6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 358

Türk Borçlar Kanunu 358. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 358- Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır. C. Tutanak düzenleme

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

13 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2022/8506 E., 2023/591 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
le davanın reddine karar verilmiş ise de, davacının, sözleşmeye aykırılık nedeniyle işletme ruhsatının iadesi ile maden sahasının devrini talep etmesine rağmen, gerekçede bu hususta bir değerlendirme yapılmadığı, bölge adliye mahkemesince; TBK'nın 358 inci maddesi atfıyla aynı Kanun'un 316 ncı maddesi uyarınca, ürün kirasına ilişkin sözleşmede kiraya verenin, davalı kiracıya önceden bir ihtarda bu
3. Hukuk Dairesi         2022/8506 E.  ,  2023/591 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1672 E., 2022/1465 K. KARAR : Davanın kabulü Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen sözleşmenin feshi davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraflarca temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı; uhdesinde bulunan ... İl...İlçesi ... Beldesi sınırlarındaki Ruhsat ER no ... sayılı II-b grubu ruhsatlı maden sahasında bulunan madenin davalı tarafından rödövans karşılığında üretilmesi, pazarlanması ve değerlendirilmesinin 03.09.2012 tarihli sözleşme ile kararlaştırıldığını, maden ruhsat sahasını davalıya teslim ederek sözleşmedeki edimini yerine getirdiğini, davalının ise aradan yaklaşık 3 yıl geçmesine rağmen sahada herhangi bir faaliyette bulunmadığını, her ne kadar sözleşmede maden sahası satış ve devir sözleşmesi olarak başlık konulmuş ise de sözleşmenin sürekli kazançtan ödeme öngörmesi ve devirle ilgili kısıtlama ve kayıtlar içermesi nedeniyle satış sözleşmesi değil rödövans sözleşmesi niteliğinde olduğunu, davalının faaliyete başlamadığı gibi maden sahasını geri teslim etmediğini, sözleşme hükümlerine aykırı davrandığını ileri sürerek; işletme ruhsatının adına tesciline ve maden sahasının teslimine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı; sözleşmenin bir satış sözlemesi olduğunu, davacının maden ruhsatının satışını gerçekleştirdiğini, bedelini nakden aldığını ve ruhsatı devrettiğini, sözleşmede bahsi geçen idari prosedürleri 01.12.2015 tarihinde tamamlayabildiğini, 6 aylık sürede çalışmaya başlamadığı iddiasının gerçekle bağdaşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 10.10.2019 tarihli ve 2017/604 E., 2019/772 K. sayılı kararıyla; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin, davacı adına kayıtlı maden ocağının davalı tarafından işletilmesi için 50.000 ABD Doları peşin ödeme ve net karın da %20'sinin davalı tarafından davacıya ödenmesi şeklindeki hükümlerin, tipik olarak hasılat kirası sözleşmesi şeklinde değerlendirildiğini, sözleşmeye göre 6 aylık süre içerisinde işe başlanmaz ise maden sahasının davacıya devredileceği, işletme izninin 08.06.2015 tarihinde alındığı, idari prosedür tamamlanmış olup bu tarihten sonra üretim yapılabilir hale geldiğini, davalı tarafın en geç 08.06.2015 tarihinden 6 ay sonrası olan 08.12.2015 tarihinde üretime geçmesi gerekirken üretime dair herhangi bir faaliyette bulunmamış olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, ruhsat erişim ... nolu işletme ruhsatının davacı adına tesciline, Elbistan İlçesi Yalıntaş Köyünde bulunan ... erişim nolu maden sahasının davacıya teslimine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 24.02.2021 tarihli ve 2020/255 E., 2021/268 K. sayılı kararıyla; taraflar arasında akdedilen 03.09.2012 tarihli belirsiz süreli sözleşmenin Mahkemenin kabulünde olduğu gibi hasılat kira sözleşmesinin bir çeşidi olan rödovans sözleşmesi niteliğinde olduğu, davacının, dava dilekçesinde sözleşmenin feshi nedeni olarak davalının sözleşmenin 3 üncü maddesinde belirlenen 6 aylık süre içerisinde faaliyete başlamadığı gibi sözleşmedeki 6 aylık kesin süreye rağmen maden sahasını davacıya teslim etmediği, rödovans bedelinin ödenmediğini iddia ederek, davalının kiralananı kullanma ve işletme borcunu, işletme yükümlülüğünü yerine getirmediğinden sözleşmenin feshini talep ettiğini, akde aykırılık nedeniyle sözleşmenin feshi için söz konusu aykırılığın giderilmesi için ihtarname ile süre verilerek, verilen süre içerisinde söz konusu aykırılığın giderilmemiş olması halinde dava açılabilecek olup, Mahkemece bu husus üzerinde durulmadan karar verilmesinin doğru olmadığı, kabule göre de; maden ruhsat sicillerinin MİGEM tarafından tutulduğu ve ruhsatın sicile terkin veya tesciline ilişkin işlemlerin idari nitelikte olduğu ve görevli yargı yolunun idari yargı olduğu gözardı edilerek, yazılı şekilde ruhsatın davacı adına tesciline karar verilmesinin de doğru görülmediği gerekçesiyle davalının başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairece verilen 22.03.2022 tarihli ve 2021/3201 E., 2022/2605 K. sayılı ilamla; davaya konu 03.09.2012 tarihli maden sahası satış ve devir sözleşmesine konu yer, mermer sahası olarak ruhsat ile birlikte 50.000 USD peşin ödeme ve net kârın %20’sinin ödenmesi karşılığında, davalı şirkete işletilmesi için devredilmiş olup, bu haliyle TBK'nın 357 vd. maddelerinde düzenlenen ürün kirasına ilişkin hükümlerine tabi olduğu, sözleşmenin 3 üncü maddesinde; çalışma ruhsatı gibi işe başlayabilmek için gerekli olan tüm idari prosedür tamamlandıktan sonra iklim ve mevsim şartlarının da müsait olması durumunda, devralan şirketin altı ay içinde işletmeyi çalıştırmaya başlayacağı, altı ay içinde işe başlanmaz ise devredilen maden sahasının devredene iade edileceği ancak şirketten kaynaklanmayan nedenlerle üçüncü şahıslardan ya da başka öngörülemeyen nedenlerle işe başlamada geç kalınırsa, geç kalma süresi