu üstlenmesi şeklinde bir belge olduğu, borcu üstlenmenin, borc
11. Hukuk Dairesi         2021/5372 E.  ,  2023/892 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/318 Esas, 2021/540 Karar HÜKÜM : Davanın kabulüne İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2014/1421 E., 2018/1261 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 14.02.2023 günü hazır bulunan davacı vekilleri Avukat..., Avukat ... ile davalılar ... ve ... vekilleri Avukat ..., Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıların birlikte hakim hissedarı ve sahibi oldukları Map Mümessillik ve Ticaret A.Ş. ve İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. ile aralarında daha önceye dayalı ticari bir ilişki olduğunu, dava dışı Saray Matbaacılık Kağıtçılık Kırtasiyecilik Tic. A.Ş.'nin 2009 yılı başında müvekkilinden kağıt satın almak istediğini, müvekkilinin bu şirketten teminat istemesi üzerine banka teminat mektubu veremediğini, Map Mümessillik ve Ticaret A.Ş. firmasının sahipleri davalılar ... ve ...'ın Saray Kağıt'a kendi şirketleri üzerinden satış yapılması ve Saray Kağıt'tan alınacak çeklerin de Map Mümessillik cirosu ile müvekkiline verilebileceğinin bildirilmesi üzerine geçmiş yıllardaki ticaretin verdiği güvenle "Saray Kağıt'a, Map Mümessillik Şirketi üzerinden mal verilmesi" fikrinin makul göründüğünü, davalıların Map Mümessillik ve Tic. A.Ş.'nin borçlarını teminen 08.05.2009 tarihli, 5.000.000,00 TL limitli müteselsil kefalet senedini müvekkiline teminat olarak tevdi ettiklerini, 2012 yılına kadar Saray Kağıtçılık çeklerinin Map Mümessillik A.Ş. tarafından ciro edilerek müvekkiline verildiğini, 2013 yılı başında davalıların yine bütün hisseleri kendilerine ait ortaklaşa sahip oldukları İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. firması üzerinden ticaretlerine devam etmek istediklerini bildirmeleri üzerine, kağıt alımlarını İnterpap Dış Ticaret ve Mümessillik A.Ş. üzerinden gerçekleştirmeye başladıklarını, bu ticari ilişkinin teminatı olarak da 26.12.2012 tarihinde müvekkiline 8.000.000,00 TL'lik kefalet senedi tanzim ederek tevdi ettiklerini, daha sonra 2013 yılı başlarında davalıların talebi üzerine, Saray Kâğıtçılık firmasına giden tüm kâğıtlara karşılık İnterpap firmasının çeklerinin doğrudan alınmaya başlandığını, alıcı şirketin ortakları ve yöneticileri olan davalılar ... ve ... (kefiller) tarafından müvekkiline 26.12.2012 tarihli, 8.000.000,00 TL'lik tevdi edilen kefaletnameden sonra, 16.12.2013 tarihinde 9.000.000 TL'lik ikinci bir kefaletname verildiğini, son olarak 22.05.2014 tarihli, 13.000.000 TL'lik kefalet senedi ile toplam 30.000.000,00 TL limite yükseltilmiş üçüncü kefaletnameyi imzalayarak 3 ayrı müteselsil kefalet senedi imzalanarak müvekkiline teslim edildiğini, 2014 yılında İnterpap A.Ş.'nin ödemelerini yavaşlattığını, gecikmelerin başladığını, bunun üzerine, davalıların 06.08.2014 tarihinde "Beyan ve Taahhüt" başlıklı bir belgeyi ("Taahhütname") 30.000.000,00 TL limitli kefaletlerinin varlıkları ve geçerliliklerinin teyit edildiğini, İnterpap A.Ş.'nin verdiği çeklerin ödemesinin durduğunu, 29.08.2014 tarihinde bu kez İnterpap, ... ve ...'a borcun ödenmesi ihtarının gönderildiğini, muhatapların 08.09.2014 tarihli cevabi ihtarname ile "ihtarname müstenidatı olarak sunulan gerek kıymetli evrak ve gerekse de sair belgeler ya da ihtarnamede atıfta bulunulan belgeler altında imzalarının bulunmadığını, müvekkiline karşı borçlarının bulunmadığını, kefalet taahhütlerinin süresinin dolduğunu ve kefaletlerin usulüne uygun olmadığını" beyan ederek ödemede bulunmayacaklarını beyan etmeleri üzerine verilen kefalet senetleri üzerinde özel grafoloji uzmanından rapor alındığını ve bu rapor ile 26.12.2012 tarihli kefaletnamedeki ... imzası ile her üç kefaletnamede ve 06.08.2014 tarihli taahhütnamede yer alan ... imzalarının anılan şahıslara ait bulunduğu sonucuna varıldığını, İnterpap firmasının cari hesap borç bakiyesinin 13.273.595,85 USD'ye ulaştığını, İnterpap ve kefillerin borç ödeme edimlerini yerine getirmemesi üzerine, fazlaya dair tüm haklar saklı kalmak kaydıyla ödenmeyen 13 adet çek için İnterpap A.Ş. aleyhine takip başlatıldığını, icra dosyasına yapılan bir ödeme olmayıp davalıların, imzaları kendilerine ait olan ve limiti belli kefalet senedi doğrultusunda borçlu olduklarını, ancak kefalet sözleşmelerinin şekil şartları yerine getirilmediğinden geçersiz olduklarının iddia edilmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmesi gerektiğini, hukuki sorumluluklarından dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olarak sıyrılmaya çalışan davalı kefiller hakkında fazlaya dair tüm talep ve dava hakkı saklı tutularak şimdilik (2.695.000,00 USD x 2.2384 kur ile) toplam 6.032.488,00 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davaya dayanak olarak sunulan kefalet sözleşmelerinin yasada aranan geçerlilik şartlarını haiz olmadığını, bunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde değerlendirilemeyeceğini, ayrıca davalı ...’ın kefaletine dair 26.12.2012-16.12.2013 ve 22.05.2014 tarihli kefalet senetlerindeki müvekkiline atfen atılı imzaların müvekkiline ait olmadığını, bu hususun davacının dilekçesinde kabul edildiğini, müvekkili ...'nın ise, kefalet senedini diğer borçlusu müvekkil ...'ın imzaladığının kendisine beyan edilmesi üzerine iyi niyetli olarak imzaladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı taraf ile Map Mümessillik ve Tic. A.Ş. ve İnterpap A.