6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 221

Türk Borçlar Kanunu 221. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 221- Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. 3. Alıcının bildiği ayıplar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2024/536 E., 2024/1358 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi
aykırılığın ve gizli ayıbın tespiti için sundukları delillerin toplanmadığını, tahkim yargılamasında yerinde keşif yapılması gerekirken bu konuda bir işlem yapılmadığını, delil tespiti ile sunulan bilgi ve belgelerin görmezden gelindiğini, TBK'nın 221 inci maddesine göre, satıcı, satılanın ayıbını alıcıdan hile ile gizlemiş ise, satımda tekeffül hükmünü kaldıran veya sınırlayan her türlü şartın ba
3. Hukuk Dairesi         2024/536 E.  ,  2024/1358 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2023/8 E., 2023/7 K. Taraflar arasındaki Hakem Kurulu Kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; taraflar arasında imzalanan sözleşme gereğince Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kuruluna başvuruda bulunduklarını ancak, Hakem Kurulunun 07.01.2023 tarihinde yapılan oturumunda düzenli bir tutanağın yazılmadığını, iddia ve savunmanın özünü teşkil eden beyanlarının eksik şekilde tutanağa geçirildiğini, kararın duruşmada alınmadığını ve içeriği hakkında bilgi verilmediğini, Kurulun usul hukuka aykırı işlem yaptığını, soruşturmayı eksik yaptığını, delil toplamadan yanlı ve hukuka aykırı kararla tespiti istemediklerine karar verdiğini, sözleşmeye aykırılığın ve gizli ayıbın tespiti için sundukları delillerin toplanmadığını, tahkim yargılamasında yerinde keşif yapılması gerekirken bu konuda bir işlem yapılmadığını, delil tespiti ile sunulan bilgi ve belgelerin görmezden gelindiğini, TBK'nın 221 inci maddesine göre, satıcı, satılanın ayıbını alıcıdan hile ile gizlemiş ise, satımda tekeffül hükmünü kaldıran veya sınırlayan her türlü şartın batıl olduğunu, bu durum kamu düzenini ilgilendirdiğinden HMK'nın 439/2-ğ maddesi gereğince Hakem Heyeti kararının iptal edilmesi gerektiğini, davalının sözleşmenin başında mikado cinsi kayısılarda aşı-anaç uyuşmazlığını bilmesi veya bilebilecek durumda olması halinde zarardan sorumlu olacağını ileri sürerek, Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulunun 13/06/2023 tarih ve HK-2023/95 sayılı dosyada verilen kararının HMK'nun 439/2-(d) ve (ğ) maddesine aykırılığının tespiti ile kararın iptaline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili; yasal süresi içinde açılan bir dava bulunmadığını, kararın mevzuatta belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde verildiğini, Hakem Kurulunca düzenlenen tutanağın hukuka aykırı olduğuna ilişkin taleplerin geçersiz olduğunu, davacı tarafından yaptırılan ve itiraza uğrayan delil tespitinin hükme esas alınamayacağını, davacı tarafından sunulan ADÜ Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Fitopatoloji Laboratuvar sonuçlarının yetersiz olduğunu, davacının gönderdiği 16.05.2022 tarihli ihtarnamede satın aldığı fidanlarla ilgili olarak yalnızca 250 adet ağaçta kayısı çeşidinin farklılığından bahsedildiğini, fidanlardaki hastalık, kırılma, aşı-anaç uyuşmazlığı veya anaç farklılığıyla ilgili bir iddia veya sorun bildirilmediğini, davacının sözleşmede Myrobolan 29 C anacı yazılı ise de Myrobolan B anacı üzerine aşılanmış mikado kayısı fidanları satın aldığını, davacıya satış sırasında teslim edilen fatura ve sertifikalarda da kullanılan anacın Myrobolan B olduğunun yazdığını, iddia edilen "ayıbın" gizli değil, açık ayıp olarak nitelendirilebileceğini, bu durumda davacının TTK ve TBK hükümlerine göre ayıp ihbar sürelerine uygun davranmadığından satılanı bu haliyle kabul etmiş sayılacağını, davacıya satışı yapılan fidanlardaki kırılmaların anaç-aşı uyuşmazlığından değil, bölgede oluşan aşırı rüzgar ve fırtınalardan meydana geldiğini, zarardan sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin, tüplü