Türk Borçlar Kanunu 3. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 3- Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.
Kabul bu süre içinde kendisine ulaşmazsa; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.
2. Süresiz öneri
a. Hazır olanlar arasında
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
3 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2024/970 E., 2024/3821 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
Uyuşmazlığa konu kira bedelinin tespiti davaları; 6098 sayılı TBK öncesi Anayasa Mahkemesinin, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un (6570 sayılı Kanun) 2 ve 3 üncü maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte kanunda doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.
3. Hukuk Dairesi 2024/970 E. , 2024/3821 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
YARGITAY İLAMI
I. BAŞVURU
Başvurucu Bandırma Sulh Hukuk Mahkemesi; aylık kira parasının tespitine ilişkin davalarda, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairelerince harcın aylık kira farkı üzerinden alınması gerektiğine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince ise harcın yıllık kira farkı üzerinden alınmasına karar verildiğini ileri sürerek, bu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmişlerdir.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 12.12.2024 tarihli ve 2023/18 E. sayılı kararıyla; kira tespit davalarında harca esas değerin aylık kira bedel farkı üzerinden mi, yıllık kira bedeli farkı üzerinden mi alınması gerektiğine ilişkin uyuşmazlık konusunda;
- 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda (492 sayılı Kanun) kira tespit davasında harca esas dava değerini açıklayan özel bir düzenleme bulunmadığı,
- 492 sayılı Kanun'un 17 nci maddesinde tahliye davaları için yıllık kira bedeli üzerinden harç alınacağının düzenlendiği,
- 492 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinde kiralarda sözleşmedeki süreye göre kira karşılığının toplamı ya da bir yıllık kira tutarı toplamı üzerinden nispi harç alınacağının düzenlendiği,
-Kira tespit davalarında uygulanacak esasları belirleyen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı kararında harca esas değer yönünden herhangi bir açıklama bulunmadığı,
-Yargıtay ilgili daireleri tarafından harca esas değerin aylık kira farkı olarak kabul edilmesinde dayanak kabul edilen 07.07.1965 tarihli ve 5/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının yalnızca davanın sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemelerinden hangilerinde görüleceği hususunda açıklama içerip harca esas değer konusunda herhangi bir düzenleme içermediği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra anılan içtihadı birleştirme kararının uygulanmasının mümkün olmadığı,
-6098 sayılı Kanun’un 347 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca "aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış" sayılan sözleşmede, bu bir yıllık dönem içinde ödenmesi gereken kiranın tamamı uyuşmazlık konusu olduğuna göre mahkemece belirlenen kira parasının bir yıl için uygulanacağı,
-Bir yıllık kira parasının; yıllık, altı aylık veya aylık ödenmesinin bu durumu değiştirmediği,
-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 9 uncu maddesi ile kira tespiti davalarında dava değerinin yıllık kira bedeli farkı olarak belirlenmiş olduğu,
-Kira tespitine ilişkin mahkeme kararında karar ve ilam harcına esas kabul edilen dava değerinde aylık kira farkı esas alınır iken, vekâlet ücreti konusunda yıllık kira farkının esas alınmasının çelişki oluşturduğu,
-Yargıtay uygulamalarında benzer nitelikli kira uyarlama davalarında harca esas dava değeri yıllık kira farkı olarak kabul edilmesine rağmen, kira tespit davalarında harca esas dava değerinin aylık kira farkı olarak kabul edilmesinin çelişki oluşturduğu,
-Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri uygulamalarında temyiz ve istinaf sınırının yıllık kira farkı olarak kabul edilmesine rağmen, harca esas dava değerinin aylık kira farkı olarak kabul edilmesinin çelişki oluşturduğu,
-Harcın kamu düzeninden olup harca esas değerin eksik olarak belirlenmesinin harç kaybına neden olması ve bu nedenle aylık kira farkı esas alınacak ise bunun açık bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyması
göz önünde bulundurularak, kira tespiti davalarında harca esas alınacak değerin tespit olunan kira bedeli farkının bir yıllık tutarı üzerinden belirlenmesi gerektiği kabul edilerek, uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği yönündeki görüşüyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35 inci maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
A. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin 16.02.2023 tarihli ve 2022/3467 E., 2023/476 K. sayılı kararı
Eskişehir 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.09.2022 tarihli ve 2022/488 E., 2022/2874 K. sayılı dosyasında; davacı kiracı tarafından aylık net 8.000,00 TL + stopaj olarak ödenmekte olan kira parasının 01.03.2019 tarihinden itibaren 10.000,00 TL olarak tespitinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 01.03.2019 ila 25.03.2019 tarihleri arasındaki 25 günlük kira bedelinin 12.318,33 TL+stopaj olarak tespitine karar verildiği, karara karşı davalı kiraya verenler tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “...25 günden sonrası için kira tespit kararının uygulama imkanı bulunmadığından, harç yargılama giderlerine ilişkin hesaplamanın 25 günlük fark kira bedeli üzerinden yapılması gerektiği (…) Bu nedenlerle; dava alacak davası olmadığından kira bedelinin brüt olarak aylık kira bedeli üzerinden tespitine karar verilmesi hatalı …” olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kısmen kabulü ile dava konusu taşınmazın 01.03.2019-01.03.2020 tarihleri arasında aylık kira bedelinin brüt 18.477,50 TL olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine, alınması gereken 124,12 TL (fark kira bedeli üzerinden hesap edilen) harcın peşin alınan 819,72 TL'den mahsubu ile kalan 695,60 TL harcın davacıya iadesine, kesin olarak karar verilmiştir.
B. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 16.12.2022 tarihli ve 2021/483 E., 2022/2467 K. sayılı kararı
Antalya 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 12.12.2020 tarihli ve 2019/1045 E., 2020/1163 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya veren tarafından aylık 1.350,00 TL olarak ödenmekte olan kira parasının 01.09.2019 tarihinden itibaren 3.500,00 TL olarak tespitinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile aylık kira parasının 01.09.2019 tarihinden itibaren net 2.646,00 olarak tespitine karar verildiği, karara karşı taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “...Mahkemece hüküm altına alınan bir aylık kira bedeli farkı üzerinden karar ve ilam harcı alınması, bakiye fazla yatan harcın davacıya iadesi gerekirken, hükmolunan aylık kira bedeli ile mevcut ödenen kira bedeli arasındaki farkın bir yıllık değeri üzerinden fazla karar ve ilam harcına hükmedilmesi usul ve kanuna aykırı olup, harç kamu düzenini ilgilendirdiğinden istinaf sebebi yapılmasa dahi HMK'nın 355. maddesi gereğince Dairemizce re'sen değerlendirilmesi gerekmektedir.…” gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kısmen kabulüne, kesin olarak karar verilmiştir.
C. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 04.02.2019 tarihli ve 2018/1261 E., 2019/271 K. sayılı kararı
Bursa 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 27.03.2018 tarihli ve 2017/1690 E., 2018/744 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya veren tarafından aylık 7.200,00 TL olarak ödenmekte olan kira parasının 01.08.2017 tarihinden itibaren 10.800,00 TL olarak tespitinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile aylık kira parasının 01.08.2017 ila 31.12.2018 tarihlerine münhasır olmak üzere net 6.600,00 TL olarak tespitine karar verildiği, karara karşı davalı kiracı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının 01.08.2017 – 31.12.2017 tarihleri arası için kira bedelinin net 6.600,00 TL olarak belirlenmesi hususunda bir kabulünün bulunmadığı, Mahkemece 01.08.2017 tarihinde başlayan bir yıllık dönem için kira tespiti gerekirken 01.08.2017-31.12.2018 tarihleri arasındaki kiranın tespitine karar verilerek kira dönemlerinin resen değiştirilmesinin mümkün olmadığı, kiralananın işyeri olması nedeniyle brüt kira bedelinin tespitinin gerektiği, ayrıca kira tespiti davalarında harca esas alınacak değerin tespit olunan kira bedeli farkının bir yıllık tutarı üzerinden belirlenmesi gerektiğinden bahisle; istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden davanın kısmen kabulü ile 01.08.2017 tarihinden itibaren aylık kira bedelinin brüt 8.075,00 TL olarak tespitine, kesin olarak karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Benzer olaylarda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Daireleri ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki uyuşmazlık; aylık kira parasının tespiti istemiyle açılan davalarda, karar ve ilam harcının; aylık kira farkı üzerinden mi yoksa yıllık kira farkı üzerinden mi alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
B. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrası,
2. 492 sayılı Kanun’un 17 nci maddesi,
3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (YİBHGK);
- 18.11.1964 tarihli ve 1964/2 E. 1964/4 K.,
- 07.07.1965 tarihli ve 1965/5 E., 1965/5 K.,
- 21.11.1966 tarihli ve 1966/19 E., 1966/10 K.,
- 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararları,
4. 6098 sayılı Kanun’un 313, 314 ve 344 üncü maddeleri,
5. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (Tarife) 9 uncu maddesi.
C. Değerlendirme
1. Anayasa’nın “VI. Vergi ödevi” başlıklı 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”. Buna göre, bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi; bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır. Harçlar konusunda genel düzenleme içeren 492 sayılı Kanun'un gerekçesinde harcın tanımı “fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir.” biçiminde yapılmıştır.
2. Anayasa’nın yukarıda açıklanan 73 üncü maddesi hükmünün; vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O hâlde harca ilişkin bir kanun hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamalıdır. Aksi hâlde kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına alınmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, kanun koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur.
3. Kira bedelinin belirlenmesi davaları ile ilgili olarak 492 sayılı Kanun’da özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu kararında yer verilen “Tahliye davalarında değer:” başlıklı 17 nci madde, kiralanan taşınmazların tahliyesi davalarında alınacak karar ve ilam harcına ilişkin düzenlemeyi içermektedir. Söz konusu maddeye göre; “Gayrimenkulün tahliyesi davalarında, yazılı mukavele olsun veya olmasın bir yıllık kira bedeli üzerinden karar ve ilam harcı alınır.”. Yine aynı kararda yer verilen 492 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesi ise noter harçlarına ilişkindir.
4. Uyuşmazlığa konu kira bedelinin tespiti davaları; 6098 sayılı TBK öncesi Anayasa Mahkemesinin, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un (6570 sayılı Kanun) 2 ve 3 üncü maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte kanunda doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.
5. Uygulamada birliği sağlayan YİBHGK’nın 18.11.1964 tarihli ve 1964/2 E. 1964/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararıyla; “...Taşınmaz mal kiralarına ilişkin 6570 sayılı Yasanın 2 inci ve 3 üncü maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptali kararının yürürlüğe girmesinden önce yapılmış veya yenilenmiş bulunan kira akti süresinin, sözü edilen iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonraki bir tarihte sona ermesi dolayısıyla başlayan yeni dönemde, aktin kira parasına ilişkin hükmünün yenilenmeyip diğer hükümlerinin yenilenmiş olduğuna, kira parasının sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun bilirkişice tespit edilecek olağan rayiç ve bu tespit edilemezse ekonomi esasları ve hak ve nasafet uyarınca bilirkişi tarafından bildirilecek kira parası esas alınarak hâkim tarafından doldurulması gerektiğine...” karar verilmiştir. Diğer bir anlatımla; kanunda boşluk bulunduğu temelinden hareketle, yeni dönemde akdin kira bedeline ilişkin hükmünün yenilenmeyerek kirası belli olmayan bir akit hâline geldiği benimsenmiş ve kira bedelinin sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun hâkim tarafından doldurulması gerektiği kararlaştırılmıştır.
6. Kira bedelinin tespitine ilişkin davalarda görevli mahkemeyi belirleyen YİBHGK’nın 07.07.1965 tarihli ve 1965/5 E., 1965/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararının ilgili bölümü şöyledir; “...6570 sayılı Kanunun kabul ettiği ilkelerde gerek kira parası ve gerekse tahliye davaları özellikle ve öncelikle bitirilmesi öngörülmüştür. Bir davanın öncelikle bitirilmesi en kısa ve en az külfetli yargılama usüllerinin uygulanması ile ve davayı en az masrafla görülmesini sağlayacak yargı yerine getirmekle mümkün olur. Bu yönden tespit davalarında görevin aylık kira parası göz önünde tutularak belli edilmesi sözü edilen kanunun ilkelerine ve amacına uygun düşer.
Aylık kira parası üzerinden yapılan sözleşmelerin süreleri ne olursa olsun tarafların aylık kira parasını ön planda tuttukları bir gerçektir. Aylık kira parasının tespitine ilişkin davada aylık kira parasına bakılarak görevi belirtmek nizam niteliğinde de uygun olur.
Sonuç: Gayrimenkul kiralarına ait 6570 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması dolayısıyla aylık kira parasının belirtilmesi için kiralayan veya kiracı tarafından açılacak tespit davalarında aylık kira parası göz önünde tutularak asliye ve sulh hukuk mahkemelerinin görevlerinin belli edilmesi gerektiğine ...”
7. YİBHGK’nın 21.11.1966 tarihli ve 19/10 sayılı İçtihadı Birleştirme kararıyla; kira bedelinin tespiti davasının incelenmesi için daha önce kiracıya ihbar (ihtar) gönderilmesinin şart olmadığı, kiralayan tarafından kiracı aleyhine yeni döneme ait kira bedelinin tespiti için her zaman dava açılabileceği, tespit kararında belirtilen kira parası ile kiracının hangi tarihten itibaren sorumlu tutulacağının istek bulunmadıkça kararda gösterilemeyeceği, aksi durumun taleple bağlılık ilkesine aykırı düşeceği, kira akdinin başladığı tarih ve kira süresi belli oldukça kiracının hangi tarihten itibaren yeni kira ile sorumlu tutulacağının kendiliğinden meydana çıkacağı, kiracının yeni kira ile hangi tarihten itibaren sorumlu tutulacağı konusunda kiralayan ile kiracı arasında uyuşmazlık mevcut ise kiralayan bunların ve yeni kira bedelinin işlemeye başlayacağı tarihin tespitini de hâkimden isteyebileceği, bu takdirde hâkim kira bedelini tespit etmekle beraber bunun hangi tarihten itibaren kiracıyı bağlayacağını kararda göstermek zorunda olduğu kararlaştırılmıştır.
8. Öte yandan, YİBHGK’nın 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararının gerekçesinde de yer verildiği üzere; kira bedelinin tespiti kararları, diğer tespit davalarında olduğu gibi bir hukuki münasebeti tespit etmez. Onun amacı sadece kira sözleşmesinin yeni dönemde belli olmayan ücret unsurunu belirli bir hale getirmekten ibarettir. Gerçekten kiranın tespitinde hukuki sonuç ancak hâkimin kararı ile doğmaktadır.
9. Yukarıda açıklanan İçtihadı Birleştirme kararları doğrultusunda oluşan Yargıtay uygulamasına göre; kira bedelinin tespiti davaları kamu düzeni ile ilgilidir, kira bedelinin tespiti ile ilgili yöntemleri taraflar belirleyemez; hâkim bu davalarda kanun, içtihadı birleştirme kararları ve Yargıtay içtihatları ile belli edilen yöntemlere uygun olarak kira bedelinin tespiti yoluna gitmek zorundadır. Kira parasının tespitinde belirlenen bu ilkeler dışına çıkılması eşit uygulama ilkesini bozacağı gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davanın yapısına da uygun düşmeyecektir. Bu ilkelere bağlı olarak, kira bedelinin tespiti davalarına bakan Yargıtay 3. Hukuk ve (Kapatılan) 6. Hukuk Dairelerince; 492 sayılı Kanunda özel bir düzenleme bulunmaması, kiracıların korunması esası ve uygulamada genellikle kira bedelinin aylık ödenmesi göz önünde tutularak, karar ve ilam harcının; aylık kira bedelinin tespiti davalarında hükmedilen aylık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan aylık kira bedeli arasındaki fark üzerinden, yıllık kira bedelinin tespiti davalarında ise hükmedilen yıllık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan yıllık kira bedeli arasındaki fark üzerinden hesaplanması gerektiği kabul edilmiştir.
10. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve kira bedelinin tespiti davalarına ilişkin düzenleme getiren 6098 sayılı Kanun’un kira sözleşmelerine ilişkin genel gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir; “…Esas itibarıyla, 818 sayılı Borçlar Kanununun kira sözleşmesine ilişkin hükümleri göz önünde tutulmakla birlikte, ülkemizde son derece yaygın bir uygulama alanı olan 18/5/1955 tarihli ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri de, Tasarı metnine alınmıştır. Çünkü, Tasarının yasalaşması durumunda, hem 818 sayılı Borçlar Kanununun hem de 6570 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Ancak, 6570 sayılı Kanun kapsamına giren uyuşmazlıklara ilişkin olarak, Türk hukuk uygulamasının çözümleri de göz önünde tutulmuştur. 6570 sayılı Kanunda olduğu gibi, Tasarıda da, kiracıların korunması esası gözetilerek düzenleme yapılması benimsenmiştir. Nitekim, çağdaş hukuk sistemlerinde, meselâ, Fransa, Almanya ve İsviçre’de yasal değişiklikler yapılarak, kiracının korunmasına özel önem verildiği görülmektedir. (…) Kiracı lehine koruma, bir yandan, kira sözleşmesinin sona erdirilmesi imkânlarının sınırlı olması, diğer yandan, yenilenen veya süresi uzatılan kira sözleşmelerinde, kira bedellerinin, uyuşmazlık hâlinde belirli ölçütlerden yararlanılarak belirlenmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır…”.
11. 6098 sayılı Kanun’un “Kira bedelini ödeme borcu” üst başlıklı 313 üncü maddesine göre; “Kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür.”.
12. Aynı Kanun’un “İfa zamanı” başlıklı 314 üncü maddesi; “Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.” hükmünü içermekte olup, madde gerekçesinde; sözleşmede ifa zamanı kararlaştırılmamışsa, uygulamada genellikle, kira bedelinin aylık olarak ödendiği göz önünde tutularak, altı ay ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde, kira bedelinin altı ayda bir ödeneceğine ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 257 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne gerek duyulmadığı, bu nedenle tasarının tek fıkradan ibaret olduğu belirtilmiştir.
13. 6098 sayılı Kanun’un kira bedelinin belirlenmesini düzenleyen 344 üncü maddesinin gerekçesinde; 6570 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinin, Anayasa Mahkemesince iptali üzerine bu konuda ortaya çıkan kanun boşluğunun, uygulamada kabul edilen esaslar göz önünde tutularak, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması amaçlandığı belirtilmiş olup, maddenin ilgili bölümü şöyledir; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.”.
14. 6098 sayılı Kanun’un 344 üncü maddesindeki düzenleme, 6217 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi uyarınca, kiracının tacir olduğu kira bedelinin belirlenmesi davalarında sekiz yıl süreyle uygulanamamıştır. Eş söyleyişle, 01.07.2012 ila 01.07.2020 tarihine kadarki dönemde, kiracının tacir olduğu davalarda, 6570 sayılı Kanun ile yukarıda yer verilen Yargıtay içtihadı Birleştirme kararları ve bu doğrultuda yerleşen Yargıtay uygulamaları uyarınca kira bedelinin tespiti yoluna gidilmiştir.
15. Tarifenin “Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret” başlıklı 9 uncu maddesi şöyledir; “Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz.”
16. Yapılan bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; istinaf incelemesine tabi tutulan davaların dayandığı kira sözleşmelerinde kira bedellerinin aylık olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu nedenle yenilenen dönemde kira bedellerinin 6098 sayılı Kanun’un 344 üncü maddesi uyarınca tespitinin istenildiği anlaşılmaktadır. Davaların açıklanan bu niteliği ile 492 sayılı Kanunda bu davalar ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı hususu, kira bedelinin tespiti davaları hususunda yerleşen Yargıtay uygulamalarını göz önünde tutan ve kiracıların korunması esasını benimseyen 6098 sayılı Kanun’un 314 ve 344 üncü maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde; aylık kira bedelinin tespiti davalarında karar ve ilam harcının, hükmedilen aylık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan aylık kira bedeli arasındaki fark üzerinden alınması gerektiği ortadadır.
17. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile gerekçeleri göz önüne alındığında; aylık kira bedelinin tespiti davalarında karar ve ilam harcının, aylık kira farkı üzerinden alınması gerektiği yönünde yerleşen Yargıtay uygulamasının, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra da devam etmesine engel bir hal bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak; aksi yöndeki uygulamalar, eşit uygulama ilkesini bozacağı gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davaların tarafı bulunan kiracının, yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına girmesi sonucunu da doğuracaktır.
18. Bu itibarla, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Daireleri ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Aylık kira bedelinin tespiti istemiyle açılan davalarda karar ve ilam harcının, hükmedilen aylık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan aylık kira bedeli arasındaki fark üzerinden alınması gerektiğine, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. ve Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Daireleri ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin kesin nitelikteki kararları arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine,
2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
25.11.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
Diğer kararlar (2)
3. Hukuk Dairesi, 2024/969 E., 2024/3820 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Uyuşmazlığa konu kira bedelinin tespiti davaları; 6098 sayılı TBK öncesinde Anayasa Mahkemesinin, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un (6570 sayılı Kanun) 2 ve 3 üncü maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte kanunda doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.
3. Hukuk Dairesi 2024/969 E. , 2024/3820 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE DAİR
YARGITAY İLAMI
I. BAŞVURU
Başvurucular Avukat ... ve Avukat ... 26.12.2023 tarihli dilekçeleriyle; aylık kira parasının tespitine ilişkin davalarda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesince harcın aylık kira farkı üzerinden alınması gerektiğine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince ise harcın yıllık kira farkı üzerinden alınmasına karar verildiğini ileri sürerek, bu uyuşmazlığın giderilmesini talep etmişlerdir.
II. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU KARARI
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun 12.12.2024 tarihli ve 2023/19 E. sayılı kararıyla; kira tespit davalarında harca esas değerin aylık kira bedel farkı üzerinden mi, yıllık kira bedeli farkı üzerinden mi alınması gerektiğine ilişkin uyuşmazlık konusunda;
- 492 sayılı Harçlar Kanunu'nda (492 sayılı Kanun) kira tespit davasında harca esas dava değerini açıklayan özel bir düzenleme bulunmadığı,
- 492 sayılı Kanun'un 17 nci maddesinde tahliye davaları için yıllık kira bedeli üzerinden harç alınacağının düzenlendiği,
- 492 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinde kiralarda sözleşmedeki süreye göre kira karşılığının toplamı ya da bir yıllık kira tutarı toplamı üzerinden nispi harç alınacağının düzenlendiği,
-Kira tespit davalarında uygulanacak esasları belirleyen Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 18.11.1964 tarihli ve 2/4 sayılı kararında harca esas değer yönünden herhangi bir açıklama bulunmadığı,
-Yargıtay ilgili daireleri tarafından harca esas değerin aylık kira farkı olarak kabul edilmesinde dayanak kabul edilen 07.07.1965 tarihli ve 5/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının yalnızca davanın sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemelerinden hangilerinde görüleceği hususunda açıklama içerip harca esas değer konusunda herhangi bir düzenleme içermediği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden sonra anılan içtihadı birleştirme kararının uygulanmasının mümkün olmadığı,
-6098 sayılı Kanun’un 347 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca "aynı koşullarla bir yıl için uzatılmış" sayılan sözleşmede, bu bir yıllık dönem içinde ödenmesi gereken kiranın tamamı uyuşmazlık konusu olduğuna göre mahkemece belirlenen kira parasının bir yıl için uygulanacağı,
-Bir yıllık kira parasının; yıllık, altı aylık veya aylık ödenmesinin bu durumu değiştirmediği,
-Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 9 uncu maddesi ile kira tespiti davalarında dava değerinin yıllık kira bedeli farkı olarak belirlenmiş olduğu,
-Kira tespitine ilişkin mahkeme kararında; karar ve ilam harcına esas kabul edilen dava değerinde aylık kira farkı esas alınır iken, vekâlet ücreti konusunda yıllık kira farkının esas alınmasının çelişki oluşturduğu,
-Yargıtay uygulamalarında benzer nitelikli kira uyarlama davalarında harca esas dava değeri yıllık kira farkı olarak kabul edilmesine rağmen, kira tespit davalarında harca esas dava değerinin aylık kira farkı olarak kabul edilmesinin çelişki oluşturduğu,
-Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri uygulamalarında temyiz ve istinaf sınırının yıllık kira farkı olarak kabul edilmesine rağmen, harca esas dava değerinin aylık kira farkı olarak kabul edilmesinin çelişki oluşturduğu,
-Harcın kamu düzeninden olup harca esas değerin eksik olarak belirlenmesinin harç kaybına neden olması ve bu nedenle aylık kira farkı esas alınacak ise bunun açık bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyması göz önünde bulundurularak, kira tespiti davalarında harca esas alınacak değerin tespit olunan kira bedeli farkının bir yıllık tutarı üzerinden belirlenmesi gerektiği kabul edilerek, uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi gerektiği yönündeki görüşüyle, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 35 inci maddesi uyarınca uyuşmazlığın giderilmesi talep edilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KARARLAR
A. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 01.07.2020 tarihli ve 2019/3384 E., 2020/903 K. sayılı kararı
Akhisar Sulh Hukuk Mahkemesinin 30.10.2018 tarihli ve 2017/1662 E., 2018/2029 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya veren tarafından aylık 1.100,00 TL olarak ödenmekte olan kira parasının 28.07.2016 tarihinden itibaren 3.500,00 TL olarak tespitinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile aylık kira parasının 28.07.2016 tarihinden itibaren 1.525,00 TL olarak tespitine karar verildiği, karara karşı davalı kiracı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “...Kira artırımı için ihtarname davalıya 25.4.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davanın 28.07.2016-28.07.2017 tarihleri arasında açılması gerekirken 19.10.2017 tarihinde bir sonraki dönem (28.07.2017-28.07.2018) içerisinde açılmıştır. 28.07.2016 tarihinde başlayan dönem yönünden kira bedelinin tespitine karar verilemez ise de; yargılama sırasında 28.07.2017 tarihinde yeni dönem başladığından mahkemece 28.07.2017 tarihinden itibaren başlayan dönem yönünden kira bedelinin tespitini isteyip istemediği ve kira parasının ne kadar olmasını talep ettiği hususu davacı taraftan sorularak tespit istemesi halinde yargılama yapılarak yeni dönem için davanın esası hakkında karar verilmesi, aksi takdirde davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Kabule göre de, işyeri kira bedelinin brüt olarak hesaplanması gerekir. Ayrıca kabul edilen yıllık fark üzerinden ilam harcı alınması doğru değildir. Kira tespit davalarında, talep edilen aylık kira bedeli ile tespit edilen kira bedeli arasındaki bir aylık fark üzerinden ilam harcı alınması gerekir. Eldeki davada kira bedeli 1.100,00 TL'den 3.500,00 TL'ye çıkarılması talep edilmiştir. Ödenen kira bedelinin brütü (1.100:0,80=1.375) 1.375 TL talep edilen miktarın brütü 4.375,00 TL'dir. Dava değeri 3.000,00 TL'dir. Mahkemece net 1.525,00 TL kabul edildiğinden brütü (1525:0,08=1.906,25)1.906,25TL'dir. Kabul miktarı (1.906,25-1.375=581,25) 581,25 TL'dir. Mahkemece tespit edilen aylık kira bedeli arasındaki fark olan 581,25 TL üzerinden ilam harcı alınması gerekirken, yıllık fark üzerinden ilam harcı alınması gerekirken, yıllık fark üzerinden alınması hatalı olmuştur...” gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kesin olarak karar verilmiştir.
B. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 06.02.2019 tarihli ve 2018/1223 E., 2019/277 K. sayılı kararı
Ayvalık Sulh Hukuk Mahkemesinin 06.03.2018 tarihli ve 2015/781 E., 2018/197 K. sayılı dosyasında; davacı kiraya veren tarafından aylık 700,00 TL olarak ödenmekte olan kira parasının 01.10.2015 tarihinden itibaren 2.000,00 TL olarak tespitinin talep edildiği, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile aylık kira parasının 01.10.2015 tarihinden itibaren 1.400,00 TL olarak tespitine karar verildiği, karara karşı davalı kiracı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince resen emsal araştırması yapılmadığı, mülk bilirkişisi tarafından düzenlenen raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı, davalının eski kiracı olması nedeniyle yapılan hak ve nesafet indiriminin yüksek takdir edildiği, yargılama giderlerinin açık bir şekilde gösterilmediği, ayrıca tespit edilen kira parası farkının bir yıllık tutarı yerine bir yıllık kira parası üzerinden harca ve vekâlet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kesin olarak karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık
Benzer olaylarda İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki uyuşmazlık; aylık kira parasının tespiti istemiyle açılan davalarda karar ve ilam harcını,; aylık kira farkı üzerinden mi yoksa yıllık kira farkı üzerinden mi alınması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
B. İlgili Hukuk
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrası,
2. 492 sayılı Kanun’un 17 nci maddesi,
3. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun (YİBHGK);
- 18.11.1964 tarihli ve 1964/2 E. 1964/4 K.,
- 07.07.1965 tarihli ve 1965/5 E., 1965/5 K.,
- 21.11.1966 tarihli ve 1966/19 E., 1966/10 K.,
- 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararları,
4. 6098 sayılı Kanun’un 313, 314 ve 344 üncü maddeleri,
5. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin (Tarife) 9 uncu maddesi.
C. Değerlendirme
1. Anayasa’nın “VI. Vergi ödevi” başlıklı 73 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.”. Buna göre; bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır. Harçlar konusunda genel düzenleme içeren 492 sayılı Kanun'un gerekçesinde harcın tanımı “fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir.” biçiminde yapılmıştır.
2. Anayasa’nın 73 üncü maddesi hükmünün; vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu bellidir. O hâlde harca ilişkin bir kanun hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amaç gözden uzak tutulmamalıdır. Aksi hâlde kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına alınmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, kanun koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur.
3. Kira bedelinin belirlenmesi davaları ile ilgili olarak 492 sayılı Kanun’da özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu kararında yer verilen “Tahliye davalarında değer:” başlıklı 17 nci madde, kiralanan taşınmazların tahliyesi davalarında alınacak karar ve ilam harcına ilişkin düzenlemeyi içermektedir. Söz konusu maddeye göre; “Gayrimenkulün tahliyesi davalarında, yazılı mukavele olsun veya olmasın bir yıllık kira bedeli üzerinden karar ve ilam harcı alınır.”. Yine aynı kararda yer verilen 492 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesi ise noter harçlarına ilişkindir.
4. Uyuşmazlığa konu kira bedelinin tespiti davaları; 6098 sayılı TBK öncesinde Anayasa Mahkemesinin, mülga 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un (6570 sayılı Kanun) 2 ve 3 üncü maddelerinin iptaline ilişkin kararının 26.09.1963 tarihinde yürürlüğe girmesi ile birlikte kanunda doğan boşluğun doldurulması için Yargıtay içtihatları ile getirilmiştir.
5. Uygulamada birliği sağlayan YİBHGK’nın 18.11.1964 tarihli ve 1964/2 E. 1964/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararıyla; “...Taşınmaz mal kiralarına ilişkin 6570 sayılı Yasanın 2 inci ve 3 üncü maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptali kararının yürürlüğe girmesinden önce yapılmış veya yenilenmiş bulunan kira akti süresinin, sözü edilen iptal kararının yürürlüğe girmesinden sonraki bir tarihte sona ermesi dolayısıyla başlayan yeni dönemde, aktin kira parasına ilişkin hükmünün yenilenmeyip diğer hükümlerinin yenilenmiş olduğuna, kira parasının sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun bilirkişice tespit edilecek olağan rayiç ve bu tespit edilemezse ekonomi esasları ve hak ve nasafet uyarınca bilirkişi tarafından bildirilecek kira parası esas alınarak hâkim tarafından doldurulması gerektiğine...” karar verilmiştir. Diğer bir anlatımla; kanunda boşluk bulunduğu temelinden hareketle yeni dönemde akdin kira bedeline ilişkin hükmünün yenilenmeyerek kirası belli olmayan bir akit hâline geldiği benimsenmiş ve kira bedelinin sınırlandırılmasına ilişkin boşluğun hâkim tarafından doldurulması gerektiği kararlaştırılmıştır.
6. Kira bedelinin tespitine ilişkin davalarda görevli mahkemeyi belirleyen YİBHGK’nın 07.07.1965 tarihli ve 1965/5 E., 1965/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararının ilgili bölümü şöyledir; “...6570 sayılı Kanunun kabul ettiği ilkelerde gerek kira parası ve gerekse tahliye davaları özellikle ve öncelikle bitirilmesi öngörülmüştür. Bir davanın öncelikle bitirilmesi en kısa ve en az külfetli yargılama usüllerinin uygulanması ile ve davayı en az masrafla görülmesini sağlayacak yargı yerine getirmekle mümkün olur. Bu yönden tespit davalarında görevin aylık kira parası göz önünde tutularak belli edilmesi sözü edilen kanunun ilkelerine ve amacına uygun düşer.
Aylık kira parası üzerinden yapılan sözleşmelerin süreleri ne olursa olsun tarafların aylık kira parasını ön planda tuttukları bir gerçektir. Aylık kira parasının tespitine ilişkin davada aylık kira parasına bakılarak görevi belirtmek nizam niteliğinde de uygun olur.
Sonuç: Gayrimenkul kiralarına ait 6570 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması dolayısıyla aylık kira parasının belirtilmesi için kiralayan veya kiracı tarafından açılacak tespit davalarında aylık kira parası göz önünde tutularak asliye ve sulh hukuk mahkemelerinin görevlerinin belli edilmesi gerektiğine ...”
7. YİBHGK’nın 21.11.1966 tarihli ve 19/10 sayılı İçtihadı Birleştirme kararıyla; kira bedelinin tespiti davasının incelenmesi için daha önce kiracıya ihbar (ihtar) gönderilmesinin şart olmadığı, kiralayan tarafından kiracı aleyhine yeni döneme ait kira bedelinin tespiti için her zaman dava açılabileceği, tespit kararında belirtilen kira parası ile kiracının hangi tarihten itibaren sorumlu tutulacağının istek bulunmadıkça kararda gösterilemeyeceği, aksi durumun taleple bağlılık ilkesine aykırı düşeceği, kira akdinin başladığı tarih ve kira süresi belli oldukça kiracının hangi tarihten itibaren yeni kira ile sorumlu tutulacağının kendiliğinden meydana çıkacağı, kiracının yeni kira ile hangi tarihten itibaren sorumlu tutulacağı konusunda kiralayan ile kiracı arasında uyuşmazlık mevcut ise kiralayan bunların ve yeni kira bedelinin işlemeye başlayacağı tarihin tespitini de hâkimden isteyebileceği, bu takdirde hâkim kira bedelini tespit etmekle beraber bunun hangi tarihten itibaren kiracıyı bağlayacağını kararda göstermek zorunda olduğu kararlaştırılmıştır.
8. Öte yandan, YİBHGK’nın 12.11.1979 tarihli ve 1979/1 E., 1979/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme kararının gerekçesinde de yer verildiği üzere; kira bedelinin tespiti kararları, diğer tespit davalarında olduğu gibi bir hukuki münasebeti tespit etmez. Onun amacı sadece kira sözleşmesinin yeni dönemde belli olmayan ücret unsurunu belirli bir hale getirmekten ibarettir. Gerçekten kiranın tespitinde hukuki sonuç ancak hâkimin kararı ile doğmaktadır.
9. Yukarıda açıklanan İçtihadı Birleştirme kararları doğrultusunda oluşan Yargıtay uygulamasına göre; kira bedelinin tespiti davaları kamu düzeni ile ilgilidir, kira bedelinin tespiti ile ilgili yöntemleri taraflar belirleyemez; hâkim bu davalarda kanun, içtihadı birleştirme kararları ve Yargıtay içtihatları ile belli edilen yöntemlere uygun olarak kira bedelinin tespiti yoluna gitmek zorundadır. Kira parasının tespitinde belirlenen bu ilkeler dışına çıkılması, eşit uygulama ilkesini bozacağı gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davanın yapısına da uygun düşmeyecektir. Bu ilkelere bağlı olarak, kira bedelinin tespiti davalarına bakan Yargıtay 3. Hukuk ve (Kapatılan) 6. Hukuk Dairelerince; 492 sayılı Kanunda özel bir düzenleme bulunmaması, kiracıların korunması esası ve uygulamada genellikle kira bedelinin aylık ödenmesi göz önünde tutularak, karar ve ilam harcının; aylık kira bedelinin tespiti davalarında hükmedilen aylık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan aylık kira bedeli arasındaki fark üzerinden, yıllık kira bedelinin tespiti davalarında ise hükmedilen yıllık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan yıllık kira bedeli arasındaki fark üzerinden hesaplanması gerektiği kabul edilmiştir.
10. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve kira bedelinin tespiti davalarına ilişkin düzenleme getiren 6098 sayılı Kanun’un kira sözleşmelerine ilişkin genel gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir; “…Esas itibarıyla, 818 sayılı Borçlar Kanununun kira sözleşmesine ilişkin hükümleri göz önünde tutulmakla birlikte, ülkemizde son derece yaygın bir uygulama alanı olan 18/5/1955 tarihli ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun hükümleri de, Tasarı metnine alınmıştır. Çünkü, Tasarının yasalaşması durumunda, hem 818 sayılı Borçlar Kanununun hem de 6570 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılması öngörülmektedir. Ancak, 6570 sayılı Kanun kapsamına giren uyuşmazlıklara ilişkin olarak, Türk hukuk uygulamasının çözümleri de göz önünde tutulmuştur. 6570 sayılı Kanunda olduğu gibi, Tasarıda da, kiracıların korunması esası gözetilerek düzenleme yapılması benimsenmiştir. Nitekim, çağdaş hukuk sistemlerinde, meselâ, Fransa, Almanya ve İsviçre’de yasal değişiklikler yapılarak, kiracının korunmasına özel önem verildiği görülmektedir. (…) Kiracı lehine koruma, bir yandan, kira sözleşmesinin sona erdirilmesi imkânlarının sınırlı olması, diğer yandan, yenilenen veya süresi uzatılan kira sözleşmelerinde, kira bedellerinin, uyuşmazlık hâlinde belirli ölçütlerden yararlanılarak belirlenmesi biçiminde ortaya çıkmaktadır…”.
11. 6098 sayılı Kanun’un “Kira bedelini ödeme borcu” üst başlıklı 313 üncü maddesine göre; “Kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür.”.
12. Aynı Kanun’un “İfa zamanı” başlıklı 314 üncü maddesi; “Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.” hükmünü içermekte olup, madde gerekçesinde; sözleşmede ifa zamanı kararlaştırılmamışsa, uygulamada genellikle kira bedelinin aylık olarak ödendiği göz önünde tutularak, altı ay ve daha uzun süreli kira sözleşmelerinde, kira bedelinin altı ayda bir ödeneceğine ilişkin 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 257 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne gerek duyulmadığı, bu nedenle tasarının tek fıkradan ibaret olduğu belirtilmiştir.
13. 6098 sayılı Kanun’un kira bedelinin belirlenmesini düzenleyen 344 üncü maddesinin gerekçesinde; 6570 sayılı Kanunun 2 ve 3 üncü maddelerinin, Anayasa Mahkemesince iptali üzerine bu konuda ortaya çıkan kanun boşluğunun, uygulamada kabul edilen esaslar göz önünde tutularak, yasal bir düzenlemeye kavuşturulması amaçlandığı belirtilmiş olup, maddenin ilgili bölümü şöyledir; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir.
Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından tüketici fiyat endeksindeki oniki aylık ortalamalara göre değişim oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir.”.
14. 6098 sayılı Kanun’un 344 üncü maddesindeki düzenleme, 6217 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi uyarınca, kiracının tacir olduğu kira bedelinin belirlenmesi davalarında sekiz yıl süreyle uygulanamamıştır. Eş söyleyişle, 01.07.2012 ila 01.07.2020 tarihine kadarki dönemde, kiracının tacir olduğu davalarda 6570 sayılı Kanun ile yukarıda yer verilen Yargıtay içtihadı Birleştirme kararları ve bu doğrultuda yerleşen Yargıtay uygulamaları uyarınca kira bedelinin tespiti yoluna gidilmiştir.
15. Tarifenin “Nafaka, kira tespiti ve tahliye davalarında ücret” başlıklı 9 uncu maddesi şöyledir; “Tahliye davalarında bir yıllık kira bedeli tutarı, kira tespiti ve nafaka davalarında tespit olunan kira bedeli farkının veya hükmolunan nafakanın bir yıllık tutarı üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmı gereğince hesaplanacak miktarın tamamı, avukatlık ücreti olarak hükmolunur. Bu miktarlar, bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde davanın görüldüğü mahkemeye göre belirlenmiş bulunan ücretten az olamaz.”
16. Yapılan bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık değerlendirildiğinde; istinaf incelemesine tabi tutulan davaların dayandığı kira sözleşmelerinde kira bedellerinin aylık olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığı, bu nedenle yenilenen dönemde kira bedellerinin 6098 sayılı Kanun’un 344 üncü maddesi uyarınca tespitinin istenildiği anlaşılmaktadır. Davaların açıklanan bu niteliği ile 492 sayılı Kanunda bu davalar ile ilgili özel bir düzenleme bulunmadığı hususu, kira bedelinin tespiti davaları hakkında yerleşen Yargıtay uygulamalarını göz önünde tutan ve kiracıların korunması esasını benimseyen 6098 sayılı Kanun’un 314 ve 344 üncü maddeleri ile birlikte değerlendirildiğinde; aylık kira bedelinin tespiti davalarında karar ve ilam harcının, hükmedilen aylık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan aylık kira bedeli arasındaki fark üzerinden alınması gerektiği ortadadır.
17. Yukarıda yer verilen mevzuat hükümleri ile gerekçeleri göz önüne alındığında; aylık kira bedelinin tespiti davalarında karar ve ilam harcının, aylık kira farkı üzerinden alınması gerektiği yönünde yerleşen Yargıtay uygulamasının, 6098 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra da devam etmesine engel bir hal bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna bağlı olarak; aksi yöndeki uygulamalar, eşit uygulama ilkesini bozacağı gibi kamu düzeni ile ilgili olan bu davaların tarafı bulunan kiracının, yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına girmesi sonucunu da doğuracaktır.
18. Bu itibarla, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince verilen kesin nitelikteki kararlar arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine karar verilmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Aylık kira bedelinin tespiti istemiyle açılan davalarda karar ve ilam harcının, hükmedilen aylık kira bedeli ile önceden ödenmekte olan aylık kira bedeli arasındaki fark üzerinden alınması gerektiğine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin kesin nitelikteki kararları arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlığının bu şekilde giderilmesine,
2. Dosyanın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri Başkanlar Kuruluna gönderilmesine,
3. Karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemelerinin hukuk dairelerine bildirilmesi için Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğine gönderilmesine,
25.11.2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/7480 E., 2023/11884 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Mülga 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu'nun 2 nci maddesi, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun (5362 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun hükümleri. 3. Değerlendirme 1.4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konul
9. Hukuk Dairesi 2023/7480 E. , 2023/11884 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/2388 E., 2022/2374 K.
KARAR : İstinaf başvurusunun kabulü ile davanın kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 3. ... Mahkemesi
SAYISI : 2020/24 E., 2022/432 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı tarafa ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında şoför olarak çalıştığını, 2000-2008 yılları arasında sigortasız çalıştırıldığını, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını, davalı tarafından müvekkilinin hak ve alacakları kendisine tam olarak ödenmeksizin araçların satıldığı söylenip işten çıkarıldığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, asgari geçim indirimi, ... bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının, müvekkili nezdinde geçen ve Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) bildirilmeyen herhangi bir çalışmasının olmadığını, davacının işyerinde 28.01.2008-30.10.2018 tarihleri arasında çalıştığını, ... sözleşmesinin tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradesi ile sona erdiğini, müvekkiline ait Tuzla-Pendik hattında çalışan ... plakalı minibüste çift şoför çalıştığını, farklı vardiyalar ile çalışıldığını, taraflar arasında 30.11.2018 tarihli ibraname imzalandığını, bu ibranamede ibra konusu alacağın türü ve miktarının ... ... sayıldığını, davacıya tamamının ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ile aynı hatta çalışan davacı tanıklarının sarih anlatımlarına itibar edilerek davacının, 01.01.2000-30.10.2018 tarihleri arasında ... plakalı araçta çalıştığının anlaşıldığı, davalı tarafça 30.11.2018 tarihli ibraname sunulmuşsa da incelendiğinde davacının imzası dışındaki kısmın farklı bir kişi tarafından yazıldığının açık olduğu, davacının da isticvabında bu hususu doğruladığı, 18 yıllık çalışması olan davacının 50.000,00 TL karşılığında tüm alacaklarından vazgeçmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının yıllık izinlerinin kullandırıldığını davalının ispatlayamadığı, dinlenen tanıkların beyanlarından davacının haftada 42 saat fazla çalışma yaptığının ve karşılığının ödenmediğinin anlaşıldığı, ... bayram ve genel tatillerde çalıştığının da tanık beyanları ile ispatlandığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacının sigortasız dönemde iddia ettiği çalışma için hizmet tespiti davası açılmadıkça SGK kaydındaki çalışma süresinin aşılamayacağını, tespit edilen fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücretinin fahiş olduğunu, ... şoför çalışmadığına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasının celp edilip incelenmediğini, tanıkla ispatlandığı hâlde indirim de uygulanmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alacak davasında çalışmanın her türlü delille ispatlanabileceği, fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tanık beyanlarına göre hesaplandığı, davalının bahsettiği soruşturma dosyasının taraflarca getirilme ilkesi gereği dosyaya sunulması gerekirken davalının bunu ihmal ettiğinin anlaşıldığı, işçinin hastalık, mazeret ve başkaca nedenlerle sürekli aynı şekilde çalışması mümkün olmadığından, tanıkla ispatlanan fazla çalışma ücreti ile ... bayram ve genel tatil ücreti alacaklarında dosyaya uygun bir indirim yapılmamasının hatalı olduğu, hükme esas alınan bilirkişi raporunda Mahkemece değer verilen tutarlar üzerinden %30 indirim yapılarak alacağın miktarının tespit edildiği ve taleple bağlı kalınarak hüküm kurulduğu belirtilerek davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak yazılmasının hatalı olduğunu, ... Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/220025 sayılı soruşturma dosyasının incelenmediğini, incelenmiş olsaydı davacının ... şoför olarak çalışmadığının anlaşılacağını, tanık ifadelerine itibar edilmemesi gerektiğini, eski çalışan O.G'nin açtığı davadan ve eski çalışan B.K'nın imzaladığı ibranameden aynı hatta başka işçilerin de çalıştığının anlaşılacağını, davacının hizmet süresi boyunca 4 saat uykuyla haftalık izin/yıllık izin kullanmadan çalıştığı şeklindeki kabulün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, zamanaşımı def'inin dikkate alınmadığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin ... kanunları kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buna göre uyuşmazlığa ... kanunlarının mı yoksa 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) hükümlerinin mi uygulanması gerektiğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.
2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Aşağıda belirtilen işlerde ve ... ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz;
...
ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde,
..."
3. Mülga 507 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu'nun 2 nci maddesi, 5362 Sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun (5362 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi, 6098 sayılı Kanun hükümleri.
3. Değerlendirme
1.4857 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4 üncü maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanun'un uygulanacağı belirtilmiştir.
2. 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendi uyarınca, mülga 507 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde 4857 sayılı Kanun hükümleri uygulanmaz.
3. 507 sayılı Kanun, 21.....2005 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 sayılı Kanun'un 76 ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin ikinci cümlesi ile diğer kanunların 507 sayılı Kanun'a yaptıkları atıfların 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılacağı açıklanmıştır. Bu durumda 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde 507 sayılı Kanun'a yapılan atıf, 5362 sayılı Kanun'a yapılmış sayılmalıdır. Bahsi geçen yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkâr tanımı değiştirilmiştir. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre esnaf ve sanatkâr; ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimselerdir. 507 sayılı Kanun'da yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine 5362 sayılı Kanun'da yer verilmemiştir. 5362 sayılı Kanun'un düzenlemesi karşısında, 21.....2005 tarihinden sonraki dönem açısından 4857 sayılı Kanun'un kapsamı belirlenirken, “geçimini münhasıran bu işten sağlama” ölçütü dikkate alınmamalıdır.
4. 5362 sayılı Kanun'daki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekecektir. 507 sayılı Kanun döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin de bu yeni ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama ihtimali ortaya çıkmaktadır.
5. 5362 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde üç kişinin çalışması hâlinde, 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri ... Kanunu'nun kapsamının dışında kalmaktadır. Maddede üç işçi yerine “üç kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dâhil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması durumunda işyeri 4857 sayılı Kanun'a tâbi olacaktır.
6. Somut uyuşmazlıkta; davalı işverene ait minibüste çalışan sayısının tespiti için herhangi bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla Mahkemece; uyuşmazlık konusu dönemde davalının ekonomik sermayesi ve kazancının esnaf niteliğini aşıp aşmadığı ve hangi usule göre vergilendirildiği tespit edilmeli, fesih tarihi itibarıyla davalı işveren nezdinde çalışan işçi sayısı SGK kayıtları getirtilerek belirlenmeli, işverenin işyerinde kendi bedeni gücü ile bizzat çalışıp çalışmadığı ve esnaf statüsünde olup olmadığı, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler doğrultusunda araştırılarak davalının esnaf olduğu belirlendiği takdirde uyuşmazlığın ... kanunları kapsamı dışında kaldığı dikkate alınarak uyuşmazlığa 6098 sayılı Kanun'un uygulanmalıdır. Eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
7. Islah tarihi 02.03.2022 olmasına rağmen, hüküm fıkrasında ıslah tarihinin 02.03.2020 olarak belirtilmesi de mahallinde düzeltilebilecek maddi hata olarak kabul edilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Nadir bulunan el yazması eserler üzerine uzmanlaşmış antikacı (A), koleksiyoner (B)’nin uzun süredir aradığı 17. yüzyıla ait bir minyatürlü eseri portföyüne katmıştır. (A), 03.06.2024 tarihinde (B)’ye gönderdiği teyitli elektronik postada, “Söz konusu eseri, 250.000 TL bedelle size satmayı teklif ediyorum. Bu teklifimle 5 iş günü süreyle bağlıyım.” ifadelerine yer vermiştir. (B), bu teklifi 05.06.2024 tarihinde yanıtlamış ve “Teklifinizi ilgiyle karşıladım. Eseri 220.000 TL bedelle almayı ve eserin tüm masrafları size ait olmak üzere özel bir kurye ile tarafıma teslim edilmesini kabul ediyorum.” şeklinde bir cevap vermiştir. (A), (B)’nin bu e-postasını okumuş ancak herhangi bir geri dönüşte bulunmamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmenin kurulmasına ilişkin hükümleri çerçevesinde bu hukuki durumla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi dogmatik olarak doğrudur?
A) (A)’nın, (B)’nin karşı teklifine sükût etmesi, aralarındaki özel ilgi alanı ve konunun niteliği gereği zımni kabul olarak yorumlanmalı ve sözleşme 220.000 TL üzerinden kurulmuş sayılmalıdır.
B) (B)’nin, (A)’nın teklifindeki bedeli ve teslim koşullarını değiştirerek gönderdiği cevabi yazı, (A)’nın önerisinin reddi ve hukuki niteliği itibarıyla yeni bir öneri (icap) mahiyetindedir.
C) (A)'nın süreli teklifi bağlayıcı olduğundan, (B)'nin süre içinde verdiği cevapla sözleşmenin esaslı unsurlarında anlaşma sağlanmış olup, bedel gibi tali bir noktadaki uyuşmazlık sözleşmenin kurulmasına engel teşkil etmez.
D) (B)’nin cevabı, mevcut önerinin değiştirilerek kabulü niteliğinde olduğundan, sözleşme (A)’nın ilk teklifindeki 250.000 TL bedel üzerinden kurulmuş kabul edilir.
E) (A)’nın ilk e-postası, belirli bir kişiye yöneltilmiş olsa da piyasa değeri olan bir eserle ilgili olduğundan hukuken bir öneriye davet (icaba davet) sayılır ve sözleşme henüz kurulma aşamasına gelmemiştir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.