Ş. arasında kağıt alım satımına ilişkin ticari alışveriş bulunduğu ve kefalet sözleşmelerinin bu alışverişe istinaden davacı tarafa teslim edildiği hususunda bir ihtilaf bulunmadığı, kefalet sözleşmelerinin tamamının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) yürürlük zamanında akdedildiği, kefaletlerin, 6098 sayılı Kanun'un 583 ve 584 üncü maddelerinde öngörülen şekil şartlarını taşımadığı, imza inkarı nedeniyle davalı asıllara davalılar vekilince bildirilen adreslerine isticvap davetiyesi usulüne uygun tebligat ile tebliğ edildiği, ancak davalıların duruşmada hazır bulunmadığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 171 ve 211 inci maddeleri gereğince davalılar imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmadığından kefalet sözleşmelerindeki imzalarının kendilerine ait olduğunu ikrar etmiş olarak kabul edileceği, davalılardan ...'nın senetlerin kendisi tarafından imzalandığını ve davacı tarafa teslim edildiğini, İstanbul Anadolu C. Başsavcılığına verdiği 27.10.2015 tarihli ifadesinde ikrar ettiği, 06.08.2014 tarihli taahhütnamede de davalıların bu tarihten önce vermiş oldukları kefaletleri teyit ettikleri, 06.08.2014 tarihli "Beyan ve Taahhüt" başlıklı belge bakımından da davalıların imza incelemesi yapılmak üzere hazır bulunmamasının sonucu olarak imzalarının kendilerine ait olduğu hususunun ikrar edilmiş olduğu, ayrıca kefiller Map Mümessillik ve Tic. A.Ş. ve İnterpap Dış Tic. ve Mümessillik A.Ş.'nin ortak ve yöneticileri olup tacir olduklarından 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddelerindeki eş rızası koşulu aranmasının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi kapsamında dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve eş rızası olmasa da kefalet sözleşmesinin hukuken geçerli nitelikte olduğu, davalıların ortağı olduğu şirketler ile davacı taraf arasında 2014 yılı Ağustos ayına kadar devam eden ticari ilişki nedeniyle davacı tarafta şekil eksikliğine rağmen kefalet sözleşmesinin geçerli olduğu hususunda haklı bir güven oluşturdukları, ancak kefalet sözleşmesinden doğan borçlarını şekil eksikliği ve imza inkarı nedenlerine dayandırarak ifadan kaçındıkları, kendi borcunu yerine getiren davacıya karşı sözleşmenin şekil eksikliği sebebiyle geçersiz olduğunu ileri sürmenin dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırı olup hukuk düzenince himaye edilemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulü ile 6.032.488,00 TL'nin 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; şekil şartını haiz olmadığından kesin hükümsüz olan kefalet sözleşmelerinin, emredici yasa hükmüne rağmen geçerli sayılarak ve üzerindeki imzanın davalı müvekkili ...'a ait olmadığı hususu dosyada sabit olduğu hâlde davanın kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki davacı tarafın dava dilekçesi ve delil listesi ekinde sunduğu özel inceleme evrakı ile imzaların müvekkili ...'a ait olmadığını beyan ve kabul ettiği hâlde, İlk Derece Mahkemesince davacı tarafın imza incelemesi talebinin kabulüne karar verilerek ve isticvap hususunda haklı talepleri reddedilerek usule aykırı davranıldığını, oysa müvekkiline isticvap davetiyesi tebliğ edilemediğini, kanunun emredici normu ve yerleşmiş Yargıtay kararları gereğince kesin hükümsüz olan kefalet sözleşmelerinin, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı çerçevesinde geçerli sayıldığını, hangi nedenlerden dolayı müvekkillerinin kötü niyetli olduklarına kanaat getirildiğinin hüküm gerekçesinde açıklanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kefalet sözleşmeleri geçersiz olduğundan davalıların kefil ve/veya müteselsil kefil olarak sorumlu tutulması mümkün bulunmadığı gibi davalılar hakkında sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan yürütülen cezai soruşturma sonucunda, Kemalpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 05.03.2019 tarihli, 2015/1348 nolu soruşturma ve 2019/858 K. sayılı kararıyla davalılar hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği sabit olup söz konusu “Müteselsil Kefalet Senedi” başlığı altında birden fazla aynı şekilde düzenlenen ve kanunda aranan geçerlilik şartlarını haiz olmayan kefalet sözleşmelerinin şeklen geçersizliğinin davalılarca ileri sürülmesinin davacının tacir sıfatı ve basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü çerçevesinde hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği, ancak davalı ... tarafından imzası kabul edilen, diğer davalı ... tarafından ise açıkça imzası inkar edilmeyen 06.08.2014 tarihli “Beyan ve Taahhüt” başlıklı belgenin 6098 sayılı Kanun'un 196 ncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçları için verilmiş tüm kefaletlerinin toplamı olan 30.000.000 TL borcun kabul edilerek asıl borçlu şirketin borcu üstlenmesi şeklinde bir belge olduğu, borcu üstlenmenin, borcu üstlenen açısından borçlandırıcı bir işlem olduğu ve kanunda şekil şartı da aranmadığı, sonucu itibari ile doğru olan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilmesi gerektiği gerekçesiyle davalıların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile davacının talebi ile bağlı kalınarak talep gibi 6.032.488,00 TL’nin davalılardan temerrüt tarihi olan 10.09.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf mahkemesi kararının hüküm fıkrasının çelişkili olduğunu, davacı tarafça delil listesinde bildirilmeyen delillerin dosyaya ibraz edildiğini, istinaf aşamasında sunulan delilin karara esas alındığını, müvekkillerinin ne için isticvap edildiğinin davetiyede yazmadığını, imzaların müvekkiline ait olmadığını davacının dahi kabul ettiği yerde Mahkemece imza incelemesi istenilmesinin doğru olmadığını, isticvap davetiyesinin duruşma gününden sonra tebliğ edildiğini, dosyada imza örnekleri varken yeniden imza alınmasının doğru olmadığını, davacı şirketin alacağını asıl borçlu şirketten talep etmesi gerektiğini, kefalet sözleşmelerinin geçersizliğini ileri sürmenin hakkın kötüye kullanımı olmadığını, 06.08.2014 tarihli belgeyi borcun dış üstlenmesi şeklinde nitelendirmenin istinaf mahkemesince re'sen yapılamayacağını, bunun kanundaki koşullarının oluşmadığını savunarak kararın kaldırılarak bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, taraflar arasındaki kefalet senedine dayalı alacak istemine ilişkin olup uyuşmazlık, borçlu şirket olan İnterpap Dış Ticaret A.Ş.’nin borçlarının teminatı olarak davaya dayanak sunulan 26.12.2012, 16.12.2013 ve 22.05.2014 tarihli kefalet sözleşmelerinin ve 06.08.2014 tarihli beyan ve taahhütname başlıklı belgenin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 583 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Bölge adliye mahkemesince istinaf aşamasında sunulan deliller, münhasıran hükme dayanak yapılmamıştır. 3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Takdir olunan 8.400,00 TL vekâlet ücretinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2020/649 E., 2022/197 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
maddede başkasının fiilini üstlenme TBK 196. maddede ise borcu üstlenme ifadelerine yer verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2020/649 E.  ,  2022/197 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi tarafından ilk derece mahkemesi kararına yönelik taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin olarak verilen karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, ilk derece mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili; müvekkilinin davalının grup şirketlerinin sigorta işlerini yapan sigorta aracısı olduğunu, bu kapsamda ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.'ye ait uçakların sigorta poliçelerinin müvekkili tarafından yapıldığını ve prim borçlarının da müvekkili tarafından sigorta şirketine ödendiğini, müvekkiline ödeme yapılmaması nedeniyle şirketin prim borçlarının tasfiyesine ilişkin olarak iki adet protokolün yine bu şirketle yapıldığını, protokoller çerçevesinde müvekkiline on dört adet aracın devredildiğini ve bir adet çek verildiğini, ayrıca şirketin iki ayrı alacağının da müvekkiline temlik edildiğini, ancak verilen çekin karşılıksız çıktığını, temlik edilen alacakların da tahsil edilemediğini, bunun üzerine davalı ile 30.09.2003 tarihli sözleşmenin düzenlendiğini, anılan sözleşme ile müvekkilinin ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’den olan 752.498TL alacağının davalı tarafından ödeneceğinin taahhüt altına alındığını, buna rağmen geçen süre zarfında müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını ileri sürerek 752.498TL’nin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili; alacağın zamanaşımına uğradığını, şirketin iştigal konusu dışında yer alan bir hususta şirket temsilcisi tarafından imzalanan 30.09.2003 tarihli sözleşmenin müvekkili şirketi ilzam etmediğini, aksinin kabulü hâlinde ise davacı tarafça bir kısım bilgiler saklanarak söz konusu sözleşmenin imzalanması sağlandığından hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu ileri sürerek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesi Kararı: 6. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 21.12.2016 tarihli ve 2014/720 E., 2016/726 K. sayılı kararı ile; davacı tarafça dayanılan sözleşme asılları ile davacı ve dava dışı ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’ye ait ticari defter ve kayıtların dosyaya sunulmadığı, 30.09.2003 tarihli sözleşme fotokopisinde davalı şirket adına imzası bulunan Haşim Bayram’ın beyanları arasında çelişki olup belge asılları da sunulamadığından sözleşmeye dayalı olarak davalının bir sorumluluğunun bulunmadığı, aksinin kabulü hâlinde söz konusu sözleşme ile davalının üçüncü kişinin borcuna kefil olduğu, bu durumda öncelikle davacının kefil olunan alacağın varlığını ispat etmesi gerektiği, sigorta şirketinin adına poliçe düzenlenen dava dışı ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin kendisine herhangi bir prim borcu olmadığını bildirdiği, davacının da dava dışı ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’ye ait prim borcunu ödediğine dair düzenlenen protokolleri destekler mahiyette delil sunamadığı, bu hâliyle sözleşmeye konu alacağın varlığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı: 7. İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. 8. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 07.07.2017 tarihli ve 2017/496 E., 2017/686 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK’nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Özel Daire Bozma Kararı: 9. Bölge adliye mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 10. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.04.2019 tarihli ve 2017/4184 E., 2019/3041 K. sayılı kararı ile; “…Dava, 30.09.2003 tarihli sözleşmeye dayalı alacak istemine ilişkin olup, mahkemece, sözleşmenin ve dayanağı olan protokol asıllarının dosyaya sunulmadığı, sözleşmede imzası bulunan Haşim Bayram'ın iş bu mahkemede ve ceza yargılamasının yapıldığı ceza mahkemesinde verdiği beyanların çelişkili olduğu, bu nedenle davacının ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.den olan alacağının tespiti ve bu alacaktan davalının sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusu da Bölge Adliye Mahkemesinde esastan reddedilmiştir. Dava konusu sözleşmesinin temeline bakıldığında, davacı acentenin davalıya bağlı ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.ne ait uçaklar için sigorta poliçesi tanzim ettiği, poliçelerden doğan ve ödenmeyen prim borçları için iki adet protokol düzenlendiği, ancak protokolün gerekleri yerine getirilmeyince son olarak davalı şirket yetkilisi Haşim Bayram'la 30.09.2003 tarihli sözleşmenin imzalandığı, davalı cevap dilekçesinde sözleşmeyi Haşim Bayram'ın imzaladığını ifade ettiği gibi Haşim Bayram'ın da dosyaya sunduğu 05.02.2010 havale tarihli yazılı beyanıyla imzasını ikrar ettiği anlaşılmıştır. Hal böyle iken, 30.09.2003 tarihli dava konusu sözleşmenin de söz konusu protokollere dayandığı, ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. tarafından da önceki tarihli iki adet protokolün geçersizliğinin ileri sürülmediği dikkate alındığında, ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.nin borcunun davalı şirket tarafından üstlenilerek geçerli bir kefalet sözleşmesi kurulduğunun kabulü gerekir. Sigorta ilişkisi davacı acente ile dava dışı ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. arasında kurulmuş olduğundan da ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin Işık Sigorta A.