Türk Borçlar Kanunu 231. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 231- Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz.
Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.
C. Alıcının borçları
I. Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
2 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/4691 E., 2023/524 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
Bununla birlikte davacı, ayıp nedeniyle davalının zarardan sorumlu olduğunu ileri sürmüş ise de 6098 sayılı Kanun’un 231 inci maddesine göre satıcının satılandaki ayıptan sorumluluğu satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.
11. Hukuk Dairesi 2021/4691 E. , 2023/524 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki ayıplı satıma dayalı alacak ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 24.01.2023 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Marshall firmasının satış noktalarındaki yeni tabelaların imal ve montaj işini üstlendiğini, bununla ilgili olarak malzeme tedarik amaçlı davalı ile 09.12.2011 tarihinde bir sözleşme akdettiğini, davacının Marshall'a karşı edimini ifa ettikten sonra teslim ve montajdan itibaren bir yıl geçmemiş olmasına karşın, beyaz renkli PS malzemelerin çoğunda solma ve kararma tespit edildiğine dair bildirim aldığını, 11.06.2013 günlü ihtarla ayıp bildiriminde bulunduğunu, davalının malzemelerle ilgili olarak 2 yıl garanti vermesine karşın gerekeni yapmadığını, ortaya çıkan maddi zararın kapsamının yapılan araştırmalardan sonra meydana çıkabileceğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 50.000,00 TL manevi tazminat ve alacaklı olduğu 6.500,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiş, 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talep artırımında bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekeçesinde; davacı ile arasında bağlayıcılığı olan bir yazılı akit olmadığını, davacının gönderdiğini ileri sürdüğü ihtarnamenin de müvekkiline ulaşmadığını, müvekkilinin davacıya ürünler ile ilgili bir garanti vermediğini bilakis davacının PS malzemenin yapısını ve sararacağını bilerek bu ürünü talep ettiğini, davacıya karşı bir sorumluluğunun olmadığını ayrıca davacının ayıp bildirimini de yasada öngörülen sürede yapmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulduğu, davalının ayıplı mal teslim ettiği, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davacının ayıplı ürünler nedeniyle yaptığı harcamaların tespit edildiği, ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğunu ayrıca ticari defterlere göre davalıdan alacaklı bulunduğu; ancak manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.500,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile 1.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; belirsiz alacak davası açtıklarını ve ıslah talebinde bulunulmadığını, aksine talep artırımı dilekçesiyle müddeabihin arttırıldığını, artırılan kısmın da kabul edilmesi gerektiğini, itibar kaybına uğrayan ve buna bağlı olarak ticari faaliyetine son vermek durumunda kalan müvekkilinin manevi tazminat talebinin reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ürünlerin ayıplı olmadığını, davacının ucuz ürün tercih ettiğini, müvekkilinin davacıya malzemenin zamanla sararma yapacağını bildirdiğini, bilirkişilerce hiçbir ürün incelenmeden dosya üzerinden yapılan incelemeyle görüş bildirildiğini, ayıp ihbarının süresinde olmadığını, delil tespiti dosyasındaki bilirkişi raporu müvekkiline tebliğ edilmediğinden delil değeri bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava açılması ile kesilmiş olan zamanaşımı süresi tüm alacak için geçerli olup davacının da bilirkişi raporu ile talep edebileceği alacak miktarı belirlendikten sonra harcını yatırmak suretiyle bedel artırımı yaptığı, Mahkemece davacının bedel artırımının ıslah kabul edilmesinin hatalı olduğu, davacının istinaf başvurusunun gerekçeye yönelik olarak kabulü gerektiği, davalının sattığı malzemeler için 2 yıl garanti verdiği; ancak bu süreden önce renklerinde solma meydana geldiği, satıma konu malın ayıplı olduğu, ayıptan sorumluluk halinde alıcının seçimlik haklarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde düzenlendiği, davacının da ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini genel hükümlere göre talep ettiği, dava tarihi itibarıyla henüz ortada davacı açısından gerçekleşmiş somut bir zarar bulunmadığı, alacağın dava tarihi itibarıyla muaccel olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin gerekçeye yönelik olarak kısmen, davalının istinaf talebinin maddi tazminata yönelik olarak kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile davanın kısmen kabulüne, 6.500,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ayıp nedeniyle seçimlik haklardan sözleşmenin feshi ve bedel iadesi talep ettiklerini, sadece uğranılan zararın tazmini talep edilmiş gibi değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, kök rapora itiraz dilekçesinde de bu taleplerin ifade edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ticari satıma konu malların ayıplı olması nedeniyle alacak ve maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup uyuşmazlık, zararın ne kadar olduğu, belirsiz alacak davası açmanın mümkün olup olmadığı ve ıslah tarihinde zamanaşımının dolup dolmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun’un 219 uncu, 227 nci ve 231 inci madderi
