6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 357

Türk Borçlar Kanunu 357. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 357- Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir. B. Genel hükümlerin uygulanması

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

36 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2017/8177 E., 2018/331 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
TBK' nun 357. maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.
3. Hukuk Dairesi         2017/8177 E.  ,  2018/331 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki kiracılık sıfatının tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; davaya konu kaynak suyunu kiraladıklarını, davalının daha sonradan sözleşmenin tarafı haline geldiğini, davalının 26.01.2016 tarihinde faaliyet durdurma kararı aldığı ve 08.02.2016 tarihinde tesisi mühürlediğini, davalının haksız yere sözleşmeyi feshettiğini ileri sürerek, mühürleme işleminin iptali ile tesisin işletmeye devam etmesinin sağlanmasına karar verilmesini istemiştir. Davalı; taşınmazda tespit yaptırdıklarını, davacı kiracının sözleşmeye aykırı olarak kiralananı dava dışı ... firmasına devretmiş olduğunu, ruhsatın da ... firmasına ait olduğunu, aralarında kira sözleşmesi yapılmış olduğunu, bu nedenle sözleşmeyi feshettiklerini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; davacı kiracının sözleşmeye aykırı hareket ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava dışı İl Özel İdaresi ile davacı arasında düzenlenen 21.07.2008 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesinin 2886 Sayılı Yasaya göre kiraya verildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmeye göre doğal kaynak suyu işletmesi davacıya verilmiş, davalı 2560 sayılı yasa uyarınca sözleşmenin tarafı haline gelmiştir. Sözleşmenin genel şartlar 6. maddesinde; "kiracı idarenin bilgisi dışında işletme hakkını devredemez, ortak alamaz, kiraya veremez" düzenlemesi bulunmaktadır. Davalı, 26.01.2016 tarihinde sözleşmeyi feshetme kararı almış, davaya konu taşınmazı da 08.02.2016 tarihinde mühürlemiştir. Türk Borçlar Kanununun 316. maddesi hükmü uyarınca kiracı kiralananı sözleşmeye uygun olarak özenle kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür. Kiracının bu yükümlülüğe aykırı davranması durumunda sözleşmeye aykırılık nedeniyle tahliyesine karar verilebilmesi için kiraya verenin konut ve çatılı işyeri kirasında kiracıya en az otuz gün süre vererek aykırılığın giderilmesini, aksi takdirde sözleşmeyi feshedeceğini yazılı olarak bildirmesi ve tanınan bu süre içerisinde de akde aykırılığın giderilmemiş olması gerekir. Diğer kira ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın, yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 818 Sayılı Borçlar Kanunu ve 6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, bu Kanunlardaki kira ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflara ilişkin düzenlemeler, Kanunun dördüncü bölümünde sıralanmıştır. Kiralanan yerin gayri musakkaf vasıfta olması halinde 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 299. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenen Genel hükümlere tabi yerlere ilişkin kira sözleşmesi hükümleri, kiralanan yerin musakkaf vasıfta olması halinde ise aynı kanunun 339. ve devamı maddelerinde düzenlenen konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine ilişkin kanun maddeleri uygulanacaktır. TBK' nun 357. maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir." düzenlemesi bulunmaktadır. Ürün (Hâsılat) kirasında kiraya konu olan mal, bağ, bahçe, tarla gibi hâsılat veren bir taşınmaz mal yahut kara, deniz avı, su kaynağı işletmesi, kaplıca işletmesi, gibi bir haktır. Yine ürün (hasılat) kirasında ücret, bir miktar para olabileceği gibi devşirilecek hasılatın, semerelerinin bir hissesi de olabilir. Dosyadaki belgelerden taşınmazın ihale ile doğal kaynak suyu işletmesi olarak kiraya verildiği anlaşılmaktadır. Kiralananın TBK' nun 339. ve devamı maddeleri uyarınca çatılı işyeri olarak kabul edilmesi halinde, davalı kiraya verenin tek taraflı olarak akdi feshedemeyeceği, tarafların ortak iradesi veya yargı kararı ile sözleşme sona erdirilmedikçe geçerliliğini koruyacağı kabul edilmektedir. Kiralananın, TBK' nun 357. maddesi uyarınca ürün kirası hükümlerine tabi olduğunun anlaşılması halinde ise akde aykırılık nedeniyle TBK 316/2 son cümle uyarınca kiraya veren derhal sözleşmeyi feshedebilecektir. Mahkemece; davacı kiracının akde aykırı olarak kiralananı 3. kişiye devrettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, davaya konu taşınmazın TBK' nun 357. Maddesinde düzenlenen ürün kirası hükümlerine tabi olup olmadığı üzerinde durularak, taşınmazın niteliği tespit edildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18.01.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

Hukuk Genel Kurulu, 2015/3561 E., 2018/77 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı TBK ise aynı hususta 357'nci maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.
Hukuk Genel Kurulu         2015/3561 E.  ,  2018/77 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Taraflar arasındaki “işçilik alacağı" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bakırköy 13. İş Mahkemesince mahkemenin görevsizliğine dair verilen 25.11.2014 gün ve 2013/92 E.-2014/498 K. sayılı kararın temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 26.02.2015 gün ve 2015/2190 E.- 2015/8456 K. sayılı kararı ile; (...A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili, davacının davalıya ait ticari takside 22.02.2000 tarihinden 22.11.2010 tarihine kadar çalıştığını, iş akdinin davalı tarafından haksız ve ihbarsız olarak feshedildiğini belirterek, kıdem, ihbar ve kötüniyet tazminatı ile yıllık ücretli izin, fazla mesai ve tatil çalışmaları karşılığı ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı görev itirazında bulunarak, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının ikrar ettiği belgede ticari taksiyi kiraladığı, davalının yurtdışında yaşadığı, davacı ile davalı arasında kira ilişkisi bulunduğu, kira ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflara iş mahkemesinde bakılmayıp sulh hukuk mahkemelerinde bakılması gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. D) Temyiz: Karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. E) Gerekçe: Somut uyuşmazlıkta ticari taksi sahibi ile aracı kullanan şoför arasında iş ilişkisi mi yoksa hasılat kirası ilişkisi mi olduğu tartışma konusudur. 4857 sayılı İş Kanunu 8. Maddesinde iş sözleşmesini tanımlarken bu sözleşmenin asli unsurlarını da belirtmiştir: “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir”. İş sözleşmesinin asli unsurları iş görme, ücret, bağımlılıktır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder. Hasılat kirasından söz edilebilmesi için hasılat getiren bir taşınır ya da taşınmaz mal, ticari işletme ya da hakkın kira ilişkisinin konusunu oluşturması ve kiralananın demirbaşları ve işletme ruhsatı ile birlikte kiraya verilmesi gerekir. Taksi şoförü ile taksi sahibi arasındaki ilişki bir iş sözleşmesi olabileceği gibi, somut olayın koşulları dikkate alındığında taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliği pekala hasılat kirası olarak da nitelendirilebilir. Ticari taksi işletilmesinde aracı kullanan şoför üzerinde eğer taksi sahibinin gözetim ve denetimi varsa bu takdirde taraflar arasındaki ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi gerekir. Ancak, araç sahibi aracı taksi şoförüne günlük belirli bir bedel karşılığında kullandırmakta, hasılat ne olursa olsun kendisi sabit bir ücret talep etmekte ve araç sahibi günlük bu bedel dışında taksinin işletimiyle ilgili herhangi bir şeye karışmıyorsa bu takdirde de araç sahibi ile taksi şoförü arasındaki ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi güçtür. Taksi sahibi taksi şoförüne günün belirli bir saat diliminde tahsis ediyor ve bu tahsis dönemi içinde işçinin işgörme edimini ne şekilde ifa ettiğine, hatta taksiyi kullanıp kullanmadığına dahi karışmıyorsa, taksi şoförü taksi sahibinden işin yürütümüne ilişkin hiçbir emir ve talimat almıyorsa, çalışma zamanını serbestçe organize edebiliyorsa kişisel bağımlılığın bulunmadığı kabul edilmelidir. Ayrıca, iş sözleşmesinin çok önemli özelliklerinden biri ekonomik riskin, bir başka deyişle kâr ve zararın işverene ait olmasıdır. İş sözleşmesini bağımsız çalışanlardan ayıran en önemli farklılıklardan birisi de budur (A. Güzel, “Ekonomik ve Teknolojik Değişim Sürecinde İşçi Kavramı ve Yeni Bir Ölçüt Arayışı…” İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda İşçi ve İşveren Kavramları ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, İstanbul 1997, s. 21-22). İşçi, işyeri veya işletmede ekonomik riski taşımaz. Bir hukuki ilişkide hukuki ve kişisel bağımlılık yoksa işçinin kar veya zarar riskini taşıması, bu hukuki ilişkinin iş sözleşmesi olmadığı yolunda tek başına yeterli bir kriter olmasa da çok önemli bir kriterdir. Genel olarak taksi şoförünün araç sahibine her gün düzenli olarak yaptığı ödemeden geride kalanın kazanç olduğu bir ilişkide ekonomik riski taşıyanın şoför olacağı açıktır. İş sözleşmesi kazanç-ekonomik bağımlılık temeline değil, otorite-bağımlılık ilişkisine dayanır. İş sözleşmesinde işverenin yönetim hakkı, emir ve talimat verme yetkisi, işçinin de bu emir ve talimatlar doğrultusunda iş görme borcunu ifa yükümlülüğü vardır. Dosya içeriğine göre yurtdışında ve yabancı ülke vatandaş olarak yaşayan davalının ticari taksi sahibi olduğu, davacının bu ticari taksiyi günlük belirli bir hasılatı davalının vekili olarak hareket eden ve tanık olarak dinlenen amcasının oğluna aylık olarak ödediği, davacının tarihsiz olarak düzenlenen ve büyük harflerle yazılan beyandır başlıklı belgede davalıya ait aracı 2000-2010 yılları arasında kiraladığını, her türlü cezayı ödediğini belirttiği anlaşılmaktadır. Ancak dosyaya tanık beyanlarında belirtilen her yıl kiralama yönünde kira sözleşmelerinin sunulmadığı, aksine davalı tarafından noter kanalı ile düzenlenen vekaletname ile aracın hasara uğraması nedeni ile davalı adına tahakkuk edecek sigorta bedellerini, mali mesuliyet ve kasko sigorta sözleşmelerini imzalamaya, nakit veya çek tahsil etmeye, hasar tespit yaptırmaya, motorlu aracı ilgili kurumlarda tescil, yol belgelerini çıkartmaya, plaka almaya, nakletmeye, adına alınacak çalışma ruhsatını almaya, araç bağlandığı takdirde çözmeye davacıyı yetkili kılmıştır. Bu vekaletnameye göre davacı ticari taksi işlemleri işçin vekil kılınmıştır. Vekaletname içeriğine göre ekonomik risk davalı üzerinde olup, davacının davalının talimatı ile hareket ettiği, hukuki ve kişisel bağımlılık bulunduğu sabittir. Onun adına hareket etmesi, işveren vekili olması iş sözleşmesi ile çalışmasına engel değildir. Davacının tarihsiz belgede beyanımdır başlığı ile imzaladığı belge arada hasılat kirası ilişkisi olduğunu göstermez. Açıklanan bu maddi olgulara göre taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisidir. Davalı kendisi bedeni çalışmasını ticari takside koymadığından esnaf olarak da nitelendirilemeyeceğinden, İş Kanunu kapsamında kalan davacının istemleri hakkında esas girilerek karar verilmesi gerekir. Yazılı şekilde ve HMK.’un 114 ve 115. Maddeleri aykırı olarak karar verilmesi hatalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDENLER: Davacı işçi vekili HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait ticari takside şoför olarak 22.02.2000-22.11.2010 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, yıllık izin kullanmadığını, dini ve milli bayramlar ile hafta tatili günlerinde çalıştığını, fazla çalışma yaptığını, çalışmalarının kuruma bildirilmediğini, sadece 07.05.2009-22.11.2010 tarihleri arasında davalının babası tarafından sigortalı gösterildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, yapılan işin esnaflık faaliyeti kapsamında kalması nedeni ile iş mahkemesinin görevli olmadığını, sunulu vekaletnamelerden anlaşılacağı üzere davacının ticari taksiyi kiralayarak kendi nam ve hesabına işlettiğini, aracın zorunlu trafik ve kasko sigortalarının davacı tarafından yapıldığını, davacının başka araçları da çalıştırdığını, birçok ticari plakanın işletmeciliğini yaptığını, hiçbir zaman işçi pozisyonunda çalışmamış olan davacının imzalayıp verdiği belgede aracı kiraladığını kabul ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Mahkemece, "Beyandır" başlıklı, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra hazırlandığı anlaşılan ve imzası inkâr edilmeyen belge içeriğinde taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişki olduğunun davacı yanca ikrar edildiği, davacının bu belgenin irade fesadı altında imzalatıldığını iddia ve ispat etmediği, davacı isticvabında "kiraladım" beyanının neden yazıldığını bilmediğini beyan etmiş ise de, altını imzaladığı belgedeki beyan ile bağlı olduğu, davacı tanıklarının davacının aracı kiralayıp kiralamadığını bilmediklerini beyan ettikleri, davalı tanıklarının ise aracı kiraladığını söyledikleri, esasen araç sahibinin Almanya'da oturuyor olmasının kiralamaya daha uygun olduğu gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine, görevli mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğuna karar verilmiştir. Davacı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde açıklanan nedenlerle bozulmuştur. Mahkemece, önceki gerekçe genişletilmek sureti ile direnme kararı verilmiştir. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyize getirilmiştir. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önün gelen uyuşmazlık, somut olay bakımından yurt dışında yaşayan davalı adına kayıtlı ticari takside şoförlük yapan davacının çalışmasının iş sözleşmesine mi yoksa kira sözleşmesine mi dayandığı, burada varılacak sonuca göre iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle iş sözleşmesi, iş sözleşmesinin unsurları ve kira sözleşmesi ve ürün (hasılat) kirası konuları üzerinde kısaca durmakta fayda vardır. I. İş sözleşmesi ve iş sözleşmesinin unsurları: İş sözleşmesinin 1475 sayılı İş Kanunu'nda tanımı yapılmamış iken, 10.06.2003 tarihli Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve 1475 sayılı İş Kanununu, 14'üncü maddesi hariç yürürlükten kaldıran, hâlen uygulanmakta olan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8'inci maddesinin birinci fıkrasında iş sözleşmesinin tanımını yapmıştır. Buna göre, " İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir." Ayrıca aynı Kanunun 2'nci maddesinin birinci fıkrasında da " Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir." hükmüne yer verilmiştir. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 393'üncü maddesinde ise " Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde hizmet (iş) sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Bu tanımlardan yola çıkıldığında iş sözleşmesinin, "iş görme", "ücret" ve "bağımlılık" unsurlarından oluştuğu açıktır. İş sözleşmesinden bahsedilebilmesi için, gerekli unsurlardan olan "iş görme", bir gerçek kişinin ekonomik bakımdan iş olarak değerlendirilebilen her türlü çalışmasıdır. İş görme borcunun konusunu oluşturan iş, bedensel, düşünsel, teknik, sanatsal ve bilimsel vb. olabilir (Süzek, S: İş Hukuku, Yenilenmiş 11. Baskı, İstanbul 2015, s. 244). İş sözleşmesinin varlığı için gerekli ikinci unsur "ücret" olup, bu unsur iş sözleşmesinin esaslı öğelerindendir. Bir işin görülmesi, karşı tarafın ücret ödemeyi vaat etmesi karşılığında olur. Bu nedenledir ki, ücret karşılığı olmadan yapılan çalışmalar iş sözleşmesi sayılmaz. Burada hemen belirtelim ki, ücret miktarının açıkça kararlaştırılması gerekli olmayıp, işin bir ücret karşılığı yapılacağının gerekli ve olağan görüldüğü hâllerde ücret kararlaştırılmış sayılır. Ücret, işçinin üstlendiği iş görme ediminin karşılığıdır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8'inci maddesi ile 6098 sayılı TBK'nın 393'üncü maddesindeki iş sözleşmesi tanımından açıkça anlaşılacağı üzere ücret, hem iş sözleşmesinin temel unsuru, hem de işverenin işçiye karşı yükümlülük altında girdiği en önemli borcudur. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 32'nci maddesinin birinci fıkrasında genel anlamda ücret bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Nihayet iş sözleşmesinin varlığı için gerekli olan üçüncü unsur, "bağımlılık" unsuru olup bu unsur, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8'inci maddesinin birinci fıkrasında "bağımlı olarak" şeklinde ifade edilmiştir. İş sözleşmesinde işçi, üstlendiği iş görme edimini az veya çok olmakla birlikte işverenine bağlı olarak yani onun gözetim ve denetimi altında yapmalıdır. İş akdinin belirlenmesinde bağımlılık unsurunun varlığı zorunlu bulunmakla birlikte bunun ne tür bir bağımlılık olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekir. İş akdinde bağımlılık ilişkisini bir ekonomik veya teknik bağımlılık olarak değil, kişisel/hukuki bağımlılık olarak anlamak uygun olur. Çünkü, işverenin otoritesi altında çalışan, onun vereceği emir ve talimatlara göre iş görmek zorunda olan işçinin iş akdinde bağımlılığı daha ziyade kişiliği ile ilgilidir. Başka bir deyişle, iş akdinin özünde diğer iş görme sözleşmelerinden farklı olarak bir otorite/bağımlılık ilişkisi vardır ve işveren işçinin kişiliği üzerinde başka sözleşmelerde bulunmayan bazı yetkilere sahiptir. İşçi işgücünü işverenin yararlanmasına sunar. İşçinin işgücü ise onun kişiliğinin bir unsuru ve ayrılmaz parçasıdır. (Süzek, a.g.e. s. 246). İşçi işgörme edimini işverenin gözetim ve denetimi altında, onun vereceği talimatlar doğrultusunda yerine getirir. Başka bir deyişle, işçi işverenin yönetim, denetim ve gözetimi altındadır. İşçinin iş görme edimini yerine getirirken işverenin çalışma yeri, saatleri ve çalışma biçimi konularında vereceği talimatlara uyma yükümlülüğü mevcut olup bu, işçinin işverene kişişel bağımlılığını ortaya koymaktadır. Bugün bağımlılık, iş sözleşmesinin karakteristik bir unsuru olarak değerlendirilmekle ve hatta bu sözleşmenin sina gua non unsuru kabul edilmekle birlikte işletme içinde işgal edilen mevki, taahhüt edilen işin niteliği gibi faktörlere göre, her iş ilişkisinde farklı yoğunluğa sahip; bu nedenle de kapsamı ve derecesi bakımından göreceli bir kavramdır ( Mollamahmutoğlu, H./ Astarlı, M./ Baysal, U., İş Hukuku, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 6. Baskı, Ankara 2014. s.353). Ne var ki, iş ilişkisinde bulunması gereken bağımlılık unsurunun günümüzde ulaşılan ekonomik ve teknolojik gelişmeler karşısında zayıfladığı açıktır. Ekonomik ve teknolojik gelişmeler işçinin bulunduğu yerden işyerine gitmeden çalışmasına imkân sağlayan istihdam şekilleri ortaya çıkması sonucunu doğurmuştur. Ayrıca bazı işler (örneğin pazarlama elemanlarının ifa ettiği işler gibi) işverenin sıkı gözetim ve denetimine imkan vermeyecek şekilde dışarıda çalışmayı gerekli ve zorunlu kılmaktadır. Bütün bunlar taraflar arasındaki ilişkinin niteliğini belirlerken "bağımlılık" unsurunun tespitinde daha esnek davranılmasını ve değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Bağımlılık ilişkisinin zayıfladığı durumlarda taraflar arasında iş akdinin var olduğunu belirlemek üzere batı ülkeleri hukukunda " işçinin işverene ait iş organizasyonu içinde onun yararına iş yapması" bağımlılık unsurunun yardımcı ölçütü olarak önce yargı kararlarında daha sonra öğretide kabul görmüştür (Süzek, a.g.e., s. 248). Bununla birlikte işverenin iş organizasyonuna dahil olan herkesin "işçi" olduğunun kabul edilmesi de mümkün değildir. Zira, işverenin iş organizasyonu içinde olmakla birlikte çalışma gün ve saatlerini belirleme noktasında değil, iş görüp görmeme, çalışıp çalışmamaya karar verme yetkisi bulunan, kendi müşteri çevresi bulunan, bu nedenle birden fazla işverene aynı hizmeti verebilme imkânı bulunan ve bunun iş sahiplerince kısıtlanmasının mümkün olmadığı bir ilişkide bağımlı çalışmadan ve dolayısıyla işçi-işveren ilişkisinden söz etmek olanaklı olmayacaktır. Bir işverenin iş organizasyonuna ortaklık, vekalet, eser sözleşmesi ile de dâhil olunabilmektedir. Çalışan kimse ile çalıştıran arasında tâbiiyet (bağımlılık) bulunup bulunmadığı her olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir husustur. Genellikle tarafların karşılıklı durumları, işin ifa tarzı ve ücretin ödenme biçimi taraflar arasında böyle bir bağlılığın-bağımlılığın bulunup bulunmadığını ortaya koyabilecek karinelerdir ( Narmanlıoğlu, Ü.: İş Hukuku, Ferdi İş İlişkileri, Genişletilmiş ve Gözden Geçirilmiş 5. Baskı, İstanbul 2014, s. 172). Öte yandan işçinin iş sözleşmesi ile üstlendiği edimin "iş görme edimi" olması, bu edimini işverenin gözetim ve denetimi altında, onun verdiği emir ve talimatlar doğrultusunda yerine getirmesi, kural olarak çalışılan yerin, çalışma saatlerinin işveren tarafından belirlenmesi, üretim araç ve gereçlerinin, mamul ve yarı mamul maddelerin işveren tarafından temin edilmesi karşısında iş sözleşmesinde ekonomik riskin işveren üzerinde olduğu açıktır. Başka bir deyişle, işverenin iş sözleşmesinde egemen olması, işçinin iş görme edimi nedeni ile ekonomik risk altına girmemesini gerektirir. Ekonomik riskin işverende olması, yapılan işin sonucunun işçiyi etkilememesi, işveren zarar etmiş olsa bile işçinin çalışmasının, yerine getirdiği iş görme ediminin karşılığı olan ücreti isteyebilmesi, işin kâr ve zararının işveren üzerinde olması, işveren zarar etmiş olsa bile işçiye ücretini ödemesi anlamına gelmektedir. II. Kira sözleşmesi ve ürün (hasılat) kirası: Kira sözleşmesi bir malın kullanımının devredildiği sözleşme türü olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 229'uncu maddesinde " Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır. 6098 sayılı TBK'nın yürürlükten kaldırdığı 818 sayılı Borçlar Kanunu (BK) ise, kira sözleşmesini, "âdi kira bir akittirki, kiralayan onunla, kiracıya ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeği iltizam eder." hükmü ile tanımlamıştır. İki tanım arasındaki fark, yeni Kanunun bir şeyin kullanılması yanında kullanımı ile birlikte yararlanılmasını da kapsama almasından kaynaklanmakta olup, bu durum eskisinin aksine yeni Kanunun adî kira ve ürün kirasını içeren genel bir tanım yapmak istemesinden kaynaklanmıştır. Ürün kirasına ilişkin olarak 818 sayılı Kanunun 270'inci maddesinde, "Hasılat icarı, bir akittirki onunla mucir, müstecire ücret mukabilinde hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etmeği iltizam eder. Kira, ya nakit yahut devşirilecek semere veya hasılatın bir hissesi olabilir; ikinci surete, iştirakli icar denir. İştirakli icarda, mucirin semereler üzerindeki hakkı noktasından, mahalli adete riayet olunur." hükmüne yer verilmiştir. 6098 sayılı TBK ise aynı hususta 357'nci maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir."; 358'inci maddesinde ise "Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır. " düzenlemelerini içermektedir. Görüldüğü üzere adi kira sözleşmesinin konusunu taşınır ve taşınmaz mallar oluşturur. Ancak adi kira sözleşmesinin aksine ürün kirası bakımından kanun ürün getirebilen hakkı da kapsama almıştır. Bu durumda ürün (hasılat kirası), kiraya verenin kiracıya ürün (hasılat) veren bir mal, işletme ya da hakkın kullanılmasını, semerelerinden yararlanılmasını veya işletilmesini belli bir bedel karşılığında terk ettiği kira türüdür. Hemen belirtmek gerekir ki, hem doğal hem de hukuki ürün getiren eşya ürün kirasına konu olabilir. Bu kapsamda işletmenin işletilmesi sonucu elde edilen kâr hukuki ürün olarak nitelendirilebilir. Bir kira sözleşmesinin adi kira mı yoksa ürün kirası mı olduğunun belirlenmesinde kiracının, kiralanan şeyin ürünlerinden yararlanma yetkisi olup olmadığı başlıca ve en önemli kriterdir. Lokanta, otel, kantin, hastane, okul, dükkan, fabrika gibi iş yerlerinin işletilmek maksadıyla kiraya verilmesinde, reklam panolarının kiralanmasında, taksi kiralarında söz konusu olan hasılat kirasıdır (Serim, Arkan Azra; Hasılat Kirasında Tarafların Hak ve Borçları, İstanbul 2010, s. 3). Öte yandan ürün kirasında kira bedelinin üründen bağımsız bir bedel olarak kararlaştırılması hâlinde genel ürün (hasılat) kirasından; buna karşılık kira bedeli, ürünün belli bir hissesi ya da bölümü olarak belirlenmiş ise, katılmalı (iştirakli) ürün kirasından söz edilir (6098 sayılı TBK m. 357; 818 sayılı BK m. 270). Bununla birlikte kira bedelinin karma olarak yani bir kısmı sabit bir miktar, bir kısmının da üründen bir bölüm olarak belirlenmesi de sözleşme özgürlüğü çerçevesinde mümkündür. Yine ürün kirası belirli ve belirsiz süreli yapılabilir. Kira sözleşmesinin bir türü olan ürün kirası da adi kira sözleşmesi gibi her iki tarafa borç yükleyen, sürekli bir borç ilişkisi doğuran sözleşme türü olarak kural olarak geçerlilik şekil şartına tabi değildir. Sözlü veya zımni olarak kurulması dahi olanaklıdır. Ancak bu kuralın özel kanunlardan kaynaklanan istisnaları bulunmakta olup, örneğin 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu'na tabi kira sözleşmeleri bakımından Kanunun 119'uncu maddesinde göre "Kira ve carter sözleşmeleri yazılı şekilde yapılmadıkça muteber değildir." hükmü ile yazılı şekli geçerlilik şartı olarak düzenlemiştir. Ürün kirasında kiraya verenin en önemli borcu, kiralananı sözleşmeye uygun şekilde teslim ederek kiracının sözleşmeye uygun şekilde kullanmasını, semerelerinden yararlanmasını temin etmesi veya işletilmeye müsait biçimde bulundurmasıdır. Bu yükümlülük 818 sayılı Kanun'un 272'inci maddesinde, " Kiralayan, birlikte kiralanmış menkul şeyler varsa bunlar dahi dahil olduğu halde kiralananı akitten maksut kullanmağa ve işlemeğe salih bir halde kiracıya teslim etmekle mükelleftir." şeklinde hükme bağlanmış olup, 6098 sayılı TBK ise aynı hususu 360'ncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlü olduğu belirtilerek düzenlemiştir. O hâlde kiraya veren, kiralanan şeyi, kiracının kiralanandan yararlanmasını ve semerelerini toplamasını sağlayacak ya da işletilmesini mümkün kılacak şekilde teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca da bu durumda bulunmakla yükümlüdür. Bu kapsamda kiralananın işletilmesi için gerekli tüm malzemeleri, imtiyazları, ruhsatları teslim etmesi şarttır. Hemen belirtmek gerekir ki, ticari bir aracın kullanımının plâkası ile birlikte başkasına devredildiği ve aracın bu kişi tarafından kullanıldığı uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu tür bir ilişkide ruhsat sahibi ile aracı kullanan arasındaki ilişkinin bir ürün (hasılat) kirası mı yoksa, iş ilişkisi mi olduğunun tespiti, hangi hükümlerin uygulanacağının belirlenmesi noktasında önem arz etmektedir. Zira taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisi ise İş Kanunu veya bazı hâllerde Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin; kira ilişkisi ile Borçlar Kanunu'nun kira sözleşmesine ilişkin düzenlemelerinin uygulanması gerekecektir. Taraflar arasında iş sözleşmesi bulunup bulunmadığının tespitinde görünürdeki işlemler değil, fiili durum önemli olup fiili (gerçek) durum tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekir. Taraflar arasında ürün (hasılat) kirasının varlığı bakımından, kira sözleşmesinin sözlü hatta zımni olarak yapılmasının dahi mümkün olması karşısında mutlaka yazılı kira sözleşmesi yapılması şart değildir. Aksine yazılı bir kira sözleşmesi sunulmuş olsa bile, taraflar arasında iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarını içeren bir iş sözleşmesinin varlığının tespiti hâlinde gerçek fiili durumun iş sözleşmesi olduğunun kabul gerekecektir. Kira sözleşmesi yapılmış olsa da, işletme ruhsatı devredilmediği sürece, trafik cezalarının ve hasarın davalı adına işlenmesi doğaldır. Taraflar arasında hasılat kirasına yönelik bir anlaşma olsa dahi, gerçek fiili durum hasılat kirasıyken, araç sahibinin işletme ruhsatını devretmemesi uygulamada mümkündür. Sırf işletme ruhsatının devredilmemiş olması, o ilişkiyi hasılat kirası olmaktan çıkarmayacağı gibi, bu ve benzeri durumlarda trafik cezalarının kimin adına kesildiği de kanımızca taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini etkileyebilecek esaslı unsurlardan değildir. Bu tür özellikler, ancak yardımcı ve destekleyici ölçüt olarak kullanılabilir ( Baycık, G.: İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve İşin Düzenlenmesi Açısından Yargıtay'ın 2016 Yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Tebliğ, s.7). Aynı şekilde kişinin Sosyal Güvenlik Kurumuna 4/1-a'lı olarak bildiriminin yapılmış olması, aradaki ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Aradaki ilişkinin iş sözleşmesine dayanmamasına rağmen yapılan SGK bildiriminin gerçeğe aykırı olduğunun tespiti hâlinde SGK tarafından iptal edilmesi mümkündür. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33'üncü maddesi uyarınca Türk Hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkimin, 6098 sayılı TBK'nın 19'uncu maddesindeki "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmünü de göz önünde tutarak, tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmaksızın fiili durumun gerçek hukuki nitelendirmesini yaparak uygulanacak hükümleri belirlemesi gerektiği açıktır. III Somut olayın değerlendirilmesi: Davacı vekili, müvekkilinin davalıya ait ticari takside iş sözleşmesine tabi olarak 2000-2010 yılları arasında çalıştığını, çalışmalarının kuruma bildirilmediği gibi, işine haksız olarak son verildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı yanında diğer işçilik alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Ancak dosya içeriğinden davalının aynı zamanda yabancı ülke vatandaşı olduğu ve yurt dışında yaşadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan davacı tanıkları davacının taksiyi kiralayıp kiralamadığını bilmediklerini, davacının bu takside başka bir şoförle birlikte iki kişi çalıştıklarını beyan etmişlerdir. Davalı tanıkları ise davacının davalıya ait ticari taksi plakasını kiraladığını, kira sözleşmesinin her yıl yenilendiğini, kira bedelinin yıllık olarak belirlendiğini, kira bedelinin her ay davalının amcasının oğlu olan davalı tanığı ...'ye verildiğini belirtmişler, takside davacı ile birlikte başka bir şoförün daha çalıştığını teyit etmişlerdir. Bu durumda taraf tanık beyanları yanında davalının yurt dışında yaşıyor olması dikkate alındığında, davacının davalının gözetim ve denetimi altında olduğu, onun emir ve talimatları doğrultusunda ticari taksiyi işlettiği, çalışma saatleri ve çalışma düzeninin davalı tarafından belirlendiği, başka bir anlatımla taraflar arasında iş ilişkisi kurulduğunu gösterir şekilde bir bağımlılık ilişkisi bulunduğunu kabul etmek mümkün değildir. Her ne kadar Bakırköy 5. Noterliğinin 01.10.2009 tarih ve 23571 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile davalı tarafından davacı ticari taksi ile ilgili olarak aracın hasara uğraması nedeni ile adına tahakkuk edecek her ne ad altında olursa olsun tüm sigorta bedellerini, mali mesuliyet ve kasko sigortasından havale edilecek paraları nakit ya da çek olarak talep, tahsil, ahzu kabza, ibraya, uzlaşmaya, hasar tespiti yaptırmaya, tutanakları imzalamaya, itirazlarda bulunmaya, hakem, bilirkişi seçmeye, bu konularla ilgili sigorta şirketleri, trafik idareleri, sair yetkili makamlar nezdinde tüm işlemleri yapmaya, yürütmeye, imzalamaya, evrak ve belgeleri tanzim ve imzalamaya; araçla ilgili kayıt ve tescil işlemlerini, tescil ve geçici yol belgelerini çıkarmaya, teslim almaya, fenni muayenelerini, tespitlerini yaptırmaya, plâka almaya, dilediği yere nakletmeye, dilediği şartlarda dilediği sigorta şirketine sigorta ettirmeye, poliçeleri imzalamaya, vergi, harç, masraf ve primlerini ödemeye fazla yatırılanları geri almaya, bu konuda gerekli tüm işlemleri yapmaya, belediye tarafından adına kesilecek çalışma ruhsatını almaya, araba bağlandığı takdirde çözdürmeye, ilgili trafik şubesi veya oto parktan teslim almaya her türlü beyan ve taahhütlerde bulunmaya münferiden mezun ve ilzama 26.02.2010 tarihine kadar geçerli süreli vekâletname ile yetkili kılınmış ise de, bu vekâletname davacının davalıya bağımlı olarak çalıştığı ve ekonomik riskin davalı üzerinde olduğu anlamına gelmeyip, ruhsat sahibi olan ve yurt dışında yaşayan davalı adına resmî makamlar nezdinde araçla ilgili işlemlerin yapılması için verilmiştir. Bu vekâletname aynı zamanda ticari taksiyi kullanması, işletmesi için davacının kullanımına uygun biçimde bulundurmakla yükümlü olan davalının bu yükümlülüğünü yerine getirdiği anlamına gelmektedir. Bu kapsamda aracın ruhsatının devredilmemiş olması ve aracın trafikte davalı adına kayıtlı olması aradaki ilişkinin niteliğinin tespitinde belirleyici bir kriter değildir. Öte yandan 20.03.2000 tarihli yoklama memuru ile "çalışan-vekil" olarak davacının ad ve soyadı ile imzasının bulunduğu yoklama fişinde, davalının 22.02.2000 tarihinde satın aldığı ticari taksi ile ticari taksi faaliyetine başladığı, yanında bir kişinin (davacının) asgari ücretle çalıştığı yazılı ise de, bu belgeyi davacı kendisi imzaladığından tek başına iş sözleşmesinin varlığı için yeterli değildir. Bunun gibi davacının 07.05.2009-22.11.2010 tarihleri arasında davalının babası üzerinden sigortalı gösterildiği hizmet cetvelinden anlaşılmakta ise de, davalı tanıklarından ... kamyonette çalışırken kaza yapan davacının sağlık hizmetlerinden yararlanmak için kendisinin sigortalı gösterilmesini talep etmesi nedeni ile sigortalı gösterildiğini ancak SGK primlerini davacının yatırdığını belirtmiştir. Bundan başka, davalı tanıkları her ay kararlaştırılan kira bedelinin davacı tarafından davalı tanığı olarak beyanı alınan ve davalının amcasının oğlu olan ...'ye verildiğini beyan etmişlerdir. Şu hâlde davalıya her ay sabit bir miktarın ödendiği, geri kalan hasılatın davacıya ait olduğu böylesi bir ilişkide kâr ve zararın başka bir anlatımla ekonomik riskin davacı üzerinde olduğu açıktır. Kaldı ki, davacı, taraflar arasındaki ilişkinin sona ermesinden sonra düzenlendiği anlaşılan "Beyandır" başlıklı belgede aracı kiraladığını belirtmiş ve altını imzalamıştır. İmzasını inkâr etmediği gibi bu belgenin irade fesadı altında alındığını da iddia etmemiş ve bu yönde ispat faaliyetine girişmemiştir.. O hâlde taraflar arasında iş sözleşmesinden kaynaklanan bir ilişki bulunmadığından mahkemenin direnme kararı yerindedir. Her ne kadar Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında davacının bir dönem davalının babası üzerinden sigortalı gösterildiği, davalı tanığı ...'in beyanına göre primlerin yarısının şoför tarafından yatırıldığı, davalının davacıya verdiği vekâletnamenin davacının işveren vekili işçi olarak çalıştığını ve ekonomik riskin davalı üzerinde olduğunu gösterdiği, ücretin kararlaştırılma biçiminin bağımlılık ilişkisinin sabit olması nedeniyle önem arz etmediği, trafik kayıtlarından araçla ilgili hiçbir işlemin davacı tarafından yapılmadığının sabit olduğu, yoklama fişinde de davacının davalının işçisi olduğunun yazılı olduğu, "Beyandır" başlıklı belgenin bu deliller karşısında öneminin bulunmadığı, ürün kirası için işletme hakkının devri gerektiği, kaldı ki taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişkisi olması halinde vekaletnameye gerek duyulmayacağı, yazılı kira sözleşmesi sunulmadığı, ikinci şoförün davacı tarafından çalıştırıldığının ispat edilmediği, davacının vergi ve esnaf kaydının bulunmadığı, ticari taksi işletmeciliği ile ilgili tüm vergilerin davalı tarafından ödendiği, cevap dilekçesinde ürün kirasından bahsedilmediği, tüm bu nedenlerle taraflar arasında iş sözleşmesi bulunduğu gerekçesi ile direnme kararının bozulması talep edilmiş ise de, Kurul çoğunluğu tarafından bu görüş benimsenmemiştir. Hâl böyle olunca direnme kararı onanmalıdır. SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alınmış olduğundan başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 24.01.2018 gününde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğu ile karar verildi. KARŞI OY YAZISI Yerel Mahkeme ile Yüksek Yargıtay 9. Hukuk Dairesi arasındaki temel uyuşmazlık yurt dışında yaşayan davalı adına kayıtlı ticari takside şoförlük yapan davacının çalışmasının iş sözleşmesine mi yoksa kira sözleşmesine mi dayandığı, burada varılacak sonuca göre iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İlk derece mahkemesi “"Beyandır" başlıklı, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra hazırlandığı anlaşılan ve imzası inkar edilmeyen belge içeriğinde taraflar arasındaki ilişkinin kira ilişki olduğunun davacı yanca ikrar edildiği, davacının bu belgenin irade fesadı altında imzalatıldığını iddia ve ispat etmediği, davacı isticvabında "kiraladım" beyanının neden yazıldığını bilmediğini beyan etmiş ise de altını imzaladığı belgedeki beyan ile bağlı olduğu, davacı tanıklarının davacının aracı kiralayıp kiralamadığını bilmediklerini beyan ettikleri, davalı tanıklarının ise aracın kiraladığını söyledikleri, esasen araç sahibinin Almanya'da oturuyor olmasının kiralamaya daha uygun olduğu” gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiştir. Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine Yüksek Yargıtay 9. Hukuk Dairesi “yurtdışında ve yabancı ülke vatandaş(ı) olarak yaşayan davalının ticari taksi sahibi olduğu, davacının bu ticari taksiyi günlük belirli bir hasılatı davalının vekili olarak hareket eden ve tanık olarak dinlenen amcasının oğluna aylık olarak ödediği, davacının tarihsiz olarak düzenlenen ve büyük harflerle yazılan beyandır başlıklı belgede davalıya ait aracı 2000-2010 yılları arasında kiraladığını, her türlü cezayı ödediğini belirttiğinin anlaşıldığı, ancak dosyaya tanık beyanlarında belirtilen her yıl kiralama yönünde kira sözleşmelerinin sunulmadığı, aksine davalı tarafından noter kanalı ile düzenlenen vekaletname ile aracın hasara uğraması nedeni ile davalı adına tahakkuk edecek sigorta bedellerini, mali mesuliyet ve kasko sigorta sözleşmelerini imzalamaya, nakit veya çek tahsil etmeye, hasar tespit yaptırmaya, motorlu aracı ilgili kurumlarda tescil, yol belgelerini çıkartmaya, plaka almaya, nakletmeye, adına alınacak çalışma ruhsatını almaya, araç bağlandığı takdirde çözmeye davacıyı yetkili kılındığı, bu vekaletnameye göre davacının ticari taksi işlemleri için vekil tayin edildiği, vekaletname içeriğine göre ekonomik riskin davalı üzerinde olup, davacının davalının talimatı ile hareket ettiği, hukuki ve kişisel bağımlılık bulunduğu, onun adına hareket etmesini, işveren vekili olmasının iş sözleşmesi ile çalışmasına engel olmadığı, davacının tarihsiz belgede beyanımdır başlığı ile imzaladığı belge arada hasılat kirası ilişkisi olduğunu göstermeyeceği, açıklanan bu maddi olgulara göre taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisinin bulunduğu, davalının kendisi bedeni çalışmasını ticari takside koymadığından esnaf olarak da nitelendirilemeyeceğinden, İş Kanunu kapsamında kalan davacının istemleri hakkında esas girilerek karar verilmesi gerektiği, yazılı şekilde ve HMK.’un 114 ve 115. Maddeleri aykırı olarak karar verilmesinin hatalı olduğu" gerekçesi ile kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma kararına karşı direnilmiş ve temyiz incelemesi sonrası çoğunluk görüşü ile yerel mahkeme gerekçesine değer verilerek arada hasılat kirası olduğu kabul edilmiştir. Belirtmek gerekir ki, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 19 ve 6100 sayılı HMK.’un 33. maddeleri uyarınca yargıç tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Yargıç aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirler. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas alır. 4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrasına göre, iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir. İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder. Özellikle bağımsız çalışanı, işçiden ayıran ilk kriter, çalışan kişinin yaptığı işin yönetimi ve gerçek denetiminin kime ait olduğudur. Çalışan kişi işin yürütümünü kendi organize etse de, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusuysa, iş sahibine bilgi ve hesap verme yükümlülüğü varsa, doğrudan iş sahibinin otoritesi altında olmasa da bağımlı çalışan olduğu kabul edilebilir. Bu bağlamda çalışanın işini kaybetme riski olmaksızın verilen görevi reddetme hakkına sahip olması (ki bu iş görme borcunun bir ifadesidir) önemli bir olgudur. Böyle bir durumda çalışan kişinin bağımsız çalışan olduğu kabul edilmelidir. Çalışanın münhasıran aynı iş sahibi için çalışması da, yeterli olmasa da aralarında bağımlılık ilişkisi bulunduğuna kanıt oluşturabilir. Dikkate alınabilecek diğer bir ölçütte münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesinde ondan yaralanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir. Diğer taraftan 6098 sayılı TBK.’un 357. maddesi(818 sayılı Borçlar Kanunun Mad. 270) uyarınca ürün kirası, kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürün kirasının konusu bir taşınır veya taşınmaz mal, ticari işletme veya hak olabilir. Adi kiradan farklı olarak, ürün kirasında kiracı kullanmaktan başka semere ve hasılat elde etme yetkisine de sahiptir. Ürün kirası, kiracıya işletme yetkisini bahşettiği gibi, kiralananı işletme ve işletmeye elverişli halde bulundurma yükümlülüğü de yükler (TBK. Mad. 364). Ürün kirasını normal kiradan diğer bir yön kira bedelini semere veya hasılatın bir kısmı teşkil edebilir. Ürün kirasında, kiralayan kiralananı sözleşmede öngörülen kullanmaya ve işletmeye elverişli durumda bulundurma borcu altındadır(...360). Bu çerçevede ayıba ve zapta karşı tekeffül yükümlülükleri, vergi mükellefiyetleri sayılabilir. Kiracı da kiralananı iyi işletme, iyi halde muhafazası için özen gösterme, işletilmesinin gerektirdiği olağan giderleri yapma yükümlülükleri bulunmaktadır(Mad. 365). İş sözleşmesinin çok önemli özelliklerinden biri ekonomik riskin, bir başka deyişle kâr ve zararın işverene ait olmasıdır. İş sözleşmesini bağımsız çalışanlardan ayıran en önemli farklılıklardan birisi budur(A. Güzel, “Ekonomik ve Teknolojik Değişim Sürecinde İşçi Kavramı ve Yeni Bir Ölçüt Arayışı…” İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda İşçi ve İşveren Kavramları ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, İstanbul 1997, s. 21-22). İşçi, ekonomik riski taşımaz. Bir hukuki ilişkide işçinin kar veya zarar riskini taşıması, bu hukuki ilişkinin iş sözleşmesi olmadığı yolunda çok önemli bir işarettir(Yenisey K.D., Bireysel İş İlişkisinin Kurulması ve İşin Düzenlenmesi, Yargıtay’ın İş Hukukuna İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi 2006 Tebliğinden). Ürün kirası ile iş sözleşmesi ayrımında uyuşmazlıklar genellikle özel taksi sahibi ile şoförü arasında ortaya çıkmaktadır. Burada ayrımı belirleyecek önemli iki kritere değinmek gerekir. İlki bağımlılık, diğeri ise ekonomik riskin kimde olduğudur. Ancak bağımlılık var ise ekonomik riskin şoförde olmasın sonuca etkili değildir. Taksi sahibi taksi şoförüne aracı, günün belirli bir saat diliminde tahsis ediyor ve bu tahsis dönemi içinde işçinin iş görme edimini ne şekilde ifa ettiğine, hatta taksiyi kullanıp kullanmadığına dahi karışmıyorsa, taksi şoförü taksi sahibinden işin yürütümüne ilişkin hiçbir emir ve talimat almıyorsa, çalışma zamanını serbestçe organize edebiliyorsa taksi sahibi ile şoför arasında bağımlılık unsurunun gerçekleştiğinden sözedilemez(Aynı düşünce de Yenisey K.D., Bireysel İş İlişkisinin Kurulması ve İşin Düzenlenmesi, Yargıtay’ın İş Hukukuna İlişkin Kararlarının Değerlendirilmesi 2006 Tebliği). Bu dönemde araçta meydana gelecek zararda ekonomik riskte şoför de ise arada iş ilişkisi bulunmadığı, ilişkinin ürün kirası olduğu kabul edilmelidir. Somut uyuşmazlıkta dosya içeriğine göre; 1. Ticari taksi faaliyeti başlangıcında vergi yoklama fişinde açıkça davalının bu faaliyette başladığı ve davacının da asgari ücret ile çalışan olarak belirtilmesi, 2. İş ilişkisinin sona erdiği Kasım 2010 tarihine kadar davalının ticari taksi faaliyetinden dolayı vergi kaydının olması, kira geliri yönünden vergi kaydının olmaması, 3. Davalı adına tahakkuk edecek sigorta bedellerini, mali mesuliyet ve kasko sigorta sözleşmelerini imzalamaya, nakit veya çek tahsil etmeye, hasar tespit yaptırmaya, motorlu aracı ilgili kurumlarda tescil, yol belgelerini çıkartmaya, plaka almaya, nakletmeye, adına alınacak çalışma ruhsatını almaya, araç bağlandığı takdirde çözmeye davacıyı yetkili kılınması, bu vekaletnameye göre davacının ticari taksi işlemleri için vekil tayin edilmesi, iş görme edimini vekil olarak hareket etmesi (ki bu işin yürütümünü kendi organize etse de, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusu olduğunu gösterir) 4. Davacının 2009-2010 yılları için yaklaşık iki yıl süre ile Sosyal Güvenlik primlerinin araç sahibi ve davacı gibi yurt dışında olan babası tarafından iş akdine dayalı olarak bildirilmesi( Ki davacının çalıştığı dönemde bağımsız çalışan olarak ne sigorta kaydı ve ne de vergi kaydı mevcuttur) 5. Araçta iki şoför çalışması ve diğer şoförün davacı tarafından çalıştırıldığının sözkonusu olmaması (münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırmaması, işin görülmesinde ondan yararlanmaması) 6. Davalının cevap dilekçesinde işverenin esnaf olduğunu belirterek, arada iş ilişkisi olsa bile 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında olmadığını kısmen de olsa kabul etmesi, 7. Sadece ticari plaka verildiği, araçların davacıya ait olduğu davalı ve tanklarınca beyan edilmesine rağmen, ticari taksi plakası takılan araçların trafik tescil kayıtlarında davalı ve prim bildiren babası adına kayıtlı olması, gibi unsurlar dikkate alındığında arada hasılat kirası olmadığını, aksine ekonomik riskin davalı ticari taksi sahibinde olduğu, vekaletname, araçta başka şoför çalıştırılması ile hukuki bağımlılık unsurunun sabit ve arada iş ilişkisinin varlığının açık olduğu anlaşılmaktadır. Hakim aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlayacağına, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirleyeceğine göre özellikle dava açıldıktan sonra düzenlenen “aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirleyeceğinden “….kiraladım.. cezaları ödedim, …….dönemden sonra gerçekleşecek cezaları da taahhüt ederim” beyanı arada hasılat kirası olduğunu göstermez. Zira davacı isticvap sonucu sadece trafik cezaları için böyle bir yazı verdiğini beyan etmiştir. Bu belge kendisi sorumlu olduğu için, işverenin zararının rücusu olarak değerlendirilmelidir. Yüksek 9. Hukuk Dairesinin bozma kararının isabetli olduğu, yerel mahkemenin direnme kararının onanmasının yerinde olmadığı, düşüncesi ile çoğunluk görüşüne katılınmamamıştır.
3. Hukuk Dairesi, 2017/2089 E., 2017/6506 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSULH HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
TBK' nun 357. maddesinde" Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.
3. Hukuk Dairesi         2017/2089 E.  ,  2017/6506 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki kira bedelinin tespiti davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı vekili dilekçesinde; taraflar arasında tarımsal amaçlı kira sözleşmesi yapıldığını, yıllık kira bedelin 5.000 TL olduğunu ancak aradaki samimiyetten bedel kısmının sözleşmede boş bırakıldığını, davalının iki yıldır kira bedeli ödemediğini, kira alacağının tahsil edilebilmesi için sözleşmede boş bırakılan bedel kısmının tespiti gerektiğini belirterek sözleşmede kira bedelinin yıllık 5.000 TL olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili dilekçesinde, sözleşmede bedel kısmı boş olmakla sözleşmenin kurulmamış olduğunu, taşınmazı hiç kullanmadıklarını bildirerek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davacının eda davası açması gerekirken tespit davası açmasında hukuki yararı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. HMK' nun 106. maddesinde "(1) Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır. (3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu oluşturamaz." düzenlemesi bulunmaktadır. TBK' nun 357. maddesinde" Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir." Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.05.1994 gün ve 1994/3-174-336 sayılı kararında da kabul edildiği gibi, dava konusu taşınmazın niteliği, olayda Borçlar Kanunu'nun adi kiraya ilişkin hükümlerinin mi yoksa konut ve çatılı iş yeri kiralarına ilişkin hükümlerinin mi uygulanacağı yönünden önem taşımaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki; Kira parası, Türk Borçlar Kanunu' nun 299. (818 sayılı BK'nun 248) maddesinde yer alan, kira akdinin esaslı unsurlarındandır. Yine, kiralanan taşınmazın, niteliği itibarı ile 6570 sayılı Yasanın uygulama alanı içinde bulunması durumunda (TBK'nun da düzenlenen konut ve çatılı işyeri kirası) asıl olan, kira müddetinin sonunda da kira akdinin devam etmesidir. Ancak, kira parasına ilişkin olarak, tarafların ihtilafa düşmeleri halinde sözleşmede doğan bu boşluk, 18/11/1964 tarih 2/4 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı uyarınca hakim tarafından doldurulur. Borçlar Kanununa tabi olan yerlerde ise, akit kural olarak sözleşmede öngörülen süre hitamında sona erer ve mecurun kira parası hakkında taraflar arasında anlaşmazlık bulunması durumun da kira akdinin asli unsurlarından olan kira bedeli konusundaki uyuşmazlık nedeniyle artık devam eden bir kira sözleşmesinin varlığından söz etme olanağı yoktur. Somut olayda; taraflar arasındaki 17.08.2010 tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesinden dava konusu tarla niteliğindeki taşınmazın kiralandığı anlaşılmıştır. Sözleşmede bedel kısmı boş bırakılmıştır. Sözleşmede bedel kısmı boş bırakılmış olduğundan, sözleşme ile öngörülen süre henüz dolmadan davacı kiraya veren sözleşmede boş bırakılan kira bedelinin yıllık 5.000 TL olduğunun tespitini istemiştir. Kira parasının miktarına ilişkin olarak taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunup mahkemeye müracaat edildiğine ve kira parasının dava yoluyla tespiti istenildiğine göre, kira bedelinin tespitine karar verilmelidir. Taraflar arasında hükmen tespit edilmiş ya da sözleşme ile kararlaştırılmış bir kira parası olmadığı için davacının sözleşmede boş bırakılmış olan kira parasının mahkemece tespiti ile hüküm altına alınmasını istemekte hukuki yararı vardır. O halde mahkemece yapılacak iş davalı kiracının kiralananı hiç kullanmadığını, teslim almadığını savunduğu anlaşılmakla davalıya savunmasını ispat hakkı tanınmalı,tarafların delilleri toplanmalı, kiralananın davalıya teslim edildiğinin anlaşılması karşısında TBK'nun 357/2 maddesi hükmü de gözetilerek kira bedelinin tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, tarafların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2024/6219 E., 2024/9386 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİcra Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Hal böyle olunca takip konusu kira sözleşmesinin niteliğinin belirlenmesinde, TBK’nın 357. maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerekmekte olup, takip dayanağı kira sözleşmesinin incelenmesinden;
12. Hukuk Dairesi         2024/6219 E.  ,  2024/9386 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı İlk Derece Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin olarak başlatılan ilamsız icra takibinde; örnek (13) numaralı ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun yasal süresi içerisinde icra müdürlüğüne sunduğu itiraz dilekçesiyle, borca ve fer'ilerine itirazı üzerine duran takipte alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun itirazının kaldırılması ile tahliye talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince, istemin kabulü ile borçlunun itirazının kaldırılmasına, borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine ve aktin feshiyle mecurun tahliyesine karar verildiği, kararın borçlu tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine hükmedildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edilmesi sonucunda Dairemizce; sair temyiz itirazları reddedildikten sonra, kiraya verilen taşınmazla birlikte işletme ruhsatının kiraya verilip verilmediği hususunda araştırma yapılarak takip dayanağı kira sözleşmesinin hukuki niteliğinin belirlenmesi gerektiğine işaret edilmek suretiyle, TBK’nın 362/2. maddesi de dikkate alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle; Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derce Mahkemesi kararının bozulduğu, mahkemece bozma kapsamında yapılan araştırma sonucunda bozma ilamına uyularak istemin kabulüne ve borçlunun itirazının kaldırılmasına, borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine ve borçlunun mecurdan tahliyesine hükmedildiği, kararın borçlu tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır. Türk Borçlar Kanunu'nun 357 ve devamı maddelerinde düzenlenen ürün (hasılat) kirası; kiraya verenin kiracıya ürün (hasılat) veren bir mal, işletme ya da hakkın kullanılmasını, semerelerinden yararlanılmasını veya işletilmesini belli bir bedel karşılığında terk ettiği kira türüdür. Hemen belirtmek gerekir ki, hem doğal hem de hukuki ürün getiren eşya ürün kirasına konu olabilir. Bu kapsamda işletmenin işletilmesi sonucu elde edilen kâr, hukuki ürün olarak nitelendirilebilir. Lokanta, otel, kantin, hastane, okul, dükkan, fabrika gibi iş yerlerinin işletilmek maksadıyla kiraya verilmesinde, reklam panolarının kiralanmasında, taksi kiralarında söz konusu olan ürün kirasıdır (Prof.Dr. Azra Arkan Serim; Hasılat Kirasında Tarafların Hak ve Borçları, İstanbul 2010, s. 3). Kira sözleşmesinin, ürün kirasına ilişkin hükümlere tabi olabilmesi için kiralananın işletme ruhsatıyla birlikte işletme hakkının devredilmiş olması gerektiği hususu, kanuni bir düzenleme olmayıp Yargıtay içtihatları ile getirilmiş bir uygulamadır. Bu suretle de, bu hususta her somut uyuşmazlığın özelliğine göre değerlendirme yapılması gerekir. Öte yandan, ürün kirasında; kira bedelinin, üründen bağımsız bir bedel olarak kararlaştırılması hâlinde genel ürün (hasılat) kirasından; buna karşılık kira bedeli, ürünün belli bir hissesi ya da bölümü olarak belirlenmiş ise, katılmalı (iştirakli) ürün kirasından söz edilir (6098 sayılı TBK m. 357). Bununla birlikte kira bedelinin karma olarak yani bir kısmı sabit bir miktar, bir kısmının da üründen bir bölüm olarak belirlenmesi de sözleşme özgürlüğü çerçevesinde mümkündür. Somut uyuşmazlığın incelenmesinde; takipte dayanılan ve taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan 01.9.2016 başlangıç tarihli ve 5 yıl süreli kira sözleşmesinde kira bedelinin, “ aylık sabit bir bedel ile kiracının kiralanan tesisten elde edeceği gelir üzerinden hasılat payı şeklinde ödenecektir” biçiminde belirlendiği ve aylık sabit 90.000,00 TL ile buna ek olarak kiralanan tesisten elde edilecek aylık ciro üzerinden % 5 hasılat payı olarak kararlaştırıldığı, kiralananın “ Çiçek Tersanesi” isimli, tekne imal, bakım ve onarım tesisi niteliğinde taşınmaz olduğu, kiracının, burayı tekne imal, bakım ve onarım tesisi olarak kullanacağı, bu amaç doğrultusunda yürütülecek her türlü faaliyete ilişkin gerekli izin ve ruhsatların alınmasının kiracının sorumluluğunda olduğu, kiralananın, kiracı tarafından sözleşme ekinde listesi bulunan envanterle birlikte teslim alınacağı ve tahliye esansında da aynı şekilde kiraya verene teslim edileceği, kiraya verenin, aylık periyotlar halinde kendisine bildirilecek olan kiralananda gerçekleştirilmiş işlemlerden hesaplanan net ciro rakamlarının doğruluğunu, kendi elemanları, yeminli mali müşaviri veya istediği denetim şirketi ile denetleme hakkına sahip olduğu, tarafların bu sözleşme ile kurdukları ilişkinin bir hasılat kirası ilişkisi olduğu hususunda mutabık kaldıkları, kiracının, tesisteki çalışmalarını kiraya verenden bağımsız olarak sürdüreceği ve bu faaliyetin tamamen kiracıya ait olacağı, kiraya verenin tesisteki tek bağlantısının, bu faaliyetten elde dilecek hasılat üzerinden kira bedelinin tahsili olduğu, belirlenmiştir. Dairemizin bozma kararından sonra dosya içerisine giren, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğünün 874641 sayılı cevabi yazısı ile; tersane, tekne imal ve çekek yerlerine yönelik gerçekleştirilen her türlü işlemin, Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik hükümleri kapsamında icra edildiği, kısmi işletme izni belgesi ve işletme izni belgesinin de bu işlemlerden olup, Yönetmelik kapsamındaki tesislerin bu belgelerle faaliyetlerine devam ettiği, bu belgelere sahip olmayan ve aynı Yönetmelik kapsamında mevcut tesis tanımına uyan tesisler içinse Yönetmeliğin 22/3. maddesi kapsamında işlem tesis edildiği, bu üç durumdaki tesislerin faaliyetlerine yönelik işlemler için kullandıkları Gemi Sanayi Veritabanı Programının (GSVP) açık konumda olduğu ve faaliyeti askıya alınan, faaliyetine son verilen ve kısmi işletme izni veya işletme izni sona ... tesislerin GVSP’deki kayıtlarının askıya alındığı, bu belgelerin geçerliliğinin, tahsis veya kira süresi bitiminde bildirime gerek olmaksızın sona erdiği bildirildikten sonra, aynı yazıda, kiraya veren Deniz ... A.Ş. adına Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik kapsamında 02.9.2014’ten 10.8.2015 tarihine kadar geçerli olmak üzere kısmi işletme izni belgesi düzenlendiği, adı geçen Yönetmelik gereğince kısmi işletme izni belgesinin farklı bir tüzel veya gerçek kişiye devredilemeyeceği, New Port Shipping UK LLP ile şirketin % 100 hissedarı olduğu ... ... A.Ş. arasında tersanenin işletilmesi için ... ... A.Ş.’nin her alanda tam olarak yetkilendirilmesine dair 01.9.2016 tarihli işbirliği sözleşmesi bulunduğundan bu tersane için ... ... A.Ş. adına 30.10.2019 tarihli kısmi işletme izni belgesinin düzenlendiği, iflas müdürlüğünün 24.3.2022 tarihli yazısında kira sözleşmesinin sonlandırıldığının bildirilmesi nedeniyle ... ... A.Ş.’nin GSVP kaydının Yönetmeliğin 18/2. maddesi gereğince askıya alındığı belirtilmiştir. Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik’in 12. maddesinin altıncı fıkrası gereğince, kısmi işletme izni belgesi veya işletme izni belgesi, tesis işletmecisi dışında başkaları tarafından kullanılamaz ve devredilemez. Tüm bu anlatılanlar birlikte değerlendirildiğinde, her ne kadar Dairemizin bozma ilamında, kira sözleşmesinin niteliğinin belirlenmesi maksadıyla, kiralanan taşınmazla birlikte işletme ruhsatının kiraya verilip verilmediği araştırılarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiğine işaret edilmiş ise de; Tersane, Tekne İmal ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmelik’in 12. maddesi gereğince, bu Yönetmelik kapsamında verilen işletme izni belgesinin başkaları tarafından kullanılamayacağı ve devredilemeyeceği düzenlenmiş olduğundan, kira sözleşmesinin niteliğinin tayininde işletme belgesinin devrinin bir kriter olmayacağının kabulü gerekir. Hal böyle olunca takip konusu kira sözleşmesinin niteliğinin belirlenmesinde, TBK’nın 357. maddesi kapsamında değerlendirme yapılması gerekmekte olup, takip dayanağı kira sözleşmesinin incelenmesinden; kiralananın, hasılat getiren bir şey olan tekne imal, bakım ve onarım tesisi niteliğindeki tersane olduğu, kiraya verenin, burayı demirbaşlarıyla birlikte kiraladığı, kiracının, burayı kullanma ve işletmesinin karşılığında aylık sabit 90.000,00 TL kira bedeline ek olarak tesisten elde edilecek aylık ciro üzerinden % 5 hasılat payı ödeyeceği, kiracının burayı, özgülendiği amaca uygun şekilde kullanma sorumluluğu bulunduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, tarafların iradelerinin hasılat kirasına ilişkin olduğunun kabulü gerekir. TBK’nın 362/2. maddesi gereğince, temerrüt nedeniyle tahliye şartlarının oluşması için, ihtarlı ödeme emrinde hasılat kiralarında en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi gerekmekte olup, inceleme konusu takibe ilişkin ödeme emrinin incelenmesinde, kiracıya otuz günlük ödeme süresi verildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, alacaklı bu ödeme emrine dayanarak icra mahkemesinden kira alacağı için itirazın kaldırılmasını isteyebilir ise de, tahliye isteyemez (Prof. Dr. Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı , Genişletilmiş 2. Baskı, 2013, Sayfa 825, 826). O halde; mahkemece, taraflar arasındaki kira ilişkisinin TBK’nın adi kiraya ilişkin hükümlerine tabi olmayıp ürün kirası kapsamında olduğu anlaşıldığından, tahliye isteminin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile İstanbul Anadolu 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 18.07.2024 tarih ve 2022/745 E. - 2024/842 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nın 364/2. ve HMK’nın 373/4. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07.11.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi. Üye ...’ın Karşı Oy Yazısı: Davacı/alacaklı tarafından adi kiraya ve hasılat kiralarına ilişkin haciz yolu ile Örnek 13 nolu icra takibi başlatıldığı, davalı/borçlunun yasal 7 günlük sürede takibe itirazı üzerine davacı/alacaklının icra mahkemesine başvurarak borçlunun itirazının kaldırılması ile takip konusu taşınmazdan davalı/kiracının tahliyesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile davalının takibe yönelik itirazının kaldırılmasına takibin devamına, asıl alacağın %20’si oranında tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve akdin feshi ile mecurun tahliyesine karar verildiği, davalı/borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, sonrasında davalı/borçlu tarafından temyizi üzerine aşağıdaki bozma kararının verildiği görülmüştür. “…Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; TBK’nun 362/2. maddesi gereğince ihtarlı ödeme emrinde hasılat kiralarında en az altmış günlük ödeme süresi verilmesi gerekmektedir. Hasılat kirası, ürün veren, gelir getiren bir malın veya hakkın kullanılması yanında semerelerinden yararlanılmasının kiraya veren tarafından kiracıya devredildiği kira sözleşmesidir. Hasılat kirasının konusunu adi kiradan farklı olarak kullanılma veya yararlanmaya elverişli olan haklar da oluşturabilir. Hasılat kirası ürün veren bir mal veya hakkın kullanılmak, semerelerinden yararlanılmak ve işletilmek üzere bir bedel karşılığında kiraya veren tarafından kiracıya devredilmesi borcunu doğurur. Bir kira sözleşmesinin hasılat kirası olarak taraflar arasında nitelendirilmesi sözleşmenin hasılat kirası olduğu anlamına gelmez. Diğer bir deyişle, kira bedeli olarak “işletme cirosundan pay verilmesi”nin kararlaştırılması veya kiralananın tüm demirbaş ve mefruşatlarıyla birlikte kiralanmaları tek başına bu sözleşmenin hasılat kirası olduğunu göstermez. Ayırt edici olan kiralananın ürünlerinin toplanması, kullanımı ile gelir elde etmenin yani yararlanmanın kiracıya devredilmesidir. Örnek olarak, otelin tüm mefruşat ve demirbaş ile birlikte kiralanması sözleşmeyi hasılat kirası olarak nitelendirmek için yeterli değildir. Ayrıca otelin işletme ve çalışma ruhsatlı olarak kiralanması gerekir. (... Kanık, Yargıtay Uygulamasında Kira Hukuku Davaları, Genişletilmiş 2. Baskı, 2022, s. 405-406) Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 01.09.2016 tarihli sözleşmenin 1. ve 6. maddelerinde kira sözleşmesi türü hasılat kirası olarak yazılmış ise de bahsi geçen maddelerden ve sözleşmenin diğer hükümlerinden kira sözleşmesinin hasılat kirası sözleşmesi olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Kira sözleşmesinin niteliğinin tespiti borçlu kiracıya gönderilen ödeme emrinde verilecek ödeme süresi açısından önem arz etmektedir. Kiracıya verilecek süre konut ve çatılı işyeri kiralarında en az otuz gün, ürün kiralarında en az altmış gün, diğer kira ilişkilerinde ise en az on gündür. Bu süre, kamu düzeninden olup re’sen dikkate alınır. O halde, ilk derece mahkemesince, alacaklı tarafından talep edilen aylar dikkate alınarak kiraya verilen tekne imal, bakım ve onarım tesisi niteliğindeki taşınmaz ile birlikte işletme ruhsatının kiraya verilip verilmediği, işletme ruhsatı var ise kimin adına olduğu belirlenerek, kira sözleşmesinin hukuki niteliği tespit edildikten sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kamu düzeni nedeniyle re’sen yapılan inceleme sonucu kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 31.05.2022 tarih ve 2021/1220 E. - 2022/1556 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), İstanbul Anadolu 12. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 11.02.2021 tarih ve 2019/696 E. - 2021/112 K. sayılı kararının (BOZULMASINA)” şeklinde karar verilmiştir. Bozma kararı üzerine dava dosyası İlk Derece Mahkemesi tarafından yeniden esasa kaydedilmiş, bozma ilamı taraflara usulünce tebliğ edilmiş, 02.03.2023 tarihli duruşmada taraf ESAS NO : 2024/6219 vekillerinin huzurunda Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12/10/2022 tarih 2022/8294 Esas 2022/10272 Karar sayılı BOZMA ilamı okunup, taraf vekillerinin beyanları alınmıştır. Davacı/kiralayan vekili “…Yargıtay Bozma ilamına direnilsin…” şeklinde beyanda bulunmuştur. Davalı/kiracı vekili “…Usul ve yasaya uygun bozma (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12/10/2022 tarih 2022/8294 Esas 2022/10272 Karar sayılı) ilamına UYULMASINI” istemiştir. İlk Derece Mahkemesince “Usul ve yasaya uygun Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12/10/2022 tarih 2022/8294 Esas 2022/10272 Karar sayılı ilamına UYULMASINA” karar verilmiştir. Somut uyuşmazlıkta; Dairemizin bozma kararı davalı/borçlu tarafından benimsenmiş, İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyulmasına karar verilerek bu karar gereğince tahkikat yaptırılmış olup aşağıdaki gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. “….Mahkememizce Yargıtay bozma ilamına uyularak    alacaklı tarafından talep edilen aylar dikkate alınarak kiraya verilen tekne imal, bakım ve onarım tesisi niteliğindeki taşınmaz ile birlikte işletme ruhsatının kiraya verilip verilmediği, işletme ruhsatı var ise kimin adına olduğu belirlenmek üzere, kira sözleşmesinin hukuki niteliği tespiti için Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğüne ve Milli Emlak Genel Müdürlüğüne yazı yazılmıştır. ULAŞTIRMA VE ALTYAPI BAKANLIĞI Tersaneler ve Kıyı Yapıları Genel Müdürlüğü müzekkere cevabında a) Genel Müdürlüğümüzce, ilgi (a)'da kayıtlı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde tanımları verilmiş olan tersane, tekne imal ve çekek yerlerine Kısmi İşletme İzni Belgesi ve İşletme İzni Belgesi düzenlenmekte olup bu belgelere sahip olmayan ve aynı Yönetmelik kapsamında mevcut tesis tanımına uyan tesisler için ise gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım-onarım işlerine yönelik gerçekleştirdikleri faaliyetlerle ilgili olarak Yönetmeliğin 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında işlem tesis edilmektedir. b) Evliya Çelebi Mahallesi Tersaneler Caddesi No:20 Tuzla – İstanbul adresinde faaliyet göstermiş olan Deniz Endüstrisi AŞ adına ilgi (a)'da kayıtlı Yönetmelik kapsamında 02.09.2014 tarihli ve 1756 sayılı yazımızla Kısmi İşletme İzni Belgesi düzenlenmiştir. c) Deniz Endüstrisi AŞ, ilgi (a)'da kayıtlı Yönetmelikte farklı tarihlerde yapılan düzenlemeler kapsamında, taşınmazın farklı bir tüzel kişiliğe kiralandığı tarihe kadar Kısmi İşletme İzni Belgesi ile faaliyet göstermiştir. ç) Deniz Endüstrisi AŞ'nin Kısmi İşletme İzni Belgesinin geçerliliği, Yönetmeliğin 15 inci maddesinin sekizinci fıkrasındaki "Kısmi işletme izni belgesi veya işletme izni belgesi geçerliliği, tahsis veya kira süresi bitiminde bildirime gerek kalmaksızın sona erer." Hükmü gereğince taşınmazın kiracısının değiştiği tarih itibariyle sona ermiştir. d) Bu kez, 30.10.2019 tarihli ve 80897 sayılı yazımızla ... Gemi İşletmeciliği ve Tic. AŞ adına aynı adreste faaliyet gösterebilmesi için Yönetmeliğin ilgili hükümlerindeki koşullar ile asgari gereklilikleri sağladığının tespiti sonrasında Kısmi İşletme İzni Belgesi düzenlenmiştir. e) Söz konusu adreste faaliyet gösteren/gösterecek tesis, Yönetmelik kapsamında "mevcut tesis" vasfı taşımaktadır. Anılan Yönetmeliğin Geçici 1 inci maddesinde yapılan düzenlemeyle, ... Gemi İşletmeciliği ve Tic. AŞ de dahil olmak üzere Kısmi İşletme İzni Belgesi almış olan mevcut tesislerin Kısmi İşletme İzni Belgesi geçerlilik süresi 31/12/2021 tarihine kadar uzatılmıştır. f) ... Gemi İşletmeciliği ve Tic. AŞ veya Deniz Endüstrisi AŞ adına düzenlenmiş 31/12/2021 tarihinden sonra geçerli Kısmi İşletme veya İşletme İzni Belgesi bulunmamaktadır. g) Anılan taşınmazda, ... Gemi İşletmeciliği ve Tic. AŞ tarafından 31/12/2021 tarihinden sonra İşletme İzni Belgesi almaksızın gerçekleştirilen faaliyetlere Yönetmeliğin 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında işlem tesis edilmektedir. ğ) Yönetmeliğin 12 nci maddesinin altıncı fıkrasında Kısmi İşletme İzni Belgesi veya İşletme İzni Belgesinin, tesis işletmecisi dışında başkaları tarafından kullanılamayacağı ve devredilemeyeceği açıkça belirtilmiştir. Bu hüküm uyarınca anılan belgelerin taşınmaz ile birlikte kiraya verilmesi de mümkün değildir.'' hususlarını bildirmiştir. Tersane, Tekne İmal Ve Çekek Yeri Hakkında Yönetmeliğin 12/6 maddesinde kısmi işletme izni belgesi veya işletme izni belgesinin, tesis işletmecisi dışında başkaları tarafından kullanılamayacağı ve devredilemeyeceği aynı yönetmeliğin 15/8 maddesinde Kısmi işletme izni belgesi veya işletme izni belgesi geçerliliği, tahsis veya kira süresi bitiminde bildirime gerek kalmaksızın sona ereceği açıkça düzenlenmiş olup ilgili maddeler ve müzekkere cevabı nazara alınarak somut olay incelendiğinde taraflar arasında düzenlenmiş kira sözleşmesinin hasılat kira sözleşmesi olarak nitelendirilebilmesi için İŞLETME İZNİNİN DEVRİNİN GEREKTİĞİ, İŞLETME İZNİNİN DAVALIYA DEVREDİLMEDİĞİ VE KANUNEN DE İŞLETME İZİN BELGESİNİN TAŞINMAZ İLE BİRLİKTE KİRAYA VERİLMESİNİN MÜMKÜN OLMADIĞI, sözleşmenin hasılat kirası olarak taraflar arasında nitelendirilmesinin ve fiili kullanımın da kanunun aradığı açık şartların aranmamasını sağlamayacağı gözetilerek 01/09/2016 tarihli kira sözleşmesinin çatılı işyeri kira sözleşmesi olduğu kabul edilmiştir…” şeklindedir. İlk Derece Mahkemesince UYMA KARARI verilen, temyiz eden davalı/kiracı tarafından AÇIKÇA BENİMSENEN VE UYULMASI istenen bozma kararında benimsendiği üzere uyuşmazlık noktası; tekne imal, bakım ve onarım tesisi niteliğindeki taşınmaz ile birlikte işletme ruhsatının kiraya verilip verilmediği, işletme ruhsatı var ise kimin adına olduğu belirlenerek, kira sözleşmesinin hukuki niteliğinin buna göre tespitinden ibarettir. Mahkemece buna uygun tahkikat yaptırılmış olup işletme izninin davacı/kiralayan tarafından davalı/kiracıya devredilmediği ve kanunen işletme izin belgesinin taşınmazla birlikte kiraya verilmesinin Yönetmelik hükümlerine göre de mümkün olmadığı anlaşıldığından,    kira ilişkisinin Borçlar Kanunun ÇATILI İŞYERİ hükümlerine tâbi olduğunun kabulü gerekir. Bu itibarla, Örnek 13 ödeme emrinde 30 günlük ödeme süresi tanınmasında usul ve yasaya aykırılık yoktur (Zira Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 26/02/2015 tarihli 2015/914 Esas-2015/1924 K. ve 17/11/2016    tarihli 2016/7204 Esas- 2016/6784 K. sayılı kararları da aynı yöndedir). Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına (özellikle davalı/kiracının 02/03/2023 tarihli duruşmada “…Usul ve yasaya uygun bozma (Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 12/10/2022 tarih 2022/8294 Esas 2022/10272 Karar sayılı) ilamına UYULMASI” yönündeki açık istemine), dayandıkları belgelere, Yargıtay bozma kararına göre verilen İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçelerle yerinde bulunmayan tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun kararın ONANMASI gerekirken, aksi yöndeki Dairemizin sayın çoğunluğunun bozma görüşüne katılamıyorum. 07.11.2024
3. Hukuk Dairesi, 2023/2266 E., 2024/429 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 357 nci maddesi.
3. Hukuk Dairesi         2023/2266 E.  ,  2024/429 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1542 E., 2023/150 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/1705 E., 2022/260 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 07.11.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir. Belli edilen günde gelen davacı vekilleri Avukat ... ve Avukat... ile davalı vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi heyetçe zorunlu görüldüğünden, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 24 üncü maddesinin birinci fıkrası ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca görüşmenin bırakıldığı 05.02.2024 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; 03.10.2012 tarihinde imzalanan rödövans sözleşmesi uyarınca, müvekkilinin S:34714 ruhsat numaralı kömür sahasından maden işletmeciliği yaparak üreteceği kömürü elektrik santralinde tüketerek, üreteceği elektrik enerjisi üzerinden rödövans bedelinin davalıya ödenmesini üstlendiğini, sözleşme devam ederken taraflar arasında rödövans bedelinin ne şekilde hesaplanacağına ilişkin uyuşmazlık doğduğunu, davalı tarafından gönderilen yazılarda, santralin brüt enerji üretiminin rödövans fiyatı ile çarpılması sonucunda hesaplanacak olan miktar üzerinden rödövans bedelinin tahakkuk ettirilmesi gerektiği ve santralde brüt enerji üretimi tespitini yapabilen bir sayaç sistemi bulunmadığı, brüt enerji üretimi tespitini yapabilen ilave bir sayaç kurulana kadar geçen sürede rödövans tahakkuklarının, Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından geçici kabulü yapılan ve onaylanan sayaç tarafından yapılan ölçümlere %10 oranında iç tüketim miktarı eklenerek hesaplanacak olan tahmini brüt enerji üretimi üzerinden gerçekleştirilmesinin uygun görüldüğünün bildirildiğini, daha sonra bu formüle göre davalı tarafından fatura tanzim edilerek gönderildiğini, bu faturaların kabul edilmeyerek davalıya iade edildiğini, davalının bahsi geçen rödövansın hesaplanmasına ilişkin taleplerinin sözleşmeye ve mevzuata aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu işletmede hali hazırda taraflar arasındaki rödövans sözleşmesine ve mevzuata uygun bir ana sayaç varken ikinci bir yeni sayaç kurulmasına sözleşmeye ve mevzuata göre gerek ve zorunluluk bulunmadığını, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) mevzuatı gereği tesis edilen sayacın TEİAŞ tarafından ana sayaç olarak tanımlandığını, TEİAŞ’ın ölçüm için kabul ettiği ana sayaç dışında mevzuatta enerji ticareti için başka bir sayaç tanımı bulunmadığını, brüt enerji miktarının da sözleşmede yeter derecede tanımlanmadığını, rödövansa esas tahakkukun TEİAŞ ana sayacı üzerinden ölçülen üretim miktarı üzerinden yapılması gerektiğini, davalının talebinin santralde enerjiyi üretmek için iç tüketimde harcanılan ve satılmayan enerji üzerinden de rödövans alınmasına yol açtığını, eğer davalının amacının, toplam üretilen kömür miktarı üzerinden rödövans tahakkuku yapmak olsaydı rödövans tahakkukunun üretilen kömür miktarı üzerinden yapılacağının sözleşmede ayrıca ve açıkça belirtilmesi gerektiğini, ikinci bir sayaç kurulmasını isteyen davalının bu davranışının hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, davalı tarafından düzenlenen Mayıs ve Haziran 2019 aylarına ilişkin faturalardaki ana sayaç ile belirlenen üretim miktarlarına iç tüketim adı altında %10 orarındaki ilave edilen tutarlar için davalıya 1.501.937,91 TL için borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili; taraflar arasında 03.10.2012 tarihinde termik santral kurma şartlı rödövans sözleşmesi imzalandığını, rödövans miktarının brüt enerji üzerinden enerji santrali ana sayacından alınması gerektiğini fakat bu doğrultuda bir sayaç bulunmadığı için teknik hesaplamalar ile iç tüketimin hesaplanarak rödövans tahakkukuna yansıtıldığı, yapılan rödövans tahakkuklarının mevzuata ve sözleşmeye uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporlarında, taraflar arasında imzalanmış olan sözleşme kapsamında rödovans miktarının belirlenmesinde, iç tüketimin de dahil edileceğine ve iç tüketimin ana sayaç değerinin %10'u olarak alınacağına dair hüküm bulunmadığı, santralin iç tüketim değerlerinin ilgili hesaplamalara dahil edilmemesi gerektiğinin belirtildiği, söz konusu iki bilirkişi raporunun da hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle; davanın kabulüne, davacının davalıya 1.501.937,91 TL borcu olmadığının tespitine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını, davaya konu rödovans sözleşmesine göre aylık üretilen brüt (kwh) enerji miktarı üzerinden enerji santrali ana sayacından alınacak değerlere göre tahakkuk yapılacağını, satışa esas sayaç verilerinin üretici firma ile TEİAŞ'ı bağlanmakta olup müvekkilini bağlanmadığını, müvekkilinin sorumluluğu ve kontrolünde olmayan santral iç tesislerinden kaynaklanan enerji tüketiminin rödövans tahakkuklarından hariç tutulması talebinin sözleşme hükümlerine uygun olmadığını ileri sürerek, kararın kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 03.10.2012 tarihinde imzalanan sözleşme uyarınca rödövans bedelinin ne şekilde hesaplanacağına ilişkin uyuşmazlık doğduğunu, davalı kurumun sözleşme dışı uygulamış olduğu % 10 iç tüketim oranının mevzuatta bir dayanağının bulunmadığı, bilirkişi raporlarında taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında rödovans miktarının belirlenmesinde, iç tüketimin de dahil edileceğine ve iç tüketimin ana sayaç değerinin %10'u olarak alınacağına ilişkin bir sözleşme hükmünün bulunmadığı, anılan sözleşme uyarınca rödovans bedeli belirlenirken tek hat şemasında gösterilen sayaçlardan okunacak iletim sistemine elektrik enerjisi veriş değerlerinin esas alınması gerektiği ve santralin iç tüketim değerlerinin ilgili hesaplamalara dahil edilmemesi gerektiğinin belirtildiği, iki ayrı bilirkişi raporunun da hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, rödövans sözleşmesi uyarınca ödenecek bedelinin belirlenmesine yönelik muarazanın giderilmesi ve menfi tespit istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 357 nci maddesi. 3. Değerlendirme 1.Taraflar arasında düzenlenen 03.10.2012 tarihli rödövans sözleşmesinde; davacı kiracının, kömür sahasını rödövans karşılığında işleterek, kuracağı bir termik santralde elektrik enerjisi üreteceği düzenlenmiş, sözleşme süresinin, santralin işletmeye alındığı tarihten itibaren 30 yıl olacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin rödövans ödemesine ilişkin 6 ncı maddesinin beşinci bendi; “Rödövans miktarına esas rakam, aylık üretilen brüt (kwh) enerji miktarı üzerinden enerji santralı ana sayacından alınacaktır.” şeklinde düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık rödövans bedelinin belirlenmesine ilişkindir. Davalı kiraya veren, santralde üretilecek brüt elektrik üzerinden rödövans tahakkuku yapılabilmesi için yeni bir sayaç kurulmasını davacı kiracıdan istemekte, davacı kiracı ise TEİAŞ’ın ölçüm için kabul ettiği ana sayacın sözleşmedeki şartları sağladığı, buna ilave bir sayacın olmadığını beyan etmektedir. Davalı kiraya veren tarafından, brüt elektrik enerjisi üretimi tespitini yapabilen bir sayaç sistemi kurulana kadar geçen sürede rödövans tahakkuklarının, TEİAŞ tarafından geçici kabulü yapılan ve onaylanan sayaç tarafından yapılan ölçümlere %10 oranında iç tüketim miktarı eklenerek hesaplanacak tahmini brüt enerji üretimi üzerinden gerçekleştirilmesinin uygun görüldüğü davacıya bildirilmiş ve faturalar da bu şekilde düzenlenmiştir. Öncelikle, rödövans sözleşmesinde ifade edilen “elektrik santrali ana sayacının” davacı ile TEİAŞ arasında düzenlenen sözleşmede belirlenen ana sayaç olduğunun kabulü, sözleşmenin nisbiliği ilkesine aykırıdır. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereği; sözleşme, kural olarak o sözleşmede taraf olanları bağlar. Davalı kiraya verenin, taraf olmadığı bir sözleşme ilişkisi kapsamında, elektrik satışına esas alınacak ölçümü kabul ederek buna göre rödövans tahakkuku yapılması beklenemez. Rödövans sözleşmesinde, rödövans bedelinin işletmecinin üreteceği elektrik enerjisi üzerinden hesaplanacağı kabul edilmiş olup kiracının iç tüketimi kapsam dışında bırakılmamıştır. Sözleşmede yer alan “brüt” ifadesi de iç tüketimin rödövans bedeline dahil edileceğini göstermektedir. İlk Derece Mahkemesince; santralde, ölçüm yapılan sayaçtan önce iç tüketim için kullanılan enerji miktarı olup olmadığına ilişkin bir tespit ve değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. 2. Hal böyle olunca, İlk Derece Mahkemesince; santralde keşif yapılarak, ölçüm yapılan sayaçtan önce tüketilen elektrik enerjisi olup olmadığının belirlenmesi, iç tüketim için kullanılan miktar olması halinde bunun belirlenmesinin ve iç tüketimi de belirlemeye yönelik ana sayacın tesisinin mümkün olup olmadığı üzerinde durulması ve buna göre rödövans bedelinin iç tüketim de dahil edilerek hesaplanması gerektiği göz önünde bulundurularak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA, 17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.02.024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

İşletmeci Aras, bir tarım arazisini "Ürün Kirası" (hasılat kirası) sözleşmesi ile kiralamıştır. Arkadaşı Berk ise bir daireyi "Adi Kira" (olağan kira) sözleşmesi ile tutmuştur. Ürün kirası ile adi kira arasındaki "hasar ve yararlanma" farkları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Adi kirada hasar her zaman kiracıya aittir; ürün kirasında ise malike aittir.
B) Ürün kirasında kiracı, kiralananın sadece kullanım hakkına değil, aynı zamanda ondan ürün elde etme (semeri devşirme) hakkına da sahiptir.
C) Hasar durumunda adi kiracı kira bedelinden indirim isteyemezken, ürün kiracısı her durumda isteyebilir.
D) Ürün kirasında kiracı, taşınmaz üzerindeki tüm vergileri ödemekle yükümlüdür; adi kirada ise kiraya veren öder.
E) İki sözleşme türü arasında hukuken hiçbir fark yoktur; sadece isim farkı mevcuttur.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol