6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 396

Türk Borçlar Kanunu 396. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 396- İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır. İşçi, işverene ait makineleri, araç ve gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan malzemeye özen göstermekle yükümlüdür. İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez. İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. III. Teslim ve hesap verme borcu

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

25 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/1311 E., 2024/3381 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesine göre de "İşçi yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır."
9. Hukuk Dairesi         2024/1311 E.  ,  2024/3381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1841 E., 2023/1611 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/64 E., 2023/416 K. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Sendikanın toplu iş sözleşmesi imzacısı olduğu davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayında RFID Takip Sistemi kullanılmaya başlandığını, RFID sisteminin, takip cihazının takıldığı eşyanın konumunu, spesifik olarak tüm kaldırma - indirme - döndürme hareketlerini raporlayan bir takip sistemi olduğunu, ürün tanıtımında ani düşme ve uzun süre hareketsiz kalma hâllerini algıladığı yazılı ise de aslında işveren tarafından işçinin performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanılabildiğini, dağıtılan takip cihazları nedeniyle bir çok maddi ve manevi sorun yaşayan işçilerin sendikaya başvurarak şikâyetlerini ilettiklerini, somut olayda işçilerin kısa bir süre hareketsiz kalındığında takip cihazının titrediğini, bu nedenle de sürekli olarak cihazın titreyeceği dürtüsüyle hissiyat kontrolsüzlüğü yaşadıklarını, bunun sonuca olarak da sinirsel sağlık sorunlarının baş gösterdiğini, eşya takibinde kullanılan cihazın kendilerine zorla dağıtılmasının ve bir eşya gibi takip edilmelerinin ... kırıcı olduğunu, takip cihazını işyerinde bırakmak için çalınmasını engelleyecek şekilde güvenli bir emanet yeri bulunmadığını, bu nedenle iş çıkışında da yanlarında bulundurmak zorunda kaldıklarını, bu durumun özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini, takip cihazının oturup kalkma, esneme ve benzeri vücut hareketlerini algılayabilmesi nedeniyle işçilerin dinlenme molalarının ve tuvalette geçirdiği zamanın dahi takip edildiğini; bu durumun çalışma motivasyonunu yok ettiğini ifade ettiklerini, özellikle cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla kamuoyunda hayalet titreşim sendromu (vibranxiety) olarak bilinen, vücutta taşınan titreşimli bir cihazın bilinçaltına bıraktığı duygu nedeniyle cihaz titremediği hâlde titriyormuş gibi hissetme rahatsızlığı baş gösterdiğini, davalı ile Sendika arasında 01.07.2018 -30.06.2021 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesi akdedildiğini, toplu iş sözleşmesinin 22 nci maddesinin (d) bendinde "İşçinin işe devamını ve mesai planlarına uygun çalışmasını belgelendirmek hususunda işyeri uygulamasına devam edilir." hükmü yer aldığını, sözleşmenin 25 inci maddesinde ise mesailerin işveren tarafından ilan edileceği ve düzenlenmesi konusunda 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağının yazılı olduğunu, mevzuatta takip cihazı uygulamasına izin veren hiçbir hüküm olmadığını, sözleşmenin 27 nci maddesinin (a) bendinde "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kavdı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydıdır. Her üye işe başladığı ve işten çıktığı saati tevsik için parmak izi basmak veya kendi saat kartını bizzat basmakla veya ilgili formu imzalamakla yükümlüdür." hükmü olduğunu, konuyla ilgili müvekkili Sendikanın İstanbul 2 No.lu Şube Başkanlığı tarafından davalı işverene uygulamanın hukuka aykırı olup derhâl sonlandırılması talepli 08.05.2020 tarihli yazı gönderildiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzacısı olduğu Avrupa Sosyal Şartı'nın 2 nci bölümünde yer alan 1 inci maddesinde çalışma hakkının tanımlandığını, akit taraflarca çalışma hakkının etkin bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarının etkin biçimde korumanın taahhüt edildiğini, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (6698 sayılı Kanun) teknolojinin gelişmesiyle birlikte vatandaşların kişisel verilerini rızasını almaksızın ve meşru bir amaç olmadan tek taraflı olarak işleyen veri sorumlularının yükümlülüklerinin düzenlenmesi amacıyla 2016 yılında yürürlüğe girdiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle takip cihazı uygulamasının, sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, bünyesinde 1.000'in üzerinde işçi çalıştıran bir sanayi şirketi olduğunu, işçilerin güvenliği ile iş yönetimi bakımından bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, bunlardan birisinin de "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen ve RFID teknolojisi kullanılan bir teknolojik konum bilgisi sisteminin olduğunu, bu teknolojinin konum belirleme işlemlerinde önemli rol oynadığını, alıcıdan uzaklaşan kartın konum bilgisi vermesinin söz konusu olmadığını, bahsi geçen sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflemekte olduğunu, kullanılan sistemin işverenin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, sistemin 6698 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediğini, RFID teknolojisinin 6698 sayılı Kanun'un genel ilkeleri arasında yer alan “İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesiyle örtüştüğünü, kullanılan sistemin işçinin mental sağlığı açısından bir sakınca teşkil etmediğini, özel hayatı ihlal etmesi gibi durumlara sebep olmasının teknik açıdan imkânsız olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işyerinde yetkili sendikanın bulunduğu, RFID takip cihazı uygulaması getirilirken sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesi ile "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydı olduğu"nun belirlendiği, işyerinde çalışma süresi boyunca takibine dair maddede hüküm bulunmadığı, tüm çalışma süresi boyunca gün içerisinde işçinin devamlı takip edilip her an nerede ne yaptığının kontrol edilmesinin çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de söz konusu cihazın sağlık sorunlarına yol açtığı ve psikolojik olarak rahatsız ettiğinin anlaşıldığı, işyerinde takım lideri, posta başı ve kameralar ile bahsedilen önlemler alınabiliyorken takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili cevap dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işverence RFID takip cihazının kişilik haklarını ihlal eder şekilde kullanıldığının dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşıldığı, iş sağlığı ve güvenliği ile işçilerin çalışma düzeninde takibinin işveren tarafından alınabilecek başka tedbir ve uygulamalarla sağlanabilme imkânı varken çalışma barışını bozar şekilde söz konusu cihazın sürekli taşınmasını istemesinin insan haklarına ve hukuka aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; cevap ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, işveren tarafından işçilere kullandırılan RFID takip cihazı uygulamasının hukuka aykırı olup olmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." 2. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. ... Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 417 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." 4. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." 5. 6098 sayılı Kanun'un "Düzenlemelere ve talimata uyma borcu" kenar başlıklı 399 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar. " 6. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (6331 sayılı Kanun) "İşverenin genel yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir: "İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar." 7. 6698 sayılı Kanun. 3. Değerlendirme 1. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, işyerindeki takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş; davalı işveren iş sağlığı ve güvenliği önlemleri kapsamında uygulama yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Dosya kapsamına göre dava konusu uygulama RFID takip cihazı aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. RFID yani Radyo Frekanslı Tanıma (Radio Frequency Identification) teknolojisi ile işçinin konum ve hareketinin takip edildiği, ayrıca cihazın belli bir süre hareketsizlikte titrediği anlaşılmaktadır. 3. Dava dilekçesinde; RFID cihazı ile işveren tarafından işçinin performansı ve dinlenme aralarındaki eylemlerinin takip edildiği, mesai takibi yapıldığı, iş çıkışında kullanılmaya devam edildiğinden özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği iddiaları ileri sürülmüştür. İşveren ise RFID cihazının; teknolojik konum bilgisi sistemi olduğunu, bu sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflediğini, zaten bu amacın dışında da hizmet vermediğini, kart sayesinde işçinin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerinin ve özel izin gerektiren bölümlere girişlerinin kontrol altına alındığını, işçinin mesai bitiminde fabrikayı terk etmesi hâlinde kartların hiçbir şekilde konum bilgisi vermediğini savunmuştur. Bununla birlikte Mahkemece uzman bilirkişilerden oluşan bir kurul aracılığı ile keşif suretiyle inceleme yapılmadığından, iddia ve savunmalar çerçevesinde RFID cihazının çalışma sistemi, toplanan veriler, cihazın aktif olduğu alanlar ve işveren tarafından cihazın ve toplanan verilerin hangi amaçlarla kullanıldığı hususu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir. 4. Diğer taraftan davacı vekili, RFID cihazının çalışma sistemi ve titreşim özelliği sebebiyle işçilerin psikolojik sorun yaşadıklarını ve insan sağlığı bakımından tehlikeli olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte bu husus hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu olmadığından ve bilirkişi görüşü alınmadığından, dosya kapsamı çerçevesinde bu iddia bakımından da bir kanaate ulaşmak olanaklı değildir. 5. Dava dilekçesinde, hareketsizlik durumunda RFID cihazının kısa bir süre sonra titrediği ve bu durumun sinirsel sağlık sorunlarına yol açtığı iddia edilmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, cihazın uzun süre hareketsizlik durumunda titrediğini, bunun da işçinin bayılması ve düşmesi gibi durumlarda acil müdahale imkânı sağladığını belirtmiş, temyiz dilekçesinde de 15 dakika hareketsizlikte cihazın titrediğini ifade etmiştir. Titreşim için hareketsizlik süresi bakımından; davacı tanıkları, 2 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak, davalı tanıkları ise 5 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak beyanda bulunmuşlardır. Bununla birlikte Mahkemece cihazın ne kadar sürelik bir hareketsizlik sonucunda titrediği net bir şekilde tespit edilmemiş, bu konudaki çelişkiler de giderilmemiştir. 6. Bu noktada belirtmek gerekir ki dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre işçilerin konum ve hareket bilgisine dair kişisel verilerin işlenmesinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup işçinin konum bilgisi ve çalışma süreleri de bu kapsamda yer almaktadır. 7. Kişisel verilerin korunması ..., kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Kişisel verilerin işlenmesi bakımından uyulması gereken genel ilkeler 6698 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre kişisel verilerin işlenmesinde "a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma. b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma. d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme." ilkelerine uygun hareket edilmelidir. 8. 6698 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince de kural olarak kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Bununla birlikte aynı hükme göre "Kanunlarda açıkça öngörülmesi" veya "Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması" durumlarında ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesinin ikinci fıkrasında işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olduğu ve 6331 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde de, işverenin, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu ve bu çerçevede mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hâle getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapacağı belirtilmiştir. Belirtmek gerekir ki RFID cihazı ile toplanan kişisel verilerin niteliği ile hangi verilerin ne şekilde işlendiği, kişisel verilerin işlenmesi için ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği ve bu konuda işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı hususları araştırılmadığından, bu bağlamda hukuki bir sonuca ulaşmak da mümkün değildir. 9. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma eksik olup hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Bu itibarla Mahkemece öncelikle uyuşmazlık konusu RFID takip cihazı bakımından uzman bir mühendis bilirkişi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bilirkişi, işyerinde yürütülen faaliyet konusunda uzman bir bilirkişi ile ruhsal ve fiziksel sağlığa zarar tespiti bakımından tıp bilirkişisinden oluşan kurul teşkil edilmeli; takip cihazının çalışma yöntemi, hangi verilerin kaydedildiği, cihazın titreme sıklığı, hangi durumlarda cihazın devreye girdiği, çalışma saatleri dışında aktif olup olmadığı, çalışma saatleri dışında veya işyeri sınırları haricinde cihazı taşıma zorunluluğu bulunup bulunmadığı, cihazın aktif olduğu alanlar, elde edilen verilerin hangi yöntemle saklandığı ve kaydedildiği, tespit edilecek uygulamanın işçinin sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sebebiyet verip vermediği gibi hususlar duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmeli; söz konusu kişisel verilerin işlenmesi bakımından ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği değerlendirilmeli ve bundan sonra işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı araştırılarak işçilerin rızası alınmış ise buna dair imzalanmış onay metinleri dosya kapsamına dâhil edilmeli ve tüm bu hususlar araştırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Davacı Sendika vekili; davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayından itibaren RFİD takip sisteminin kullanılmaya başlandığını, bu sistemin takıldığı eşyanın konumunu spesifik olarak tüm kaldırma-indirme -döndürme hareketlerini raporlayan bir sitem olduğunu ilk amacın taşınan eşyanın takibini kolaylaştırmak iken şimdi çalışanların performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanıldığını, bu durumun işçilerde maddi ve manevi sıkıntılara neden olduğunu, çalışanların bu cihaz vasıtasıyla takibinin kişililik haklarına saldırı niteliği taşıdığını, çalışanın 5 ila 10 dakika gibi bir zamanda hareketsiz kalması hâlinde titreşime geçerek sisteme uyarı verdiğini, cihazın titrememesi için sürekli hareket hâlinde olma dürtüsü geliştiğini, hissiyat kontrolsüzlüğünün başladığını, motivasyonu azalttığını, işçilerin rızası alınmaksızın tek taraflı olarak toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak uygulanan bu takibin asıl amacının performans ölçümüne yönelik olduğunu ileri sürerek takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle bu durumun mevzuat ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; davalı işyerinde 1.000'e yakın çalışanlarının bulunduğunu, işçilerin güvenliği ve iş yönetimi için bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, davaya konu edilen "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen RFID teknolojisi kullanılan teknolojik konum bilgi sisteminin personel ve ekipmanın bu cihazla konumlarının belirlendiği bu yöntemle öncelikle işçilerin iş güvenliklerinin hedeflendiğini, bu sayede işçilerin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerini önlediklerini, özel izinle girilen alanlardaki girişlerin kontrolünü sağladıklarını, kartı taşıyan işçinin uzun süre hareketsiz kalması hâlinde sistemin devreye girerek işçinin bayılma ve düşmesi gibi durumlarda müdahale sağlandığını, 01.07.2018-30.06.2021 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı, saat kartı (işverence tespit edilecek başka bir yöntem dahil) ve puantaj kaydı" hükmünü içerdiğini, toplu iş sözleşmesinin bu hükmünün işverene çalışma süresinin tespiti için kullanılacak belge ve sistemler konusunda yetki verdiğini, kullanılan sistemin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; takip cihazı uygulamasında davacı Sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin işyerinde çalışma süresi boyunca gün içersinde işçinin sürekli takibine imkân veren hükümler içermediği, işçinin sürekli takibinin ve kontrolünün çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de bu sistemin işçilerde sağlık sorunlarına yol açtığı, kamera sistemi, ustabaşı ve takım liderleri eli ile bu takip imkânı varken bu yöntemle yönetim hakkının kullanılmasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine ilgili İstinaf Dairesi Mahkeme kararını yerinde bularak davalı tarafın istinaf talebini esastan reddetmiştir. Dinlenen davacı tanıkları; sistem uygulamaya konulurken işçilerden ... alınmadığını, sistemin uygulanmaya başlaması ile birlikte çalışanlar üzerinde yoğun bir baskının oluştuğunu, 5 ila 10 dakika arasında hareketsizlik hâlinde cihazın titremeye başlayarak uyarı verdiğini, fabrikanını çoğu bölümünde işçilerin elleri ile üretime devam etmesine rağmen bedenleri hareketsiz olduğu için cihazın titrediğini, sisteme gönderilen uyarı uzerine posta başının gelerek kendilerini uyardığını, bu durumun işçileri psikolojik olarak rahatsız ettiğini, dinlenme aralarında bile cihazın titreşim verdiğini, kartı sürekli olarak üzerlerinde taşımak zorunda olduklarını, bu sistemle işveren ve ekip liderleri tarafından "Çalışmıyorsunuz, çalışın." şeklinde sürekli uyarılara maruz kaldıklarını, işverinin iş güvenliğini sağlamak için bu yöntemi uyguladıkları yönündeki savunmasının gerçeği yansıtmadığını, deprem anında uyarı verdiği iiddia edilmiş olsa da çıkışta kart okutulmadan geçiş mümkün olmadığından yığılmayı önleyemeyeceği, insani bir ihtiyaç olan lavabolarda bile sistemin harketsizlik hâlinde devreye girdiğini, her on dakikada bir ayağa kalkarak vücutlarını hareket ettirmek zorunda kaldıklarını, sürekli takip edilme hissi yaşadıklarını, cihazın psikolojik olarak kendilerini rahatsız ettiklerini belirtmişlerdir. Davalı tanıkları anlatımlarında; cihaz kurulurken başlangıçta işçilerden onay alınmadığını, cihazın personelin iş güvenliğini sağlamak amacıyla kurulduğunu, düşme, bayılma gibi durumlarla çalışanların girmemesi gereken yerlere girilmesi hâlinde uyarı verdiğini, bu yolla iş güvenliği sağlandığını, işçinin öğle molasında uyurken uyarı verdiği için işçinin bayıldığı düşünülerek işçinin kontrolünün sağlandığını, cihazın hareketsizlik hâlinde 10 dakikalık sürelerde uyarı verdiğini, fabrika dışında bu uyarının olmadığını, uyarı durumunda işçinin kontrolü yapılarak bu durumun tutanak altına alındığını ancak tutulan tutanaklar nedeniyle herhangi bir işçiye yaptırım uygulanmadığını belirtmişlerdir. Tüm dosya kapsamından davacı tanık anlatımlarına göre 5 ila 10 dakika, davalı tanık anlatımlarına göre ise 10 dakika hareketsizlik hâlinde sisteme uyarı gittiği, uyarı giden işçiler için haklarında hiç işlem yapılmamış olsa bile tutanaklar tutulduğu ya da ustabaşları tarafından uyarıldıkları, işçilerin bu uyarının gitmemesi için 10 dakikada bir harekete geçtikleri sabittir. 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesi "İşçinin kişiliğinin korunması" başlığını taşımakta olup maddenin birinci fıkrasında "İşveren hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür." denilmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesi ise "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." hükmünü içermektedir. 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesine göre de "İşçi yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır." İşverenlerin iş dünyasında rekabet edebilmek ve ayakta kalabilmek için çalışanları hakkında düzenli bilgilere ihtiyaç duyması ve onları üretim sahasında kontrol etmesi doğaldır. Bu kontrol bazen kanuni zorunluluk ve sorumluluklardan kaynaklanabilir; bazen de performans değerlendirme verimlilik ölçümü ve iş güvenliği sebeplerinden kaynaklanabilir. İşveren bu sebeplere dayanarak gerekli izlemelerde bulunabilir. Ancak bu izlemeler gerçekleştirilirken her zaman orantılılık ilkesine uygun davranmak zorundadır. Aksi durumda işçilerin özel hayatlarının ihlali söz konusu olacaktır. İzlenmenin işçiler üzerinde oluşturacağı etki yoğunlukla strestir. İzlenme, işçiler üzerinde depresyon ve anksiyete artışlarına sebep olabilecektir. 6698 sayılı Kanun kişisel veriyi kimliği belirli yada belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin "her türlü bilgi" olarak tanımlar. 6698 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ... ilkeler her türlü kişisel veri işleme faaliyetlerinin içinde bulunmalı ve veri işleme faaliyetleri bu ilkelere uygun olarak yürütülmelidir. Bu ilkeler; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun davranma, doğru ve gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhaza edilme olarak düzenlemiştir. Kanun'un 5 inci maddesi ise kişisel verilerin işlenme şartlarını düzenlenmiş olup birinci fıkrası kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceğini, ikinci fıkrası rızanın aranmayacağı ayrık durumları düzenlemiş; ancak somut olayda ikinci fıkrada sayılan durumların söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. İşçinin taraf tanık anlatımlarına göre her on dakikada, hareketsiz kalması hâlinde bu durumun sisteme kaydedilerek titreşim gönderilmesi ve arkasından işlem yapılmasa bile ekip başları tarafından uyarılması ya da tutanak tutulması, 6698 sayılı Kanun kapsamında özel nitelikte kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Bu hâliyle sürekli şekilde izlenmek doğaldır ki işçiyi stres altına sokarak işçi sağlığını olumsuz etkilemekte, kişilik haklarını zedelemektedir. Davalı işyerinde işçilerin başlangıçta açık rızası alınmadan uygulamaya konulan Hassas Konum Tabanlı Personel Etiketi kısaca RFID adı verilen bu takip sistemi ister davacı tarafın ileri sürdüğü gibi işçilerin performans denetimine ilişkin olsun, ister davalı tarafın ileri sürdüğü gibi ihtilaflı dönemde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinden hareketle üyenin çalışma süresini tespiti yanında birincil amaç olarak iş sağlığı ve güvenliği için kullanılmış olsun -ki işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin takip sistemi dışında başka yöntemlerle sağlanması mümkün iken- her on dakikada bir yerlerinde olup olmadıklarının, hareketsiz kalıp kalmadıklarının kontrolü insan psikolojisine, orantılılık ilkesine 6098 sayılı Kanun'un 417 ve 419 uncu maddelerine, 6698 sayılı Kanun'a ve ... insan haklarına aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle RFID takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı ve davalı tarafın istinaf talebini esastan reddeden istinaf kararı usul ve kanuna uygun olmakla onanması gerekirken çoğunluğun bozma yönündeki kararına iştirak edilememiştir.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2021/7362 E., 2023/2197 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
veri bankası, araç ve donanımını kullanmamayı ve kullandırtmamayı kapsar ve işverenin Türkiye geneli ve yurt dışında yaptığı işleri kapsar." hükmünü havi olduğu, işçinin sır saklama yükümlülüğünü özen ve sadakat borcu kapsamında düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının;
11. Hukuk Dairesi         2021/7362 E.  ,  2023/2197 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı arasında 01.10.2015 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalandığını, davalının davacı şirkette üretim yöneticisi olarak çalışacağının öngörüldüğünü, sözleşmenin 21 inci maddesi ile rekabet etmeme yükümlülüğünün düzenlendiğini, taraflar arasındaki hizmet akdinin 24.012018 tarihinde davalının istifası üzerine sona erdiğini, davalının istifadan sonra davacı ile aynı mesleki faaliyet içerisinde bulunan Akgün Seramik A.Ş.'de çalışmaya başladığını, davalının bu eyleminin rekabet etmeme yasağına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek şimdilik 5.000,00 euro karşılığı 38.260,00 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlali anlamına gelen hiçbir eyleminin olmadığını, davalının davacı şirkette 2012 yılının Haziran ayında mühendis olarak çalışmaya başladığını, davacının mahkemeye sunduğu ve davasına dayanak yaptığı belirsiz süreli iş sözleşmesinin tarihinin ise 01.10.2015 olduğunu, bu sözleşmenin davacı tarafça tek taraflı düzenlendiğini ve tüm işçiler tarafından imzalanması için mobbing uygulandığını, davalı hizmet akdini haklı sebeple fesh ettiği için rekabet yasağının sona erdiğini, davalının işçilik alacaklarının tahsili için arabuluculuğa başvurduğunu, davalının davacı şirkette üretim yöneticisi olarak çalıştığını yeni işyerinde fabrika müdürü olarak farklı bir pozisyonda çalıştığını, davacı şirketin satış ve üretim bölümünün birbirinden farklı olduğunu, davalının davacı şirketin satış ve pazarlamaya ilişkin hiçbir ticari sırrını bilebilecek konumda olmadığını, rekabet etme yasağının belli bir coğrafi bölge ile sınırlandırılması gerektiğini, ancak taraflar arasındaki sözleşmenin yurt genelini ve yurt dışını kapsar şekilde düzenlendiğini, sözleşme hükümlerinin davacının Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürrüyetini ortadan kaldırır ve ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek şekilde düzenlendiğini, davalı aleyhinde sözleşmede bu denli ağır hükümler düzenlenirken davacı şirketin bu oranda üstlendiği bir karşı edimin bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan 01.10.2015 başlangıç tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin rekabet etmeme yükümlülüğünü düzenleyen 21 inci maddesinin "...Personel sadakat borcu kapsamında iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu sürece bu sözleşme ile ifasını yüklenerek fiilen yerine getirmekte olduğu işler ile aynı veya benzeri işleri, gerek işveren nezdindeki çalışma saatleri içerisinde gerek iş süresinin bitiminden sonraki bir zaman diliminde kendi ad ve hesabına yapmayacağı gibi başka işverenler ve/veya üçüncü şahıslar nam ve hesabına yapmamayı, böyle bir işte çalışmamayı ya da böyle bir işe ortak ya da herhangi bir sıfat ve surette katılmamayı ve başka türden bir menfaat ilişkisine girişmemeyi kabul ve taahhüt eder. Bu taahhüt, ayrıca ve özellikle, rakip şirketlerin bu tür faaliyetlerine yardımcı ve aracı olmamayı, personel kendi ve/veya üçüncü şahıslar lehine şirketin tekniklerini, veri bankası, araç ve donanımını kullanmamayı ve kullandırtmamayı kapsar ve işverenin Türkiye geneli ve yurt dışında yaptığı işleri kapsar." hükmünü havi olduğu, işçinin sır saklama yükümlülüğünü özen ve sadakat borcu kapsamında düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının; "...işçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özettikle üretim ve iş sırları gibi bilgiieri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür" şeklinde düzenlendiği, Davacının bu iddiasını ispatlayabilmesi için, öncelikle davalının hangi sırlara vakıf olduğunu, sonra bu sırların iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki hangi "haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğunu" ve nihayet davalının hangi davranışları ile bu sırları ifşa ettiğini ispatlaması gerektiği, her ne kadar taraflar arasında rekabet etmeme yükümlülüğüne dair sözleşme imzalanmış ise de sözleşmenin rekabet yasağı bakımından coğrafi sınır-yer sınırlaması içermediğinden geçersiz olduğu, davacının iş sözleşmesinin bitiminden sonra sır saklama yükümlülüğünün devamını öngören hükmün ihlal edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; rekabet yasağının coğrafi sınır-yer bakımından sınırlanmaması sebebi ile davanın reddine karar verilmişse de sözleşmenin ayakta tutulması ve sözleşmenin hukuka uygun sınırlara çekilmesi için sözleşmeye müdahale edilmesi seçeneğinin göz ardı edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin uygulanmadığını, davalının Türkiye'nin herhangi bir yerinde değil davcı ile aynı şehirde faaliyette bulunan dava dışı şirkette çalışmaya başladığından rekabet yasağının en azından bu durumu kapsadığı sonucuna varılması gerektiğini, davalının davacı ile aynı ilde faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı dikkate alındığından sözleşmeden coğrafya sınırlamasının olmadığının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalının davacı işyerinde çalıştığı birimler ve vakıf olduğu bilgiler ile dosyada dinelenen tanık beyanları birlikte dikkate alındığında Mahkemenin sır saklama yükümlüğünün ihlaline ilişkin değerlendirmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında somut olayın özelliklerine uygun, denetlenebilir bilirkişi raporu, toplanan deliller, İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davacının davalının sır saklama yükümlülüğünü somut ve yeterli delillerle ispat edememesi, rekabet yasağının ihlali yönünden ise taraflar arasındaki sözleşmenin rekabet yasağına dair hükmünün coğrafi sınır - yer sınırlaması içermediğinden geçersiz olması nedeniyle davanın reddine dair kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itiraz sebeplerini yineleyerek istinaf mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacı iş yerinden ayrılan davalının haksız rekabet yasağını ve sır saklama yükümlülüğünü ihlali iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dava, davacı iş yerinden ayrılan işçiye karşı vekâlet yasağının ihlali sebebi ile açılan tazminat istemine ilişkindir. 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi çerçevesinde Mahkemenin süre ve coğrafi alanla ilgili gerekçeleri Dairemiz yerleşik kararlarına göre isabetli değilse de taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 21 inci maddesinde yer alan "...Personel sadakat borcu kapsamında iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu sürece bu sözleşme ile ifasını yüklenerek fiilen yerine getirmekte olduğu işler ile aynı veya benzeri işleri, gerek işveren nezdindeki çalışma saatleri içerisinde gerek iş süresinin bitiminden sonraki bir zaman diliminde kendi ad ve hesabına yapmayacağı gibi başka işverenler ve/veya üçüncü şahıslar nam ve hesabına yapmamayı, böyle bir işte çalışmamayı ya da böyle bir işe ortak ya da herhangi bir sıfat ve surette katılmamayı ve başka türden bir menfaat ilişkisine girişmemeyi kabul ve taahhüt eder. Bu taahhüt, ayrıca ve özellikle, rakip şirketlerin bu tür faaliyetlerine yardımcı ve aracı olmamayı, personel kendi ve/veya üçüncü şahıslar lehine şirketin tekniklerini, veri bankası, araç ve donanımını kullanmamayı ve kullandırtmamayı kapsar ve işverenin Türkiye geneli ve yurt dışında yaptığı işleri kapsar...." hükmüne göre rekabet yasağı sadece mesai saatleri ve mesai sonrası zaman diliminde iş sözleşmesi süresince olabilecek muhtemel aykırı davranışları düzenlemektedir. Davacı işyerinden ayrılan işçi yönünden herhangi bir rekâbet yasağı öngörülmediğinden davanın bu nedenle reddi gerekirken İlk Derece Mahkemesince hatalı gerekçe ile verilen hükme karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararı doğru değil ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin yazılı şekilde düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin yazılı şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/19373 E., 2023/20065 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci, 396 ncı ve 400 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/19373 E.  ,  2023/20065 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/190 E., 2023/314 K. Taraflar arasında görülen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince hükmün yeniden bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce hükmün üçüncü kez bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı Şirketler vekili ve davalı-karşı davacı ... mirasçısı ... tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada ve birleşen Ankara 5. İş Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davacılar-birleşen diğer davada davalılar vekili; Ağaçlı Petrol Tic. Ltd. Şti. (Ağaçlı Petrol Şirketi) ile ...Akaryakıt Otom. Nak. Tic. Ltd. Şti.nin (...Akaryakıt Şirketi) organik bağı bulunan şirketler olduğunu, Şirketin Eskişehir Yolu 12. km.de Türk Petrole bağlı akaryakıt istasyonu işletmeciliği yaptığını, davalı ...'un 01.04.1998-13.03.2003 tarihleri arasında Şirket müdürlüğü, diğer davalı ...'nın ise 08.04.2000-13.03.2003 tarihleri arasında müdür yardımcılığı yaptıklarını, davalıların akaryakıt istasyonunun işlerini ve işyeri bünyesinde bulunan marketin sevk ve idaresinden tek başlarına sorumlu olduklarını, davalılardan ... ve ...’nın hiçbir neden yokken mevcut işinden ayrılmak istediğini bildirdiğini, bunun üzerine Şirket yetkililerinin davalı ...'un zimmetinde bulunan malların tespitinin yapılması gerektiğini, hesapların karşılaştırılması sonucunda istifasının kabul edilebileceğini bildirdiklerini, yapılan incelemelerde sadece sigarada 2000 yılına dair açık miktarının 15.692,33 TL, 2003 yılının 2. ayında ise 5.591,37 TL olup Şirketin toplam 21.283,70 TL zarara uğratıldığını, tespit yapılmasının ardından davalıların 10, 11, 12 Mart 2003 tarihlerinde işe gelmediklerini, bu nedenle iş sözleşmesinin bildirimsiz ve zorunlu olarak feshedildiğini, ancak aynı gün tebliğ edilen ihtarname ile davalıların da iş sözleşmelerinin 16 ncı madde uyarınca feshettiklerini öğrendiklerini, bu hususun gerçeğe uygun olmadığını ileri sürerek 21.283,70 TL zararın faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, davalılar tarafından açılan ve somut dosya ile birleştirilen davalara verdikleri cevapta ise ödenmeyen hak ve alacakları bulunmadığından davaların reddini istemişlerdir. II. CEVAP Asıl dava ve birleşen Ankara 5. İş Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalılar- birleşen diğer davalarda davacılar vekilleri; müvekkillerinin, 01.01.2002-31.12.2002 ve 01.01.2003 - 28.02.2003 tarihleri arası market sayımı sonucu açıkların ortaya çıkması üzerine hırsızlık yapmakla suçlandıklarını, davacı müvekkillerinin bunun üzerine yaptığı araştırmada bu açıkların kimler tarafından ve nasıl yapıldığını belirleyerek bu durumu işverene bildirmesine rağmen işverenin ısrarla bu açıkların müvekkilleri tarafından karşılanmasını istediğini, ağır hakaretler, küfürler ve tehditlerde bulunduğunu, müvekkillerinin bunun üzerine iş sözleşmesini feshettiğini, davalının yanında ...’un müdür, ...’nın müdür yardımcısı olarak çalıştığını, aylık ücretlerinin 5.000,00 TL ve 3.600,00 TL olduğunu, feshin haksız olup işyerinde ödenmeyen alacakları bulunduğunu belirterek asıl davanın reddine karar verilmesi ile birleşen Ankara 10. İş Mahkemesinin 2003/1034 Esas sayılı dosyasında müvekkilleri ... lehine kıdem tazminatı ile ücret, asgari geçim indirimi, fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücretinin; birleşen Ankara 6. İş Mahkemesinin 2003/968 Esas sayılı dosyasında müvekkilleri ... lehine kıdem tazminatı ile fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 19.12.2012 tarihli ve 2003/911 Esas, 2012/987 Karar sayılı kararı ile; ceza dosyası kapsamı ve toplanan delillerden asıl dava ve birleşen Ankara 5. İş Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı olan işçilerin, davacı olan Şirketleri 21.283,00 TL zarara uğrattıkları gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, işçiler tarafından açılan ve birleşen işçilik alacağı davalarında ise kıdem tazminatı taleplerinin reddi ile davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 04.11.2013 tarihli ve 2013/10305 Esas, 2013/18228 Karar sayılı kararıyla; hükmün çelişkili olduğu, davacılar ...Akaryakıt ve Ağaçlı Petrol Şirketlerinin tazminat davasına konu alacak yönünden zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılması ve davalı işçilerin iddia edilen zarardan sorumlu olup olmadıkları ve sorumlu oldukları yönünde kanaat oluşursa sorumlu tutulacakları miktarın açık ve net bir şekilde belirlenmesi gerekirken sadece davacı Şirketin iddiası kabul edilerek sonuca gidilmesi ve kesin hüküm oluşturmayan bir mahkeme kararının hükme esas alınmasının hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 22.11.2018 tarihli 2014/156 Esas, 2018/547 Karar sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl dava ve birleşen davalarda bozmadan önceki gibi karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2019/7111 Esas, 2020/2149 Karar sayılı kararıyla; bozma öncesi ve bozma sonrası aldırılan raporların çelişkili olup, ilk raporda işveren zararının bulunduğu ifade edilirken ikinci raporda işverence zararın tespitine yönelik kayıtların muhasebe ilkelerine aykırı olduğu (TL hesabı yapılırken satış bedeli üzerinden hesap yapılamayacağı, maliyet bedeli üzerinden hesaplama yapılabileceği), ayrıca stok açığı değil kasa açığından bahsedildiği, kasa açığının sebebi açıklanmadan ve belgeye dayandırılmadan kişilerin sorumlu tutulamayacağı, yine ticari mallar alış, ticari mallar satış hesabında tekel dışında ürünler de bulunduğu hâlde Şirketlerce oluşan zararın tamamının tekel açığı olarak sunulmuş olmasının da tamamen afaki olduğu izlenimini taşıdığı şeklinde görüş bildirildiğinden Mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin tam olarak zararın miktarı ve neden kaynaklandığı, işçilerin zarardan ne oranda kusurlu oldukları belirlenmeksizin hüküm kurulduğu, işyerinde stok sayımı yapılıp yapılmadığı, stokların ne olduğu, hangi üründeki malda stok açığının buna göre kasa açığının oluştuğu, Şirketçe ne oranda kasa açığının tolere edildiğinin belirlenmediği, düşmesine karar verilen ceza dosyası içeriğinde işverence sunulan bir kısım ticari defter ve fatura kayıtlarının görüldüğü, açığın oluştuğu iddia edilen 2002-2003 yıllarına ait tüm ticari defterlerin yeminli mali müşavir denetim uzmanı tarafından incelenerek gerçek anlamda kasa açığı yada stok açığı olup olmadığı, müdür ve müdür yardımcısı işçilerin sorumluluklarının dayanağı ve ne oranda kusurlu olduklarının belirlenmesi gerekirken çelişkiler giderilmeksizin hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu; ayrıca bilirkişi raporu sonucuna göre işçiler ... ve ...’na yükletilebilecek bir kusur ve zarar olup olmadığı ve sorumlu olunan zararın miktarı belirlendikten sonra işçi fesihlerinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı hususunun da ayrıca yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 16.06.2022 tarihli ve 2020/147 Esas, 2022/249 Karar sayılı kararı ile; bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek davacı Şirketlerin 2002-2003 yıllarına ait ticari defterlerinin ibrazı talep edilmiş ise de Şirket vekilinin dilekçesi ile saklama süresinin geçtiği ve ticari defterlerin Şirket arşivinde bulunmadığı yönündeki beyanı üzerine başka bilirkişi tayin edilerek dosya kapsamına göre rapor aldırılmış, raporda ceza dosyasında bilirkişilik yapan bilirkişinin raporunda zararın oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. E. Üçüncü Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuşlardır. 2. Dairemizin 05.04.2023 tarihli ve 2023/4127 Esas, 2023/5016 Karar sayılı ilamı ile; ağır ceza dosyasında yer alan muavin defter kayıtlarında 153.015 kodlu hesapta tekel ve gazete alışları olarak hesap adının belirtildiği, 600.015 kodlu hesap kaydında tekel ve gazete satışları olarak hesap adının belirtildiği; yukarıda ifade edildiği şekilde alacak- borç, alacak bakiyesi sonuç kısmının açık vermeyecek şekilde olduğu, ilk bilirkişi tespitinde, Ağaçlı Petrol Şirketinde zararın 21.283,70 TL olduğu belirtilmesine karşın davacı işverence sunulan belgede Admer Akaryakıt Şirketinde oluşan açıktan bahsedildiği, Ağaçlı Petrol Şirketinde oluşan 1.643.00 TL'lik açığın ise fesihten önce market çalışanlarından tahsil edilerek kapatıldığı sonuç olarak işverence zararın ne olduğu, stok açığı mı, kasa açığından kaynaklı zimmet mi olduğu, nereden kaynaklandığı usulünce ispat edilemediğinden davacı Şirketlerin zarar taleplerinin reddine karar verilmesi yani Mahkemenin asıl dava ve birleşen aynı Mahkemenin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davanın reddine karar verilmesi gerektiği, asıl davada ve birleşen Ankara 5. İş Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı-birleşen diğer davalarda davacı olan işçiler yönünden ise işveren, fesih bildiriminde devamsızlık fesih sebebine dayandığı hâlde, işçilerin işverence işten uzaklaştırıldıkları işverenin beyanıyla da sabit olduğundan bu durumda işçilerin fesihlerinin haklı nedene dayandığı anlaşıldığından Ankara 10. İş Mahkemesinin 2003/1034 Esas sayılı ve Ankara 6. İş Mahkemesinin 2003/968 Esas sayılı birleşen dava dosyalarında kıdem tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddinin hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün yeniden bozulmasına karar verilmiştir. F. Mahkemece Üçüncü Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek davacı Şirketlerin zarar yönünden açtığı davaların reddine, işçilerin açtığı birleşen davalarda kıdem tazminatı taleplerinin kabulü ile bozma öncesi kısımlarda kazanılmış hak gözetilerek davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı şirketler vekili ve davalı karşı davacı müteveffa işçi ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı-karşı davalı Şirketler temyiz başvuru dilekçesinde; davacılar döneminde stok açığı oluştuğunu, buna bağlı zararın olduğunu, kıdem tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğradığını karşı davacılar Şirket müdürü ve müdür yardımcısı olduğundan fazla çalışma alacağına hak kazanamayacağını ileri sürerek taleplerinin reddi gerektiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı karşı davacı müteveffa işçi ... mirasçısı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde; ücret ve asgari geçim indirimi alacaklarının neden reddedildiğinin kararda açıklanmadığını, reddedilen kısımdan daha fazla karşı taraf lehine vekâlet ücretine hükmedildiğini, ...Şirketinin unvan değişikliği yaptığını belirterek kararın tüm kısımlarında ...Römork ve Makine San. ve Tic. Ltd. Şti. olarak mahkeme kararının düzeltilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, asıl dava ve birleşen Ankara 5. İş Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı- diğer birleşen davalarda davacı olan işçiler tarafından işyerine zarar verilip verilmediği, zararın ispatı, kusur oranı ve hesaplanması ile işçilerin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamadıklarına ve birleşen Ankara 10. İş Mahkemesi dosyasında davalı yararına hükmedilen vekâlet ücreti miktarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci, 396 ncı ve 400 üncü maddeleri. 3. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 120 nci maddesi atfıyla hâlen yürürlükte bulunan mülga 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14 üncü maddesi, 4857 sayılı Kanun'un 24 ve 25 inci maddeleri ile 32, 41, 44, 46 ıncı maddeleri. 4. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (Tarife) 13 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "(1) Bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, davanın görüldüğü mahkeme için bu Tarifenin ikinci kısmında belirtilen maktu ücretlerin altında kalmamak kaydıyla (7 nci maddenin ikinci fıkrası, 10 uncu maddenin üçüncü fıkrası ile 12 nci maddenin birinci fıkrası, 16 ncı maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla) bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." 3. Değerlendirme 1. Temyizen incelenen Mahkeme kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı karşı davalı Şirketlerin tüm, davalı karşı davacı ... mirasçısı ...'un aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. İlâmın İlgili Hukuk kısmında yer verilen Tarife’nin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre davalı yararına hükmedilen vekâlet ücreti, reddedilen miktarı geçemez. Somut uyuşmazlıkta birleşen Ankara 10. İş Mahkemesi dosyasında reddedilen alacak tutarı 610.00 TL'dir. Buna göre davalı lehine 610.00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiği gözetilmeyerek hüküm fıkrasının (F) bendinde 885.91 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi hatalı olmuştur. Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 438 inci maddesinin yedinci fıkrası hükmü uyarınca Mahkeme kararının düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı karşı davalı şirketlerin tüm, davalı karşı davacı ... mirasçısı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Davalı karşı davacı ... mirasçısı ... vekilinin Mahkeme kararına yönelik temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının, hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinin (F) alt bendinde yer alan “885.91” ibaresinin çıkartılarak yerine “610.00” ibaresinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,İstek hâlinde peşin alınan temyiz harcının ilgiliye iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,20.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/19240 E., 2023/20064 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50, 396 ve 400 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/19240 E.  ,  2023/20064 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :İş Mahkemesi EK KARAR TARİHİ : 07.06.2023 SAYISI : 2019/401 E., 2023/103 K. DAVA TARİHİ : 13.01.2011 KARAR : Davanın kısmen kabulü Taraflar arasındaki kurum zararının tahsiline yönelik alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkemece davalılardan ... tarafından 05.06.2023 tarihinde verilen tavzih dilekçesi üzerine 07.06.2023 tarihli ek karar ile tavzih talebinin reddine karar verilmiştir. Mahkemenin 07.06.2023 tarihli ek kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü: Miktar ve değeri temyiz kesinlik sınırını aşmayan taşınır mal ve alacak davalarına ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 427 ve 432 nci maddeleri uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davalı ... yönünden davanın reddine karar verildiği ve bu davalı aleyhine hüküm altına alınan bir miktar bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... vekilinin temyiz istemi, karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 12.950,00 TL'nin altında kalmaktadır. Asıl karar kesin ise ek karar da asıl karar gibi kesindir; yani temyiz edilemez. Davalı ... vekilinin 07.06.2023 tarihli ek karara yönelik temyiz isteminin 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 427 ve 432 nci maddeleri uyarınca reddine karar verilmiştir. Mahkemenin asıl kararı davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; Üniversite Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığından ödünç alınan kitaplar zamanında teslim edilmeyince, ilgilisinden kitap gecikme bedeli olarak makbuz karşılığında bir ücret talep edilip alınan bu kitap gecikme bedelinin makbuz ile birlikte Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı hesabına yatırıldığını, Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığında yapılan denetim ve incelemeler neticesinde, öğrencilerden toplanan kitap gecikme bedelleri ile ilgili olarak 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında kesilen makbuzlardaki tutarlar ile Üniversiteye yatırılan tutarlar arasında 29.071,55 TL fark olduğunun belirlendiğini, 2008- 2009 yılında da bu bedelden hariç olarak 6.411,53 TL eksik yatırılan meblağ tespit edildiğini, söz konusu bedel için kütüphanenin ihtiyaçlarında kullanılmak üzere çeşitli faturaların bildirildiğini, ancak bedelin kamu geliri olması nedeni ile Üniversite hesaplarına yatması gerektiğini iddia ederek 35.483,08 TL kitap gecikme bedelinin dilekçede açıklandığı şekilde yıllara göre davalılardan yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu kitap gecikme bedelinin tahsili ve harcanması ile ilgisinin bulunmadığını, makbuzları Daire Başkanlığından almak ve banko görevlisine teslim şeklindeki işleri kütüphanede çalışan tüm hizmetli görevlilerin yaptığını, kullanılan makbuzlar bittiğinde toplanan paralar ile Daire Başkanlığına teslim edildiğini, teslim edilmemiş herhangi bir makbuz bulunmadığını ileri sürerek 2009 yılı 001501-001550 seri No.lu makbuza ait 755,30 TL'nin ve 1551-1600, 1601-1650, 1651-1700, 1701-1750, 1751-1800, 1801-1850 seri No.lu 6 adet para makbuzları ile 1801-1850 No.lu makbuza ait 1.343.15 TL'nin Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı hesabına yatırıldığına dair makbuzu ve tutanakları sunarak davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ... cevap dilekçesinde; kitap gecikme bedelinin tahsili ve harcanması ile bir ilgisinin bulunmadığını, sadece boş makbuzların görevli kişilere teslimi ile dolu makbuzların İdareye teslimi işlermlerinde diğer görevliler gibi getir götür işi yaptığını beyanla 2006 yılı için 01-50 arası makbuz dip kocanını B.K'ye teslim ettiğine dair tutanağı ibraz ile davanın reddine karar verilmesini istemiştir. 3. Davalı ... vekili cevap dileçesinde; 2000 yılından sonra kütüphaneden sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. V.S'nin kütüphaneden toplanan ceza paralarının kütüphane hizmetlerinde harcanması, kalan paraların ve harcama belgelerinin Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığına teslim edilmesi talimatını verdiğini, Rektörlük talimatının tüm birimlere iletildiğini, talimata göre kitap zayi ve gecikme bedelinin kütüphane hizmetleri için (kargo gideri, gazete alımı, bina onarım ödeneği olmadığı için 5.000 m² kapalı alanı olan Kütüphane binasının özellikle aciliyet arz eden, cam kırılması, boru patlaması, vb. işler) Rektörlük makamının bilgisi dâhilinde gerçekleştiğini, 2007 yılında atanan Rektör Prof. Dr. A.A'nın kendi şahsi kitaplarının bedelinin de bu paradan karşılanmasını istemesi nedeniyle aralarında husumet oluştuğunu, Doç. Dr. M.E'nin soruşturmacı olarak tayin edildiğini ve herhangi bir usulsüzlüğün tespit edilemediğini, tüm harcamaların faturalı olup artan paranın da Üniversite hesabına yatırıldığını, karşılıklı kontrol edildiğini savunarak açılan davanın reddini istemiştir. 4. Davalı ... cevap dilekçesinde; kendisinin Üniversitede temizlik şirketi personeli olduğunu, diğer personel gibi sadece getir götür işi yaptığını, dava açılmasının Rektör veya N.Y'nin ...'a duyduğu öfkeden kaynaklı olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir. 5. Davalı ... cevap dilekçesinde; kendisinin temizlik şirketi elemanı olduğu hâlde daire başkanı sekreteri olarak görevlendirildiğini, makbuzların banko personeline teslim edilmesi, teslim alınması, toplanan paraların sekreteryada saklanması, yapılan harcamalara ilişkin faturalar, makbuzlar ve makbuz paralarının Sağlık Kültür Spor Daire Başkanlığından gelen görevliye teslim edilmesi işlerini yaptığını ileri sürerek 32 sayfadan ibaret para makbuzu ve dip koçalarının ilgililere tesim edildiğine dair evrakı sunmuştur. 6. Davalı ..., davalı ... tarafından sunulan savunmaya benzer savunmada bulunmuştur. 7. Davalı ... cevap dilekçesinde; şirket personeli olduğunu, bankoda görevli olup tahsilatların kendilerine verilen talimat doğrultusunda yapıldığını beyanla arkadaşlarının izinli olduğu zamanda makbuz koçanı getir götür işi yaptığını belirterek bir adet tutanak sunmuştur. 8. Davalı ... cevap dilekçesinde; hizmetli olarak görev yaptığını, makbuzlar ile ilgili olarak sadece getir götür işi yaptığını sorumluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 15.01.2016 tarihli ve 2011/199 Esas, 2016/17 Karar sayılı kararı ile; davacı Rektörlük tarafından Üniversitenin Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanlığından ödünç alınan ancak süresinde teslim edilmeyen kitaplar ile ilgili ilgilisinden kitap geçikme bedeli alınıp karşılığında makbuz düzenlendiği ve bu bedelin Üniversite hesabına yatırıldığı, ancak yapılan denetimler sonrasında 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında kesilen makbuzlar ile hesaba yatırılan makbuzlar arasında fark belirlendiği, bu nedenle bu farktan Daire Başkanı ... ile birlikte Üniversitede görev yapan diğer davalıların sorumlu oluğu belirtilerek 35.483,08 TL alacağın yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiği; dava konusu yapılan yıllara ait para makbuzları bulunmamakla birlikte Çanakkale Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/8 Esas sayılı dosyası içinde bulunan belgeler ve raporlarda yıllar itibarı ile kitap geçikme zayi bedelleri için makbuz karşılığı yapılan tahsilatların tespit edildiği, bu tespitler doğrultusunda davacı Üniversitenin kütüphanesinde görevli personel tarafından alınan kararlar doğrultusunda kitap geçikme ve zayi bedeli adı altında bir kısım makbuz karşılığı tahsilatlar yapıldığı, bu tahsilatlar sonrası elde edilen paranın bir kısmı ile Üniversite ve kütüphanenin ihtiyacı olan harcamaların yapıldığının davalılar tarafından savunulduğu ve sonuçta herhangi bir zarar olmadığının iddia edildiği, ancak davacı Kurumun özelliği gereği yapılacak olan harcamaların belli usul ve esaslar dâhilinde şeffaflık ve kamuya açık olması özelliğine göre yapılması gerekirken davalıların iddia ettiği gibi bütçenin yetmediği yerde Üniversiteye ait olan dava konusu paraların harcanmasıın mümkün olmadığı, bazı meblağların isim dahi belirtilmeden kasa fişi ile alındığı, yapılan harcamalar ile ilgili ihtiyaçların belirlenmediği, bütçe kaleminden karşılanması gereken kırtasiye malzemelerinin de bu şekilde fatura edildiğinin anlaşıldığı, söz konusu faturaların bu bedellerle mahsup edilmesi ve bu faturaların kütüphaneye harcandığının kabul edilmesinin mümkün olmadığı, buna göre davacı Kurumun zararının 32.184,78 TL olduğu, davalıların kütüphane ve dokümantasyon bölümünde çalışan memurlar, daire başkanı, uzman ve alt işveren firma temizlik personeli oldukları, gelir gider komisyonu kararlarının Daire Başkanı ... tarafından onaylandığı, ancak gelir gider komisyonunun harcama yetkisi ile ilgili bir düzenleme bulunmadığı, harcamaların daire başkanının Olur ve izni ile yapıldığı; dolayısı ile Daire Başkanı ...'ın kurum zararından sorumlu olduğu, diğer davalıların ise tahsilat ve harcama yapma yetkisi sahibi olmadıklarından sorumlu olmadıkları, kayıtlardan ve tanık beyanlarından harcamaları ...'ın yaptığı gerekçesiyle ... hakkında davanın kısmen kabulüne, diğer davalılar hakkında davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Dairemizin 06.11.2019 tarihli ve 2016/10175 Esas, 2019/19232 Karar sayılı ilâmıyla, davaya konu zarar iddiaları ile ilgili davalılar hakkında kamu davası açılmış olup davalılardan ... hakkında mahkumiyete, diğer davalıların bir kısmı yönünden kamu davasının düşürülmesine, bir kısmı yönünden ise beraate kararı verilmiş ise de sözü edilen ceza mahkemesi kararının henüz kesinleşmediği, davacı işveren temyizinde davalıların tamamının sorumlu olduğunu iddia etmekle ceza davasında verilen kararın kesinleşmesi beklendikten sonra işbu davada sorumluluklara dair hüküm kurulması gerekirken ceza yargılamasının sonucu beklenmeden karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar 1. Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına uyularak Ağır Ceza Mahkemesi kararının sonucu beklenilmiş, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin sanık ...'a yüklenen ve oluşa uygun olarak kabul edilen eyleminin görevi kötüye kullanma, diğer sanıkların eylemlerinin ise bu suça yardım etme suçlarını oluşturacağı, anılan suçun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 257 nci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla aynı Kanun'un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasınını (e) bendi ve 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen 8 yıllık asli ve 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı sürelerine tâbi olduğu, zamanaşımını kesen son işlem olan 26.11.2013 tarihli mahkumiyet hükmü ile inceleme günü arasında asli dava zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası da gözetilmek suretiyle 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321 inci maddesi gereğince bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun'un 322 nci maddesinin birinci fırkası ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca sanıklar hakkında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı düşmesine karar verildiği, davalı ...'ın hizmet nedeniyle görevi kötüye kullanma suçunu işlemiş olduğu yapılan ceza yargılaması ile sabit olup ceza mahkemesi kararının temyiz incelemesinde kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesinin davalının kurum zararına ilişkin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gerekçesiyle önceki gibi davanın ... hakkında kısmen kabulüne diğer davalılar hakkında reddine karar verilmiştir. 2. Mahkemece davalılardan ... tarafından 05.06.2023 tarihinde verilen tavzih dilekçesi üzerine 07.06.2023 tarihli ek karar ile; dava dilekçesinde 2009 yılı için eksik yatırılan miktarın 6.411,53 TL olup ilgili evrakta imzası bulunanların davalı ..., davalı ... ve davalı ... olduğu, bu kişiler yönünden makbuz paralarının hesaba yatırılması gerektiği tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsilinin talep edildiği, 6100 sayılı Kanun'un hükmün tavzihini düzenleyen 305 inci maddesi "Hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. şeklinde düzenlenmiş olup hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez." düzenlemesini içerdiğinden taraflara yükletilen hak ve borçlar kapsamında olan vekâlet ücretinin tavzih kararı ile düzeltilmesinin mümkün olmadığı; bunun yanı sıra Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13 üncü maddesinin (2) nci bendinde hükmedilen "Ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez." düzenlemesi gereğince hükmedilen vekâlet ücretinin davada kabul veya reddedilen miktarı geçemeyeceği gerekçesiyle davalı ... vekilinin tavzih talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar ... ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; davaya konu zarar nedeniyle tüm davalıların müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmüştür. 2. Davalı ... vekili; dönemin Rektörü ile yaşadığı anlaşmazlık sonucunda kendisinin yıpratılarak istifaya zorlandığını, muhakkik tayin edilip suç uydurulmaya çalışıldığını, ilk muhakkik raporunda herhangi bir usulsüzlük saptanmaması üzerine geçiçi görevde olduğu bir zamanda odasının talan edildiğini, kitap zayi ve gecikme bedellerinin harcanmasına yönelik Prof. Dr. V.S. tarafından hazırlanan yazılı emrin yok edildiğini, 2002 yılından beri kitap gecikme bedellerinin aynı emir kapsamında kütüphanenin ihtiyaçlarına fatura mukabili harcanıp harcama düşüldükten sonra artan paranın bankaya yatırılması şeklinde gerçekleştiğini, bu paralar için tahsilat ve harcama yetkilisinin dahi kendisi olmadığını, bilirkişi raporunda paraların bütçeye iade edilip harcamanın genel bütçeden yapılması gerekirken toplanan kitap gecikme bedellerinden yapıldığının belirtildiğini, bu olayda sorumluluğu bulunmadığı gibi Kurumun zararının da oluşmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, işverenin ispat edilen bir zararının bulunup bulunmadığı hususuna ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 427 ve 432 nci maddeleri. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50, 396 ve 400 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Dosya içinde yer alan bilirkişi raporlarında, davacı Kurumun özelliği gereği yapılacak harcamaların belli usul ve esaslar dâhilinde şeffaflık ve kamuya açık olması özelliğine göre yapılması gerekirken davalıların iddia ettiği gibi bütçenin yetmediği yerde Üniversiteye ait dava konusu paraların harcanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2006-2009 yılları arasında tahsil edilip bankaya yatırılmayan tüm paranın davalı ... tarafından ödenmesi gerektiği değerlendirilmesi yapılmış, Mahkemece rapor doğrultusunda hüküm kurulmuştur. 3. Davalı ... davaya verdiği cevap dilekçesinde öncesinde kitap zayi ve gecikme bedellerine ilişkin alelade bir defter kaydı tutulduğunu, sonrasında bunun kurallarına ve harcanmasına ilişkin yönerge düzenlenmesi gerektiğinin görüşülerek Prof. Dr. V.S. tarafından bir yönerge hazırlanıp toplanan paranın nasıl harcanacağına ilişkin yazılı emir oluşturulduğunu, bu kapsamda 2002 yılından beri kitap gecikme bedellerinin aynı emir kapsamında kütüphanenin ihtiyaçlarına fatura mukabili harcanıp harcama düşüldükten sonra artan paranın bankaya yatırılması şeklinde gerçekleştiğini ifade etmiş olup dinlenen davalı tanıklarından A.Ç. "... bey göreve başladığında kitap geçikme bedelleri ile ilgili olarak bir defter tutulduğunu, bu defterin hiçbir usul ve şartları taşımadığını, gelen giden paranın tam olarak hesabının tutulduğunu ancak bunun herhangi bir belgeye dönüştürülmediğini, kütüphanenin buna dair yönergesi olması gerektiğini, tüm üniversitelerde buna dair yönerge hazırlandığını ve kitap gecikme bedellerinden oluşan para ile kütüphane içindeki kırtasiye ihtiyaçlarını gidermeyi hedeflediklerini rektör yardımcısı V.S. Spor ve Kültür Daire Başkanlığının sorumlusu olduğundan kütüphanenin kırtasiye ihtiyaçları karşılandıktan sonra geri kalan meblağ ile faturaların Sağlık ve Kültür Daire Başkanlığına aktarıldığını, bunun karşılıklı olarak çek edildiğini, örneğin kütüphanenin 1000.00 TL gecikme bedelinden kütüphanenin ihtiyacı olan 300.00 TL kırtasiye ihtiyacı fatura ile belgelenip bakiye kalan 700.00 TL'nın ilgili brime aktarıldığını, ... Beyin döneminde kendisinin böyle bir yönerge hazırladığını, yönergeyi bizzat uzman kütüphaneci olarak diğer üniversitelerin kütüphanelerinin yönergelerine emsal olarak hazırladıklarını, bu yönergede, kitap gecikme bedellerinin ne miktarda toplanacağının belirlendiğini rektör yardımcısı V.S'nin oluru ile de bu kitap gecikme bedellerini ne şekilde harcanağının belirlendiğini, V.S. kendilerine yol göstermemiş olsa Spor Kültür Daire Başkanlığını yada başka bir birimi kendilerine muhatap alamayacaklarını zira diğer daire başkanlıklarının Kütüphane Daire Başkanlığının üzerinde olan bir kurum olmadığını, bizzat yönerge ile birlikte oluru Kütüphane Daire Başkanlığına verdiğini, bunun 10 yıldır yapılan bir uygulama olduğu ..." şeklinde beyanda bulunmuştur. 4. Ceza dosyasında dinlenen davalı tanığı M.E. ise eski rektör A.A. zamanında kütüphane ve Dardanos Tesisleri ile ilgili soruşturmacı olarak atandığını, Rektör A.A'nın kendisine özellikle kütüphaneyi kontrol etmesini, orada birşeyler olduğunu söylediğini, kendisine kanun ne gerektiyorsa onu yapacağını, taraflı davranamayacağını söyleyerek gerekli raporu düzenlediğini, kütüphanede sanığın görev yaptığı dönemi denetlediğini ve usulsüzlük bulunmadığına dair rapor düzenlediğini, raporunda kütüphane ile ilgili gerek gelirleri gerekse giderleri kontrol ettiğini, bir usulsüzlük göremediğini belirterek beyanda bulunmuştur. 5. Dosyada mevcut tutanak şeklinde düzenlenen belgelerde makbuz karşılığı toplanan para miktarının, harcanan para miktarının ve kalan paranın ayrıca belirtilerek banka dekontu ibraz edilmek suretiyle tutanak altına alındığı, devreden ve devralan imzalarıyla tanzim edildiği görülmektedir. 6. 03.04.2002 tarihli yazıdan (Daire Başkanlığının çeşitli gelirlerinin (fotokopi, kitap cezaları) izlenmesi, ortaya çıkan ihtiyaçların (bütçenin yeterli olmadığı durumlarda) bu gelirlerden karşılanması için); yapılacak olan harcamaların kontrol edilmesi amacıyla 25.03.2002 tarihinden itibaren bir Gelir-Gider Komisyonu oluşturulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. 7. Davacı Üniversitede fotokopi ve kitap zayi ve gecikme bedelleri nedeniyle toplanan paraların muhasebe tekniğine uygun olmayan bir şekilde giderlere harcandığı tanık beyanları, dosyaya ibraz edilen tutanaklar, faturalar ve bilirkişi raporlarıyla tespit edilmiştir. Bu parayı davalı ...'ın kendisine mal ettiği, kişisel işlerinde kullandığı da iddia ve ispat edilememiştir. Bu nedenle harcamanın usulüne uygun olmadığı gerekçesiyle fatura karşılığı bedellerden davalı ...'ın sorumluluğuna karar verilmesi hatalı olmuştur. Kurum zararı ve bu zarardan ...'ın sorumlu olduğu ispat edilemediğinden davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Davalı ... Temyizi Yönünden; Davalı ... vekilinin 07.06.2023 tarihli ek karara yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, B. Davacı Temyizi Yönünden Davacı vekilinin temyiz isteğinin REDDİNE, C. Davalı ... Temyizi Yönünden Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,20.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/4127 E., 2023/5016 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
maddeleri, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci, 396 ncı ve 400 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/4127 E.  ,  2023/5016 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :... Mahkemesi Taraflar arasında görülen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararının taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince hükmün yeniden bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Asıl davada ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davacılar-birleşen diğer davada davalılar vekili; Ağaçlı ... Tic. Ltd. Şti. (Ağaçlı ... Şirketi) ile Admer Akaryakıt Otom. Nak. Tic. Ltd. Şti.nin (Admer Akaryakıt Şirketi) organik bağı bulunan şirketler olduğunu, Şirketin ... Yolu 12. km.de ... Petrole bağlı akaryakıt istasyonu işletmeciliği yaptığını, davalı ...'un 01.04.1998-13.03.2003 tarihleri arasında şirket müdürlüğü, diğer davalı ...'nın ise 08.04.2000-13.03.2003 tarihleri arasında müdür yardımcılığı yaptıklarını, davalıların akaryakıt istasyonunun işlerini ve işyeri bünyesinde bulunan marketin sevk ve idaresinden ... başlarına sorumlu olduklarını, davalılardan ... ve ...’nın hiçbir neden yokken mevcut işinden ayrılmak istediğini bildirdiğini, bunun üzerine Şirket yetkililerinin davalı ...'un zimmetinde bulunan malların tespitinin yapılması gerektiğini, hesapların karşılaştırılması sonucunda istifasının kabul edilebileceğini bildirdiklerini, yapılan incelemelerde sadece sigarada 2000 yılına dair açık miktarının 15.692,33 TL, 2003 yılının 2. ayında ise 5.591,37 TL olup Şirketin toplam 21.283,70 TL zarara uğratıldığını, tespit yapılmasının ardından davalıların 10,11,12 Mart 2003 tarihlerinde işe gelmediklerini, bu nedenle ... sözleşmesinin bildirimsiz ve zorunlu olarak feshedildiğini, ancak aynı ... tebliğ edilen ihtarname ile davalıların da ... sözleşmelerinin 16 ncı madde uyarınca feshettiklerini öğrendiklerini, bu hususun gerçeğe uygun olmadığını ileri sürerek 21.283,70 TL zararın faiziyle birlikte davalılardan tahsiline, davalılar tarafından açılan ve somut dosya ile birleştirilen davalara verdikleri cevapta ise ödenmeyen hak ve alacakları bulunmadığından davaların reddini istemişlerdir. II. CEVAP Asıl dava ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalılar- birleşen diğer davalarda davacılar vekilleri; müvekkillerinin, 01.01.2002-31.12.2002 ve 01.01.2003 - 28.02.2003 tarihleri arası market sayımı sonucu açıkların ortaya çıkması üzerine hırsızlık yapmakla suçlandıklarını, davacı müvekkillerinin bunun üzerine yaptığı araştırmada bu açıkların kimler tarafından ve nasıl yapıldığını belirleyerek bu durumu işverene bildirmesine rağmen işverenin ısrarla bu açıkların müvekkilleri tarafından karşılanmasını istediğini, ağır hakaretler, küfürler ve tehditlerde bulunduğunu, müvekkillerinin bunun üzerine ... sözleşmesini feshettiğini, davalının yanında ...’un müdür, ...’nın müdür yardımcısı olarak çalıştığını, aylık ücretlerinin 5.000,00 TL ve 3.600,00 TL olduğunu, feshin haksız olup işyerinde ödenmeyen alacakları bulunduğunu belirterek asıl davanın reddine karar verilmesi ile birleşen ... 10. ... Mahkemesinin 2003/1034 Esas sayılı dosyasında müvekkilleri ... lehine kıdem tazminatı ile ücret, asgari geçim indirimi, fazla çalışma ve ... ... ve genel tatil ücretinin; birleşen ... 6. ... Mahkemesinin 2003/968 Esas sayılı dosyasında müvekkilleri ... lehine kıdem tazminatı ile fazla çalışma, ... ... ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmişlerdir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 19.12.2012 tarihli ve 2003/911 Esas, 2012/987 Karar sayılı kararı ile; ceza dosyası kapsamı ve toplanan delillerden asıl dava ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı olan işçilerin, davacı olan Şirketleri 21.283,00 TL zarara uğrattıkları gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, işçiler tarafından açılan ve birleşen işçilik alacağı davalarında ise kıdem tazminatı taleplerinin reddi ile davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 04.11.2013 tarihli ve 2013/10305 Esas, 2013/18228 Karar sayılı kararıyla; hükmün çelişkili olduğu, davacılar Admer Akaryakıt ve Ağaçlı ... Şirketlerinin tazminat davasına konu alacak yönünden zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılması ve davalı işçilerin iddia edilen zarardan sorumlu olup olmadıkları ve sorumlu oldukları yönünde kanaat oluşursa sorumlu tutulacakları miktarın açık ve net bir şekilde belirlenmesi gerekirken sadece davacı Şirketin iddiası kabul edilerek sonuca gidilmesi ve kesin hüküm oluşturmayan bir mahkeme kararının hükme esas alınmasının hatalı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. B. Mahkemece Birinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin 22.11.2018 tarihli 2014/156 Esas, 2018/547 Karar sayılı kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda asıl dava ve birleşen davalarda bozmadan önceki gibi karar verilmiştir. C. İkinci Bozma Kararı 1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince temyiz isteminde bulunulmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli ve 2019/7111 Esas, 2020/2149 Karar sayılı kararıyla; bozma öncesi ve bozma sonrası aldırılan raporların çelişkili olup, ilk raporda işveren zararının bulunduğu ifade edilirken ikinci raporda işverence zararın tespitine yönelik kayıtların muhasebe ilkelerine aykırı olduğu (TL hesabı yapılırken satış bedeli üzerinden hesap yapılamayacağı, maliyet bedeli üzerinden hesaplama yapılabileceği), ayrıca stok açığı değil kasa açığından bahsedildiği, kasa açığının sebebi açıklanmadan ve belgeye dayandırılmadan kişilerin sorumlu tutulamayacağı, yine ticari mallar alış, ticari mallar satış hesabında tekel dışında ürünler de bulunduğu hâlde Şirketlerce oluşan zararın tamamının tekel açığı olarak sunulmuş olmasının da tamamen afaki olduğu izlenimini taşıdığı şeklinde görüş bildirildiğinden Mahkemece raporlar arasındaki çelişki giderilmeksizin tam olarak zararın miktarı ve neden kaynaklandığı, işçilerin zarardan ne oranda kusurlu oldukları belirlenmeksizin hüküm kurulduğu, işyerinde stok sayımı yapılıp yapılmadığı, stokların ne olduğu, hangi üründeki malda stok açığının buna göre kasa açığının oluştuğu, Şirketçe ne oranda kasa açığının tolere edildiğinin belirlenmediği, düşmesine karar verilen ceza dosyası içeriğinde işverence sunulan bir kısım ticari defter ve fatura kayıtlarının görüldüğü, açığın oluştuğu iddia edilen 2002-2003 yıllarına ait tüm ticari defterlerin yeminli mali müşavir denetim uzmanı tarafından incelenerek ... anlamda kasa açığı yada stok açığı olup olmadığı, müdür ve müdür yardımcısı işçilerin sorumluluklarının dayanağı ve ne oranda kusurlu olduklarının belirlenmesi gerekirken çelişkiler giderilmeksizin hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu; ayrıca bilirkişi raporu sonucuna göre işçiler ... ve ...’na yükletilebilecek bir kusur ve zarar olup olmadığı ve sorumlu olunan zararın miktarı belirlendikten sonra işçi fesihlerinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı hususunun da ayrıca yeniden değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. D. Mahkemece İkinci Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilâmına uyulmasına karar verilerek davacı Şirketlerin 2002-2003 yıllarına ait ticari defterlerinin ibrazı talep edilmiş ise de Şirket vekilinin dilekçesi ile saklama süresinin geçtiği ve ticari defterlerin Şirket arşivinde bulunmadığı yönündeki beyanı üzerine başka bilirkişi tayin edilerek dosya kapsamına göre rapor aldırılmış, raporda ceza dosyasında bilirkişilik yapan bilirkişinin raporunda zararın oluştuğunun belirlendiği gerekçesiyle asıl davanın kabulüne birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1. Asıl davada ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davacı Şirketler vekilleri temyiz başvuru dilekçesinde; davalı işçilerin şirket müdürü ve muhasebe müdür yardımcısı olmakla çalışmalarını kendileri belirlediklerinden fazla çalışma ve ... ... ve genel tatil ücreti alacaklarına hak kazanamadıklarını ileri sürerek bu taleplerin de reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Asıl dava ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı- birleşen ... 10. ... Mahkemesinin 2003/1034 Esas sayılı dosyasında davacı ... mirasçısı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde; bozma kararında açıkça Şirket kayıtları incelenerek ve raporlar arasındaki çelişkiler giderilerek açığın stok ya da kasa açığı olup olmadığı ve davalıların sorumlulukları değerlendirilerek hüküm kurulması talep edildiği hâlde hiçbir defter ve kayıt sunmayan Şirket yönünden eski rapor esas alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davacı Şirketlerin suçlamaları ispat edemediğini, işverenin zarar iddiasının afaki olduğunu ileri sürerek asıl dava ile birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı davanın reddine, birleşen ... 10. ... Mahkemesinin 2003/1034 Esas sayılı davanın kabulüne karar verilmek üzere hükmün bozulmasını talep etmiştir. 3. Asıl dava ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı- birleşen ... 6. ... Mahkemesinin 2003/968 Esas sayılı dosyasında davacı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde; davalı ... mirasçısının temyiz gerekçelerine ilaveten bozma ilâmında düşme kararı verilen ceza dosyasının hükme esas alınamayacağını ve ayrıca zararın açık ve net belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş olmakla kendileri açısından usuli müktesep hak teşkil eden bu durumda Mahkemece ... bilirkişi incelemesi yaptırıldığı ve raporda lehe düzenleme olduğu hâlde ceza dosyasındaki deliller esas alınarak hüküm kurulmasının hatalı olduğunu; ayrıca müvekkilin başta kıdem tazminatı olmak üzere diğer alacakları da kanıtlandığı hâlde reddinin isabetsiz olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, asıl dava ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı- diğer birleşen davalarda davacı olan işçiler işçiler tarafından işyerine zarar verilip verilmediği, zararın ispatı, kusur oranı ve hesaplanması ile işçilerin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamadıklarına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 ... maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 4857 sayılı ... Kanunu'nun 24 ve 25 ... maddeleri, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci, 396 ncı ve 400 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığının anlaşılmasına göre asıl davada ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davacılar-birleşen diğer davalarda davalılar vekillerinin tüm, asıl dava ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı- birleşen diğer davalarda davacılar vekillerinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir . 2. 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesinde zarar görenin zararın miktarını ve zarar verenin kusurunu ispat etmesi gerektiği ifade edilmiştir. İşverence dosyaya sunulan, zarar oluştuğu iddia edilen belgede dönem sonu maliyet %5 kâr ile çarpılıp dönem sonu satış bedeli mahsup edilerek açık rakamının tespit edildiği anlaşılmaktadır. İşverence sunulan muavin defter kayıtlarında borç-alacak, alacak bakiye tutarlarının birbirini doğruladığı görülmektedir. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 11.02.2020 tarihli bozma ilâmında işyeri defterleri incelenerek iddia edilen zararın kasa açığı mı, stok açığı mı olduğu ve davaların tarafı işçilere atfedilecek kusur bulunup bulunmadığı yönünden inceleme yapılması için hükmün bozulmasına karar verilmişse de işverence hiçbir belge sunulmadığı, sadece önceki raporlar arasındaki çelişkinin üçüncü bir raporla giderilmeye çalışıldığı görülmektedir. 3. Mali müşavir bilirkişi ... ... tarafından hazırlanan raporun sonuç kısmında, tekel stok farkı TL baz alınarak tespit edilmişse de tekel ürününün adet olarak sayılabilen menkul mal olduğu, zimmet unsurları açısından tutar olarak değerlendirilemeyeceği, fiili sayımı mümkün iken stok farkı tespiti için varsayıma dayalı TL olarak değerlendirme yapılamayacağı, muhasebe tekniğine göre TL olarak yapılan hesabın satış bedeli üzerinden değil ancak maliyet bedeli üzerinden yapılabileceği, davacı-karşı davalı Şirketçe sunulan belgede stok açığı değil satıştan oluşan kasa açığının yaklaşık olarak tespit edilmeye çalışıldığı, afaki hesaplanan bu farktan kesin hesap yapılmadan, farkın sebebi araştırılmadan ve belgeye dayandırılmadan kişilerin sorumlu tutulamayacağı, önceki bilirkişi tarafından yerinde yapılan inceleme sonucunda Ağaçlı ... Şirketinin ticari defterlerinde 153.015 kodlu ticari mallar alış hesabı ile 600 kodlu ticari mallar satış hesabının incelendiği ve inceleme sonucunda 21.283,70 TL açık meydana geldiği sonucuna varıldığı görülmüş ise de 153 ticari mallar alış hesabı ile 600 ticari mallar satış hesabının genel bir hesap ismi olduğunun ... düzen hesap planından bilindiği, bu hesabın içerisinde tekel ürünlerinin dışında başka kalem malların olup olmadığının anlaşılamadığı, bilirkişinin market açığını tespit ederken davacı Şirketlerin bu tutarın tamamının tekel açığı olarak sunmalarının hesaplamaların afaki olduğunu gösterdiği tespit edilmiştir. 4. Ağır ceza dosyasında yer ... muavin defter kayıtlarında 153.015 kodlu hesapta tekel ve gazete alışları olarak hesap adının belirtildiği, 600.015 kodlu hesap kaydında tekel ve gazete satışları olarak hesap adının belirtildiği; yukarıda ifade edildiği şekilde alacak- borç, alacak bakiyesi sonuç kısmının açık vermeyecek şekilde olduğu belirlenmiştir. 5. İlk bilirkişi tespitinde, Ağaçlı ... Şirketinde zararın 21.283,70 TL olduğu belirtilmesine karşın davacı işverence sunulan belgede Admer Akaryakıt Şirketinde oluşan açıktan bahsedildiği, Ağaçlı ... Şirketinde oluşan 1.643.00 TL'lik açığın ise fesihten önce market çalışanlarından tahsil edilerek kapatıldığı görülmektedir. Sonuç olarak işverence zararın ne olduğu, stok açığı mı, kasa açığından kaynaklı zimmet mi olduğu, nereden kaynaklandığı usulünce ispat edilememiştir. Bu durumda davacı Şirketlerin zarar taleplerinin reddine karar verilmelidir. Bu durumda Mahkemenin asıl dava ve birleşen aynı Mahkemenin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davanın reddine karar verilmelidir. 5. Asıl davada ve birleşen ... 5. ... Mahkemesinin 2003/1291 Esas sayılı dosyasında davalı-birleşen diğer davalarda davacı olan işçiler yönünden ise işveren, fesih bildiriminde devamsızlık fesih sebebine dayandığı hâlde, işçilerin işverence işten uzaklaştırıldıkları işverenin beyanıyla da sabittir. Bu durumda işçilerin fesihlerinin haklı nedene dayandığı anlaşıldığından ... 10. ... Mahkemesinin 2003/1034 Esas sayılı ve ... 6. ... Mahkemesinin 2003/968 Esas sayılı birleşen dava dosyalarında kıdem tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 05.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Genel Hükümler

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, borç ilişkisinden doğan yükümlülüklerle ilgili olarak; I. Asli edim yükümlülüğünün doğumu için anlaşmada açıkça belirtilmesi zorunludur. II. Yan edim yükümlülüğünün doğumu için anlaşmada açıkça kararlaştırılmış olması şarttır. III. Özen ve sadakat gibi yan yükümlülükler, anlaşmada ayrıca belirtilmese de kanun ve dürüstlük kuralı gereği yerine getirilmelidir. ifadelerinden hangileri doğrudur?

A) Yalnız I
B) Yalnız II
C) Yalnız III
D) I ve II
E) II ve III