3. Değerlendirme
1.Davacı, ticari ilişki kapsamında davalıdan aldığı malların ayıplı olduğunu iddia etmekte ve belirsiz alacak davası olarak açılan davada maddi zararının tespiti ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 6.500,00 TL cari hesap bakiyesi alacağı ve 50.000,00 TL manevi tazminat talep etmektedir. Davacı vekili bilirkişi raporu sonrası, 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talebini arttırmış ve maddi tazminat talebini 148.835.00 TL olarak beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının 05.11.2018 tarihli dilekçesi ıslah olarak kabul edilmiş ve zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle maddi tazminat olarak 1.000,00 TL’ye hükmedilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince bu dilekçenin ıslah değil talep artırım dilekçesi olduğu; ancak henüz zararın doğmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
2.Esasen davacının, tabela imal ettiği bazı müşterilerinden tabelaların gün ışığından kaynaklı olarak sarardığı yönünde bildirimler gelmesi üzerine zararının henüz ne boyutta olduğu ortaya çıkmadan dava açma yoluna giden davacı, zararım artmaya devam ediyor diyerek dava dilekçesinde şimdilik 1.000,00 TL tazminat talep etmiştir. Davacının belirsiz alacak davası açması somut olay gözetildiğinde mümkün olmadığı gibi dava tarihinden sonra ortaya çıkacak ve tespit edilecek zararların işbu davanın kapsamına dahil edilmesi de mümkün değildir. Ancak dava tarihi itibarıyla doğmuş zararlarının tazminini talep edebilecektir. Bununla birlikte davacı, ayıp nedeniyle davalının zarardan sorumlu olduğunu ileri sürmüş ise de 6098 sayılı Kanun’un 231 inci maddesine göre satıcının satılandaki ayıptan sorumluluğu satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Dava tarihi itibarıyla iki yıllık zamanaşımı süresi geçmemiş olup davacı 6098 sayılı Kanun’un 227 nci maddesinde sayılan seçimlik haklardan, sözleşmeden dönme ve semenin iadesini talep etmiştir. Alınan bilirkişi raporları sonrası 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talep artırımında bulunmuş ise de bu tarih itibarıyla artık iki yıllık zamanaşımı süresinin de geçmiş olduğu anlaşıldığından, Mahkemece davacının dava dilekçesinde harçlandırdığı maddi tazminat talebinin 1.000,00 TL olduğu gözetilerek bu talep yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle maddi tazminat talebinin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
( Muhalefet Şerhi)
K A R Ş I O Y
Belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmek suretiyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması kaydı ile 1.000.00 TL'nin tahsiline yönelik maddi tazminat davasında
a) İptal edilen satış kapsamında davalıya ödenen bedelin iadesi,
b) Ayıplı malla üretilmiş olmakla solan tabelaların değişimleri nedeniyle düçar olunan zararın tazmini istenmektedir.
Davalıya ödenen bedelin iadesi istemi yönünden bu kalem alacak davacının ticari defterlerinde kayıtlı olup davacı davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebileceğinden bu istem yönünden HMK 107 maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının koşulları gerçekleşmemiştir.
Sayın çoğunluğun bu kalem istem yönünden belirsiz alacak davası açılamayacağına ilişkin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak davacı ayıplı malla üretildiği için solan tabelaların değişimi nedeniyle de aynı alacak kalemi içinde maddi tazminat isteminde bulunmuş olup çoğunluğun bu talebinde belirsiz alacak davasına konu olamayacağına ilişkin kabulüne katılmak mümkün değildir.
6100 sayılı HMK 107/1 maddesinde "Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değer belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği" düzenlenmiştir.
Ayıplı ve davaya konu malzeme, davacı tarafından davalıdan 09.12.2011 tarihinde satın alınarak, dava dışı Marshall ile arasındaki 27.12.2011 tarihli sözleşmeye göre imal edilmiştir.
Dava konusu PS levhaların 1 sene içinde sarardığı 11.07.2013 tarihli tespit bilirkişi raporu ve dosyada alınan raporlar ile sabittir.
Nitekim ayıp ihbarı, dava açılmadan önce davacı tarafından keşide edilen ihtarname ve e-mailler ile yapılmış olup artık dava tarihi itibari ile davacının zararı sabittir.
Davacının, Marshall ile arasındaki 27.12.2011 tarihli sözleşmeye göre yeniden imalat yaparak teslim etmesi gerekmektedir.
Davacı tarafından yeniden imal ve montaj edilecek tabelaların sayısı ve bulundukları yerler ile bu uğurda sarf edeceği gideri dava tarihi itibariyle tam ve kesin olarak belirleyebilmesi mümkün değildir.
Bu hususta davacının yaptığı giderler, dava açıldıktan sonra 3. kişi şirketlerce düzenlenen faturalara göre 143.853.87 TL'dir.
Davacı zararının, yargılama sırasında düzenlenen faturalarla belirli olması, dava açıldığı tarih itibariyle zararın davacı yönünden tam ve kesin olduğunu kabule yeterli değildir.
Bu halde, davacının ayıplı malla üretilmiş olmakla solan tabelaların değişimleri nedeniyle düçar olunan zararın tazmini talebi HMK 107 maddesinde ifade edilen belirsiz alacak davası niteliğindedir.
Sayın çoğunluğun, bu kalem tazminat talebinin belirsiz alacak davasına konu olamayacağına ilişkin görüşüne açıklanan nedenlerle katılamıyorum.
