6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 417

Türk Borçlar Kanunu 417. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür. İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir. 2. Ev düzeni içinde çalışmada

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

121 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2024/1311 E., 2024/3381 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 417 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
9. Hukuk Dairesi         2024/1311 E.  ,  2024/3381 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1841 E., 2023/1611 K. KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/64 E., 2023/416 K. Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Sendikanın toplu iş sözleşmesi imzacısı olduğu davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayında RFID Takip Sistemi kullanılmaya başlandığını, RFID sisteminin, takip cihazının takıldığı eşyanın konumunu, spesifik olarak tüm kaldırma - indirme - döndürme hareketlerini raporlayan bir takip sistemi olduğunu, ürün tanıtımında ani düşme ve uzun süre hareketsiz kalma hâllerini algıladığı yazılı ise de aslında işveren tarafından işçinin performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanılabildiğini, dağıtılan takip cihazları nedeniyle bir çok maddi ve manevi sorun yaşayan işçilerin sendikaya başvurarak şikâyetlerini ilettiklerini, somut olayda işçilerin kısa bir süre hareketsiz kalındığında takip cihazının titrediğini, bu nedenle de sürekli olarak cihazın titreyeceği dürtüsüyle hissiyat kontrolsüzlüğü yaşadıklarını, bunun sonuca olarak da sinirsel sağlık sorunlarının baş gösterdiğini, eşya takibinde kullanılan cihazın kendilerine zorla dağıtılmasının ve bir eşya gibi takip edilmelerinin ... kırıcı olduğunu, takip cihazını işyerinde bırakmak için çalınmasını engelleyecek şekilde güvenli bir emanet yeri bulunmadığını, bu nedenle iş çıkışında da yanlarında bulundurmak zorunda kaldıklarını, bu durumun özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini, takip cihazının oturup kalkma, esneme ve benzeri vücut hareketlerini algılayabilmesi nedeniyle işçilerin dinlenme molalarının ve tuvalette geçirdiği zamanın dahi takip edildiğini; bu durumun çalışma motivasyonunu yok ettiğini ifade ettiklerini, özellikle cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla kamuoyunda hayalet titreşim sendromu (vibranxiety) olarak bilinen, vücutta taşınan titreşimli bir cihazın bilinçaltına bıraktığı duygu nedeniyle cihaz titremediği hâlde titriyormuş gibi hissetme rahatsızlığı baş gösterdiğini, davalı ile Sendika arasında 01.07.2018 -30.06.2021 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesi akdedildiğini, toplu iş sözleşmesinin 22 nci maddesinin (d) bendinde "İşçinin işe devamını ve mesai planlarına uygun çalışmasını belgelendirmek hususunda işyeri uygulamasına devam edilir." hükmü yer aldığını, sözleşmenin 25 inci maddesinde ise mesailerin işveren tarafından ilan edileceği ve düzenlenmesi konusunda 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağının yazılı olduğunu, mevzuatta takip cihazı uygulamasına izin veren hiçbir hüküm olmadığını, sözleşmenin 27 nci maddesinin (a) bendinde "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kavdı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydıdır. Her üye işe başladığı ve işten çıktığı saati tevsik için parmak izi basmak veya kendi saat kartını bizzat basmakla veya ilgili formu imzalamakla yükümlüdür." hükmü olduğunu, konuyla ilgili müvekkili Sendikanın İstanbul 2 No.lu Şube Başkanlığı tarafından davalı işverene uygulamanın hukuka aykırı olup derhâl sonlandırılması talepli 08.05.2020 tarihli yazı gönderildiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzacısı olduğu Avrupa Sosyal Şartı'nın 2 nci bölümünde yer alan 1 inci maddesinde çalışma hakkının tanımlandığını, akit taraflarca çalışma hakkının etkin bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarının etkin biçimde korumanın taahhüt edildiğini, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (6698 sayılı Kanun) teknolojinin gelişmesiyle birlikte vatandaşların kişisel verilerini rızasını almaksızın ve meşru bir amaç olmadan tek taraflı olarak işleyen veri sorumlularının yükümlülüklerinin düzenlenmesi amacıyla 2016 yılında yürürlüğe girdiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle takip cihazı uygulamasının, sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, bünyesinde 1.000'in üzerinde işçi çalıştıran bir sanayi şirketi olduğunu, işçilerin güvenliği ile iş yönetimi bakımından bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, bunlardan birisinin de "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen ve RFID teknolojisi kullanılan bir teknolojik konum bilgisi sisteminin olduğunu, bu teknolojinin konum belirleme işlemlerinde önemli rol oynadığını, alıcıdan uzaklaşan kartın konum bilgisi vermesinin söz konusu olmadığını, bahsi geçen sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflemekte olduğunu, kullanılan sistemin işverenin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, sistemin 6698 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediğini, RFID teknolojisinin 6698 sayılı Kanun'un genel ilkeleri arasında yer alan “İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesiyle örtüştüğünü, kullanılan sistemin işçinin mental sağlığı açısından bir sakınca teşkil etmediğini, özel hayatı ihlal etmesi gibi durumlara sebep olmasının teknik açıdan imkânsız olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işyerinde yetkili sendikanın bulunduğu, RFID takip cihazı uygulaması getirilirken sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesi ile "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydı olduğu"nun belirlendiği, işyerinde çalışma süresi boyunca takibine dair maddede hüküm bulunmadığı, tüm çalışma süresi boyunca gün içerisinde işçinin devamlı takip edilip her an nerede ne yaptığının kontrol edilmesinin çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de söz konusu cihazın sağlık sorunlarına yol açtığı ve psikolojik olarak rahatsız ettiğinin anlaşıldığı, işyerinde takım lideri, posta başı ve kameralar ile bahsedilen önlemler alınabiliyorken takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı vekili cevap dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işverence RFID takip cihazının kişilik haklarını ihlal eder şekilde kullanıldığının dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşıldığı, iş sağlığı ve güvenliği ile işçilerin çalışma düzeninde takibinin işveren tarafından alınabilecek başka tedbir ve uygulamalarla sağlanabilme imkânı varken çalışma barışını bozar şekilde söz konusu cihazın sürekli taşınmasını istemesinin insan haklarına ve hukuka aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili; cevap ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, işveren tarafından işçilere kullandırılan RFID takip cihazı uygulamasının hukuka aykırı olup olmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." 2. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. ... Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir." 3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 417 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir: "İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." 4. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." 5. 6098 sayılı Kanun'un "Düzenlemelere ve talimata uyma borcu" kenar başlıklı 399 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar. " 6. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (6331 sayılı Kanun) "İşverenin genel yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir: "İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar." 7. 6698 sayılı Kanun. 3. Değerlendirme 1. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, işyerindeki takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş; davalı işveren iş sağlığı ve güvenliği önlemleri kapsamında uygulama yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2. Dosya kapsamına göre dava konusu uygulama RFID takip cihazı aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. RFID yani Radyo Frekanslı Tanıma (Radio Frequency Identification) teknolojisi ile işçinin konum ve hareketinin takip edildiği, ayrıca cihazın belli bir süre hareketsizlikte titrediği anlaşılmaktadır. 3. Dava dilekçesinde; RFID cihazı ile işveren tarafından işçinin performansı ve dinlenme aralarındaki eylemlerinin takip edildiği, mesai takibi yapıldığı, iş çıkışında kullanılmaya devam edildiğinden özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği iddiaları ileri sürülmüştür. İşveren ise RFID cihazının; teknolojik konum bilgisi sistemi olduğunu, bu sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflediğini, zaten bu amacın dışında da hizmet vermediğini, kart sayesinde işçinin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerinin ve özel izin gerektiren bölümlere girişlerinin kontrol altına alındığını, işçinin mesai bitiminde fabrikayı terk etmesi hâlinde kartların hiçbir şekilde konum bilgisi vermediğini savunmuştur. Bununla birlikte Mahkemece uzman bilirkişilerden oluşan bir kurul aracılığı ile keşif suretiyle inceleme yapılmadığından, iddia ve savunmalar çerçevesinde RFID cihazının çalışma sistemi, toplanan veriler, cihazın aktif olduğu alanlar ve işveren tarafından cihazın ve toplanan verilerin hangi amaçlarla kullanıldığı hususu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir. 4. Diğer taraftan davacı vekili, RFID cihazının çalışma sistemi ve titreşim özelliği sebebiyle işçilerin psikolojik sorun yaşadıklarını ve insan sağlığı bakımından tehlikeli olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte bu husus hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu olmadığından ve bilirkişi görüşü alınmadığından, dosya kapsamı çerçevesinde bu iddia bakımından da bir kanaate ulaşmak olanaklı değildir. 5. Dava dilekçesinde, hareketsizlik durumunda RFID cihazının kısa bir süre sonra titrediği ve bu durumun sinirsel sağlık sorunlarına yol açtığı iddia edilmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, cihazın uzun süre hareketsizlik durumunda titrediğini, bunun da işçinin bayılması ve düşmesi gibi durumlarda acil müdahale imkânı sağladığını belirtmiş, temyiz dilekçesinde de 15 dakika hareketsizlikte cihazın titrediğini ifade etmiştir. Titreşim için hareketsizlik süresi bakımından; davacı tanıkları, 2 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak, davalı tanıkları ise 5 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak beyanda bulunmuşlardır. Bununla birlikte Mahkemece cihazın ne kadar sürelik bir hareketsizlik sonucunda titrediği net bir şekilde tespit edilmemiş, bu konudaki çelişkiler de giderilmemiştir. 6. Bu noktada belirtmek gerekir ki dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre işçilerin konum ve hareket bilgisine dair kişisel verilerin işlenmesinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup işçinin konum bilgisi ve çalışma süreleri de bu kapsamda yer almaktadır. 7. Kişisel verilerin korunması ..., kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Kişisel verilerin işlenmesi bakımından uyulması gereken genel ilkeler 6698 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre kişisel verilerin işlenmesinde "a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma. b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma. d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme." ilkelerine uygun hareket edilmelidir. 8. 6698 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince de kural olarak kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Bununla birlikte aynı hükme göre "Kanunlarda açıkça öngörülmesi" veya "Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması" durumlarında ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesinin ikinci fıkrasında işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olduğu ve 6331 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde de, işverenin, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu ve bu çerçevede mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hâle getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapacağı belirtilmiştir. Belirtmek gerekir ki RFID cihazı ile toplanan kişisel verilerin niteliği ile hangi verilerin ne şekilde işlendiği, kişisel verilerin işlenmesi için ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği ve bu konuda işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı hususları araştırılmadığından, bu bağlamda hukuki bir sonuca ulaşmak da mümkün değildir. 9. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma eksik olup hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Bu itibarla Mahkemece öncelikle uyuşmazlık konusu RFID takip cihazı bakımından uzman bir mühendis bilirkişi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bilirkişi, işyerinde yürütülen faaliyet konusunda uzman bir bilirkişi ile ruhsal ve fiziksel sağlığa zarar tespiti bakımından tıp bilirkişisinden oluşan kurul teşkil edilmeli; takip cihazının çalışma yöntemi, hangi verilerin kaydedildiği, cihazın titreme sıklığı, hangi durumlarda cihazın devreye girdiği, çalışma saatleri dışında aktif olup olmadığı, çalışma saatleri dışında veya işyeri sınırları haricinde cihazı taşıma zorunluluğu bulunup bulunmadığı, cihazın aktif olduğu alanlar, elde edilen verilerin hangi yöntemle saklandığı ve kaydedildiği, tespit edilecek uygulamanın işçinin sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sebebiyet verip vermediği gibi hususlar duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmeli; söz konusu kişisel verilerin işlenmesi bakımından ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği değerlendirilmeli ve bundan sonra işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı araştırılarak işçilerin rızası alınmış ise buna dair imzalanmış onay metinleri dosya kapsamına dâhil edilmeli ve tüm bu hususlar araştırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Davacı Sendika vekili; davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayından itibaren RFİD takip sisteminin kullanılmaya başlandığını, bu sistemin takıldığı eşyanın konumunu spesifik olarak tüm kaldırma-indirme -döndürme hareketlerini raporlayan bir sitem olduğunu ilk amacın taşınan eşyanın takibini kolaylaştırmak iken şimdi çalışanların performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanıldığını, bu durumun işçilerde maddi ve manevi sıkıntılara neden olduğunu, çalışanların bu cihaz vasıtasıyla takibinin kişililik haklarına saldırı niteliği taşıdığını, çalışanın 5 ila 10 dakika gibi bir zamanda hareketsiz kalması hâlinde titreşime geçerek sisteme uyarı verdiğini, cihazın titrememesi için sürekli hareket hâlinde olma dürtüsü geliştiğini, hissiyat kontrolsüzlüğünün başladığını, motivasyonu azalttığını, işçilerin rızası alınmaksızın tek taraflı olarak toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak uygulanan bu takibin asıl amacının performans ölçümüne yönelik olduğunu ileri sürerek takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle bu durumun mevzuat ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili; davalı işyerinde 1.000'e yakın çalışanlarının bulunduğunu, işçilerin güvenliği ve iş yönetimi için bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, davaya konu edilen "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen RFID teknolojisi kullanılan teknolojik konum bilgi sisteminin personel ve ekipmanın bu cihazla konumlarının belirlendiği bu yöntemle öncelikle işçilerin iş güvenliklerinin hedeflendiğini, bu sayede işçilerin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerini önlediklerini, özel izinle girilen alanlardaki girişlerin kontrolünü sağladıklarını, kartı taşıyan işçinin uzun süre hareketsiz kalması hâlinde sistemin devreye girerek işçinin bayılma ve düşmesi gibi durumlarda müdahale sağlandığını, 01.07.2018-30.06.2021 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı, saat kartı (işverence tespit edilecek başka bir yöntem dahil) ve puantaj kaydı" hükmünü içerdiğini, toplu iş sözleşmesinin bu hükmünün işverene çalışma süresinin tespiti için kullanılacak belge ve sistemler konusunda yetki verdiğini, kullanılan sistemin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece; takip cihazı uygulamasında davacı Sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin işyerinde çalışma süresi boyunca gün içersinde işçinin sürekli takibine imkân veren hükümler içermediği, işçinin sürekli takibinin ve kontrolünün çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de bu sistemin işçilerde sağlık sorunlarına yol açtığı, kamera sistemi, ustabaşı ve takım liderleri eli ile bu takip imkânı varken bu yöntemle yönetim hakkının kullanılmasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine ilgili İstinaf Dairesi Mahkeme kararını yerinde bularak davalı tarafın istinaf talebini esastan reddetmiştir. Dinlenen davacı tanıkları; sistem uygulamaya konulurken işçilerden ... alınmadığını, sistemin uygulanmaya başlaması ile birlikte çalışanlar üzerinde yoğun bir baskının oluştuğunu, 5 ila 10 dakika arasında hareketsizlik hâlinde cihazın titremeye başlayarak uyarı verdiğini, fabrikanını çoğu bölümünde işçilerin elleri ile üretime devam etmesine rağmen bedenleri hareketsiz olduğu için cihazın titrediğini, sisteme gönderilen uyarı uzerine posta başının gelerek kendilerini uyardığını, bu durumun işçileri psikolojik olarak rahatsız ettiğini, dinlenme aralarında bile cihazın titreşim verdiğini, kartı sürekli olarak üzerlerinde taşımak zorunda olduklarını, bu sistemle işveren ve ekip liderleri tarafından "Çalışmıyorsunuz, çalışın." şeklinde sürekli uyarılara maruz kaldıklarını, işverinin iş güvenliğini sağlamak için bu yöntemi uyguladıkları yönündeki savunmasının gerçeği yansıtmadığını, deprem anında uyarı verdiği iiddia edilmiş olsa da çıkışta kart okutulmadan geçiş mümkün olmadığından yığılmayı önleyemeyeceği, insani bir ihtiyaç olan lavabolarda bile sistemin harketsizlik hâlinde devreye girdiğini, her on dakikada bir ayağa kalkarak vücutlarını hareket ettirmek zorunda kaldıklarını, sürekli takip edilme hissi yaşadıklarını, cihazın psikolojik olarak kendilerini rahatsız ettiklerini belirtmişlerdir. Davalı tanıkları anlatımlarında; cihaz kurulurken başlangıçta işçilerden onay alınmadığını, cihazın personelin iş güvenliğini sağlamak amacıyla kurulduğunu, düşme, bayılma gibi durumlarla çalışanların girmemesi gereken yerlere girilmesi hâlinde uyarı verdiğini, bu yolla iş güvenliği sağlandığını, işçinin öğle molasında uyurken uyarı verdiği için işçinin bayıldığı düşünülerek işçinin kontrolünün sağlandığını, cihazın hareketsizlik hâlinde 10 dakikalık sürelerde uyarı verdiğini, fabrika dışında bu uyarının olmadığını, uyarı durumunda işçinin kontrolü yapılarak bu durumun tutanak altına alındığını ancak tutulan tutanaklar nedeniyle herhangi bir işçiye yaptırım uygulanmadığını belirtmişlerdir. Tüm dosya kapsamından davacı tanık anlatımlarına göre 5 ila 10 dakika, davalı tanık anlatımlarına göre ise 10 dakika hareketsizlik hâlinde sisteme uyarı gittiği, uyarı giden işçiler için haklarında hiç işlem yapılmamış olsa bile tutanaklar tutulduğu ya da ustabaşları tarafından uyarıldıkları, işçilerin bu uyarının gitmemesi için 10 dakikada bir harekete geçtikleri sabittir. 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesi "İşçinin kişiliğinin korunması" başlığını taşımakta olup maddenin birinci fıkrasında "İşveren hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür." denilmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesi ise "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." hükmünü içermektedir. 6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesine göre de "İşçi yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır." İşverenlerin iş dünyasında rekabet edebilmek ve ayakta kalabilmek için çalışanları hakkında düzenli bilgilere ihtiyaç duyması ve onları üretim sahasında kontrol etmesi doğaldır. Bu kontrol bazen kanuni zorunluluk ve sorumluluklardan kaynaklanabilir; bazen de performans değerlendirme verimlilik ölçümü ve iş güvenliği sebeplerinden kaynaklanabilir. İşveren bu sebeplere dayanarak gerekli izlemelerde bulunabilir. Ancak bu izlemeler gerçekleştirilirken her zaman orantılılık ilkesine uygun davranmak zorundadır. Aksi durumda işçilerin özel hayatlarının ihlali söz konusu olacaktır. İzlenmenin işçiler üzerinde oluşturacağı etki yoğunlukla strestir. İzlenme, işçiler üzerinde depresyon ve anksiyete artışlarına sebep olabilecektir. 6698 sayılı Kanun kişisel veriyi kimliği belirli yada belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin "her türlü bilgi" olarak tanımlar. 6698 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ... ilkeler her türlü kişisel veri işleme faaliyetlerinin içinde bulunmalı ve veri işleme faaliyetleri bu ilkelere uygun olarak yürütülmelidir. Bu ilkeler; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun davranma, doğru ve gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhaza edilme olarak düzenlemiştir. Kanun'un 5 inci maddesi ise kişisel verilerin işlenme şartlarını düzenlenmiş olup birinci fıkrası kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceğini, ikinci fıkrası rızanın aranmayacağı ayrık durumları düzenlemiş; ancak somut olayda ikinci fıkrada sayılan durumların söz konusu olmadığı anlaşılmıştır. İşçinin taraf tanık anlatımlarına göre her on dakikada, hareketsiz kalması hâlinde bu durumun sisteme kaydedilerek titreşim gönderilmesi ve arkasından işlem yapılmasa bile ekip başları tarafından uyarılması ya da tutanak tutulması, 6698 sayılı Kanun kapsamında özel nitelikte kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Bu hâliyle sürekli şekilde izlenmek doğaldır ki işçiyi stres altına sokarak işçi sağlığını olumsuz etkilemekte, kişilik haklarını zedelemektedir. Davalı işyerinde işçilerin başlangıçta açık rızası alınmadan uygulamaya konulan Hassas Konum Tabanlı Personel Etiketi kısaca RFID adı verilen bu takip sistemi ister davacı tarafın ileri sürdüğü gibi işçilerin performans denetimine ilişkin olsun, ister davalı tarafın ileri sürdüğü gibi ihtilaflı dönemde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinden hareketle üyenin çalışma süresini tespiti yanında birincil amaç olarak iş sağlığı ve güvenliği için kullanılmış olsun -ki işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin takip sistemi dışında başka yöntemlerle sağlanması mümkün iken- her on dakikada bir yerlerinde olup olmadıklarının, hareketsiz kalıp kalmadıklarının kontrolü insan psikolojisine, orantılılık ilkesine 6098 sayılı Kanun'un 417 ve 419 uncu maddelerine, 6698 sayılı Kanun'a ve ... insan haklarına aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle RFID takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı ve davalı tarafın istinaf talebini esastan reddeden istinaf kararı usul ve kanuna uygun olmakla onanması gerekirken çoğunluğun bozma yönündeki kararına iştirak edilememiştir.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2024/6918 E., 2024/8349 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi
tam metni aç
"Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420, 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleridir.
10. Hukuk Dairesi         2024/6918 E.  ,  2024/8349 K. "İçtihat Metni" MahkemeSİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1188 E., 2022/2404 K. KARAR : Kısmen kabul İLK DERECE MahkemeSİ : Adana 12. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/186 E., 2021/302 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine dair karar verilmiştir. Kararın davacılar ve davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının kabulü ile yeniden esas hakkında kısmen kabul ve kısmen redde dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davalılar vekilleri tarafından temyiz edildiği ve davalı ... Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı icra edilmesi talep edilmiş olmakla, dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmakla duruşma için 05.03.2024 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmekle duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av. ...'un, davacılar adına Av. ... geldiği diğer davalı adına gelen olmadığı görüldükten, gelen avukatların yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek, yapılan ilk inceleme kapsamında tespit edilen noksanların ikmali için dosya mahalline geri çevrildikten, dosyadaki noksanlar ikmal edilerek dairemize gelmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin desteği sigortalının 02.04.2018 tarihinde iş kazasına bağlı olarak vefat ettiğini, iş kazasının gerçekleşmesinde %100 kusurun davalı tarafa ait olduğunu, müvekkilleri desteği sigortalıya koruyucu herhangi bir ekipman verilmediğini, murisin yaptığı işin çok tehlikeli sınıfta olması nedeniyle en az 16 saat iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmesi gerekirken 4 saatlik eğitimle yetinildiğini, davalı ... Gıda Şirketinin de iş sağlığı ve güvenliği tedbirini almaması nedeniyle müteselsil sorumlu olduğunu belirterek destekten yoksun kalma tazminatı olarak belirsiz alacak davası mahiyetinde sigortalının eş ve çocukları lehine 100,00 TL’şer, manevi zararların tazmini için eş ... için 100.000 TL ve çocukların her biri için 50.000 TL’şer manevi tazminatın iş kazası tarihinden itibaren faiziyle tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini sigortalının eşi ... için 347.198,75 TL'ye, çocukları ... için 24.638,40 TL, ... için 19.645,13 TL, çocuk ... için 141.317,52 TL’ye artırmıştır II. CEVAP 1.Davalı ... Gıda Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; iş kazası sonucu meydana gelen ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma ve manevi tazminat talebi ile açıldığı, müvekkili şirket ve diğer davalı ... Gaz arasında 06.03.2018 tarihli doğal gaz bağlantı hattı müşteri montaj işine esas olmak üzere sözleşme imzalandığını, sözleşme uyarınca diğer davalı ... Gaz; müşavirlik hizmetleri, proje ve mühendislik hizmetleri, bir adet buhar kazanı için gaz tesisatının çekilmesi, çift hatlı ikinci kademe basınç düşürme istasyonunun kurulması, buhar kazanı brülör önü gaz kontrol hattının imalatı, testler gaz açımı ve boya yapılması işlemlerini yüklendiği, yüklenilen işlerin yapılmasına başlandıktan sonra 02.04.2018 tarihinde diğer davalı ... Gaz çalışanı sigortalının, çalıştığı çatıdan düşmesi sonucu hayatını kaybettiğini, bu kaza dolayısı ile müteveffanın murisleri destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebi ile eldeki davayı açtıkları, ancak talep edilen tazminatlardan müvekkil şirketin sorumlu olması mümkün olmadığını, davanın Groupama Sigortaya ihbar edilmesi gerektiğini, müvekkili ve diğer davalı ile imzalanan montaj protokolü sonrasında protokole konu montaj işleri için üçüncü şahıs mali mesuliyet ve tüm risklere ilişkin sigorta yapıldığını, Groupama Sigorta Anonim Şirketi tarafından 100.05706517.0000 poliçe numaralı, 24840129 seri numaralı 13.03.2018 tarihli poliçe ile sigortalı durumunda bulunduklarından davanın husumet yokluğundan reddini talep etmiştir. 2.Davalı ... Gaz Şirketi cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin emniyet kemeri temin ettiğini, bu kemerler takılmadan çatıya çıkılmaması konusunda tedbir verdiğini, davacının dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde çatıya çıkması nedeniyle sorumlu olduğunu, ... Gıda şirketinin sahada yapılacak keşif esnasında riskli sahaları göstermemesi, aydınlatma levhasının rengi ve bakımsızlığı nedeniyle çatının renginden ayırt edilemediğini, aynı zamanda çatının alt tarafında düşmeyi engelleyecek teller çekilmemiş olması nedeniyle ... Gıda Şirketinin kusuru bulunduğunu, aralarındaki eser akti olsa dahi bu hususta şahsi kusuru olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararında özetle; "Davacılar murisi ...'ın davalı ... Gıda şirketine ait fabrika binasının depo bölümü çatısı üzerinde doğal gaz boru hattı çekme işini üstlenen diğer davalı ... Gaz şirketi işçisi olarak çalışmak üzere çatı üzerine çıktığı, boru montajı yapacağı bölgede kullanmak üzere hava hortumunu çatıya çektiği, hortumun ucunu tutarak kaynak yapacağı yere yürür iken çatı üzerinde bulunan ve güneşten gevreyerek kırılgan hale gelen plastik ışıklığın üzerine bastığı, ışıklığın kırılmasıyla yaklaşık 9 metre yükseklikten zemine düşmesi neticesi ölümü ile sonuçlanan davaya konu 02.04.2018 tarihli iş kazasının meydana geldiğinin anlaşıldığı, iş kazası nedeniyle düzenlenen SGK denetmen raporu ile iş kazasının oluşumunda davalı işveren ... Gaz Şirketinin %70, ... sigortalının %30 kusurlu bulunduğunun görüldüğü, meydana gelen iş kazası nedeniyle Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma dosyasından alınan bilirkişi raporunda ... Gaz şirketi yetkilisi asli kusurlu, ... işçi ise tali kusurlu bulunduğu, Mahkemece iş güvenliği ve konusunda uzman bilirkişi heyetlerinden alınan ve birbirini teyit eden 29.05.2020 ve 15.10.2020 tarihli raporlarda işveren ... Gaz Şirketi %30, ... Gıda Şirketi %70 kusurlu bulunurken davacılar murisine kusur atfedilmediği, ... sigortalı (dava harici) annesi Emine Osoydan ile (dava harici) babası ... 16.08.2021 tarihli dilekçe ile kendilerine verilmesi gereken destek paylarından davacılar lehine feragat ettiklerini bildirdikleri, davacılar vekili dosyadan daha önce alınan 29.03.2021 tarihli hesap raporunda hesaplanan zarar miktarlarını esas alarak 21.04.2021 harç tarihli ıslah dilekçesi ile davacı ... yönünden 347.098,75 TL, davacı ... yönünden 24.638,40 TL, davacı ... yönünden 19.645,13 TL, davacı ... yönünden 141.317,52 TL olmak üzere maddi tazminat talebini ıslah ettiği gerekçeleriyle; 25.10.2021 tarihli hesap raporu dikkate alınarak; davacı eş ... 570.605,80 TL alacağı olmakla beraber taleple bağlı 347.198,75 TL, çocuk ... için 24.638,40 TL, çocuk ... için 19.645,13 TL, çocuk ... için 141.317,52 TL maddi tazminat ile manevi zararlarının giderilmesi için eş lehine 60.000 TL 2 çocuk ... ve ... lehlerine 30.000 TL’şer, diğer çocuk ... için 40.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, müvekkili aleyhine reddedilen kısımlar yönünden hükmedilen vekalet ücretlerinin hatalı olduğunu, ortak vekille temsil edilen davalılar yönünden kabul edilen kısım için tek bir vekalet ücreti hükmedilmesi gerektiğini ancak Mahkemece her bir davalı lehine ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu savunmuş, Mahkeme kararının bu hususlardan kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... Gaz Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkeme kararının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, müvekkiline kusur atfeden hatalı bilirkişi raporuna göre hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğunu, kazaya sebebiyet veren aydınlatma levhalarının diğer davalı ... Gıda tarafından yapıldığını, kazanın meydana gelmesine diğer davalının sebebiyet verdiğini, müteveffanı çalışmakta olduğu yerde emniyet kemeri, kask olduğunu ancak mütevaffanın takmadığını, Mahkemece bu hususun değerlendirilmediğini, Mahkemece alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, bilirkişi tarafından davacının ücret hesabının da hatalı yapıldığını, Mahkemece maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden ayrı ayrı vekalet ücreti hükmedilmesinin hatalı olduğunu, manevi tazminat miktarının fahiş olarak belirlendiğini savunmuş Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davalı ... Gıda Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının müvekkilinin işçisi olmadığını, davanın müvekkil şirket yönünden husumet yokluğundan reddi gerektiğini, Mahkemece alınan bilirkişi raporlarında hatalı tespitler yapıldığını, Mahkemece hatalı bilirkişi raporlarına dayanılarak karar verildiğini, Mahkemece müvekkili ile diğer davalı arasındaki sözleşmenin niteliğinin incelenmediğini, iş sağlığı ve güvenliği ile iş kazalarına yönelik tüm sorumluluğun diğer davalıya ait olduğunu, müvekkilinin kusuru bulunmadığından tazminat sorumluluğu da bulunmadığını, Mahkeme kararında davacılar lehine hükmedilen vekalet ücretlerinin de hatalı olduğunu savunmuş Mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "Somut olayda, işyerinde bir kısım uzmanlık gerektiren işlerin alt işveren işçilerine gördürüldüğü tüm dosya kapsamına göre sabittir. İş Kanunu 2/6 maddesi gereğince davalılar iş sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerden sorumlu olacaktır. ... işçinin, başka işverenlerin de işini yaptığı ispatlanamamıştır. Davacının vasıf ve kıdemi ile emsal ücret araştırması sonucuna göre ücret seviyesinin belirlenmesi yerindedir. Dava konusu işyerinde kaynak işleri yapan işçinin, 02.04.2018 tarihinde çatıdaki güneşe maruz kalması sonucu kırılgan ve renginin solmasıyla çatıyla aynı renk tonuna sahip hale gelen plastik güneşliğin üzerine bastığı, bakımı yapılmayan güneşliğin kırılmasıyla yaklaşık 9 metre yükseklikten düşerek vefat ettiği, bu kaza nedeniyle işverenin % 100 oranında kusurlu olduğunun usulüne uygun kusur raporuyla tespit edildiği ve aktüerya raporu ile destekten yoksun kalma tazminatının hesaplandığı görülmüştür. Davacı tarafça, Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın az olduğu yönündeki istinaf nedenine dayanılmıştır. Davalı tarafça ise, Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğu yönündeki istinaf nedenine dayanılmıştır. Dava dilekçesinde, eş için 100.000 TL ve 3 çocuğun her biri için 50.000'şer TL tutarında manevi tazminat talep edilmiştir. Mahkemece, eş ... için 60.000 TL, çocuklar ... için 30.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL ve iş kazasından sonra doğan ... için 40.000,00 TL tutarında manevi tazminata hükmedilmiştir. Tarafların tespit edilen kusur oranı, olayın oluşu, paranın satın alma gücü ile sosyal ekonomik durumları dikkate alınarak eş ... için 60.000 TL tutarında manevi tazminat yerinde ise de, Mahkemece tüm çocuklar yönünden 30.000,00 TL tutarında manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken iş kazasından sonra doğan ... için 40.000,00 TL tutarında manevi tazminata hükmedilmesi hatalıdır. Davalı tarafın bu yöndeki istinaf nedeni yerindedir. Hüküm, bu yönden düzeltilmelidir. Mahkemece, kabul edilen toplam miktar üzerinden davacı taraf lehine maddi tazminat talebi nedeniyle bir adet ve manevi tazminat talebi nedeniyle de bir adet vekalet ücretine hükmedilmesiyle yetinilmesi gerekirken davacı sayısınca davacı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalıdır. Davalı tarafın bu yöndeki istinaf nedeni yerindedir. Hüküm, bu yönden de düzeltilmelidir. Mahkemece, manevi tazminatın red edilen toplam miktarı üzerinden davalı taraf lehine bir adet vekalet ücretine hükmedilmesiyle yetinilmesi gerekirken red edilen davacı sayısınca davalı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmesi hatalıdır. Davacı tarafın bu yöndeki istinaf nedeni yerindedir. Hüküm, bu yönden de düzeltilmelidir." gerekçeleriyle; "I-HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, II-Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davacı eş ... için 347.198,75 TL, çocuk ... için 24.638,40 TL, çocuk ... için 19.645,13 TL, çocuk ... için 141.317,52 TL maddi tazminatlar ile manevi zararlarının giderilmesi için Eş lehine 60.000 TL 3 çocuk ... ve ... ve ...'nin her biri lehine 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... Gaz Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı ... Gıda Şirketinin cevap dilekçesinin kararda değerlendirilmediğini bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığını, müvekkilinin kusur olmadığını tüm kusurun davacı ve davalı ... gıda şirketinde olduğunu, Davalı ... Gıdanın çatıda bakımsız bıraktığı ve kaplamadan anlaşılamayan aydınlatma panelinin bulunduğunu belirtmemesi nedeniyle kusurunun olduğunu, çatı alt tarafına düşmeyi önleyecek teller çekilmesinin ... Gıda şirketinin eksikliği olarak değerlendirilmesi gerektiğini, davacılar desteği sigortalının da kendisine teslim edilen emniyet kemerini 4 gün boyunca kullanmasına karşın kazanın gerçekleştiği gün takmamasının kendi kusuru olduğunu, tanık beyanlarından müvekkili şirket ustabaşının işçileri emniyet kemeri takmaları konusunda sürekli uyardığının belirtildiğini, çatıda ... Gıda işçilerinin de çalıştığını tanık ...’ın da bu durumu beyan ettiğini, kusur raporları arasında çelişki giderilmediğini, maddi tazminat hesabında SGK'dan davacılara bağlanan gelirin sonbilinen değerinin tenzil edilmediğ gerektiğini, asgari ücret dikkate alnması gerekirken bu ücret üzerinde ücretin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, manevi tazminatların fazla belirlendiğini, ayrı ayrı vekalet ücreti takdirinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2.Davalı ... Gıda Şirketi vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya husumet yönünden itirazlarının dikkate alınmadığını, müvekkilinin asıl işveren sıfatı olmadığını, davacılar murisinin müvekkili şirket işçisi olmadığını, Müvekkilinin doğalgaz hattı döşme işinin olmadığını, davalılar arasındaki sözleşmenin istina/eser akti olarak kabulü gerektiğini, kusur tamamının diğer davalı şirkette olduğunu, davalı ... Gaz şirketinin emniyet kemerlerinin yaşam hatlarını tesis etmemesi, bu hatların takılması temin edilmeden sigortalının çalışmasına izin vermiş olması nedeniyle kusurlu olduğunu, her bir davacı için ayrı vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, sigortalının iş kazasından vefatı ile desteğinden yoksun kalanların maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleridir. "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" açısından 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleridir. "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420, 417 ve 114 üncü maddesi delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleridir. "İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısından olayın gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan Kanun hükümlerine göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve ilgili mevzuat hükümleridir. 3. Değerlendirme 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6.Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. 7.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 8.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 9.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 10.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 11.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 12.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" Aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir. 14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil Kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 16.6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 18.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20.03.2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 19. Somut olayda; davacılar desteği sigortalı ...'ın davalılardan ... Gaz Şirketi işçisi olarak SGK kayıtlarına yansıyan bildirimlere göre 16.11.2017 tarihinden itibaren çalıştığı ve tanık anlatımlarına göre bu şirkette kaynakçı olarak çalıştığı, olay tarihinde de davalı ... Gaz Şirketinin diğer davalı ... Gıda şirketinden üstlendiği, doğalgaz hattı çekim işinde çalışmakta olduğu sırada 02.04.2018 tarihinde ... Gıda şirketine ait çatı kaplaması üzerinde kaynak makinesi gaz hortumunu geri geri çekerken, bu hareketi sırasında çatıdaki aydınlatma kaplamasına bastığı, kırılan zeminden 9 metre yüksekten fabrika içerisine düşerek vefat ettiği olayda Mahkemece hükme esas alınan ve birbirlerini doğrulayan kusur raporlarında davalı ... Gıda Şirketi asıl işveren olarak %70, davalı ... Gaz şirketi alt işveren olarak %30 kusurlu bulunmuş ise de ... sigortalıya kusur verilmemiş olması olayın gerçekleşme şekline uygun bulunmamıştır. 20. Davalı tarafların sorumluluğu yönünden yapılan incelemede; taraflar arasında düzenlenen "Doğalgaz Bağlantı Hattı Müşteri Montaj İşleri Anlaşma Protokolü" ve yapılan işin niteliğine göre davalı ... Gıda Şirketi ile ... Gaz şirketleri arasında "asıl -alt işveren ilişkisi" olmamakla beraber, ... Gıda Şirketine anılan sözleşme ile yüklenen İş Sağlığı ve Güvenliğine dair yükümlülükler ve kullandığı fabrikanın aydınlatma plakasının çatı kaplamasından ayırt edilmesinin mümkün olmayacak şekilde tespit edilmiş olması karşısında, yapı maliki olarak bu tehlikeli alanı iş gören firmaya bildirmesi konusunda üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirmemiş olmasından kaynaklı şahsi kusurunun bulunduğu bu şahsi kusurla beraber diğer davalı ile beraber davacılara karşı müteselsilen sorumlu olduğu iş bu şahsi kusurun oran ve aidiyetinin ise iş sağlığı ve güvenliği kapsamında daha sigortalıya karşı daha fazla yükümlülüğü olan işveren ... Gaz Şirketinin daha fazla kusurlu olacağı şekilde yorumlanması gerekirken ... Gıda şirketinin baskın oranlı kusurlu kabul edilmesi hatalı olmuştur. 21. Öte yandan davacılar desteğinin kusuru yönünden yapılan incelemede ise; Öte yandan dosya kapsamında yer alan 16.11.2017 tarihli iş sağlığı güvenliği ekipmanı zimmet belgesinde emniyet kemerinin sigortalıya teslim edildiğinin anlaşıldığı, sigortalının olaydan önce de aynı yerde 4 günlük çalışmasının bulunduğunun belirtilmiş olması karşısında, 6331 sayılı Kanun'un 19/2-c maddesi kapsamında çatıda çalışması için emniyet kemerini bağlamasına ve güvende kalmasını sağlayacak yaşam hattının tesis edilmesini işverenden talep ettiğini ortaya koyan bir delilin dosya kapsamında yer almadığı, aynı zamanda çatı gibi yüksekte yapılan çalışmalarda önündeki tehlikeleri görmek açısından geri geri manevra yapmasının ortaya koyabileceği tehlikeleri de öngörebilecek olmasına göre sigortalının kusursuz olduğuna yönelik tespitin yerinde olmadığı açıktır. Ayrıca her ne kadar TBK'nun 74 üncü maddesi kapsamında ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ilişkin kararı, hukuk hâkimini bağlamayacak ise de bu ceza dava dosyası kapsamında tespit edilen delil ve olguların hukuk hakimi için delil özelliği bulunduğu da açıktır. Bu cümleden olarak Ceza dava dosyasında müteveffaya tali kusur verilmesine ilişkin delil ve olgular ile SGK müfettişi tarafından düzenlenen rapor ile SGK tarafından açılan rücu dava dosyasında alınan raporda da aynı olayla ilgili davalıya % 30 oranında kusur verilmiş olduğu da gözetilerek ... sigortalının kusurunun oran ve aidiyetinin değerlendirilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde kusursuz olduğunun kabulü hatalı olmuştur. 21. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, tarafların kusur oran ve aidiyetinin tespiti için, dosyanın iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A sınıf iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmesi, sonucuna göre tespit edilecek kusur oranların da (kararın davacı tarafça temyiz edilmemiş olması nedeniyle davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış haklara göre) maddi tazminat hesabında hükme esas alınan hesap raporuna uygulanması suretiyle davacıların maddi tazminat alacaklarının ve hakkaniyete uygun manevi tazminat alacaklarının belirlenmesi, giderek davacının maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında usule uygun bir karar verilmesinden ibarettir. 22. Öte yandan davalı ... Gaz Şirketi vekilinin davaya cevap vermiş olduğu halde gerek İlk Derece,
10. Hukuk Dairesi, 2022/9406 E., 2023/5078 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 281 ve 282 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417, 49,50,51,52,54,55, 56 ncı maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u maddeleri, 26.06.1966 günlü ve 7/7
10. Hukuk Dairesi         2022/9406 E.  ,  2023/5078 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/209 E., 2022/1131 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 1. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/161 E., 2021/415 K. Taraflar arasındaki iş kazasından maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir. Kararın davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş. Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili tarafından murafaa istemli temyiz edilmiş, murafaa yapılmak üzere tayin olunan 09.05.2023 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine murafaalı temyiz eden davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş.Turz. Tanıtım San. ve Tic.Ltd.Şti. ve ... adlarına Av. ... ile davacı adına Av. .... ....'ın geldiği, diğer davalı adına gelen olmadığı gelenlerin yüzlerine karşı murafaaya başlanarak sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra murafaaya son verilerek, aynı gün öğleden sonra yapılan incelemede; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin davalılardan ...’in ortağı olduğu Payteks Deri Tekstil İnş Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde 20.11.2013 tarihinden itibaren çalışmakta iken 28.12.2013 tarihinde iş kazası geçirdiği ve sağ elini tarak makinasına kaptırdığı, kaza sebebinin tarak makinasının korumasının olmadığı, müvekkilin bakım usta yardımcısı olarak işe girdiği, eleman eksikliğinden işyeri patronu ve sorumlusu ...’in talimatı üzerine makinanın kullanımının müvekkil tarafından yapıldığı, makinanın kapanmamasının istendiği, müvekkilin makine arkasında oluşan pislik nedeniyle malzemenin yırtık geldiğini fark ettiği ve diğer işçiler gibi makinanın arkasına geçerek temizlemek maksadıyla hava hortumu ile hava tutmaya başladığı, bir anda kaza meydana geldiği ve sağ kolu makina içinde kalarak dirsek seviyesinden koptuğu, makinada önceden de aynı şekilde kaza meydana geldiği, kazanın en önemli sebebinin tarak makinası etrafında herhangi bir koruma tedbirinin olmaması olduğu, kazaya zemin hazırlayan hava hortumu ile hava tutma işleminin işyerinde rutin hale geldiği, işlem yapılırken makinanın kapatılmasına işverenin izin vermediği, tarak makinası ile ilgili müvekkile herhangi bir eğitim ve iş güvenliği kursunun verilmediği, kullanma ve bakım talimatı imzalatılmadığı, iş kazasında müvekkilin herhangi bir kusuru bulunmamakta olup kusurun tamamının işverende olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 10.000 TL maddi, 250.000 TL manevi tazminatın 28.12.2013 kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte (davalı ... şirketinin sorumluluğu poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 366.379,80 TL'ye artırmıştır. II. CEVAP 1.Davalı ... İnş Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili cevap dilekçesinde özetle; somut olayda müvekkili şirketin ortağı olan müvekkili ...’in işveren olmadığı gibi iş kazasının oluşumunda kişisel bir kusurunun bulunmadığı, işverenin diğer müvekkili Payteks Deri Tekstil İnş Tur. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. olduğunu, iş kazasının kazazedenin emir ve talimatlara aykırı olarak koruyucu kapaklarla kapatılmış, switch sistemine de haiz olan çalışır durumdaki tarak makinasının girilmesi yasak olan bölümüne girerek, motor üzerine çıkarak hareket halindeki silindirlere hava hortumuyla hava tutmaya kalkması sırasında sağ kolunu/elini dönen silindirlere kaptırması şeklinde meydana geldiği, somut olayda iş kazasının oluş şekli gözetildiğinde işverene kusur izafe edilmemesi gerektiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu talebin iş kazasından kaynaklandığının kesin biçimde ispatlanması ve davacının hizmet akdi ile sigortalıya bağlı ve SGK'ya tabi işçi olması gerektiği, müvekkil şirketin ancak davacının zararını ispatlayabildiği miktarda ve sigortalısının kusuru oranında sorumlu olabileceği, manevi tazminat talebi fahiş olup kabulünün mümkün olmadığı, haksız zenginleşmeye neden olmaksızın değerlendirilmesini talep etmiştir. III. KALDIRMA KARARI VE İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI 1.İlk Derece Mahkemesinin 08.09.2020 tarih, 2014/81 Esas ve 2020/242 Karar sayılı ilk kararında özetle; davanın maddi tazminat istemi yönünden kabulüne, manevi tazminat istemi yönünden ise kısmen kabulü ile 150.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiştir. 2.Davalılar ... ve Payteks Deri Tekstil İnş Tur. Tan. San ve Tic Ltd. Şti. vekilinin istinafı üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin 05.05.2021 tarih, 2020/1688 Esas ve 2021/779 Karar sayılı ilamında özetle; "Somut olayda, Mahkeme gerekçesine bakıldığında sadece tarafların iddia ve cevaplarının, tanık beyanlarının, yargılama aşamasında yapılan işlemlerin, toplanan delillerin, bu kapsamda bilirkişi raporlarının bulunduğunun yazılı olduğu ve sonuç olarak yazılı şekilde hüküm verildiği görülmektedir. Bu hali ile Mahkemenin gerekçe olarak yazdığı metinde tarafların iddia ve savunmalarının hukuki nitelendirilmesinin, hangi hukuki kuralların uygulanacağının tespitinin yapılmadığı, delillerin ve hangi delile ne sebeple üstünlük tanındığının tartışılmadığı, kabulüne karar verilen alacakların ulaşılan hangi kanuni ve hukuki sonuca dayandırıldığının yazılı olmadığı açıktır. Soyut, dayanağı belirlenmeyen ve her hükmün gerekçesiymiş gibi yazılabilecek ifadelerin, sadece bilirkişi raporuna atıfta bulunmanın, gerekçede bulunması gereken özellikleri taşısa dahi, gerçek anlamda gerekçe olarak kabulü mümkün değildir. Özelikle; davacının malûliyet oranının tespiti bakımından açılan davada Uşak 2. İş Mahkemesi'nin 19.09.2019 tarih 2017/37 - 2019/149 sayılı kararının taraflar vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi'nce verilen 05.02.2020 tarih 2020/100 - 220 sayılı kararının temyiz incelemesi için Yargıta'ya gönderildiği ve derdest olduğu anlaşılmakla bu davanın sonucu beklenmeden hesap bilirkişisi marifetiyle maddi tazminat belirlenerek karar verilmesi hatalıdır. Tüm bu nedenlerle gerekçeli kararda iddia ve savunmanın hukuki nitelendirilmesinin, uygulanacak kanuni ve hukuki kuralların, toplanan delillerin, hangi delile ne sebeple üstünlük tanınıp hangi hukuki sonuca varıldığının tartışılmaması, kabulüne karar verilen alacakların fiili ve hukuki gerekçelerinin yazılmaması, HMK'nun 297/1-c ve 355 inci maddesi kapsamında gerekçesinin bulunmaması nedeniyle kamu düzenine aykırılık oluşturduğu HMK'nun 353/1-a-6 maddesi kapsamında taraflarca sunulan delillerin hiç değerlendirilmemesi anlamına geldiği kanaatine varılmış hükmün kaldırılarak Mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. 3. İlk Derece Mahkemesinin kaldırma kararından sonra verdiği yukarıda tarih ve numarası yazılı kararda özetle; dava konusu uyuşmazlıkla ilgili sürekli iş göremezlik oranının tespitine ilişkin kesinleşen Uşak 2.İş Mahkemesi'nin 2017/37 Esas ve 2019/149 Karar sayılı ilamı uyarınca davacının iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının %79 olarak belirlendiğini, rücu dava dosyasında davalı işveren Payteks şirketinin % 50, kazazede sigortalının % 50 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği, bu dosyanın kesinleşmesinin beklenilmesi talep edilmiş ise de; bahse konu dosyanın tarafları ile eldeki dosyanın taraflarının farklı olması da dikkate alınarak davalılar tarafın aksi yöndeki savunmasına itibar edilmediği, bu dosya kapsamında çelişkiyi giderir nitelikteki 21.01.2020 tarihli raporun olaya ve dosya kapsamına uygun olması, uyuşmazlık ile ilgili daha önce alınan kusur raporlarının ayrıntılı olarak değerlendirilerek somut veri ve gerekçelere dayalı rapor tanzim edilmesi nedeniyle yeniden kusur raporu alınmasına ilişkin talebin reddine karar verilerek 21.01.2020 tarihli kusur raporu oluşa uygun, yargısal denetime elverişli, somut veri ve gerekçelere dayalı ve yöntemince düzenlendiği görülmekle Mahkememizce hükme dayanak yapılmış olup bu kasamda dava konusu kazanın meydana gelmesinde davalı işveren şirket Payteks Deri Teks. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. ile işveren/işveren vekili konumunda olan işyeri ortağı davalı ..., işyeri işletme kısmında işvereni temsil eden yönetici konumundaki dava dışı işletme müdürü ... ve dava dışı ustabaşı ...'un müştereken % 70, kazalı sigortalının % 30 oranında kusurlu olduğunun kabul edildiği, 15.05.2020 tarihli kök ve 13.07.2020 tarihli ek raporun olaya ve dosya kapsamına uygun olması, somut veri ve gerekçelere dayalı olarak tanzim edilmesi nedeniyle yeniden hesap raporu alınmasına ilişkin talebin reddine karar verilmiş olup 15.05.2020 tarihli kök ve 13.07.2020 tarihli ek raporu oluşa uygun, yargısal denetime elverişli, somut veri ve gerekçelere dayalı ve yöntemince düzenlendiği görülmekle hükme dayanak yapılmış olup bu kapsamda meydana gelen iş kazası nedeniyle davalının sorumlu olduğu miktarın 366.379,80 TL olduğu kabul edilerek bu maddi tazminatın olay tarihi olan 28.12.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (davalı ... şirketi yönünden dava tarihi olan 07.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ve poliçe kapsam ve limiti ile sınırlı olmak üzere ve uyuşmazlık ile ilgili Uşak 2. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2994 Esas sayılı icra dosyasında yapılan ödemeler dikkate alınarak tahsilde tekerrür olmamak şartı ile) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Manevi tazminat talebi yönünden ise dava konusu olayın meydana geliş şekli, davacıda meydana gelen yaralanmanın derecesi, tarafların kusur durumu, olay tarihi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, olay nedeniyle duyulan acı ve elemin derecesi ve B.K.nun 47 nci (6098 sayılı TBK’nın 56 ncı) maddesindeki özel haller dikkate alınarak davacı için 150.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 28.12.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte (davalı ... şirketi yönünden dava tarihi olan 07.02.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ve poliçe kapsam ve limiti ile sınırlı olmak üzere ve uyuşmazlık ile ilgili Uşak 2. İcra Müdürlüğü'nün 2020/2994 Esas sayılı icra dosyasında yapılan ödemeler dikkate alınarak tahsilde tekerrür olmamak şartı ile) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş. Tur. Tanıtım San. Ltd. Şti. ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalılar Payteks Deri Tekstil İnş. Tur. Tanıtım San. Ltd. Şti. ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinden ...'in bu davada taraf sıfatının bulunmadığını, somut olayda davacının, sadece davalı işveren şirketin kusuru ile sınırlı olarak tazminat talebinde bulunduğunu, dava dışı kişilerin kusuruna dayanmadığı gibi davalı gerçek kişi olan ve işveren sıfatı bulunmayan ...'in kusuruna da dayanmadığını, hükme esas alınan 21.01.2020 tarihli kusur raporunun kabul etmediklerini, aynı iş kazasından ötürü SGK tarafından Uşak 2. İş Mahkemesi'nin 2017/347 Esas sayılı dosyasında alınan rücuen tazminat davasındaki kusur raporu ile çeliştiğini, hukuk güvenliği ilkesine aykırı olduğu halde çelişkinin giderilmediğini, aynı iş kazası nedeniyle Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/531 Esas sayılı kamu davasının yargılaması sonucunda verilen kararın Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/779 Karar sayılı ilamı ile kusur raporu yönünden iş güvenliği uzmanından oluşan 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği, eksik inceleme ile karar verildiği belirtilerek hükmün bozulduğunu, ceza davası sonucunun beklenmediğini, dosya içeriğinde bulunan kusur raporlarının birbiri ile çelişkili olduğunu, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, mahkemenin taleple bağlılık ilkesine aykırı hüküm kurduğunu, müvekkilinin iş kazasının oluşumunda kusurunun bulunmadığını bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini, hesap raporunda davacının günlük brüt ücretinin 40,15 TL olarak hatalı tespit edildiğini, indirimin yanlış yapıldığını zira hesaplanan miktar üzerinden değil talep edilen 10.000,00 TL'lik maddi tazminat üzerinden yapılması gerektiğini, %10 iskonto oranının hatalı olduğunu, sosyal güvenlik kurumu ilk peşin sermaye değeri hesaplamalarına paralel olarak %5 uygulanması gerektiğini, hüküm altına alınan manevi tazminat miktarının zenginleşmeye yol açacak kadar yüksek olduğunu, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırı karar verildiğini bildirerek kararı istinaf etmiştir. 2.Davalı ... Şirketi istinaf maktu harcını yatırmış ise de 10.02.2022 tarihli dilekçesi ile karar aleyhine istinaf kanun yoluna başvurmadıklarını bildirerek sehven yatırılan harcın iadesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve belgelere göre; davacı işçinin davalıya ait iş yerinde 28.12.2013 tarihinde tarak makinesinin merdane temizliğini yaptığı sırada sağ kolunu döner silindirine kaptırdığı, sağ kolunun dirsek üzerinden koptuğu, meydana gelen kazanın iş kazası olduğu, iş göremezlik oranının kesinleşen yargı kararına göre %79 olarak belirlendiği, hükme esas alınan 21.01.2020 tarihli kusur raporunun İş Kanunu ve İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü'ne göre uygun düzenlendiği, SGK tarafından açılan rücuen tazminat dosyasında işçinin taraf olmadığı, ceza davasındaki kusur raporunun hukuk hakimini bağlamayacağı, yerel mahkemece rücu dosyası, ceza dosyası ve eldeki dava dosyasında alınan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi yönünden alınan 21.01.2020 tarihli kusur raporuna göre iş kazasının meydana gelmesinde davacı işçinin %30, davalı işverenin %70 oranına kusurlu bulunduğu, davalı işveren Payteks Deri Tekstil İnş. Tur. San. Ltd. Şti.'nin işveren vekili konumunda bulunan diğer davalı şirket ortağı ...'in ve işvereni temsil eden dava dışı usta başı ... ve işletme müdürü ...'ın kusurundan da sorumlu olduğu, bu kişilerin kusur dağılımının iç ilişkide görülecek rücu davasında değerlendirilebileceği hükme esas alınan hesap raporunda hata bulunmadığı, davacı işçinin ücretinin işverence ibraz edilen ücret bordrolarına göre belirlendiği, yapılan indirimin belirlenen gerçek zarar üzerinden yapılması gerektiği, %10 iskonto uygulamasında hata bulunmadığı, 22.06.1966 gün 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirlenen ilkeler uyarınca kusur oranı ve maluliyet oranına göre hükmedilen manevi tazminat miktarının hak ve nesafet ilkelerine uygun olduğu, manevi tazminatın bölünmezliği ilkesine aykırılık bulunmadığı, tahsilde tekerrüre yer vermeyecek şekilde hüküm kurulduğu, yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından HMK'nın 359 uncu maddesine 28.07.2020 tarihli 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'u ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanun'un 38 inci maddesiyle eklenen fıkra ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin 1 numaralı alt bendi uyarınca davalılar vekillerince yapılan istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... İnş Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davaya konu olayla ilgili ceza dosyasında verilen karar üzerine Yargıtay bozma kararında müvekkillerinden şirket müdürü ...'e kusur verilmeyeceğine dair karar verildiğini, bu tespitin hukuk mahkemesini bağlayacağını, Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçesiz olduğunu, müvekkili Ayhan'ın şirket ortağı olmaktan öte kişisel kusuru olmadığını, işverenin şirket olduğunu, davacının teselsüle dayanmadığını, dava dilekçesinde şirket kusuruna tekabül eden kusuru talep ettiğini, davacının tam kusurlu olduğunu, çalışır durumdaki makineye müdahale etmesi nedeniyle kusurlu olduğunu, sviç tertibatıyla korunan makineye yasak olan bölgeden girerek kazaya davacının sebep olduğunu, iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verildiğini, SGK Müfettişi Raporunda ve Rücu Davasında müvekkili şirkete %50 sigortalıya %50 kusur verildiği halde bu dosyadaki tespitlerin bu durumla çeliştiğini, dosyamız kapsamında alınan 06.06.2015 tarihli raporda ...’e kusur verilmediği davacıya %60 kusur verildiği sabit olmasına karşın bu rapora itibar edilmemesini gerekçesi gösterilmediğini, ceza dosyasında bozma kapsamında mahkemeye İş Güvenliği uzmanının ... ve İş Güvenliği denetimi bakımından ...’un yetkili olduğu bildirilmesine karşın bu kişilerin sorumluluğu yönünden değerlendirme yapılmadığını, itibar edilen kusur raporu kapsamında ... ve ... kusurları kapsamında davacının teselsüle dayanmaması nedeniyle indirim yapılması gerektiğini, kusur indiriminin dava dilekçesinde talep edilen 10.000,00 TL’lik maddi tazminattan yapılması gerektiğini, ücretin hatalı tespit edildiğini, bordrolara göre günlük ücret 39,57 ilen 40,15 TL esas alınmasının hatalı olduğunu, bilinmeyen dönem iskontolamanın %5 alınması gerekirken %10 alınmasının hatalı olduğunu, davalı ... şirketinin icra dosyasına ödeme yaptığı dikkate alınmadığını, hükmedilen manevi tazminatın işleyen faizle beraber fazla olduğunu hükmedilen manevi tazminatın icra dosyasına ödenmiş olduğunun gözetilmediğini beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 281 ve 282 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417, 49,50,51,52,54,55, 56 ncı maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u maddeleri, 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 3. Değerlendirme 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. 7.İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. 8.Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 9.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 10.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 11.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 12.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 13.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77 ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 14.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre; (1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz. Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5 inci maddesine göre; (1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek. 15.Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10 uncu maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar. 16.Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar) 17.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir. Kanun'un 19 uncu maddesine göre; (1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür. (2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır. a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek, ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. 18. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 63 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, 69 uncu maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve geçici 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan "İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan" 85 inci madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır. 19.Yine 6331 sayılı Kanun'un "Atıflar" kenar başlığını taşıyan geçici 1 inci maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanun'a yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir. 20.Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 21.4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanun'u 4 ve 5 inci maddelerinde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 22.6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 23.Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 24.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 25.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; davacının olay günü tarak makinesinin temizliği için makineye basınçlı hava tutarken gözünün kararması üzerine sağ kolunu makineye uzatması üzerine makinenin sağ kolunu kapması neticesinde sağ kolundan yaralanarak iş kazası geçirdiği anlaşılmıştır. İş bu dava dosyası kapsamında üç farklı heyetten kusur raporu alındığı, 06.05.2015 tarihli ilk kusur raporunda davalı işveren şirketin %30, davalı ...'in kusursuz, dava harici şirket ustabaşı ...'un %10, davacının %60 kusurlu olduğunun belirtildiği, 03.04.2016 tarihli ikinci kusur raporunda davalı işveren şirketin %35, davalı ...'in %30, dava harici şirket ustabaşı ...'un % 5, davacının %30 kusurlu olduğunun belirtildiği, 21.01.2020 tarihli üçüncü kusur raporunda davalı işveren şirketin, davalı ...'in, dava harici şirket ustabaşı ...'un ve işletme müdürü ...'ın müştereken % 70, davacının %30 kusurlu olduğunun belirtildiği mahkemece üçüncü kusur raporuna itibar edilerek karar verildiği anlaşılmıştır. 26. Aynı olayla ilgili Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/174 esasında görülen ceza dava dosyasında mahkemece verilen karara göre sanık ...'in doğrudan, sanık ...'ın dolaylı, katılan'ın tali kusurlu olduğu kabul edilerek sabık Ayhan ve İbrahim'in cezalandırılmalarına karar verildiği anlaşılmıştır. 27. SGK müfettişi tarafından düzenlenen raporda davalı işveren şirketin %50, sigortalının %50 oranında kusurlu olduğu, SGK tarafından açılan Uşak 2. İş Mahkemesinin 2017/347 esasında görülen dava dosyasında hükme esas alınan ve birbirini doğrulayan her iki kusur raporunda da davalı işverenin %50 ve sigortalının %50 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiştir. 28. Bu açıklamalar doğrultusunda; SGK müfettiş raporu ile SGK tarafından açılan rücu dava dosyasında aynı iş kazası olayıyla ilgili davalı işveren şirketin %50 ve davacı işçinin %50 kusurlu olduğunun tespit edilmiş olmasına karşın, iş bu temyize konu dava dosyasında davalıların ve dava harici sorumluların müştereken %70, davacı işçinin ise %30 oranında kusurlu olduğunun kabul edilmiş olması nedeniyle oluşan çelişkiyi gidermek, öte yandan davalı işveren şirketin işveren vekili olarak sorumlu olduğu iddia edilen davalı ... ile dava harici işletme müdürü ... ve dava harici şirket ustabaşı ...'un şahsi kusurlarının bulunup bulunmadıklarının tespiti açısından ceza dava dosyasında tespit edilen olguları gözetmek, bu kapsamda rücu ve ceza dava dosyasında belirlenen ve kesinleşen olgularla beraber iş bu dava dosyası kapsamında toplanan bilgi ve belgelere göre, işverenin yukarıdaki mevzuat hükümleriyle teknoloji kapsamında alması gereken tüm iş güvenliği tedbirlerini alıp almadığı, işçinin de alınan bu tedbirlere uygun davranıp davranmadığı hususunda kusur oran ve aidiyetlerinin tespiti açısından iş kazasının gerçekleştiği tekstil işyeri alanında uzman iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak heyetten rapor almak, sonucuna göre davacı tarafça kararın temyiz edilmemiş olması nedeniyle temyiz eden davalılar lehine oluşan usuli kazanılmış hakları gözeterek (özellikle maddi tazminatın hesabında dikkate alınan hesap raporunda işlemiş/bilinen devre sonu tarihinden sonra yürürlüğe giren asgari ücret değişikliklerini rapora yansıtmadan belirlenecek) davacının maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında bir karar vermekten ibarettir. 29.Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 30.O hâlde, davalılar Payteks Deri Tekstil İnş Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebebine göre bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin hükmü kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş Turz. Tan. San ve Tic Ltd Şti ve ... vekilinin sair temyiz itiraları bu aşamada incelenmeksizin, temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 4. Karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. gereğince davalılardan Payteks Deri Tekstil İnş. Turz. Tan. San. ve Tic. Ltd. Şti. ve ... lehine takdir edilen 8.400 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan tahsiline, 5. Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/4229 E., 2023/5445 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 361, 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 281 ve 282 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 417, 49, 50, 51, 52, 54, 55, 56 ncı maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, 26.06.1966 günlü ve
10. Hukuk Dairesi         2023/4229 E.  ,  2023/5445 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2325 E., 2023/56 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2016/653 E., 2022/33 K. Taraflar arasındaki iş kazasına dayalı manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalılar vekilleri tarafından tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin temyiz başvurusunun kesinlikten reddine dair ek karar verilmiş, davacı vekilinin iş bu ek karara karşı süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşılmakla ; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ...'ın davalılardan ... ve Metafor İnşaat Taah. Mad. Tem. Nak. Oto Tek. San ve Tic. Ltd. Şti'ye ait işyerinde çalışmakta iken 30.04.2014 tarihinde iş kazası geçirdiğini, müvekkilinin trafik işaret levhası çakma işi sırasında, kamyon üzerinde bulunan kazık çakma düzeneğini kullandığı sırada bu düzeneğin enerji nakil hattına yaklaşarak değmesi sonucunda elektrik akımına kapılarak kazanın meydana geldiğini, müvekkilinin bu kaza nedeniyle sakat kalarak yardıma muhtaç duruma düştüğünü ve % 100 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığını ve bakıma muhtaç hale geldiğini, asıl işveren, alt işveren arasındaki ilişkinin muvazaalı olup, müvekkilinin işe giriş tarihinden itibaren asıl işveren işçisi olarak kabul edilmesi gerektiğini, Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl işveren olarak işi vermiş olduğu Metafor İnşaat Şirketinin faaliyetlerine ilişkin olarak yapması gereken denetim ve gözetim görevini yerine getirmediğinden dolayı alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu, Enerjisa Elektrik Dağıtım Şirketinin de kazanın meydana geldiği enerji nakil hattıyla ilgili önlemleri almadığından kusur ve sorumluluğunun bulunduğunu her üç davalının müştereken ve müteselsilen sorumlu olduklarını, müvekkilinin şu anda makinaya bağlı olarak ailesi tarafından bakımının üstlenildiğini belirterek, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile maddi tazminata ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden yürütülecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Yapım İşleri Genel Şartnamesinin 9. ve 36. Maddesi gereğince inşaatın yapımı sırasında meydana gelen kazalardan yüklenici firmanın sorumlu olduğundan müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, enerji nakil hatlarının mesafelerinin uygun tutulmasını sağlayacak olan işletmenin bu hatlarının sahibi olan kurum olduğunu, bu husus ile ilgili 15. Bölge Müdürlüğünün BEDAŞ ... İşletme Müdürlüğüne başvurarak, işin yapıldığı güzergahtaki enerji nakil hattının deplase edilmesi için talepte bulunulduğunu, talebe rağmen hiç bir önlem alınmadığını, kazazede ...'ın da yaptığı işe dikkat etmeden kazanın gerçekleşmesine sebep olması nedeniyle kusurlu olduğunu, sürekli iş göremezlik oranını kabul etmediklerini, olayda kusurlarının bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 2.Davalı ... İnş.Taah. Tem.Nak. Oto. Teks. San ve Tic. Ltd. Şti vekili cevap dilekçesinde özetle, müvekkili şirketin görevi ve işin ifası sırasında yer ve yükümlendiği iş kapsamında iş kazasının gerçekleştiği alanın sorumluluğunda olmadığını, müvekkilinin asıl görevinin yapım, onarım ve karla mücadele olduğunu, şirket yetkilileri tarafından da kazalıya yazılı ve sözlü bir emir verilmediği halde, olay günü ... yetkilisi tarafından verilen emir çerçevesinde iş kazasının trafiğe açık bir yolun genişlemesi ile birlikte yol içerisinde kalan yüksek gerilim hattından kaynaklı gerçekleştiğinden müvekkiline yüklenebilecek bir kusur olmadığından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 3.Davalı ... Enerjisa A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili kuruma husumet yöneltilemeyeceğini, davacının müvekkili davalı şirketin işçisi olmadığını, diğer davalılar işçisi olduğunu, müvekkilinin davalı şirketler ile davacı arasında ya da dolaylı olarak hiç bir iş hizmet ilişkisi olmadığını, kaza ile ilgili olarak soruşturmanın devam ettiğini, ayrıca davacının kullandığı trafik uyarı levhası takma apartının değdiği ve enerji patlamasının olduğu yüksek gerilim enerji iletim hattının da müvekkili davalı şirkete ait olmayıp TEİAŞ'a ait olduğunu, davanın husumet ve kusur yokluğundan reddi gerektiğini talep etmiştir. III. KALDIRMA KARARI VE İLK DERECE MAHKEMESİ KARARLARI 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararda özetle; Davalı ... ile davalılar Metafor İnşaat ortaklığı arasında ...-... yolu dağköy yol ayırımında kamyon arkasına monte edilen levha yapımı konusunda yapım işi sözleşmesi imzalanarak söz konusu işin anahtar teslimi olarak ihale edildiği, davacının davalı ... inşaat şirketinde işçi olarak trafik levhası çakmak için kullanılan apartı kullandığı, apart üzerinden geçen enerji hattına apartın üst kısmının çok yaklaşması nedeniyle elektrik akımına kapılarak 30.04.2014 tarihinde iş kazası geçirdiği ve % 100 oranında malul kaldığı, aldırılan ve itibar edilen kusur raporunda tespit edildiği üzere iş kazasının oluşumunda davalı ... Müdürlüğünün kazanın oluşumunda % 50 oranında kusurlu olduğu, davalı ... İnşaat Limited Şirketinin kazanın oluşumunda % 20 oranında kusurlu olduğu, davacı kazalı işçi ...'ın kazanın oluşumunda %5 oranında kusurlu olduğu, Başkent Bedaş'ın sahibi ve sorumlusu olduğu YG hattının Karayoluna olan düşey ve yatay mesafesinin elektrik kuvvetli akım tesisleri yönetmeliğine aykırı olmasına va Karayolları Genel Müdürlüğünün hattın deplase edilmesi talebine rağmen bu talebi yerine getirmemesi nedeniyle kazanın oluşumunda % 25 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Hükmedilecek manevi tazminat miktarı zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Davacının iş kazası geçirdiği tarihte yaşı (27 yaşında), bakıma muhtaç durumda olması, %100 maluliyet ile geçireceği bakiye ömrü, kaza olayı nedeni ile duyulan elem ve üzüntü, davalı işverenin ekonomik durumu, hastalığın oluşumundaki davalı işverenin kusur oranları, iş kazası tarihi, iş kazasının gerçekleşme biçimi, kazanın meydana gelmesindeki davalıların müterafik kusurları, davacının sosyal ve ekonomik durumu, ülkenin ekonomik koşulları, davalı işverenlerin mali durumu, paranın satın alma gücü, 22.06.1966 gün 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında belirtilen ilkeler ve hak nesafet kuralları gözönünde tutularak, Mahkememizce takdir edilen ve hükümde gösterilen manevi tazminat miktarının davacı tarafta bir tatmin duygusu yaratabileceği ve karşı tarafın mahvına yol açmayacağı sonuç ve inancına varılarak 300.000,00 TL manevi tazminatın iş kazası tarihi olan 30.04.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Maddi tazminat talebi tam olarak kabul edilmekle beraber, müvekkiline atfedilen kusura ve yerel mahkeme kararının gerekçesine ilişkin istinaf kanun yoluna başvurduklarını, dava konusu iş kazasında işverenlerin gerekli tedbir ve güvenliği sağlamadığı, müvekkilinin uzun süre iş kazasına sebep olan işte çalışmadığı yani tecrübeli olmadığının açık olduğunu, müvekkili işyerine işçi olarak başladığını, müvekkiline işyerinde levha çakma işi değil diğer işlerin yaptırıldığını, müvekkiline, iş kazasının meydana geldiği makinanın kullanılması konusunda yetkinliğine ilişkin belgesinin de olmadığını, ayrıca kazanın meydana geldiği gün müvekkili ve diğer çalışanlar ... yetkililerinin talimatı üzerine çalışmaya gittiklerini, Karayolları Genel Müdürlüğünün kendi işi olan bu işte asıl işveren kabul edilmesi gerektiğini beyanla istinaf yoluna başvurmuştur. 2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı müvekkili kurumun çalışanı olmadığını, dosya içeriğinden de anlaşılacağı gibi müvekkili kurumun belirli bir işi yapımı için ihale makamı olarak sözleşme ile işi ihale ettiği diğer davalı ... Ltd. Şti.'nin çalışanı olduğunu, gerekçeli kararda her ne kadar işin "anahtar teslim" yükleniciye bırakıldığına yer verilse de bu nitelikteki yapım işlerinin yüklenici şirket ile müvekkili kurum arasında alt-üst işverenliği bağı oluşturmayacağı hususuna riayet edilmeksizin müvekkili kurum yönünden de üst işveren gibi sorumluluk ortaya çıkarıldığını, müvekkili kurum çalışanları ve yöneticilerinin davacının bağlı olduğu şirket çalışanlarına emir vermediğini, sadece çalışma yapılacak alanı gösterdiğini, Metafor Ltd. Şti. bünyesindeki çalışanlarının çalışma alanı ve şartlarını kontrol etme yükümlülüğünün kendisinde olduğunu, müvekkili kurum işin gerçekleşmesinde ihale makamı olduğunu, iş yürütülürken her anı kontrol ve denetim vazifesinin olmadığını, dosya içeriğinden ve karara esas bilirkişi raporunun son sayfasında da anlaşılacağı üzere kazadan çok önce Başkent EDAŞ'ın sorumlusu ve sahibi olduğu yüksek gerilim hattının, karayoluna olan düşey ve yatay mesafesinin Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'ne aykırı olması sebebiyle müvekkili kurumun Başkent EDAŞ'tan hattın deplase edilmesini talep ettiğini, bu talebe rağmen hattın açık olması ve kazanın gerçekleşmesinde Başkent EDAŞ'ın %25 sorumlu gösterilirken, tüm bildirim ve uyarıları yapan müvekkili kuruma %50 oranında kusur oranı verilmesinin hakkaniyete ve mantığa aykırı olduğunu, müvekkili kurumun ihale makamı olduğu için husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin gerektiğini, eğer husumet yokluğu nazara alınmayacak ise kusur oranı yönünden kararın bozulmasının gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. 3.Davalı ... İnş. Taah. Mad. Tem. Nak. Oto. Teks. San. Tic. Ltd. Şti. vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükme esas alınan kusur raporunda iş kazasının oluşumuna etken kusur oranlarının saptanmasına yönelik incelemede; ihlal edilen mevzuat hükümleri, zararlı sonuçların önlenmesi için koşulların taraflara yüklediği özen ve dikkat yükümüyle aykırı davranışın doğurduğu sonuçlar, ayrıntılı olarak irdelenmediğini, hiçbir ifade somut olaya uygun tahlil edilmediğini, diğer davalıların kusurlarına yönelik irdeleme yapılmadığını, kusur aidiyet ve oranları gerekçeleriyle ortaya konulmadığını, bu açıdan müvekkili şirketin hiç kusuru olmamasına, diğer davalılar ve işçinin açık kusuruna rağmen, müvekkili şirketin % 20 kusurlu gösterilmesinin yerinde olmadığını, kusur oranı değerlendirmesinde müvekkili şirkete kusur atfedildiğini, aksine dosya kapsamında itiraz ve beyanlarında değinildiği kazanın meydana geldiği yerde ki yol yapım işlerini üstlenen “ Koçyiğit İnş. Ltd.Şti –Gürsan Makine san. Tic.A.Ş. ortak girişimi hakkında bir değerlendirme yapılmadığını, iş kazasının oluşumunda etken olan yol yapımı sırasında gerekli işlemlerin yapılmamış olması olduğunu, eğer yol ilgili firma tarafından uygun şekilde yapılmış veya gerekli merciler yolun yükselmesi sebebiyle elektrik hatlarının güvenliği tehlikeye düşürdüğü noktasında bir ihbar veya beyanda bulunmuş olsalardı bu elim kaza da meydana gelmeyeceğini, hüküm gerekçesinde bu yöndeki itirazlarının değerlendirmeye dahi alınmadığını, emir ve talimat verme, işin yapıldığı sırada denetim yükümlülüğü olan Karayollarına kusur oranının % 50 olarak verilmiş olmasının da uygun olmadığını, müvekkili şirketin görevini ve ifasının ne olduğu, yer ve işin içeriği açısından sınırlarının dikkate alınmasının gerektiğini, müvekkili şirket ile Karayolları arasındaki sözleşme içeriği müvekkili sorumluğu sadece Karayolları 155.( Devrek) Şb Şefliği Bakım Ağında bulunan trafiğe açık yollarda Yolarda ve bakım, yapım, onarım kar ve buzla mücadele olduğunu, somut olay müvekkili ( coğrafi olarak ) sorumluluk alanı dışında olduğunu, yol trafiğe açık bir yol olmadığını ve sözkonusu yolun sorumluluğu; yolu yapan firma ile karayolları ve enerji işlemlerini tesis eden kuruma ait olduğunu, somut olay, trafiğe açılmış yollarda gerçekleşmediğini, müvekkili sorumluluğu sadece “trafiğe açık ve teslimi müvekkili şirkete yapılmış “ yerler olduğunu, kazanın meydana geldiği yol müvekkilinin sorumluluğunda olan veya kendisine teslimi yapılmış bir yol olmadığını, dolayısı ile bilirkişinin "çalışma yapılacak alanların tespit edilmesi, önlemlerin alınması, elektrik hatlarının gerektiğinde kaldırılması bu konuda ilgili kurumlara bilgi verilmesi v.b" sorumlulukların müvekkiline atfedilmesinin mümkün olmadığını, karayolları görevlileri tarafından emrivaki yapılarak görev alanında bulunmayan bir yere müvekkili şirketin emir ve talimatı olmaksızın kazalı kişinin görevlendirmesinde müvekkili şirkete kusur verilemeyeceğini, bu halde işveren müvekkili şirket yetkili kişilerinin “ işlemin yapılmaması yönündeki kesin talimatı dinlemeyerek “ kazanın olduğu yere giden kazalı ...’a da verilen % 5 kusuru oranı az takdir edildiğini, bir an olsun kusurlu oldukları düşünülse dahi takdir edilen manevi tazminat günün ekonomik koşulları, kusur oranları dikkate alındığında fazlaca takdir edildiğini, bu yönüyle de kararın kaldırılmasını belirterek istinaf yoluna başvurmuştur. 4.Davalı ...Ş. vekili, öncelikle davanın Türk Borçlar Yasasında öngörülen zamanaşımı sürelerinin geçmesinden sonra açıldığından zamanaşımı def'inin kabulü ile davanın zamanaşımından reddine karar verilmesi gerektiğini, kazanın meydana geldiği yüksek gerilim hattının müvekkili Başkent EDAŞ' a ait olmadığını, öncelikle her ne kadar yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı müvekkili Başkent EDAŞ'ın yüksek gerilim hattının sahibi ve sorumlusu olduğu gerekçesiyle müvekkiline % 25 kusur izafe edilmiş ise de kaza sırasında davacının kullandığı trafik uyarı levhası çakma aparatının değdiği veya enerji atlamasının olduğu yüksek gerilim enerji iletim hattı müvekkil davalı şirkete ait olmayıp TEİAŞ'a ait olduğunu, zira ilgili mevzuat gereği yüksek gerilim hatlarının kurulması, bakım ve onarım işleri TEİAŞ'ın sorumluluğunda olduğunu, davalı ... tarafından 2012 tarihli yol yapım sözleşmesinden sonra müvekkili Başkent Edaş'a yazılmış hiç bir yazı ve bildirimin olmadığını, yine 08.07.2021 tarihli bilirkişi raporunda her ne kadar Karayolları Genel Müdürlüğünün hattın deplase edilmesi talebine rağmen bu talebi yerine getirmemesi nedeniyle müvekkili şirketin kazanın oluşumunda %25 (yirmibeş) oranında kusurunun ve sorumluluğunun olduğu ileri sürülmüş ise de, söz konusu yazının o dönemde ...-... (2B) yolu inşaatını yürüten Koçyiğit İnşaat ve Tic. Ltd. Şti.'nin 27.06.2008 tarihli talep dilekçesi uyarınca 02.07.2008 tarihinde yazıldığını, ancak bahis konusu ihale dönemi içerisinde herhangi bir kaza meydana gelmediğini, daha sonra 2012 yılında yol yapım çalışmalarına ilişkin yeni bir sözleşme yapıldığını ve bu sözleşmeden sonra da herhangi bir talepte bulunulmadığını, nitekim, kaza nedeniyle açılan ve halen sonuçlanmamış olup derdest olan ... 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2016/370 E. Nolu ceza davası dosyasında aldırılan 07.09.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunda da müvekkiline kusur atfedilemeyeceğinin belirtildiğini, kaza tarihinde yada öncesinde enerji akımının kesilmesi talep edilmediğini, mahkemece ceza davası dosyası bekletici mesele yapılarak sonucu beklenmesine rağmen daha sonra bu ara kararından dönülerek ceza davası sonuçlanmadan iş kazası nedeniyle manevi tazminat talebi yönünden hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu beyan ederek istinaf yoluna başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç 1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; Mahkemece, dosya kapsamında mevcut 02.09.2019 ve 08.07.2021 tarihli heyet kusur raporları esas alınmak suretiyle tarafların kusur durumunun tespit edildiği, bilirkişi heyet raporlarının ehil ve konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetleri tarafından tanzim edildiği, işbu bilirkişi heyetleri tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporun kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, taraflara izafe edilen kusur oranlarının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranlarının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği anlaşılmakla tarafların kusura ilişkin istinaf taleplerinin yerinde görülmediği, Ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında ilk derece mahkemesinin takdir edilen manevi tazminat miktarına ilişkin kararının isabetli olduğu, dava tarihi dikkate alındığında talep edilen alacakların zaman aşımına uğramadığı, olayın meydana geldiği elektrik hattının davalı ...Ş.'ye ait olduğu, davacının karla mücadele, yol bakım, yapım, onarım işi kapsamında çalıştığı anlaşılmakla davalıların bu yöndeki istinafları da yerinde görülmeyerek tarafların istinaf başvurularının HMK 353/1-b.1 inci maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir. 2. Bölge Adliye Mahkemesi 20.02.2023 tarihli ek kararıyla, ilk derece mahkemesince davacının davasının kabulüne karar verildiği, haliyle reddedilen kısmın bulunmadığı anlaşıldığından davanın niteliği itibariyle temyiz istem talebinin 6100 sayılı HMK'nun 362 nci maddesi uyarınca miktar itibarıyla kesin olması nedeniyle reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin temyiz başvurusunun kesinlikten reddine dair ek karar verilmiş, davacı vekilinin iş bu ek karara karşı süresi içerisinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili ek ve asıl kararı temyiz dilekçelerinde özetle; Hükmü gerekçesi yönüyle temyiz ettiklerini, Bu davadaki kabullerin derdest olan maddi tazminat davasını etkileyeceğini, İlk Derece Mahkemesi gerekçesinde ... tarafından işin anahtar teslim olarak verildiği kabul edilmiş ise de ; Karayolları Genel Müdürlüğünün asıl işveren olarak kabul edilmesi gerektiğini, ve müvekkiline atfedilen % 5 oranındaki kusurun hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında işin anahtar teslim olarak Metafor şirketine verildiği kabul edilmesine karşın asıl işveren olarak sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu müvekkilinin İhale makamı olduğunu, husumet yokluğu nedeiyle hakkında ret kararı verilmesi gerektiğini, müvekkilinin davacıya çalışma sırasında emir vermediğini çalışılacak alanı gösterdiğini, Metafor şirketinin çalışma alan ve şartlarını kendisinin belirlendiğini, hattın deplasesi için müvekkilinin başvurusu olduğu halde Başkent EDAŞ'ın hattı deplase etmediğini bu nedenle Başkent EDAŞ'a%25 kusur verilmişken müvekkiline %50 kusur verilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 3. Davalı ... İnşaat Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde özetle: davaya konu iş kazasının gerçekleştiği yolun yapım işinin dava harici Koçyiğit İnş. Ltd.Şti –Gürsan Makine san. Tic.A.Ş. ortak girişimi tarafından üstlenilmesine karşın bu şirketin kusuru hakkında bir değerlendirme yapılmamasının hatalı olduğunu zira yol yapımı sırasında anılan şirketçe gerekli merciler yolun yükselmesi sebebiyle elektrik hatlarının güvenliği tehlikeye düşürdüğü noktasında bir ihbar veya beyanda bulunmuş olsalardı bu elim kazanın da meydana gelmeyeceğini, davacının çalışma yerine ... yetkilisi Abdulkadir Köken tarafından gönderildiğini, bu durumun davacı beyanı ile ... 1.Asliye Ceza Mahkemesi 2016/370 E. sayılı dosyadaki beyanlarla sabit olduğunu, müvekkilinin sözleşme kapsamında sorumluluğu trafiğe açık yollar olduğu halde henüz trafiğe açık olmayan teslimi yapılmamış yolda davacının çalışmaya zorlandığından müvekkiline kusur verilemeyeceğini, yol yapımı aşamasında elektirik direk yüksekliğinin 7 metreden, 3,5 metreye düşmesi hususunda müvekkiline atfedilebilecek kusur olmadığını, manevi tazminat miktarının fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. 4. Davalı ... EDAŞ vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, davanın husumetten reddi gerektiğini, kazanın gerçekleştiği elektirik hattının müvekkiline değil TEİAŞ’a ait olduğunu, müvekkilinin 36 KV altındaki hatlarının arıza bakım ve onrasımı ile ilgilendiğini, kazanın gerçekleşitiği hattın ise TEİAŞ’a ait 154 KV’lık Yüksek Gerilim hattı olduğunu, diğer davalı ... tarafından yaplan 2012 tarihli yol yapım sözleşmesinden sonra müvekkili şirkete hattın deplase edilmesine ilişkin bir başvurusunun olmadığını, 02.07.2008 tarihinde çalışma başlamadan önce hattın deplasesi için yazı yazıldığını, ceza dava dosyasında bilirkişi heyetinden alınan 07.09.2018 tarihli raporda, deplase yapıldıktan sonra Karayolu çalışması yapılması gerektiğinden müvekkiline kusur verilmediğini, kaza öncesinde enerji akımının kesilmesinin talep edilmediğini, trafiğe açık olmayan yolda çalışması konusunda işçiye talimat verilmediğini, ... tarafından emrivaki suretiyle davacının trafiğe açık olmayan ve iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri alınmayan yolda çalıştırıldığının sabit olduğunu, Ceza Dosyasında, SGK müfettişi raporuyla rücu davasında müvekkiline ksuur izafe edilmediğini, manevi tazminat miktarlarının fazla olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 361, 370 ve 371 inci maddeleri ile aynı Kanun'un 281 ve 282 nci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 417, 49, 50, 51, 52, 54, 55, 56 ncı maddeleri, 4857 sayılı İş Kanunun 77 nci maddesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleri, 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. 3. Değerlendirme a) Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 20.02.2023 tarihli ek kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.6100 sayılı HMK'nun 361/2 nci maddesi kapsamında davada haklı çıkmış olan taraf da hukuki yararı bulunmak şartıyla temyiz yoluna başvurabilir. 2. Somut olayda İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin talebinin tam kabulüne karar verilmekle beraber, davacılar vekilinin kusur oran ve aidiyeti ile davalıların sorumluluğunun dayanağı olan hukuki sebebin niteliği konusunda temyiz itirazlarının bulunduğu ve bu itirazları ileri sürmesinde hukuki yararı bulunduğu anlaşılmakla, Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı bulunmasına karşın, temyiz başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince reddolan istemi olmadığına işaretle kesinlikten reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. b) Davacı ve davalılar vekillerinin Bölge Adliye Mahkemesince verilen 10.01.2023 tarihli asıl karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; 1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir. 2.İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür. 3.Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır. 4.İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır. 5.Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir. 6.818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. 7.İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir. 8.Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir. 9.Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür. 10.Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler." 11.Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer. 12.Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir. 13.Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 14.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre; (1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz. Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5 inci maddesine göre; (1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek. 15.Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. (1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar. 16.Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar) 17.6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir. Kanun'un 19 uncu maddesine göre; (1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür. (2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır. a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek. b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak. c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek, ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak. 18. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle 4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 63 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, 69 uncu maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77, 78, 79, 80, 81, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 95, 105 ve geçici 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan " İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98. maddesinin birinci fıkrasında yer alan " 85 inci madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır. 19.Yine 6331 sayılı Kanun'un "Atıflar" kenar başlığını taşıyan geçici 1. maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir. 20.Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 21.4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 22.6331 sayılı Kanun'un 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 23.Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. 24.Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) 25.4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. Aynı maddenin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 26.5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur. 27.4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. 28.Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) 29.İş kazası ve dava tarihinde yürürlükte olan ve uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 470. maddesinde eser sözleşmesi; “Yüklenicinin bir eser meydana getirmesi, iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak nitelendirilmiş, sözleşmenin tarafları yüklenici ve iş sahibi olarak isimlendirilmiştir. 30.Eser sözleşmesinde tarafların edimleri birbirinin karşılığını oluşturmakta olduğundan tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmedir. Bu sözleşmenin unsuru olan meydana getirilecek eser, aynı zamanda sözleşmenin konusunu oluşturur. Ayırt edici diğer bir temel unsuru ise bedeldir. Meydana getirilecek bir sonuç bulunmasına rağmen bedel ödenmeyeceği kararlaştırılmış ise eser sözleşmesinin varlığından söz edilemez. Bedel, eser sözleşmesinin unsuru ise de tarafların anlaşırken bedeli kararlaştırmamış olmaları sözleşmenin kurulmasına etki etmez. Taraflar kararlaştırmamış olsa da bedel ödeneceğini taraflar biliyor veya bilmesi gerekiyor ise eser sözleşmesinin bulunduğu yine kabul edilecektir. 31.Eser sözleşmesinin konusu, meydana getirilmesi istenen sonuçtur. İstenen sonuç, bir şeyin yapılmasına ilişkin olabileceği gibi, ortadan kaldırılmasına, iyileştirilmesine veya montajına ilişkin de olabilecektir. Diğer bir ifadeyle baştan yeni bir eser meydana getirilmesine ilişkin olabileceği gibi mevcut bir eserde yapılacak değişiklik veya ilavelerle farklı bir hale getirilmesine de ilişkin olabilir. 32. Eser sözleşmesinde yüklenici, iş sahibinin istemi üzerine kural olarak bir şey meydana getirmeyi ve bedel karşılığında teslim etmeyi üstlenmektedir. Sözleşmede beceriye dayalı sonuç unsuru yerine emek verilmesi üstün ise eser sözleşmesi değil, hizmet sözleşmesi söz konusu olacaktır. (YHGK’nun 14.11.2019 ve 2016/21-627 E- 2019/1192 K sayılı ilamı da bu yöndedir) 33.Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; davalı ... Müdürlüğünün ... - Karadeniz Ereğlisi yoluna eski yol yanına iksa duvarı ve dolgu yaparak yeni yol yapılması işini dava harici Koçyiğit İnş ve Tic Ltd Şit ve Gürsan Mak. San Tic AŞ ortak girişimine verdiği, Gücek köyü yol ayrımı mevkiinde yol kenarında daha önce 11-12 metre yüksekliği bulunan enerji nakil hattının, yol yapım çalışması nedeniyle 3,20 metreye düşmesine neden olunduğu, davacının yapılan yeni yol kenarına, bakım onarım yüklenicisi olan Metafor İnşaat Şirketi işçisi olarak levha çakma işinde çalıştığı, araçta bulunan Karayolları Bölge Müdürlüğünde görevli teknikerin levhaların çakılacağı yerleri gösterdiği, davacının da bu yere levha çakma makinesinin 3,10 metrelik kollarını açarken yol üzerinden düşey mesafede 3,20 metreden, yatay mesafede ise 3,10 mesafede bulunması nedeniyle yüksek gerilim akımına kapılarak meydana gelen ark neticesinde davacının elektirik akımına kapılması neticesinde iş kazası geçirdiği ve %100 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı anlaşılmaktadır. 34. İş bu dava dosyası kapsamında hükme esas alınan kusur raporuna göre Karayolları Genel Müdürlüğünün %50, Metafor İnşaat şirketinin %20, Başkent EDAŞ'ın %25 ve davaının %5 oranında kusurlu olduğu kabul edilmiş ise de; sigortalının greyder operatörü olduğunun iddia edildiği, bu kapsamda kullandığı direk çakma makinesinin uzun kollarının çalıştığı alan üzerindeki elektirik telleri ile meydana getirebileceği arkı öngörebilecek nitelikçe bir işçi olduğu gözetilerek dosya kapsamında kabul edilen %5 oranından daha fazla kusurlu olması gerektiğinin kabulü gerektiği açıktır. 35.Öte yandan her ne kadar İlk Derece Mahkemesince açıklanan gerekçede Karayolları 15. Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan ihale kapsamında işin anahtar teslim olarak davalı ... şirketine verildiği belirtilerek şahsi kusurunun bulunduğu kabul edilerek Karayolları Genel Müdürlüğüne kusur atfedilmiş ve tazminat alacağından sorumlu tutulmuş ise de; Karayolları Bölge Müdürlüğünün işveren Metafor şirketine verdiği ve kapsamında trafik işaret ve levhalarının tesisi işini de barındırdığı anlaşılan işin, Karayolları Genel Müdürlüğünün kendi asıl işi olup, uzmanlık gereği anılan şirkete verilmiş olması nedeniyle ... ile davalı ... Şirketi arasında asıl-alt işveren ilişkisinin oluştuğunu kabulü gerekirken yazılı şekilde anahtar teslim iş niteliğinde olduğu değerlendirilerek sonuca gidilmesi de hatalı olmuştur. 36. Bu açıklamalar doğrultusunda mahkemece yapılacak iş, ceza dava dosyası ile SGK tarafından açılan rücu dava dosyası içeriği dosya kapsamına getirilerek, davacının mesleki eğitiminin niteliği, greyder operatörü belgesinin olup olmadığı, davaya konu levha çakma işinde daha önce çalışıp çalışmadığı, hususları da açıklığa kavuşturularak, yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda yaptığı işin meydana getirebileceği tehlikeleri öngörmesinin kendisinden beklenebilecek durumda olup olmadığının belirlenerek, tehlikeyi öngörebilecek bilgi ve donanımda olduğunun kabulü halinde %5 oranından daha fazla oranda kusurlu olduğunu kabul etmek, Karayolları Genel Müdürlüğünün davaya konu trafik işaretlendirme işinin kendi işi olduğu gözetilerek asıl işveren sıfatıyla sorumlu olduğu gözeterek kusur oran ve aidiyetlerinin tespiti açısından iş kazasının gerçekleştiği alanda uzman A belgeli iş güvenliği uzmanlarından oluşturulacak heyetten, kusur raporu alınarak sonucuna göre davacının esası hakkında bir karar vermekten ibarettir. 37.Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. 38.O hâlde, davacı ve davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebebine göre bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin hükmü kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesince verilen karar bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 20.02.2023 tarihli ek kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile EK KARARIN BOZULMASINA, 2. Davacı vekili ile davalılar vekillerinin sair temyiz itiraları bu aşamada incelenmeksizin, temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine, 4. Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
21. Hukuk Dairesi, 2018/5926 E., 2019/4240 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2.
21. Hukuk Dairesi         2018/5926 E.  ,  2019/4240 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi İLK DERECE MAHKEMESİ : ... İş Mahkemesi TÜRK MİLLETİ ADINA Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi üzerine, davalılardan TKİ Genel Müdürlüğü vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, davalılardan TKİ Genel Müdürlüğü vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının, davalılardan TKİ Genel Müdürlüğü vekilince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi. KARAR 1-Davacı Çocukların Maddi Davacı Kardeşlerin Manevi Tazminat İstemlerine Yönelik Hükümler Yönünden, Miktar veya değeri temyiz kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1-(a) maddesi uyarınca temyiz edilemez. Kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Dava dilekçesi ve ıslah ile davacı eş için 183.858,94 TL maddi, 160.000,00 TL manevi, çocuk ... için 40.375,43 TL maddi, 110.000,00 TL manevi, çocuk Dilara için 27.622,30 TL maddi 110.000,00 TL manevi, kardeşler için 50.000,00'er TL manevi tazminat talebinde bulunulduğu, ilk derece mahkemesince maddi tazminat istemlerinin kabulüne, yine davacı çocukların manevi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı eş lehine 150.000,00 TL, kardeşler lehine 40.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, davalı ... Genel Müdürlüğü'nün istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nce verilen 19/07/2018 tarihli kararla başvurunun esastan reddine karar veridliği ve bu karara karşı davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından temyiz kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlar için kesinlik sınırı, karar tarihi 02.12.2016-31.12.2016 tarihleri arasında 40.000,00 TL, 01.01.2017-31.12.2017 tarihleri arasında 41.530,00-TL, 01.01.2018 tarihinden sonra verilen kararlar için 47.530,00 TL'dir. Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Dosya kapsamından davacı çocuğun maddi, davacı kardeşin ise manevi tazminat istemlerine ilişkin hükümlerin davalı ... Genel Müdürlüğü yönünden, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'nin karar tarihi itibariyle ayrı ayrı 47.530,00 TL’lik temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. O halde, davacı çocukların maddi, davacı kardeşlerin manevi tazminat istemlerine dair hükümlerin davalı ... Genel Müdürlüğü yönünden temyizi mümkün olmayıp, adı geçen davalının açıklanan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının 6100 sayılı H.M.K.'nun 362/1-a ve (2) maddeleri uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir. 2-Diğer Hükümler Yönünden, A)Davacı İstemi; Davacılar vekili dava dilekçesi ile; müvekkillerinin murisi ...'ın, ... Kömür İşletmeleri A.Ş'nin işlettiği Ege Linyit İşletmesi Müessesesi Müdürlüğü ... Yeraltı Kömür Ocağında çalışmakta iken 13/05/2014 tarihinde meydana gelen ve ülkemizi derin üzüntüye boğan kazada hayatını kaybettiğini, kaza ile ilgili olarak ... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014/1567 Soruşturma dosyası ile tahkikat başlatıldığını, tahkikatın ilk aşamasında toplanan delil ve incelemelere göre kazanın meydana gelmesinde davalıların yüzde yüz kusurlu olduğunun anlaşıldığını, müteveffa ...'ın davalı işyerinde usta işçi sıfatıyla çalışmakta iken 13/05/2014 tarihinde meydana gelen elim kazada vefat ettiğini, tecrübeli bir işçi olduğunu, aylık ücretinin prim ve ikramiyeler ile birlikte ortalama 1.800,00 TL civarında olduğunu, maddi tazminat açısından belirsiz alacak davası açtıklarını, tarafların sosyal durumları, kazanın meydana gelmesindeki kusur durumu ve hükmedilecek manevi tazminatın caydırıcı özelliği, ülkemizin iş kazaları açısından dünyadaki ilk sırada yer alışına ilişkin utancın ortadan kalkması için hükmedilecek manevi tazminatın yüksek tutulması gerektiği kanaatini taşıdıklarını beyan ederek, şimdilik her bir müvekkili için 1.000,00' er TL olmak üzere toplam 6.000,00 TL talep ettikleri maddi tazminatın ve müteveffa ...'ın eşi Neriman için 160.000,00 TL, kızı Dilara için 110.000,00 TL, oğlu ... için 110.000,00 TL, kardeşi Yıldız Akçan için 50.000,00 TL, kardeşi ... için 50.000,00 TL, kardeşi ... için 50.000,00 TL olarak talep ettikleri manevi tazminatın 13/05/2014 kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacılar vekili 28/10/2017 tarihli dilekçesi ile de; belirsiz alacak davası olarak açtıkları iş bu davada, davacı ... için talep ettikleri maddi tazminatını 183.858,94 TL'ye, davacı çocuk ... için talep ettikleri maddi tazminatını 40.375,43 TL'ye, davacı çocuk ... için talep ettikleri maddi tazminatı ise 27.622,30 TL'ye yükselttiklerini beyan etmiştir. B)Davalıların Cevapları; Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesi ile; İş Kanunu'na göre işin tamamının, bir bütün halinde anahtar teslimi niteliğinde yükleniciye verildiğini, bu yolla işten tamamen el çekildiğini, sigortalı işçi çalıştırılmadığı için de işveren sıfatına haiz olunmadığından bu işi devralan yüklenici firmanın alt işveren ve işi devreden TKİ.'nin ise asıl işveren olarak nitelendirilemeyeceğini, sözleşmenin 16. maddesinde alt yüklenici çalıştırılmayacağı ve işin tamamının yüklenici firma tarafından yapılacağı belirtilmesinin, ... Kömürleri AŞ.'nin asıl işveren ve işyeri sahibi olduğunu gösterdiğini, bu nedenlerle müvekkili kurum ile davacının çalıştığı müteahhit arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olmadığını; bu nedenle davanın husumet sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili kurumun linyit üretimi ile ilgili madenleri işletmek veya işlettirmek ve aramak amacı ile bu ve benzeri işleri rodövans veya hizmet alımı (ihale) usulü ile yaptırdığını, müvekkili kurumun bu tarz işlerdeki görevinin her iki işlettirme yönteminde söz konusu işin yürütümü, firma çalışanlarının sevk ve idaresi ve kurum işçilerinin firma işçileri ile birlikte çalışmasının söz konusu olmayıp, kurum kontrol teşkilatının tespiti, ödenecek hakedişe esas olmak üzere kömürün kalitesi ve miktarının belirlenmesi ile sınırlı olduğunu, işin yüklenicisi Park Teknik tarafından yangınları önlemeye yönelik tedbirlerin alınmaya çalışıldığını ancak yangın gibi diğer madencilik riskleri (metan, yeraltı suyu gibi) nedenlerle yıllık üretim miktarına ulaşamayacakları ihtimalinin şirketlerin mağduriyetine sebebiyet vereceğini ve ileride telafisi mümkün olmayan problemlerle karşılaşabileceklerini bu durumdan hem şirketlerin hem de kurumun olumsuz etkilenebileceğinden mevcut sözleşmeyi devretmek istediklerini, aynı ocağın uygun kısımlarında mekanize, diğer kısımlarında klasik ayak modeli yaparak ve sahada oluşabilecek riskleri göz önüne alarak ilgili işi 30.10.2009 tarihinde ... Kömürleri AŞ.'nin devraldığını, ... Kömür İşletmeleri'nin sözleşmeyi devraldığı tarihten bu yana üretim sırasında ocakta iş güvenliğini tehdit eden herhangi bir unsurdan dolayı TKİ.'ye başvuruda bulunmadıklarını, ocağın iş sağlığı ve güvenliği açısından denetiminin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettişleri tarafından yapıldığını, işin gereği olarak yalnızca teknik şartnamede belirtilen ekipmanın işe uygun olup olmadığı ve hizmet işleri şartnamesine göre üretilen kömürün teknik şartnamede belirtilen niteliklere uygunluğunun İdare Kontrol Teşkilatı tarafından kontrol edildiğini, hizmet alım sözleşmesine göre işin tanımı dışında herhangi bir kontrol yapılmamakla birlikte, 6331 S.Y. kapsamında denetleme yetkilerinin de bulunmadığını; daha önce meydana gelen ölümlü kazalarda müvekkili kurumun ne idari ne de cezai bir soruşturmaya dahil edilmediğini, kullanılan malzeme ve ekipmanın yeterliliği ve kullanılan malzemelerin uygunluğunun denetiminin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'na ait olduğunu; bu nedenle kanunlar tarafından kendisine verilmeyen bir yetkinin kullanılmasını beklemek ve bu nedenle de sorumlu tutulmanın hukuka ve hayatın olağan akışına uygun olmadığını, hizmet işleri şartnamesinin 40. maddesine göre meydana gelecek kazalardan dolayı her türlü tazminat sorumluluğunun yükleniciye ait olduğunun belirtildiğini, ayrıca İş Kanunu'nun 2. maddesine göre kamu kuruluşlarının asıl işveren olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ve bu şekilde kamu mağduriyetinin önlenmeye çalışıldığını; müvekkili kurumun ihale makamı olduğunu ve Borçlar Kanunu'nun 71. maddesine göre işletme sahibi olan ve işletmeyi fiilen işleten şirketin ayrı bir SGK işyeri numarası olduğundan müvekkili kurumun sorumluluğundan bahsedilemeyeceğini, müvekkili kurumun kazanın olmasında kusurunun olmaması nedeniyle davacının elem duymasına da sebebiyet vermediğini, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu ve sebepsiz zenginleşmeye neden olmaması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesi ile; dava konusu maden kazasının meydana geldiği maden ocağının işletmesinin müvekkili ... Kömür İşletmeleri AŞ.'ne ait olduğunu, meydana gelen maden kazasının oluş sebebinin henüz tespit edilemediğinden şu aşamada bir suçlamadan bahsedilemeyeceğini, müvekkili şirket ile TKİ arasındaki sözleşmenin muvazaaya dayanmadığını, müvekkili şirketin iş sağlığı ve güvenliği konusunda işçilerine gerekli eğitimleri verdiğini, çalışan her personele iş güvenliği için gerekli olan tüm malzemelerin temin edildiğini, düzenleyici önleyici faaliyet kontrollerinin yapıldığını, gerekli risk değerlendirme çalışmalarının yapıldığını, gerekli sayıda iş güvenliği ve sağlığı uzmanının görevlendirildiğini, tanık anlatımları ile güvenlik tedbirlerinin alındığının ispatlandığını, ayrıca kamu kurumları tarafından gerekli denetimin yapıldığını ve yapılan denetimlerde bir noksan tespit edilmediğini, savcılık tarafından yürütülen soruşturma dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, manevi tazminat talebinin felaketi özlenir hale getirecek nitelikte fahiş olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. C)İlk Derece Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi; İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, yukarıda açıklandığı şekilde maddi tazminat istemlerinin kabulüne, yine davacı çocukların manevi tazminat istemlerinin kabulüne, davacı eş lehine 150.000,00 TL, kardeşler lehine 40.000,00'er TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir. GEREKÇE " Her ne kadar anılan bilirkişi (kusur) raporunda davalılar TKİ Genel Müdürlüğü ve ... Kömür İşletmeleri A.Ş. yanında dava dışı MİGEM ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı'na da toplamda % 15 oranında kusur izafe edilmiş olsa ve MİGEM ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı dosya kapsamında taraf olmadıkları için söz konusu kişilerin %15'lik sorumluluklarının kapsam dışı tutulması gerektiği düşünülebilecek olsa da, Yargıtay 21. HD.'nin 24.06.2014 Tarih ve 2014/7716 E., 2014/14885 K. sayılı kararında haklı olarak belirtildiği üzere; "...Dava dilekçesinde olay anlatılarak trafik kazasının oluşumunda davacı murisinin katılımının bulunmadığı üçüncü kişi ile içerisinde bulunduğu araç sürücünün eylemleri ile kazanın meydana geldiği açıklanmış ve üstelik davalıya belli oranda bir kusur atfetmek suretiyle iddiasını da sınırlamamış ve sonuçta (fazlaya ait talep haklarını saklı tutmak suretiyle) zararının tümünü davalıdan istemiştir. Artık burada, davacıların davalıdan gerçekleşecek kusur oranında bir talepte bulunduğunu ileri sürmek mümkün değildir. Davacıların kendilerinin tamamen kusursuz olduğundan söz ederek zararlı sonucu meydana getiren müteselsil borçlular aleyhine açtığı bir davada zararının tümünü talep etmesi, örtülü olarak değil, aksine mülga BK.'nun 142. maddesinde öngörülen teselsül kuralına açık bir şekilde dayandığının belirgin bir kanıtıdır; bu gibi durumlarda, müteselsilen sözcüğünün dava dilekçesinde kullanılmamış olması sonuca etkili değildir. Hal böyle olunca davada teselsül kuralına dayanıldığı gözetilerek, dava dışı üçüncü kişinin kusuruna düşen zarardan da istihdam ettiği işçisinin zararın ortaya çıkmasındaki müşterek kusuru nedeniyle davalı işverenin sorumlu olduğunun kabulü gerekir". Söz konusu dosya kapsamında davacıların talebinin sadece davalıların kusuru ile sınırlı olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir. Tam tersine dava dilekçesinden davacıların davalılar dışındaki kişilerin sorumluluklarına karşıda davalıların müteselsil sorumluluğuna başvurdukları anlaşılmaktadır. Bu sebeple söz konusu kurumlar hakkında dava açılmamış olsa da, dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporundan söz konusu kurum ve kuruluşların hepsinin söz konusu kazanın meyda gelmesinde kusurlu oldukları bu sebeple 6098 S TBK.'nın 61. maddesi gereğince haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir. Bu kapsamda 6098 S. TBK.'nun 163/I. maddesi gereğince zarar gören alacaklılar borcun tamamını diledikleri borçludan, bu kapsamda bilirkişi raporunda kusuru olduğu belirtilen kişilerin herhangi birinden talep edebilir. TBK.'nun 60. maddesinde, bir kişinin sorumluluğunun birden çok nedene dayanması durumunda hakimin zarar görene en iyi giderim imkanı tanıyan sorumluluk sebebine göre karar vereceği düzenlenmesinin yer aldığı, somut olay açısından aldırılan bilirkişi heyeti raporunda davalı ...Ş. ile TKİ' nin ve diğer dava dışı kişilerin kusurlu olduklarının belirtildiği, müteveffaya her hangi bir kusur yüklenmediği, davacı tarafın dava dilekçesinde müteselsil sorumluluğa dayanıldığı, bu durumda davacı tarafın zararının tümünden davalı ...Ş. ile TKİ' nin sorumlu tutulabileceği, davacıların zararlarının en iyi, kusur sorumluluğu esasına dayanılarak giderilebileceği anlaşıldığından kusursuz sorumluluk hususlarının tartışılmasında tarafların hukuki faydası olmadığı anlaşılmıştır. Manevi tazminatın miktarının belirlenmesi konusuna gelinecek olursa, manevi tazminat miktarının nasıl belirleneceği hususu, Yargıtay HGK.'nun 24.12.2014 tarih ve 2014/21-872 E., 2014/1086 K. sayılı kararında ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Gerçekten de anılan karara göre; “...Manevi tazminat isteminin temelinde, davalıların haksız eylemi yatmaktadır. Bilindiği üzere, haksız eylemin unsurları; zarar, fiil ile zarar arasında illiyet bağı, fiilin hukuka aykırı olmasından ibarettir. Öte yandan, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 47. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 56.) maddesinde düzenlenen manevi tazminatta kusurun gerekmediği, ancak takdirde etkili olabileceği, 22.06.1966 tarih ve 1966/7 Esas 1966/7 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıkça vurgulanmıştır. Bu kararın gerekçesinde, taktir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar, her olaya göre değişebileceğinden, hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken, ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Yine BK 47 (TBK 56). maddesi hükmüne göre; hâkimin özel halleri göz önünde tutarak, manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği tutar adalete ve hakkaniyete uygun olmalıdır. Bu para tutarı, aslında ne tazminat ne de cezadır. Çünkü mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını amaç edinmediği gibi, kusurlu olana yalnız hukukun ihlalinden dolayı yapılan bir kötülük de değildir. Aksine, zarara uğrayanda bir huzur duygusu uyandırmayı, aynı zamanda ruhi ızdırabın dindirilmesini amaç edindiğinden, tazminata benzer bir fonksiyonu da vardır. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. Manevi tazminat, duyulan elem ve ızdırabın kısmen ve imkan nisbetinde iadesini amaçladığından hâkim, ...nun 4. maddesi gereğince hak ve nesafete göre takdir hakkını kullanarak, manevi tazminat miktarını tespit etmelidir. Hâkim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, maluliyet oranını, beden gücü kaybı nedeniyle duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.” Aldırılan hesap ve kusur raporu ile tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; müteveffanın davalı ... tarafından işletilen yer altı maden ocağında çalışırken 13/05/2014 tarihinde iş kazası geçirerek vefat ettiği, iş kazasının oluşumunda, müteveffanın kusurunun bulunmadığı, davalı ...Ş.'nin %70, Türkiye Kömür İşletmeleri'nin %15, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün %10, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığının %5 oranında kusurlu oldukları, davanın kusura dayanılarak müteselsil tahsil istemi ile açılmış olduğu, tek bir olaya bağlı aynı haksız eylemden değişik hukuki nedenlerle sorumlu olanlardan her birinin, 6098 sayılı Borçlar Kanunu md. 61 ve 62 mucibince zarardan müteselsilen sorumlu tutulmaları gerektiği, müteveffanın vefatı nedeniyle davacıların destekten yoksun kaldıkları, davacı ...'ın 183.858,94-TL, davacı ...'ın 40.375,43-TL, davacı ...'ın ise 27.622,30-TL karşılanmamış zararının olduğu anlaşılmakla; maddi tazminat talebinin bu davacılar yönünden kabulüne karar vermek gerekmiştir. Davacı kardeşler ..., ... ve ... yönünden ise, yaptırılan sosyal ve ekonomik durum araştırmasında; evli oldukları anlaşılmaktadır. Ayrıca Gelir bağlanması için SGK’na başvurmak üzere kendilerine 1 aylık kesin süre verildiği, davacı vekilinin 19.10.2016 havale tarihli dilekçesinde; gelir bağlanması için SGK’na başvurdukları yönünde beyanda bulunduğu, Mahkememizce Kuruma müzekkere yazılarak başvuru akıbetinin sorulduğu, Kurumun 12.05.2017 tarihli cevabi yazısında; ölüm aylığı bağlanmadığı yönünde bilgi verildiği, 16.05.2017 tarihli oturumda, davacı vekilinin, Kurum işlemine karşı dava açmayacakları yönünde beyanda bulunduğu görüldüğünden ve ayrıca kardeşler yönünden yasal olarak bakım yükümlülüğü bulunmadığından, bu davacılar yönünden, ispatlanamayan destekten yoksun kalma maddi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda, söz konusu kazanın Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en çok can kaybı ile sonuçlanan iş kazası olması, davacılar ve toplum nezdinde meydana getirdiği derin acı ve infial, iş bu kaza sırasında 301 madencinin hayatını kaybetmiş olması, kazanın meydana gelmesinde davacılar murisi ve diğer işçilerin herhangi bir kusurunun bulunmaması, davalıların kusurunun ve iş bu kusura bağlı olarak meydana gelen kazanın sonucunun ağırlığı, ağır iş güvenliği ihlalleri tazminat tutarının caydırıcılık uyandıran oranda olması gerektiği, gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda davacı eş için 150.000,00-TL, davacı çocuklar için taleple bağlı kalınarak ayrı ayrı 110.000,00-TL, davacı kardeşler için ise ayrı ayrı 40.000,00-TL manevi tazminatın davalılar TKİ. Genel Müdürlüğü ile ... Kömür İşletmeleri A.Ş.'nden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı taraflarca cevap dilekçelerinde davacı tarafın talep ettiği manevi tazminat miktarının çok yüksek olduğu, iş bu manevi tazminat miktarlarının kabul edilmesi halinde felaketi özlenir hale getireceği gibi itirazlarda bulunulmuş olsa da, söz konusu tazminat miktarlarının çok yüksek olmadığı, bir insan canının değerinin parasal olarak ölçülmesinin mümkün olmadığı gibi, ... gibi orta ölçekli bir ilçede bile orta düzeyde bir apartman dairesinin değerinin yaklaşık 200.000,00-TL olduğu dikkate alındığında hükmedilen manevi tazminat miktarının çok yüksek olmadığı anlaşılmış olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulması gerekmiştir." D)Bölge Adliye Mahkemesi Kararı ve Gerekçesi; İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nce istinaf başvurusunun HMK. 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. GEREKÇE: Dava, sigortalı ...'ın iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle, yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Taraflar arasında, davacıların murisinin ölümüne neden olan iş kazasında davalıların kusurlu olup olmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı'nın 26.02.2015 tarih 187022 sayılı inceleme raporunda "13.05.2014 tarihinde meydana gelen kazada 301 işçinin vefat ettiği, 486 kişinin sağ kurtulduğu kazada işveren ... Kömür İşletmeleri A.Ş'nin %100 oranında kusurlu olduğu, olayın iş kazası olduğu, sigortalılara yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı" belirtilmiştir. ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na ait soruşturma dosyası içerisinde yer alan bilirkişi raporunda; işverenin, işveren vekillerinin teknik nezaretçinin, iş güvenliği uzmanlarının bir kısım şirket çalışanlarının, TİK yetkililerinin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu İş Müfettişlerinin, Migem kontrol ve denetleme elemanlarının asli ve tali kusurlu oldukları, buna karşılık söz konusu kazada hayatını kaybeden işçilerin herhangi bir kusurlarının bulunmadığı tespit edilmiştir. Yerel mahkemenin hükme esas aldığı 9 kişilik bilirkişi raporunda; çoğunluk görüşüne göre, işveren ... Kömür İşletmeleri A.Ş'nin %70, ruhsat sahibi Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün %15, Maden İşleri Genel Müdürlüğünün %10, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın %5 oranında kusurlu olduğu, hayatını kaybeden işçelerin herhangi bir kusurlarının bulunmadığı belirtilmiştir. Raporda ayrık görüş bildiren bilirkişiler de müteveffaların meydana gelen iş kazasında herhangi bir kusurlarının olmadığını beyan etmişlerdir. Gerek yerel mahkemenin hükme esas aldığı 9 kişilik bilirkişi heyetince düzenlenen raporda, gerek ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nca alınan bilirkişi raporunda ve gerekse Sosyal Güvenlik Kurumu Rehberlik ve Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen raporda davalıların kusurlu oldukları tespit edilmiş, ancak kazada hayatını kaybeden işçelere kusur izafe edilmemiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesine göre; "(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz." Aynı kanunun " Risklerden Korunma İlkeleri " kenar başlıklı 5. maddesine göre, "(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." Yine 6331 sayılı Kanun " Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. "(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar." Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, " Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği koruma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar ) Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun mülga 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun mülga 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddeleri işverenin yükümlülüklerini, 19. madde de çalışanların yükümlülüklerini çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümlerini işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının da açıklanmasında fayda bulunmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz. Somut olayda, üretim aşamalarında davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından bedelsiz olarak yükleniciye bırakılan makine ve teçhizatların da kullanılması, davalı ... Genel Müdürlüğü'nün kendisine sunulan iş programını veya projeyi yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların davalı tarafından verilen süre içerisinde giderilmesi zorunluluğu, yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlenmesi, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebilmesi gibi tespitler karşısında anahtar teslimi olarak kabul edilemeyecek bir sözleşme ile kendisine olağan denetim sınırlarını aşacak şekilde yetkiler tanınmış olan davalı ... Genel Müdürlüğü'nün 4857 sayılı yasa’nın 2. maddesi gereğince asıl işveren, diğer davalı ... AŞ.'nin ise alt işveren olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Davalı ... Genel Müdürlüğü vekili hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, ayrıca kaza tarihinden itibaren faize hükmolunmasının yasaya ve içtihatlara aykırı olduğunu iddia ederek istinaf nedeni yapmıştır. Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır. Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370) Manisa ili, ... ilçesinde bulunan ... yeraltı maden ocağında 13/05/2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüz yılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil toplumun tamamında derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda ... maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiğinden, davacılar yararına yerel mahkeme tarafında takdir edilen manevi tazminatın fahiş olmadığı sonucuna varılmıştır. Hüküm altına alınan maddi tazminat miktarı da yasaya, Yargıtay içtihatlarına ve dosya kapsamına uygun olarak hesaplanmıştır. İş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında sorumluluk Borçlar Hukuku yönünden haksız fiil sorumluluğu olup zarar ve dolayısıyla da tazminat alacağı olay anında ortaya çıkar. Diğer bir ifade ile haksız fillerde temerrüt olay tarihinde gerçekleşir ve bu kapsamda da iş kazası nedeniyle hüküm altına alınması gereken tazminata iş kazasının gerçekleştiği tarihten itibaren yasal faiz uygulanması gerektiğinden, yerel mahkemenin kaza tarihi olan 13.05.2014 tarihinden itibaren hükmedilen maddi ve manevi tazminatlara yasal faiz işletmesi yerinde olmuştur. Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; özellikle ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadığı anlaşıldığından, iş kazasının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının ilerde kendi aralarında açılabilecek rücu davasında yeniden değerlendirilmesi mümkün olduğundan, davalı ... Genel Müdürlüğü'nün istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir. "" E) Temyiz Nedenleri, Davalı ... Genel Müdürlüğü temyiz dilekçesinde özetle davacılara maddi-manevi tazminat verilirken ölenle aralarında eylemli ve gerçek bir bağ bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, davacıların davalarını ispat edemediklerini, davacılar bu konuda tanık dahi dinletmediklerini, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararında tazminatların neden bu kadar yüksek verildiğine dair davacılar özelinde bir değerlendirme bulunmadığını, ceza dosyasında çalışanları hakkında beraat kararı verildiğini, kendilerinin diğer davalı ... denetleme yetkilerinin bulunmadığını, asıl işveren olmadıklarını, manevi tazminatın fazla olduğunu, kaza tarihinden faiz verilmesinin hatalı olduğunu, Afad tarafından yapılan yardımların tenzil edilmesi gerektiğini, kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, maddi tazminat hesabına yönelik itirazlarının dikkate alınmadığını, özellikle ilk peşin sermaye değeri tenzilatında üçüncü kişinin kusurunun yarısı dikkate alındığından müvekkilinin daha fazla tazminat ödemek durumunda kaldığını destek payları belirlenirken gelirin %70'inin dağıtılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacı kardeşlere manevi tazminat verilirken murisle aralarında eylemli ve fiili bağ bulunup bulunmadığının araştırılmadığını, kusurun hatalı tespit edildiğini ileri sürmüştür. F) Delillerin Değerlendirilmesi ve Gerekçe; Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden, ruhsat sahibi ... Genel Müdürlüğü olan ... yer altı sahasındaki kömür üretim işinin davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından 22/07/2006 tarih ve 24046 yevmiye sayılı noter onaylı hizmet alım sözleşmesi ile Park Tek. Elk. Mad. Tur. San.ve Tic. AŞ.'ne verildiği ancak 30/10/2009 tarihinde davalı ... Genel Müdürlüğü'nün muvafakati ile kömür üretim işinin aynı şartlar altında ... Kömür İşletmeleri A.Ş.'ne devredildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin eki konumundaki Teknik Şartname'nin 2. maddesinde işin konusunun "1. maddede cins, mevkii ve sınır koordinatları belirtilen sahadan, idare tarafından bir kısmı yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak verilecek bina, tesis, makine, teçhizat, ve yeraltı galerileri ile yüklenicinin temin edeceği ilave makine, teçhizat, tesis ve personel ile bütün masraflar yükleniciye ait olmak üzere yeraltı işletme yöntemi ile kömür üretme işi" olarak tanımlandığı, bu kapsamda sahada mevcut bulunan şalt tesisleri, jeneratör, karo sahası, vantilatör tesisi, kompresör tesisi, tertip binası, işçi banyoları, lambahane, teshin merkezi, atölye, pres, kül tesisi, kriblaj tesisi, nefeslik vb. gibi tesislerle, Teknik Şartname'nin EK-2 listesinde tanımlanan makine ve teçhizat yüklenicinin kullanımına bedelsiz olarak bırakıldığı, EK-12 olarak tanımlanan listede işin yapılacağı yeraltı maden ocağında idareye ait zincirli ve bant konveyörler bulunduğu görülmektedir. Teknik Şartname'de yüklenici tarafından yapılacak iş programının ve işletme projesinin davalı ... Genel Müdürlüğü'ne sunulacağı, programın veya projenin yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların idarece verilen süre içerisinde giderileceği, idarece onaylanan uygulama projesine yüklenicinin aynen uymak zorunda olduğu, uygulama projesinde ancak idarenin onayı ile revizyon yapılabileceği, sözleşmenin eki olan İdari Şartname'nin 7.3.2 maddesinde yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlendiği, Sözleşmenin eki olan Hizmet İşleri Genel Şartnamesi'nin 11. maddesinde ise, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebileceği, yüklenicinin buna uymak zorunda olduğu kurallar getirilmiştir. Dosya kapsamındaki, meydana gelen iş kazası dolayısı ile alınan bilirkişi kusur raporlarının tamamında ölen veya yaralanan sigortalılara kusur izafe edilmemiştir. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4. maddesine göre; "(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede; a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır. d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır. (2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz. (3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez. (4) İşveren , iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.". Aynı kanunun " Risklerden Korunma İlkeleri " kenar başlıklı 5. maddesine göre, "(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur. a)Risklerden kaçınmak. b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek. c) Risklerde kaynağında mücadele etmek. ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek. d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak. e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek. f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek. g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek. ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." Yine 6331 sayılı Kanun " Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10. maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir. "(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır. a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu, b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi, c) İşyerinin tertip ve düzeni, ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu, 2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler. (3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır. (4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar." Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4. maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, " Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5. maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği koruma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK . 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar ) Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332. maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417. maddesinin 2. fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun mülga 77/1. maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun mülga 77. ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4. ve 5. maddeleri işverenin yükümlülüklerini, 19. madde de çalışanların yükümlülüklerini çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır. 6331 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümlerini işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirmek gerekmektedir. Bu sebeple mevzuatta yer alan tenik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanununun 417/2. maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir. İşvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet bağının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar) Yargılamaya konu ihtilafın sağlıklı biçimde çözülmesi için asıl işveren-alt işveren kavramlarının da açıklanmasında fayda bulunmaktadır. 4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kurtulmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2. maddesinin 6. fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. Öte yandan asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşme ile iş kazası veya meslek hastalığına bağlı maddi ve manevi tazminat sorumluluğunun alt işverene ait olduğunun kararlaştırılması; bu sözleşmenin tarafı olmayan işçi veya mirasçıları bağlamaz. Somut olayda, üretim aşamalarında davalı ... Genel Müdürlüğü tarafından bedelsiz olarak yükleniciye bırakılan makine ve teçhizatların da kullanılması, davalı ... Genel Müdürlüğü'nün kendisine sunulan iş programını veya projeyi yeterli bulunmaması halinde tespit edilen noksanlıkların davalı tarafından verilen süre içerisinde giderilmesi zorunluluğu, yüklenicinin çalıştıracağı işletme müdürü, proje mühendisi, vardiya daimi nezaretçisi, teknik nezaretçinin en az sayısı ve meslek kıdeminin davalı idare tarafından belirlenmesi, idarenin, uygunsuz davrandığı, görevlerini yerine getirmekte yetersiz olduğu kanısında olduğu veya işyerinde çalıştırılmasında sakınca gördüğü her kademe ve nitelikteki elemanların iş başından ve işyerinden uzaklaştırılmasını isteyebilmesi gibi tespitler karşısında anahtar teslimi olarak kabul edilemeyecek bir sözleşme ile kendisine olağan denetim sınırlarını aşacak şekilde yetkiler tanınmış olan davalı ... Genel Müdürlüğü'nün 4857 sayılı yasa’nın 2. maddesi gereğince asıl işveren, diğer davalı ... AŞ.'nin ise alt işveren olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Bunun yanında, gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene veya ölenin yakınlarına manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene veya ölenin yakınlarına verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Manevi tazminat davalarında, gelişmiş ülkelerde artık eski kalıplardan çıkılarak caydırıcılık unsuruna da ağırlık verilmektedir. Gelişen hukukta bu yaklaşım, kişilerin bedenine ve ruhuna karşı yöneltilen haksız eylemlerde veya taksirli davranışlarda tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranlarda manevi tazminat takdir edilmesi gereğini ortaya koymakta; kişi haklarının her şeyin önünde geldiğini önemle vurgulamaktadır. Bu ilkeler gözetildiğinde; aslolan insan yaşamıdır ve bu yaşamın yitirilmesinin yakınlarında açtığı derin ızdırabı hiçbir değerin telafi etmesi olanaklı değildir. Burada amaçlanan sadece bir nebze olsun rahatlama duygusu vermek; öte yandan da zarar veren yanı da dikkat ve özen göstermek konusunda etkileyecek bir yaptırımla, caydırıcı olabilmektir.(HGK 23.6.2004, 13/291-370) Manisa ili ... ilçesinde bulunan ... yeraltı maden ocağında 13/05/2014 tarihinde meydana gelen yargılamaya konu iş kazasının 301 kişinin ölümüne ve 486 kişinin yaralanmasına yol açtığı, son yüz yılın en büyük iş kazalarından birisi olan bu iş kazasının yalnızca iş kazasına uğrayanlarda veya kazalıların yakınlarında değil toplumun genelinde derin bir üzüntü meydana getirdiği, bu kapsamda ... maden kazası gibi toplumu derinden etkileyen facialarda hüküm altına alınan manevi tazminat tutarları değerlendirilirken manevi tazminatın caydırıcılık unsurunun öne çıkması gerektiği kabul edilmelidir. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle ölenin olayda hiç kusurunun bulunmadığının anlaşılıp kaza olayının meydana gelmesinde kusuru bulunanlar arasındaki kusur dağılımının kendi aralarında görülmesi muhtemel rücu davasında yeniden değerlendirilmesinin mümkün bulunmasına, temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davalı ... Genel Müdürlüğü'nün yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine 12/06/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Bir teknoloji şirketinde on yıldır başarılı bir proje yöneticisi olarak çalışan (M), şirketin yeni bir yatırımcı grubu tarafından devralınmasının ardından atanan yeni birim müdürü (Ü) ile çalışmaya başlamıştır. (Ü), göreve başladıktan sonra (M)'nin yönettiği projeleri gerekçesiz bir şekilde başkalarına devretmiş, kendisini tecrübesi ve pozisyonuyla ilgisiz, veri girişi gibi basit görevlere atamıştır. Ayrıca, (M)'nin önceki yıllardaki yüksek performans değerlendirmelerine rağmen, (Ü) tarafından yapılan ilk değerlendirmede 'iletişim problemleri olduğu ve takım çalışmasına yatkın olmadığı' şeklinde olumsuz ve soyut gerekçelerle düşük not verilmiştir. (M), bu süreçte diğer çalışanlardan izole edilmiş ve toplantılara çağrılmamaya başlanmıştır. (M)'nin insan kaynakları departmanına yaptığı yazılı başvuruya rağmen, işverence herhangi bir inceleme başlatılmamıştır. Bu olayda, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde işverenin sorumluluğuna dair aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi en doğrudur?

A) İşverenin yönetim hakkı, çalışanın pozisyonunu ve görev tanımını değiştirmeyi kapsadığından, (Ü)'nün eylemleri hukuka uygundur ve işverene bir sorumluluk yüklenemez.
B) İşverenin sorumluluğunun doğması için psikolojik tacizin, işyerindeki diğer çalışanlar tarafından da açıkça gözlemlenebilir ve ispatlanabilir nitelikte olması gerekir; (M)'nin soyut iddiaları tazminat talebi için yeterli değildir.
C) İşveren, işveren vekili olan (Ü)'nün eylemlerinden doğrudan sorumlu değildir; (M), kişilik haklarına saldırı nedeniyle ancak (Ü)'ye karşı haksız fiil hükümlerine göre dava açabilir.
D) İşveren, işçinin kişiliğini koruma borcu kapsamında, (Ü) tarafından gerçekleştirilen ve sistematik bir hal alan yıldırma ve pasifize etme amaçlı eylemleri önlemekle yükümlü olup, bu borcun ihlali sözleşmeye aykırılık teşkil eder ve tazminat sorumluluğu doğurur.
E) İşçinin kişilik haklarının ihlali, hizmet sözleşmesinden bağımsız bir haksız fiil teşkil ettiğinden, işverenin sorumluluğu ancak Türk Medeni Kanunu'nun genel hükümleri çerçevesinde değerlendirilebilir, Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin özel hükümleri uygulanamaz.