kadar işe başlama süresinin uzamış kabul edileceğinin kararlaştırıldığı, her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, TBK'nın 368 inci maddesi uyarınca davacı tarafından söz konusu aykırılığın giderilmesi için ihtarname ile süre verilmesi, verilen süre içerisinde söz konusu aykırılığın giderilmemiş olması halinde dava açılması ayrıca ruhsatın davacı adına tesciline karar verilmesinin de doğru olmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davacının, sözleşmeye aykırılık nedeniyle işletme ruhsatının iadesi ile maden sahasının devrini talep etmesine rağmen, gerekçede bu hususta bir değerlendirme yapılmadığı, bölge adliye mahkemesince; TBK'nın 358 inci maddesi atfıyla aynı Kanun'un 316 ncı maddesi uyarınca, ürün kirasına ilişkin sözleşmede kiraya verenin, davalı kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebileceği gözetilerek, uyuşmazlığın TBK’nın 316 ncı maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi suretiyle incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken; yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmiş olmasının doğru görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar Bozmaya uyan Bölge Adliye Mahkemesince ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararla; TBK'nın 358 inci maddesi atfıyla aynı Kanun'un 316 ncı maddesi uyarınca, ürün kirasına ilişkin sözleşmede kiraya verenin, davalı kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebileceği gözetilerek, davacı kiraya verenin davalı kiracıya yazılı bir bildirimde bulunmadığı, ancak dava açmakla yazılı bildirim koşulunun gerçekleşmiş olduğu, taraflar arasındaki rödovans sözleşmesinin feshi, maden sahasının davacıya devri, sözleşmeye aykırılık nedeniyle işletme ruhsatının iadesi taleplerinin kabulüne karar verilmesinin doğru olduğu, ancak maden ruhsat sicillerinin MİGEM tarafından tutulduğu ve ruhsatın sicile terkin veya tesciline ilişkin işlemlerin idari nitelikte olduğu ve görevli yargı yolunun idari yargı olduğu gözardı edilerek, yazılı şekilde ruhsatın davacı adına tesciline karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle; davalı vekilinin istinaf başvuru talebinin esastan reddine, bozma ilamı doğrultusunda İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, düzeltilerek yeniden esas hakkında, davacının taraflar arasındaki 03.09.2012 başlangıç tarihli rödovans sözleşmesinin feshi talebinin kabulüne, sözleşmenin feshine, maden ruhsatının davacıya iadesine, Elbistan İlçesi Yalıntaş Köyünde bulunan ... erişim nolu maden sahasının davacıya devrine, maden sicilinin davacı adına tescili talebinin reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili; Yargıtay bozma kararından sonra, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından zorunlu açılan duruşma nedeniyle yeni bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin yasal olmadığını ileri sürerek, kararın bu yönden bozulmasını istemiştir. 2.Davalı vekili; maden ruhsat sicillerinin MİGEM tarafından tutulduğu ve ruhsatın sicile terkin veya tesciline ilişkin işlemlerin idari nitelikte olduğu ve görevli yargı yolunun idari yargı olduğu göz ardı edilerek yazılı şekilde ruhsatın davacı adına tesciline karar verilmesinin hukuka uygun olmadığını, ilgili sözleşmenin bir satış sözleşmesi olduğunu, sözleşmenin feshi için gereken ihtar şartı yerine getirilmemiş olup bu şartın yokluğunda fesih kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin 01.12.2015 tarihinde teknik nezaretçi görevlendirmesini de yaparak çalışmalarına ancak başlayabildiğini, müvekkilinin sözleşmede bahsi geçen idari prosedürleri 01.12.2015 tarihinde tamamlayabildiğinin resmi belge örneklerinden anlaşıldığını ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, akde aykırılık nedeniyle kira sözleşmesinin feshi istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. Rödövans sözleşmesi; ruhsatı alınan maden sahasının bir kısmı veya tamamı üzerindeki işletme hakkının, hak sahibi tarafından gerçek veya tüzel üçüncü kişilere geçici bir süre için tahsisini konu alan iki taraflı ürün kira sözleşmesi niteliğine sahiptir (Maden Yönetmeliği m.4/1-fff). 3213 sayılı Maden Kanunu'nun Ek madde 7 ve diğer ilgili hükümleri ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 357 ve devamı maddelerinde düzenlenen ürün kirasına ilişkin hükümler, uyuşmazlığın bünyesine uygun düştüğü ölçüde uygulanır. 2. 6098 sayılı Kanun'un 357 nci maddesinin birinci fıkrasında; “Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.“ düzenlemesi yer almaktadır. 3. Aynı Kanun'un 358 inci maddesinde; “Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır.” denilmektedir. 4. Yine 6098 sayılı Kanunun 316 ncı maddesinde ise “Kiracı, kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı davranması durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en az otuz gün süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceği konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.” hükmü bulunmaktadır. 3. Değerlendirme Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, kararın bozmaya uygun olmasına, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmamasına, davalının sözleşmeye aykırı davrandığının belirlendiği ve sözleşmenin ürün kirası niteliğine göre TBK m. 316/II-son cümlesi uyarınca ürün kirasında akde aykırılığın giderilmesi hususunda ihtarda bulunulmasına gerek olmamasına, aynı zamanda Bölge Adliye Mahkemesinde duruşma açılmış olması nedeniyle vekalet ücreti takdirinde bir usulsüzluk bulunmamasına göre tarafların temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.03.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2021/3599 E., 2022/1093 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Yine TBK' nın 358. maddesi yollamasıyla ürün kiralarında da uygulanan aynı kanunun 305.