kayısı fidanı satışına ilişkin 08.01.2021 tarihli sözleşmeden kaynaklandığı, davanın, davacı alıcının, davalı satıcı ile yaptıkları sözleşme ile satın aldığı Myrobolan 29 C (doku kültürü yöntemiyle üretilmiş) mikado kayısı fidanlarında anaç-aşı uyuşmazlığı, kayısı fidanları içinde başka cins kayısı fidanlarının da bulunması, fidanların aşı yerlerinden kırılması ve kayısı fidanlarında fitoplazma hastalığı bulunması nedeniyle kayısı fidanı satışının ayıplı olmasından kaynaklanan şimdilik 965.985,00 TL zararın tahsiline ilişkin olduğu, dava konusu uyuşmazlığın Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulu Komisyonunun 23.02.2023 tarihli ve HK-2022-03 sayılı gerekçeli karar toplantı tutanağı ile verdiği davanın tümden reddine ilişkin kararın iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplandığı, iptal davasının süresinde açıldığı, tahkime konu uyuşmazlığın, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri satış sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle tahkime elverişli olduğu, Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulu Komisyonunun 11.11.2022 tarihli ve HK-2022-03 sayılı duruşmalı toplantı ve ara karar tutanağının 1. maddesinde, "davanın sözleşmede belirtilen anaç dışında bir anaç sertifikası ile sevk edilmesi, fidanlardaki fitoplazma iddiası ve aşı yerinden kırılmadan kaynaklanan zararın tazmini yönünden reddine, diğer talepler hakkında inceleme yapılmasına” yönelik ara karar tesis edilmesi suretiyle kısmi karar verilmiş ise de kararın sehven verildiğinin eldeki Hakem Kurulu kararında ifade edildiği, bu ara karardan sonra Hakem Kurulunca tahkim yargılamasına devam edilerek nihai kararın verildiği, buna göre tahkim yargılamasında ve karar içeriğinde kamu düzenini ihlal eden bir husus bulunmadığından kararın kamu düzenine de aykırı olmadığı, dava konusu Hakem Kurulu kararı incelendiğinde, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları delillerin incelenip değerlendirilmesi suretiyle uyuşmazlık hakkında karar verildiği, taraflarca yazılı şekilde tahkim şartının kararlaştırıldığı, tahkim sözleşmesinin geçerli olduğu, hakem kurulunun hukuku doğru uygulayıp uygulamadığı, başka bir ifade ile kararın pozitif hukuk kurallarına göre isabetli olup olmadığı, bir iptal sebebi olmadığından, davada inceleme kapsamı dışında bulunduğu, Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulu Komisyonunun 23.02.2023 tarihli ve HK-2022-03 sayılı gerekçeli karar toplantı tutanağı ile verilen davanın tümden reddine ilişkin kararın iptaline yönelik açılan davada HMK'nın 439/2-(d) (f) ve (ğ) maddesine aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Hakem Kurulunun ilk kararının nihai karar mı, ara karar mı olduğunun karar içeriği ve kararın sonuç bölümünden anlaşılamadığını, kurulun 07.01.2023 tarihinde müvekkiline tebliğ ettiği oturum tutanağında düzenli bir tutanağın yazılmadığını, iddia ve savunmanın özünü teşkil eden beyanlarının eksik ve bir birisi ile ilgisiz şekilde tutanağa geçirildiğini, tutanağın toplantı sırasında veya oturumun bitiminde tebliğ edilmediğini, kararın duruşmada alınmadığını ve içeriği hakkında bilgi verilmediği için tutulan zaptın duruşma tutanağı niteliğini taşımadığının tebliğden sonra anlaşıldığını, davanın esası hakkında karar verip aynı zamanda keşif için davacının görüşünün sorulmasının yargılama ilkeleri ile çeliştiğini, dava açıldığı sırada mahkemece tespiti yaptırılan ve yeni kırılan örneklerini heyete gösterdiği yeni kırılan fidanların bedelinin tazmini ile değişik 200 civarındaki fidanın menfi zararlarının tespiti istendiğini, heyetin ise taleplerin birisi hakkında ret kararı vererek iş bu iptal davasını açabileceğinin kararın “Sonuç” kısmında ihtar ettiğini, diğer talepleri hakkında ise keşif yaptırıp yaptırmayacaklarını ihtar ederek dosyada nihai karar vermediğini belirttiğini, bu durumun HMK’nın 294 üncü maddesine aykırı olduğunu, sözleşmeye aykırılığın tespitinin ve gizli ayıbın tespiti için sunulan delilleri toplamadığını, sözleşmeye aykırılık bulunduğu belirterek, kararın bozulmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, Hakem Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 439 uncu maddesi. 3. Değerlendirme 1. Davacı vekili; Hakem Kurulunun eksik tahkikat yaptığı, taleplerinin ve delillerinin tam ve doğru olarak değerlendirilmediği, taleplerine rağmen bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, Kurulun ilk kararının nihai karar mı, ara karar mı olduğunun karar içeriği ve kararın sonuç bölümünden anlaşılamadığını, Heyetin bir taraftan davanın esası hakkında nihai kararını verirken, bir taraftan ara karar oluşturduğunu, ihsası reyde bulunduğunu ileri sürerek, Hakem Kurulu kararının iptalini talep etmiştir. 2. Çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde, bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukuki korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında ve hatta alternatif uyuşmazlık çözüm yollarında, her bir yargılama ve çözüm yolunda uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır (Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 07.02.2012 tarihli ve 2011/15852 E., 2012/1321 K. sayılı ilamı). Bu ilkeler sonucu tahkim yargılamasında hakemlerce taraflara eşit davranılması ve hukuki dinlenilme hakkının hakem yargılaması sürecinde devam etmesi gerekir. Doktrin ve Yargıtay uygulamalarında tarafların eşitliği ilkesinden, gerek hakemler gerekse mahkemeler ya da alternatif uyuşmazlık çözüm yolunu yürütenler tarafından yapılan yargılama ve çözüm üretiminde tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları konusunda her bir tarafa eşit olanak ve süre tanınması, tarafsız davranılıp, tarafsızlığın yargılama süresince korunması ve tarafsızlık şüphesini uyandıracak hal ve davranışlardan kaçınılmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmektedir (Prof. Dr. İbrahim Özbay Tahkim s. 236, 239, Prof. Dr. Turgut Kalpsüz, Türkiye'de Milletlerarası Tahkim s. 41). 3. Tahkim dosyasının incelenmesinde; Türkiye Tohumcular Birliği Hakem Kurulu Komisyonunun 11.11.2022 tarihli duruşmalı toplantı ve ara karar tutanağının “İnceleme ve Karar “ kısmında davacının talepleri hakkında değerlendirme yapılarak karar alındığı ve heyetin kanaat bildirdiği ve yine “ Sonuç” kısmında da “ yukarıda sayılan gerekçelerde; davanın sözleşmede belirtilen anaç dışında bir anaç sertifikası ile sevk edilmesi, fidanlardaki fitoplazma iddiası ve aşı yerinden kırılmadan kaynaklanan zararın tazmini yönünden reddine, ... bilirkişi keşfinin fiili olarak mümkün olup olmadığı hususunun sorulmasına;.... mümkün olması halinde bilirkişinin görevlendirilmesine;... karara karşı 1 ay içinde iptal davası açma hakkının olduğunun taraflara bildirilmesine” şeklinde karar verildiği görülmüştür. Hakem Kurulu 23.02.2023 tarihli gerekçeli karar toplantı tutanağında 11.11.2022 tarihli duruşma sonrasında, davanın kısmen reddine dair ibarelerin sehven yazılmış olduğunu beyan etmiş ise de; 11.11.2022 tarihli tutanak bütün olarak incelendiğinde, Kurulun, tutanağının "İnceleme ve Karar" kısmında davacının talepleri hakkında değerlendirme yapılarak karar alındığı ve kanaat bildirdiği görüldüğünden sehven yazıldığına dair gerekçesine itibar edilmemiştir. Hal böyle olunca Hakem Kurulunun yukarıda belirtilen tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları konusunda tarafsız davranılıp, tarafsızlığın yargılama süresince korunması ve tarafsızlık şüphesini uyandıracak hal ve davranışlardan kaçınılması ilkesine aykırı hareket ettiği görülmüştür. Bu durumda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşıldığından, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 24.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

3. Hukuk Dairesi, 2022/1712 E., 2022/9402 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Ayıba karşı tekeffül borcuna ait 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir.
3. Hukuk Dairesi         2022/1712 E.  ,  2022/9402 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen ayıplı maldan kaynaklanan misliyle değişim davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yeniden esas hakkında davanın kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 13/12/2022 tarihinde davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, 11/06/2015 tarihinde ... plakalı Audi A6 aracı ikinci el olarak aldığını, aracın ithalatçısının da satıcısının da davalı şirket olduğunu, aracın alındığı günden beri sürekli şanzıman hata ve arızası ile motor yağı eksiltme arızası verdiğini, aracın ilk şanzıman arızasının 11/04/2013 tarihinde 82.051 km'de aracın 1. Vitesten 2. Vitese ve 2. Vitesten 3. Vitese geçerken titreme şikayeti ile başladığını, aracın daha garantisi dolmadan bu arızayı verdiğini ve yetkili servisin aracın şanzımanında birtakım işlemler yaparak arızayı gidermeye çalıştığını, 03/02/2015 tarihinde 145.858 km'de aynı arızayı verdiğini yine yetkili servisin şanzımanda kavramayı değiştirerek sorunu çözmeye çalıştığını, 07/07/2015 tarihinde aynı arızayı verdiğini, 06/02/2016 tarihinde 162.487 km'de iken aracın yolda kaldığını, çekici ile yetkili servise götürüldüğünü ve aracın kavramasının tekrar değiştirildiğini, en son 14/08/2017 tarihinde 185.000 km'de iken aynı şikayet ve motorun su eksiltme şikayeti ile yetkili servise teslim edildiğini, yaklaşık 1,5 ay geçtikten sonra aracın 02/10/2017 de tarafına teslim edildiğini, aracın gizli ayıplı olduğunu ileri sürerek; aracın ayıpsız sıfır km misliyle değiştirilmesini istemiştir. Davalı, davacının davaya konu aracın ilk sahibi olmadığını, aracın ilk olarak ... Filo Yönetim Hizmetleri AŞ'ye satıldığını, davacının davalıdan bir mal veya hizmet alarak tüketici sıfatını kazanmadığını, şirkete husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, talebin zamanaşamına uğradığını, aracın ilk satışının iki tacir arasında yapıldığını, TTK 23. maddeye göre ve TBK 223/2. maddesine göre hak düşürücü sürenin geçtiğini, ayıp ihbarının yapılmadığını, aracın ayıplı olmadığını, misliyle değişimin koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. İlk derece mahkemesince; davanın kabulüne dair verilen karara yönelik davalı tarafından istinaf yoluna başvuruşması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultunda bilirkişi raporları alınarak aracın gizli ayıplı olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne, davaya konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince; davacının araca ilişkin şikayetleri halen devam etmekte olup ayıbın niteliği gereği araçtan beklenen faydalanmayı ortadan kaldıran nitelikte olması, davacı tarafından ikinci el bir araç satın alınmış dahi olsa gizli ayıplı olması nedeniyle alınmasındaki amaç ve beklentilerin karşılanmadığı hususları dikkate alındığında davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin iyiniyet kurallarına aykırı olmayacağı, davacının ayıpsız misli değişim talebinin kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, ancak araçta hasar kaydı bulunduğu, bilirkişi raporuna göre aracın değerinde 5.000,00TL değer düşüklüğü oluşturduğu, bu miktarın davacıdan alınarak davalıya verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle; davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 38 EF 476 plakalı 2011 Model Audi A6 3,0 Turbo FSI quattro 300 Hp S Tronic model otomobilin, araçta meydana gelen hasar nedeniyle oluşan değer kaybı bedeli 5.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesi koşulu ile ayıpsız misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, satıma konu araçta ortaya çıkan ayıplardan kaynaklı zararın tazminine yönelik olup, davacı söz konusu satış işleminde tüketici konumunda olmadığı gibi davaya da genel mahkeme sıfatıyla bakıldığından, davada, davacı tarafından aracın alındığı tarih olan 11/06/2015 tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ''ayıptan sorumluluğa'' ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Anılan Kanunun “Ayıptan Sorumluluk”a ilişkin 219.maddesinde: “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” hükmü yer almaktadır. Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca ... etmese bile, bu borç kanunen mevcuttur. Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur. Ayıba karşı tekeffül borcuna ait 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir. Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde TBK’nun 227. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakları mevcuttur. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 229. maddesi 1. bendi gereği, satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada davacı, aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesini istemiştir. Dosya kapsamından aracın ilk olarak 01/08/2011 tarihinde dava dışı ... Filo Yönetim Hizmetleri A.Ş. tarafından satın alındığı, akabinde davacının da 11/06/2015 tarihinde aracı adı geçen dava dışı şirketten satın aldığı, bu haliyle taraflar arasında bir alım satım ilişkisi olmadığı anlaşılmakla olayımızda TBK’nın 227. maddesinin uygulanması mümkün değildir. O halde davacının talebini akidine yöneltmesi gerektiği, davacının aracı satın alırken servis kayıtlarından araçtaki ayıbı bilebilecek durumda olduğu da açıktır. TBK’ya göre ayıptan alıcıya karşı sadece satıcı sorumludur. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 13/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
13. Hukuk Dairesi, 2016/22674 E., 2019/7810 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Türk Borçlar Kanunu'nun 221. maddesine göre, satıcı ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
13. Hukuk Dairesi         2016/22674 E.  ,  2019/7810 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki sözleşmenin iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 15,20 TL. kalan harcın temyiz edenden alınmasına, HUMK’nun 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 26/06/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Mülkiyet davalı ...'ye ait bulunan ve lojman olarak kullanılan bina, lojman statüsünden çıkartılarak, 2886 sayılı Yasa hükümlerine göre açık artırmaya çıkartılmış, açık artırma sonunda en yüksek teklifi veren davacıya ihale edilmiştir. Ancak; satışı yapılan binanın iskan ruhsatı bulunmadığı gibi, tapu kaydı üzerinde elli'ye yakın haciz bulunmaktadır. Bu hususlar taraflar arasında çekişmesizdir. Satışı yapılan taşınmaz iki yönüyle ayıplıdır; bunlardan birincisi iskan ruhsatının bulunmamasıdır. 2886 sayılı Yasa'nın 7. Maddesinde, şartnamede bulunması gereken hususlar sayılmıştır. Maddenin "b" bendine göre "Taşınmaz malların satışı, kiraya verilmesi, trampa edilmesi ve üzerlerinde mülkiyetin gayri ayni hak tesisinde tapu kayıtlarına göre yeri, sınırı, yüzölçümü, varsa pafta, ada ve parsel numarası ve durumu" nun şartnamede belirtilmesi zorunludur. Kamu Kurumu olan ve sırf bu nedenle kendisine güven duyulan Belediye tarafından satışı yapılan bir bina için aslolan, iskan ruhsatının bulunmasıdır. Satışa konu taşınmaz bu haliyle ağır kusurludur. Bu nedenle Belediye'nin, iskan ruhsatı bulunmayan bir konutun satışını yapmaması gerekir. Bununla birlikte, satış mutlaka yapılacaksa, bu hususun, 2886 sayılı Yasa'nın yukarıda açıklanan 7/b bendinde ifade edilen "durumu" kavramı içerisinde değerlendirilmesi ve şartnamede mutlaka ve açıkça belirtilmesi gerekir. Ancak ihale şartnamesinde, taşınmazın iskan ruhsatının bulunmadığı belirtilmemiştir. Bu durum, Yasa'nın 7. Maddesine açıkça aykırıdır. Bu nedenledir ki davacı, satışı yapılan taşınmazın niteliği konusunda esaslı olarak yanılgıya düşürülmüştür; bu durumda davanın kabulüne karar verilerek, ihalenin iptal edilmesi ve teminatın davacıya iade edilmesi gerekir. Satışı yapılan taşınmazdaki ikinci ayıp; taşınmaz üzerinde, üçüncü kişiler tarafından konulmuş hacizlerin bulunmasıdır. Bu husus da şartnamede açıkça belirtilmemiştir ve durum da, Yasa'nın 7. Maddesine açıkça aykırıdır. Şartnamenin 14. Maddesinde "Belediye, artırmaya çıkardığı taşınmazın mülkiyet devrinden başka iş bu ihaleden hiçbir şeyden sorumlu değildir." denilmekte ise de, şartnamenin bu maddesi haksız şart niteliğindedir, bu nedenle hukuka aykırıdır ve yok sayılması gerekir. Anayasamızın 2. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Türk Borçlar Kanunu'nun 221. maddesine göre, satıcı ağır kusurlu ise, ayıptan sorumluluğu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Türk Borçlar Kanunu'nun 246. Maddesi gereğince bu kural, kıyasen taşınmaz satışlarında da uygulanır. Yani eğer, davaya konu satış gerçek kişi tarafından yapılmış olsa idi, TBK'nun 246. Maddesi yollaması ile 221. Maddesi gereğince satıcının kusurunu ortadan kaldıran şartnamenin 14. Maddesi geçersiz sayılacaktı. Gerçek kişi için durum böyle iken, hukuka uymakla yükümlü olan Belediye için de hayliyle geçersiz sayılması gerekir. Kaldı ki, aynı Şartnamenin 13. Maddesinde "Ancak taşınmaz üzerinde ihaleye çıkarıldığı tarihten önce veya ihale süresi içinde tapu devrini etkileyici (kısıtlayıcı) bir takyidin tapuya şerh edilmesi veya Belediye alacaklıları tarafından haciz konulması halinde sorun Belediye tarafından çözümlenecektir..." denilmek suretiyle, davalı ..., hacizden kaynaklanan sorumluluğu da üstlenmiştir. Hacizler kalkmadığına göre, ihalenin iptal edilerek, teminatın davacıya iade edilmesi gerekir. İlk derece mahkemesince, davacının uzun süredir bu lojmanda oturduğu ve Belediyede üst düzey yönetici olduğu olgusuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir. Ancak bu gerekçe, hukuki olmaktan uzaktır ve varsayıma dayalıdır. Oturduğu lojmanın iskan ruhsatının bulunup bulunmadığı, hacizli olup olmadığını bilmesi her kamu görevlisinden beklenemez. Taraflar ve mahkeme için bağlayıcı olan, ihale şartnamesinde yazılı olan, ya da yazılmayan hususlardır. Kararın bu gerekçelerle bozulması ve davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Bu nedenle, sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Özel Hükümler

(S), (A)'ya sattığı aracın motorundaki ciddi arızayı bilerek gizlemiş (ağır kusur) ve (A)'ya teslim etmiştir. Sözleşmede "Satıcı, aracın hiçbir ayıbından sorumlu değildir" şeklinde bir sorumsuzluk kaydı bulunmaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre bu sorumsuzluk anlaşmasının akıbeti nedir?

A) Anlaşma her koşulda geçerlidir.
B) Satıcı ağır kusurlu olduğu için anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.
C) Alıcı sadece onarım isteyebilir.
D) Alıcı sadece bedel indirimi isteyebilir.
E) Anlaşma geçerlidir, ancak satıcı sadece gizlediği ayıptan sorumludur.

Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol