6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 289

Türk Borçlar Kanunu 289. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 289- Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur. III. Koşullu bağışlama

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

3 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2024/4663 E., 2024/5834 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 289.maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.” hükmünü amirdir.
1. Hukuk Dairesi         2024/4663 E.  ,  2024/5834 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2016/332 E., 2017/193 K. HÜKÜM : Davanın kısmen kabulüne-Direnme Taraflar arasında birleştirilerek görülen araç kaydının iptal ve tescili, olmadığı takdirde bedel, olmazsa tenkis ve asıl davada ecrimisil davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davanın tenkis talebi bakımından kısmen kabulüne ilişkin karar davacılar ve davalı ... vekillerinin temyizi üzerine Dairece yapılan inceleme sonunda bozulmuş, bozma kararına karşı davacılardan ... ... ve ... ... ile davalı ... vekillerinin karar düzeltme istemi üzerine hüküm farklı bir gerekçe ile bozulmuş, Mahkemece birleştirilen dava tefrik edildikten sonra eldeki dava esasına kaydedilmiş ve ilk bozma kararına karşı direnilmiştir. Karar yasal süre içerisinde duruşma istekli olarak davacılar vekili tarafından ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; (dava dosyası 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile eklenen 6100 sayılı Kanun’un geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmekle) duruşma günü olarak saptanan 22.11.2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davacılar ... vd. vekili Avukat ... geldiler. Davetiye tebliğine rağmen davalı ... gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyanın Dairenin 22.11.2022 tarih 2022/5580 E.,7681 K.sayılı kararı ile 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı Kanun’un 373/5 maddesi gereğince Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiş, Hukuk Genel Kurulunun 31.01.2024 tarih 2023-1-264 E., 2024/37 K sayılı kararı ile, kararın gerçek anlamda bir direnme olmadığından bahisle temyiz incelemesi yapılmak üzere Daireye gönderilmekle, dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacılar ... ve ... ile birleştirilen davada davacılar ... ve ...; mirasbırakanları ...'ın maliki olduğu Kadıköy - Pendik hattında çalışan 34 M 0614 plakalı ticari minübüsü satış göstermek suretiyle oğlu olan davalı ...'ye 23.12.2003 tarihinde muvazaalı olarak temlik ettiğini, ...'nin de arkadaşı ...'a, ...'ın ise birleştirilen davada davalı ...'a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek birleştirilen davada anılan minibüsün sicil kaydının iptali ile terekeye iadesini, olmazsa bedelinin terekeye iadesini, olmazsa tenkis (asıl davada ayrıca ecrimisil) isteklerinde bulunmuşlar, davacılar vekili 08.10.2009 tarihli celsede talebini miras payına hasretmiştir. II. CEVAP Davalı ..., terekeye iade istendiğinden diğer mirasçıların da dahil edilmesi gerektiğini, liseden sonra murisle gece gündüz dolmuşta çalıştığını, 1987 yılında murisin bıraktığını, kendisinin devam ettiğini, ailesine baktığını, kardeşlerini okutup evlendirdiğini, satış bedelini iki daire satarak ve biriktirdiği para ile ödediğini, murisin aldığı para ile 8 daireli bina yaptırdığını, çocuklarına daire bırakmak için hattı sattığını, annelerinin hasta olduğunu, davacıların ilgilenmediğini, ...’a sattıktan sonra yanında sigortalı olarak çalıştığını, halen bizzat işlettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... cevap vermemiş; 06.01.2012 tarihli dilekçe ile, muvazaalı işlem olmadığını, bedeli ile satın aldığını, biraz çalıştırdığını ve dava dışı İsmail Akyüz’e sattığını belirtmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08.10.2012 tarihli ve 2008/383 E., 2012/543 K. sayılı kararıyla; birleştirilen davada davalı ...'ın muvazaalı satışı bilebilecek konumda olmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, asıl ve birleştirilen davada davalı ... yönünden tenkis ve ecrimisil isteklerinin kısmen kabulüne, 52.007,14'er TL ile 7.114,98 'er TL semere'nin 19.12.2008 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı kararıyla; taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, dava konusu ticari minibüste olduğu gibi hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işleminin hukuken geçerli olduğu, bu sebeple iptal ve tescil isteğinin reddinin doğru olduğu, ancak murisin tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunların gözetilmediği, murisin terekesindeki tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi, davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek karar bozulmuştur. V. KARAR DÜZELTME 1.Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı kararıyla; asıl davada davacılar ... ve ...’ın kayıt maliki ...'ü taraf göstermeyip... aleyhine dava açtıklarından iptal isteklerinin dinlenemeyeceği, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı, ancak Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan ... ve ... yönünden miras payları oranında bedele hükmedilmesi, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerektiği, öte yandan muris tarafından davalı ...'ye yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması halinde davacılardan ... .. ve ... 'un ecrimisile de hak kazanacakları, ... ve ... yararına takdir edilen ecrimisil yönünden davalı ...'nin temyiz itirazı bulunmadığı belirtilerek davalı ...’nin karar düzeltme isteğinin reddine, asıl davada davacıların karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairenin önceki bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve kararın açıklanan nedenden ötürü bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemece Verilen Direnme Kararı Mahkemenin 20.04.2017 tarihli ve 2016/332 E., 2017/193 K. sayılı kararıyla; birleştirilen dava dosyasının tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilerek eldeki dava esasına kaydedilmiş, birleştirilen davada davacılar ... ve ... yönünden yargılamaya bu dosya üzerinden devam edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı bozma kararı ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 Esas, 2014/7396 Karar sayılı karar düzeltme ilamları arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerektiği, kararların farklı ve çelişkili olmasının mahkemelere olan güven ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle 08.10.2012 tarihli ve 2008/383 Esas, 2012/543 Karar sayılı birleştirilen dosya hakkındaki kararında direnilmesine karar verilmiştir. 4. Direnme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili duruşmalı temyiz isteminde bulunmuştur. A. Temyiz Nedenleri 1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; semerenin düşük hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; birleştirilen davada davacıların karar düzeltme istemedikleri ilk bozma ilamında direnilmesinin usul kurallarına aykırı, çelişkili bir durum yarattığını, ilk kararın hatalı bulduğunu, tüm davacılar bakımından farklı kararlar verilmemesi adına direnme hükmü kurulduğunu gerekçesinde ifade ederek amacının önceki kararda direnmek değil, karar düzeltme istemeyen davacıların durumunu iyileştirmek olduğunu, davalının usuli kazanılmış haklarının elinden alındığını, kararın gerekçesiz yazıldığını, dava konusu işlemin gerçek bir satış olduğunu, tanıkların satışların gerçek olduğunu doğruladığını, şahsi bir hak olan hattın devrinin resmi bir şekle bağlı olmadığını, davacıların ecrimisil talep etmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun gerekçesiz ve dayanaksız olduğunu, harç, vekalet ücreti ve faizin de yanlış hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Hukuk Genel Kurulu Kararı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 31.01.2024 tarih 2023-1-264 E., 2024/37 K. sayılı kararı ile; Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, ilk kararda tartışılıp değerlendirilmemiş yeni bir gerekçe ve olguya dayalı olarak kurulan hükmün yeni hüküm niteliğinde olduğu, temyiz incelemesinin Dairece yapılması gerektiği belirtilerek Daireye gönderilmesine karar verilmiş, karar taraflara tebliğ edilmiş, karar düzeltme yoluna başvurulmamıştır. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, muvazaa nedeniyle trafik sicil kaydının iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, olmazsa tenkis istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 19. maddesi, 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297. maddesi 3. Değerlendirme Dosya içeriği ve toplanan tüm delillerden; muris ...'in Kadıköy-Pendik hattında çalışan dava konusu.... plakalı ticari minibüsünü 30.12.2003 tarihinde davalı oğlu...'ye satış suretiyle devrettiği, davalının da 27.04.2006 tarihinde dava dışı ...'a, onun da 20.08.2008 tarihinde davalı ...'a aktardığı, muris ...'in 21.03.2008 tarihinde öldüğü ve geride mirasçı olarak çocukları asıl davada davacı ... ve ..., birleştirilen eldeki davada davacılar ... ve ... ile davalı oğlu..., dava dışı kızları ..., ... ile eşi ...'nin kaldığı anlaşılmaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, HMK'nın 297/2. maddesi gereğince taleplerden her biri hakkında verilen hüküm ile taraflara yüklenen borç ve hakların sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi gerekir. Ne var ki; dosyaya toplanan belgeler ve deliller, bozma ilamının açıklanması ve asıl davaya ilişkin karar düzeltme incelemesi üzerine verilen bozma ilamının eldeki davada çelişki oluşturduğu belirtmesinin ötesinde dosyanın esasına ilişkin gerekçe içerdiğini söyleyebilme olanağı yoktur. Bilindiği üzere; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. O halde muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, ancak gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse muvazaadan söz edilir. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır. Mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Taraflar ister sadece bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Şu halde, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır. Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir. Nitekim bu ilke, 7.10.1953 günlü ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında çok açık bir şekilde dile getirilmiş; tapuda kayıtlı taşınmaz malın muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimselerin dava hakkına ilişkin uyuşmazlığın irdelendiği 01.04.1974 gün ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, tüm mirasçıların görünüşteki satış sözleşmesinin Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesine dayanarak muvazaalı olduğu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır. Taşınmaz mallar dışındaki değerlerde, eş söyleyişle taşınır mal, alacak ve haklarda, zilyetliğin geçişi yollarından olan kısa elden teslim, zilyetliğin havalesi ve hükmen teslim ile bağışlama yapılabileceği, burada özel olarak bir biçim öngörülmediği kuşkusuzdur. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 289.maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.” hükmünü amirdir. Şu durumda, taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. O halde; taşınır mal, alacak ve haklarda muvazaa iddiasının dinlenmesi olanaklı değildir. Bu noktada uyuşmazlığın çözümü; somut olayda olduğu gibi, yapısı itibariyle bir taşınır mal olmasına karşın, trafikte kayıtlı bir aracın mülkiyetinin devrinin bir taşınır, hatta taşınmaz maldan daha farklı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olmasının, araçlarla ilgili temlikte Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı'nın uygulanmasını gerektirip gerektirmediği sorusuna doğru cevabın verilmesiyle mümkündür. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 20/d maddesinde, tescil edilmiş araçların her çeşit satış ve devirlerinin noterlerce ya da trafik şubeleri ve bürolarındaki yetkililerce yapılacağı belirtilmiştir. Şu düzenlemeye göre aracın satış yoluyla mülkiyetinin geçmesi için noterlerce ve trafik bürolarınca bir sözleşmenin yapılması gerektiği öngörülmüştür. Bu açık hüküm karşısında, böyle bir sözleşmenin geçerli olmasının resmi biçim koşuluna bağlı olduğu kuşkusuzdur. Yasa koyucu bir aracın mülkiyetinin geçişi için noterde resmi bir sözleşme yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Demek oluyor ki, böyle bir devir işleminin hukuki sonuç doğurması için o sözleşmenin resmi biçimde yapılması bir geçerlilik koşuludur. Diğer bir anlatımla, alıcı ve satıcının iradelerinin hukuki sonuç doğurabilmesi için TBK'nın 12. maddesindeki düzenleme ve 2918 sayılı Kanun'un 20/d maddesi gereğince resmi biçimde yapılması gerekmektedir. Ancak bu halde yanların iradelerine hukuki sonuç bağlanabilecektir. Burada; yasa koyucunun, iradelerin ancak yasada öngörüldüğü biçimde birleşmeleri durumunda bir değer ifade edebileceğini, aksi halde sonuç doğurmayacağını ve geçersiz olduğunu düzenleme altına almak istediği açıktır. Görüldüğü gibi trafikte kayıtlı araçlar, yapıları itibariyle taşınır mal da olsalar mülkiyetlerinin geçişi taşınır ve taşınmazlardan farklı olarak özel ve kendine özgü bir düzenleme koşuluna bağlanmıştır. Bunun sonucu olarak, alıcı ancak satış senedinde belirtilen hukuki neden gereğince aracın mülkiyetini kazanabilecektir. O nedenle satış ise satış, bağış ise bağış gereğince gerçekleşebilecektir. Eğer bu konuda yanlar arasında bir danışıklık varsa, gerçekten bağış satış gibi gösterilmişse, gerçek iradeleri resmi senette birleşmemiş olması nedeniyle mülkiyet de geçmeyecektir. Yanların gerçek iradeleri ile senede yansıyan iradeleri birleşmediğinden, geçerli hukuki bir sonuç ortaya çıkmış sayılmayacak, delillerin imkân vermesi koşulu ile danışıklı bir işlemin varlığının kabul edilmesi gündeme gelecektir. Bu sonucun işlemin iptaline neden olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1999 gün ve E:1999/4-286 K:1999/293 sayılı kararında da aynı görüş benimsenmiştir. Somut olaya gelince; birleştirilen davada davacılar ... ve ..., muris ...'ın maliki olduğu ... hattında çalışan .... plakalı ticari minübüsü muvazaalı olarak oğlu olan...'ye 30.12.2003 tarihinde temlik ettiğini, ...'nin de arkadaşı ...'a, ...'ın ise ...'a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı muvazaalı olduğunu ileri sürerek minibüsün sicil kaydının iptali, olmazsa bedel, olmazsa tenkis isteklerinde bulunmuşlardır. O halde, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 1.4.1974 tarih, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince araştırma ve inceleme yapılması, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun olmayacak şekilde hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Kabule göre de; temyize konu eldeki davada ecrimisil isteği bulunmadığı, davanın 30.000TL değer üzerinden açıldığı ve harç ikmali yapılmadığı, davacılar ... ve ... tarafından açılan asıl davanın eldeki dava ile bağlantılı bulunduğunun gözetilmesi gerektiği gibi, murisin temlik dışı taşınmazları ve otomobili bulunduğu halde tenkis hesaplaması yapılırken bunlar terekeye dahil edilmeden murisin terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifler araştırılmadan tenkis hesaplaması yapılması da doğru değildir. VI.KARAR Açıklanan sebeplerle; Taraf vekillerinin değinilen yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile Mahkeme kararının BOZULMASINA, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz edenlere iadesine, 22.11.2022 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince gelen temyiz edilen/eden davacılar vekili ve davalı ... vekili için 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşılıklı alınıp verilmesine, Dosyanın kararı veren Mahkemeye gönderilmesine, Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 23.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (2)

7. Hukuk Dairesi, 2023/2886 E., 2024/3038 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 285-298 inci maddeleri,
7. Hukuk Dairesi         2023/2886 E.  ,  2024/3038 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1357 E., 2023/391 K. DAVA TARİHİ : 02.08.2018 KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 13. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/361 E., 2020/440 K. Taraflar arasındaki bağışlamanın geçersizliğinin tespiti ile vasiyetnamenin tenfizi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müteveffa ... tarafından ... 33. Noterliğinde 21/07/1999 tarih ve 5919 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde vasiyetname düzenlendiğini, vasiyetnamenin 3. maddesinde "kitaplarım ya da kütüphanemi oluşturan bütün kitaplarım ... Askeri Müze Kitaplığına ... Mirası Kitaplar Bölümü oluşturmak koşulu ile verilecektir." şeklindeki son arzusunu belirterek ... lehine vasiyet ettiğini, müteveffanın 01/02/2012 tarihinde vefatından birkaç ay önce ... Üniversitesi ile bir bağışlama sözleşmesi akdettiğini, bu sözleşme gereği 9826 adet kitabın/derginin üniversiteye bağışlanacağını beyan ettiğini, ancak müteveffanın bağışlama sözleşmesini yaptığı sırada ayırt etme gücüne sahip olmaması nedeniyle bağışlama sözleşmesinin geçersizliğine, kitapların Milli Savunma Bakanlığına teslim edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müteveffa ... ...'ın 21/07/1999 tarihli düzenleme şeklindeki vasiyetnamesinden sonra 01/02/2012 tarihli bağışlama sözleşmesi ile ölüme bağlı tasarrufundan kısmen döndüğünü, davacının iddiasının aksine kitapların ... Askeri Müze Kitaplığına bırakılması vasiyetinin ortadan kalktığını, bağışlama işleminin sıhhatini etkileyecek bir unsur eksikliği ya da bir çelişki söz konusu olmadığını, bağışlama tarihinde davacının iddia ettiği gibi müteveffanın sağlar arası tasarrufunu sınırlayacak herhangi bir durumunun söz konusu olmadığını, müteveffanın 02/10/2007 tarihinden vefatına kadar müvekkili üniversitede öğretim görevlisi olarak fiilen çalıştığını, ders verdiğini, dava konusu kitapların üniversiteye bağışlanması onuruna bir tören organize edildiğini, müteveffanın bu törene yeğeni ile katılıp bizzat konuşma yaptığını belirterek, davacının haksız ve mesnetsiz davasının reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 1. Eksik inceleme ile verilen Adli Tıp raporuna dayanılarak hüküm verildiğini, müteveffanın kimlik bilgileri ile birlikte Sağlık Bakanlığından bağış sözleşmesinin yapıldığı tarihe yakın sağlık kayıtlarının istenmesi gerektiğini, 2. Müteveffanın ayırt etme gücünün tam olduğu hususunda ciddi şüpheler olduğunun gözönünde bulundurulması gerektiğini, 3. Kişinin hastalığı ve yaşı gereği ayırt etme gücü olmadığının açık olduğunu ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, yargılama safhasında alınan Adli Tıp Kurumu 4. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 12/08/2020 tarih ve 4185 karar No.lu raporunda, bağış tarihi olan 01/02/2012 tarihinde müteveffanın; fiili ehliyetini haiz olduğunun kabulünün uygun bulunduğunun bildirildiği ve bu durumda yerel mahkemece davanın yazılı gerekçeyle reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesindeki itirazlarını aynen tekrar ederek, kararın bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, bağışlamanın geçersizliğinin tespiti ile vasiyetnamenin tenfizi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 285-298 inci maddeleri, 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 600 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz dilekçesindeki itirazların reddi ile, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 29.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2022/5580 E., 2022/7681 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 289. maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.” hükmünü amirdir.
1. Hukuk Dairesi         2022/5580 E.  ,  2022/7681 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen trafik sicil kaydının iptali ve tescil davasında mahkemece verilen hükmün Dairece bozulması üzerine, verilen direnme kararı; yasal süre içerisinde duruşma istekli olarak davacılar vekili tarafından ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla; (dava dosyası 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Yasa'nın 45. maddesi ile eklenen 6100 sayılı HMK'nın geçici 4/1. maddesi uyarınca Dairemize gönderilmekle) duruşma günü olarak saptanan 22/11/2022 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davalı ... vekili Avukat ... ile diğer temyiz eden davacılar ... vd. vekili Avukat ... geldiler. Davetiye tebliğine rağmen davalı ... gelmedi. Yokluğunda duruşmaya başlandı, gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü: I. DAVA Asıl davada davacılar ... ve ... ile birleştirilen davada davacılar ... ve ....; mirasbırakanları ...'ın maliki olduğu Kadıköy - Pendik hattında çalışan ....plakalı ticari minübüsü satış göstermek suretiyle oğlu olan davalı ...'ye 23.12.2003 tarihinde muvazaalı olarak temlik ettiğini, ...'nin de arkadaşı....'ın ise birleştirilen davada davalı ...'a satış yoluyla devrettiğini, yapılan tüm temliklerin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu ileri sürerek, anılan minibüsün sicil kaydının iptal-tescili, miras payları oranında bedel, olmazsa tenkis ve ecrimisil isteklerinde bulunmuşlardır. II. CEVAP Davalılar, davanın reddini savunmuşlardır. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 08/10/2012 tarihli ve 2008/383 E., 2012/543 K. sayılı kararıyla; birleştirilen davada davalı ...'ın muvazaalı satışı bilebilecek konumda olmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine, asıl ve birleştirilen davada davalı ... yönünden tenkis ve ecrimisil isteklerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. TEMYİZ 1.Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı kararıyla; ''taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde, taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, dava konusu ticari minibüste olduğu gibi hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işleminin hukuken geçerli olduğu, bu sebeple iptal ve tescil isteğinin reddinin doğru olduğu, ancak miras bırakanın tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunların gözetilmediği, murisin terekesindeki tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi, davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin reddine karar verilmesi'' gerektiğinden bahisle mahkeme kararı bozulmuştur. V. KARAR DÜZELTME 1.Karar Düzeltme Yoluna Başvuranlar Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. 2. Bozma Kararı Dairenin 08/04/2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı kararıyla; ''Bilindiği üzere sicil kayının iptali ve tescil istekli davaların kayıt maliki aleyhine açılacağı asıldır. Davacılar ... ve ...; kayıt maliki ...'ü taraf göstermeyip ... aleyhine dava açtıklarından iptal istekleri dinlenemez. Bu durumda, temlike konu edilen ticari araç olduğuna göre olayda 01.04.1974 tarihli, ½ sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı gözetilerek Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi gereğince yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde temlikin muvazaalı olduğu sonucuna varılır ise davacılardan ... ve ... yönünden miras payları oranında bedele hükmedilmesi, bu isteğin yerinde görülmemesi halinde tenkis isteğinin değerlendirilmesi gerekirken dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir. Öte yandan miras bırakan tarafından davalı ...'ye yapılan temlikin muvazaalı olduğunun saptanması halinde davacılardan ... Bodur ve ...'un ecrimisile de hak kazanacakları kuşkusuzdur. Kaldı ki ... ve ... yararına takdir edilen ecrimisil yönünden davalı ...'nin temyiz itirazı bulunmamaktadır. Dairece maddi yanılgıya dayalı olarak davanın mahiyeti gereği ecrimisil takdir edilemeyeceği yönünde bozma yapılmıştır. Kabule göre de; miras bırakanın temlik dışı taşınmazları ve otomobili bulunduğu halde tenkis hesaplaması yapılırken bunlar terekeye dahil edilmeden miras bırakanın terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifler araştırılmadan tenkis hesaplaması yapılmasıda doğru değildir.'' gerekçesiyle Dairenin önceki bozma kararının ortadan kaldırılmasına ve mahkeme kararının açıklanan nedenden ötürü bozulmasına karar verilmiştir. 3. Mahkemece Verilen Direnme Kararı Mahkemenin 20/04/2017 tarihli ve 2016/332 E., 2017/193 K. sayılı kararıyla; birleştirilen dava dosyasının tefriki ile ayrı bir esasa kaydedilmesine karar verilerek eldeki dava esasına kaydedilmiş, (birleştirilen davada) davacılar ... ve Nurten yönünden yargılamaya bu dosya üzerinden devam edilmiş, karar düzeltme yoluna başvurmayan birleştirilen 2009/2 Esas sayılı dosyanın davacıları yönünden Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı bozma kararına uyulup uyulmayacağı yönünde herhangi bir karar verilmediği, bu aşamada Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 Esas, 2013/10498 Karar sayılı bozma kararı ile Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08/04/2014 tarihli ve 2013/18769 Esas, 2014/7396 Karar sayılı karar düzeltme ilamları arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerektiği, kararların farklı ve çelişkili olmasının mahkemelere olan güven ilkesini zedeleyeceği gerekçesiyle mahkemenin 08/10/2012 tarihli ve 2008/383 Esas, 2012/543 Karar sayılı kararındaki birleştirilen dosya hakkındaki kararında (önceki kararda) direnilmesine karar verilmiştir. 4. Direnme Kararına Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 5. Temyiz Nedenleri 5.1.Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; semerenin düşük hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 5.2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; birleştirilen davada davacıların karar düzeltme istemedikleri ilk bozma ilamında direnilmesinin usul kurallarına aykırı, çelişkili bir durum yarattığını, mahkemenin verdiği ilk kararı hatalı bulduğunu, tüm davacılar bakımından farklı kararlar verilmemesi adına direnme hükmü kurduğunu gerekçesinde ifade ederek, amacının önceki kararda direnmek değil, karar düzeltme istemeyen davacıların durumunu iyileştirmek olduğunu, davalının usulü kazanılmış haklarının elinden alındığını, kararın gerekçesiz yazıldığını, dava konusu işlemin gerçek bir satış olduğunu, tanıkların satışların gerçek olduğunu doğruladığını, şahsi bir hak olan hattın devrinin resmi bir şekle bağlı olmadığını, davacıların ecrimisil talep etmesinin mümkün olmadığını, bilirkişi raporunun gerekçesiz ve dayanaksız olduğunu, harç, vekalet ücreti ve faizin de yanlış hesaplandığını bildirerek ve önceki beyanlarını tekrarla hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. 6. Gerekçe 6.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; muris muvazaası hukuki nedenine dayalı trafik sicil kaydının iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel, olmazsa tenkis isteklerine ilişkindir. 6.2. İlgili Hukuk Bilindiği üzere; irade ve beyan arasında bilerek yaratılan uyumsuzluk şeklinde tanımlanan muvazaa, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede, “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” hükmüne yer verilmiştir. O halde muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmalarıdır, şeklinde tanımlanabilir. Bir başka ifadeyle, irade açıklamasında bulunan taraflar bu açıklamanın kendisine yapıldığı kişi, irade açıklamasının sonuç doğurmaması konusunda anlaşmışlar, yalnız gerçek bir hukuki işlemin bulunduğu görüşünü yaratmayı istemişlerse, muvazaadan söz edilir. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada muvazaa kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide, gerek uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır. Şu halde, özellikle mevsuf (nispi) muvazaada ilke olarak görünüşteki işlemin altına saklanan ve tarafların içerik ve sonuçlarıyla birlikte gerçekleştirmek istedikleri işlem (gizli sözleşme) geçerlidir. Bu geçerliliğin, tarafların gerçek ve uygun iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklandığı ve onun, muvazaalı hukuki işlemin altına gizlenmiş olmasının, ilke olarak geçerliliğini etkilemediği her türlü duraksamadan uzaktır. Ne var ki; muvazaada, gizli işlem şekle bağlıysa ve bu gizli işleme ilişkin irade açıklamaları şekle uygun yapılmamışsa, görünüşteki işlem yapılırken yasaların öngördüğü şekle uyulmuş olması, gizli işlemdeki şekle aykırılığı gidermez. Bu durumda, görünüşteki işlem tarafların gerçek iradelerini yansıtmadığından her hangi bir sonuç doğurmadığı gibi, gizli işlem dahi şekle aykırılıktan dolayı geçersizdir. Nitekim bu ilke, 7.10.1953 tarihli ve 8/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında çok açık bir şekilde dile getirilmiş; tapuda kayıtlı taşınmaz malın muvazaalı satış işlemiyle miras hakkından yoksun edilen kimselerin dava hakkına ilişkin uyuşmazlığın irdelendiği 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da, tüm mirasçıların görünüşteki satış sözleşmesinin Türk Borçlar Kanunu’nun 19.maddesine dayanarak muvazaalı olduğu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabilecekleri sonucuna varılmıştır. Hemen belirtilmelidir ki; taşınmaz mallar dışındaki değerlerde, eş söyleyişle taşınır mal, alacak ve haklarda, zilyetliğin geçişi yollarından olan kısa elden teslim, zilyetliğin havalesi ve hükmen teslim ile bağışlama yapılabileceği, burada özel olarak bir biçim öngörülmediği kuşkusuzdur. Nitekim Türk Borçlar Kanunu'nun 289. maddesi, “Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim etmesiyle kurulmuş olur.” hükmünü amirdir. Şu durumda, taşınmazların şekil şartına bağlı olmaksızın elden bağışlanabilme olanağı bulunmadığı halde; taşınır mallar ve alacakların zilyetliğinin devri konusunda bir geçerlik şekli öngörülmediğinden, hukuken taşınır eşya niteliğinde sayılan değerlerin bağışlanması ya da bağış amacıyla bedelsiz olarak devredilmesi işlemi hukuken geçerlidir. 6.3. Değerlendirme 6.3.1. Dosya içeriğine göre; tefrik edilen eldeki dosyada Beykoz 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.04.2017 tarihli ve 2016/332 E., 2017/193 K. sayılı kararıyla önceki hükümde direnilmesine karar verilmiş, kararın temyizi üzerine Dairece 08/10/2019 tarihli ve 2017/4087 E., 2019/5116 K. sayılı gönderme kararı ile; asıl dava dosyasının taraflarınca yapılan karar düzeltme başvurusu üzerine verilen 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu, mahkemece verilen direnme kararının ise yerinde olmadığı belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderildiği, ne var ki, mahkemece Dairenin daha önceki 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararına karşı direnildiği, ancak Dairece anılan bozma ilamı değil de eldeki dosyanın tarafları bakımından bağlayıcı olmayan 08.04.2014 tarihli ve 2013/18769 E., 2014/7396 K. sayılı bozma kararı esas alınarak, direnme kararının yerinde olup olmadığı hususunun değerlendirildiği, bunun üzerine Hukuk Genel Kurulunca 21/06/2022 tarihli ve 2019/1-692 E., 2022/956 K. sayılı gönderme kararı ile; direnme kararının yerinde olup olmadığı hususu hakkında direnme kararı verilen 24.06.2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararı bakımından değerlendirilmesi için dosyanın yeniden Daireye gönderildiği anlaşılmaktadır. 6.3.2. Somut olayda, iptal ve tescil isteminin reddine karar verilmesinin doğru olduğu, bahsedilen ilkeler uyarınca bir araştırma yapıldığını söyleyebilme olanağı bulunmadığı, mirasbırakanın tapu müdürlüğünce bildirilen taşınmazları ve dava dışı otomobili olduğu halde tenkis hesabı yapılırken bunların gözetilmediği, hal böyle olunca, mirasbırakanın terekesinde bulunan tüm aktif ve pasifinin araştırılması, uzman bilirkişiden alınacak rapor ile tenkis miktarının belirlenmesi ve davanın mahiyeti itibariyle ecrimisil istenemeyeceğinden davacıların ecrimisil isteğinin de reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki Dairenin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararı yerindedir. VI. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Dairenin 24/06/2013 tarihli ve 2013/6791 E., 2013/10498 K. sayılı bozma kararının düzeltilmesine gerek görülmediğinden, temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın 6763 sayılı Kanun'un 43. maddesi ile değişik 6100 sayılı HMK'nın 373. maddesinin 5. fıkrası uyarınca görevli YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNA GÖNDERİLMESİNE, 22.11.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.