6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 269

Türk Borçlar Kanunu 269. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 269- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, malın devrine kadar her zaman sözleşmeden cayabilir. Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı tarafından ödenmesi öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin kurulması ile cayma arasında geçen süreye bakılarak belirlenir. Ancak, bu miktar satıcının toplam alacağının yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla olamaz. Alıcı, yapmış olduğu ödemelerin cayma parasını aşan kısmının, getirileri ile birlikte kendisine geri verilmesini isteyebilir. Alıcının ölmesi veya kazanç elde etmekten sürekli olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi ya da sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış sözleşmesinin konulmasına ilişkin önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi yüzünden sözleşmeden cayılmış olursa, cayma parası istenemez. b. Sözleşmenin süresi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2017/7803 E., 2019/4650 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
TBK.nun 269. maddesinde düzenlenen tanıma göre;
3. Hukuk Dairesi         2017/7803 E.  ,  2019/4650 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki kiracılık sıfatının tespiti ve müdahalenin meni davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile aralarında 21/10/2010 tarihli kirası sözleşmesi yapıldığını ve davalıya ait çay bahçesini işletmek üzere kiraladığını, ancak davalının 48877827 - 310 - 10.706 - 2860 sayılı ve 16/02/2016 tarihli işlemiyle, kiralanan taşınmaz üzerinde izinsiz yapı olduğu gerekçesiyle 01/03/2016 tarihinde kadar gerekli izin evraklarının getirilmemesi halinde 775 Sayılı Kanunun 18. Maddesine göre işlem yapacağını tebliğ ettiğini, ancak kendisinin söz konusu yerde kiracı sıfatıyla bulunduğunu ve davalıdan ... Bahçesi olarak işletilmek üzere kiraladığını belirterek davalının Sera Çay Bahçesine el atmasının önlenmesine ve yıkım ve tahliyesinin durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece; HMK'nun 320/1.maddesi hükmü gözetilerek taraflara tebligat yapılmaksızın dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde davacının talebinin kiracılıktan kaynaklanan zilyetliğinin korunması talebi olduğu, kıyı kenar çizgisine yapılan müdahale nedeniyle özü itibariyle de men-i müdahale davası niteliğinde olduğu kabul edilerek, kıyı kenar çizgisi içerisinde yapılan müdahale ve inşaat veya her türlü kazanımlarla ilgili muarazanın giderilmesinin genel yetkili mahkemelerin görev ve yetki sınırları içerisinde olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nun 4/1-a maddesine göre “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda” Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. TBK.nun 269. maddesinde düzenlenen tanıma göre; kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Somut olayda, taraflar arasında 21.10.2010 başlangıç tarihli, 3 yıl süreli, çay bahçesi olarak kullanılmak üzere dava konusu yere ilişkin kira sözleşmesi düzenlenmiş olup, davacı kiracı işbu kira sözleşmesine dayanarak açmış olduğu dava ile taşınmazda kiracı olduğundan bahisle kiracılık sıfatının tespitine karar verilmesini istenmiştir. Bu durumda dava, 26.02.2016 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun yürürlüğe girmesinden sonra açıldığına göre görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bu nedenle mahkemece işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alının temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 16.05.2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

8. Hukuk Dairesi, 2017/4511 E., 2018/2188 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
htar teslimi yapılmadığı anlaşılmakla, İİK.nun 269/c maddesi dikkate alınarak talep edilen 2015/Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarına ilişkin kiraların muaccel olduğu dikkate alınarak, itirazın kaldırılması talebinin kabulüne, ödeme emri TBK.nun 315 ve İİK.nun 269. maddesinde öngörülen yasal koşulları taşımakta olup, ödenmeyen takip talepnamesinde yer alan aylara ilişkin kira borcu açısından tem
8. Hukuk Dairesi         2017/4511 E.  ,  2018/2188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : İtirazın Kaldırılması ve Tahliye Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. KARAR Davacı alacaklı 01.02.2014 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 28.10.2015 tarihinde haciz ve tahliye talepli olarak başlattığı icra takibi ile 2015 yılı Temmuz ayı bakiye kira alacağı 90,00 TL, aylık 440,00 TL’den 2015 yılı Ağustos, Eylül, Ekim ayları kira alacağı ile 320,00 TL aidat alacağının işlemiş faiziyle birlikte toplamda 1.753,01 TL’nin tahsilini talep etmiş, ödeme emri davalı borçluya 20.11.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı borçlu 23.11.2015 tarihli itiraz dilekçesinde, alacaklı olduğunu iddia edene likit ve muaccel olmuş herhangi bir borcunun bulunmadığını, likit ve muaccel olmayan alacakların takibe konulamayacağını ileri sürerek takibe itiraz etmiştir. Ödeme emrine davalı borçlu tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunmuştur. Mahkemece, davalının kira sözleşmesine bir itirazının olmadığı ve borcun ödenmesi yönünde belge sunmadığı, alacaklı tarafa anahtar teslimi yapılmadığı anlaşılmakla, İİK.nun 269/c maddesi dikkate alınarak talep edilen 2015/Temmuz, Ağustos, Eylül ve Ekim aylarına ilişkin kiraların muaccel olduğu dikkate alınarak, itirazın kaldırılması talebinin kabulüne, ödeme emri TBK.nun 315 ve İİK.nun 269. maddesinde öngörülen yasal koşulları taşımakta olup, ödenmeyen takip talepnamesinde yer alan aylara ilişkin kira borcu açısından temerrüde düşen davalının İİK.nun 269/a maddesi gereğince davacıya ait kiralanandan tahliyesine karar verilmiş, karar davalı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması ve tahliye istemlerine ilişkindir. Taraflar arasında 01.02.2014 başlangıç tarihli, 1 yıl süreli kira sözleşmesi hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı borçlu cevap dilekçesinde, ödeme emri tebligatı eline ulaştığı tarihte Temmuz ve Ağustos ayları kira bedellerinin zaten ödenmiş olduğunu, davacıya ihtar göndererek 2016 yılı Şubat ayı itibariyle kira sözleşmesinin bittiğini noterden bildirdiğini, ödemelerini yaparak evden çıktığını, sadece 300,00 TL aidat borcunun olduğunu bildirerek davanın reddini savunmuş ve dosyaya ödemeye dair ATM suretleri ibraz edilmiş olup, bu ödeme belgelerinde “ev kirası” olduğuna dair açıklama bulunmaktadır. Davalı tarafından ibraz edilen ödeme dekontlarından, davalı tarafından takipten önce ve takip sırasında “ev kirası” açıklaması ile bir takım ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece dosyada mevcut ödeme belgeleri üzerinde durularak, davalının ödemelerinin takip öncesi döneme sayılıp sayılmayacağı ve yapılan ödemelerin takibe konu aylar kiralarına ilişkin olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 14.02.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/4732 E., 2017/16726 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
TBK.nun 269. maddesinde düzenlenen tanıma göre;
3. Hukuk Dairesi         2017/4732 E.  ,  2017/16726 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın usulden reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davalı ile aralarında 10/07/2012 tarihli hayvan kirası sözleşmesi yapıldığını, sözleşme gereği davalı borçlu şirkete, kendisine 150 adet saanen cinsi dişi keçi satması için 135.000,00.-TL ödeme yaparak söz konusu keçilerin satın alındığını, davalı şirketin ise keçilerin tüm bakım, sigortalama, aşılama vb. gibi masrafları kendi üzerine olmak üzere, bahsi geçen keçilerden elde edilecek sütler için sözleşmede belirtilen şartlar altında ödemede bulunma yükümlülüğü altına girdiğini, başlangıçta bir kısım ödemeler yapılmış ise de daha sonra davalının kısmî ifa imansızlığı nedeniyle ödemeyi yapamayacağını bildirdiğini, bu nedenle ödenmeyen kira alacağının tahsili için icra takibine başladıklarını, ödeme emrinin tebliği üzerine haksız yere itiraz edilerek takibin durmasına sebebiyet verildiğini belirterek davalının itirazının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ise; görev ve yetki itirazında bulunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece; tarafların sıfatı ve işin niteliğine göre görevli mahkemelerin Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğu belirtilerek görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK’nun 4/1-a maddesine göre “Kiralanan taşınmazların, 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda” Sulh Hukuk Mahkemesi görevlidir. Somut olayda, taraflar arasında 10.07.2012 tarihinde imzalanan ve 4 yıl 10 ay süreli olarak, ‘Saanen Keçi Yetiştiriciliği Çiftliğinde Fason Üretim Sözleşmesi’ başlığı altında düzenlenen sözleşmenin konusu; davalı şirketin, üretim çiftliğinde davacı adına seçilerek alınan yüksek süt ve yavru verimine sahip saanen cinsi ... menşeli keçilerin bakımı olup, sözleşmenin ‘Umumi Şartlar’ başlıklı 3. Maddesinde; şirketin yapacağı bakım ve teknik hizmet karşılığında, anaç konuma gelmiş hayvanların doğumlarını takiben her yeni doğan keçinin mülkiyetinin şirkete ait olması koşuluyla, yatırımcı/davalı tarafından davacıya, 12.05.2013 tarihinden itibaren, 2013 yılı için litresi 0,90-Kr olarak belirlenen süt ödemeleri yapılacağı, takip eden yıllarda süt bedellerine TEFE-TÜFE ortalaması oranında artış uygulanacağı kararlaştırılmıştır. TBK.nun 269. maddesinde düzenlenen tanıma göre; kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Yine TBK’nun 376.maddesinde hayvan kirası; ‘Tarımsal bir taşınmazın kirasıyla bağlantılı olmayan geviş getirici hayvanların kirasında, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, kiralanan hayvanların kira süresi içindeki bütün ürünleri kiracının olur. Kiracı, kiralanan hayvanları beslemek, onlara iyi bakmak ve kiraya verene para veya hayvanlardan elde ettiği ürünün belli bir payını ödemekle yükümlüdür.’ şeklinde düzenlenmiş olup, bu yasal düzenlemeler çerçevesinde; davacının davaya konu geviş getirici hayvanlarını davalı şirkete kiralayarak karşılığında süt bedellerinin yazılı şekilde paylaşılacağının ve yavru keçilerin davalı şirkete bırakılacağının kararlaştırılmış olması karşısında taraflar arasındaki sözleşmenin Türk Borçlar Kanununun ürün kirası hükümlerine tabi olduğu anlaşılmaktadır. Dava, 19.01.2015 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun yürürlüğe girmesinden sonra açıldığına göre görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Bu nedenle mahkemece işin esası incelenerek karar verilmesi gerekirken bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alının temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 29.11.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.