6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 360

Türk Borçlar Kanunu 360. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 360- Kiraya veren, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. II. Esaslı onarımlar

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2021/3599 E., 2022/1093 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
Bölge adliye mahkemesince; ihalenin, davalının hazırladığı bilgi ve dökümanlarla yapıldığı, aksine araştırma için ihale sürecinde yeterli zaman imkan bulunmadığı, TBK'nın 360. maddesi uyarınca kiraya verenin kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kulanmaya ve işletilmeye elverişli durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince de bu şekilde bulundurmak zorunda olduğu, teslim edilen kuyu
3. Hukuk Dairesi         2021/3599 E.  ,  2022/1093 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen kira bedelinin uyarlanması davasının kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 27/01/2022 tarihinde davalı vekili Av. ... ile davacı şirket temsilcisi ... ve şirket vekili Av. ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin daha derinlemesine incelenmesi ve bu konuda bir araştırma yapılması gerektiği heyetçe zorunlu görüldüğünden, Yargıtay Kanunu'nun 24/1 ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 21/3 maddeleri uyarınca görüşmenin bırakıldığı 15/02/2022 tarihinde dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalının açtığı jeotermal sahasının elektrik enerjisi üretilmek üzere kiralanması konulu ihaleyi kazandığını, 06/04/2016 tarihinde taraflar arasında sözleşme düzenlendiğini, ilk yıl sabit kira bedelinin ödendiğini, bir yıl boyunca elektrik üretim tesisinin kurulması için yatırımlarını yaptığını ve hazırlık çalışmalarına başladığını, bu çalışmalar sırasında mecut kuyuların bir kısmını revize ettiğini, bir kısmını ise tamamen yeniden açtığını, kira sözleşmesi ile teslim edilen kuyuların yapılan tetkikler sonucunda kuyu teslim tutanağında belirtilen özelliklere sahip olmadığını, bu nedenle elektrik üretimlerinin az olacağını, teslim tutanağında belirtilen özelliklere sahip olsalardı kuyulardan elde edilecek toplam elektrik enerjisi miktarının minimum 7,60 MW iken sahanın veriminin nerdeyse yarı yarıya düştüğünü ve elde edilecek enerji miktarının maksimum 3,80 MW olarak belirlendiğini, sözleşmede ve ihale eklerinde bildirilen niteliğe haiz olmayan kuyular nedeniyle belirlenen miktarda kira bedellerinin ödenmesinin beklenilmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sözleşmede belirlenen iki tür kira alacağının da kuyulardan elde edilen verimler esas alınarak belirlendiğini, yeni koşullarda ise sıcaklık, derinlik, kuyu sayısı gibi farklılıklar nazara alındığında beklenen verimin alınamayacağının açık olduğunu, önceden tahmini mümkün olmayan ve belirlenemeyen değişken hal ve koşulların edimler arasındaki dengeyi aşırı ve açık biçimde bozduğunu ileri sürerek; kuyuların debi ve sıcaklık ölçümleri yapılarak elde edilecek elektrik enerjisi miktarlarının tespitini, kira sözleşmesinin değişen koşullara uyarlanmasını, elde edilecek elektrik enerjisi miktarının yarı yarıya düşmesi nedeniyle dava tarihinden itibaren yıllık sabit kira bedelinin KDV hariç 250.000 USD, satışı yapılan net elektrik enerjisi üzerinden davalı şirkete ödenecek bedelin KDV hariç 1,45 USD olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; 06/04/2016 tarihli jeotermal ... kiralama sözleşmesinin ürün kirası niteliğinde olduğunu, bütün bilgi ve belgelerinin sözleşmenin 9.1 maddesi kapsamında davalıya sunulduğunu ancak taahhüt altına girmediğini, kuyuların değil kira sözleşmesinde belirtilen sahanın kiraya verildiğini, kira konusu kuyulardan ibaret olmadığından davacının kuyu teslim tutanağına dayanarak hak iddia etmesinin hukuken mümkün olmadığını, verilerde değişkenlik olsa bile uyarlama davasına konu edilemeyeceğini, jeotermal kaynağın kiralanmasına ilişkin sözleşmenin özelliği itibariyle bir takım riskler barındırdığını, ayrıca iddia edilen kuyulardaki değişkenliğin ispata muhtaç olduğunu, davacının sözleşmede belirlenen iki tür kira alacağının da kuyulardan elde edilen veriler ışığında belirlendiği iddiasının dayanaktan yoksun bulunduğunu, üretime geçildiğinde alınacak olan kira bedelinin ihalede yarışma usulüyle belirlenmiş olup sahanın tümü ile ilgili potansiyel ortaya çıktıktan ve üretime başlandıktan sonra üretime endeksli olarak ödenmesinin düzenlendiğini, üretimle orantılı kira bedeline müdahale edilmesinin taraf iradelerine ve bedelin ihale ile belirlenmesi yönündeki usule aykırı olduğunu, henüz üretime geçilmediği için ödemesi başlanmayan bir kira bedelinin indirilemeyeceğini sabit kira bedelinin ise kiracının risk üstlenerek ödemeyi kabul ettiği bir bedel olup veri değişkenliği ispatlansa bile sahanın tamamı için ödenen bir bedel olduğundan indirime konu edilemeyeceğini, uyarlamanın koşullarının oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince; ihale şartnamesinin devamında yer alan “... ...” başlıklı dökümanda ... sahasında kullanılabilir kuyuların temel özellikleri başlıklı tabloda, sahada bulunan kuyuların derinlik, debi, sıcaklık ve üretim şekline ilişkin bilgilere yer verildiği, taraflar arasındaki kira sözleşmesinin bu bilgiler esas alınarak kurulduğunun açık olduğu, keşif tarihlerinde yapılmış olan ölçümlerde kuyuların debi ve sıcaklıkları ile sahanının elektrik üretim kapasitesinin ihale dökümanlarındaki değerlerin altında kaldığının tespit edildiği, dolayısıyla kiralananın sözleşmenin amacına uygun bir biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim edilmediği, kiraya verenin edimlerini tam ve doğru olarak yerine getirmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu sözleşmede; birinci bedel olan yıllık sabit kira bedelinin 250.000 USD, ikinci bedel olan üretime bağlı kira bedelinin kilovatsaat başına 1,45 Cent olarak uyarlanmasına karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince; ihalenin, davalının hazırladığı bilgi ve dökümanlarla yapıldığı, aksine araştırma için ihale sürecinde yeterli zaman imkan bulunmadığı, TBK'nın 360. maddesi uyarınca kiraya verenin kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kulanmaya ve işletilmeye elverişli durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince de bu şekilde bulundurmak zorunda olduğu, teslim edilen kuyulardaki kapasite ve taahhüdün %50 'nin altında olduğunun tesbit edildiği, bu duruma ilişkin sözleşmede bir kararlaştırma olmadığının anlaşıldığı, işletme ruhsatındaki kuyulara ait verilerin yapılan incelemede mevcut olmadığı, niteliklerinin daha düşük olduğu, bu durumda üretimi esaslı oranda etkileyeceğinin tesbit edildiği, üretimdeki düşüş nedeniyle kiracının gelirinde azalma olacağından sabit ücretinin de uyarlanması gerektiği, zira kuyuların niteliği ve kapasitesi esas alınarak sabit ücretin belirlendiğini, kuyuların tamamen açılması ve ileride debi ve sıcaklılık farklılıklarından dolayı üretimin artmasının mümkün olduğu, böyle bir durumda da kiraya veren tarafından uyarlama davasının her zaman açılabileceği, dava açılış tarihine göre kuyulardaki sözleşmede belirtilen debi ve sıcaklılık durumları ile sözleşme yapıldıktan sonra farklılıklar olup üretimde düşüş olduğundan, kira sözleşmesinin uyarlanmasına ilişkin mahkeme kararının doğru olduğu gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1)Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2) 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) 360. maddesinin ifadesi ile ürün kirasında kiraya veren; birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür . Kiraya veren bu borcu sadece fiili bir teslim ile ifa etmiş olmaz. Kiracı kiralananı hangi maksat için kiralamış ise kiraya veren o maksada elverişli bir tarzda teslim ve kiralama süresince bulundurmakla mükelleftir. Yine TBK' nın 358. maddesi yollamasıyla ürün kiralarında da uygulanan aynı kanunun 305. maddesine göre; kiralananın önemli ayıplarla teslimi halinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı hale gelmesinden doğan sorumluluğuna başvurabilir. Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini isteyebilir. Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır. Ürün kiralarında TBK m. 358 yollamasıyla aynı kanunun 307. maddesine göre; kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların varlığı halinde, bu ayıpların kiraya veren tarafından öğrenilmesinden ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden ayıpla orantılı indirim isteyebilir. Ayrıca aynı Kanun'un 308. maddesine göre de; kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın ayıplı olmasından doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür. Her ne kadar davacı davasında uyarlama talebinde bulunduğunu bildirmiş ise de HMK'nın 33. maddesine göre; vakıaları bildirmek taraflara, hukuki niteleme hakime ait olduğuna göre eldeki dava ürün kirasına konu olan kiralanandaki ayıp nedeniyle kira bedelinin indirilmesi istemine ilişkindir. Taraflar arasında 06/04/2016 başlangıç ve 11/08/2036 sona erme tarihli ürün kira sözleşmesinin konusu, işletme ruhsatına sahip, jeotermal sahada, koordinatları sözleşmede belirtilen alanın, jeotermal kaynağa dayalı elektirk enerjisi üretmek amacıyla kiraya verilmesidir. Sözleşmede yıllık sabit kira bedeli 500.000 USD olarak belirlenmiş, bunun yanında üretime bağlı ikinci bir kira bedeli kararlaştırılmış ve satışı yapılan net elektrik enerjisi için 2,90 USD cent/kWh kira bedeli ödeneceği düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinde kiralananın, davalı adına ruhsatlı sahanın bır kısmı olduğu belirtilmiş, kiralanan kaynak alanı içerisinde yer alan CM-3, CM-4, CM-5, CM-6, G3-A ve G17-A kuyularının mevcut halleri ile kiracının kullanıma verileceği düzenlenmiştir. Kira sözleşmesinde ve şartnamede kuyuların niteliğine ilişkin bir ayrıntı bulunmamakta ise de işletme ruhsatında ve şartnamenin ekinde yer alan teknik raporda kuyulara ait teknik bilgilere yer verilmiş, 06/04/2016 tarihli yer teslim tutanağında da aynı şekilde derinlik, sıcaklık, debi bilgileri yer almıştır. Jeotermal kaynağa dayalı elektrik enerjisi üretmek amacıyla ürün kira sözleşmesi düzenlenmiş olup teslim tutanağında yer verilen kuyuların teknik özelliklerine göre 8,07 MWe elektrik enerjisi üretilebilecekken keşif tarihinde kuyularda tespit edilen değerlere göre 3,50 MWe elektrik enerjisi üretilebileceği hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirlenmiştir. Kiralanan sahada yer alan kuyuların teknik değerlerinde bir takım farklılıklar olması kiralananın niteliği gereği göz önünde bulundurulması gereken bir husus ise de, bilirkişi raporunda tespit edilen değerler arasında büyük fark bulunmakta olup bu durumda kiralananın ayıplı olduğunun kabulü gerekmektedir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince kira sözleşmesinde birinci bedel olarak kararlaştırılan sabit kira bedelinin bu ayıp hali devam ettiği sürece ayıpla orantılı olarak indirilmesinde bir usulsüzlük bulunmamaktadır. Ancak, kira sözleşmesinde ikinci bedel olarak kararlaştırılan üretime bağlı olan kira bedeli, davacının üreteceği enerji miktarına göre sözleşmede kararlaştırılan bedel üzerinden ödenecek olup kiralanandaki enerji üretimini etkileyen ayıp hali bu kira bedelinin indirilmesini gerektirmemektedir. Bu nedenle sözleşmede 2,90 USD cent/kWh olarak belirlenen üretime bağlı kira bedelinin indirilmesi talebinin reddi gerekirken bu bedel yönünden de indirim kararı verilmiş olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre de; davacı, dava tarihinden geçerli olmak üzere kira bedelinde indirim talebinde bulunmuş olduğundan dava tarihinden geçerli olmak üzere ayıbın giderilmesine kadar geçen süre için kira bedelinin indirimli olarak tespitine karar verilmesi gerekirken, infazda tereddüt yaratacak şekilde, belirlenen kira bedelinin hangi tarihten itibaren ne zamana kadar geçerli olacağının belirtilmemesi doğru olmadığı gibi, kira sözleşmesinin 8. maddesinde sözleşmede belirtilen sabit ve üretime bağlı kira bedelleri net olup KDV, Stopaj ve benzeri tüm vergi yükümlülklerinin kiracıya ait olduğunun düzenlendiği göz önünde bulundurularak tespit edilen kira bedelinin net kira bedeli olduğunun belirtilmemesi de doğru değildir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, 3.815 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin yekdiğerinden alınıp yekdiğerine verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 15/02/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2023/2188 E., 2023/2169 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı TBK 360 ıncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bul
10. Hukuk Dairesi         2023/2188 E.  ,  2023/2169 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2021/178 E., 2022/393 K. DAVALILAR :1- ... vekili Avukat ... 2- Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 15.05.2013 HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasında Mahkemesinde görülen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı murisinin davalıya ait ... plakalı ticari takside 03.01.2000 – 01.03.2009 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. II. CEVAP Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde;davacının vefat eden eşinin diger davalıya ait ticari taksi işyerinde çalıştığına dair davacıya ait dava konusu döneme ilişkin herhangi bir kayıt bulunmadığını davacının iddalarının kurum kayıtları ile bağdaşmadığını, ayrıca 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılıp açılamayacağı belirlenemeyeceiğinden davanın hak düşürücü süre yönünden ayrıca usül ve yasaya aykırı dayanaksız olan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Diğer davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının eşinin 03.01.2005-01.03.2009 tarihleri arasında müvekkilinin yanında sigortalı olmayı gerektirecek bir çalışmasının olmadığını, ... plakalı ticari aracı günlük olarak kiralamak, yakıtını kendisi karışlamak ve hasılatın tamamını kendisinde kalmak sureti ile kullanmış olması sebebi ile İş Kanunu hükümleri gereğince işçi sayılması mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III.MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 05.06.2014 tarih ve 2013/293 Esas-2014/407 Karar sayılı kararıyla; Davanın reddine, karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkemenin kararını başvurunun esastan reddi ile sonuçlandıran Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı süresi içinde davalı kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur. Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 23.06.2015 tarih, 2014/19587 Esas, 2015/14450 Karar sayılı Bozma İlamında; 2.1-Dosyadaki kayıt ve belgelerden; davacı murisi adına davalı tarafından düzenlenen işe giriş bildirgesi ve davalı Kurum'a bildirilen çalışma bulunmadığı, dönem bordrolarının dosya arasına alınmadığı, davalı adına ... plakalı araç işletmesinin 06.01.2011 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamına alındığı, davalının 01.01.1996 tarihinden itibaren “ taksi ile yolcu taşımacılığı ”ndan dolayı vergi kaydının bulunduğu, komşu işyeri tanıklarının araştırılmadığı, 2.2-Mahkemece yapılacak iş; öncelikle davalı adına kayıtlı taksi işletmesi işyeri bulunup bulunmadığı davalı Kurum'dan sorularak varsa bu işyeri/işyerlerinin dönem bordrolarını dosya arasına almak, dönem bordroları bulunuyor ise bordrolardaki kayıtlı çalışanlar arasından re'sen seçilecek kişileri dinlemek, daha sonra davacıdan eşinin hangi taksi durağında çalıştığı sorularak; zabıta marifeti ile söz konusu taksi duraklarında talep edilen dönemde çalışan kişilerinin tespit etmek ve bu kişileri dinlemek, daha sonra; yine zabıta marifeti ile ya da davalı Kurum'dan sorularak, bildirilen taksi duraklarına komşu işyeri sahipleri ile bu işyerlerindeki çalışmaları kayıtlara geçmiş çalışanları tespit ederek dinlemek, davacıdan ve dinlenilen tanıklardan davacı murisinin çalıştığı iddia edilen ticari taksi ile sürekli yakıt aldığı bir petrol istasyonu bulunup bulunmadığı sorularak, bulunuyor ise buradan ... plaka sayılı araca talep edilen dönemde alınan yakıt tutarlarının kim tarafından ödendiğinin bildirilmesini istemek, komşu işyerlerinde ve murisin çalıştığı duraklarda çalıştıklarını beyan eden davacı ve davalı tanıklarının gerçekten beyanlarındaki işyerlerinde çalışıp çalışmadıklarını zabıta marifeti ile tespit etmek ve böylece toplanan deliller ışığında varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. Mahkemenin Bozma ilamına uyarak verdiği 28.01.2020 tarihli ve 2015/462 Esas, 2020/72 Karar sayılı kararıyla; Tüm dosya kapsamında gerek bozma öncesi gerek bozma sonrası toplanan delillerin tetkikinde davacının davalı yanında çalıştığını şüpheden uzak delillerle kanıtlayamadığı, mahkememizce resen yapılan araştırmaların da sonuçsuz kalması nedeniyle ispatlanamayan davanın reddine, karar verilmiştir. B. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur. 2.Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 31.03.2021 tarih, 2020/10114 Esas, 2021/4435 Karar sayılı Bozma ilamında; 2.1.Mahkemece, uyuşmazlık konusu döneme ilişkin dönem bordroları istenilmiş ise de dönem bordrosunun bulunmaması sebebiyle bordro tanığı dinlenilmediği anlaşılmakla, Mahkemece yapılması gereken iş, komşu işyeri işverenleri ile bunların bordrolarındaki kayıtlı çalışanları tespit edilip, işverenler yada çalışanlar ait mükellefiyet kayıtları ve bordrolar da celp edilerek tanıklar dinlenildikten sonra, davacı murisi adına olduğu görülmekte olan trafik cezaları ve komşu işyeri tanığı sıfatıyla dinlenilen ...’ın beyanları gözetilerek ve tanık beyanlarında geçen ticari araç kiralama usulü ile ilgili olarak dava konusu döneme ilişkin kira sözleşmesi bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle karar bozulmuştur. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Son Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Resen belirlenen tanıkların davacı ile davalı arasındaki sözleşme ilişkisini bilmemeleri ve bilmelerinin mümkün olmaması, bunun yanında bozma öncesi dinlenen davalı tanıklarının beyanları, mahkememiz nezdinde benzer dosyalarda yapılan yargılamalarda da ortaya konduğu üzere uyuşmazlık konusu dönem itibariyle ... İlinde başkalarının ticari taksisinde şoförlük yapan kişilerin şoförlük yaptıkları gün araç sahibine sabit bir miktar para ödeyerek hasılat kirası niteliğinde sözleşme ile çalışmaları ve bu uygulamanın ... genelinde mutat uygulama niteliğinde olması hususları birlikte değerlendirldiğinde davacı tarafça davalı yanında sigortalı olmayı gerektirir nitelikte çalışma iddiası ispatlanamadığı gerekçesiyle; Davanın reddine, karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Gerekçe 1-Hizmet tespitine ilişkin talebin yasal dayanağı 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7 inci maddesi gereğince 506 sayılı Kanunun 79/10 uncu ve 5510 sayılı Kanunun 86/9 uncu maddeleri olup Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği açıktır. 2- Uygulamada ticari taksi sahiplerinin taksi plâkalarını altı ay veya bir yıllığına kiraya verdikleri, ticari taksinin işletilmesinin tamamen aracı kiralayan kişiye bıraktıkları görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hâsılat kirası olduğunda kuşku yoktur. Bir diğer uygulama ise, taksi sahibi esas olarak kendisi çalışmakta, günün belli bir diliminde (12 saatliğine veya 24 saatliğine) aracı başka bir şoföre tahsis etmektedir. Bunun karşılığında, elde edilen gelir ne olursa olsun sabit bir miktar taksi sahibine ödenmekte veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin niteliğine göre elde edilen gelirin belli bir oranı ticari taksi sahibine verilmektedir. Bu durumda, taraflar arasındaki ilişkinin hâsılat kirası mı, yoksa bağımlılık, zaman ve ücret unsurunu içerecek şekilde hizmet akdi mi olduğu hususu uyuşmazlık konusudur. Dairemiz uygulamalarında, İkinci uygulamadaki gibi çalışan şoförlerin çalışmaları, hizmet akdine dayalı çalışma olarak nitelendirilmiştir. Zira, hasılat kirasının unsurlarını taşıyacak nitelikte taksinin işletilmesi tamamen şoföre bırakılmamakta, zorunlu nedenlerle, taksi sahibinin devamlı olarak çalışmasının fiilen imkansız olması nedeniyle, kısa bir süre için tahsis edilmektedir. İşverenin vardiyalı çalışmayı düzenleme yetkisinin bulunması ve yazılı bir kira sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle taraflar arasında bağımlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmekte, aksinin bunu iddia eden tarafından, yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. 3-4857 sayılı İş Kanunu'nun 8'inci maddesinin birinci fıkrasında iş sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Buna göre, " İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir." Ayrıca aynı Kanunun 2'nci maddesinin birinci fıkrasında da " Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir." hükmüne yer verilmiştir. Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 393'üncü maddesinde ise "Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde hizmet (iş) sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Bu tanımlardan yola çıkıldığında iş sözleşmesinin, "iş görme", "ücret" ve "bağımlılık" unsurlarından oluştuğu açıktır. Belirtmek gerekir ki işçinin iş sözleşmesi ile üstlendiği edimin "iş görme edimi" olması, bu edimini işverenin gözetim ve denetimi altında, onun verdiği emir ve talimatlar doğrultusunda yerine getirmesi, kural olarak çalışılan yerin, çalışma saatlerinin işveren tarafından belirlenmesi, üretim araç ve gereçlerinin, mamul ve yarı mamul maddelerin işveren tarafından temin edilmesi karşısında iş sözleşmesinde ekonomik riskin işveren üzerinde olduğu açıktır. Başka bir deyişle, işverenin iş sözleşmesinde egemen olması, işçinin iş görme edimi nedeni ile ekonomik risk altına girmemesini gerektirir. Ekonomik riskin işverende olması, yapılan işin sonucunun işçiyi etkilememesi, işveren zarar etmiş olsa bile işçinin çalışmasının, yerine getirdiği iş görme ediminin karşılığı olan ücreti isteyebilmesi, işin kâr ve zararının işveren üzerinde olması, işveren zarar etmiş olsa bile işçiye ücretini ödemesi anlamına gelmektedir. 4- Kira sözleşmesi bir malın kullanımının devredildiği sözleşme türü olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 229'uncu maddesinde " Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır. Ürün kirasına ilişkin olarak 6098 sayılı TBK ise aynı hususta 357'nci maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir."; 358 inci maddesinde ise "Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır." düzenlemelerini içermektedir. 6098 sayılı TBK 360 ıncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlü olduğu belirtilerek düzenlemiştir. Kiraya veren, kiralanan şeyi, kiracının kiralanandan yararlanmasını ve semerelerini toplamasını sağlayacak ya da işletilmesini mümkün kılacak şekilde teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca da bu durumda bulunmakla yükümlüdür. Bu kapsamda kiralananın işletilmesi için gerekli tüm malzemeleri, imtiyazları, ruhsatları teslim etmesi şarttır. Hemen belirtmek gerekir ki, ticari bir aracın kullanımının plakası ile birlikte başkasına devredildiği ve aracın bu kişi tarafından kullanıldığı uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu tür bir ilişkide ruhsat sahibi ile aracı kullanan arasındaki ilişkinin bir ürün (hasılat) kirası mı yoksa, iş ilişkisi mi olduğunun tespiti, hangi hükümlerin uygulanacağının belirlenmesi noktasında önem arz etmektedir. Zira taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisi ise İş Kanunu veya bazı hâllerde Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin; kira ilişkisi ile Borçlar Kanunu'nun kira sözleşmesine ilişkin düzenlemelerinin uygulanması gerekecektir. Taraflar arasında iş sözleşmesi bulunup bulunmadığının tespitinde görünürdeki işlemler değil, fiili durum önemli olup fiili (gerçek) durum tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekir. Taraflar arasında ürün (hasılat) kirasının varlığı bakımından, kira sözleşmesinin sözlü hatta zımni olarak yapılmasının dâhi mümkün olması karşısında mutlaka yazılı kira sözleşmesi yapılması şart değildir. Aksine yazılı bir kira sözleşmesi sunulmuş olsa bile, taraflar arasında iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarını içeren bir iş sözleşmesinin varlığının tespiti hâlinde gerçek fiili durumun iş sözleşmesi olduğunun kabulü gerekecektir. Kira sözleşmesi yapılmış olsa da, işletme ruhsatı devredilmediği sürece, trafik cezalarının ve hasarın davalı adına işlenmesi doğaldır. Taraflar arasında hasılat kirasına yönelik bir anlaşma olsa dahi, gerçek fiili durum hasılat kirasıyken, araç sahibinin işletme ruhsatını devretmemesi uygulamada mümkündür. Sırf işletme ruhsatının devredilmemiş olması, o ilişkiyi hasılat kirası olmaktan çıkarmayacağı gibi, bu ve benzeri durumlarda trafik cezalarının kimin adına kesildiği de kanımızca taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini etkileyebilecek esaslı unsurlardan değildir. Bu tür özellikler, ancak yardımcı ve destekleyici ölçüt olarak kullanılabilir (Baycık, G.: İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve İşin Düzenlenmesi Açısından Yargıtay'ın 2016 Yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Tebliğ, s.7). Aynı şekilde kişinin Sosyal Güvenlik Kurumuna 4/1-a'lı olarak bildiriminin yapılmış olması, aradaki ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Aradaki ilişkinin iş sözleşmesine dayanmamasına rağmen yapılan SGK bildiriminin gerçeğe aykırı olduğunun tespiti hâlinde SGK tarafından iptal edilmesi mümkündür. 5- Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33'üncü maddesi uyarınca Türk Hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkimin, 6098 sayılı TBK'nın 19'uncu maddesindeki "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmünü de göz önünde tutarak, tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmaksızın fiili durumun gerçek hukuki nitelendirmesini yaparak uygulanacak hükümleri belirlemesi gerektiği açıktır. 3.Değerlendirme Somut bu maddi ve hukuki olgulara göre; mahkemece, komşu işyeri işverenleri ile bunların bordrolarındaki kayıtlı çalışanları tespit edilip, işverenler yada çalışanlar ait mükellefiyet kayıtları ve bordrolar da celp edilerek tanıklar dinlenildikten sonra, davacı murisi adına olduğu görülmekte olan trafik cezaları ve komşu işyeri tanığı sıfatıyla dinlenilen ...’ın beyanları gözetilerek ve tanık beyanlarında geçen ticari araç kiralama usulü ile ilgili olarak dava konusu döneme ilişkin kira sözleşmesi bulunup bulunmadığı, ticari taksiye ait vergi, kaza ve ceza tutanakları olup olmadığı araştırılmalı, varsa bu kayıtlar da dosya arasına alınarak, tutanakların kimin adına düzenlendiği ve ödemelerin kimin tarafından yapıldığı tespit edilmeli ve bu suretle işin görülmesinden kaynaklanan ekonomik riskin kimin üzerinde olduğu belirlenmeli, ticari takside davacının çalışmadığı zamanlarda araçta başka şoför ya da şoförlerin çalışıp çalışmadığı belrilenmeli, varsa bu kişiler tespit edilerek davacı ve davalı ile aralarında ne tür bir ilişki bulunduğu saptanmalı ve yukarıda belirtilen açıklamalar ışığında taraflar arasında hasılat kirası ilişkisinin mi hizmet akdi ilişkisinin mi bulunduğu yöntemince araştırılıp sonucuna göre bir karar verilmelidir. Eksik inceleme ile sonuca gidilmesi hatalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının usulden BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine, 08.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. ...
10. Hukuk Dairesi, 2023/6048 E., 2023/6720 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376 ncı maddelerinde hasılat kirası düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir.
10. Hukuk Dairesi         2023/6048 E.  ,  2023/6720 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2020/266 E., 2023/93 K. HÜKÜM/KARAR : Ret Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen hizmet tespiti davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacılardan ... vekili ile davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; ...'ın 27.11.2007-25.06.2012 tarihleri arasında davalı işverene ait iş yerinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir. Davalı ... ve ... vekili; davacı ile davalılar arasında kira ilişkisi bulunduğunu, davacı ...'ın davalılara ait dolmuşu kiralayarak kendi adına çalıştırdığını, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacı adına tespite konu sürede başka araçlarda kesilmiş trafik cezaları da bulunduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 08.04.2014 tarihli ve 2012/1348 Esas 2014/368 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulüne, davacının davalılara ait 1144737,06 ve 121813,06 nolu işyerlerinde kısmi süreli olarak toplam 350 gün süre ile (27.11.2007-30.04.2010 arası 291 gün, 01.07.2010-05.09.2010 arası 21 gün ve 01.03.2012-25.06.2012 arası 38 gün olmak üzere) hizmet akdine dayalı ve asgari ücret üzerinden çalıştığının tespitine fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. İlk Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Daire kararında; hüküm altına alınan dönem yönünden tanıkların anlatımlarının hüküm vermeye elverişsiz olduğu, bu bakımdan; özellikle, farklı kişilerin araçlarında da şoförlük yapıldığı yönündeki anlatımlar ve bu konudaki tutanaklar ile işverenlere ait aracın başkalarınca da kullanıldığını gösteren tutanaklar dikkate alınmak suretiyle, kendisine husumet yöneltilenlerin işverenliği altındaki çalışma olgusunu aydınlatmaya yönelik olarak, hizmetin geçtiği ileri sürülen hatta/bölgedeki araç sahipleri ve şoförler saptanarak dinlenilmeli, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdığı kişiler yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurulmalı, tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, 4857 sayılı Kanunun 13 üncü ve 63 üncü maddeleri ile 01.03.2011 gününden itibaren süregelen dönem bakımından da ayrıca 5510 sayılı Kanunun ek 6 ncı maddesi kapsamında çalışma ilişkisi irdelemeye tabi tutulmalı, hizmetin kısmi zamanlı olduğunun kabul edildiği anlaşıldığından nasıl ve ne şekilde gerçekleşip günde kaç saate karşılık geldiği ortaya konularak öngörülen yöntemle saat/gün dönüştürme işlemi yapılmalı ve toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre infaza elverişli şekilde hüküm kurulmalı gerekçesi ile karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin 15.01.2019 tarihli 2015/870 Esas 2019/20 Karar sayılı kararı ile, davacının bahsi geçen münibüste kendi nam ve hesabına çalıştığı, davalılar ile arasında hizmet akdinin bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. C. 2'nci Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Daire kararında; aynı işverenler aleyhine açtığı hizmet tespiti davası 10.Hukuk Dairesinin 2019/3397 Esas sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen ...’ı tanık olarak dinlemek,ilgili dava dosyasını mahkemesinden isteyerek incelenmek üzere dosya arasına almak, özellikle, farklı kişilerin araçlarında da şoförlük yapıldığı yönündeki anlatımlar ve bu konudaki tutanaklar ile işverenlere ait aracın başkalarınca da kullanıldığını gösteren tutanaklar dikkate alınmak suretiyle, hizmetin geçtiği ileri sürülen hatta/bölgedeki araç sahipleri ve şoförleri saptayarak dinlemek, aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ve çalıştırdığı kişiler yöntemince belirlenerek bilgi ve görgülerine başvurmak, taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini ortaya koymak bakımından tanıkları özellikle bu yönde dinleyerek, hizmet akdi bulunduğu sonucuna varılırsa, davacı tarafça temyiz edilmeyen ilk hükümde hizmetin kısmi zamanlı olduğu kabul edildiğinden nasıl ve ne şekilde gerçekleşip günde kaç saate karşılık geldiği ortaya konularak öngörülen yöntemle saat/gün dönüştürme işlemi yapmak ve toplanan kanıtlardan elde edilecek sonuca göre infaza elverişli şekilde hüküm kurmak gereklerine işaret edilerek karar bozulmuştur. D. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kamu tanıklarının kiralama yönündeki beyanları, davacı tanığı ... 'nun dolmuşta çalıştığında kazancı davacıya verdiği yönündeki beyanı, davacının başka araçlarda çalışmasının varlığı ve davalı tanıklarının beyanları dikkate alındığında taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası olduğu sonucuna varıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılardan ... vekili, davalı Kurum vekili ve davalılar ... ile ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri ... vekili, dosyaya taraflara arasında yapılmış bir kira sözleşmesi sunulmadığını, hizmet akdi ile çalıştığını belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. Davalı Kurum vekili, kararı vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir. Davalılar vekili, kararı vekalet ücreti yönünden temyiz etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacıların murisi ...'ın 27.11.2007 ile 25.06.2012 tarihleri arasında davalılara ait dolmuşta şoför olarak hizmet akdi ile çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 357 ila 376 ncı maddelerinde hasılat kirası düzenlenmiş olup, hasılat veren bir mal veya hakkın semerelerinden yararlanılmak ve işletmek üzere bir bedel karşılığında kiralayan tarafından kiracıya devredilmesinin taahhüt edilmesidir. Bir başka ifadeyle, hasılat kirasında kiralayan hasılat getiren bir malı ya da hakkı, kiracının bu malın semeresinden yararlanmasını da içerecek şekilde kiralamaktadır. Hasılat kirasının konusunu, hasılat getiren bir taşınır veya taşınmaz, yahut bir ticari işletme veya hak oluşturabilir. (Doç. Dr. Hüseyin Altaş, Hasılat ve şirket kirası, Yetkin Yayınları 2009, sayfa:73) Hasılat kirasında kiracı, kiralanan şeyi işletmekle yükümlüdür. Anılan kanunda, hasılat kirasının geçerliliği herhangi bir biçim koşuluna bağlanmamış, yine süresi ile ilgili bir düzenleme yer almamıştır. Öte yandan 506 Sayılı Kanun anlamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet akdine dayanması, b) işin işverene ait yerde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. Mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu’nun 313/1 maddesinde, hizmet sözleşmesi; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirginken, 4857 sayılı yeni İş Kanununda, daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi “bağımlılık” unsuruna da yer verilmiştir. Hizmet sözleşmesi her şeyden önce bir iş görme edimini zorunlu kılar. Bu sözleşmeyle sigortalıya yüklenen borç, işveren yararına bir iş görmek, hizmet sunmaktır. Ücret, BK m. 313 anlamında hizmet akdini oluşturan unsurlardandır ve bu unsurun yokluğu durumunda çalışma ya vekalet sözleşmesine, ya da bir sözleşme ilişkisi bulunmaksızın hatır, yardım, dayanışma, arkadaşlık gibi bir nedene dayanmaktadır. 506 sayılı Kanuna göre sigortalılık niteliği için ücret zorunlu unsur değildir. Bu husus, anılan Kanunun 3-I-B, 6 ve 78/2 nci maddeleri hükmünde açıkça görülmektedir. Bilindiği gibi çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla sigortalı olurlar (506 SK. m. 6). maddenin “çalıştırılanlar” sözüne yer verip, aksine, hizmet akdi ile çalıştırılanlar ifadesine yer vermemesi karşısında, zaman ve bağımlılık koşulu gerçekleşmiş ise ücret koşulu gerçekleşmese de, kişi, sigortalı sayılmalıdır. Bir diğer düzenleme olan 506 sayılı Kanunun 78/2 nci maddesinde günlük kazanç sınırları düzenlenirken “ücretsiz çalışan sigortalıların günlük kazançları alt sınır üzerinden hesaplanır.” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemenin gerekçesinde, maddenin, ücretsiz çalışanların prim kesintilerinin belirlenmesi amacıyla kaleme alınmış olduğu belirtilmektedir. 506 sayılı Kanunda hizmet akdine dayalı çalışmanın ücretsiz de olabileceğinden söz edilmesinin nedenine gelince, 506 sayılı Kanunun sistematiği dikkate alındığında, yasa koyucunun, Sosyal Sigortalar Kanunu bakımından ücreti hizmet akdinin zorunlu bir unsuru olarak öngörmediği, bu anlamda, 506 sayılı Kanunda anılan hizmet akdinin, Borçlar Kanununda tanımlanan şekliyle hizmet akdine göre özellikler gösteren bir (hizmet) sözleşme biçiminde olduğu söylenebilir. Konu doktrinde de ele alınmış ve ücret almadan yapılan çalışmalarında sigorta kapsamına alınması gerektiği genel olarak kabul görmüştür. Diğer unsur olan bağımlılık ve bu kapsamda ele alınması gereken zaman unsuru, hizmet akdinin ayırt edici özelliğidir. Bağımlılık, iş ve sosyal güvenlik hukuku uygulamasında temel bir ilke olup, bu unsur, hizmetini işverenin gözetimi ve yönetimi altında yapmayı ifade eder. Ne var ki, iş hukukunun dinamik yapısı, ortaya çıkan atipik iş ilişkileri, yeni istihdam modelleri, bu unsurun ele alınmasında her somut olayın niteliğinin göz önünde bulundurulmasını zorunlu kılmaktadır. Bazı durumlarda, taraflar arasında sıkı bir bağımlılık ilişkisi bulunmasa da, işverenin iş organizasyonu içinde yer alınmaktaysa bu unsurun varlığının kabulü gerekecektir. Önemli yön, işverenin her an denetim ve buyurma yetkisini kullanabilecek olması, çalışanın, edimi ile ilgili buyruklara uyma dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte teknik ve hukuki bir bağımlılığın bulunmasıdır. Genel anlamda bağımlı çalışma, işverenin belirleyeceği yerde ve zamanda, işverence sağlanacak teknik destek ve işverenin denetim ve gözetiminde yapılan çalışmadır. İşverenin yönetim (talimat verme) hakkı karşısında işçinin talimatlara uyma (itaat) borcu yer alır. Bir işin görülmesi süreci içinde işçinin faaliyeti, çalışma şekli, yeri, zamanı ve işyerindeki davranışları düzenleyen talimatlar veren işveren onu kişisel bağımlılığı altında tutar. Bu sözleşmede varolan otorite/bağımlılık ilişkisi taraflar arasında kaçınılmaz olarak bir hukuki hiyerarşi yaratır. Bu nedenle iş akdinde bağımlılık hem işçinin kişiliğini ilgilendirmekte hem de bir hukuki bağımlılık niteliği taşımaktadır. Uygulamada ticari taksi/minübüs sahiplerinin plakalarını altı ay veya bir yıllığına kiraya verdikleri, ticari taksi/minübüsün işletilmesinin tamamen aracı kiralayan kişiye bıraktıkları görülmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası olduğunda kuşku yoktur. Bir diğer uygulama ise, taksi/minibüs sahibi esas olarak kendisi çalışmakta, günün belli bir diliminde (12 saatliğine veya 24 saatliğine) aracı başka bir şoföre tahsis etmektedir. Bunun karşılığında, elde edilen gelir ne olursa olsun sabit bir miktar taksi/minübüs sahibine ödenmekte veya taraflar arasındaki güven ilişkisinin niteliğine göre elde edilen gelirin belli bir oranı ticari taksi/minübüs sahibine verilmektedir. Bu durumda taraflar arasındaki ilişkinin hasılat kirası mı, yoksa bağımlılık, zaman ve ücret unsurunu içerecek şekilde hizmet akdi mi olduğu hususu uyuşmazlık konusudur. Dairemizin içtihatlarına göre, ikinci uygulamadaki gibi çalışan şoförlerin çalışmaları, hizmet akdine dayalı çalışma olarak nitelendirilmiştir. Zira, hasılat kirasının unsurlarını taşıyacak nitelikte taksi/minübüsün işletilmesi tamamen şoföre bırakılmamakta, zorunlu nedenlerle taksi sahibinin devamlı olarak çalışmasının fiilen imkansız olması nedeniyle kısa bir süre için tahsis edilmektedir. İşverenin vardiyalı çalışmayı düzenleme yetkisinin bulunması ve yazılı bir kira sözleşmesinin bulunmaması nedeniyle taraflar arasında bağımlılık ilişkisinin varlığı kabul edilmekte, aksinin bunu iddia eden tarafından yeterli delillerle ispatlanması gerekmektedir. 3. Değerlendirme Somut olayda, Mahkemece taraflar arasındaki ilişki yukarıda yapılan açıklamalar ışığında irdelenmeli, ayrıca önceki bozma ilamında belirtilen şekilde Yargıtay 10 Hukuk Dairesinin 2019/3397 Esas, 2020/ 1694 Karar sayılı onama ilamı ile kesinleşen ... 7.İş Mahkemesi 2014/1260 Esas, 2017/131 Karar sayılı dosyası mahkemesinden istenerek bu dosya arasına alınmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek taraflar arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olup olmadığı irdelenerek, sonucuna göre karar verilmelidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,12.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2022/583 E., 2023/419 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
tam metni aç
un 272 nci maddesinde, "Kiralayan, birlikte kiralanmış menkul şeyler varsa bunlar dahi dahil olduğu halde kiralananı akitten maksut kullanmağa ve işlemeğe salih bir halde kiracıya teslim etmekle mükelleftir." şeklinde hükme bağlanmış olup, 6098 sayılı Kanun'da ise aynı hususu 360 ncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşm
Hukuk Genel Kurulu         2022/583 E.  ,  2023/419 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/765 E., 2020/1015 K. KARAR : Davanın reddine Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı ve fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı ve fer'î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalıya ait ... plaka sayılı takside 2001 yılından 10.01.2010 tarihine kadar şoför olarak çalıştığını, aynı tarihlerde davalının eşine ait ... plaka sayılı takside de çalışmasının bulunduğunu ancak çalışmasının yoğun olarak davalıya ait takside geçtiğini, ayrıca 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri arasında çoğunlukla davalıya ait takside çalışmasına rağmen davalının eşine ait ... plaka sayılı takside çalıştığına dair Kuruma bildirim yapıldığını ileri sürerek 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri arasındaki dönem dışında 2001 yılından 10.01.2010 tarihine kadar davalı nezdinde geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı vekili; hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacının davalıya ait takside işçi olarak değil kira sözleşmesi ile kendi nam ve hesabına çalıştığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili; davacının 24.03.2006 tarihinden önceki talebi yönünden hak düşürücü sürenin geçtiğini, Kurum kayıtlarında davalı adına kayıtlı işyerinin bulunmadığını, dava dışı ... adına kayıtlı işyerinden davacı adına 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri arasında bildirim yapmış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 30.03.2017 tarihli ve 2014/412 Esas, 2017/86 Karar sayılı kararı ile ... ve ... plaka sayılı araçların aralarında organik bağ bulunan davalı ve davalının dava dışı eşine ait olması nedeniyle blok çalışmanın varlığı karşısında hak düşürücü sürenin geçmediği, tanık beyanları, ... 1. İş Mahkemesinin 2010/702 Esas ve ... 12. İş Mahkemesinin 2012/60 Esas sayılı dosyaları, 31.01.2017 tarihli bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında davacının davalıya ait Kuruma tescili bulunmayan ... plakalı takside şoför olarak 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri arasındaki süre hariç olmak üzere 01.04.2001-10.01.2010 tarihleri arasında toplam 2223 gün asgari ücretle çalıştığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'î müdahil Sosyal Güvenlik Kurumu vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 19.07.2018 tarihli ve 2017/1444 Esas, 2018/1311 Karar sayılı kararı ile davalı işyerinden bildirimi bulunmayan davacının dava dışı ...’a ait işyerinden 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri arasında bildirimi mevcut olmakla çalışma süresinin kesintiye uğradığı, davalı ile dava dışı ...’ın işlettiği araçların farklı olduğu ve davalı adına kayıtlı araçla ilgili işyeri tescili bulunmadığı, kaldı ki 05.11.2009 tarihinde boşandıkları, bu durumda blok çalışma kabul edilmeyeceği, 24.03.2006 tarihinden önceki talep yönünden hak düşürücü sürenin geçtiği, davacının 31.10.2008 tarihinden sonraki talep yönünden ise hizmet akdinin unsurlarının ispatlanamadığı ayrıca hem davalıya hem de dava dışı ...’a dava açmakla çelişkili beyan ve yaklaşımda bulunduğu gerekçesiyle davalı ve fer’î müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile "...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2-Dava, 506 sayılı Kanunun 79/10. (5510 sayılı Kanun’un m. 86/9.) maddesi uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Maddeye göre, “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.” Hizmet akdi ile bir veya birden fazla işveren tarafından çalıştırılanların hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re'sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır. 6100 sayılı HMK m. 119/1-e gereğince davacının, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini bildirmek, m. 194 gereğince de taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırma yükümlülüğü vardır. Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Bir davada haklı çıkabilmek için soyut veya genel hatlarıyla bir iddiayı ortaya koymak yeterli değildir. Aynı zamanda bu iddiaların, ispata elverişli hale getirilerek zaman, mekân ve içerik olarak somutlaştırılması gerekir. En azından iddianın araştırılabilmesine yönelik somut bilgi ve açıklamaların sunulması gerekir.İddia somutlaştırıldıktan sonra hâkim ve karşı taraf, bunun üzerinden savunma ve yargılama yapabilecektir. Soyut iddialar ve vakıalar üzerinden değerlendirme yapılması mümkün değildir. Somutlaştırma yükü, genel anlamda tarafların açıklama ödevinin bir parçası ve layihalar teatisi aşamasındaki tezahür şeklidir. Somutlaştırma yükü, basit yargılama ve kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda da geçerlidir. HMK m. 31 gereğince, Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir. Davaya konu talebin somutlaştırılmaması halinde önce hâkim,m. 31 ve 119/1-e gereğince davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, gerekirse tarafa açıklattırma yaptırmalı, bu eksiklik giderildikten sonra yargılamaya devam etmelidir. Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır. Hizmet akdine dayalı çalışma olgusunun ispatında delil sınırlandırması yoksa da davacının Kurum sicil dosyası, işyeri özlük dosyası temin edilip işyerinin Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlendikten sonra iddia edilen çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihleri, hangi işyerinde ne iş yapıldığı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği, prime esas kazanca tabi ücretin ne olduğu, çalışmanın sürekli, kesintili, mevsimlik olup olmadığı eksiksiz bir şekilde açıklığa kavuşturulmalıdır. Taraf tanıklarının sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre dinlenilmeli, re’sen araştırma kapsamında sadece taraf tanıkları ile yetinilmeyip mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Yukarıda belirtilen maddi ve hukuki olgular ışığında 31.10.2008-10.01.2010 dönemi yönünden, ... plakalı araçta davacı hakkında tanzim edilen 04.02.2009 tarihli ceza tutanağı da gözetilmek suretiyle, komşu işyerleri ile bunların bordroda kayıtlı tanıkları tespit edilerek; davacının çalıştığı süre ve çalışmanın kapsamı konusunda bilgilerine başvurulmalı, çalışmanın var olup olmadığı, sürekli veya kesintili olup olmadığı, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde belirlenmelidir. Mahkemenin, yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince verilen hüküm bozulmalıdır..." gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 31.10.2008-10.01.2010 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden taraflar arasında hizmet akdinin unsurlarını taşıyan bir çalışma ilişkisinin varlığının ispatlanamadığı, kira sözleşmesine dayalı olarak davalıya ait aracı kullanan davacı adına trafik ceza tutanağının düzenlenebileceği, davacının davalıya ait aracı kullandığına dair taraflar arasında çekişme bulunmadığından bu olgunun ayrıca araştırılmasının gerekli olmadığı, uyuşmazlığın kira sözleşmesine değer verilip verilmeyeceği noktasında toplandığı, yazılı kira sözleşmesinin aksine hizmet akdinin varlığını ortaya koyacak nitelikte bir delil sunulmadığı gibi davacının aynı çalışma dönemine ilişkin olarak birden fazla kişi hakkında açtığı davalarla iddiasının gerçekliği konusunda şüphe ve çelişki oluşturduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; mahkemece bozma kararında belirtilen eksiklikler giderilmeden hatalı karar verildiğini, müvekkilinin davalıya ait 35 T6298 plaka sayılı ticari takside 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri hariç olmak üzere 2001 yılından 10.01.2010 tarihine kadar çalıştığını, ticari taksi sözleşmesinin alelade yazılı bir belge olması nedeniyle taraflar arasında geçerliliğinin bulunmadığını, ilk temyiz dilekçedeki beyanlarını tekrar ettiklerini belirterek direnme kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Uyuşmazlık Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 31.10.2008-10.01.2010 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden taraflar arasında hizmet akdi mi yoksa kira sözleşmesi mi bulunduğu ve bozma kararında belirtilen araştırmaların yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun (5510 sayılı Kanun) geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrası ile 86 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrası, Mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun (506 sayılı Kanun) 79 uncu maddesinin onuncu fıkrası. 2. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir." 3. Mülga Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79 uncu maddesinin onuncu fıkrası şöyledir: "Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." 4. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 86 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir: “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır.” 2. Değerlendirme 1. Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gözetildiğinde 01.10.2008 tarihinden önceki döneme ilişkin hizmet tespiti uyuşmazlıklarında mülga 506 sayılı Kanun; bu tarihten sonraki dönem bakımından ise 5510 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. 2. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, mülga 506 sayılı Kanun ve hâlen yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları başlıca üç başlık altında toplanmaktadır. 3. Bunlar: a) Çalışma ilişkisinin kural olarak hizmet sözleşmesine dayanması, b) işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde iş organizasyonu içerisinde yapılması, c) çalışanın 506 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinde (5510 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi) belirtilen istisnalardan olmaması şeklinde sıralanabilir. Sigortalı olabilmek için bu koşulların bir arada bulunması zorunludur. 4. Dolayısıyla sigortalı olarak çalışabilmenin temel koşulu, hizmet sözleşmesine dayalı çalışmanın bulunmasıdır. Bu anlamda bir sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak kabul edilmediğinde sigortalılıktan söz edilmesi de mümkün olmayacaktır. 5. İşçi ve sigortalı kavramlarının tanımında hizmet sözleşmesinden hareket edilmekteyse de 4857 sayılı İş Kanunu (4857 sayılı Kanun) ile yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı Kanun’da ve 506 sayılı Kanun’da bu sözleşmenin tanımına ilişkin bir hükme yer verilmemiştir. 4857 sayılı Kanun’un 8 inci maddesinde, “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir.” tanımlaması yapılmıştır. Belirtmek gerekirse 4857 sayılı Kanun’da Hizmet akdi ifadesi terk edilmiş, yerine İş sözleşmesi kullanılmıştır. 6. Hizmet akdi mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 313 üncü maddesinin birinci fıkrasında “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanımda sadece hizmet ve ücret unsurları belirgin iken 4857 sayılı Kanun’da daha önce Anayasa Mahkemesi ve öğretinin de kabul ettiği gibi bağımlılık unsuruna da yer verilmiştir. 5510 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin on birinci fıkrasında ise hizmet akdinin 22.04.1926 tarihli ve mülga 818 sayılı Kanun’da tanımlanan hizmet akdini ve iş mevzuatında tanımlanan iş sözleşmesini veya hizmet akdini ifade edeceği belirtilmiştir. Görüldüğü üzere 506 sayılı Kanun döneminde sigortalı niteliğini kazanmanın koşulları 5510 sayılı Kanun döneminde de farklılık arz etmemektedir. 7. Hemen belirtilmelidir ki, 5510 sayılı Kanun’un atıf yaptığı 818 sayılı Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun/TBK) ile yürürlükten kaldırılmıştır. 6098 sayılı Kanun’un 393 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, “Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi, işverenin de ona zamana ve yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir”. Bu hâliyle 5510 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin on birinci fıkrası uyarınca 818 sayılı Kanun’na yapılan atfın artık 6098 sayılı Kanun’un 393 üncü maddesinin birinci fıkrasına yapıldığının kabulü gerekecektir. 8. Sigortalılık niteliğinin kazanılması açısından işveren ile çalıştırılan kişi arasında hizmet sözleşmesinin yapılması tek başına yeterli değildir. Ayrıca işin işverene ait işyerinde ya da işyerinden sayılan yerlerde yapılması gerekmektedir. 506 sayılı Kanun’un 5 inci maddesine göre (5510 sayılı Kanun’un md. 11) işyeri, bir hizmet sözleşmesine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların işlerini yaptıkları yerdir. İşin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunan yerlerle dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden veya meslek eğitimi yerleri, avlu ve büro gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. 9. Ayrıca 5510 sayılı Kanun'un geçici 7 nci maddesi uyarınca, uygulama yeri bulan 506 sayılı Kanun'un 2 ve 6 ncı maddelerinde öngörülen koşulların oluşmasıyla birlikte çalıştırılanlar, kendiliğinden sigortalı sayılırlar. Ancak, bu kimselerin ayrıca aynı Kanun’un 3 üncü maddesinde sayılan istisnalara girmemesi gerekir. Çalıştırılanların, başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın sigortalı niteliğini kazanmaları 506 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan açık hüküm gereğidir (5510 sayılı Kanun 4 ve 92 nci maddeleri). 10. Ne var ki, sigortalıların bazı haklardan yararlanmaları öncelikle Kuruma bildirilmeleri, belirli süre prim ödemiş olmaları ve kanunun gerektirdiği bilgilerin açık bir şekilde bilinmesi koşullarına da bağlıdır. Anılan bilgi ve belgelerin Kuruma ulaştırılmaması veya eksik ulaştırılması hâlinde ise bildirimsiz (kaçak) çalıştırma olgusu ortaya çıkacaktır. Bu durum, prim ve gelir vergisi ödememek için işverenlerce sıklıkla başvurulan bir yoldur. İşte bu noktada, işçinin birtakım yasal haklardan yararlanabilmesi için sigortalı hizmetinin tespitini istemesi gereği ortaya çıkmaktadır. 11. Belirtilen amaca yönelik davaların yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasında yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde mahkemeye başvurarak hizmet tespiti isteyebileceklerine, 5510 sayılı Kanun’un 86 ncı maddesinin dokuzuncu fıkrasında ise aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayılarının dikkate alınacağına dair düzenlemeye yer verilmiştir. 12. Sigortalı tarafından açılan hizmet tespiti davasında her türlü delille kanıtlanabilen çalışma olgusunun usulünce belirlenmesinden sonra bu çalışmanın sigortalı çalışma olup olmadığı ve çalışılan zaman üzerinde durulmalıdır. 13. Sosyal güvenlik hukukunun hem kamu hukuku hem de özel hukuk alanında kalan özellikleri dikkate alındığında, özellikle hizmet tespiti davalarında kendiliğinden araştırma ilkesinin ağır bastığı görülür. Gerçekten hizmet tespiti davaları, taraflarca hazırlama ilkesi kapsamı dışında olup kendiliğinden araştırma ilkesi söz konusudur. 14. Sigortalılık başlangıç tarihi ve hizmet tespitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin gerektiği Yargıtayın yerleşmiş içtihadı gereği olduğundan kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı bu davalarda ispat yükü, bir tarafa yüklenemez. 15. Hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunması olduğundan, tespiti istenen dönemde kişinin sigortalı niteliği taşıyıp taşımadığı ile yapılan işin Kanun kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu ancak bu koşullar varsa inceleme konusu yapılabilecektir. 16. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabileceğinden bu davalarda işyerinde tutulması gerekli kayıtlar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanılmalı, ücret bordroları getirtilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, mümkün olduğunca tespiti istenen dönemde işyerinin yönetici ve görevlileri, işyerinde çalışan diğer kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde, tarafları veya işyerini bilen veya bilebilecek durumda olanlar zabıta marifetiyle araştırılarak saptanmalı, sigortalının hangi işte hangi süre ile çalıştığı, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında beyanları alınarak tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, beyanları diğer yan delillerle desteklenmelidir. 17. Bu amaçla tanıkların hizmet tespiti istenen tarihte işyeri veya komşu işyeri sigortalısı ya da işvereni olup olmadıkları araştırılmalı, Kurumdan bu kişilerin belirtilen tarihte sigortalılık bildirimlerinin hangi işyerinden yapılmış olduğu da sorularak elde edilen bilgilerin ifadelerde belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği de irdelenmeli, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmelidir. 18. Diğer taraftan bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır. 19. Bu noktada kira sözleşmesi ve ürün (hasılat) kirası kavramlarına değinilmelidir. 20. Kira sözleşmesi bir malın kullanımının devredildiği sözleşme türü olup 6098 sayılı Kanun'un 229 uncu maddesinde, "Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır. 21. Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlükten kaldırdığı 818 sayılı Kanun ise kira sözleşmesini "âdi kira bir akittirki, kiralayan onunla, kiracıya ücret mukabilinde bir şeyin kullanılmasını terk etmeği iltizam eder" hükmü ile tanımlamıştır. 22. İki tanım arasındaki fark 6098 sayılı Kanun'un bir şeyin kullanılması yanında kullanımı ile birlikte yararlanılmasını da kapsama almasından kaynaklanmakta olup, bu durum 818 sayılı Kanun'un aksine 6098 sayılı Kanun'un adi kira ve ürün kirasını içeren genel bir tanım yapmak istemesinden kaynaklanmıştır. 23. Ürün kirasına ilişkin olarak 818 sayılı Kanun'un 270 inci maddesinde, "Hasılat icarı, bir akittirki onunla mucir, müstecire ücret mukabilinde hasılat veren bir malın veya hakkın kullanılmasını ve semerelerinin iktitafını terk etmeği iltizam eder. Kira, ya nakit yahut devşirilecek semere veya hasılatın bir hissesi olabilir; ikinci surete, iştirakli icar denir. İştirakli icarda, mucirin semereler üzerindeki hakkı noktasından, mahalli adete riayet olunur." hükmüne yer verilmiştir. 24. Türk Borçlar Kanunu'nun aynı hususa ilişkin 357 nci maddesi ise "Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir."; 358'inci maddesinde ise "Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır. " düzenlemelerini içermektedir. 25. Görüldüğü üzere adi kira sözleşmesinin konusunu taşınır ve taşınmaz mallar oluşturur. Ancak adi kira sözleşmesinin aksine ürün kirası bakımından kanun ürün getirebilen hakkı da kapsama almıştır. 26. Bu durumda ürün (hasılat kirası), kiraya verenin kiracıya ürün (hasılat) veren bir mal, işletme ya da hakkın kullanılmasını, semerelerinden yararlanılmasını veya işletilmesini belli bir bedel karşılığında terk ettiği kira türüdür. 27. Hemen belirtmek gerekir ki hem doğal hem de hukuki ürün getiren eşya ürün kirasına konu olabilir. Bu kapsamda işletmenin işletilmesi sonucu elde edilen kâr hukuki ürün olarak nitelendirilebilir. 28. Bir kira sözleşmesinin adi kira mı yoksa ürün kirası mı olduğunun belirlenmesinde kiracının, kiralanan şeyin ürünlerinden yararlanma yetkisi olup olmadığı başlıca ve en önemli kriterdir. 29. Lokanta, otel, kantin, hastane, okul, dükkan, fabrika gibi iş yerlerinin işletilmek maksadıyla kiraya verilmesinde, reklam panolarının kiralanmasında, taksi kiralarında söz konusu olan hasılat kirasıdır (Arkan Azra Serim, Hasılat Kirasında Tarafların Hak ve Borçları, ... 2010, s. 3). 30. Öte yandan ürün kirasında kira bedelinin üründen bağımsız bir bedel olarak kararlaştırılması hâlinde genel ürün (hasılat) kirasından; buna karşılık kira bedeli, ürünün belli bir hissesi ya da bölümü olarak belirlenmiş ise katılmalı (iştirakli) ürün kirasından söz edilir (6098 sayılı Kanun m. 357; 818 sayılı Kanun m. 270). Bununla birlikte kira bedelinin karma olarak yani bir kısmı sabit bir miktar, bir kısmının da üründen bir bölüm olarak belirlenmesi de sözleşme özgürlüğü çerçevesinde mümkündür. Yine ürün kirası belirli ve belirsiz süreli yapılabilir. 31. Kira sözleşmesinin bir türü olan ürün kirası da adi kira sözleşmesi gibi her iki tarafa borç yükleyen, sürekli bir borç ilişkisi doğuran sözleşme türü olarak kural olarak geçerlilik şekil şartına tabi değildir. Sözlü veya zımni olarak kurulması dahi olanaklıdır. Ancak bu kuralın özel kanunlardan kaynaklanan istisnaları bulunmakta olup örneğin 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanunu'na tabi kira sözleşmeleri bakımından Kanunun 119 uncu maddesinde göre "Kira ve carter sözleşmeleri yazılı şekilde yapılmadıkça muteber değildir." hükmü ile yazılı şekil geçerlilik şartı olarak düzenlemiştir. 32. Ürün kirasında kiraya verenin en önemli borcu, kiralananı sözleşmeye uygun şekilde teslim ederek kiracının sözleşmeye uygun şekilde kullanmasını, semerelerinden yararlanmasını temin etmesi veya işletilmeye müsait biçimde bulundurmasıdır. 33. Bu yükümlülük 818 sayılı Kanun'un 272 nci maddesinde, "Kiralayan, birlikte kiralanmış menkul şeyler varsa bunlar dahi dahil olduğu halde kiralananı akitten maksut kullanmağa ve işlemeğe salih bir halde kiracıya teslim etmekle mükelleftir." şeklinde hükme bağlanmış olup, 6098 sayılı Kanun'da ise aynı hususu 360 ncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlü olduğu belirtilerek düzenlemiştir. 34. O hâlde kiraya veren kiralanan şeyi, kiracının kiralanandan yararlanmasını ve semerelerini toplamasını sağlayacak ya da işletilmesini mümkün kılacak şekilde teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca da bu durumda bulunmakla yükümlüdür. Bu kapsamda kiralananın işletilmesi için gerekli tüm malzemeleri, imtiyazları, ruhsatları teslim etmesi şarttır. 35. Hemen belirtmek gerekir ki, ticari bir aracın kullanımının plakası ile birlikte başkasına devredildiği ve aracın bu kişi tarafından kullanıldığı uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. 36. Bu tür bir ilişkide ruhsat sahibi ile aracı kullanan arasındaki ilişkinin bir ürün (hasılat) kirası mı yoksa, iş ilişkisi mi olduğunun tespiti, hangi hükümlerin uygulanacağının belirlenmesi noktasında önem arz etmektedir. Zira taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisi ise İş Kanunu veya bazı hâllerde Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin; kira ilişkisi ise Borçlar Kanunu'nun kira sözleşmesine ilişkin düzenlemelerinin uygulanması gerekecektir. 37. Taraflar arasında iş sözleşmesi bulunup bulunmadığının tespitinde görünürdeki işlemler değil, fiili durum önemli olup fiili (gerçek) durum tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekir. Taraflar arasında ürün (hasılat) kirasının varlığı bakımından, kira sözleşmesinin sözlü hatta zımni olarak yapılmasının dahi mümkün olması karşısında mutlaka yazılı kira sözleşmesi yapılması şart değildir. Aksine yazılı bir kira sözleşmesi sunulmuş olsa bile taraflar arasında iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarını içeren bir iş sözleşmesinin varlığının tespiti hâlinde gerçek fiili durumun iş sözleşmesi olduğunun kabul gerekecektir. 38. Kira sözleşmesi yapılmış olsa da işletme ruhsatı devredilmediği sürece trafik cezalarının ve hasarın kiralayan adına işlenmesi doğaldır. Taraflar arasında hasılat kirasına yönelik bir anlaşma olsa dâhi, gerçek fiili durum hasılat kirasıyken, araç sahibinin işletme ruhsatını devretmemesi uygulamada mümkündür. Sırf işletme ruhsatının devredilmemiş olması o ilişkiyi hasılat kirası olmaktan çıkarmayacağı gibi, bu ve benzeri durumlarda trafik cezalarının kimin adına kesildiği de taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini etkileyebilecek esaslı unsurlardan değildir. Bu tür özellikler, ancak yardımcı ve destekleyici ölçüt olarak kullanılabilir (Gaye Baycık, İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve İşin Düzenlenmesi Açısından Yargıtayın 2016 Yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Tebliğ, s.7). 39. Aynı şekilde kişinin hizmet akdi kapsamında bildiriminin yapılmış olması aradaki ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Aradaki ilişkinin iş sözleşmesine dayanmamasına rağmen yapılan hizmet bildiriminin gerçeğe aykırı olduğunun tespiti hâlinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iptal edilmesi mümkündür. 40. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 33 üncü maddesi uyarınca Türk Hukukunu resen uygulamakla görevli olan hâkimin 6098 sayılı Kanun'un 19 uncu maddesindeki "Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır." hükmünü de göz önünde tutarak tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmaksızın fiili durumun gerçek hukuki nitelendirmesini yaparak uygulanacak hükümleri belirlemesi gerektiği açıktır. 41. Konuyla ilgilisi nedeniyle bu aşamada işçi ve işveren ilişkisi hususuna değinilmelidir. 42. 4857 sayılı İş Kanunun 8 inci maddesi; “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tabi değildir…” şeklinde düzenlenmiştir. 43. 4857 sayılı İş Kanunu ve 6098 sayılı Kanun'da yer alan tanımlar dikkate alındığında iş sözleşmesinin unsurlarını iş, ücret ve bağımlılık oluşturmaktadır. İş sözleşmesinin belirtilen unsurları aynı zamanda söz konusu sözleşmenin ayırt edici özellikleri olup sözleşmenin taraflarının kararlaştırmış oldukları ilişkinin iş ilişkisi olarak tasnif edilip edilemeyeceği noktasında önem taşımaktadır. 44. İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukuki-kişisel bağımlılıktır. İş sözleşmesini diğer iş görme sözleşmelerinden ayırt eden nokta gerek Türk hukukunda gerek Kıta Avrupası’nda işçinin işverene bağımlı olarak işini görmesi, işverenin iş organizasyonu içinde hiyerarşik bir bağ ile çalışması olarak ifade edilmektedir ve iş hukukunu da çembere alan ekonomik-teknolojik gelişmeler bağımlılık kavramını belirsizleştirmektedir (Sevil Doğan, İş Sözleşmesinde Bağımlılık Unsuru, ... 2016, s. 19). Gerçek anlamda hukuki bağımlılık işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki talimatlara uyma yükümlülüğünü içerir. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. Bağımlılık iş sözleşmesini karakterize eden unsur olup, genel anlamıyla bağımlılık, hukuki bağımlılık olarak anlaşılmakta olup, işçinin belirli veya belirsiz bir süre için işverenin talimatına göre ve onun denetimine bağlı olarak çalışmasını ifade eder. 45. Bağımlılık unsuru olarak nitelendirilen bu ilişki ile işçi işverenin emrinde hizmet etmek durumundadır. Oysa ki diğer borçlar hukuku sözleşmelerinde bu şekilde bir ilişki bulunmadığından, diğer iş görme sözleşmelerinde de iş sözleşmesinde olduğu kadar yoğun bir etki ve derecede bir bağımlılık ilişkisi bulunmamaktadır. Bir iş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun tespit edilmesinin iki önemli sonucu vardır. Bunlardan birincisi bir kimsenin hizmet ya da iş sözleşmesi ile çalışıp çalışmadığını tespit etmeye yaraması, ikincisi ise iş hukukunun kapsamının sınırlarını belirlemektir. 46. Ayrıca iş sözleşmesinde belirleyici olan bağımlılık unsurunun görünüş biçimlerine mutlaka değinmek gerekir. Bağımlılık unsuru tespit edilirken ekonomik bağımlılık, kişisel-hukuki bağımlılık ve teknik bağımlılık şeklinde ölçülere dikkat etmek gereklidir. 47. Diğer taraftan iş sözleşmesinin çok önemli özelliklerinden biri ekonomik riskin bir başka deyişle kâr ve zararın işverene ait olmasıdır. İş sözleşmesini bağımsız çalışanlardan ayıran en önemli farklılıklardan birisi de budur (Ali Güzel: “Ekonomik ve Teknolojik Değişim Sürecinde İşçi Kavramı ve Yeni Bir Ölçüt Arayışı…” İş ve Sosyal Güvenlik Hukukunda İşçi ve İşveren Kavramları ve Uygulamada Ortaya Çıkan Sorunlar, ... 1997, s. 21-22). İşçi, işyeri veya işletmede ekonomik riski taşımaz. 48. İşçi niteliğinin belirlenmesinde, çalışan kişinin işverene ait bir organizasyon kapsamında iş görme borcunu yerine getirip getirmediği önem taşımaktadır (Sarper Süzek, İş Hukuku, 12. Baskı, ..., s. 251-252). 49. Somut olayda taraflar arasında ... plaka sayılı ticari taksinin iki yıl süreyle kiralanmasına dair 25.12.2008 tarihli kira sözleşmesi düzenlendiği, ceza tutanaklarına göre uyuşmazlık konusu dönemde trafik para cezalarının davacı adına önceki ve sonraki dönemde davacı, davalı ve dava dışı Dursun Aysal adına düzenlenmiş olduğu, taraf tanıklarının davacının başka şoför çalıştırdığını beyan ettikleri, davacının uyuşmazlık konusu dönemde davalıya ait işyerinden veya başka bir işyerinden Kuruma 4/1-a kapsamında bildirilen çalışmasının bulunmadığı, davacının 24.03.2006-31.10.2008 tarihleri arasında davalının eski eşi dava dışı ...'a ait ... plaka sayılı taksiye ilişkin işyerinde çalıştığı anlaşılmıştır. 50. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde davacının vergi ve taksiciler odası kaydı ile 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b maddesi kapsamında kayıt ve tescilinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, ... plaka sayılı ticari taksiye ait kasko poliçesi ve ilgili belgeler getirtilmeli ve bahsi geçen aracın zorunlu malî mesuliyet sigortasının kim tarafından yapıldığı, aracın vergilerinin, trafik cezalarının, bakım giderlerinin ve sigorta primlerinin kim tarafından ödendiği tespit edilmeli, ... Şoförler ve Otomobilciler Odasından ticari taksi kiralanma usulü ve şoför kaydı tutulup tutulmadığı sorulmalı, şoför kaydı bulunduğunun anlaşılması hâlinde tespit edilen kişilerin tanık olarak beyanları alınmalı ayrıca taksinin bağlı bulunduğu taksi durağında uyuşmazlık konusu dönemde çalıştığı anlaşılan şoförler ile taksi sahipleri ve taksi durağının çevresinde davacının çalışmaları konusunda bilgi sahibi olabilecek komşu işyeri (varsa taksi durağı) tanıkları ile taraf tanıklarının davacının şoför olarak çalıştırdığını belirttikleri aynı zamanda trafik ceza tutanağında ismi geçen Dursun Aysal dinlenmeli ayrıca 04.02.2009 tarihli trafik ceza tutanağı da gözetilmek suretiyle toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek davacının taraflar arasında hizmet akdi mi yoksa kira sözleşmesi mi bulunduğu kuşkuya yer verilmeyecek şekilde belirlendikten sonra sonucuna göre bir karar verilmelidir. 51. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; uyuşmazlık konusu dönem yönünden taraflar arasında kira sözleşmesi düzenlense dâhi fiili durumun hizmet akdine dayalı çalışma olabileceği, bu hususun tespitinde ekonomik riskin bir başka deyişle kâr ve zararın işverene ait olup olmadığının belirlenmesinin önemli olduğu ancak dosya kapsamına göre davacının hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının ispatlanamadığı, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. 52. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/3000 E., 2022/4074 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 47. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı TBK 360'ıncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bul
9. Hukuk Dairesi         2022/3000 E.  ,  2022/4074 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... 47. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : ALACAK İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 5. İş Mahkemesi Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı isteminin özeti: Davacı vekili, davacının, davalıya ait ... Plakalı ticari takside 01.01.2015-15.06.2018 tarihleri arasında taksi şoförü olarak günlük 200,00 TL, aylık 15 gün x 200,00 = 3.000,00 TL ücretle çalıştığını, iş akdinin haksız feshedildiğini, 24 saat çalışma, 24 saat istirahat sistemi ile ayda 15 gün çalıştığını iddia ederek iddia ederek bir kısım işçilik alacakların davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı cevabının özeti: Davalı vekili, müvekkilinin adına kayıtlı ticari taksiyi akrabası ... a kiraladığını, anılan kişinin 2017 yılında vefatı nedeniyle kira ilişkisinin oğlu ... üzerinde devam ettiğini, davacıyı tanımadığını, yaptığı araştırma neticesinde 2017 yılında davacının ara şoför olarak haftada 1 -2 gün kendi bilgisi dışında araçta şoför olarak çalıştığını, davacı ile aralarında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: İlk Derece Mahkemesince, davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin kira sözleşmesine dayandığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. İstinaf Başvurusu: İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı, davacı taraf istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti: Bölge Adliye Mahkemesince, "davacı tanığının şoförün aracın bağlı bulunduğu durağı değiştiremeyeceği, çalışma saatlerini şoförün belirleyemeyeceği, bu araçta bakım masraflarını ...'nin ödediği, yönetimin aracı işleten kişide olduğu yönündeki beyanlardan davacı ile dava dışı kişi arasında hukuki ilişki olduğu anlaşılmaktadır. Davalının ise davacının işvereni konumunda olmaması nedeniyle davada pasif dava ehliyetinin bulunmadığı, davanın husumetten reddi gerektiği anlaşılmıştır" gerekçesiyle görevsizlik kararının kaldırılmasına, davalı yönünden davanın husumetten reddine karar verilmiştir. Temyiz: Karar süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Gerekçe: 1-Uyuşmazlık, işçilik alacakları istemli eldeki davada, ticari taksi şoförü olan davacı ile araç maliki davalı arasında iş ilişkisi mi yoksa kira ilişkisi mi bulunduğu noktasında toplanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8'inci maddesinin birinci fıkrasında iş sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Buna göre, " İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir." Ayrıca aynı Kanunun 2'nci maddesinin birinci fıkrasında da " Bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir." hükmüne yer verilmiştir. Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 393'üncü maddesinde ise "Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde hizmet (iş) sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Bu tanımlardan yola çıkıldığında iş sözleşmesinin, "iş görme", "ücret" ve "bağımlılık" unsurlarından oluştuğu açıktır. Kira sözleşmesi bir malın kullanımının devredildiği sözleşme türü olup 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 229'uncu maddesinde " Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde tanımlanmıştır. Ürün kirasına ilişkin olarak 6098 sayılı TBK ise aynı hususta 357'nci maddesinde " Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında bırakmayı üstlendiği sözleşmedir. Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir."; 358'inci maddesinde ise "Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır." düzenlemelerini içermektedir. 6098 sayılı TBK 360'ıncı maddesinde kiraya verenin, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa bunlar da içinde olmak üzere kiralananı sözleşmenin amacına uygun biçimde kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlü olduğu belirtilerek düzenlemiştir. Kiraya veren, kiralanan şeyi, kiracının kiralanandan yararlanmasını ve semerelerini toplamasını sağlayacak ya da işletilmesini mümkün kılacak şekilde teslim etmek ve sözleşme süresi boyunca da bu durumda bulunmakla yükümlüdür. Bu kapsamda kiralananın işletilmesi için gerekli tüm malzemeleri, imtiyazları, ruhsatları teslim etmesi şarttır. Hemen belirtmek gerekir ki, ticari bir aracın kullanımının plakası ile birlikte başkasına devredildiği ve aracın bu kişi tarafından kullanıldığı uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Bu tür bir ilişkide ruhsat sahibi ile aracı kullanan arasındaki ilişkinin bir ürün (hasılat) kirası mı yoksa, iş ilişkisi mi olduğunun tespiti, hangi hükümlerin uygulanacağının belirlenmesi noktasında önem arz etmektedir. Zira taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisi ise İş Kanunu veya bazı hâllerde Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin; kira ilişkisi ile Borçlar Kanunu'nun kira sözleşmesine ilişkin düzenlemelerinin uygulanması gerekecektir. Taraflar arasında iş sözleşmesi bulunup bulunmadığının tespitinde görünürdeki işlemler değil, fiili durum önemli olup fiili (gerçek) durum tespit edilerek sonuca gidilmesi gerekir. Taraflar arasında ürün (hasılat) kirasının varlığı bakımından, kira sözleşmesinin sözlü hatta zımni olarak yapılmasının dâhi mümkün olması karşısında mutlaka yazılı kira sözleşmesi yapılması şart değildir. Aksine yazılı bir kira sözleşmesi sunulmuş olsa bile, taraflar arasında iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarını içeren bir iş sözleşmesinin varlığının tespiti hâlinde gerçek fiili durumun iş sözleşmesi olduğunun kabulü gerekecektir. Kira sözleşmesi yapılmış olsa da, işletme ruhsatı devredilmediği sürece, trafik cezalarının ve hasarın davalı adına işlenmesi doğaldır. Taraflar arasında hasılat kirasına yönelik bir anlaşma olsa dahi, gerçek fiili durum hasılat kirasıyken, araç sahibinin işletme ruhsatını devretmemesi uygulamada mümkündür. Sırf işletme ruhsatının devredilmemiş olması, o ilişkiyi hasılat kirası olmaktan çıkarmayacağı gibi, bu ve benzeri durumlarda trafik cezalarının kimin adına kesildiği de kanımızca taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini etkileyebilecek esaslı unsurlardan değildir. Bu tür özellikler, ancak yardımcı ve destekleyici ölçüt olarak kullanılabilir (Baycık, G.: İş İlişkisinin Kurulması, Hükümleri ve İşin Düzenlenmesi Açısından Yargıtay'ın 2016 Yılı Kararlarının Değerlendirilmesi, Yayımlanmamış Tebliğ, s.7). Aynı şekilde kişinin Sosyal Güvenlik Kurumuna 4/1-a'lı olarak bildiriminin yapılmış olması, aradaki ilişkinin iş sözleşmesi olarak nitelendirilmesi için yeterli değildir. Aradaki ilişkinin iş sözleşmesine dayanmamasına rağmen yapılan SGK bildiriminin gerçeğe aykırı olduğunun tespiti hâlinde SGK tarafından iptal edilmesi mümkündür. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup Mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. Somut uyuşmazlıkta, davalı ...'nın sadece ... plaka sayılı ticari plakanın sahibi olduğu, söz konusu plakayı dava dışı ...'a kiraya verdiği, taksi olarak çalışılan aracın dahi davalıya ait olmayıp dava dışı ...'a ait olduğu, ancak kiralanan plakanın çalıştırılması nedeniyle zorunlu olarak aracın davalı adına kayıtlı olduğu, bu aracı kiralayan ...'ın yine davacı ile aralarında hasılat kirası şeklinde bir çalışma şeklinin bulunup araçta ... ile birlikte ilk zamanlarda davacının dönüşümlü olarak çalıştığı, ancak bilahare ...'ın rahatsızlığı nedeniyle bu kez araçta ikinci bir şoför olarak çalışan ... ile beraber dönüşümlü olarak aracı çalıştırdıkları, yine aracın çalışma şekline göre 24 saat çalışan kişinin kazandığı paranın miktarına bakılmaksızın sadece aracı işleten ... ile 2018 yılı itibari ile günlük belli bir miktar ödenerek geri kalan kazancın tamamı davacıya ait olmak suretiyle çalışmanın bu şekilde sürdürüldüğü, dolayısıyla davacı ile davalı arasında doğrudan hiçbir hukuki ilişkinin bulunmadığı, dolaylı olarak davalının araç plakasını davacının doğrudan hukuki ilişki içinde bulunduğu ...'a kiraya verdiği, kendisinin sadece kira ücreti aldığı, aracın çalıştırılmasından herhangi bir hasarından, rutin giderlerinden, sigorta vs. işlemlerinden hiçbir sorumluluğunun bulunmadığı, kaldı ki davalının herhangi bir oda kaydının da olmadığı, dolayısıyla davacı ile aralarında bir iş ilişkisinin bulunmadığı, dolaylı olarak kira ilişkisinin bulunduğu, iş bu davada görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmakla mahkemenin görevine ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken esasa girilerek sonuca gidilmesi ve davacı vekilinin istinaf başvurusun esastan reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozma nedenidir. Sonuç: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 28.03.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.