6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 225

Türk Borçlar Kanunu 225. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 225- Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir. 6. Satılanın başka yerden gönderilmesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

6 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/128 E., 2024/4379 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin, "Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz.
11. Hukuk Dairesi         2023/128 E.  ,  2024/4379 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1035 Esas, 2022/1194 Karar HÜKÜM : Başvuruların esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2016/1025 E., 2019/776 K. Taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu malın ayıplı olduğu iddiasına dayalı menfi tespit ve maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin işlenmiş deri satın alarak fason deri ceket diktiğini, bu ürünleri de yurt dışındaki ... şirketine ihraç ettiğini, dikimde kullanılan işlenmiş derileri de davalıdan satın aldığını, müvekkilinin davalıdan son olarak iki fatura tahtında işlenmiş deri satın aldığını ve karşılığında davalıya beheri 50.000,00 USD tutarında olan iki adet çek verdiğini, müvekkilinin almış olduğu işlenmiş derilerden ceket dikip 201.543,00 USD karşılığında ... Firmasına 3 parti halinde ihraç ettiğini, malın teslimi üzerine ... firmasınca yaptırılan testlerde, deri ceketlerde, Ülkemiz ve Avrupa Birliği Mevzuatı gereği olması gereken miktarın çok üzerinde Nonyl Phenol ve Nonnyl Phenol Etoksilat tespit edildiğini, ... firmasının test sonuçlarını müvekkili şirkete gönderdiğini, bu durumda ürünlerin uygunsuzluğunu davalı şirkete iletildiğini, davalı tarafın ise bu yüksek analiz değerlerinin zamanla azalacağını ifade ettiğini, oysa analiz değerlerinin zamanla daha da arttığını; aşırı yüksek değerlerin davalıya sorulduğunda; davalı tarafın Busan isimli firmanın bu derileri üzetirken yağ giderici kimyasal olarak bu maddeleri kullandığını bildirdiğini, durumu ... ile derhal paylaştıklarını, ... firmasının yasaklı olan bu maddelerin kullanılamayacağını, kullanılırsa ciltle teması halinde oluşan etkilenmenin sakıncalı olduğunu bildirdiğini, bu sebeple gönderilen parti malların imha edileceğinin bildirildiğini, davacı şirket ile ... arasında yapılan sözleşmenin 7 nci maddesine göre ceketlerin ayıplı olduğu, 8 inci maddesi ile ayıplı ürünler için tazminatın hesaplama yönteminin belirtildiği; bu çerçevede ... tarafından gönderilen mamullerin imha edildiğini ve %30 oranında da cezai şart (60.435,00 USD ) tahakkuk ettirildiğini, cezai şartında davacı şirket tarafından ödendiğini, böylece alınamayan mal bedeli + ödenen cezai şartın toplamı olan 461.880,80 USD zararlarının doğduğunu; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 219 uncu maddesi ile düzenlenen ayıplardan doğan sorumluluklar kapsamında davalı şirketten temin edilen malların ayıplı olması ve bu hususunda testlerle ortaya çıkan gizli ayıp niteliğinde olması sebebiyle 6098 sayılı Kanun'un 227 inci maddesi gereğince davalıdan tazminat isteme haklarının doğduğunu ileri sürerek müvekkilinin davaya konu 2 adet çek nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, 161.888,90 USD maddi tazminatın, müvekkilinin ihracat rejimi uyarınca uğradığı 20.951,11 USD'nin ve 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ... firmasına sattığı deri ceketlerin imalatında kullandığı derileri müvekkilinden değil dava dışı Burak Doğuş isimli bir kişiden satın aldığını, davalının müvekkilinden aldığı deri ceket miktarıyla ...'a sattığı miktarda deri ceket üretmesine imkan bulunmadığını, esasen müvekkilince davacıya yapılan satışın tarihi ve ihraç tarihleri gözetildiğinde davacının bu miktar ceketi üretecek bir zamanı da bulunmadığını, ... firması ile kendileri arasında ticari bir ilişki ya da yazılı bir anlaşmanın bulunmadığını; davacı ile de aralarında NPEO analiz sınırlaması konusunda bir anlaşmanın bulunmadığını; davacı ile aralarında süregelen ilişkide de, davacının analiz sınırlaması konusunda müvekkilinden bir talepte bulunmadığını; bununla birlikte müvekkili şirketin üç farklı deri numunesinde laboratuvar testi talep ettiği, sonuçların menfi olduğunu yani zararlı madde bulunmadığı; müvekkili şirket tarafından da sonuçların mail vasıtasıyla hem davacı şirkete hemde ... firmasına bildirildiğini; müvekkili tarafından yaptırılan laboratuvar sonuçlarına göre müvekkilince verilen deri mamullerin uygun olduğunu ... firması ve davacı firma tarafından bilindiğini ve parti mallarında bu şekilde kabul edilmesine rağmen daha sonra açılan bu davanın haksız olduğunu, davacının basiretli davranmadığını, kötü niyetli hareket ettiğini, ... firmasının isteklerini davacının müvekkili şirkete bildirmediğini, NPEO konusunda ... taleplerine aykırı olduğunu bilerek davacının üretim yaptığını, ...'un bu olumsuz sonucu fark etmesiyle kesilen cezadan kendilerinin sorumlu tutulamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu ürünlerin 17.03.2016 gününde 169096 sıra sayılı faturaya konu edilen deri olduğu, bunun işlendiği ve ceket haline getirildiği, daha sonra da ihracata konu yapıldığı, bilirkişi raporunda da açıklandığı gibi ayıbın somut olayımızda açık ayıp niteliğinde olduğu, zira davalının yaptırdığı test sonuçlarının 1.400 - 1.600 seviyesinde olduğu (oysa ülkemiz içinde bu seviyenin en çok 1.000 - yurt dışında avrupa birliği kriterleri gereğince ise 500 olması gerektiği), işlenmiş derideki zararlı madde seviyesinin normalin üstünde olduğu bizzat davalı tarafından yaptırılan testlerle ortaya çıktığı ancak davalının bu test sonuçlarını davacı ve ... firmasına bildirdiği, davacının bu test sonuçlarını bildiğinin, cevaba cevap dilekçesinin 3 üncü sayfasının 2 nci bendinden açıkça belli olduğu, durum böyle olunca tacir sıfatına bağlı basiretli davranma sorumluluğu kapsamında olan davacının, açık ayıp durumundaki ve Türkiye'de bile sınırın üzerindeki bu test sonucuna rağmen ayıp ihbarında bulunmadığı, bilakis davalıdan aldığı mamullerle ... için üretime devam ettiği, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi atfı ile somut olaya uygulanması gereken 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca satılanı kabul etmiş sayılacağı ( alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse hükmü gereğince), kaldı ki, bir an için ayıbın gizli ayıp olduğu kabul edilse dahi, yurt dışı testlerinin 02.05.2016 tarihinde davacıya bildirildiğinin dava dilekçesi ekinden anlaşıldığı, yine 19 Mayıs tarihli test sonuçlarını bildiren faks örneklerinin dosyaya yansıdığı, davanın ise 20.09.2016 tarihinde açıldığı, bu tarihe kadar yapılmış bir ayıp ihbarının sunulmadığı, bu sebeple davadaki taleplerin süresi içinde ayıp ihbarında bulunmayan davacı tarafından istenemeyeceği nazara alınarak bu sebeple ... tarafından imha edilen deri ceketlerin davalı yanca verilen ceketler olup olmadığının da bir önem arz etmeyeceği, davacının usulünce uyap ihbarında bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 6098 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin, "Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir." hükmünü haiz olduğunu, bu nedenle gerekçeli kararda belirtildiği gibi ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı kabul edilse dahi ağır kusurlu olan davalının salt bu sebeple sorumluluktan kurtulamayacağını, davaya konu ayıbın ancak profesyonel kuruluşlarca yapılan testlerle ortaya çıkabilecek nitelikte gizli bir ayıp olduğunu, buna rağmen ayıbın açık ayıp olarak nitelendirilmesinin doğru olmadığını, davalı şirketin müvekkiline ayıbın farkında olduğunu, derilerdeki bu maddelerin zamanla azalacağını bildirdiğini ancak zararlı maddenin azalmak bir yana çok daha fazla arttığını, müvekkilinin deri imalatçı olmadığını, bu nedenle deri aldığı davalı firmanın sözüne ve taahhüdüne güvenerek işlem yaptığını, Mahkemece kabul edildiği gibi "derileri ayıplı olduğunu bildiği halde ihraç etmesi" gibi bir durumun kesinlikle söz konusu olmadığını, davalı firmanın beyanı üzerine "derilerdeki NPEO değerinin düşeceği bilgisine sahip olduğu için" deri ceketleri piyasaya sürdüğünü, dolayısıyla davacı şirkete karşı vermiş olduğu garantiye uymayan ve söz konusu zararın oluşmasına neden olanın yine davalı firma olduğunu, .... isimli kişinin davalı Şirkette veya davalı Şirket için çalıştığını, söz konusu ayıplı ürünlerin davalı Şirket tarafından imal edildiğini, .... şirketine satılacağını kendilerinin de bildiğini ve buna ilişkin olarak birçok yazışma ve işlem yaptığının açık olduğunu, davalı tarafın malların kendilerinden alınmadığına ve kendilerinden alınan malların ...'a gönderildiğini bilmediklerine ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığının da davalının cevap dilekçesindeki ikrarları ve yapılan incelemeler neticesinde ortaya çıktığını, bilirkişilerce verilen ilk raporun 5 inci maddesinde de belirtildiği üzere; "insan sağlığına ve çevreye bu derece zararlı olan 'npeo' kimyasalının yasal sınır değerlerine düşürmeye yarayan bir yöntem bulunmadığı, bu nedenle siparişçi ... Firması tarafından usulüne uygun şekilde imha edilmesinin, uygun olduğu" kanaatine varıldığını, müvekkilinin davalı yanca ayıplı ürün satılması nedeniyle dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarında etraflıca açıkladıkları maddi ve manevi zararlara düçar olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili lehine tazminata hükmedilmemesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satım sözleşmesine konu malın ayıplı olduğu iddiasına dayalı menfi tespit ve maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi. 3. 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile aynı Kanun'un 225 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2023/45 E., 2024/3744 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Kanun'un 112, 220, 224, 225, 227 ve 229 uncu maddeleri.
11. Hukuk Dairesi         2023/45 E.  ,  2024/3744 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/713 Esas, 2022/1590 Karar HÜKÜM : Davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : Akçadağ Asliye Hukuk Mahkemesi (Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) SAYISI : 2020/102 E., 2021/29 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı dava dilekçesinde; 08.02.2020 tarihinde davalıdan 4350 adet tavuk aldığını, teslim edildiği gün 133 adedinin telef olduğunu, davalıya bildirdiğinde nakliye esnasında bu şekildeki ölümlerin normal olduğunu söylediğini, ancak tavukların telef olmaya devam ettiğini, davalının bu kez çeşitli bahaneler ürettiğini, gönderdiği ilaçların da fayda vermediğini, akabinde Elazığ Veteriner Kontrol Enstitüsü Müdürlüğünce yapılan numune analizi sonucu tavuklara “mycplazma synaviae mikroorganizmal” hastalığı teşhisi konulduğunu, 13.04.2020 tarihinde Akçadağ İlçe Tarım Müdürlüğü’nün bilgilendirmesi ile tavukların ölüm sebebini öğrendiğini, tavuklarda gizli ayıp bulunduğunu, bunu resmi kurumun bildirmesi neticesi kesin olarak öğrendiğinden itibaren süresi içinde yasal girişimleri yaptığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 229 uncu maddesinin kendisine tanıdığı sözleşmeden dönme hakkını kullandığını ileri sürerek 155.347,50 TL’nin ticari faizi ile birlikte tahsilini, elinde kalan 350- 400’e kadar tavuğun işletmesinden alınmasını, tavukların alınmaması halinde Mahkemece tevdi mahalli tayinini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının önce 4.350 adet tavuk istediğini, sonradan tavuk sayısını 2.700 adede düşürdüğünü, parça parça olmak üzere toplam 54.950,00 TL ödediğini, teslim günü olan 08.02.2020 tarihinde davacının tavukları indirmek için yeterli eleman ayarlamaması, kümesin önünde uzun süre bekletmesi, soğuk hava koşulları sebebiyle 145 adet tavuğun telef olduğunu, bu tavukların ücretlerinin davacıdan istenmediğini, teslimattan sonra müvekkilinin veterinerini arayan davacının 2.000 adet tavuğu bir kümese, 550 adet tavuğu başka kümese yerleştirdiğini, 550 adetlik kümesteki tavuklarda ölüm yaşandığını söylediğini, müvekkilinin veterinerinin altlıkların ıslak olduğunu, kümeste çamurların bulunduğunu, yeterli ısı ve ışık sağlanmadığını, bu olumsuzlukların giderilmesini söylediğini, davacının gönderdiği video kayıtlarında kümes koşullarının açıkça göründüğünü, “mycplazma synaviae mikroorganizmal” hastalığının kalıtsal olmadığını, müvekkilinin sağlıklı tavuk teslim ettiğini, bir ölüm varsa davacının kümes koşullarının sebebiyet verdiğini, canlı hayvan satışlarında satıcının ayıptan sorumlu tutulması için 6098 sayılı Kanun’un 220 ve 224 üncü maddesindeki şartların sağlanması gerektiğini, davacının ayıbı yasal süresi olan 9 gün içinde bildirmediği gibi gözden geçirme için mahkemeye de başvurmadığını, teslimden 30 gün sonra müvekkilinin veterinerini aradığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun’un 224 üncü maddesindeki ayıp ihbarına ilişkin sürenin hak düşürücü süre niteliği taşıdığını, satıcının ayıptan kaynaklı sorumluluğuna yönelik koşulların resen gözetileceği, hayvan satışına ilişkin dosya kapsamındaki fatura ve benzeri belgelerin haricinde yazılı bir sözleşmenin ve davalı satıcının ayıp sebebiyle sorumlu olacağı yönünde yazılı bir taahhüdünün bulunmadığı, davalı satıcının sorumlu olacağı sürenin yazılı olarak belirlenmemesi ve ayıbın da hayvanın gebeliğine ilişkin olmaması karşısında, ihtarın 17.04.2020 tarihinde davalıya çekilmiş olmasına göre, hayvanların teslim edildiği 08.02.2020 tarihinden itibaren 9 gün içinde ayıp ihbarının yapılmadığı, hayvanların bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre içinde yetkili makam olan mahkemeden istenmediği, hak düşürücü sürenin geçtiği, davacının davasını ispat olanağı kalmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ağır kusur halinde satıcının süresinde dava açılmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağını, müvekkilinin bildirim ve tespit zorunluluğunun bulunmadığını, dosyaya sunulan delillerle tavuklarda ırsi nitelikteki “mycplazma synaviae mikroorganizmal” hastalığının bulunduğunun sabit olduğunu, kusur belirlenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini, 6098 sayılı Kanun’un 224 üncü maddesinin uygulanamayacağını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; nispi yerine maktu vekalet ücreti taktirinin yerinde olmadığını ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre, Mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, yargılamanın usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, davanın reddine ilişkin kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, ancak davalı lehine nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekirken maktu vekâlet ücretine hükmedilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar, 6098 Kanun’un 220 nci maddesinde hayvan satışındaki ayıbın maddi şartları özel olarak düzenlenmişse de konusu hayvan satışı olmayan diğer satış sözleşmelerindeki sözleşme konusu şeyde çıkan ayıpların maddi şartlarının da belli ölçüde hayvan satışına uygulanması gerektiğini, satıcının hayvandaki ayıpla ilgili ağır kusuru varsa süresi içinde dava açılmadığını ileri sürerek sorumluluktan kurtulamayacağını, müvekkiline ait işletmenin Devlet destekli olduğunu, her zaman uzman, veterinerler tarafından düzenli olarak tetkik edildiğini, durumun davalının iddia ettiği gibi olmadığının resmi kurumlarının incelemesi neticesinde kayıt ve rapor altına alındığını, Elazığ Veteriner Kontrol Enstitüsü Müdürlüğünce yapılan numune analizi sonucunda davalının gönderdiği tavuklara “mycplazma synoviae mikroorganizmal” hastalığı teşhisi konulduğunun dosya içinde mevcut deliller ile sabit olduğunu, hastalığın, anaç tavuklardan geçtiğini, irsi nitelik taşıdığını, davalının ağır kusurlu hareket ettiğini, tavukların anılan hastalıktan öldüğünü, deliller toplanmadan ve uzman bilirkişilerden rapor aldırılmadan davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığını, davalının ağır kusuru sebebiyle davalıya bir bildirimde bulunma veya dava açıp bir tespit yaptırma zorunluluğunun müvekkili hakkında uygulanamayacağını, kesin ölüm sebebinin resmi kurumdan öğrenmesinden itibaren davalıya noter kanalı ile ihtar çekildiğini, olumsuz cevap vermeleri üzerine arabuluculuk ve dava yoluna gidildiğini, davanın 6098 sayılı Kanun’un 220 nci maddesinde sayılan ikinci ihtimale, yani satıcının ağır kusuruna dayandığını, anılan hükümlerinin uygulama alanı bulunmasa dahi davalının 6098 sayılı Kanun’un 49 ve 112 nci madde hükümlerine göre sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanun'un 112, 220, 224, 225, 227 ve 229 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/7469 E., 2024/3399 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi
tam metni aç
rdığını, 6102 sayılı Kanun'un 219 uncu maddesi gereğince satıcının alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebi ile sorumlu olduğu gibi satıcının ayıpların varlığını bilmese bile sorumlu olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar ba
11. Hukuk Dairesi         2022/7469 E.  ,  2024/3399 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2661 Esas, 2022/1270 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 1.Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2017/559 E., 2019/645 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin Türkiye'de ve yurt dışında pek çok mimari projeyi çizip yapımını üstlenen saygın bir firma olduğunu, müşterilerine ait taşınmazlarda kullanılmak üzere davalıdan doğal taş plaka satın aldıklarını, taşların taşınmazdaki iç ve dış mekanlara döşendiğini, bedellerinin ise davalı satıcıya ödendiğini, ancak faturalarda yer alan kalemlerden "Azul Stone" niteliğindeki taşların üzerinde kısa bir zaman sonra kirlenme ve geçirilemeyen lekeler meydana geldiğini, bu durumun estetik ve görsel açıdan yapının görüntüsüne ve mali değerine zarar verdiğini, ayrıca müvekkillerinin taşınmazın malikine yapmış olduğu işi zamanında teslim edememesinden dolayı maddi ve itibar kaybına uğradığını, İstanbul Teknik Üniversitesinden ... tarafından yapılan inceleme sonucunda; taşın yapısı itibariyle ıslak ve trafiğin olduğu mekanlarda kullanılması durumunda kirlenme sorunu ile karşılaşabileceği, renk ve desen değişikliği gibi olumsuzlukların yaşanabileceğinin tespit edildiğini, ancak taşın özellikleri gereği döşeneceği dış mekana uygun olmayacağına dair davalı tarafça kendilerine hiçbir uyarıda bulunulmadığını, davalı tarafa müvekkillerinin uğradığı zarar nedeniyle davalıya ihtarname keşide edildiğini ancak yine de zararlarının giderilmediğini, Bodrum 3.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/24 D.İş sayılı dosyası ile taşlar üzerinde tespit yapıldığını, alınan numunenin sedimanter yapıda olması, kimyasal etkileşim açısından asitle tepkime vermekte-köpürmekte olması, %3,9 emme seviyesine sahip olması nedeniyle %11 aşınma direnci olan ve porozitesinin yüksekliği ile kumlu kireçtaşı olarak adlandırılan malzemenin ıslak zemin ve dış cephe kaplaması kullanımlarına uygun olmadığının belirtildiğini, ayrıca bu özelliklere sahip bir malzemenin su, hava, güneş, yağış ve havuz kimyasalları gibi ajanların etkisiyle kirlenme, renk değişimleri ve görüntü kirliliği oluşturmasının doğal olduğunun belirtildiğini, davanın haklılığı gerek Pamukkale Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Laboratuvarında gerekse de Türk Standartları Enstitüsü (TSE) belgeli Denizli Bilgi Zemin ve Yapı Test Laboratuvarı'nda yapılan deneylerle ve bilirkişi raporunda tespit edildiğini, dış cephe kullanımlarında ve ıslak zemin kullanımlarına uygun olmayan taşın gizli ayıplı olduğu ve renk değişikliği olacağı bilindiği halde dış cepheye ve havuz kenarlarına döşenmesinin müvekkilinin ticari itibarını zedelediğini, müvekkili şirketin davalı sebebiyle oluşan bu kötü durumu önlemek için geçici olarak çakıl taşı ile kaplanmak durumunda kaldığını, bu olay nedeniyle müvekkillerinin çok büyük iş kaybına uğradıklarını ileri sürerek Muğla İli, Bodrum İlçesi, ....Oriental Sitesi Villa 3/4 adresinde kullanılan doğal taş plakalarında meydana gelen 231.731,68 TL maddi zararlarının, taşların döşenmesi için harcanan 210.000,00 TL işçilik ücretinin, taşların sökülmesi için harcanan 27.000,00 TL işçilik ücretinin ve ticari itibar kaybından ötürü 20.000,00 TL manevi zararları olmak üzere toplamda 488.731,68 TL'nin ihtarnamenin tebliğinden itibaren faiziyle birlikte talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin satıcı konumunda olduğunu ve ürünün nerede ve nasıl kullanılacağı hususunda sorumluluğu olmadığını, davacının hangi ürünün seçilmesi gerektiği ve bunun nasıl kullanılacağı, eserin oluşumundan sonra ne şekilde muhafaza edileceğinin kendisinin sorumluluğunda bulunduğunu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 23 üncü maddesine göre davalının sorumluluğunun bulunmadığını, Kanun'un ticari satışlarda ayıbı düzenleyen hükümlerine göre alıcının derhal muayene (inceleme) ve aynı zamanda 8 gün içinde ihbar mükellefiyeti bulunduğunu, olaydan 18 ay sonra ayıp ihbarı yapmakla davacının Kanun'a aykırı hareket ettiğini, dava konusu mermer piyasalarında "Azul Stone" taşının şekli ve niteliği ile ayırdedici özelliğe sahip ve kullanım alanlarına ilişkin belirlemenin kolayca yapılması mümkün olan doğal bir taş olduğunu, bu taşın ayıplı olma şansının hiç olmadığını, Bodrum 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/13 D.İş sayılı dosyası ile yapılan bilirkişi incelemesinde; yer yer olan lekelerin olduğu ancak bu hasarın doğal sudan kaynaklanmadığının açıkça belirtildiğini, tespit dosyalarında sunulu fotoğraflar incelendiğinde zarar gören taşların nerelerde olduğu ve ne şekilde zarar gördüğünün açık olduğunu, müvekkili tarafından davalının ticari itibarını sarsmaya yönelik herhangi bir fikir ya da davranış söz konusu olmadığından manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların davalıdan Azul taşı satın almak suretiyle kendi müşterilerine ait farklı mekanlarda kullandığı, taşın Bodrum'da kullanıldığı villa bahçesinde dış mekan taban kaplaması olarak doğal taş plakalar halinde kullanıldığı, zaman içerisinde su, hava, güneş, yağmur ve havuz kimyasalları gibi ajanların etkisiyle kirlenme, renk değişimi oluştuğu, dinlenen uzman tarafından bu taşların açık havada ve özellikle asidik ortamda kullanılmasının riskli olduğu, lekelenme ve kirlenmeye maruz kaldığında taşın yapısı sebebiyle kolayca deforme olabileceğinin belirtildiği, davacı taraf tacir olup kendisinin yurt içinde ve yurt dışında pek çok mimari projeyi hazırlayan ve yapımını üstlenen saygın firma olduğunu belirttiği, bu durumda davacının kendi müşterilerine uygulayacağı kaplama malzemelerini ve bu davaya konu azul stone taşının özelliklerini, hangi durumlardan etkilenebileceği, hangi mekanlarda kullanılmasının uygun olduğunu bilebilecek durumda bulunduğu, ayrıca bu taşların ne tür zeminde kullanılmasının riskli olduğunun basit bir araştırma ile tespit edebileceğinin uzman tarafından belirtildiği, davacının bu iş alanında uzmanlığının kabulü gerektiği, dava konusu kaplama taşın özellikle kullanıldığı villalardaki havuz kenarlarında renk değiştirdiği ve havuz kimyasallarından etkilendiğinin tespit raporları ile sabit olduğu, sürekli bu işi yapan davacıların taşın kaplama yapılacak zemine uygun olup olmadığını bilebilecek durumda oldukları, davacıların uğramış olduğunu iddia ettikleri maddi zararı davalıdan talep edemeyecekleri gibi manevi şahsiyetlerine bir saldırı tespit edilemediğinden manevi tazminat isteminin de şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı tarafından satışı yapılan azul taşının ıslak zemin ve dava dışı cephe kullanımına uygun bir taş olmadığının raporlar ile sabit olduğunu, satın alınan ürünlerin yapısal eksikliklerinin müvekkilinden saklandığını, deforme olacağının davalı şirketçe bilinmesine ya da öngörülmesine rağmen hiçbir şekilde müvekkillerine bilgilendirme yapılmadığını, davalının tacir olup taşın özelliklerini ve kullanıldığı alanda hasara uğrayıp uğramayacağını bilmediğini varsaymanın hayatın olağan akışına ve mantık kaidelerine aykırı olduğunu, müvekkillerine bilgilendirme yapılmadığını, mahkemece davanın esası ile ilgili olarak gösterilen delillerin tümü toplanmadan ve deliller yeterince değerlendirilmeden tanık dinletme talepleri hakkında bir karar verilmeden eksik inceleme ile davanın reddine karar verildiğini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 293 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca uzman tarafından hazırlanan raporun mahkemece değerlendirmeye tabi tutulmaması ve ayrıca katıldığı celsedeki beyanlarının da değerlendirmeye alınmaması gerekmekte iken mahkemenin neredeyse tümüyle kararını uzman beyanına dayandırdığını, 6102 sayılı Kanun'un 219 uncu maddesi gereğince satıcının alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebi ile sorumlu olduğu gibi satıcının ayıpların varlığını bilmese bile sorumlu olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 225 inci maddesinin ikinci fıkrasında ise satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından uygulama getirildiğini, olay nedeniyle müvekkillerinin manevi yönden de zarar gördüğünü, dava konusu taşların deforme olması ve davalının bu zararı gidermeye, taşları değiştirmeye yanaşmaması nedeniyle taşınmazın taahhüt edilen zamanda malikine teslim edilemediğinden müvekkili şirketleri için önemli müşterileri karşısında büyük ticari kayba neden olduğunu, dava konusu Mandarin Oriantal Sitesi'nin Bodrum'un en lüks sitesi olduğunu ve site sakinlerinin oldukça titiz kimseler olduğu düşünüldüğünde müvekkili şirketler yönünden bir an önce önlem alma zaruretinin hasıl olduğu, müvekkilinin yapı malikine karşı çok zor durumda kaldığını, yıllardır güven esasına dayalı olan iş ilişkilerinin yıprandığını ticari itibarının zedelendiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile uzman olarak ... 10.04.2019 tarihli duruşma zaptına geçen beyanında; ilk getirilen malzemenin lekeli ve üzerinde birtakım beyaz pulcuklar olduğunu, kesit alarak inceleme yapıldığını, taşın içerisinde kalsiyum karbonat çamuru olduğunu tespit ettiklerini, bu taşlarda bunun olmasının normal olduğunu, doğada yaygın olduğunu, taşın su emmesinin yüksek olduğunu, bunun taş için normal olduğunu, bu taşın kalsiyum karbonat içerdiği için asitten etkileneceği, havuz sularında kullanılan maddelerin PH düzenleyici olarak kullanıldığını ve bu maddelerin oranı ve konsantrasyonun önemli olduğunu, taşın üzerindeki etkinin buna göre değiştiğini, bu taşın atmasforik ortamda ve trafiğin bulunduğu alanlarda kolay etkilenebileceği, su emeceği ve renk bozukluğunun oluşabileceği, bu taşların açık ortamda deforma olmaya müsait olduğu, ıslak zeminde kullanılmasının desenin rengine etki edeceği, diğer tarafın getirdiği taşın kullanılmamış olduğunu, ancak bu taşın Eflani yöresinden çıkarılan bir taş olduğunu, herhangi bir leke olmadığını, aynı deneylere tabi tuttuklarını, davalı tarafın havuzda kullanılan malzeme örneğini sunduğunu, bu malzemeyi farklı oranlarda suya katarak taş üzerine uyguladıklarını daha önce diğer tarafın sunduğu taşla aynı etkiyi yaptığını fark ettiklerini, benzer lekeler oluştuğunu, fotoğrafladıklarını, havuz kenarında uygulanmasının riskli olduğunu, bu taşların bu şekilde bu tür zeminde kullanılmasının basit bir araştırma ile tespit edilebileceği, bilimsel açıdan zaten bilinen bir durumdur şeklinde beyanda bulunduğu, hukuki dinlenilme hakkı kapsamında uzman görüş raporunu hazırlayan uzman kişinin duruşma da dinlenilmesinden ve kararda yer verilmesinde hukuka aykırılık görülmediği, raporlar ve uzman görüşüne göre dava konusu emtianın kullanılması uygun olmayan alanlarda kullanıldığı, davacının iddiasının aksine davalı satıcının satış anında emtiaların kullanım alanını bildiği ve buna göre ayıplı mal satışı yaptığı iddialarının sübuta ermediği, aksine davacının mesleki konuda uzman bir tacir olarak dava konusu emtianın özelliklerini bilmesi veya bilebilmesi gerekirken bu hususun dikkate alınmadığı, davalı satıcının emtiada meydana gelen değişikliklerden sorumluluğu bulunmadığı, hiç kimsenin kendi kusurundan menfaat sağlayamayacağı, davacının maddi ve manevi tazminat talep şartları oluşmadığı gerekçesiyle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle, davalı tarafından satışı yapılan Azul taşının ıslak zemin ve dış cephe kullanımına uygun bir taş olmadığı tespit edilmişken davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında yapılan toplantılarda dava konusu emtianın kullanılacağı mekanın davalı tarafa bildirildiğini ancak davalı tarafın taşın niteliği bakımından müvekkilini uyarmadığını, mermer ve doğal taş alım satım işi yapan davalının sattığı taşın niteliğini, yapısal durumunu ve deforme olacağını bilmesine rağmen müvekkilinden gizlediğini, basiretli bir tacir olan ve uzun yıllardır aynı işin yapan davalının sattığı ürünün özelliğini ve kullanıldığı alanda hasara uğrayıp uğramayacağını bilmemesinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, 6100 sayılı Kanun'un 293 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca dinlenmesine karar verilen ve hiçbir mazeret olmadan katılmayan uzmanın ikinci celsede muvafakatimiz olmadığı halde dinlenmesi ve beyanlarının dikkate alınmasının hatalı olduğunu, deliller yeterince değerlendirilmeden karar verildiğini, tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini, dava konusu emtianın hangi mekanlarda kullanılmasının uygun olduğunun bilimsel olarak bilinen bir durum olduğu kabulünün müvekkilinin bilim adamı olmaması nedeniyle kabul edilebilir olmadığını, müvekkilinin uzmanlığı olmayan doğal taş konusunda bilgi sahibi olmasının beklenemeyeceğini, mahkemenin kararında belirttiği şekilde basit bir araştırma neticesinde dava konusu taşın ıslak zeminde kullanımının uygun olduğu sonucuna ulaşıldığını, taş üreticisi davalının da dava konusu Azul taşının ıslak zeminde kullanılabileceğini belirttiğini, müvekkilinin de bu basit bilgi ve davalı ile olan ticari ilişkisine güvendiğini, ancak bu bilgilerin yanlış olduğunun ancak teknik rapor ile ortaya çıktığını, dolayısıyla mahkemenin belirttiğini aksine taşın ıslak zemine uygun olmadığının basit bir araştırma ile öğrenilemeyeceğinin açık olduğunu, davalının doğal taş satıcılığını meslek edinmesi nedeniyle satılan maldaki ayıplar bakımından sorumlu olacağını, yaşana olay nedeniyle müvekkilinin müşterilerine karşı zor durumda kaldığını ve itibar kaybı yaşadığını, dolayısıyla manevi zararı bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, satım konusu olan "Azul Stone" taşların ayıplı olup olmadığı, davalı satıcının iddia edilen zarardan sorumlu olup olmadığı hususuna ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/2248 E., 2023/5905 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlıkta 6098 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerektiğini, sevk maddesi olarak yanlış kanun maddesinin kullanılmasının davacının zararının katlanılmasına sebebiyet verdiğini, ayıp ihbarının yazılı olarak yapılmasının hukuki zorunluluk olmadığını, tarafla
11. Hukuk Dairesi         2022/2248 E.  ,  2023/5905 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulen kabulü ile mahkeme hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dükkan nitelikli bir taşınmazı 6.000.000,00 TL bedelle 02.07.2014 tarihinde davalılardan satış suretiyle edindiğini, davalı Cathay İnşaat... A.Ş’nin satış aşamasında müvekkiline dava konusu taşınmazın 36 araçlık park yerinin mevcut olduğunu beyan ettiğini, buna ilişkin olarak belediyeye sundukları mimari proje ve evrakları müvekkiline e-posta ile göndererek bunun gerçekleştireceklerini taahhüt ettiklerini, kaldı ki bu taahhüdün aynı zamanda yasal bir zorunluluk olduğunu, zira ilgili yönetmelik maddeleri uyarınca ticari amaçlı kullanılan alanlarda her 50 m2’ye 1 otopark alanı tahsis edilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın bulunduğu projeye göre bu şartın sağlandığını ancak fiili durumda gerek davalıların projede otopark olarak ayırdıkları alanları farklı amaçlara özgülemeleri, gerek projedeki elverişsizlikler ve gerekse yönetim planına konulan düzenlemelerle dava konusu taşınmaza en az 36 araçlık otopark alanı tahsis edilmesinin fiziken imkansız kılındığını, taşınmaz işlek bir caddeye cepheli olsa da otopark alanı olmadığı için kıymetinden ve getirisinde maddi kayıplara uğradığını, müvekkili taşınmazı satın aldığında otopark yerleri ve konut projelerinin henüz inşaat aşamasında olduğunu, bu nedenle ayıbın tespiti ve ihbarının mümkün olmadığını, satın alındıktan yaklaşık 2 yıl sonra inşaatın tamamlandığını ve müvekkili kiracısının açık otopark alanlarının eksik olduğunu ve kapalı otopark alanlarından ise yönetim planı hükümleri nedeniyle yararlanılamadığını müvekkiline bildirdiğini, bunun üzerine müvekkilinin önce şifahen sonra e-posta ile davalı Cathay İnşaat... A.Ş.'ye bildirimde bulunduğunu, son çare olarak da ihtarname gönderildiğini, ayrıca davalı Cathay İnşaat... A.Ş.’nin ağır kusurlu yüklenici olması nedeniyle ayıp ihbar sürelerinden yararlanamayacağını, davalılara 36 araçlık yer tahsis edilmesi yönünde gönderilen ihtarnameden sonuç alınamadığını, bu nedenle müvekkilinin satış bedelinden indirim isteme seçimlik hakkını kullanmak istediğini ileri sürerek şimdilik 100.000,00 TL’nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı Cathay İnş. San. ve Gayrimenkul Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin projeyi imal eden ve geliştiren şirket olarak üzerine düşen tüm sorumlulukları yerine getirerek mevzuata ve projeye uygun şekilde otopark alanlarını belirlediğini, davacının taşınmazı projeden değil tamamlanmış haliyle görerek ve inceleyerek satın aldığını, taşınmazın satış anındaki durumuyla eksiksiz teslim edildiğini, satıştan çok sonra doğan ve yönetimden kaynaklanan sebeplerle taşınmaza ait otoparkın kullanılmamasının sorumluluğunun müvekkiline yükletilemeyeceğini, ayrıca B2 katında yer alan 484 m2 büyüklüğündeki sığınak alanının barış zamanlarında otopark alanı olarak kullanılarak ilave park yeri kazanılabildiğini, projede yer alan konutların kapalı garaj alanlarının tamamını kullanmakta ve dükkanları istifade ettirmemekte olduklarını, dolayısıyla davacının ayıp iddiasını müvekkiline yöneltemeyeceğini, davacının yasal sürede ayıp ihbarında da bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı İris İnş. Tur. San. ve Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, taşınmazın yapım ve inşasının diğer davalı şirket tarafından yapıldığını, davacının taşınmazı, yapım işlerinin tamamlanmasından sonra satın aldığını, davacının yasal sürede ayıp ihbarında bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 3.Davalı ..., davaya cevap vermemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının taşınmazı 02.07.2014 tarihinde tamamlanmış haliyle tapudan satış suretiyle aldığı, otopark alanına ilişkin ihtarın 28.11.2017 tarihinde davalılara bildirildiği, taşınmazda bilirkişi incelemesi ile de tespit edilen ve açık ayıp niteliğinde olduğu anlaşılan yeterli otopark alanının sunulmadığına ilişkin ayıp iddiasının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 474 ve 477 nci maddeleri dikkate alındığında süresi içerisinde yapılmadığı, bu nedenle ayıbın örtülü olarak kabul etmiş sayıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece 6098 sayılı Kanun'un 474 üncü maddesi yerine 246 ıncı maddesi atfıyla 225 inci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerektiğini, davalıların hem eseri meydana getiren yüklenici sıfatına hem de taşınmazın yönetim planını hazırlayıp tapuya tescil eden sıfatına haiz olduklarını, taşınmaz meydana getirilirken açık otopark alanındaki imkansızlığın yönetim planında yapılacak düzenlemelerle kapalı otoparktan dükkanları da faydalandırarak en aza indirgenmesi mümkün iken tam tersi yönde bir kararla kapalı otoparkı dükkanların kullanımına kapatarak kusurlu davranışlarını katladıklarını, bilirkişi incelemesi sonucu açık ayıp olduğunun tespit edildiğini, davalılar eksik yaptıkları işi bilmelerine rağmen üzerine bir de bu eksik işi telafi edebilecekleri imkanları ortadan kaldırdıklarını, dolayısıyla ağır kusurlu olduklarını, ağır kusur halinde ayıp ihbar sürelerine uyulmadığının ileri sürülemeyeceğini, ayıp bildiriminin yapıldığı tarih olarak 28.11.2017 tarihli ihtarname tarihinin kabul edilmesinin doğru olmadığını, müvekkilinin otopark yetersizliği hakkındaki şikayetlerini şifahen davalılardan "Cathay İnşaat" yetkilileriyle görüştüğünü ve buna karşılık davalı Cathay İnşaatın da 12.05.2017 tarihinde müvekkiline bir elektronik posta gönderdiğini, dolayısıyla tarafların ihtarname öncesinde de bir iletişim içinde olduklarını, müvekkilinin elektronik yazışma çıktısıyla bu ihbarı yaptığını ispatladığını belirterek hükmün kaldırılmasını ve davanın kabulünü istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece dava konusu taşınmazın mimari projesinde belirtilen sayıda otopark inşa edilmediği açık ise de, davacı tarafça taşınmaz satın alınırken bu hususun tespiti mümkün olduğuna göre, ayıbın açık ayıp niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, taşınmaz satın alınırken davacının kandırıldığı (iğfal edildiği) yönünde bir delile de rastlanılmadığından davalı tarafın ağır kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği, davacı beyanlarından taraflar arasındaki e-posta yazışmalarının en erken 2017 yılı Mayıs ayı başında başladığı, davalı tarafça 12.05.2017 tarihli e-posta ile davacıya bu hususta cevap verildiği, bu itibarla 6102 sayılı Kanun' un 23 üncü maddesinin birinci fıkrası c bendi uyarınca yasal sürede ayıp ihbarında bulunmayan davacının taşınmazı ayıplı hali ile kabul ettiği, davacının satıştan sonra oluşturulan yönetim planı nedeniyle zarar iddiasına ilişkin olarak ise sulh hukuk mahkemesinde dava açma hakkının saklı olduğu, ilk derece mahkemesinin kararının sonucu itibariyle doğru olduğu ancak uyuşmazlığın çözümünde eser sözleşmesi yerine satış sözleşmesi hükümleri uygulanması gerekmekte olup bu şekilde hükmün gerekçesinde değişiklik yapılmış olacağı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun usulden kabulüne, kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlıkta 6098 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması gerektiğini, sevk maddesi olarak yanlış kanun maddesinin kullanılmasının davacının zararının katlanılmasına sebebiyet verdiğini, ayıp ihbarının yazılı olarak yapılmasının hukuki zorunluluk olmadığını, tarafların ihtarname ve e-posta öncesinde de görüştüklerini bu nedenle ayıp ihbarı tespitinin hatalı olduğunu, davalılarıın istinaf kanun yoluna başvurmamasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesince yeniden kurulan hüküm ile davalılar lehine karar tarihi itibari ile tekrardan vekâlet ücretine hükmedilmesinin doğru bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ayıplı satış nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6102 sayılı Kanun'un 23 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/1712 E., 2022/9402 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Ayıba karşı tekeffül borcuna ait 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir.
3. Hukuk Dairesi         2022/1712 E.  ,  2022/9402 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen ayıplı maldan kaynaklanan misliyle değişim davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, yeniden esas hakkında davanın kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 13/12/2022 tarihinde davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, 11/06/2015 tarihinde ... plakalı Audi A6 aracı ikinci el olarak aldığını, aracın ithalatçısının da satıcısının da davalı şirket olduğunu, aracın alındığı günden beri sürekli şanzıman hata ve arızası ile motor yağı eksiltme arızası verdiğini, aracın ilk şanzıman arızasının 11/04/2013 tarihinde 82.051 km'de aracın 1. Vitesten 2. Vitese ve 2. Vitesten 3. Vitese geçerken titreme şikayeti ile başladığını, aracın daha garantisi dolmadan bu arızayı verdiğini ve yetkili servisin aracın şanzımanında birtakım işlemler yaparak arızayı gidermeye çalıştığını, 03/02/2015 tarihinde 145.858 km'de aynı arızayı verdiğini yine yetkili servisin şanzımanda kavramayı değiştirerek sorunu çözmeye çalıştığını, 07/07/2015 tarihinde aynı arızayı verdiğini, 06/02/2016 tarihinde 162.487 km'de iken aracın yolda kaldığını, çekici ile yetkili servise götürüldüğünü ve aracın kavramasının tekrar değiştirildiğini, en son 14/08/2017 tarihinde 185.000 km'de iken aynı şikayet ve motorun su eksiltme şikayeti ile yetkili servise teslim edildiğini, yaklaşık 1,5 ay geçtikten sonra aracın 02/10/2017 de tarafına teslim edildiğini, aracın gizli ayıplı olduğunu ileri sürerek; aracın ayıpsız sıfır km misliyle değiştirilmesini istemiştir. Davalı, davacının davaya konu aracın ilk sahibi olmadığını, aracın ilk olarak ... Filo Yönetim Hizmetleri AŞ'ye satıldığını, davacının davalıdan bir mal veya hizmet alarak tüketici sıfatını kazanmadığını, şirkete husumet yöneltilmesinin hukuken mümkün olmadığını, talebin zamanaşamına uğradığını, aracın ilk satışının iki tacir arasında yapıldığını, TTK 23. maddeye göre ve TBK 223/2. maddesine göre hak düşürücü sürenin geçtiğini, ayıp ihbarının yapılmadığını, aracın ayıplı olmadığını, misliyle değişimin koşullarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. İlk derece mahkemesince; davanın kabulüne dair verilen karara yönelik davalı tarafından istinaf yoluna başvuruşması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yetersiz olduğu, yeniden bilirkişi raporu alınması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmek üzere mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince Bölge Adliye Mahkemesi kararı doğrultunda bilirkişi raporları alınarak aracın gizli ayıplı olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kabulüne, davaya konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince; davacının araca ilişkin şikayetleri halen devam etmekte olup ayıbın niteliği gereği araçtan beklenen faydalanmayı ortadan kaldıran nitelikte olması, davacı tarafından ikinci el bir araç satın alınmış dahi olsa gizli ayıplı olması nedeniyle alınmasındaki amaç ve beklentilerin karşılanmadığı hususları dikkate alındığında davacının ayıpsız misli ile değişim talebinin iyiniyet kurallarına aykırı olmayacağı, davacının ayıpsız misli değişim talebinin kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, ancak araçta hasar kaydı bulunduğu, bilirkişi raporuna göre aracın değerinde 5.000,00TL değer düşüklüğü oluşturduğu, bu miktarın davacıdan alınarak davalıya verilmesi gerektiği belirtilmek suretiyle; davalının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne, 38 EF 476 plakalı 2011 Model Audi A6 3,0 Turbo FSI quattro 300 Hp S Tronic model otomobilin, araçta meydana gelen hasar nedeniyle oluşan değer kaybı bedeli 5.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalı tarafa verilmesi koşulu ile ayıpsız misli ile değiştirilmesine, karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, satıma konu araçta ortaya çıkan ayıplardan kaynaklı zararın tazminine yönelik olup, davacı söz konusu satış işleminde tüketici konumunda olmadığı gibi davaya da genel mahkeme sıfatıyla bakıldığından, davada, davacı tarafından aracın alındığı tarih olan 11/06/2015 tarihinde yürürlükte olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ''ayıptan sorumluluğa'' ilişkin hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 207. maddesine göre; satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Taşınır sözleşmesinde satıcının taşınırı teslim etmek ve mülkiyeti alıcının üzerine geçirmek gibi asıl borcu yanında satılan malı saklama ve gerektiğinde taşıma masraflarını ödeme borcu gibi tali nitelikte borçları da bulunmaktadır. Anılan Kanunun “Ayıptan Sorumluluk”a ilişkin 219.maddesinde: “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” hükmü yer almaktadır. Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca ... etmese bile, bu borç kanunen mevcuttur. Satıcı satış sözleşmesine konu taşınır malın niteliği ve kullanım amacı bakımından malın değerini ve kullanım amacını azaltan veya ortadan kaldıran mülkiyet hakkının sonucu olan tasarrufi işlemler yapmasını engelleyen bir eksikliğin bulunmamasını sağlama borcu altındadır. Satıcının bu borcunun söz konusu olabilmesi için satılanda bu çeşit eksikliklerin var olduğunu bilmesi gerekmediği gibi satılandaki bulunması gereken vasıfları ayrıca zikir ve vaad etmesine de gerek yoktur. Ayıba karşı tekeffül borcuna ait 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 219 ila 226. maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı aynı Kanunun 227 ve devamı maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir. Alıcı, satılan malın ayıbının bulunması halinde TBK’nun 227. maddesine göre satılanı redde hazır olduğunu beyanla sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, imkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme hakları mevcuttur. Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır. Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir. 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 229. maddesi 1. bendi gereği, satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki davada davacı, aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesini istemiştir. Dosya kapsamından aracın ilk olarak 01/08/2011 tarihinde dava dışı ... Filo Yönetim Hizmetleri A.Ş. tarafından satın alındığı, akabinde davacının da 11/06/2015 tarihinde aracı adı geçen dava dışı şirketten satın aldığı, bu haliyle taraflar arasında bir alım satım ilişkisi olmadığı anlaşılmakla olayımızda TBK’nın 227. maddesinin uygulanması mümkün değildir. O halde davacının talebini akidine yöneltmesi gerektiği, davacının aracı satın alırken servis kayıtlarından araçtaki ayıbı bilebilecek durumda olduğu da açıktır. TBK’ya göre ayıptan alıcıya karşı sadece satıcı sorumludur. Hal böyle olunca Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 13/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.