MUHALEFET ŞERHİ
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki fikir ayrılığı, somut dava sebebine göre, belirsiz alacak davası açılması şartlarını taşımadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan davanın harçlandırılan bölümünün kısmî dava kabul edilerek yargılamaya bu kısım bakımından devam edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Belirsiz alacak davası hukuk sistemimize ilk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile girmiştir. HMK'nın 107. maddesinde belirsiz alacak davası açılmasının şartları düzenlenmiştir.
Niteliği itibariyle bir eda davası olan belirsiz alacak davasında tam eda davasından farklı olarak dava dilekçesinde tespit edilebildiği ölçüde geçici bir talep sonucunun belirtilmesi yeterlidir.
Belirsiz alacak davasının amaçlarından birisi, davanın başında talep sonucunu tam olarak belirleyemeyen davacının yüksek yargılama giderine mahkum olma riskinin giderilmesidir. Dava açarken alacak miktarını tam olarak bilemeyen ve bu nedenle talep sonucunu tam olarak yazamayan davacı, talep sonucunu yüksek tutarsa, alacağının kabul edilmeyen bölümü için, davada haksız çıkmış olacak ve bu miktar için yüksek bir yargılama giderine mahkum edilebilecektir. Belirsiz alacak davası, davacının alacağını tahkikat aşamasında belirlenmesinden sonra, belirlemesi ve talep etmesine imkan tanıyarak bu riski ortadan kaldırmaktadır.
Belirsiz alacak davası ile davacı yanlış ya da düşük talepte bulunma riskinden de kurtulmuş olacaktır. Davacı yüksek yargılama giderlerinden korkarak talebini az ileri sürerse, maddi hukuk açısından haklı olduğundan daha az bir alacağa sahip olacaktır.
Belirsiz alacak davası, kısmi davanın ardından talep sonucunun artırılması halinde zamanaşımı süresinin dolması riskini de bertaraf etmektedir. Zamanaşımı süresi, belirsiz alacak davasının açılması ile tüm alacak için kesildiğinden, davacının belirleyemediği alacağının zamanaşımına uğraması riski bulunmamaktadır.
Belirsiz alacak davası, davacının gereksiz masraf yapmasına, ikinci bir dava açmasına ve çelişik hüküm verilmesine engel olmaktadır. Bu aslında usûl ekonomisine de uygundur. Böylelikle ikinci bir dava açılmasına ya da aynı davada ıslah yoluna başvurulmasına gerek kalmamakta, dolayısıyla zaman ve masraf yönünden tasarruf sağlamaktadır.
Talep sonucunun belirli olması, alacağın dava açılırken belirlenebildiği hallerde zorunlu bir unsur olarak aranmalıdır. Buna karşılık, alacağın belirlenemediği hallerde davacıdan mutlaka talep sonucunu belirlemesi beklenmemelidir. Ancak bu sayede usûl hukukunun amacı olan subjektif hakların gerçekleşmesi sağlanabilir.
Belirsiz alacak davasının kabul edilmesinin bir başka nedeni, alacaklının dava açarken talep sonucunu tam olarak belirleyemediği hâllerde, davacıya hakka ulaşmasını sağlayan bir imkân tanınmak istenmesidir. Bu durum özellikle maddi tazminat davalarında ortaya çıkmaktadır.
Belirsiz alacak davası bu gibi hallerde alacaklının dava dilekçesinde alacağını belirlemek yerine, dava açarken belirleyebildiği kadarını talep ederek, geri kalan kısmını daha sonra belirlenebildiği zaman isteyebilme imkânını tanımaktadır. Usûl hukuku maddi hukuka hizmet etmelidir. Belirsiz alacak davası usûl hukukundaki talep sonucunun mutlaka belirli olmasının istisnasıdır ve böylelikle maddi hukuka ilişkin hakların tam olarak elde edilebilmesini ve usûl hukukundaki şeklilik sebebiyle hak kaybının önlenmesini sağlamaktadır.
Belirsiz alacak davası genel olarak hak arama özgürlüğü önündeki engelin de kaldırılmasını sağlamaktadır. Zira dava açarken alacağını belirleyemeyen davacı, belirsiz alacak davası sayesinde herhangi bir sınırlama olmaksızın hakkını dava edebilmekte ve elde edebilmektedir. Bu aynı zamanda etkin hukuki korumanın da bir gereğidir.
Belirsiz alacak davasının bütün olumlu yönlerine rağmen, aslında tam bir eda davası olarak açılabilecek davaların şartları mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılmasına izin verilmemesi gerekmektedir. Zira belirsiz alacak davası asıl olarak alacaklının menfaati esas alınarak kabul edilmiş bir davadır. Bu açıdan davalı tarafa getirdiği bazı olumsuzlukları mevcuttur.
Davalı taraf talep sonucunu tam olarak bilemediğinden savunma hakkını kısıtlı olarak kullanabilmektedir. Tahkikat boyunca davacının talep sonucu değişebileceğinden, sulh olma, davayı kabul yönünden ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle Kanun'daki şartların mevcut olmadığı hallerde belirsiz alacak davasının açılmasına izin verilmemelidir (Bkz: Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ, Belirsiz Alacak Davasının İş Hukukunda Uygulanması, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt 15, Özel Sayı 2013 s. 933-968).
Belirsiz alacak davasının şartları HMK md. 107'de belirtilmiştir. Buna göre; talep sonucunun belirlenmesinin imkansız veya davacıdan beklenemeyecek olması gerekir. Bu imkansızlık alacaklının kim olduğuna göre, onun subjektif niteliklerine göre değişkenlik göstermeyen objektif bir imkansızlıktır. Alacaklı hukuki ilişkiyi somut olarak ortaya koymalıdır. Başka bir anlatımla belirsiz alacak davası açan davacı talep sonucunu dayandırdığı tüm vakıaları eksiksiz olarak belirlemelidir. Madde de belirtilen hukuki ilişkiden maksat talep sonucunun dayandığı tüm vakıalardır. Bundan başka alacaklı dava dilekçesinde geçici talep sonucunu da belirtmelidir.
Yukarıda da değinildiği üzere belirsiz alacak davası niteliği itibariyle bir eda davası olmakla birlikte tam eda davasından davanın yürütülmesi ve karara bağlanması açısından önemli farklılıkları bulunmaktadır. İddiayı genişletme yasağı engeline takılmadan ve karşı tarafın rızası ile ıslaha ihtiyaç duymadan talep sonucunun artırılabilmesi, alacağın tamamı için davanın açıldığı andan itibaren faize hükmedilebilmesi, alacağın tamamı için davanın açıldığı anda zamanaşımının kesilmesi belirsiz alacak davasını tam eda davasından ayıran önemli farklılıklardandır.
Yukarıda amacı, şartları ve tam eda davasından farkları ayrıntılı bir şekilde açıklanan belirsiz alacak davası nitelik olarak bir eda davası ise de, genel eda davasına oranla istisnaî nitelikte bir dava olduğunun unutulmaması gerekir. Mahkeme belirsiz alacak davasının istinaîlik niteliğini daima göz önünde bulundurmalıdır. Dolayısıyla mahkemeye yöneltilen her eda talebinin, belirsiz alacak davası şekilde açılması mümkün değildir.
Kanunda öngörülen şartlar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması halinde, mahkemenin davacıya HMK 119/2 hükmüne göre süre vermesi mümkün değildir. Zira HMK m. 119/2 hükmünün uygulanabilmesi için dava dilekçesinin zorunlu unsurlarında bir eksikliğin bulunması gerekir. Oysa belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılan hallerde, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu belirttiğine göre, m. 119/2 hükmünün uygulanmasını gerektiren bir eksiklikten söz edilemez.
Şartları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası açılan hallerde, mahkemenin m. 115/2 hükmüne göre de davacıya süre vermesi mümkün değildir. Zira m. 115/2 hükmü, tamamlanması mümkün olan dava şartı noksanlıklarında uygulanabilecek bir hükümdür. Alacak belirli olduğu için mahkemenin süre vermesi halinde alacak belirsiz hale gelecek de değildir. Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Çünkü kanun belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararı, onun koşullarının gerçekleşmiş olmasında görmüştür. Dolayısıyla ancak bu koşulların gerçekleşmesi halinde davacının tam eda davasında sahip olmadığı bazı avantajlardan yararlanabilmesi mümkün olacaktır.
Hukuki yarar davanın açıldığı ana göre tespit edilir. Bundan dolayıdır ki davanın açıldığı anda noksan olan hukuki yararın sonradan tamamlanması da mümkün değildir. Mahkemenin koşullarını taşımayan bir belirsiz alacak davasındaki hukuki yarar noksanlığını gidermesi ve davayı başka bir davaya dönüştürmesi için davacıya süre vermesi söz konusu olamaz. Mahkemenin böyle bir yola başvurması tarafa yol göstermek (m.36/1-a) anlamına geleceği gibi hakimin ihsası reyde bulunması (m.36/1-b) anlamına da gelebilir ve bu durumlar hakimin reddi sebebi teşkil eder. Yine bu şekilde davranış davacının aslında istemediği bir davayı açmaya zorlamak anlamına geleceğinden tasarruf ilkesine (m.24/2), davacının söylemediği bir şeyi (alacağın belirli olduğunu) veya vakıaları hakim kendiliğinden dikkate almış olacağından taraflarca getirilme ilkesine (m. 25/1) ve davacının talep etmediği bir hususu re'sen gözetmiş olacağından taleple bağlılık ilkesine (m.26) de aykırılık teşkil edecektir.
Şartlar oluşmadan açılan belirsiz alacak davasının, hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde tam eda davasına dönüştürülmesi de mümkün değildir. Mahkemenin davayı aydınlatma ödevini gerekçe göstererek, talebini tam eda davasına dönüştürmesi için davacıya süre vermesi söz konusu olamaz. Davacının talebi, çelişkili ya da müphem olmadığına göre, burada hakimin davayı aydınlatma görevine ilişkin hükmün (m.31) uygulanmasını gerektiren bir durum yoktur.
Şartlar oluşmadan açılmış olan bir belirsiz alacak davasının yukarıda belirtilen gerekçelerle mahkemece kendiliğinden tam eda davası olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. Zira davacının iradesi tam eda davası açmak değil belirsiz alacak davası açmaktır. Mahkeme kendiliğinden davacının iradesinin yerine geçerek ona yol gösterici davranışlarda bulunamaz. Ayrıca belirli bir alacak için açılmış olan böyle bir davaya kısmi davanın şartlarını taşımayacağı için kısmî dava olarak da devam edilemez.
Sonuç olarak, HMK m. 107 hükmünde belirtilen koşulları taşımadığı halde belirsiz alacak davası şeklinde dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Hukuki yarar m. 114 hükmüne göre dava şartı teşkil etmektedir. Dava şartı olan hukuki yararın m. 115/2 hükmüne göre mahkemece süre verilerek tamamlanması da mümkün değildir. Bu nedenle, şartları oluşmadan belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle mahkemece usulden reddedilmesi gerekir (Yrd. Doç. Dr. ... , Yrd. Doç. Dr.... , Yrd. Doç. Dr. ... Z, Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davasında Mahkemece Verilecek Karar, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.16 Özel Sayı 2014 s. 975-1024 - Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi CİH 2 s. 1594).
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan bilgiler ışığında somut uyuşmazlığa gelirsek, dava konusu alacağın belirli ve belirlenebilir olduğu hususunda sayın çoğunlukla aramızda görüş farklılığı yoktur. Bu durumda yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, harçlandırılan bölümün kısmî dava kabul edilip bu kısım bakımından yargılamaya devam edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Diğer kararlar (1)
11. Hukuk Dairesi, 2021/9170 E., 2023/3361 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ket müvekkili şirketin dava konusu makinenin arıza vermesinden sorumlu olduğundan bahisle sözleşmeden dönerek makinenin geri verilmesi ile ödenen 40.000,00 euro bedelin müvekkili şirketten hükmen tahsiline karar verilmesini istediği, ancak 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince, satılanın ayıbından kaynaklanan taleplerin satılanın alıcıya devrinden itibaren 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğr
11. Hukuk Dairesi 2021/9170 E. , 2023/3361 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2056 Esas, 2021/1334 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/554 E., 2019/787 K.
Taraflar arasındaki sözleşmeden dönme ile ödenen bedelin iadesi ile uğranılan zararların tazmini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin matbaa işi ile uğraştığını işletme ihtiyaçları gereği davalıdan 03.04.2014 tarihli sözleşmesi ile 1 adet debris kontrol sistemi, 1 adet ikinci el Glunz-Jansen Geck 125 T Banyo makinesi, 1 adet Chiller Soğutma sistemi, 1 adet Stacker, 1 adet rip programı ve bunlara ilişkin teknik hizmet ve garantilerini de kapsar şekilde ürün satın aldığını, müvekkilinin ödeme emrini yerine getirmesine rağmen davalının 60 gün gecikmeli teslim ettiği emtiada açık ve gizli ayıplar bulunduğunu teslim ve kurulum sonrasında sözleşmede belirtilen ürün yerine daha küçük bir ürün teslim edildiğini, bu makinenin de kurulum sonrasında programlarının çalışmadığını 2014 yılı içinde 24 kez, 2015 yılı içinde ise 14 kez teknik ekip gönderilmesine rağmen sistemin sağlıklı olarak çalıştırılamadığını kurulum ve servis nedeniyle müvekkilinin üretim kaybı yaşadığını ayrıca servise bağlı denemeler sırasında da müvekkilinin zararın oluştuğunu yazılı ve sözlü uyarılara rağmen sonuç alınmaması üzerine 27.04.2015 tarihli ihtarından sonuç alınmaması üzerine aynı noterliğin 05.02.2016 tarihli ihtarının keşide edildiğini ileri sürerek makinanın iadesi ile ödenen 40.000,00 euro karşılığı şimdilik 5.000,00 euro uğranılan kayıplar karşılığı 66.500,00 TL'nin faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah
Dilekçesi ile makine bedeli yönünden talebini 35.000,00 euro arttırarak 40.000,00 euroya yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki sözleşme ile 2012 Model kullanılmış cihazın 40.000,00 euro artı Katma Değer Vergisi (KDV) bedelle davalıya satıldığını, satım sözleşmesi uyarınca makinenin teslim edildiğini, bir yıl süreli yedek parça hariç servis garantisi ve 3 yıllık yedek parça hariç diot garantisi verildiğini, normal koşullarda genel uygulamalara göre ikinci el makinelere bu şekilde garanti verilmemesine rağmen müşteri memnuniyeti sağlanması amacıyla ekstra garanti verildiğini, ancak satılan makine yönünden sözleşme veya teklif de herhangi bir maksimum kalıp üretimin bulunmadığını, sipariş üzerine makinanın yurt dışından ithal edilerek kurulumunun sağlandığını ve personele gerekli eğitimlerin verildiğini, kullanılmış olan ikinci el makinenin kurulumu sırasında makinedeki ayıpların gözle görülebilir olduğunu, gizli veya saklanmış bir ayıbın bulunmadığını, yıllar içerisinde ortaya çıkan servis ihtiyaçlarının düzenli şekilde karşılandığını, sözleşmeden bir yıl sonra keşide edilen ihtarla zaten kurulumu sağlanan makinenin kurulumunun talep edildiğini sonraki ihtarla da kurulumun sağlanmadığı belirtilerek zararın tazmininin istendiğini, oysa satım sırasında ikinci el olduğu bilinen makinenin 05.06.2014 tarihinde davalının çalışanlarına ayıpsız olarak teslim edildiğini ve kurulumunun sağlandığını ihbar süresinin geçtikten sonra fesih bildiriminin geçersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafları arasında satım sözleşmesinde özellikleri belirtilen matbaa sisteminin davalı tarafından davacıya teslim edilerek kurulumunun sağlandığı bu kapsamda makinenin kurulumunu 05.06.2014 tarihinde yapılarak teslim edildiği ancak kurulum aşamasında düzenlenen teknik raporda dahi makinede arıza bulunduğunun tespit edildiği, teknik bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere makinenin sıklıkla arıza yaptığı arızanın ortalama ayda 2-3 kez meydana geldiği, yine bilirkişi raporlarında meydana gelen arızaların bir kısmının açık ayıptan kaynaklanmasına rağmen bir kısmının gizli ayıptan kaynaklandığının belirtildiği, satım sözleşmesinde satıcının asli ediminin sözleşmeye uygun emtiayı alıcıya teslim etmesi olduğu, ticari işletme olan davacının ikinci el makineyi almış olmasının, makinenin sürekli arızalanmasını kabul ettiği anlamına gelmediği, basiretli bir tacir olan satıcının ticari işletmede kullanılacak nitelik ve özelliklerde ayıptan ari emtiayı davacıya teslim etmesi gerektiği, esasen hiçbir sözleşmede sürekli şekilde arızalanan bir makinenin satıma konu edilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, makinedeki ayıpların kuruluş aşamasından itibaren davalı tarafça bilinmesi ve servis formlarına yazılması nedeniyle ayıp ihbarının süresinde yapıldığının kabulü gerektiği, gizli ayıpların ortaya çıktığı andan itibaren derhal bildirilmesi gerekeceğinden servis ihbarının yapılmasının ve arızanın giderilmesinin ayıp ihbarı olarak kabul edildiği, bilirkişi raporu ve servis fişlerinden satıma konu emtianın sürekli şekilde arızalanması nedeniyle emtiadan beklenen faydanın sağlanamayacağından davacının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde belirlenen seçimlik haklarını kullanabileceği, davacının talebinin özetle satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme olduğu, meydana gelen arızaların sürekliliği ve niteliği gereği tercih edilen seçimlik hakka mahkemece yerinde görüldüğü gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulü ile; 40.000,00 euro maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, birlikte ifa kuralı gereğince taraflar arasındaki sözleşme ile satımı kararlaştırılan 1 adet kullanılmış 2012 modeol cron TP- 4664E kalıba pozlandırma sistemi ile fiyata dahil olan 1 adet debris kontrol sistemi bir adet chiller soğutma sistemi, 1 adet kullanılmış stacker, 1 adet RIP programı ve 1 adet kullanılmış GECKO 125T Banyo makinasının davacıdan alınarak davalıya iadesine, iade tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3905 sayılı Kanun) 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince, euro cinsi alacağın devlet bankalarınca 1 yıllık mevduat faizine uygulanan en yüksek faizin uygulanmasına, davacının tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.350,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren %9,50 oranını aşmamak üzere değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirket müvekkili şirketin dava konusu makinenin arıza vermesinden sorumlu olduğundan bahisle sözleşmeden dönerek makinenin geri verilmesi ile ödenen 40.000,00 euro bedelin müvekkili şirketten hükmen tahsiline karar verilmesini istediği, ancak 6098 sayılı Kanun'un 231 inci maddesi gereğince, satılanın ayıbından kaynaklanan taleplerin satılanın alıcıya devrinden itibaren 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını düzenlediğini, dava konusu makine 05.06.2014 tarihinde müvekkili şirket tarafından davacı şirkete teslim edildiğini, bu durumda davacı şirketin sözleşmeden dönerek ayıplı ürünün bedelinin iadesine ilişkin tazminat davasını en geç 05.06.2016 tarihinde açması gerekirken, davacı şirket 09.06.2016 tarihinde davayı açmış olup, dava zamanaşımı süresi 06.06.2016 tarihi itibari ile dolduğunu, cevap dilekçelerinden ısrarla belirttildiği üzere müvekkili şirketin dava konusu makine nedeniyle herhangi bir sorumluluğu kalmadığını, bu sebeple mahkeme kararının usule aykırı olduğunu, davacı şirketin bütçesi doğrultusunda özellikle ikinci el 2012 model Çin malı makine istemiş olup, ikinci el makinenin arıza yapması sebebiyle oluşan zarardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 222 nci maddesi gereğince satış sözleşmesi akdolunduğunda taraflarca bilinen özelliklerden dolayı veya malın gözden geçirilmekle görülebilecek ayıplarından dolayı satıcın sorumluluğuna gidilemeyeceğini, davacı şirket müvekkili şirkete ellerindeki kısıtlı bütçe ile Kalıba Pozlandırma Sistemi almak için başvurduğunu, müvekkili şirket ise davacı şirkete bu iş için ayırdıkları para ile alınabilecek en iyi ikinci el makineyi bulmuş olup, davacı şirketin bütçesi doğrultusunda ikinci el (kullanılmış) 2012 model Çin malı makinenin satışı hususunda taraflar anlaştığını, taraflar makinenin diğer ikinci el makinelere nazaran Çin malı olması sebebi ile daha düşük kalite ve performansta olduğunun ve daha çok arıza verebileceğinin bilincinde olduklarından, ikinci el makinelerin satışında sağlanan garanti koşullarının yanı sıra söz konusu makine için ekstra olarak 1 yıl ücretsiz servis ile 3 yıl diyot garantisi de sağlandığını, zira her iki taraf da makinenin teknik servis hizmetine ihtiyaç duyabileceğinin ve özellikle diyotlarından sıkıntı yaşanabileceğinin farkında olduğunu, bu durumda davacı şirketin kısıtlı bütçe ile arıza yapma ihtimalinin bilincinde olarak satın aldığı, bu şartlarda olabilecek en iyi ikinci el makinenin, arıza yaptığından bahisle bedel iadesi ile tazminat talep etmesi, defolu ürün satan bir mağazadan ürünü gerçek fiyatından çok daha ucuza alıp daha sonra defolu olduğundan bahisle iade etmeyi istemekten farksız olup, davacı şirketin haksız çıkar sağlamaya yönelik bu taleplerini hukuk düzenimizin koruması mümkün olmadığını, ayrıca dava konusu makine 40.000,00 euro bütçe ile alınabilecek en iyi makine olduğu, davacı şirkete toplam 40.000,00 euro bedel karşılığında, 1 adet Debris kontrol sistemi, 1 adet Chiller soğutma sistemi, 1 adet kullanılmış stacker, 1 adet RIP programı, 1 adet kullanılmış GECKO 125 T banyo makinesi satıldığını, akabinde davacı şirket umduğu randımanı alamaması üzerine, yine müvekkili şirketten toplam 54.000,00 euro bedel karşılığında sıfır olarak 1 adet Suprasetter 105 stacker ile 1 adet Termal Banyo Makinesi satın aldığını, görüldüğü üzere dava konusu sistemin sırf iki parçasının kullanılmamış ve Alman malı olması durumundaki maliyeti 54.000,00 euro olup, davacı şirkete satılan 5 parçadan oluşan tüm sistem maliyetinden katbekat fazla olduğu, dolayısıyla davacı şirketin sunduğu bütçe ile bekledikleri performansta bir kalıba pozlandırma sisteminin alınması ihtimal dahilinde olmayıp davacı şirkete 40.000,00 euro bütçe ile alınabilecek en iyi kalıba pozlandırma sistemi satıldığını, taraflar arasında sorumsuzluk anlaşması yapıldığından, müvekkili şirketin ağır kusuruna dayanmayan ikinci el 2012 model Çin malı makinede oluşan arızalardan müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, satıcının (borçlunun) ağır kusuru halleri hariç olmak üzere taraflar arasında sorumsuzluk anlaşması yapılmışsa, malda meydana gelen ayıplardan satıcı (borçlu) sorumlu tutulmayacağını, satıcının ağır kusurundan bahsedilebilmek için ise olayda satıcının satılanda bulunan ayıbı hile ile gizlemesi veya satıcının ayıplı malın devrinde ihmal veya kast ile hareket etmesi durumlarından biri olmalısı gerektiğini, dava konusu olayda, müvekkili şirket davacı şirkete sözleşme ile açıkça ikinci el, yani kullanılmış bir makine sattığını, bu sebeple taraflar, müvekkili şirket ikinci el, yani kullanılmış bir makine sattığından, sözleşme ile, satıcının ayıba ilişkin sorumluluğunu kaldırabilecek veya sınırlayabileceğini, davacı şirketin dava konusu makineye ilişkin açık ve gizli ayıp bakımından herhangi bir itirazda bulunmaması nedeniyle dava konusu makinenin ayıpsız teslim edildiğinin varsayılması gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşmenin 4 üncü maddesi gereğince davacı şirket ürünü teslimi anında muayene etmekle ve muayene neticesinde tespit ettiği ayıpları müvekkili şirkete derhal yazılı olarak ihbar etmekle mükellef olduğunu, muayene ve ihbar yükümlülüğünün usulünce yerine getirilmemiş olması ürünün teslim edildiği hali ile kabul edilmiş olduğuna delalet edecek olup, davacı şirketin mal üzerinde bir ayıp iddiası olmadığı şeklinde yorumlanacağını, nitekim dava konusu olayda davacı şirket, dava konusu makineyi 05.06.2014 tarihinde bordrolu personeli Faydin Şen’in imzası ile teslim aldığında herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmediğini, bu sebeple davalı şirketin dava konusu makineyi ayıplardan ari olarak teslim alındığının ve söz konusu makinede herhangi bir ayıbın olmadığının kabulü gerektiğini, davalı şirket, dava konusu makineyi teslim aldıktan sonra maldaki ayıplara ilişkin olarak müvekkili şirkete ne 2 gün içinde, ne 8 gün içinde, ne de uygun bir süre içinde herhangi bir ihbarda bulunmadığını, davacı şirketin seçimlik hakkını ücretsiz onarım yönünde kullanmakla tükettiğini, dava konusu olayda davacı şirket seçim hakkını bedelsiz onarım yönünde kullanmış olmakla diğer seçimlik haklarından vazgeçtiğini, bu durumda davacının seçimlik hakkını önceden kullanmasına rağmen sonrasında makinenin geri verilmesi ile bedel iadesini talep etmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı şirket sadece stacker ile banyo makinesini yenileme yoluna gitmiş olup, sistemin diğer parçalarının sorunsuz bir şekilde kullanımına devam ettiğini, bu sebeple sistem bir bütün olarak kabul edilerek, tek tek ayıp teşkil edebilecek sistem parçaları tespit edilmeksizin, davacı şirketin performansından memnun olduğu, herhangi bir hata veya arıza vermeyen sistem parçalarının ayıplı olarak kabul edilmesi ve bu parçalar için ödenen bedeller düşülmeksizin toplam 40.000,00 euro bedelin iadesine karar verilmesi hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, 5 yıl boyunca kullanılan dava konusu makinenin değeri düşmüş olup, 40.000,00 euro bedelin iadesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının üretimin devam etmesi için başkaca şirketlere kalıp ürettirmemiş olup, 10.350,00 TL tazminat ödenmesinin hukuka aykırı olduğunu, davacı davanın hiçbir aşamasında üretimin devam etmesi için başkaca şirketlere kalıp ürettirdiğine ilişkin ne beyanda bulunmuş ne de konuya ilişkin herhangi bir yazışma, ödeme dekontu, fatura vb. dosyaya sunulduğunu, davacının yanın dahi böyle bir iddia ve talebi olmazken bilirkişinin hayali olaylar üzerinden zarar kalemi oluşturması ve mahkemenin bu tespitlere riayet ederek 10.350,00 TL üzerinden hüküm kurması isabetsiz olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı şirket arasında 10.04.2014 tarihinde UE15/002 numaralı satış sözleşmesinin imzalandığı, davalı tarafından sözleşme konusu makinanın 13.05.2014 tarihli proforme fatura ile talep edilen kullanılmış 40.000,00 euro bedelli makinanın Çin'den ithal edilerek 05.06.2014 tarihinde davacıya teslim edildiği, aynı tarihte kurulum aşamasında düzenlenen teknik raporda makinede arıza bulunduğunun tespit edildiği, davacı tarafından davalı muhataba Kadıköy 14 Noterliğinden çekilen 05.02.2016 tarihli ihtarname ile makinanın geri alınarak aynı işlevde veya üst modeldeki bir makinanın çalışır durumunda kurulumunun sağlanarak teslim edilmesi veya makinanın geri alınarak ödenen 40.000,00 euronun iadesinin talep edildiği, davalı vekili yargılama aşamasında verdiği cevap dilekçesi ile süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunmadığı ve istinaf aşamasında ileri sürülmüş olduğundan davalı vekilinin davanın zamanaşımına uğradığına yönelik istinaf isteminin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 357 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince değerlendirilmediği, makinenin davalı tarafından kurularak gerekli teknik desteğin verildiği, arıza oldukça onarımın davalı tarafından yapıldığı, servis raporlarından makinede lazer kilitlenmesinden kaynaklı çizgi hataları bulunduğu, arızaların ayda iki üç kez tekrar ettiği, bu nedenle makinede açık ve gizli ayıp bulunduğundan İlk Derece Mahkemesince verilen kararda yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalı vekilinin 5 yıl boyunca kullanılan dava konusu makinenin değerinin düşmesi sebebiyle 40.000,00 euro bedelin iadesinin hakkaniyete aykırı olduğuna yönelik istinaf istemi yönünden de, davacı taraf makinayı kullanıp bundan yarar sağlamış ise de davalınında satış bedelini tahsil edip parayı kullandığından mal bedelsiz para faizsiz ilkesinin gözetilmesi gerektiği, Mahkemece satış bedelinin tenziline karar verilmemesi yerinde olup davalı vekilinin istinaf sebebi yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, satım sözleşmesine konu matbaa makinesi ve eklerinin ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönme ile ödenen bedelin iadesi, ve uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olup, satım sözleşmesi gereğince ayıplı ürünün zamanında ihbar edilip edilmediği ile satıcının sözleşme gereğince ayıplı üründen dolayı sorumluluğunun olup olmadığı uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı) 23 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 115 inci maddesinin birinci fıkrası, 221 ve 222 nci maddeleri ile aynı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası ile 231 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, satıcının ağır kusurunun bulunduğu haller dışında, satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin davalarda zamanaşımı süreleri taşınırlar ve taşınmaz yapılar için ne kadardır?
A) Taşınır: 1 yıl / Taşınmaz Yapı: 2 yıl
B) Taşınır: 2 yıl / Taşınmaz Yapı: 5 yıl
C) Taşınır: 2 yıl / Taşınmaz Yapı: 10 yıl
D) Taşınır: 5 yıl / Taşınmaz Yapı: 10 yıl
E) Taşınır: 2 yıl / Taşınmaz Yapı: 20 yıl
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.