Ş.ne borcunun olup olmadığının da tartışılması gereksizdir. Buna göre; artık dava konusu sözleşmeye konu alacağın varlığının uyuşmazlık konusu yapılamayacağı ve ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.nin davacıya olan borcu için davalının kefil olduğunun kabulü ile değerlendirme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı ve yanılgılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Direnme Kararı: 11. Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15.01.2020 tarihli ve 2019/410 E., 2020/27 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilerek oy çokluğuyla direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı şirketin temsilcisi tarafından imzalandığı iddia edilen 30.09.2003 tarihli sözleşmenin aslının sunulmaması ancak davalının cevap dilekçesinde imzanın temsilcisi tarafından atıldığını belirtmesi ve temsilcinin de tanık beyanında imzasını ikrar etmesi karşısında sözleşmenin niteliği de gözetilerek anılan sözleşmeye itibar edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. III. GEREKÇE A- Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; 14. Bilindiği üzere hukukî yarar dava şartı olduğu kadar, temyiz istemi için de aranan bir şarttır. Davalı vekilinin istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş; davalı tarafça bu karara karşı temyiz isteminde bulunulmamıştır. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz etmeyen davalının ilk derece mahkemesinin direnme kararını temyizinde artık hukukî yararı bulunmamaktadır. O hâlde, davalı vekilinin direnme kararına yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir. B- Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan incelemede; 15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle “borcun üstlenilmesi” ile ilgili yasal düzenlemelerin ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır. 16. Borcun üstlenilmesi somut olaya uygulanması gereken 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 173 ilâ 181. maddeleri arasında “borcun nakli” başlığı altında düzenlenmiş ve tarafların durumuna göre iki ayrı ilişki içinde ele alınmıştır. Borcun üstlenilmesinde, borçlu, alacaklı ve borcu üstlenen üçüncü kişi yer almaktadır. Buna göre borçlu ile borcu üstlenmek isteyen üçüncü kişi arasındaki ilişkide “borcun iç üstlenilmesi” söz konusu iken, borcu üstlenen üçüncü kişi ile alacaklı arasındaki ilişkide ise “borcun dış üstlenilmesi” söz konusudur. Gerçekten de borcun üstlenilmesinde; borcu üstlenen, kendisinin daha önce dâhil olmadığı ve bu anlamda tamamen dışında olduğu bir borç ilişkisinde, borcu aynen muhafaza ederek borçlunun konumuna geçmesi hâli söz konusudur. Dolayısıyla borcun üstlenilmesi, belirli bir borç için borçlunun değişmesini konu edinmektedir. 17. Borcun iç üstlenilmesi, üçüncü kişinin, borçlu ile yaptığı sözleşme ile onu alacaklıya karşı olan borcundan kurtarmayı taahhüt etmesini ifade eder. Böyle bir taahhüt borçlunun alacaklıya karşı olan ifa yükümü üzerinde hiçbir etki yapmaz; üçüncü kişi ile alacaklı arasında herhangi bir hukukî bağ kurmaya yetmez. Bu husus 818 sayılı BK’nın 173/1 maddesinde “Bir borçluya karşı yapılan, borcun nakli taahhüdü, müteahhidi ya borcu tediye etmek yahut alacaklının rızasını istihsal ederek borcu üzerine almak suretiyle borçlunun beraetini tahsile mecbur eder” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun iç üstlenilmesi borç ilişkisinin pasif süjesinde bir değişikliğe yol açmaz, sadece borçlu ile üçüncü kişi arasında bir hukukî ilişkiden ibaret kalır (Tekinay, Selahattin Sulhi/Akman Sermet/ Burcuoğlu Haluk/ Altop Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 269). 18. Borcun dış üstlenilmesi ise alacaklı ile üçüncü kişi arasında yapılan bir sözleşme olup bununla borçlu borcundan kurtulur ve onun yerine borcu üstlenen üçüncü kişi borçlu olarak geçer. Borcun dış üstlenilmesi 818 sayılı BK’nın 174/1 maddesinde “Evvelki borçlunun yerine yenisinin kaim olması ve borçtan beraeti borcun nakli müteahhidi ile alacaklı arasında yapılacak akit ile vukubulur” şeklinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla borcun dış üstlenmesi, alacaklı ile borcu üstlenen arasında söz konusu olmakta ve borç ilişkisi varlığını sürdürdüğü hâlde borç, eski borçludan yeni borçluya (borcu üstlenene) geçmektedir. Bu itibarla borcun dış üstlenilmesi, gerçek anlamda borcun üstlenilmesini ifade etmektedir. 19. Borcun üstlenilmesi alacaklı ile borcu üstlenen arasında yapılan bir sözleşme olup borçlunun bu sözleşmeye katılması gerekmediği gibi buna muvafakat etmesi de gerekmez. Hatta alacaklı ve borcu üstlenen, borçlunun muhalefetine rağmen böyle bir sözleşmeyi yapabilirler. Zira üçüncü kişi yararına borçtan kurtarma her zaman mümkündür. Öte yandan borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tabi değildir. Taraflar diledikleri şekilde, sözlü, yazılı veya resmî şekilde bu sözleşmeyi yapabilirler. 20. Her türlü borç, kural olarak borcun üstlenilmesi sözleşmesinin konusunu oluşturabilir. Bu kapsamda gelecekte doğması muhtemel borçlar, şarta bağlı borçlar, nizalı borçlar, seçimlik borçlar, kısmi borçlar, müteselsil borçluluktaki borçlar, zamanaşımına uğramış borçlar da borcun üstlenilmesine konu olabilir. Dolayısıyla asıl borçlunun belirli bir sürede borcunu ödememesi hâlinde bu tarihten itibaren geçerli olmak üzere şarta bağlı olarak da borcun üstlenilmesi mümkündür. 21. Borcu üstlenilmesinde eski borçlunun şahsına bağlı olmayan ve ona karşı doğmuş bulunan her türlü fer’î hak borcu üstlenene karşı da ileri sürülebilir. Bu kapsamda eski borçlunun bizzat kurmuş olduğu teminatlar, eski borçlu zamanında işlemiş ve muaccel hâle gelmiş olan faiz, cezai şart ve sözleşmenin ihlâlinden doğan tazminat talepleri ile işleyecek faizler borcu üstlenen hakkında da geçerli olur. Bununla birlikte kefillerin sorumlulukları ile üçüncü kişilerin borca teminat olarak kurmuş oldukları rehin dolayısıyla sorumlulukları, ancak bunların borcun yüklenilmesine muvafakat etmeleri hâlinde devam eder (818 sayılı BK m. 176/2). 