6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 400

Türk Borçlar Kanunu 400. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 400- İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan sorumludur. Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve nitelikleri göz önünde tutulur. D. İşverenin borçları I. Ücret ödeme borcu 1. Ücret a. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

17 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/2156 E., 2024/214 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 400 üncü, 502 nci ve 506 ncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2023/2156 E.  ,  2024/214 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/201 E., 2022/501 K. Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkete ait Hospitalium Hastanesi’ne 2011 yılı Ekim ayında bademcik ameliyatı olmak için başvurduğunu, ameliyatın başarısızlığı nedeniyle nefes alamadığını, yoğun bakıma alındığını ve hiç uyuşturulmadan boğazının yanlarının delindiğini, direnler takılarak Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edildiğini, daha sonra yakınlarının talebi üzerine ... Göğüs Hastalıkları Hastanesine sevk edildiğini, bu hastanede de boğazının yanları delinerek tedavi edilmeye çalışıldığını, bu sırada çok acı çektiğini ve nefes alamadığını, tedavinin 4 gün sürdüğünü, daha sonra taburcu edildiğini, ancak taburcu olduktan 8 gün sonra komaya girdiğini, tekrardan ...Hastanesi Acil Servisine yatırıldığını, doktorların hastalığın teşhisini koyamadıklarını, daha sonra endoskopi çekilerek hastalığa teşhis konulabildiğini, sürekli bakıma muhtaç bir şekilde yaşadığını, şuur ve görme kaybı oluştuğunu, tedavi süreci bittikten sonra ilk ameliyatı olduğu hastaneye giderek ameliyatı yapan doktor ile görüştüğünü, doktorun narkozcunun küçük hortum yerine büyük hortum taktığını ve bu nedenle hasar meydana geldiğini beyan ettiğini, davalı hastanenin kusurlu bir ameliyat yaptığını, ameliyat nedeniyle çok ciddi sağlık sorunları yaşadığını, halen eski sağlığına kavuşamadığını, tek başına yaşayamaz hale geldiğini, bu zararların ruhen de yıprattığını, emekli olmasına rağmen moda tasarımcısı olarak piyasada değişik firmalara tasarım ve danışmanlık hizmeti verdiğini belirtilerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi tazminat ile 95.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. II. CEVAP 1. Davalı Cemil Beraha; anestezi uzmanı olduğunu, davacının ameliyatının basit bir bademcik ameliyatı olmadığını, hastaya rutin testlerin yapıldığını, operasyon ile bilgiler verildiğini, Hospitalium Hastanesi’nin anestezi uzmanının hasta olması nedeniyle kendisine o gün görev verildiğini, ameliyatın başlamasından sonra anestezi amacıyla gerekli ilaçların verildiğini, hastanın rahat nefes alması için lokal anesteziyle drenaj tüpü takıldığını, hastanın oksijenizasyonu normale döndükten sonra toraks BT ve akciğer filmi çekildiğini, daha sonra epikriz ve BT'leri ile ambulans ve doktor eşliğinde sevk edildiğini, hastanın bu süreçte karşılaştığı komplikasyonlar nedeniyle herhangi bir kusurunun olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 2. Davalı ...; kulak burun boğaz doktoru olduğunu, davacının yapılan muayenesi sonunda bademcik üzerinde papillom adı verilen siğil olduğunun tespit edildiğini, bu hastalığın vücudun başka bölgelerinde de görülebileceğini, bu nedenle davacıya bu hususta soruyu yönelttiğini ve davacının da cinsel organında benzer bir siğilin tespit edildiğini bildirdiğini, bunun üzerine her iki bölgedeki hastalığın da aynı anda tedavi edilebileceğini söylediğini, davacının da uygun bulduğunu, hem kadın hastalıkları uzmanı hem de kendisi tarafından ameliyatın aynı anda gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığını, boğazından yapılacak ameliyat girişiminin usulüne uygun yapıldığını, davacının daha sonra tedavi gördüğü hastanelerde sıkıntılı süreçler yaşadığının doğru olduğunu, anestezi işlemi ile ilgili kusuru olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. 3. Davalı hastane vekili; davanın öncelikle husumet yönünden reddini, hastaya çekilen BT'ler sonucunda durumun göğüs hastalıkları konusunda uzman bir doktor tarafından değerlendirilmesi görüşüne varıldığından ve bu kadroda da hastanelerinde bir doktor bulunmadığından davacının Cerrahpaşa'ya sevk edildiğini, tedavi sonrasında bir takım işlemler yaşamasının hastanenin sorumluluğunda olmadığını, hastanenin yapılan işlemlerde kusurunun olmadığını, somut olayda manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, zenginleşme saikiyle talep edilen bir miktar olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 09.02.2017 tarihli ve 2012/469 E., 2017/40 K. sayılı kararıyla; alınan bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu raporlarında davalı doktorlara atfı kabil bir kusur tespit edilemediği, gerçekleşen olayların olağan komplikasyonlar olduğu, davalıların olayda kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin 10.11.2017 tarihli ve 2017/993 E., 2017/1440 K. sayılı kararıyla; alınan bilirkişi raporları ile özel tıbbi teknik bilgiler doğrultusunda davacıya ait teşhis ve tedavi belgelerinin değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkan durum neticesinde davalı doktorlar ve davalı hastaneye kusur atfedilemeyeceği, Yasa gereği taraflar arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisi olup davacının gördüğü zarardan davalıların sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olmaları gerektiği, somut olayda herhangi bir kusur tespit edilemediğinden davanın reddine yönelik verilen İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 03.02.2021 tarihli ve 2020/7370 E., 2021/804 K. sayılı ilamıyla; davacının iddiaları ile bilirkişi raporlarına yaptığı itirazları ve özellikle yukarıda bahsedilen anestezi uzmanının ameliyat öncesi değerlendirme raporu, bilgilendirme onamı, özellikle ameliyat sırasındaki takip notunun bulunmaması hususu değerlendirilip tartışılmak üzere üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak, konusunda uzman akademik kariyere sahip yeni bir bilirkişi kurulundan nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporu ile Adli Tıp Kurumu raporlarında davalı doktorlara atfı kabil bir kusur tespit edilmediği, gerçekleşen olayların olağan komplikasyonlar olduğu, davalıların olayda kusurlarının bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A.Temyiz Yoluna Başvuran İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı; dosyanın eksik incelendiğini, davalı ...'nin hatasını kabule yönelik beyanlarının dikkate alınmadığını, verilen kararın adaletsiz olduğunu ve bozulması gerektiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, doktor hatasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 400 üncü, 502 nci ve 506 ncı maddeleri. 2. 5013 sayılı Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun. 3. 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu. 4. Hekim Etiği Yönetmeliği. 5. Hasta Hakları Yönetmeliği. 3. Değerlendirme 1. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken, yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. 2. 09.12.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Avrupa Biyotıp Sözleşmesi ile sözleşmenin taraflarının, tüm insanların haysiyetini ve kimliğini koruyarak, biyoloji ve tıbbın uygulanmasında ayırım yapmadan herkesin bütünlüğüne ve diğer hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmesini güvence altına almakla yükümlü olduğu vurgulanmış olup, Sözleşme iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir. Bu durumda, her türlü tıbbi müdahalenin mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olması benimsenmiştir. Diğer yandan, Biyotıp Sözleşmesinde “......,” konusu ayrıntılı düzenlenerek rızanın kapsamı belirlenmiş ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına paralel düzenlemeler getirilmiştir. Buna göre salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da aydınlatılmış rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliğinin 26 ncı maddesinde yer alan "Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır." düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim ya da hastanededir. 3. Somut olayda, dosyaya kazandırılan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 15.03.2022 havale tarihli raporda; davalı hastane tarafından sunulan belgeler arasında anestezi öncesi değerlendirme formu, anestezi uygulanması sırasında tutulan anestezi takip fişi, hastalar için anestezi öncesi bilgilendirme ve aydınlatılmış onam formu bulunmamasına rağmen, hastanın anestezi öncesi değerlendirmesinin yapılmış ve hastanın bilgilendirilmiş olduğu hususunun, davalı anestezi uzmanı Dr. ...'nin cevap dilekçesindeki beyanlarından anlaşıldığı belirtilerek, davacı hastada entübasyonun birkaç kez denenmesine bağlı olarak gelişen hava yolu travmasının bir komplikasyon olduğu ve günümüzde kullanılan anestezi öncesi bilgilendirme ve aydınlatılmış onam formlarında da komplikasyon olarak belirtildiği, oluşan bu komplikasyon hemen fark edilerek, komplikasyon yönetiminin doğru olarak yapıldığı, sonuç olarak davalıların davranış ve uygulamaları nedeniyle davalı hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de, davacının ameliyat öncesi değerlendirme raporu tutulmadığı ve bilgilendirme onamı bulunmadığı, yemek borusunun delindiğinin gizlenmesi nedeniyle sevk edildiği hastanede kendisine gerekli müdahalelerde bulunulamadığı yönündeki beyanları değerlendirildiğinde, hastanın olası risk ve komplikasyonlar konusunda somut ve yeterli bir şekilde aydınlatıldığının mevcut belgelerle davalılar tarafından ispatlanamadığı, davacıya hasta hakları yönetmeliği ve etik ilkelere göre spesifik bilgilerin verilip verilmediği konusunda ispatın bulunmadığı anlaşılmaktadır. 4. Davalıların ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmeleri bir zorunluluk olup, dosyaya ibraz edilen bir onam belgesi de bulunmadığından, İlk Derece Mahkemesince davalıların sorumlu olduğu kabul edilerek, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan kararın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/4559 E., 2024/3019 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 400 üncü maddesi).
3. Hukuk Dairesi         2023/4559 E.  ,  2024/3019 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/353 E., 2023/271 K. Taraflar arasındaki hekim hatasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiştir. Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin 25.04.2010 tarihinde davalı şirketin işlettiği ... Hastanesinde davalı Dr. ... tarafından "çok parçalı kırık ve ayak bileğinde çıkık" nedenleri ile ameliyat edildiğini ve 28.04.2010 tarihinde taburcu edildiğini, 26.06.2010 tarihinde yapılan muayenede müvekkilinin ağrılarının olduğunu bildirmesine rağmen her şeyin normal olduğunun ve ayağında ağrıların olmasının doğal olduğunun belirtildiğini, 07.02.2011 tarihinde ağrıların tahammül edilemez hale geldiğinden yeniden röntgenlerinin çekildiğini ve kendisine ayağının dondurulma ihtimalinin olduğunun söylendiğini, davalı hastaneye karşı güvenini yitiren müvekkilinin başka bir hastanede ameliyat olduğunu ve ayağının sabitlendiğini, yapılan yanlış ve eksik tedavi nedeni ile müvekkilinin ayağındaki vidalardan bir kısmının müvekkilinin bacağında eğilerek kullanılma amacını yitirdiğini, zamanında yapılamayan, yanlış ve eksik tedavi nedeni ile davalı tarafın kusurlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL maddi tazminat ile müvekkilinin çektiği acıların tazmini için talep edilen 70.000,00 TL manevi tazminatın 25.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; hastanın 6 aylık bir süreçte tedavi ve kontrole gelmediğini, davacı tarafından ayak bileğine baskı uygulandığını, müvekkilinin yapmış olduğu tıbbi tedavi ile hastanın ayağının sabitlenmesi işleminin arasında illiyet bağının bulunmadığını, müvekkilinin mesleki sorumluluklarına uygun olarak tanı ve tedavi işlemlerini yaptığını, ancak hastanın tedaviyi yarım bıraktığını, tazminat taleplerinin çok fahiş olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 21.01.2013 tarihli raporu denetime elverişli bulunmakla, davacının tedavi sürecinde ve sonrasında davalıların bir kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Birinci Bozma Kararı 1. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 27.10.2014 tarihli ve 2014/10592 E., 2014/32977 K. sayılı ilamıyla; davalı doktorun savunmasında, hastanın ayağındaki vidanın çıkarılmasından sonra belirli sürelerle kontrole gelmesi ve uyacağı kurallara ilişkin bilgilendirdiği iddia edilerek, bu kurallara uyulmaması nedeniyle davacının ayağındaki arazın ortaya çıktığı ifade edildiği, bu süreçteki hastanın kontrole gelmesinin önemine dikkat çekildiği, bu itibarla davacıya ameliyat sonrası bakım sürecinde gerekli uyarıların yapılarak, hangi sıklıkla kontrole gelmesi konusunda uyarıldığı hususunu davalı tarafların tedavi sürecinde düzenledikleri tedavi evraklarına dayalı olarak ispat etmeleri gerektiği, Mahkemece öncelikle davacının tedavisi sürecinde davalı hastanede çalışan hekim ve yardımcı sağlık personelleri tarafından el yazısı ile düzenlenen hasta takip formu ve diğer tedavi evraklarının celbi sağlanarak, bu bilgi ve belgeler ile tüm dosya kapsamına göre hastanın ameliyat ve ameliyat sonrası bakım sürecinde yapılan işlemlere ilişkin olarak kusur durumunun tespiti amacıyla üniversite hastanelerinin ilgili ortopedi ve travmatoloji bilim dalında uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyeti oluşturularak alınacak rapor sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken,yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir. B. İkinci Bozma Kararı 1. Bozmaya uyan Mahkemece; Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 21.01.2013 tarihli raporu, yine bozma ilamından sonra alınan üçlü bilirkişi kurulu raporundan davacının tedavi sürecinde ve sonrasında davalıların bir kusurunun bulunmadığı, davacıya yapılan tedavinin bilimsel olarak tam ve yeterli olduğu gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 05.10.2020 tarihli ve 2020/4707 E., 2020/5299 K. sayılı ilamıyla; hastane tarafından gönderilen tedavi evraklarında davacıya vidanın çıkarılmasından sonra hangi sürelerle kontrole gelmesi ve bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapılıp yapılmadığına dair bir inceleme yapılmadığı, yine vidanın çıkarılması sırasında kırığın kaynamadığının tespiti imkanı olup olmadığı konularında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı ve raporun bu haliyle taraf ve Yargıtay denetime elverişli olmadığı, bozma ilamına uyulması halinde, bozma doğrultusunda taraflar lehine usuli kazanılmış hak doğacağı, bu aşamadan sonra bozmanın gereklerinin yerine getirilmesi zorunlu olduğu, bu durumda Mahkemece hastane tarafından gönderilen tedavi evraklarında davacıya vidanın çıkarılmasından sonra hangi sürelerle kontrole gelmesi ve bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapılıp yapılmadığı, yine vidanın çıkarılması sırasında kırığın kaynamadığının tespiti imkanı olup olmadığı ve kusur durumunun tespiti amacıyla tüm dosya kapsamına göre üniversite hastanelerinin ilgili ortopedi ve travmatoloji bilim dalında uzman hekimlerden oluşan bilirkişi heyetinden nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli ve bozmada belirtilen hususları açıklayıcı rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir. C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının tedavi sürecinde ve sonrasında davalıların bir kusurunun bulunmadığı, davacıya yapılan tedavinin bilimsel olarak tam ve yeterli olduğu, kırık tedavisi sonrasında konulan tibia ve fibula kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayan vidanın çıkarılması sırasında (16 Temmuz 2010) kırığın kaynamaması radyoloji yardımlı (skopi altında) muayene ile patolojik hareketin görülmesi halinde şüphelenebilinir olduğu, ancak tespit ve zayıflama meydana getirdiği dikkate alındığında vidanın çıkarılması sırasında kırığın kaynamadığının tam ve kesin olarak yapılamayabileceği, bu yüzden hastanın kontrol ve takibi gerektiği, vidanın 3 ay süre ile tutulmuş olmasının cerrahi tedavisinin bilimsel olarak tam ve uygun şekilde yapılmış olduğu ve vidanın çıkartıldığı sırada herhangi bir kusur görülmediği, 16.07.2010 tarihinde yapılan ameliyat nedeniyle davacının Anestezi Uygulamaları İçin Bilgilendirme Onam Formunu, Bilgilendirme ve Onay Formunu, Hasta Yatış Formunu ve taahhütnameyi imzaladığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuran Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; Yargıtay kararları doğrultusunda müvekkiline 16 Temmuzdan sonra yapması gerekenler ve hangi sürelerde kontrole geleceğine dair bilgilendirme yapılmadığı dosya kapsamında bilirkişi raporu ile ispatlandığını, müvekkilinin ayağındaki vidanın çıkarılmasından sonra takibinin yapılması gerektiğinin, ancak bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere bu takibin yapılmadığının açıkça anlaşıldığını, doktorun takip yapmadığı için kırığın kaynayıp kaynamadığını tespit edemediğini, kusur olmadığı belirlemesinin hatalı olduğunu, tedavi sürecinin bir bütün olduğunu ve bilirkişi raporunun yetersiz olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hekim hatasından kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 502 ve devamı maddeleri, 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266 ncı maddesinin birinci fıkrası. 3. Değerlendirme 1. Davanın temeli vekalet sözleşmesidir. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 502 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.) 2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 400 üncü maddesi). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. 3. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, TBK'nın 510 uncu maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 4. Dava dosyasının incelenmesinde; davalı doktorun savunmasında, hastanın ayağındaki vidanın çıkarılmasından sonra belirli sürelerle kontrole gelmesi ve uyacağı kurallara ilişkin bilgilendirdiği iddia edilerek, bu kurallara uyulmaması nedeniyle davacının ayağındaki arazın ortaya çıktığını ifade ettiği ve bu durumun bozma sonrası aldırılan 12.09.2022 tarihli bilirkişi raporunda; ise "......'in ayak bileği kırık tedavisi sonrasında kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayan vidanın çıkarılması sonrasında (16 Temmuz 2010 tarihinden sonra); bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapılıp yapılmadığına yönelik dosyada yazılı bir belge görülemediği, ...'in ayak bileği kırık tedavisi sonrasında konan tibia ile fibula kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayan vidanın çıkarılması sırasında (16 Temmuz 2010 tarihinde) kırığın kaynamaması radyoloji yardımlı (skopi altında) muayene ile patolojik hareketin görülmesi ile şüphelenilebileceği, ...'in ayak bileği kırık tedavisi sonrasında konan tibia ile fibula kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayan vidanın 16 Temmuz 2010 tarihinde çıkarılması değerlendirildiğinde, 25 Nisan 2010 tarihinde konan bu vidanın 3 ay süre ile tutulduğu ve bu sürenin cerrahi tedavisinin bilimsel olarak tam ve uygun şekilde yapılmış olduğu, cerrahi tedavinin dosya üzerinden değerlendirilmesinde kusur saptanamadığı..." ve yine 29.03.2023 tarihli ek bilirkişi raporunda da "......'in ayak bileği kırık tedavisi sonrasında konan tibia ile fibula kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayan vidanın çıkarılması sonrasında (16 Temmuz 2010 tarihinden sonra) hangi sürelerle kontrole gelmesine yönelik ve bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmeye ait dosyada yeni yazılı bir belge görülemediği, ...'in ayak bileği kırık tedavisi sonrasında konan tibia ile fibula kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayan vidanın çıkarılması sırasında (16 Temmuz 2010 tarihinde) kırığın kaynamaması radyoloji yardımlı (skopi altında) muayene ile patolojik hareketin görülmesi halinde şüphelenebilineceği, ancak tespit materyalinin de kemikte oluşturduğu bir etki ve zayıflama meydana getirdiği unutulmaması gerektiği, vidanın çıkarılması sırasında; kırığın kaynamadığının tespiti tam ve kesin olarak yapılamayabileceği, bu yüzden bir süre daha hastanın kontrol ile takibi gerektiği, ...'in ayak bileği kırık tedavisi sonrasında konan tibia ile fibula kemiklerinin tespit materyali üzerinden birbirine bağlayıcı vidanın 16 Temmuz 2010 tarihinde çıkarılması değerlendirildiğinde, 25 Nisan 2010 tarihinde konan bu vidanın 3 ay süre ile tutulduğu ve bu sürenin cerrahi tedavisinin bilimsel olarak tam ve uygun şekilde yapılmış olduğu ve vidanın çıkarıldığı sırada herhangi bir kusur görülmediği..." şeklinde belirtilmiştir. 5. Bilirkişi raporlarının ve dosya kapsamında yer alan bilgilerin değerlendirilmesinde; 16 Temmuz 2010 tarihinde Fibula tespit plağının alt (distal) tarafta (ayak bileğinden diz eklemine doğru) 3. delikten Fiblila ile Tibia arasına uygulanan sindesmoz vidası lokal anestezi altında çıkarıltılmasından sonraki hangi sürelerle kontrole gelmesi ve bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapıldığının davalı tarafça iddia edilmesine rağmen ispat edilemediği, vidanın çıkarılması sonrasında hangi sürelerle kontrole gelmesine yönelik ve bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmeye ait dosyada yazılı bir belge görülemediğinin, vidanın çıkarılması sırasında kırığın kaynamadığının tespiti tam ve kesin olarak yapılamayabileceğinin ve bu yüzden bir süre daha hastanın kontrol ile takibi gerektiğinin bilirkişi raporunda açıkça belirtildiği, davalıların davacı tarafı yeterince aydınlatmamış olmasının da kusur olduğu ve hekimin hafif kusurlarından da sorumlu olduğu gözetilmemiştir. 6. O halde Mahkemece; 16 Temmuz 2010 tarihinde Fibula tespit plağının alt (distal) tarafta (ayak bileğinden diz eklemine doğru) 3. delikten Fiblila ile Tibia arasına uygulanan sindesmoz vidası lokal anestezi altında çıkarıltılmasından sonraki hangi sürelerle kontrole gelmesi ve bu süreçte neler yapması gerektiğine ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapıldığının davalı tarafça ispat edilemediği gözetilerek davalıların hafif kusurlarından da sorumlu olacağı değerlendirilip davacının maddi ve manevi tazminat talepleri hakkında karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile davalılara kusur atfedilmemesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Mahkeme kararının 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesi atfıyla 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.10.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/1238 E., 2023/2910 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
tam metni aç
gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 400 üncü maddesi).
3. Hukuk Dairesi         2023/1238 E.  ,  2023/2910 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi SAYISI : 2020/1651 E., 2022/2885 K. DAVA TARİHİ : 06.06.2018 SAYISI : 2018/324 E., 2019/830 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin göğsünde ağrı hissetmesi nedeniyle davalı hastanenin acil servisine gittiğini, muayene neticesinde iğne uygulanmasına karar verildiğini, diğer davalı hemşire tarafından kendisine iğne yapıldığını, iğne uygulamasının akabinde sol ayağında uyuşma hissettiğini ve hareket edemediğini, yapılan tedavinin hatalı olduğu düşünerek tüm kayıtlarını alarak ... Hastanesine başvuru yaptığını, yapılan muayene neticesinde kendisine yapılan iğne nedeniyle sinir ve doku kaybının oluştuğunun tespit edildiğini, ayrıca "düşük ayak" olarak tabir edilen durumun oluştuğunun tespit edildiğini, savcılığa şikayette bulunduğunu, yapılan iğne nedeniyle olay anından itibaren süregelen ağrılarının zaman zaman arttığını ve dayanılmaz boyuta ulaştığını, ... Üniversitesi Hastanesi'nde yapılan testler neticesinde "solda siyatik sinirin ağır derecede aksonal dejenerasyonu ile uyumludur." sonucunu içeren rapor alındığını, ayrıca Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından kas iskelet sisteminde sol siyatik sinir lezyonu sebebi ile sürekli olmak üzere %38 oranında engelli raporu verildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 1.000.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacının ağrı şikayetiyle müvekkili hastaneye başvuru yaptığını, acil hekiminin istemi ile davacıya ilacın intramüsküler olarak uygulandığını, ayrıca davacıya damar yolu açıldığını, acil tıp teknisyeni diğer davalının hastanın zayıf olması nedeniyle ilacın olduğu enjektörün ucuna normalden daha kısa ve daha ince olan siyah uçlu iğne taktığını, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, şikayet üzerine savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, tazminat talebinin yasal koşullarının oluşmadığını, manevi tazminat tutarının fahiş olduğunu beyanla davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının şikayeti üzerine ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalıların kusurlu olup olmadığının tespiti için ... Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı, ... Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 2. İhtisas Kurulunun 30.03.2016 tarihli raporunda; "17.10.2015 tarihinde uygulanan enjeksiyon sonrası gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun sorumlu hemşire tarafından yanlış bölgeye uygulandığına dair kayıt bulunmadığı, enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumlarında da; ödem, hematom, ilacın toksik etkisi, vücut yapısı, anatomik lokalizasyon farkı gibi nedenlerle nöropatinin gelişebileceği, gelişen nöropatinin; enjeksiyon uygulamalarının her türlü özene rağmen görülebilecek, daha önceden öngörülüp önlenemeyecek komplikasyonu olarak değerlendirildiği, dolayısıyla gerek enjeksiyon uygulanması talimatını veren hekime, gerekse enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline tıbben kusur veya ihmal izafe edilemediği oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde kusur tespit edilmediğinin bildirildiği, Mahkemece yargılama sırasında konusunda uzman bilirkişilerden oluşan üçlü heyetten rapor alınmasının istendiği, alınan bilirkişi heyeti raporuna göre davalılar tarafından uygulanan tıbbi tedavilerin güncel tıbbi yaklaşıma uygun olduğu, uygulanan tedavilerde kusur veya ihmalin bulunmadığının tespit edildiği, Adli Tıp Kurumu ve bilirkişi heyeti raporlarına göre davalılar tarafından verilen tıbbi hizmetin ayıplı olmadığı, davalıların herhangi bir kusurunun olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun olabilmesi için hastanın mutlaka aydınlatılmış rızasının alınmasının gerektiğini, usulüne uygun aydınlatma yapılmadan tek başına rızanın alınmasının tıbbi müdahaleyi hukuka aykırı hale getireceğini, müvekkilinin hiçbir suretle aydınlatılmamasının müdahalenin hukuka ve sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğini, hekimin kusuru olmasa dahi tedavinin olumsuz sonuçlarından sorumlu olacağını, müvekkilinden herhangi bir rıza alınmadığı gibi iğne vurulmadan önce olası risklerin ne olduğu konusunda herhangi bir aydınlatma yapılmadığını, yanlış iğne uygulanması sebebi ile müvekkilinin olayın akabinde ağrılarının devam ederek dayanılmaz boyuta ulaştığını, şikayetlerin son bulmaması sebebi ile 31.10.2015 tarihinde ... Hastanesi'ne tedavi amaçlı gittiğini, sol ayakta güçsüzlük ve his kaybının mevcut olduğu belirtilerek totalsiyatik sinir lezyonu teşhisi neticesinde üniversite hastanesine sevk edildiğini, yine farklı tarihlerde benzer şikayetler ile hastaneye başvurduğunu, ağrı kesiciler ile hayatını idame ettirmek zorunda kaldığını, en nihayetinde Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından kas iskelet sisteminde sol siyatik sinir lezyonu sebebi ile sürekli geçerli olmak üzere %38 oranında engelli raporu verildiğini, Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun çelişkili olduğunu, raporun son kısmında "...siyatik sinirin özellikle peroneal dalının distal herni hadiselerden de etkilenmesi söz konusu olabilir..." denildiğini, yani ilaç enfeksiyonuna bağlı siyatik sinir yaralanması söz konusu olduğunu, bu durumda illiyet bağı kurulamadığından bahsedilmesinin kabul edilemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İlk Derece Mahkemesince bütün delillerin toplandığı, yeterli inceleme ve araştırmanın yapıldığı, ATK'den ve akademisyen bilirkişilerden oluşturulan heyetten rapor alındığı, yapılan yargılama sonucunda; uygulanan enjeksiyon sonrası gelişen bulguların enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi belgelerde enjeksiyonun yanlış bölgeye uygulandığına dair bir kayıt bulunmadığı, enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumunda dahi ödem, hematom, ilacın toksik etkisi, vücut yapısı, anatomik lokalizasyon farkı gibi nedenlerle nöropatinin gelişebileceği, gelişen nöropatinin enjeksiyon uygulamalarının her türlü özene rağmen görülebilecek daha önceden öngörülüp önlenemeyecek komplikasyonu olarak değerlendirilip sağlık personeline tıbben kusur veya ihmal izafe edilemeyeceği yönündeki bilirkişi kanaati doğrultusunda davanın reddine dair karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup yerinde olduğu, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün Enjeksiyon Uygulamaları Hakkındaki Genelgesi gereğince; enjeksiyon uygulamalarında sözlü bilgilendirmenin yeterli olduğu, yazılı onam alınmasına gerek bulunmadığı göz önüne alındığında HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, davaya konu tıbbi müdahale tarihinde Bölge Adliye Mahkemesinin belirttiği genelgenin bulunmadığını, ilgili genelgenin 2019 yılında düzenlendiğini, aydınlatılmış onam olmadan yapılan ilgili müdahalenin ise davacıya 17.10.2015 tarihinde uygulandığını, dava konusu olay tarihinde vekil edene yazılı şekilde aydınlatılmış onamın imzalatılmadığını, yazılı onamın yapıldığına ilişkin ispat yükünün hekim ya da hastanede olduğunu, işbu yargılamada Biyotıp Sözleşmesi’nin uygulanma zorunluluğunun açık olduğunu, kararda bir kanun maddesine değil olay tarihinde henüz düzenlemesi yapılmayan bir genelgeye dayanıldığını, aydınlatılmış onam alınmaksızın yapılan tıbbi müdahalelerin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu hukuka aykırı eylem neticesinde gerçekleşen maddi ve manevi zarardan sorumlu olduklarını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. . Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; davalı özel hastane ve personelinin vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ''İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi'' başlıklı 141 inci maddesi; ''(1) Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2) İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. '' şeklindedir. 2. Davanın temeli vekalet sözleşmesidir. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.) 3. Değerlendirme 1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı ... ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki ... gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK'nın 400 üncü maddesi). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. 2. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir ... gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. 3. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, enjeksiyon uygulamalarında sözlü bilgilendirmenin yeterli olduğu, yazılı onam alınmasına gerek bulunmadığı değerlendirmesiyle hüküm kurulmuş olması doğru değilse de, davacı vekilince ilk kez istinaf aşamasında ileri sürülen müvekkilinin komplikasyonlar konusunda bilgilendirilmediği ve aydınlatılmış onam alınmadığı yönündeki temyiz itirazının; davacı tarafından yargılama aşamasında ileri sürülmeyen aydınlatılmış onam vakıasının Mahkemece re'sen dikkate alınamayacağı, yargılama aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında da ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle reddinin gerektiği, yargılama sırasında alınan bilirkişi kurul raporu ve ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından davalıların kusurlu olup olmadığının tespiti için ... Adli Tıp Kurumu'ndan alınan raporun birbiriyle uyumlu olup, çeşitli nedenlerle nöropatinin gelişebileceği, gelişen nöropatinin; enjeksiyon uygulamalarının, her türlü özene rağmen görülebilecek, daha önceden öngörülüp önlenemeyecek komplikasyonu olarak değerlendirildiği, dolayısıyla gerek enjeksiyon uygulanması talimatını veren hekime, gerekse enjeksiyonu uygulayan sağlık personeline tıbben kusur veya ihmal izafe edilemediğinin tespit edilmiş olmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacı harçtan muaf olduğu için peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/8624 E., 2023/12362 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi
tam metni aç
2.6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 56 ve 400 üncü maddeleri.
9. Hukuk Dairesi         2023/8624 E.  ,  2023/12362 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2750 E., 2023/392 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... Anadolu 2. ... Mahkemesi SAYISI : 2020/92 E., 2021/257 K. Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir. Davacı vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 19.09.2023 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir. Duruşma günü davacı vekili Avukat .... ile davalı vekili Avukat ... ile davalı asıl geldiler. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının davacı bankada 01.08.1997 tarihinden itibaren çalışmaya başladığı, bankanın ... ve ... Bölge Satış Müdürlüklerinde "Bölge Müdürü" unvanı ile görev yaptığı, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 29 ve 32 nci maddeleri ile ilgili Yönetmelik hükümleri uyarınca hakkında yürütülen soruşturmanın olası kötü etkilerinden kurtulmak amacıyla iyiniyet ve dürüstlük kurallarına aykırı bir şekilde istifa ederek bankadan ayrıldığını, davalının bölge müdürü unvanıyla görev yaptığı dönemlerde kendi yetki alanı içerisinde kiralama yöntemiyle yeni şube açılacağı veya şubenin yerini değiştirileceğine dair genel müdürlükçe alınan idari kararlara ilişkin banka sırrı niteliğindeki gizli içsel bilgilerin davalı ile paylaşıldığını, bu paylaşımın devamında kiralanacak taşınmazların bulunarak bankaya teklif edilmesini, kiralanması ile ilgili görüşme ve pazarlıkların yapılması süreçlerinin davalı tarafından yürütüldüğünü, bu sürecin sonunda davalının rayiç kira bedeli olarak müvekkili banka genel müdürlüğüne bildirmiş olduğu tutarların aylık kira bedeli olarak belirlendiğini ve sahiplerinden hizmet binası olarak sözleşmeyle kiralandığını, ... Bölge Müdürlüğünde görev yapan başka bir çalışanın bazı şube hizmet binalarının kira bedellerinin yüksek olduğu hususunda genel müdürlüğe bilgi verildiğini, bunun üzerine teftiş kurulunca inceleme ve soruşturma başlatıldığı, görevlendirilen müfettişin hazırladığı raporda, davalının banka içi içsel bilgileri kiralanacak taşınmazları satın alanlarla paylaştığı ve dava dışı üçüncü kişilerle anlaşarak bir yatırım organizasyonu oluşturduğunu, ..., Edremit ve ... illerinde bulunan Erikli/ ..., Çevreyolu Edremit/ ..., Sıhhiye Meydanı/ ... ve Ertaş Caddesi/ ... şubelerinin kira bedellerinin rayiçlerine göre yüksek belirlendiğini, böylelikle davacı bankayı aldatıp yanıltarak yüksek kira bedelleri ödemek zorunda kalındığını, ayrıca soruşturmada kiralanan taşınmazların davalının paylaştığı içsel bilgiler çerçevesinde kiralanma tarihlerinden çok kısa süreler önce davalı tarafından kurulan yatırım organizasyonuna dâhil dava dışı üçüncü kişiler tarafından satın alındığının tespit edildiğini, kiralanan binaların kiraların rayiç bedellere uygun olup olmadığının belirlenmesi için ekspertiz incelemesi yaptırıldığını, bu ekspertiz raporlarına göre rayiç kiralarla bankanın kiralama bedelleri arasında banka aleyhine büyük farklar olduğunun görüldüğünü, bunun üzerine davalı aleyhine suç duyurusunda bulunulduğu, yapılan suç duyuruları hakkında muhtelif tarihlerde takipsizlik kararları verildiğini, davalının 2015 Temmuz ve Ağustos aylarında bir tarihte bankanın insan kaynakları yöneticisini telefonla arayan davalının odada bulunanlar tarafından duyulabilecek şekilde ikrarda bulunduğu belirterek uğranılan zararın ve manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının davacı bankada bölge satış müdürü olarak çalıştığı dönemde gayrimenkul kiralama ve şube ağı geliştirme işlemleri ile ilgili hiçbir imza ve karar alma yetkisi bulunmadığını, bu işlemlerin hâlihazırda davacının personeli olan ve imza yetkisi bulunan şahıslarca gerçekleştirildiğini, kiralama sürecinin davalı tarafından yapıldığı izlenimi verilmeye çalışıldığını bankanın iç mevzuatında şube kiralama işlemlerinde kimlerin yetkili olduğunun belirlendiğini, buna göre şube açılış işlemleri için en az 18 farklı kişinin imzasına ve ikisi genel müdürlükçe hazırlanmak üzere toplam beş adet rapor ve karara ihtiyaç duyulduğunu, şube kiralama işinin Şube Ağı Geliştirme Bölümünün uhdesinde olduğunu, bu yetkinin bölge satış müdürlerine devredilmesinin söz konusu olmadığını, bu sebeple herhangi bir banka personelinin ... başına veya başkalarıyla birlikte hareket ederek banka adına taşınmaz kiralayamayacağını, şube kiralama işlemleri görev ve yetkiler mevzuatına göre davacı bankanın kiralama ve pazarlık süreçlerinin davalı tarafından yürütüldüğü iddiasında doğruluk payı bulunmadığını, davalının kendisine önerilen binaları bankanın usullerine uygun olarak genel müdürlüğe ilettiğini, iç mevzuatla yetkilendirilmiş kişilerin gerekli değerlendirmeleri yaparak kira sözleşmelerini akdettiğini, Çevreyolu/ Edremit, Erikli, Sıhhiye ve Ertaş Şubeleri de dâhil olmak üzere binaların uygun bulunmasına, kira bedellerinin belirlenmesine ve sözleşme imzalanmasına ilişkin hiçbir evrak ve süreçte müvekkilinin imzasının bulunmadığını, davacı tarafından sunulan kira sözleşmelerinin de kiralama işlemlerinin müvekkili tarafından yapılmadığını kanıtladığını, anılan kira sözleşmelerinde mal sahipleri ile iki imza ile temsil edilen banka şubeleri tarafından imzalanmış olduğunu, banka adına imza atanların yetkilendirilmesinin de genel müdürlükçe yapıldığını, davalının ne yetkilendirme ne de kira sözleşmesi imzalama görev ve sorumluluğunun bulunmadığını, bankanın iddialarına dayanak yaptığı müfettiş raporunda da davalının bu işlemleri ... başına ye da başkalarıyla hareket ederek yapma yetkisinin bulunmadığının vurgulandığını, müfettiş raporunda "şube açılışlarını ilişkin Şube Ağı Geliştirme Bölümünün koordine ettiği ve saha etüdü yaptığının belirtildiği, şube açılışının bankaya katkı sağlayacağı yönünde değerlendirme yapılırsa banka üst yönetiminin onayına sunulduğu, ...'ın şubeleşme konusunda işbirlikçi bir yaklaşım sergilediği, şube açılacak lokasyonlarda araştırmalar yaparak bulduğu binaları olağan ... akışı içerisinde ilgili bölümlerin değerlendirmesine sunduğu" hususlarının belirtildiğini, kira bedellerinin bankanın iç mevzuatına göre belirlendiği, kira bedellerinin banka iç mevzuatı gereği Şube Ağı Geliştirme Bölümü tarafından yapıldığı, bu hususun müfettiş raporunda da açıkça belirtildiğini, kira bedellerinin tespitinde müvekkili yahut sahada görev yapan personelin yetkisi bulunmadığını, dolayısıyla davacı bankanın kira bedelleri sebebiyle bir zararı olsa bile bu zarardan ötürü davalıya kusur atfedilemeyeceği, davacı bankanın pek çok şubesinde kiracı sıfatıyla çalıştığını, dolayısıyla kiralama yaparken gerekli analiz ve incelemeyi yaptığını, bu hususlarda herhangi bir çalışanı tarafından aldatılamayacağını, kiralama sürecinde en ufak bir detayın bile incelendiğinin banka iç yazışmalarından anlaşılabileceği, davacı bankanın şube kiralama işlemlerinden sorumlu genel müdür yardımcısının kiralama sonrası yazdığı bir e-postada sürecin usulüne göre yapıldığını ve kiraların yüksek olmadığını belirttiğini, davacının zarar iddialarının da gerçeği yansıtmadığını, zira aradan geçen süreye karşın kiralanan binalarda banka şubelerinin faaliyetlerinin devam ettirildiğini, yine aradan geçen onca zamana karşın kiralamalardan sorumlu 18 imza sahibinin hiçbiri hakkında herhangi bir inceleme yapılmadığını, zarara uğradığını düşünen basiretli tacirin zararı durdurmak için gerekli önlemleri alması, binaları tahliye etmesi, sözleşmeleri sona erdirmesi beklenirken bunlardan hiçbirini yapmadığını, dolayısıyla davacının bu konuda da bankanın zarara uğradığını iddia ettiği kira ilişkilerini sona erdirmek yerine uzun yıllar kendisine hizmet vermiş bir çalışanının kıdem tazminatını vermemek için haksız itham ve iddialarda bulunduğunu, davacının iddialarını savcılık makamlarında da ileri sürdüğünü, müvekkili aleyhine dört adet soruşturma açıldığı, bunların tamamında takipsizlik kararı verildiğini, görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının oluşmadığı, nitelikli yalan, aldatma öğelerinin bulunmadığı tespitinin yapıldığını, davanın tanık beyanlarıyla ispatı mümkün olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; müfettiş raporunda "Yeni şube açılışlarına ilişkin ... akışlarının 2011 yılının başından itibaren Şube Ağı Geliştirme Bölümümüzce koordine edildiği öğrenilmiştir." ifadesinin bulunduğu, davacı bankanın üst yönetimine sunulmak üzere yine bankanın en önemli yasal birimlerinden biri olan Teftiş Kurulu Başkanlığına bağlı çalışan bir müfettişin tanzim ettiği raporda kiralama işlemlerinin değerlendirilmesinin bankanın Şube Ağı Geliştirme Bölümünce yapıldığı açıkça bildirildiğine göre kiralama işlemlerinden bu bölümün sorumlu ve görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu birime ek olarak Hizmet Binalarına İlişkin Kira Sözleşmelerinin Yönetimi ve Emsal Kira Uygulaması başlıklı belgenin 3/1 inci maddesinde "Kiralanmasına karar verilen taşınmaza ait genel bilgiler, İnşaat ve Gayrimenkul Yönetimi Bölümü (İGYB) ile Şube Ağı Geliştirme Bölümü (ŞAGB) arasında yapılan Hizmet Seviyesi Anlaşması HSA) kapsamında statik ve mimari açıdan değerlendirilmek üzere İGYB'ye bildirilmektedir" denilmek suretiyle kiralama işlemlerinde, İnşaat ve Gayrimenkul Yönetimi Bölümünün de söz sahibi olduğunun anlaşıldığı, buna göre, yeni şube açma işlemlerinde davacı bankanın başta Şube Ağı Geliştirme Bölümünün ve ek olarak binanın teknik durumu açısından İnşaat ve Gayrimenkul Yönetimi Bölümünün birlikte sorumlu olduğunun anlaşıldığı, davalının görev tanımı dosyada açıkça yer almadığı gibi kiralama işlemleri ve şube ağı geliştirme işlemlerine ilişkin herhangi bir görevinin bulunup bulunmadığının görülemediği, ancak dosyaya sunulan kiralama işlemleri ve şube ağı geliştirme işlemlerine ilişkin olabileceği düşünülen belgelerde (örneğin kira sözleşmelerinde) davalının imzasına rastlanmadığı, dolayısıyla bu konularda herhangi bir imza ve karar alma yetkisinin bulunduğunun saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davalının bölge müdürü unvanı ile üst düzey yönetici olarak görev yapmış olduğu davacı bankada Erikli/..., Çevreyolu Edremit/..., Sıhhiye Meydanı/... ve Ertaş Caddesi/... şube hizmet binalarının bulunarak davacı bankaya teklif edilmesi, kiralanması ile ilgili görüşme ve pazarlıkların yapılması süreçlerini bizzat yürüttüğü, dosya kapsamında aksi yönde tespitin yer almadığı, maddi olaya ilişkin teftiş raporundaki örnek tespitler ile diğer tüm tespitler bir arada değerlendirildiğinde davalının bölge müdürü konumundan yararlanarak davacı bankanın genel müdürlük Şube Ağı Geliştirme Bölümünün güvenini kötüye kullandığı, teklifi üzerine adı geçen bölümün kiralanabilir ön onayını aldığı binaların, kendisinin birlikte hareket ettiği ve kredi çekmek dâhil her türlü maddi ve manevi desteği sağladığı üçüncü kişilerin satın alınmasını ve akabinde bu taşınmazların müvekkili banka tarafından yeni maliklerinden rayicin üzerinde bir bedel ile kiralanmasını sağladığı, yargılama boyunca birden fazla kez talep etmiş olmalarına rağmen davacı banka delil listesinin 12 nci maddesinde yer verilen delillerinin celbedilmediği, eksik inceleme ile kararın oluşturulduğu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kiralanacak şubelerin bulunması, fizibilite, uygunluk ve piyasa araştırması yapılması işlemlerinin Şube Ağı Geliştirme birimince yapıldığı, binanın teknik olarak uygunluğuna dair incelemelerin İnşaat ve Gayrimenkul Yönetimi birimi tarafından yapılması ve uygun bulunmasından sonra, kira bedelini netleştirmek için yürütülen müzakere sürecinin yine Şube Ağı Geliştirme birimince yürütüldüğü, bölge müdürü olarak çalışan davacının, süreçlerde görevinin ve imzasının bulunmadığı, davalının taşınmazın bulunması ve kiralanması sürecinde görevi ve yetkisi bulunmadığı gibi, toplanan delillerin de sorumlu olduğunun ispatlandığını kabule yeterli olmadığı, kiralanan 4 taşınmazdan ikisinin kısa süre önce 3. kişiler tarafından satın alınmış olmasının, davalının bu kişilerle yatırım organizasyonu oluşturduğunu göstermeyeceği gibi taşınmazların kira bedellerinin yüksek olduğu kabul edilse bile, farklı birimlerce yürütülen süreci davalının nasıl manipüle ettiği ortaya konulmadığı sürece sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacı bankanın davalının sorumluluğunu gerektirecek delilleri ortaya koyamadığı, iddiasını ispatlayamadığından taşınmazların rayiç kira bedellerinin tespiti için alınan bilirkişi raporunda, kira tarihi değil, inceleme tarihi itibarıyla tespit yapılmasına dair hatalı işlemin sonuca etkili olmaması nedeniyle bir eksiklik olarak görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesinde belirttiği sebepleri tekrar ederek kararı Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davacı bankanın davalının eylemleri nedeniyle zarara uğrayıp uğramadığı ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 2.6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun 56 ve 400 üncü maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davalı yararına takdir edilen 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/1906 E., 2023/3311 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 400 üncü maddesi.
3. Hukuk Dairesi         2023/1906 E.  ,  2023/3311 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davacının çocuk sahibi olma isteği ile davalı şirkete ait Özel ... Hastanesinde tedaviye başladığını, tüp bebek servisinde davalı Doç. Dr. ... tarafından yapılan muayene neticesinde davacıya "... Çikolata Kisti" tanısı konularak 07.04.2017 tarihinde ameliyat olmak üzere hastaneye yatırıldığını, aynı gün davalı doktor tarafından ameliyat edildiğini, ameliyat sonrasında yaklaşık 5 gün hastanede yatacağı belirtilen davacının henüz yaraları iyileşmemişken herhangi bir açıklama yapılmadan ameliyatın ertesi günü 08.04.2017 tarihinde taburcu edildiğini, taburcu edildikten sonra davacı aynı gece yoğun ..., bulantı, kusma, karında şişkinlik, hazımsızlık gibi şikayetlerle tekrar hastaneye başvurmuşsa da gaz sancısı gibi tanılarla müdahale edilmeyerek davacının eve gönderildiğini, davacının ... ve sancıları her geçen gün artmakla birlikte bir süre sonra karnından dışarıdan duyulacak ve bir başkasına rahatsızlık verecek derecede oldukça belirgin seslerin ve guruldamaların gelmeye başlaması üzerine defalarca hastaneye başvuru yaptığını, tüm bu ısrarlar karşısında müvekkilinin 5 gün daha davalı hastanede tedavi altına alındığını, gaz sancısı dışında herhangi bir tanı konulmaksızın ve davacının durumunda hiçbir değişiklik olmaksızın tekrar taburcu edildiğini, kısa bir süre sonra bacakları da şişmeye başlayan ve yürüyemez hale gelen davacının her geçen gün durumunun daha da kötüye gitmesi ve davalı hastane tarafından daha önce herhangi bir sonuca ulaşılamaması karşısında yakınları tarafından Özel Tekten Hastanesine götürüldüğünü, Özel Tekten Hastanesi Genel Cerrahi Polikliniğinde dava dışı Op. Dr. ... tarafından muayene edilen davacının 29.06.2017 tarihinde derhal hastaneye yatırılarak ameliyata alındığını, ameliyat sonrasında bir süre yoğun bakımda kalan ve ameliyatla yalnızca hayati fonksiyonlarının devamı sağlanan davacının aynı hastanede ikinci kez ameliyata alındığını, ameliyatının ertesi günü davacının dikişlerinin açılmaya başladığını, iltihap nedeniyle dikişleri tutmadığı için yine 4 gün yoğun bakımda kaldığını, yaralarının tamamen açık olması ve hastane ortamının enfeksiyona sebebiyet verebilecek durumda olması sebebiyle doktorlarca ... Üniversitesi Hastanesi'ne sevkinin sağlandığını, burada da üçüncü ameliyatını geçiren davacının 17 günlük yoğun bakım tedavisi sonrasında servise alınarak uzun bir müddet hastanede kaldığını, davacının davalı hastanede gerçekleşen ilk ameliyatına ilişkin 08.04.2017 tarihli ameliyat raporuna; "pelvise bağırsaklar ileri derecede yapışıktı. Bağırsak diseksiyonu yapılarak uterusa ulaşıldı....Batından çıkarken serozası sıyrılan bağırsak yüzeyi dikildi." şeklinde düşülen nottan davacının mevcut durumuna davalı doktor ... tarafından yapılan ameliyat sırasında sebebiyet verildiğinin anlaşıldığını, zira ilk ameliyatına kadar hiçbir sağlık problemi olmayan davacının yalnızca çocuk isteği ile davalılara başvurduğunu ancak ameliyat sonrasında diğer doktorlarca da teşhisi konulan ve bağırsaklarında meydana gelen delinmeden kaynaklı vücut fonksiyonları durma noktasına gelen davacının tedavi sürecinin de yalnızca bu durumun sebebiyet verdiği hasarları kaldırmak amacıyla yapıldığının ortaya konulduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hak ve talepleri saklı kalmak kaydı ile geçici ve sürekli ... gücü kaybı dolayısıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın, hastane masrafları ve tedavi masrafları dolayısıyla 1.000,00 TL maddi tazminatın ve 200.000,00 TL manevi tazminatın 07.04.2017 tarihi itibariyle işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacıya tıbbin gerektirdiği tetkik ve tedavinin başarı ile uygulandığını, davalı hastane ve doktora kusur izafe edilmesinin mümkün olmadığını, davacının dilekçesinde de bahsettiği üzere başka bir merkezde başka bir doktor tarafından da ameliyat edildiğini, şikayetlerinin bu operasyon sebebiyle olup olmadığının tespit edilemediğini, davacının kistlerinin de alınmadığını iddia ettiğini ancak yapılan operasyonla kistinin alındığının sabit olduğunu, tazminat talepleri bakımından illiyet bağının tespitinin gerektiğini belirterek, davacının haksız ve yersiz davasının reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; somut uyuşmazlığın temelinin vekalet ilişkisine dayandığı, sözleşmeye aykırılık nedeniyle ortaya çıkan zarardan davalı doktor ve hastanenin kusursuzluklarını ispat yükü altında olduğu, Adli Tıp 7. İhtisas Kurulu'ndan alınan raporda; çocuk isteği nedeniyle ... Kadın Hastalıkları Hastanesi'ne başvuran kişiye 07.04.2017 tarihinde kadın infertilitesi ve ovarian kist tanısı ile uygulanan ameliyatın endikasyon ve tekniğinin uygun olduğu, ifadelerden geçirilmiş cerrahi öyküsü olduğu anlaşılan kişinin ameliyat esnasında batın içi organlarında ileri derecede yapışıklık tespit edildiği, ameliyat esnasında geliştiği bildirilen ince bağırsak serozasındaki sıyrılmanın, batın içi organları ileri derecede yapışık kişilerde batın eksplorasyonu esnasında her türlü dikkat ve özene rağmen görülebilen bir komplikasyon olduğu, ince bağırsak serozasının ameliyat esnasında dikildiği, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, 08.04.2017 tarihli patoloji raporundaki bulgular da dikkate alındığında, ovarian kist eksizyonunun yapılmış olduğunun anlaşıldığı, karın ağrısı, kusma şikayetiyle 21.04.2017 tarihindeki başvurusunda tespit edilen mekanik bağırsak tıkanıklığının bu tür batın operasyonlardan sonra her türlü dikkat ve özene rağmen görülebilen bir komplikasyon olduğu, bu komplikasyona yönelik konsültasyon, takip ve tedavisinin yapıldığı, dolayısıyla komplikasyon yönetiminin uygun olduğu, 12.05.2017 tarihli başvurusu sonrası kontrole çağrılan kişinin aynı hastaneye tekrar başvurusunun olmadığı, dolayısıyla hekimin takibinden çıktığı, tüm bu bilgi ve bulgular birlikte değerlendirildiğinde, Dr. ... ve kişinin tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hizmeti sağlık personeli aracılığı ile yürüten idarenin görünür bir hatası tespit edilmediği yönünde rapor düzenlendiği, Adli Tıp Kurulu raporuna yapılan itirazlar sonrasında Mahkemece dosyanın üniversitelerde görevli akademik ünvana sahip Kadın Hastalıkları Uzmanı, Anestezi Uzmanı ve Adli Tıp Uzmanından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdii edildiği, bilirkişilerden Adli Tıp Uzmanı ve Kadın Hastalıkları Uzmanı; Doç. Dr. ... ve vermeyi taahhüt ettiği sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürüten davalı ... idaresine atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde görüşlerini bildirmişseler de, görevlendirilen diğer Anestezi Uzmanınca ayrıksı rapor sunularak diğer bilirkişilerin aksine doktorun kusurlu olduğu yönünde görüş bildirildiği görülerek, çelişkinin giderilmesi ve taraf itirazı da dikkate alınarak rapor aldırılmak üzere ... Tüketici Mahkemesine talimat yazılarak dosyanın re'sen tayin edilecek 1 Kadın Doğum Uzmanı, 1 Anestezi Uzmanı ve 1 Adli Tıp Uzmanından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdii edilmesine karar verildiği, bilirkişi heyetince hazırlanan raporda; davalı Doç. Dr. ...'nın yapmış olduğu ameliyata ait tıbbi evrakta ve takip evrakında bağırsak perforasyonunun bu ameliyatta geliştiğinin tıbbi delillerinin bulunmadığı, ayrıca bağırsak tıkanmalarında spontan olarak da bağırsak delinmesi meydana gelebileceği tıbben bilinmekle birlikte davalının yapmış olduğu ameliyat ile bağırsak perforasyonunun kesin illiyetinin kurulamadığı, tüm bu bulgular birlikte değerlendirildiğinde davalı Doç. Dr. ... ve vermeyi taahhüt ettiği sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürüten davalı ... idaresine atfı kabil kusur bulunmadığı hususlarında görüş bildirildiği, alınan her iki bilirkişi heyet raporunda ve ATK raporunda doktora ve hastaneye herhangi bir kusur izafe edilmediği de göz önüne alınarak davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; davacının tedavi olmak amacıyla gittiği hastanede davalı doktor ... tarafından gerçekleştirilen operasyon sonrasında süregelen rahatsızlıkları sebebiyle çok sayıda ameliyat geçirdiğini, bu sebeple vücudunda ve organlarında kalıcı hasar meydana geldiğini, müvekkilinin bahse konu ameliyat sebebiyle maddi ve manevi olarak zarar gördüğünü, müvekkilinin yumurtalıklarında bulunan kistin alınması amacıyla gerçekleştiren ameliyatta müvekkilinin bağırsaklarına zarar verildiği, tedavi amacıyla gerçekleştirilen ameliyatın da sonuca ulaşmadığını, müvekkilinin kistlerinin de alınmadığının ... Üniversitesi Kadın Doğum Bölümünde 13.04.2017 tarihinde yapılan ultrason sonuçları ve raporu ile de ortaya konulduğunu, zira adı geçen ve dilekçe ekinde sunulan raporda müvekkilinin halen sağ ve sol overinde kist bulunduğunun rapor edildiğini, tıp biliminin gereklerine ve hukuka aykırı davranan davalıların müvekkili yönünden tazminat sorumluluğu olduğu kanaatinin ortaya çıktığını, yine Mahkemece alınan bilirkişi raporunda, Prof. Dr. ...imzalı ayrıksı raporun sonuç bölümünde, ilk operasyonda gelişen bağırsak delinmesi ardından ilerleyen günlerde olası hayatı tehdit edecek sonuçlara neden olabileceğinden hastanın yakın takibe alınmadığı ve 08.04.2017 tarihinde taburcu edildiği, hastanın mükerrer kez başvurmasına rağmen bu yaklaşımın sağlanmadığı açık ve net bir şekilde ifade edildiğini, ayrıksı verilen rapor ile müvekkiline yapılan tıbbi müdahalelerin ve sonrasındaki tıbbi yaklaşımların kusurlu olduğunun anlaşıldığını, onam formunda gelişecek komplikasyonların açıklanmasında bilgi eksikliklerinin bulunduğunu, bu tespitlere rağmen müvekkilinin açtığı davanın reddine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğunu belirterek kararı istinaf etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından imzalı bilgilendirme onam formu incelendiğinde, bu formda ameliyatın riskleri başlığı altında özetle; çevre organların, bağırsakların zarar görebileceği durumunun ortaya çıkabileceğinin belirtilmiş olduğunun görüldüğü, Adli Tıp Kurumunun 26.02.2021 tarihli raporu ile Anestezi ve Genel Cerrahi, Kadın Doğum Uzmanlarından oluşan heyetten aldırılan 06.01.2022 ve 31.05.2022 tarihli raporlar incelendiğinde; operasyon öncesi ve sonrası dahil olmak üzere operasyonda dolayı doktora ve hastaneye atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığının, tıbbın gereklerine uygun hareket edildiğinin belirtildiğinin görüldüğü, somut olayda davalılardan kaynaklı kusurlu bir eylemin bulunmadığının Mahkemece aldırılan her iki raporda belirtilmiş olması, operasyon öncesi davacının geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olunması birlikte değerlendirildiğinde davanın reddi yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görüldüğünden, ... 2. Tüketici Mahkemesinin istinafa konu edilen 06.10.2022 tarihli ve 2018/199 E., 2022/418 K. sayılı nihai kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, müvekkilinin tedavisine devam edildiğini, kalın bağırsağının büyük oranda alınması neticesinde kalın bağırsağını kullanamadığını, sürekli olarak yarasına bağlı torba ile yaşadığını, yaklaşık bir buçuk senedir yaşamına hastanelerde devam ettirdiğini, evde kaldığı süreçte de gerek ailesine gerek kendisine eziyet verecek derecede yaşama tutunmaya çalıştığını, bu süreçte müvekkilinin hiçbir şekilde sosyal ilişki kuramadığını, gerek enfeksiyon riski sebebiyle gerek yaralarının sebep olduğu iltihabın oldukça ağır kokusu karşısında ziyaretçi dahi kabul etmekte zorlandığını, uzun süre yatağa bağlı yaşamını sürdürdüğünü, yaşanan mağduriyetin bu boyuta ulaşmasına davalıların sebebiyet verdiğini, hastanın tüm başvurularına rağmen erken önlem alınmadığını, müvekkilinin bundan sonraki yaşamında da hayat kalitesinin, sürekli bakıma ihtiyaç duyması ve vücudunda kalıcı hasarın meydana gelmesi sebebiyle düşeceğini, Yerel Mahkemece her ne kadar kusur sorumluluğu hukuki gerekçesine dayanarak davanın reddine karar verilmişse de davalıların sorumluluğunun kusursuz sorumluluk niteliğinde olup sorumluluğunun ortadan kalkması için kurtuluş beyyinesi sunamayan davacılar hakkında verilen davanın reddi kararının yasaya aykırı olduğunu, dosyada alınan Prof. Dr. ... ... ... ve Prof. Dr. ... raporda, hastanın klinik değerlendirme raporu bölümünde hastanın onam formunda bu özel durumu açıklayan ve gelişecek komplikasyonları açıklayan bilgi eksikliklerinin mevcut olduğunun beyan edildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; davalı özel hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "İddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi'' başlıklı 141 inci maddesi. 2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 400 üncü maddesi. 3. Aynı Kanun'un 502 ve devamı maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Davanın temeli TBK'nın 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı ... ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki ... gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. 2. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir ... gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. 3. Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, operasyon öncesi davacının geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olduğu değerlendirmesiyle hüküm kurulmuş olması doğru değilse de, davacı vekilince ilk kez istinaf aşamasında ileri sürülen hastanın onam formunda bu özel durumu açıklayan ve gelişecek komplikasyonları açıklayan bilgi eksikliklerinin mevcut olduğunun belirtildiği yönündeki temyiz itirazının; davacı tarafından yargılama aşamasında ileri sürülmeyen aydınlatılmış onam vakıasının Mahkemece re'sen dikkate alınamayacağı, yargılama aşamasında ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında da ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle reddinin gerektiği, yargılama sırasında alınan ATK raporu ve bilirkişi kurul raporlarının birbiriyle uyumlu olup, davalı Doç. Dr. ...'nın yapmış olduğu ameliyata ait tıbbi evrakta ve takip evrakında bağırsak perforasyonunun bu ameliyatta geliştiğinin tıbbi delillerinin bulunmadığı, ayrıca bağırsak tıkanmalarında spontan olarak da bağırsak delinmesi meydana gelebileceği tıbben bilinmekle davalının yapmış olduğu ameliyat ile bağırsak perforasyonunun kesin illiyetinin kurulamadığı, davalı Doç. Dr. ... ve vermeyi taahhüt ettiği sağlık hizmetini sağlık personeli aracılığı ile yürüten davalı ... Ltd. Şti.'ye atfı kabil kusur bulunmadığının tespit edilmiş olmasına göre usul ve kanuna uygun olup, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.