3. Hukuk Dairesi         2021/3599 E.  ,  2022/1093 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen kira bedelinin uyarlanması davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 27/01/2022 tarihinde davalı vekili Av. ... ile davacı şirket temsilcisi ... ve şirket vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, Yargıtay Kanunu'nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin bırakıldığı 15/02/2022 tarihinde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalının açtığı jeotermal sahasının elektrik enerjisi üretilmek üzere kiralanması konulu ihaleyi kazandığını, 06/04/2016 tarihinde taraflar arasında sözleşme düzenlendiğini, ilk yıl sabit kira bedelinin ödendiğini, bir yıl boyunca elektrik üretim tesisinin kurulması için yatırımlarını yaptığını ve hazırlık çalışmalarına başladığını, bu çalışmalar sırasında mecut kuyuların bir kısmını revize ettiğini, bir kısmını ise tamamen yeniden açtığını, kira sözleşmesi ile teslim edilen kuyuların yapılan tetkikler sonucunda kuyu teslim tutanağında belirtilen özelliklere sahip olmadığını, bu nedenle elektrik üretimlerinin az olacağını, teslim tutanağında belirtilen özelliklere sahip olsalardı kuyulardan elde edilecek toplam elektrik enerjisi miktarının minimum 7,60 MW iken sahanın veriminin nerdeyse yarı yarıya düştüğünü ve elde edilecek enerji miktarının maksimum 3,80 MW olarak belirlendiğini, sözleşmede ve ihale eklerinde bildirilen niteliğe haiz olmayan kuyular nedeniyle belirlenen miktarda kira bedellerinin ödenmesinin beklenilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sözleşmede belirlenen iki tür kira alacağının da kuyulardan elde edilen verimler esas alınarak belirlendiğini, yeni koşullarda ise sıcaklık, derinlik, kuyu sayısı gibi farklılıklar nazara alındığında beklenen verimin alınamayacağının açık olduğunu, önceden tahmini mümkün olmayan ve belirlenemeyen değişken hal ve koşulların edimler arasındaki dengeyi aşırı ve açık biçimde bozduğunu ileri sürerek; kuyuların debi ve sıcaklık ölçümleri yapılarak elde edilecek elektrik enerjisi miktarlarının tespitini, kira sözleşmesinin değişen koşullara uyarlanmasını, elde edilecek elektrik enerjisi miktarının yarı yarıya düşmesi nedeniyle dava tarihinden itibaren yıllık sabit kira bedelinin KDV hariç 250.000 USD, satışı yapılan net elektrik enerjisi üzerinden davalı şirkete ödenecek bedelin KDV hariç 1,45 USD olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; 06/04/2016 tarihli jeotermal ... kiralama sözleşmesinin ürün kirası niteliğinde olduğunu, bütün bilgi ve belgelerinin sözleşmenin 9.1 maddesi kapsamında davalıya sunulduğunu ancak taahhüt altına girmediğini, kuyuların değil kira sözleşmesinde belirtilen sahanın kiraya verildiğini, kira konusu kuyulardan ibaret olmadığından davacının kuyu teslim tutanağına dayanarak hak iddia etmesinin hukuken mümkün olmadığını, verilerde değişkenlik olsa bile uyarlama davasına konu edilemeyeceğini, jeotermal kaynağın kiralanmasına ilişkin sözleşmenin özelliği itibariyle bir takım riskler barındırdığını, ayrıca iddia edilen kuyulardaki değişkenliğin ispata muhtaç olduğunu, davacının sözleşmede belirlenen iki tür kira alacağının da kuyulardan elde edilen veriler ışığında belirlendiği iddiasının dayanaktan yoksun bulunduğunu, üretime geçildiğinde alınacak olan kira bedelinin ihalede yarışma usulüyle belirlenmiş olup sahanın tümü ile ilgili potansiyel ortaya çıktıktan ve üretime başlandıktan sonra üretime endeksli olarak ödenmesinin düzenlendiğini, üretimle orantılı kira bedeline müdahale edilmesinin taraf iradelerine ve bedelin ihale ile belirlenmesi yönündeki usule aykırı olduğunu, henüz üretime geçilmediği için ödemesi başlanmayan bir kira bedelinin indirilemeyeceğini sabit kira bedelinin ise kiracının risk üstlenerek ödemeyi kabul ettiği bir bedel olup veri değişkenliği ispatlansa bile sahanın tamamı için ödenen bir bedel olduğundan indirime konu edilemeyeceğini, uyarlamanın koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince; ihale şartnamesinin devamında yer alan “... ...” başlıklı dökümanda ... sahasında kullanılabilir kuyuların temel özellikleri başlıklı tabloda, sahada bulunan kuyuların derinlik, debi, sıcaklık ve üretim şekline ilişkin bilgilere yer verildiği, taraflar arasındaki kira sözleşmesinin bu bilgiler esas alınarak kurulduğunun açık olduğu, keşif tarihlerinde yapılmış olan ölçümlerde kuyuların debi ve sıcaklıkları ile sahanının elektrik üretim kapasitesinin ihale dökümanlarındaki değerlerin altında kaldığının tespit edildiği, dolayısıyla kiralananın sözleşmenin amacına uygun bir biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim edilmediği, kiraya verenin edimlerini tam ve doğru olarak yerine getirmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu sözleşmede; birinci bedel olan yıllık sabit kira bedelinin 250.000 USD, ikinci bedel olan üretime bağlı kira bedelinin kilovatsaat başına 1,45 Cent olarak uyarlanmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince; ihalenin, davalının hazırladığı bilgi ve dökümanlarla yapıldığı, aksine araştırma için ihale sürecinde yeterli zaman imkan bulunmadığı, TBK'nın 360. maddesi uyarınca kiraya verenin kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kulanmaya ve işletilmeye elverişli durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince de bu şekilde bulundurmak zorunda olduğu, teslim edilen kuyulardaki kapasite ve taahhüdün %50 'nin altında olduğunun tesbit edildiği, bu duruma ilişkin sözleşmede bir kararlaştırma olmadığının anlaşıldığı, işletme ruhsatındaki kuyulara ait verilerin yapılan incelemede mevcut olmadığı, niteliklerinin daha düşük olduğu, bu durumda üretimi esaslı oranda etkileyeceğinin tesbit edildiği, üretimdeki düşüş nedeniyle kiracının gelirinde azalma olacağından sabit ücretinin de uyarlanması gerektiği, zira kuyuların niteliği ve kapasitesi esas alınarak sabit ücretin belirlendiğini, kuyuların tamamen açılması ve ileride debi ve sıcaklılık farklılıklarından dolayı üretimin artmasının mümkün olduğu, böyle bir durumda da kiraya veren tarafından uyarlama davasının her zaman açılabileceği, dava açılış tarihine göre kuyulardaki sözleşmede belirtilen debi ve sıcaklılık durumları ile sözleşme yapıldıktan sonra farklılıklar olup üretimde düşüş olduğundan, kira sözleşmesinin uyarlanmasına ilişkin mahkeme kararının doğru olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) 360. maddesinin ifadesi ile ürün kirasında kiraya veren; birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür . Kiraya veren bu borcu sadece fiili bir teslim ile ifa etmiş olmaz. Kiracı kiralananı hangi maksat için kiralamış ise kiraya veren o maksada elverişli bir tarzda teslim ve kiralama süresince bulundurmakla mükelleftir. Yine TBK' nın 358. maddesi yollamasıyla ürün kiralarında da uygulanan aynı kanunun 305. maddesine göre; kiralananın önemli ayıplarla teslimi halinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı hale gelmesinden doğan sorumluluğuna başvurabilir. Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini isteyebilir. Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır. Ürün kiralarında TBK m. 358 yollamasıyla aynı kanunun 307. maddesine göre; kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların varlığı halinde, bu ayıpların kiraya veren tarafından öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden ayıpla orantılı indirim isteyebilir. Ayrıca aynı Kanun'un 308. maddesine göre de; kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür. Her ne kadar davacı davasında uyarlama talebinde bulunduğunu bildirmiş ise de HMK'nın 33. maddesine göre; vakıaları bildirmek taraflara, hukuki niteleme hakime ait olduğuna göre eldeki dava ürün kirasına konu olan kiralanandaki ayıp nedeniyle kira bedelinin indirilmesi istemine ilişkindir. Taraflar arasında 06/04/2016 başlangıç ve 11/08/2036 sona erme tarihli ürün kira sözleşmesinin konusu, işletme ruhsatına sahip, jeotermal sahada, koordinatları sözleşmede belirtilen alanın, jeotermal kaynağa dayalı elektirk enerjisi üretmek amacıyla kiraya verilmesidir. Sözleşmede yıllık sabit kira bedeli 500.000 USD olarak belirlenmiş, bunun yanında üretime bağlı ikinci bir kira bedeli kararlaştırılmış ve satışı yapılan net elektrik enerjisi için 2,90 USD cent/kWh kira bedeli ödeneceği düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinde kiralananın, davalı adına ruhsatlı sahanın bır kısmı olduğu belirtilmiş, kiralanan kaynak alanı içerisinde yer alan CM-3, CM-4, CM-5, CM-6, G3-A ve G17-A kuyularının mevcut halleri ile kiracının kullanıma verileceği düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinde ve şartnamede kuyuların niteliğine ilişkin bir ayrıntı bulunmamakta ise de işletme ruhsatında ve şartnamenin ekinde yer alan teknik raporda kuyulara ait teknik bilgilere yer verilmiş, 06/04/2016 tarihli yer teslim tutanağında da aynı şekilde derinlik, sıcaklık, debi bilgileri yer almıştır. Jeotermal kaynağa dayalı elektrik enerjisi üretmek amacıyla ürün kira sözleşmesi düzenlenmiş olup teslim tutanağında yer verilen kuyuların teknik özelliklerine göre 8,07 MWe elektrik enerjisi üretilebilecekken keşif tarihinde kuyularda tespit edilen değerlere göre 3,50 MWe elektrik enerjisi üretilebileceği hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenmiştir. Kiralanan sahada yer alan kuyuların teknik değerlerinde bir takım farklılıklar olması kiralananın niteliği gereği göz önünde bulundurulması gereken bir husus ise de, bilirkişi raporunda tespit edilen değerler arasında büyük fark bulunmakta olup bu durumda kiralananın ayıplı olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince kira sözleşmesinde birinci bedel olarak kararlaştırılan sabit kira bedelinin bu ayıp hali devam ettiği sürece ayıpla orantılı olarak indirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Ancak, kira sözleşmesinde ikinci bedel olarak kararlaştırılan üretime bağlı olan kira bedeli, davacının üreteceği enerji miktarına göre sözleşmede kararlaştırılan bedel üzerinden ödenecek olup kiralanandaki enerji üretimini etkileyen ayıp hali bu kira bedelinin indirilmesini gerektirmemektedir. Bu nedenle sözleşmede 2,90 USD cent/kWh olarak belirlenen üretime bağlı kira bedelinin indirilmesi talebinin reddi gerekirken bu bedel yönünden de indirim kararı verilmiş olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre de; davacı, dava tarihinden geçerli olmak üzere kira bedelinde indirim talebinde bulunmuş olduğundan dava tarihinden geçerli olmak üzere ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için kira bedelinin indirimli olarak tespitine karar verilmesi gerekirken, infazda tereddüt yaratacak şekilde, belirlenen kira bedelinin hangi tarihten itibaren ne zamana kadar geçerli olacağının belirtilmemesi doğru olmadığı gibi, kira sözleşmesinin 8. maddesinde sözleşmede belirtilen sabit ve üretime bağlı kira bedelleri net olup KDV, Stopaj ve benzeri tüm vergi yükümlülklerinin kiracıya ait olduğunun düzenlendiği göz önünde bulundurularak tespit edilen kira bedelinin net kira bedeli olduğunun belirtilmemesi de doğru değildir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 3.815 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin yekdiğerinden alınıp yekdiğerine verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 15/02/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/6048 E., 2023/6720 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376 ncı maddelerinde hasılat kirası düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir.
10. Hukuk Dairesi         2023/6048 E.  ,  2023/6720 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2020/266 E., 2023/93 K. HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılardan ... vekili ile davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ...'ın 27.11.2007-25.06.2012 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. Davalı ... ve ... vekili; davacı ile davalılar arasında kira ilişkisi bulunduğunu, davacı ...'ın davalılara ait dolmuşu kiralayarak kendi adına çalıştırdığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacı adına tespite konu sürede başka araçlarda kesilmiş trafik cezaları da bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.04.2014 tarihli ve 2012/1348 Esas 2014/368 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, davacının davalılara ait 1144737,06 ve 121813,06 nolu işyerlerinde kısmi süreli olarak toplam 350 gün süre ile (27.11.2007-30.04.2010 arası 291 gün, 01.07.2010-05.09.2010 arası 21 gün ve 01.03.2012-25.06.2012 arası 38 gün olmak üzere) hizmet akdine dayalı ve asgari ücret üzerinden çalıştığının tespitine fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. İlk Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Daire kararında; hüküm altına alınan dönem yönünden tanıkların anlatımlarının hüküm vermeye elverişsiz olduğu, bu bakımdan; özellikle, farklı kişilerin araçlarında da şoförlük yapıldığı yönündeki anlatımlar ve bu konudaki tutanaklar ile işverenlere ait aracın başkalarınca da kullanıldığını gösteren tutanaklar dikkate alınmak suretiyle, kendisine husumet yöneltilenlerin işverenliği altındaki çalışma olgusunu aydınlatmaya yönelik olarak, hizmetin geçtiği ileri sürülen hatta/bölgedeki araç sahipleri ve şoförler saptanarak dinlenilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdığı kişiler yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 63 üncü maddeleri ile 01.03.2011 gününden itibaren süregelen dönem bakımından da ayrıca 5510 sayılı Kanunun ek 6 ncı maddesi kapsamında çalışma ilişkisi irdelemeye tabi tutulmalı, hizmetin kısmi zamanlı olduğunun kabul edildiği anlaşıldığından nasıl ve ne şekilde gerçekleşip günde kaç saate karşılık geldiği ortaya konularak öngörülen yöntemle saat/gün dönüştürme işlemi yapılmalı ve toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre infaza elverişli şekilde hüküm kurulmalı gerekçesi ile karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 15.01.2019 tarihli 2015/870 Esas 2019/20 Karar sayılı kararı ile, davacının bahsi geçen münibüste kendi nam ve hesabına çalıştığı, davalılar ile arasında hizmet akdinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. C. 2'nci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Daire kararında; aynı işverenler aleyhine açtığı hizmet tespiti davası 10.Hukuk Dairesinin 2019/3397 Esas sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen ...’ı tanık olarak dinlemek,ilgili dava dosyasını mahkemesinden isteyerek incelenmek üzere dosya arasına almak, özellikle, farklı kişilerin araçlarında da şoförlük yapıldığı yönündeki anlatımlar ve bu konudaki tutanaklar ile işverenlere ait aracın başkalarınca da kullanıldığını gösteren tutanaklar dikkate alınmak suretiyle, hizmetin geçtiği ileri sürülen hatta/bölgedeki araç sahipleri ve şoförleri saptayarak dinlemek, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdığı kişiler yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurmak, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini ortaya koymak bakımından tanıkları özellikle bu yönde dinleyerek, hizmet akdi bulunduğu sonucuna varılırsa, davacı tarafça temyiz edilmeyen ilk hükümde hizmetin kısmi zamanlı olduğu kabul edildiğinden nasıl ve ne şekilde gerçekleşip günde kaç saate karşılık geldiği ortaya konularak öngörülen yöntemle saat/gün dönüştürme işlemi yapmak ve toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre infaza elverişli şekilde hüküm kurmak gereklerine işaret edilerek karar bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kamu tanıklarının kiralama yönündeki beyanları, davacı tanığı ... 'nun dolmuşta çalıştığında kazancı davacıya verdiği yönündeki beyanı, davacının başka araçlarda çalışmasının varlığı ve davalı tanıklarının beyanları dikkate alındığında taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası olduğu sonucuna varıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılardan ... vekili, davalı Kurum vekili ve davalılar ... ile ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri ... vekili, dosyaya taraflara arasında yapılmış bir kira sözleşmesi sunulmadığını, hizmet akdi ile çalıştığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. Davalı Kurum vekili, kararı vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir. Davalılar vekili, kararı vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacıların murisi ...'ın 27.11.2007 ile 25.06.2012 tarihleri arasında davalılara ait dolmuşta şoför olarak hizmet akdi ile çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376 ncı maddelerinde hasılat kirası düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hasılat kirasında kiralayan hasılat getiren bir malı ya da hakkı, kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hasılat kirasının konusunu, hasılat getiren bir taşınır veya taşınmaz, yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (Doç. Dr. Hüseyin Altaş, Hasılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hasılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür. Anılan kanunda, hasılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Öte yandan 506 Sayılı Kanun anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır. 506 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bu husus, anılan Kanunun 3-I-B, 6 ve 78/2 nci maddeleri hükmünde açıkça görülmektedir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar (506 SK. m. 6). maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır. Bir diğer düzenleme olan 506 sayılı Kanunun 78/2 nci maddesinde günlük kazanç sınırları düzenlenirken “ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde, maddenin, ücretsiz çalışanların prim kesintilerinin belirlenmesi amacıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir. 506 sayılı Kanunda hizmet akdine dayalı çalışmanın ücretsiz de olabileceğinden söz edilmesinin nedenine gelince, 506 sayılı Kanunun sistematiği dikkate alındığında, yasa koyucunun, Sosyal Sigortalar Kanunu bakımından ücreti hizmet akdinin zorunlu bir unsuru olarak öngörmediği, bu anlamda, 506 sayılı Kanunda anılan hizmet akdinin, Borçlar Kanununda tanımlanan şekliyle hizmet akdine göre özellikler gösteren bir (hizmet) sözleşme biçiminde olduğu söylenebilir. Konu doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmalarında sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. Uygulamada ticari taksi/minübüs sahiplerinin plakalarını altı ay veya bir yıllığına kiraya verdikleri, ticari taksi/minübüsün işletilmesinin tamamen aracı kiralayan kişiye bıraktıkları görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası olduğunda kuşku yoktur. Bir diğer uygulama ise, taksi/minibüs sahibi esas olarak kendisi çalışmakta, günün belli bir diliminde (12 saatliğine veya 24 saatliğine) aracı başka bir şoföre tahsis etmektedir. Bunun karşılığında, elde edilen gelir ne olursa olsun sabit bir miktar taksi/minübüs sahibine ödenmekte veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin niteliğine göre elde edilen gelirin belli bir oranı ticari taksi/minübüs sahibine verilmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası mı, yoksa bağımlılık, zaman ve ücret unsurunu içerecek şekilde hizmet akdi mi olduğu hususu uyuşmazlık konusudur. Dairemizin içtihatlarına göre, ikinci uygulamadaki gibi çalışan şoförlerin çalışmaları, hizmet akdine dayalı çalışma olarak nitelendirilmiştir. Zira, hasılat kirasının unsurlarını taşıyacak nitelikte taksi/minübüsün işletilmesi tamamen şoföre bırakılmamakta, zorunlu nedenlerle taksi sahibinin devamlı olarak çalışmasının fiilen imkansız olması nedeniyle kısa bir süre için tahsis edilmektedir. İşverenin vardiyalı çalışmayı düzenleme yetkisinin bulunması ve yazılı bir kira sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle taraflar arasında bağımlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmekte, aksinin bunu iddia eden tarafından yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. 3. Değerlendirme Somut olayda, Mahkemece taraflar arasındaki ilişki yukarıda yapılan açıklamalar ışığında irdelenmeli, ayrıca önceki bozma ilamında belirtilen şekilde Yargıtay 10 Hukuk Dairesinin 2019/3397 Esas, 2020/ 1694 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen ... 7.İş Mahkemesi 2014/1260 Esas, 2017/131 Karar sayılı dosyası mahkemesinden istenerek bu dosya arasına alınmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,12.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
7. Hukuk Dairesi, 2021/5917 E., 2022/6475 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TBK 358. maddesinde “Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır” hükmü yeni düzenleme olarak getirilmiştir.
7. Hukuk Dairesi         2021/5917 E.  ,  2022/6475 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalılar aleyhine 08/01/2009 gününde verilen dilekçe ile elatmanın önlenmesi ve ecrimisil, birleştirilen davada ise muhdesatın tespiti, tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; asıl davanın kabulüne, birleştirilen davanın reddine dair verilen 30/03/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davalı-birleştirilen dava davacısı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, tüm dosya içeriğine göre, mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02/11/2022 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY Davacı ... vekili dilekçesinde müvekkiline ait taşınmazda fuzuli şagil olan davalının müdahalesinin önlenmesi, taşınmazın tahliyesi ile ecrimisile karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaben görülmekte olan tapu iptal ve tescil davasının bekletici mesele yapılmasını, usulsüz olan ihtar ile temerrüt durumunun oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. Mevcut dosya ile birleştirilen aynı mahkemede derdest 2014/73 E. sayılı dosyada, davacı şirket tarafından, taşınmaz üzerinde ki binalardan dolayı tapu iptal ve tescil talep edildiği açıktır. Orhangazi 1. Asliye hukuk mahkemesinde yapılan yargılama sonucu ana davanın kabulü, birleşen davanın ise reddine karar verildiği, davacının temyiz talebi üzerine dosyanın dairemize geldiği açık olup; sayın çoğunluk tarafından değerlendirme sonucu kararın onanması yönünde görüş oluşturmakla, bozma yönündeki karşı görüşümüz aşağıdaki şekilde açıklanmıştır. 1-Davaya konu halen tarla vasfındaki ... Köyü parsel 15’te kayıtlı taşınmazın, davacı tarafından 20/06/2008 tarihinde satın alındığı, bir ay içerisinde noterden 14/07/2008 tarihli ihtarnamenin çekildiği ve ihtarnamenin 23/07/2008 tarihinde davalı şirkete tebliğ edilmesi sonrası işbu davanın 08/01/2009 tarihinde açıldığı açıktır. 2-İhtarnamede öncelikle davalı şirketin bu yerde fuzuli şagil olduğu belirtilmiş, devamında ise “kira sözleşmesine istinaden işgal var ise, sözleşmenin bir örneğinin gönderilmesinin, sözleşme var ise sözleşmeyi fesh ettiğimizi” bildiririz şeklinde açıklama yapıldığı açıktır. 3-Cevabi ihtarnamede ise, taraflar arasında görülmekte olan bir davaya işaretle, fuzuli şagil durumunun bulunmadığı, taşınmaz üzerindeki binaların şirket tarafından yapıldığı ve taşınmazın halen kullanıldığı açıklanarak itirazda bulunulmuştur. 4-Mahkemece deliller toplanmış ana dava itibariyle neticeten “şirketin, karşı tarafın usulüne uygun olarak önceki malik ile yapılan kira sözleşmesini fesh etmesine rağmen, taşınmazı hukuken geçerli ve korunmaya değer bir hakka dayanmaksızın tahliye etmemesi sebebiyle ... 15 sayılı parselde kayıtlı taşınmaza davalı şirketin yapmış olduğu fuzuli işgale yönelik müdahalesinin men’ine, davalının tahliyesini, kısmi olarak ecrimisile” gerekçesi ile mahkemece dava kabul edilmiştir. 5-Her iki dava yönünden davalı-davacı şirket vekilinin temyizi söz konusu olup, açıklamalarımız öncelikle ana dava için olacaktır. 6-Davalı şirketin gerek ihtarname içeriğinde, gerekse cevap dilekçesinde açıkca belirtmemesine rağmen, şirketin esasen satın alma tarihine kadar uzun yıllar boyunca taşınmaz üzerinde, fabrikalar yapmak ve bunları işletmek üzere kullanımı bulunmaktadır. Davacı vekili “kira” ilişkisinden deliller kısmında bahsetmiş ve mahkeme tarafından da geçmişte kira ilişkilerinin varlığı kabul edilmiş olmakla, “kira” yönünden açıklama yapmak zarureti doğmuştur. 7-Davacı vekili, dava dilekçesinde eski malik ile yapılan kira sözleşmesinin süreli olması, BK. tabii bulunması, tek taraflı ihtarname ile sözleşmenin sona erdiğini açıklayarak, açıkça kira sözleşmesine atıfta bulunmakla, olayımızda kira sözleşmesinin sona erip ermediği önem arz eder hale gelmiştir. 8-Kira sözleşmesinin varlığı sabit olmakla, öncelikle fesih ve benzeri sebeplerin inceleme yerinin, özel yetkili Sulh Hukuk Mahkemesi bulunması karşısında, görev hususunun düşünülmemesi önemli bir eksikliktir. Görev kamu düzenine ilişkin bulunmakla, mahkemenin görevsizlik kararı verip, dosyadan el çekmesi gerekirken davaya devam etmesi, esasen başlı başına bir bozma sebebi bulunmakla, öncelikle bu yönden bozma kararı verilmesi gerekirdi. 9-Davacı gerçek kişinin mülkiyet hakkına dayanarak bu davayı açtığı düşünülerek, davada yerel mahkemede görevli olduğu düşünülüyor ise; o zaman da olayımızda Borçlar Kanununa göre sözleşmenin feshi durumunun olup-olmadığının irdelenmesi gerekirken, sanki fesihle bu iş olup bitmiş gibi gerekçe üretilmesi, başlı başına bir hak ihlali oluşturur. 10-Davalı şirket ile taşınmazın o tarihteki maliki ... arasında 16/06/1997 başlangıç tarihli, 10 yıl süreli kira sözleşmesi imzalandığı, kiralanan yerin tarla olduğu ve tarla vasfı ile kiralandığı; ancak zaman içerisinde taşınmaz içerisine ağaç ürünleri işlenmesi için kalıcı binaların yapıldığı; şirketin zaman içerisinde isim değişikliğine gittiği ve sürenin 16/06/2007 tarihinde bittiği açıktır. 11-İşbu sözleşme eski BK döneminde 270 vd maddelerinde düzenlenen ÜRÜN KİRASI sözleşmesi tanımına ve usulüne uygun olup, yeni TBK 357 vd. maddelerinde özel hükümlerle düzenleme yapıldığı da açıktır. TBK 358. maddesinde “Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır” hükmü yeni düzenleme olarak getirilmiştir. 12-Ürün kirasının sona ermesi ile ilgili olarak TBK 367 (BK 287) maddesi, sözleşmenin eski kanunda olduğu gibi “sürenin bitimi” ile kendiliğinden sona ereceğini bildirmiş ise de, ancak tarafların sözleşme sona ermesine rağmen ÖRTÜLÜ olarak sözleşmeyi sürdürmeleri halinde aksi kararlaştırılmadıkça kira sözleşmesi birer yıl için yenilenmiş sayılacaktır (TBK 367/2) hükmünü getirmiştir. 13-Sözleşmemiz belirli süreli olmakla, ... tarihi olan 16/06/2007 tarihi itibari ile sözleşmenin sona ermesi yolunda tarafların bir iradesi olmadığı için, kira sözleşmesinin bir yıl için yenilendiği ve böylece sözleşmenin 16/06/2008 tarihine kadar uzadığı açıktır. 14-Davacımız taşınmazı, 10 yılın bitiminden 1 yıl 4 gün sonra 20/06/2008 tarihinde satışa almış olup, ihtarnamesini ise 14/07/2008 tarihinde davalı şirkete göndermiştir. Ancak ihtarname şarta bağlı olduğu gibi, tebliğ tarihi ise 23/07/2008 tarihli olup, bu durumda öncelikle İİK 272. maddesi yönünden inceleme yapılması gerekir. İİK 272. maddesinin adi kiralar için uygulanabileceği, ürün kirası için uygulanamayacağı ilkesi bir yana bırakılırsa, süre bitiminden itibaren (İİK. göre 1 yıllık yenilemenin bitiş tarihi olan 16/06/2008 tarihinden) bir aylık süre içinde ihtarname çekilmekle birlikte, ihtarname bir aylık süre geçtikten sonra tebliğ edilmiş; ayrıca bu bir aylık süre içinde tahliye davası da açılmadığı için esasen davacının ihtarnamesinin bir anlamının olmadığı açıktır. Neticeten sözleşmenin 16/06/2008 tarihinden itibaren TBK 367/2 maddesi gereğince 1 yıl için 2. kez yenilenmiş sayılacağı ve böylece ortada geçerli bir kira sözleşmesi bulunmakla, açılan davanın reddinin gerekeceği açıktır. 15-Davamız yönünden TBK 368. (BK 285) maddesi itibariyle değerlendirme yapıldığında ise, belirli süreli (10 yıl) ürün kirası sözleşmesinin örtülü anlaşma için 1 yıl yenilendiği ve bu sürenin 16/06/2008 tarihinde bittiği açık ise de; ikinci uzama süresi (16/06/2008-16/06/2009 tarihleri arası) için davacının en az 6 ay öncesinden ihtarname çekmesi (yani 16/12/2008 tarihinden önce fesih bildiriminin göndermesi gerekeceği açıktır) Olayımızı bu son ihtimal üzerinden değerlendirdiğimizde davacının 14/07/2008 tarihinde noterden çekmiş olduğu ihtarnamesinin uzayan kira sözleşmesinin ilk altı ayı içerisinde olduğu ve böylece buna istinaden fesih ve tahliye davası açması mümkün ise de; davacının süre sonunu yani 16/06/2009 tarihini beklemeden 08/01/2009 tarihinde erken bir zamanda açmış olduğu ve böylece mevcut davanın TBK. 368. maddesindeki şartlara uyulmadan açıldığı belirlenmiştir. 16-Esasen yukarıdaki son iki maddede belirtilen hususların Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından tartışılıp değerlendirilebileceği açık olmakla birlikte, mahkemece yukarıda açıklandığı üzere sözleşmenin halen dava tarihi itibariyle devam ettiği olgusu dikkate alınmak suretiyle, fuzuli şagil durumunun olmadığı, yani davalı şirketin haklı bir sebeple taşınmazı sözleşme ile kullandığını tespit ederek sübut bulmayan tahliye davasının reddine karar vermesi gerekirken, yanlış değerlendirme ile davanın kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir. Neticeten yerel mahkemenin “sözleşmenin fesih ile sona erdiği” gerekçesi yerinde bulunmadığı ve buna bağlı olarak dava sübut bulmadığı için davanın reddine karar verilmesi ve bu açıklama ışığında ana davanın bozulmasına karar verilmesi kanaatindeyim. 17-Birleştirilen dava yönünden ise davacı şirketin, mülkiyet iddiasının toplanan deliller itibariyle dinlenemeyeceği tarafımızca da yerinde görülmekle davanın reddine dair ilk derece mahkemesi kararının onanması görüşüne aynen katıldığımı ifade eder, bu şekilde ana dava yönünden sayın çoğunluğun görüşüne muhalif olduğumu açıklarım.
6. Hukuk Dairesi, 2015/10233 E., 2016/2805 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu durumda kiralananın niteliğine göre hasılat (ürün) kirası söz konusu olup Türk Borçlar Kanunu'nun 358.maddesi göndermesi ile olayımızda kira sözleşmesine ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı açıktır.
6. Hukuk Dairesi         2015/10233 E.  ,  2016/2805 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı Kiralananın tahliyesi davasına dair karar, davalı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Dava iktisap ve işyeri ihtiyacı nedeni ile kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı vekili, dava dilekçesinde; Davalının önceki malikle yapılan kira sözleşmesi gereğince kiracı olduğu taşınmazın müvekkili tarafından seracılık faaliyetinde bulunmak üzere ihtiyaç nedeni ile satın alındığını, ihtarname ile verilen 6 aylık süreye rağmen davalı tarafından taşınmazın tahliye edilmediğini belirterek davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili ise tahliye talebini haklı gösterecek hiçbir sebebin bulunmadığını, dava konusu taşınmaza pek çok masraf yaptığını, kira konusunun tarla niteliğinde olması nedeniyle ürün kiralarına ilişkin hükümler uyarınca davanın açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Konut ya da çatılı işyeri niteliğindeki bir taşınmazı iktisap eden kimse dilerse eski malik ile kiracı arasında yapılmış sözleşmeye dayanarak sözleşmenin sonunda bir ay içinde, dilerse TBK.’nun 351. maddesi uyarınca edinme günü de dahil olmak üzere edinme tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla edinme tarihinden itibaren altı ay sonra ihtiyaç nedeniyle tahliye davası açabilir. Ancak olayımıza gelince; takibe dayanak yapılan ve karara esas alınan 01.12.2006 başlangıç tarihli 15 yıl süreli yazılı kira sözleşmesi ile kiralananın sera olarak sebze yetiştiriciliğinde kullanılmak üzere kiraya verildiği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda kiralananın niteliğine göre hasılat (ürün) kirası söz konusu olup Türk Borçlar Kanunu'nun 358.maddesi göndermesi ile olayımızda kira sözleşmesine ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı açıktır. Davacı dava konusu tarla niteliğindeki taşınmazı 11.03.2013 tarihinde satın alarak kira sözleşmesinin tarafı haline gelmiştir. Davaya dayanak sözleşme 01.12.2006 başlangıç ve 15 yıl süreli olup, sözleşme süresi henüz dolmadığından 11.10.2013 tarihinde açılan dava süresinde değildir. Hüküm bu nedenle bozulmalıdır. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 06.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.