22. Borcun üstlenilmesi ile borcun içeriği değişmez ve borcu üstlenen eski borçlunun yerine geçerek borçlu sıfatını kazanır. Borcun içeriğinin aynen devam etmesinin sonucu olarak borç ilişkisinden kaynaklanan def'îler de borcu üstlenene geçer (818 sayılı BK m. 177/1). Borç ilişkisinden kaynaklanan def’îler, üstlenilen borcun doğumuna, geçerliliğine, ortadan kalkmasına ya da sona ermesine ilişkin def’îlerdir. Borcun üslenilmesi sözleşmesinde aksi kararlaştırılmadıkça borcu üstlenen eski borçluya ait kişisel def’îleri alacaklıya karşı ileri süremez (818 sayılı BK m. 177/2). 23. Hemen belirtilmelidir ki, borcun üstlenilmesi sözleşmesi, alacaklı ile borcu üstlenen üçüncü kişi arasında yapılması nedeniyle kefalet sözleşmesine ve üçüncü kişinin fiilini taahhüde benzese de bu iki sözleşmeden çok temel farklıları bulunmaktadır. Kefalet sözleşmesinde kefil; esas borca bağlı, fer’î ve tali bir borç üstlenir. Fer’î olmak, kefaletin ayırıcı karakteridir. Borcun üstlenilmesinde ise üstlenen, asıl borçluyu borcundan kurtaracak şekilde borcu üstlenmekte ve borcun asli borçlusu hâline gelmektedir. Bu anlamda, borcun üstlenilmesi, borçlunun borcuna kefil olmaktan tamamen farklıdır. Zira kefalet, asıl borçluyu borcundan kurtarmaz. Öte yandan üçüncü kişinin fiilini taahhütte, borçlu alacaklıya kendi edimini değil, bir üçüncü kişinin fiilini taahhüt etmekte, üçüncü kişinin fiilini ifa etmemesinin riskini üstlenmektedir (818 sayılı BK m. 110). Dolayısıyla üçüncü kişinin fiilini taahhüt eden, üçüncü kişi tarafından fiilin gerçekleştirilmemesi nedeniyle doğan zararı gidermekle yükümlü olup ayrı bir borç söz konusudur. Oysa borcun üstlenilmesinde borcu üstlenen, asıl borçlunun yerine geçerek borçlunun edimini ifa ile yükümlüdür. 24. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirket tarafından davalının grup şirketlerinin bir dönem sigorta aracılığının yapıldığı, bu kapsamda davalının grup şirketi olan ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’ye ait araçların sigorta primlerinin davacı tarafından ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. adına ödendiğinin iddia edilmesi ve bu şirket ile yapılan protokollere rağmen alacağın tahsil edilememesi üzerine taraflar arasında 30.09.2003 tarihli dava konusu sözleşmenin yapıldığı anlaşılmaktadır. 25. Dava konusu 30.09.2003 tarihli sözleşmenin konusu; ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. ile davacı şirket arasında daha önce imzalanan “30.05.2002 tarihine kadar olan borçların tasfiyesine dair protokol” ile yine “30.05.2002-15.11.2002 dönemine ait borçların tasfiyesine dair protokol”ün yerine getirilemeyen hükümlerinin yeniden yapılandırılması ve davalı şirketin bu sözleşme koşullarında taahhütte bulunulması olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda anılan protokollerde belirtilen miktarlar Türk Lirasına çevrilerek ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin davacıya olan borcunun 752.498TL olduğu konusunda mutabakat sağlanmıştır. Dava konusu 30.09.2003 tarihli sözleşmenin 4. maddesinde, 752.498TL’nin ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. tarafından 31.12.2003 tarihine kadar davacıya ödeneceği hususunda davalı şirket tarafından taahhütte bulunulmuş, bu miktarın ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. tarafından ödenmemesi hâlinde bu tarihten itibaren borcun davalı şirket tarafından üstlenilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Anılan sözleşmenin 5. maddesinde ise 31.12.2003 tarihine kadar borcun ödenmemesi hâlinde davalı şirketin bu tarihten kendi ödeyeceği tarihe kadar ticari faiz ödemeyi de kabul ettiği düzenlenmiştir. 26. Hemen belirtilmelidir ki, sözleşmenin hukukî niteliği sözleşme kapsamından tam olarak belirlenemiyorsa ve özellikle sözleşme metninde yer alan söz ve deyimler muğlak ve müphem ise, sözleşmenin hukukî niteliğinin belirlenmesinde sözleşme metnine yansımamakla birlikte, tarafların iradelerini belirlemeye imkân veren olgulara da başvurulmalıdır. Bu kapsamda sözleşmenin kurulması sırasında, özellikle sözleşmenin müzakeresi esnasında veya sözleşmenin kurulmasından sonra mevcut olan durumlar dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla sözleşmenin kurulduğu yer ve zaman, sözleşme görüşmeleri, tarafların bu esnada ya da sözleşme kurulduktan sonra birbirine karşı takındıkları tutum ve davranışlar, ifa hazırlıkları, sözleşmenin kurulduğu andaki menfaat durumları ve özellikle ilgili iş çevresindeki örf, adet ve teamüller göz önünde tutulmalıdır. Bu itibarla taraflar arasında sözleşme öncesi ve sonrası durumlar ile davalı şirketin 31.12.2003 tarihinden itibaren grup şirketi olan ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’ye ait 752.498TL’lik borcu üstlendiği, böylece borcun değişmediği ve sadece davalı şirketin ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin yerine geçerek anılan şirketi borç ilişkisinin dışına çıkardığı gözetildiğinde dava konusu 30.09.2003 tarihli sözleşmenin hukukî niteliğinin borcun üstlenilmesi sözleşmesi olduğu kabul edilmelidir. 27. Dava konusu 30.09.2003 tarihli sözleşmenin, imza tarihinde davalı ... münferiden temsile yetkili olan yönetim kurulu başkanı tarafından imzalandığı görülmektedir. Her ne kadar dava konusu sözleşmenin aslı dosyaya sunulmamış ise de davalı vekilinin cevap dilekçesinde “şirketin iştigal konusu dışında yer alan bir hususta şirket temsilcisi tarafından imzalanan 30.09.2003 tarihli sözleşmenin müvekkili şirketi ilzam etmediği” şeklindeki savunması karşısında imzanın davalı şirket tarafından da kabul edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla borcun üstlenilmesi sözleşmesinin kurulması ve geçerliliği hiçbir özel şekle tabi olmadığından taraflar arasında 30.09.2003 tarihinde geçerli bir borcun üstlenilmesi sözleşmesi kurulduğu aşikârdır. 28. Borcu üstlenme sözleşmesinde borcun içeriğinin aynen devam etmesinin sonucu olarak borç ilişkisinden kaynaklanan def'îler borcu üstlenene geçecektir. Başka bir deyişle davalı şirketin grup şirketi olan ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin davacıya karşı ileri sürebileceği def’îler borcu üstlenen davalı şirkete geçmiştir. Bu kapsamda davalı şirket vekili tarafından dava konusu sözleşmenin dayanağı olan iki adet protokol kapsamında borcun söz konusu olmadığı savunularak asıl borçlunun sahip olduğu def’îler davacıya karşı ileri sürülmüştür. 29. O hâlde mahkemece; taraflar arasındaki 30.09.2003 tarihli sözleşmenin geçerli bir borcun üstlenilmesi sözleşmesi olduğu, davalı şirketin asıl borçlu ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin yerine geçtiği ve borcun doğmadığı savunmasında bulunduğu, asıl borçlunun davalı şirketin grup şirketi olduğu, davalı şirketin yönetim kurulu başkanının dava konusu sözleşmeye konu protokollerin imzalandığı tarihte ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin de yönetim kurulu başkanı olduğu, sözleşmeye konu protokollerde belirtilen çekin verildiği ve alacakların temlik edildiği hususları ile davalı şirketin borcun olmadığı savunması hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir. 30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; davalı vekilinin cevap dilekçesiyle temsilcinin imzasını kabul etmesi karşısında taraflar arasındaki sözleşmenin davalıyı bağladığı, ancak bu sözleşmenin hukukî niteliğinin üçüncü kişinin fiilini taahhüt olduğu, üçüncü kişinin fiilini taahhütte üçüncü kişi olan ... Alfa Havayolları ve Ticaret A.Ş. ile davacı arasındaki def’îlerin taahhütte bulunan davalı şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, bu itibarla davalı vekilinin sözleşmenin dayanağı olan iki adet protokol kapsamında borcun söz konusu olmadığı yönündeki savunmasının dinlenemeyeceği, dolayısıyla davalı şirketin dava konusu sözleşme gereğince belirtilen miktardan sorumlu olduğu, bu itibarla direnme kararının bu farklı değişik gerekçeyle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir. 31. O hâlde direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmektedir. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; I- Yukarıda A bendinde (§14) belirtilen gerekçelerle davalı vekilinin temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan oy birliği ile REDDİNE, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, II- Yukarıda B bendinde (§15-30) belirtilen gerekçelerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 371. maddesi gereğince oy çokluğu ile BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1 maddesi gereğince ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.02.2022 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi. KARŞI OY Dayanılan sözleşmenin kefalet sözleşmesi olmadığı sonucu bakımından değerli çoğunluk ile aramızda görüş farklılığı yok ise de bu sözleşmenin üçüncü kişinin fiilini taahhüt sözleşmesi mi yoksa borcun nakli sözleşmesi mi olduğu noktasında görüş farklılığı bulunmaktadır. Başkasının fiilini taahhüdün düzenlendiği BK 110. maddeye göre; bir üçüncü şahsın fiilini başkasına taahhüt eden kimse bu üçüncü şahıs tarafından taahhüdün ifa edilmemesi hâlinde zarar ve ziyan tediyesine mecburdur. Borcun nakli ise BK 173 vd. maddelerde düzenlenmiştir. Bir borçluya karşı yapılan, borcun nakli taahhüdü, müteahhidi ya borcu tediye etmek yahut alacaklının rızasını istihsal ederek borcu üzerine almak suretiyle borçlunun beraetini tahsile mecbur eder (BK 173/1). Evvelki borçlunun yerine yenisinin kaim olması ve borçtan kurtarılması borcun nakli müteahhidi ile alacaklı arasında yapılacak akit ile gerçekleşir (BK 174/1). Alacaklı ihtirazi kayıt dermeyan etmeksizin borcun nakli müteahhidinin tediyesine kabul eder veya bunun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer her hangi bir muameleye razı olursa borcun naklini kabul etmiş addolunur (BK 174/3). Başkasının fiilini taahhüt ile borcun nakli birbirinden farklıdır. Başkasının fiilini taahhütte üçüncü kişinin bir edimi üstlenilmekte ve borçlu da borçtan kurtarılmayıp borçlu kalmaya devam etmektedir. Borcun naklinde ise başkasının edimi değil borcu üstlenilmekte, böylece asıl borçlu borçtan kurtarılmakta, borçlunun yerine de borcu üstlenen geçmektedir. Borcun üstlenilmesinde üstlenen kimse borç ilişkisinin tarafı hâline gelmekte, edimin üstlenilmesinde ise edimi taahhüt eden borç ilişkisinin tarafı hâline gelmeyip edimin ifa edilmemesi nedeniyle doğan zararı tazmin borcu altına girmektedir. Borcun üstlenilmesinde alacağın varlığı asıl borca sıkı sıkıya bağlı iken edimin üstlenilmesinde bu sıkı bağlılık bulunmayıp taahhüt edilen edimin yerine gelmemesi hâlinde taahhüt eden alacağın varlığından bağımsız olarak tazmin borcu altına girmektedir. Bu nedenle borcun üstlenilmesinde alacaklı istenebilir bir alacağının varlığını ispatlamak durumunda iken edimin üstlenilmesinde bu edimin yerine gelmemesi hâlinde ayrıca alacağının varlığını ispatlamak zorunda olmaksızın zararını isteyebilecektir. Üçüncü kişinin fiilini taahhütten doğan sonuçlar, borcun nakli yani borcun üstlenilmesinden doğan sonuçlara göre alacaklının daha lehinedir. Sözleşme tarihinden sonra yürürlüğe giren TBK 128. maddede başkasının fiilini üstlenme TBK 196. maddede ise borcu üstlenme ifadelerine yer verilmiştir. Her ikisi de üstlenme tabirini içermekte ise de birisinde başkasının fiilinin üstlenilmesi, diğerinde ise başkasının borcunun üstlenilmesi düzenlenmektedir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; fotokopisi sunulup aslı sunulamayan ama o tarihteki şirket temsilcisi tarafından imzalandığı ikrar edilen 30.09.2003 tarihli sözleşme kapsamına göre uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekmekte olup öncelikle bu sözleşmenin niteliğinin belirlenmesi gerekir. Varlığı ikrar edilen bu sözleşme davacı ile davalı arasında düzenlenmiş olup, sözleşmeye konu alacağın borçlusu olan ... Havayolları ve Ticaret A.Ş. taraf olarak sözleşmede yer almamıştır. Sözleşmede üçüncü kişi durumunda olan ... Havayolları ve Ticaret A.Ş.’nin davalıya olan borçlarının ne olduğu belirtilmiş, USD üzerinden olan borçlar için 1,60 kur esas alınarak TL’ye çevrilmiş bu şekilde bulunan 752.498,00TL borcun ... Havayolları ve Ticaret A.Ş. tarafından 31.12.2003 tarihine kadar Şirkete (davacı) ödenmesi, ödenmeme hâlinde bu tarihten itibaren borcun Holding (davalı) tarafından üstlenilmiş sayılacağı konusunda mutabaka varıldığı, 31.12.2003 tarihine kadar borcun ödenmemesi hâlinde holdingin kendisinin ödeyeceği tarihten başlamak üzere ticari işlere uygulanan faiz oranında faizi de kabul etmiş olduğu ödemeler yapılması hâlinde faiz hesabında ödeme tarihleri dikkate alınarak hesaplama yapılacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmede borcun ... Havayolları ve Ticaret A.Ş. tarafından 31.12.2003 tarihine kadar ödeneceği belirtilmiş olması yönüyle üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliği öne çıkmakta, borcun Holding tarafından üstlenilmiş sayılacağı ifadesiyle ise borcun nakli (borcun dış üstlenilmesi) öne çıkmaktadır. Bu durumda sözleşmenin bir bütün olarak yorumlanması gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) 19. maddede sözleşmelerin yorumu düzenlenmiştir. Bu hükme göre; bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Bu hüküm yorum bakımından 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) 1. maddede yer alan ve kanunların yorumlanmasında esas alınan “Kanun, sözüyle ve özüyle değindiği bütün konularda uygulanır.” hükmünün sözleşme hukukuna yansıması niteliğindedir. Sözleşmenin yorumu sözleşmede yer alan iradenin gerçek amacının ne olduğunu belirlemeyi sağlar. Sözleşmenin yorumunda bazen subjektif değerlendirmeler de önem taşıyabilir ise de ortalama bir standart ve objektifleşebilmenin sağlanması için güven teorisi ile de hareket edilmelidir. Güven teorisi irade açıklamasının muhatabından karşı tarafın gerçek amacını belirleme konusunda çaba harcamasını kendi subjektif değerlendirmesi ile yetinmemesini arar. Yorum yapılırken sözleşmedeki sözcükler (lafız) önem taşır. Ancak bazen en açık sözcükler bile gerçek iradenin belirlenmesinde önem taşımayabilir. Bunun dışında sözleşme öncesi görüşmeler ve işlemler, taraflar arasındaki o güne kadarki ilişkiler de göz önünde tutulmalıdır. Güven teorisi sadece irade açıklamalarının yorumunda değil beyan hatasının bulunup bulunmadığının tespitinde, yanlış anlaşılan hükümlerin açıklığa kavuşturulmasında, sözleşmelerde saklı tutulan konularda ve sözleşmenin tamamlanmasında (tamamlayıcı yorumunda) da başvurulan bir yorum metodudur (Prof. Dr. Ahmet M. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 18. Bası, Turhan Yayınları 2014). Dayanılan sözleşme ile sözleşmenin kurulduğu tarihten üç ay sonra belirtilen borcun asıl borçlu tarafından ödeneceği belirtilerek üçüncü kişinin bir ediminin taahhüt edildiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu edimin taahhüt edilmesi ile asıl borçlunun borcunu belirtilen tarihte ödeyeceği konusunda bir güven oluşturulduğu ve bu konuda bir garanti verildiği de görülmektedir. Bu güvenin sonucu olarak alacaklı da kendisini alacağının tahsili için asıl borçluya karşı hukukî yolları deneme ihtiyacı altında hissetmeyecektir. Ayrıca bu sözleşmeye rağmen alacağı hâlâ mevcut ve ödenmemiş olan alacaklı, taahhüt edene karşı 31.12.2003 tarihine kadar talep edebileceği bir hakkı bulunmamaktadır. Talep hakkı asıl borçlunun o tarihe kadar üstlenilen edimi yerine getirmemesi hâlinde doğacaktır. Bu sözleşme ile asıl borçlu doğrudan borçtan kurtarılmamış borçlu kalmaya devam etmektedir. Asıl borçlunun borçtan kurtarılmış sayılması için alacaklının daha açık bir iradesi gerekir. Zira borçlu borçtan kurtarılmış ise alacaklının artık asıl borçluya yönelme imkânı kalmayacaktır. Borçlunun borçtan kurtarılması yönünde açık bir irade de sözleşmede yer almamaktadır. Bu yönleriyle bakıldığında dayanılan sözleşme, başkasının fiilinin (ediminin) üstlenilmesi niteliğinde olup borcun üstlenilmiş olması olarak değerlendirilemez. Sözleşmede bu tarihe kadar ödenmezse holding tarafından üstlenilmiş sayılacağı da belirtilmiş ise de artık bunu taahhüt edilen edimin yerine gelmemesi hâlinde doğacak tazmin borcunun kapsamını belirlemeye yönelik bir hüküm olarak değerlendirmek gerekir. Üstlenilmiş sayılacağı kabul edilmesine rağmen asıl borçlu iradesine dayanmaksızın, asıl borca bağlı kalınmaksızın, ödeme tarihindeki döviz kurunun ne olacağı dahi bilinmeksizin kur 1,60 olarak sabitlenerek alacağın miktarının belirlenmesi ve üç ay sonrasında dahi edimi üstlenen kimsenin asıl borcun ulaştığı gerçek miktarın ne olduğuna bakılmaksızın aynı miktardan sorumlu tutulması da bu üstlenmenin gerçek bir dış üstlenme sözleşmesi olmadığını ortaya koymaktadır. Burada üstlenilen asıl borç olmayıp, sözleşmede belirtilen miktarla sınırlı olmak üzere üstlenilen edimin yerine gelmemesinden doğacak zarardır. Zararın üstlenilmesi kanun hükmünün sonucu olarak doğduğundan bunun için bir sözleşme hükmüne gerek bulunmadığı akla gelebilir ise de taahhüt eden, edim yerine gelmez ise alacaklının ne şekilde zarara uğrayabileceğini önceden bilemeyeceğinden sorumluluğunu sınırlayabilmek için miktar belirleyerek bir üstlenmeden söz etmesini de somut olayda doğacak tazmin borcu kapsamında bir irade beyanı olarak değerlendirmek gerekir. Yukarıda açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki sözleşme BK 110. madde üçüncü kişinin fiilini taahhüt niteliğinde olduğundan buna göre uyuşmazlığın değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi için farklı değişik gerekçeyle direnme hükmünün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan taraflar arasında borcun dış üstlenilmesi sözleşmesi bulunduğu ve buna göre değerlendirme yapılıp karar verilmek üzere hükmün bozulması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
11. Hukuk Dairesi, 2015/813 E., 2015/1959 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
maddesi (6098 s. TBK m.196) uyarınca sorumludur.
11. Hukuk Dairesi         2015/813 E.  ,  2015/1959 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 28/12/2012 tarih ve 2009/18-2012/1447 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalı sigorta şirketinin yetkili acentesi olan ihbar olunan adına hayat sigortası yapmak üzere diğer davalı ...'ın acente yetkili satış temsilcisi olduğundan bahisle müvekkillerinin murisi ...'in iş yerine geldiğini, müvekkillerinin murisinin hayat sigortası yaptırmak istediğini, davalı ...'ın muris adına hayat sigortası yaptırılacağından bahisle davalı sigorta şirketi adına zimmetli ... nolu .... nolu başvuru formunu doldurup murise imzalattığını, müvekkillerinin murisinin sigorta prim bedeli olarak toplam 12.000,00 TL'yi, davalı ... hesabına havale ettiğini, poliçenin düzenlenip gönderilmemesi üzerine murisin davalı ...'ı aradığını, davalının talebi uyarınca ayrıca 1.800,00 TL'yi ihbar olunan acentenin hesabına havale ettiğini, sonrasında davalı ...'ın sigorta şirketiyle alakasının olmadığının, müvekkili adına hayat sigortası yerine ferdi kaza sigorta poliçesi düzenlenildiğinin, bu suretle murisin dolandırıldığının ortaya çıktığını, muris tarafından yapılan şikayet üzerine ceza davasını açıldığını ileri sürerek müvekkillerinin murisi tarafından havale edilen 13.800,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı.... vekili, diğer davalı ...'ın şirketleriyle bir alakasının bulunmadığını, ihbar olunan acentenin dava konusu işlem ve benzeri işlemler nedeniyle acentelik sözleşmesinin feshedildiğini, diğer davalı tarafından tahsil edilen paraların müvekkiline aktarılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Diğer davalı tebligata rağmen cevap vermemiş duruşmalara iştirak etmemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, ve dosya kapsamına göre; dava konusu olayda işlem yapmaya poliçe düzenlemeye ve prim toplamaya ihbar olunan konumundaki acentenin yetkili olduğu, davalı ...'ın acente adına hizmet verdiği sırada davacıların murisini dolandırdığı, bu eylemi nedeniyle yargılanıp ceza aldığı, söz konusu kararda davalı ...'ın poliçe düzenlemeye yetkili olmadığının belirlendiği, ceza mahkemesinin olayın oluşuna ilişkin kararının hukuk mahkemesini bağlayacağı, davalı ...'ın eylemi nedeniyle davalı sigorta şirketinin sorumlu tutulamayacağı, davalı ...'ın kendisine poliçe tanzimi hususunda gönderilen paralara rağmen poliçe düzenlenilmemesi nedeniyle sebepsiz zenginleştiği, öte yandan 1.800,00 TL'lik ödemenin davalı ...'ın talimatıyla gönderilip gönderilmediğinin anlaşılamadığı bu paranın ihbar olunan acente sahibi adına gönderildiği, gönderilen para uyarınca muris adına ferdi kaza sigorta poliçesi tanzim olunduğu, bu poliçenin prim bedeli düşüldükten sonra bakiye kısmın acenteden tahsilinin gerektiği, sözleşmede yazılı olmadığından ve ... tarafından dolandırılma neticesinde gönderildiği ispat edilemediğinden bu kısım hakkında davalı ... yönünden açılan davanın yersiz olduğu gerekçesiyle davalı sigorta şirketi aleyhine açılan davanın reddine, diğer davalı hakkında açılan davanın kısmen kabulüyle 7.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 29.12.2005, 5.000,00 TL'nin ödeme tarihi olan 30.12.2005 tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalı ...'dan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, haksız ödenen sigorta prim bedellerinin iadesi istemine ilişkindir. Mahkemece; Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2006/481 esas sayılı dava dosyasında verilen kararın bu dava yönünden kuvvetli delil mahiyetinde olduğundan bahisle davalı sigorta şirketi hakındaki davanın reddi cihetine gidilmiş ise de emsal gösterilen dosya, mahiyeti itibariyle bu dava yönünden kuvvetli delil niteliği taşımamaktadır. 6762 sayılı TTK'nın 116. ve devamındaki maddelerde acenteliğe ilişkin düzenlemeler mevcut olup somut olayda sigorta ilişkisinden kaynaklı alacak isteminde bulunulduğundan aynı yasanın 1264 ve devamındaki maddeler ve 1264/1. madde yollamasıyla BK'nın olaya uygun düşen hükümleri uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi gereklidir. Dosya içerisindeki belgelerden ve özellikle.....'ne hitaben ihbar olunan ..... yetkilisi ..... tarafından yazılıp imzalanan belgeden; ihbar olunanın davalı sigorta şirketi adına sigorta acenteliği faaliyeti yürüttüğü, diğer davalı ...'ın acente ve sigorta şirketi ile yasal bir bağı bulunmamakla birlikte acente adına poliçe düzenleyip pirim tahsil ettiği, bu faaliyetleri sırasında acenteye zimmetli başvuru formlarını kullandığı, davalı sigorta şirketinin de bu eylemlere sessiz kaldığı anlaşılmaktadır. BK'nın 100. maddesi uyarınca bir borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden kaynaklanan hakkın kullanılmasını yetkisi içinde olsa bile bir yardımcı şahsa gördüren kimsenin yardımcı şahsın işlerini yaparken verdikleri zararlardan sorumlu olacağı düzenlenmiştir. Uyuşmazlık konusu olayda ihbar olunan acente davalı sigorta şirketinin yardımcı kişisi konumundadır. Bu itibarla davalı sigorta şirketi acente adına yetkisiz de olsa faaliyet gösteren diğer davalı ...'ın eylemlerinden, kusuru olmasa bile, dava konusu olay zamanında yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın 100. maddesi (6098 s. TBK m.196) uyarınca sorumludur. Diğer davalı ...; yetkisi bulunmadığı halde davacıların murisini, hayat sigortası poliçesi düzenleneceğinden bahisle yanıltmış, sigorta pirimi adı altında muristen para tahsil etmiş ancak anlaşmaya aykırı biçimde hayat sigortası poliçesi yerine ferdi kaza sigortası poliçesi düzenlenmesine sebep olmuştur. Davalının bu eylemlerinin BK'nın haksız fiile tekabül eden hükümleri kapsamında görülmekle bu davalı yönünden davanın kısmen kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Somut olayda; davacıların murisi tarafından ilk etapta davalı ... hesabına toplam 12.000,00 TL havale edilmiş, sonrasında yine davalı ....'ın beyan ve yönlendirimeleri neticesinde ihbar olunan acente hesabına 1.800,00 TL'nin havalesi sağlanmıştır. Dava dışı acente hesabına yatırılan 1.800,00 TL ile muris adına 24.12.2005 başlangıç tarihli ferdi kaza sigortası poliçesi de düzenlenmiştir. Dosya kapsamındaki belgelerden bu poliçenin feshedilip edilmediği anlaşılamamaktadır. Bahsi geçen poliçenin feshedilmemiş olması halinde poliçe primi olarak tahsili gereken 138,60 USD haricinde tahsil edilen paranın murise iadesi zorunludur. Bu açıklamalar doğrultusunda davacıların murisinin davalı ... hesabına havale ettiği toplam 12.000,00 TL yönünden her iki davalının BK'nın 51. maddesi uyarınca ve yukarıda açıklanan sebeplerle sorumlu olacağı, ferdi kaza sigortası için davalı sigorta şirketinin acentesi .... hesabına yatırılan 1.800,00 TL yönünden ise "geçerli bir poliçenin bulunması halinde" tahsili gerekli 138,60 USD bedelli prim dışında kalan miktar, aksi taktirde tahsil edilen 1.800,00 TL paranın tümü yönünden ve aynı sebeplerle davalıların sorumlu bulundukları gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz eden davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davacılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcının istekleri halinde temyiz eden davacılara iadesine, 16/02/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, borcun dış üstlenme sözleşmesi (borcun nakli) kimler arasında yapılır?

A) Borçlu ile Alacaklı
B) Borçlu ile Üstlenen
C) Üstlenen ile Alacaklı
D) Borçlu, Üstlenen ve Alacaklı
E) Borçlu ile Kefil

Bu maddeyle ilgili 6 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol