Türk Borçlar Kanunu 420. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.
İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.
Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.
VI. Tatil ve izinler
1. Hafta tatili ve iş arama izni
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
30 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2022/4868 E., 2024/1279 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
karar verilmesi sonucu itibariyle isabetli olduğundan birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, işçi ve işverenin rekabet yasağı anlaşmasına bir ceza koşulu koyabileceği, ancak, bu ceza koşulunun geçerliliğinin 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesinin birinci fıkrasına bağlı olduğunu, burada getirilecek ceza koşulunun sadece işçi aleyhine bir ceza koşulu olmaması, bunun
11. Hukuk Dairesi 2022/4868 E. , 2024/1279 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2337 Esas, 2022/591 Karar
HÜKÜM : Asıl davanın reddine, birleşen davanın reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/640 E., 2019/777 K.
BİRLEŞEN DAVA : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/641 E. sayılı dosya
Taraflar arasındaki asıl cezai şart alacağı ve birleşen haksız rekabetin tespiti, men'i ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın birleşen davada davacı vekili ve asıl davada davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurunun kabulü ile asıl dava yönünden İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, mahkemece asıl davada hüküm altına alınan ve davacı vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 46.614,00 TL olup Mahkemenin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
Davacı vekilinin birleşen dava yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili asıl dosya dava dilekçesinde; davalının 08.07.2013 tarihinden istifa ettiği 31.12.2014 tarihine kadar müvekkili şirket bünyesinde yer alan Hilton Garden Inn İstanbul Hoteli'nde "genel müdür" sıfatıyla çalıştığını, davalının müvekkili şirketten istifa ederek ayrılmasından kısa bir süre sonra 05.01.2015 tarihinde The Marmara Pera Hotel'de genel müdür sıfatıyla çalışmaya başladığının tespit edildiğini, davalının rakip firmaya geçerken müvekkil şirkete ait otelin müşteri portföyünden ve ticari sırlarından faydalanarak müvekkili şirketi maddi ve manevi zarara uğrattığını, davalının imzaladığı iş sözleşmesinin 7 nci maddesinin (p) bendine göre iş akdinin sona ermesinden itibaren 6 aylık süre boyunca Marmara Bölgesindeki 4 ve 5 yıldızlı otellerde genel müdür sıfatıyla çalışmasının rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 46.614,00 TL cezai şart alacağının işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davacı vekili birleşen dosya dava dilekçesinde; asıl davadaki iddialarını tekrar ederek, davalı ...'nin planlanmış bir şekilde müvekkili şirketten ayrılması üstelik iş sözleşmesinde yer alan rekabet etme yasağının bulunduğunun bilinmesine rağmen halen genel müdür pozisyonunda davalı şirket bünyesinde yer alan otelde çalıştırılmasının haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ve meni ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 150.000,00 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl dosyada davalı ... vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imza edilmiş geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığını, davacının keyfi olarak 6 ay süreyle davalıya getirmiş olduğu bu sınırlamanın Anayasa'nın 48 inci maddesinde düzenlenmiş olan "Çalışma ve Sözleşme Hürriyet Hakkı"nı ihlal ettiğini, müvekkilinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlar içerdiğini, temelinde hiçbir haklı gerekçenin bulunmadığını, rekabet etmeme borcu altında getirilmiş konu temelli sınırlamanın 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 445 inci maddesi uyarınca geçersiz olduğunu, otelcilik sistemi içerisinde müşteri rezervasyonlarının yapılması ve müşteri elde edilmesinde müvekkilinin kilit bir rolü bulunmadığını, müvekkilinin otel müşterilerini yönlendirebilme ile otelin müşteri tarafından seçilmesinde belirleyici ve müşteri tercihlerini yönlendirici herhangi bir ticari sırra veya güce sahip olmadığını, davacının herhangi bir zararının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Birleşen dosyada davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı şirket arasında imzalanan bir iş sözleşmesi bulunmakta ise de gerçek sözleşmenin müvekkili ile dava dışı Hilton Worldwide arasında imzalandığının kabulü gerektiğini, davacının işbu davayı açma hakkı bulunmadığı gibi tek başına dava açamayacağını, haksız rekabet şartlarının oluşmadığını, davacının herhangi bir zararının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen dosyada davalı İstanbul Turizm ve Otelcilik A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından öncelikle aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin aynı sektörde uzun yıllardır faaliyet gösteren bir firma olarak, davacının müşteri portföyü ve ticari bağlantılarına ihtiyaç duymadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak, asıl davanın rekabet yasağına aykırılık sebebiyle cezai şart istemine ilişkin olduğu, davalı ...'nin davacı şirkette 08.07.2013 tarihinde "Genel Müdür" pozisyonunda çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin 7/p maddesiyle iş akdinin sonunda Marmara Bölgesinde aynı pozisyonda 4 ve 5 yıldızlı otellerde çalışmamayı taahhüt ettiği, 02.12.2014 tarihinde istifa mektubu sunduğu, akabinde 31.12.2014 tarihinde işten ayrıldığı, kısa bir süre sonra 05.01.2015 tarihinde rekabet yasağı taahhüdüne aykırı olarak Marmara Bölgesinde, "genel müdür" pozisyonunda 5 yıldızlı bir otelde çalışmaya başladığı, davalı ...'nin eyleminin rekabet yasağına açıkça aykırılık teşkil ettiğinden asıl davanın kısmen kabulü ile 45.000,00 TL'nin dava tarihi olan 19.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın haksız rekabetin tespiti, meni ve tazminat istemlerine ilişkin olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesinde haksız rekabet oluşturacak hususların tahdidi olarak sayıldığı, davalı ...'nin, diğer davalı ...'nde çalışmaya başlamasının doğrudan haksız rekabet oluşturmayacağı, işletmelerin sınıf ve klasmanlarının farklı olduğu, genel müdürün müşteri pörtföyünü götürme gibi bir fonksiyonu olamayacağı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde birleşen davada davacı vekili ve asıl davada davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; genel müdürün müşteri portföyü üzerinde etkili olamayacağına ilişkin değerlendirmenin hatalı olduğunu, mahkemenin değerlendirmesinin aksine, müşterilerin karşılarında muhatap olarak davalıyı bilip, onunla iletişime geçip, rezervasyonlarını da yine onun aracılığı ile gerçekleştirdiklerini, davalı şirketin de davacının bu niteliklerini bildiği için, davalıyı kendi bünyelerinde bir an evvel çalışmak için ikna ettiğini, davalının müvekkili şirketin tüm müşterilerini davalı şirkete yönlendirerek davalı şirketin haksız kazanç elde etmesini sağladığını, davalının altı aylık rekabet yasağı süresini dahi beklemeden cezai şart tutarını ödemeyi göze alarak davalı şirkette çalışmaya başladığını, davalının müvekkili şirketten ayrılmasının, müvekkili işveren açısından bir know-how kaybı olduğunu, işverenin, çalışanların bilgi ve tecrübe sahibi olması için büyük bir yatırım yapmış olduğu ihtimali de göz önüne alındığında, çalışanın işletmeden ayrılması, bu yatırımın boşa gitmesi sonucunu da beraberinde getirdiğini, davalı şirketin, davalıyı bulunduğu konum itibariyle "prestij" kazanmak ve aynı zamanda davalının sahip olduğu bilgiler aracılığıyla müşteri portföyünü artırmak için ayartarak işe aldığını, müvekkili şirketin zararına ve kâr kaybına ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını, mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişiler tarafından davalının ticari defterlerinin incelenmediğini, yalnızca müvekkili şirket defterlerinin incelenerek bir sonuca gidilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Asıl davada davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; rekabet yasağı sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda iş mahkemelerinin görevli olduğunu, rekabet yasağı hükmünün geçersiz olduğunu, işverenin korunmaya değer haklı bir menfaati olmadığını, rekabet yasağında, yer, konu, zaman bakımından yapılan sınırlamaların hukuka aykırı olduğunu, yer bakımından Marmara Bölgesi ile ifade edilen yer sınırlamasının çok geniş ve tamamen müvekkilinin aleyhine, kişinin ekonomik geleceğini sarsacak ve maddi anlamda mağduriyetine yol açacak şekilde düzenlenmiş olduğundan geçersiz olduğunu, müvekkilinin, rekabet etmeme şartına aykırı davranmadığını, davacı iş sözleşmesindeki rekabet etmeme şartının geçerli olduğunu ve müvekkilinin bu şarta aykırı davrandığını ispat edemediğini, müvekkilinin davacıya ait hiçbir ticari sırra sahip olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesi hükmü gereğince müvekkilinin cezai şart ödemekle yükümlü olduğu iddiasının 6098 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası doğrultusunda geçersiz olduğunu, hükme göre rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye, müşteri çevresi veya üretim faktörleri hakkında bilgi edinmesini sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverene önemli bir zarar verebilecek nitelikteyse geçerli olduğunu, bu nedenle davacının, cezai şart istemekte haksız olduğunu, tek taraflı işçi aleyhine düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın da reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirket ile davacı arasında herhangi bir sözleşme, rekabet yasağına ilişkin anlaşma ve taahhüt bulunmadığı, davalı çalışanın rekabet yasağı taahhüdünden dolayı, bu sözleşmenin tarafı olmayan davalı şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacı şirket tarafından davalı çalışanın ayartılmak suretiyle davalı şirkette işe alındığına yönelik bir delil ortaya konulmadığı, davalının davacının müşteri çevresinden hukuka aykırı olarak yararlanmış olduğunun da kanıtlanmadığı, davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesi sonucu itibariyle isabetli olduğundan birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, işçi ve işverenin rekabet yasağı anlaşmasına bir ceza koşulu koyabileceği, ancak, bu ceza koşulunun geçerliliğinin 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesinin birinci fıkrasına bağlı olduğunu, burada getirilecek ceza koşulunun sadece işçi aleyhine bir ceza koşulu olmaması, bunun karşılığında işverenin de bir edim üstlenmiş olması gerektiği, Kanun'da bu yorumun aksinin kabulünü gerektirecek hiç bir hüküm bulunmadığını, taraflar arasındaki rekabet yasağı içeren sözleşme yasal sınırlar içinde geçerli bir anlaşma olsa bile, buna bağlanan tek taraflı ceza koşulunun hükümsüz olacağı, bu durumda, işveren, rekabet yasağını ihlal eden işçiden ceza koşulunu isteyemeyeceğinden İlk Derece Mahkemesince davacının asıl davada cezai şart talebinin davalı ... yönünden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava yönünden taahhütnamenin 6 ay süreli olup, sadece Marmara bölgesindeki 4-5 yıldızlı otellerde genel müdür görevi için 3 aylık brüt maaşı ile sınırlı olarak düzenlendiği ve yasanın aradığı sınırlamalara uygun yapıldığı, istinaf mahkemesince genel müdür olan ve vekaletname ile şirket adına finansal yetkilerle imza yetkisi verilen davalının davacı şirketin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi işverenin yaptığı iş hakkında bilgi edinme imkanı sağlama kıstasına sahip olmadığından 6098 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamında taahhütnamenin geçersiz olduğunu, bir şirkette genel müdür olan kişiden daha üst düzey bir kişi olmadığını, genel müdür için müşteri çevresi ve bilgi edinme imkanı olmadığının belirlenemeyeceğini, rekabet etmemenin hizmeti sunan tarafından ancak tek taraflı verilen bir taahhüt olduğunu, birleşen dava yönünden genel müdürün müşteri portföyü üzerinde etkili olmayacağı yorumunun tamamen hatalı olduğunu, dosyada mübrez bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalının ...'ne geçmesinden sonra müvekkili şirketin 5 aylık müşteri ve gelir kaybı maliyetinin 158.237,00 TL olarak belirlendiğini, genel müdürün müşteri portföyü üzerinde etkili olmadığı yönündeki değerlendirmenin somut gerçeklikten uzak bir değerlendirme olduğunu, müşterilerin, en üst düzey temsilci genel müdürü aradığını, grup rezervasyonlarını da yine onun aracılığı ile gerçekleştirdiklerini, davalı şirketin de davacının bu niteliklerini bildiği için, davalıyı kendi bünyelerinde bir an evvel çalışmak için ikna ettiğini, davalının, müvekkili şirketten hizmet alacak tüm müşterileri davalı şirkete yönlendirerek davalı şirketin haksız kazanç elde etmesini sağladığını, davalı şirketin, davalıyı bulunduğu konum itibariyle "prestij" kazanmak ve aynı zamanda davalının sahip olduğu bilgiler aracılığıyla müşteri portföyünü artırmak için davalıyı ayartarak işe aldığını, müvekkili şirketin zararına ve kar kaybına ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını, davalı şirketin bilinçli olarak ticari defterlerini ibraz etmediğini, ibraz etseydi haksız rekabet konusu müşterilerin geçişinin maddi olarak da ispat edileceğini belirterek kararın asıl ve birleşen dava yönünden bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl dava, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle cezai şart alacağının tahsili, birleşen dava haksız rekabetin tespiti, meni ve tazminat istemlerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesinin birinci fıkrası ile 444, 445 ve 446 ncı maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
1. Asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
2.Temyiz olunan birleşen davaya yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin birleşen dava yönünden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
9. Hukuk Dairesi, 2022/7234 E., 2022/8054 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... 7. Hukuk Dairesi
tam metni aç
"...Fesih sonrasında davacıdan alınan 10/05/2016 tarihli ibraname 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 420. maddesinde belirtildiği şekilde sözleşmenin sona ermesinden başlayarak 1 aylık süre geçtikten sonra düzenlenmediğinden ve ibranamede belirtilen miktarların ödendiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığından ibraname mahkememizce geçerli kabul edil
9. Hukuk Dairesi 2022/7234 E. , 2022/8054 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : ... 7. Hukuk Dairesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
İLK DERECE
MAHKEMESİ : ... 11. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının başvurusunun esastan reddine, davalının başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı ve davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 09.08.2010 tarihinden 2016 yılı Mayıs ayına kadar şantiye şefi olarak çalıştığını, en son 5.960,00 TL ücret aldığını, müvekkiline yemek ve araç sağlandığını ve telefon faturasının da işveren tarafından ödendiğini, davalıya ait işyerinde kış sezonu 08:00-18:00 saatleri arasında, yaz sezonu 08:00-20:00 saatleri arasında Pazar günleri hariç haftanın 6 günü çalışma yapıldığını, müvekkilinin millî bayramlar ile dinî bayramların 3. ve 4. günü çalışmaya devam ettiğini, yıllık izinlerini hiç kullanmadığını, söz konusu çalışmalarının karşılığının ödenmediğini, ayrıca davacının Mayıs ayına ait ödenmeyen 9 günlük ücret alacağının bulunduğunu; davacının fazla çalışma ücreti alacaklarının ödenmemesi, Şirketin bazı taşeronlara zamanında ödeme yapmaması gibi işyerindeki birtakım aksaklıklarla ilgili olarak Şirket sahibi ile yapılan görüşmede şartların bu şekilde olduğunun, fazla çalışma ücreti ödenmesi şeklinde bir uygulamalarının olmadığının, kıdem tazminatı da dahil tüm alacaklarının istifa dilekçesi vermesi hâlinde kendisine ödeneceğinin belirtildiğini, istifa dilekçesi vermesi hâlinde davalı Şirketin de ortağı olduğu adi şirket ortaklığından satın aldığı evin tapusunun da verileceğinin söylendiğini ve davacının iradesi sakatlanarak alacaklarının ödeneceği vaadine güvenerek istifa dilekçesi verdiğini, şarta bağlı istifanın kabul edilmemesi gerektiğini; ayrıca müvekkilinin alacaklarını almadığı hâlde bu hakların verileceğini düşünerek aldığına dair ibraname de imzaladığını; ancak ibranamede miktar belirtilmediğini, kendi rızası ile istifa eden bir işçinin aynı zamanda ibraname imzalamasının istifa dilekçesi ile çeliştiğini, ibranamenin banka aracılığıyla yapılan ödeme de söz konusu olmadığından geçersiz kabul edilmesi gerektiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti alacağı, ücret alacağı, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; belirsiz alacak davası açılmasının usul ve kanuna aykırı olduğunu, davacının inşaat mühendisi sıfatı ile çalışırken başka kişi ve şirketlere de danışmanlık adı altında hizmet verdiğini, tüm emek ve mesaisini işveren Şirkete ayırmadığını, bu durumun kabul edilebilir olmadığı bildirilmiş ise de davacının bu yöndeki eylem ve işlemlerinden vazgeçmediğini, davacının 09.05.2016 tarihinde verdiği istifa dilekçesiyle kendi isteğiyle işten ayrıldığını, iradesinin sakatlandığı iddiasının soyut bir iddia olduğunu, yöneticilik görevini haiz bir kişinin bu yönde bir dilekçe vermesi hâlinde kendisine alacaklarının ödeneceği yönündeki telkine itibar etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, istifa dilekçesinin herhangi bir şekilde şarta bağlılık içermediğini, bizzat davacının elinin ürünü olduğunu, davacının şantiye şefi olması nedeni ile yönetici konumunda olduğunu ve çalışma saatlerini kendisinin belirleyebildiğini, bu nedenle fazla çalışma alacağına hak kazanamadığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatillerde çalışma yapmayan davacının söz konusu taleplerinin de reddi gerektiğini, davacının 9 günlük ücret alacağının kendisine ödendiğini, zira davacının müvekkili Şirketi ibra ettiğini, ibraname içeriği dikkate alındığında davacının yıllık izin alacağının da bulunmadığını, ibranamenin fazla çalışma, hafta tatili gibi diğer davacı talepleri için de geçerli olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Fesih sonrasında davacıdan alınan 10/05/2016 tarihli ibraname 6098 Sayılı Borçlar Kanununun 420. maddesinde belirtildiği şekilde sözleşmenin sona ermesinden başlayarak 1 aylık süre geçtikten sonra düzenlenmediğinden ve ibranamede belirtilen miktarların ödendiğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığından ibraname mahkememizce geçerli kabul edilmemiştir.
Davalı tanığı Ferhat Doğancı'nın beyanından tarafların karşılıklı olarak haklarının ödenerek iş akdinin sonlandırılması konusunda anlaşmaları üzerine davacının istifa dilekçesini verdiği anlaşılmakla iş sözleşmesinin tazminatlı olarak feshedildiği, istifa dilekçesinin davacının gerçek iradesini yansıtmadığı kanaatine varılmıştır.
Tüm dosya kapsamı, tanık beyanları, banka hesap ekstresi ve 17/11/2017 tarihli bilirkişi raporu ile fazla mesai alacağı ile ulusal bayram ve genel tatil alacağı bakımından 17/06/2018 tarihli bilirkişi raporunun (A) şıkkı birlikte değerlendirildiğinde; davacının davalı işyerinde 23/10/2010-09/05/2016 tarihleri arasında çalıştığı, yemek ve servis yardımı ile telefon yardımı dahil tazminata esas giydirilmiş aylık brüt ücretinin 9.079,80 TL olduğu, iş akdinin tarafların karşılıklı anlaşarak tazminatlı sona erdirilmesi sebebi ile 23.840,63 TL brüt kıdem tazminatı ve 16.948,96 TL brüt ihbar tazminatına hak kazandığı, kullandırıldığı yada karşılığının ödendiği ispat edilemediğinden 70 gün karşılığı 20.253,10 TL brüt yıllık izin alacağı olduğu, ödendiği ispat edilemediğinden 9 gün karşılığı 2.603,97 TL brüt ücret alacağı olduğu, haftada bir gün izin kullanması nedeni ile hafta tatili alacağı olmadığı, cevap dilekçesinin ıslah edilmesi nedeni ile düzenlenen 17/06/2018 tarihli ek bilikişi raporunun (A) şıkkına göre haftanın 6 günü 08:00-18:00 saatleri arasında dinlenme süresinin mahsubu ile haftalık 45 saati aşan fazla mesai yapması nedeni ile 73.594,87 TL brüt fazla mesai alacağı olduğu, ulusal bayram-genel tatil günlerinde çalışma yapması nedeni ile 4.264,81 TL brüt ulusal bayram-genel tatil alacağı olduğu, mazeretli ve raporlu olunan günler nedeni ile çalışılamayan günlerin de olabileceği dikkate alınarak takdiren %30 oranında indirim yapılmak surtiyle 51.516,40 TL brüt fazla mesai alacağı ile 2.985,36 TL brüt ulusal bayram-genel tatil alacağı olduğu kabul edilerek aşağıdaki şekidle hüküm kurulmuştur. davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları hüküm altına alınırken uygulanan %30 indirim oranının hakkaniyete aykırı olduğunu, dosya kapsamında dinlenen tanıklar, alınan bilirkişi raporları ile hafta tatili alacağı taleplerinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre söz konusu talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; sadece takdiri indirim oranının bilinmeyeceğinden belirsiz alacak davası açılamayacağını, davacının davayı belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar bulunmadığını, iş sözleşmesinin istifa ile sona erdiğini, davacının iradesinin sakatlandığının ispatlanamadığını, davacının üniversite mezunu bir mühendis olduğunu, işverenin "sana haklarını vereceğiz" şeklindeki beyanıyla hareket ettiği kabulünün hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının istifa etmesi nedeniyle kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığından kendisine ödeme yapılmadığını, şantiye şefi olan davacının çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, bu nedenle davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı ile hafta tatili ücreti alacağının bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile,
“...
Davacının 23.10.2010-09.05.2016 tarihleri arasında davalı işyerinde şantiye şefi olarak çalıştığı, davacının haklarını elde edebilmek için istifa dilekçesi verdiği ve feshin davacı işçi tarafından haklı sebeple yapıldığı, fesih davacı işçi tarafından yapıldığından davacının ihbar tazminatına hak kazanamayacağı anlaşılmakla mahkemece kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi isabetli ise de ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur. Davalının bu yöndeki istinaf itirazı yerindedir. Davacının tanık beyanları ile fazla çalışma ve UBGT çalışması yaptığını ispatladığı, davalının bu alacakların ücret içerisinde olduğunu veya ödendiğini, davacının çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini ispatlayamadığı, alacakları ödenmediğinden davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunduğu, yapılan hakkaniyet indiriminin hakkın özünü etkilemeyecek nitelikte olduğu, dava dilekçesinde pazar günleri çalışma yapılmadığının açıkça belirtildiği, bu nedenle bu alacak talebinin reddedilmesinin yerinde olduğu anlaşılmakla tarafların bu yönlerdeki istinaf itirazları yerinde görülmemiştir...” gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine; davalının istinaf başvurusunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin istifa iradesinin fesada uğratılmış olduğunun tanık beyanları ile sabit olduğunu, bu durumda gerçek bir istifadan bahsedilemeyeceğini ve iş sözleşmesinin davalı tarafça feshedilmiş olduğunun kabulü ile ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekirken Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkeme kararının kaldırılarak ihbar tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları hüküm altına alınırken uygulanan %30 indirim oranının hakkaniyete aykırı olduğunu, dosya kapsamında dinlenen tanıklar, alınan bilirkişi raporları ile hafta tatili alacağı taleplerinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre söz konusu talebin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava dilekçesinde pazar günleri çalışma yapılmadığı hakkında bir beyanlarının olmadığını, dava dilekçesinde fazla çalışmaya ilişkin açıklamalar kısmında normal haftalık mesai saatlerinin belirtildiğini, hafta tatili çalışması fazla çalışma alacağına konu edilemeyeceğinden bu kısımda pazar günü yapılan hafta tatili çalışmalarından bahsedilmediğini, dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmının 5 numaralı bendinde hafta tatili ücret alacağı taleplerinin bulunduğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; toplanan delillere göre istifa eden davacının ihbar tazminatı yanı sıra kıdem tazminatına da hak kazanmayacağı sabit iken davacının kıdem tazminatı talebinin kabulü yönünde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, şantiye şefi olan davacının çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini, bu nedenle davacının fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı ile hafta tatili ücreti alacağına hak kazanamadığını, davacının bakiye ücret alacağı olmadığı gibi yıllık izin alacağının da bulunmadığını, davacı yanın çalıştığı döneme ilişkin tüm ücretinin ödendiği dosyaya celbedilen banka kayıtlarıyla sabit olup, davacı yanca talep olunan tüm işçilik alacakları için geçerli olan ibraname verildiğini, söz konusu ibranameye göre davacının hiçbir alacağı talep etme hakkının bulunmadığını ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatlarını gerektirecek şekilde sona erdirilip erdirilmediği, davacının fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına hak kazanıp kazanmadığı, taraflar arasında imzalanan ibranamenin geçerli olup olmadığı, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarından yapılan indirimin uygun indirim olup olmadığı hususlarına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 24 üncü maddesinin (II) numaralı bendinin (e) alt bendi, 32, 41, 44, 46, 47, 53, 54, 55, 56, 57, 59 uncu maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420 nci maddesi hükmü.
2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (YHGK) 06.12.2017 tarihli, 2015/9-2698 Esas ve 2017/1557 Karar sayılı kararı.
3. Değerlendirme
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekili dava dilekçesinde, davacının yaz ve kış sezonlarında haftanın altı günü çalıştığını belirttiğinden davacının hafta tatili ücreti alacağına hak kazanamadığı, takdiri delil ile hesaplanarak hüküm altına alınan fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarından yapılan %30 indirimin hesaplama konusu dönem ve alacak miktarı dikkate alındığında davacının hakkına ulaşmasına engel teşkil edecek nitelikte olmadığı, iş sözleşmesinin işçi tarafından ödenmeyen işçilik alacakları nedeniyle feshedildiğine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi değerlendirmesinin yerinde olduğu, bu sebeple davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Taraflar arasında davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut uyuşmazlıkta, davacının şantiye şefi olduğu konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bulunduğu şantiyede üst düzey yönetici konumunda olan davacının mesai saatlerini, çalışma düzenini kendisinin belirlediğini kabul etmek gerekir. Hal böyle olunca ücret seviyesi de dikkate alındığında davacının fazla çalışma ücreti talebinin reddi yerine bu yön üzerinde durulmadan fazla çalışma ücreti alacağının kabulü hatalı olmuştur.
3. Taraflar arasında davacının hak kazandığı yıllık izin ücreti alacağının miktarı hususunda da uyuşmazlık bulunmaktadır. Dosya kapsamında yer alan Bölge Adliye Mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacının (5 x 14 gün) = 70 günlük yıllık izin ücretine hak kazanacağı, ancak ibranamede izin adı altında 5.731,41-TL/brüt tahakkuk yapıldığı görülmüşse de dosya içerisinde işbu tutarın davacıya ödendiğine bir evraka rastlanamadığı, bu nedenle davacının hak kazanacağı yıllık izin alacağından mahsup edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Davalı ise ödemelerin banka aracılığıyla yapıldığını savunmuştur.
4.Dosya içerisinde davacının Denizbank'a kayıtlı hesap hareketlerini gösterir CD yer almakta olup söz konusu CD içeriğinde davalı tarafça davacıya dava tarihinden önce, 01.06.2016 tarihinde, "İZKA İNŞAAT TAAHHÜTMÜHENDİSLİK LTD.ŞTİ. ÇUBUK YBÜ PRJ TAZM + İZİN ÖDEME İZKA İNŞAAT TAAHHÜ" açıklaması ile toplam 11.462,00 TL ödeme yapıldığı görülmektedir. Her ne kadar dosya kapsamında yer alan 10.05.2016 tarihli ibraname 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesindeki koşulları taşımadığı için geçersiz ise de bu ibranamede "Brüt ücret toplamı: 8.441,48 TL"; "Ek Ödeme (Brüt Ücrete Dahil) İZİN brüt 5.731,41 TL" açıklaması ile izin ücreti tahakkukuna yer verilmiştir.
4. Dosya kapsamındaki CD kayıtlarına göre davalı işveren tarafından davacıya, proje tazminatı ile birlikte izin alacağının ifası amacıyla 11.462 TL ödendiği banka kaydı ile sabit olduğuna göre, izin alacağına yönelik ifaya 10.05.2016 tarihli ibranamede belirtilen brüt 5.731,41 TL izin ödemesi ile sınırlı olarak değer verilmelidir.
5. Davacıya ödenen 5.731,41 TL yıllık izin ücretinin hesaplanan alacaktan mahsubu yapılarak buna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.06.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2010/15213 E., 2012/22975 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ(MÜSTEMİR YETKİLİ)
tam metni aç
İbranameyle ilgili olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Yasanın 420 inci maddesinde yer almıştır.
9. Hukuk Dairesi 2010/15213 E. , 2012/22975 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ(MÜSTEMİR YETKİLİ)
DAVA :Davacı ve karşı davalı, kıdem tazminatı, ücret ile ek ders ücreti alacaklarının, davalı ve karşı davacı ise ihbar tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkeme, asıl davayı hüküm altına almış, karşı davayı reddetmiştir.
Hüküm süresi içinde duruşmalı olarak davalı ve karşı davacı tarafından temyiz edilmiş ise de; HUMK.nun 438.maddesi gereğince duruşma isteğinin miktardan reddine ve incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi. gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı, 2003 yılı Mart ayından itibaren davalı yanında çalışmaya başladığını, davalı kurumda çalışanların ücretlerinin zamanında ödenmediğini, ayrıca iş şartlarının ağırlaştırıldığını, üç eğiticinin yapması gereken işin bir eğitimciye verildiğini, davacının bu nedenlerle iş aktinin 26/10/2006 tarihinde iş sözleşmesini feshettiğini, davacının kıdem tazminatı, ek ders ücreti ve son ücretinin ödenmediğini, 2375,00 YTL ek ders ücreti ile 1500,00 YTL ücret alacağının 20/10/2006 tarihinde ödeneceğine dair belge verildiğini, davacının son aldığı net ücretin 1500,00 YTL olduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ek ders ücreti ve ücret alacağının hüküm altına alınmasını istemiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı, davacının iş sözleşmesini önceden haber vermeden ve kendilerini zor durumda bırakacak şekilde feshettiğini, sonradan başka bir işyeri ile anlaştığından dolayı iş aktini feshettiğini tespit ettiklerini, ibraname karşılığında alacakların ödendiğini savunarak, davanın reddini, karşı dava ile de ihbar tazminatının ödenmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, 30/10/2006 tarihli ibraname başlıklı belgede tüm iş akti süresince tarafına ödenen ek ders ücreti düşüldükten sonra bakiye kalan 2.375,00 YTL ek ders ücreti, 5250,00 YTL kıdem tazminatı ve son aylık ücret alacağının tamamı tarafına nakit olarak ödendiği, işveren ... hiçbir hak ve alacağı kalmadığı yazılmıştır. Davalı yanın istifa eden işçiye SGK ya bildirilen ücretin çok üzerinde ücret ile hesaplanmış kıdem tazminatı ödemiş olması ibra belgesi ile savunmanın çeliştiğine ilişkin en belirgin delil olduğu, ayrıca davalı tarafın kıdem tazminatının ödendiğine ilişkin hiçbir belge ibraz edemediği, kıdem tazminatı ödemesinde kesilmesi gereken vergilerin ilgili kuruma yatırıldığı hususunun da ispat edilemediği, bu nedenle her ne kadar davacı tarafça imzalanmış olsa da davalı tarafın savunması ile çelişen ibranamenin geçerli olmadığı iş aktini haklı nedenle fesheden davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, Ekim ayından 20 gün ücretinin 380,46 TL lik kismının ödendiği anlaşıldığından 619.54 TL olarak ücret alacağı olduğu, davacının ek ders ücretinin ibranamede 2375.00 TL olarak belirlendiği, tespit edilen ek ders
ücretinin davalı tarafca ödendiğinin usulüne uygun ispat edilmediğinden bu miktar üzerinden ek ders ücreti alacağının olduğu gerekçesi ile bilirkişi raporundaki miktarlara göre, kıdem tazminatı, ücreti ve ek ders ücreti isteklerinin kabulüne, karşı davada ile istenen ihbar tazminatı talebinin reddine kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
İbra sözleşmesi, İsviçre Borçlar Kanununun 115 inci maddesinde düzenlendiği halde, halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununda bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı Borçlar Kanununda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesi “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” hükmünü getirmiştir.
İbranameyle ilgili olarak diğer önemli bir düzenleme ise 6098 sayılı Yasanın 420 inci maddesinde yer almıştır. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.
6098 sayılı Kanunun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan sözleşmelere geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmeleri (ivazlı ibra) ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli sayılmıştır. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Yasanın değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi de ödemeye dair ispat sorunlarını ortadan kaldıracaktır. Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Sözü edilen hüküm 01.07.2012 tarihinde yürürlülüğe girecek olup belirtilen tarihten sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Başka bir anlatımla 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı bir dönem için ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Feshi izleyen bir aylık süre içinde ibraname düzenlenememesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılması zorunluluğu 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenecek ibra sözleşmeleri için geçerlidir.
İbra sözleşmesi çalışma ilişkilerinde “ibraname” adıyla yaygın bir uygulama alanı bulmaktadır. İbra sözleşmelerinin geçerliliği sorunu, İş hukukunda “işçi yararına yorum” ilkesi çerçevesinde değerlendirilmiş ve ağırlıklı olarak Yargıtay kararları ışığında bir gelişim izlemiştir.
İşçi emeği karşılığında aldığı ücret ve diğer parasal hakları ile kendisinin ve ailesinin geçimini temin etmektedir. Bu açıdan bakıldığında bir işçinin nedensiz yere işvereni ibra etmesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. İş hukukunda ibra sözleşmeleri dar yorumlanmaktadır. İşverenin işçiye olan borçlarının asıl sona erme nedeni ifa olarak ele alınmaktadır. Borcun sona erme şekillerinden biri olan ibra sözleşmelerine İş hukuku açısından sınırlı biçimde değer verilmektedir.
Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Somut olayda, davalının sunduğu, ibranamedeki imzanın davacıya ait olduğu, söz konusu ibranamenin irade fesadı ile alındığının davacı tarafından ispat edilemediği, ibranamenin miktar içerdiği, anlaşılmaktadır.
Bu durumda söz konusu ibraname içerdiği miktarlar bakımından, makbuz olarak değerlendirilmeli, ödendiği belirtilen miktarlar mahsup edilerek sonuca gidilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile karar verilmesi isabetsizdir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 14.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2022/14399 E., 2024/5306 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
e yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun'un 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanunun 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile SGK yönünden son
10. Hukuk Dairesi 2022/14399 E. , 2024/5306 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1319 E., 2022/1025 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. İş Mahkemesi
SAYISI : 2021/37 E., 2021/606 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; sigortalı ...’in 20.04.2010 geçirdiği kazalar nedeniyle %100 oranında sürekli iş göremezliğe uğraması nedeniyle sigortalı ve yakınları tarafından ... 2. İş Mahkemesinin 2012/564 E.- 2014/1897 K. sayılı ilamı ile Ankara 5. İcra Dairesinde açılan 2014/10757 Esas sayılı icra takibi nedeniyle müvekkili tarafından ödenmek durumunda kalınan; icra dosyasına 26.06.2014 tarihinde ödenen 1.246.332,01 TL, 16.12.2014 tarihinde ödenen bakiye faiz alacağı 25.801,90 TL, ve 31.12.2014 tarihinde 1.500 TL ile 02.06.2014 tarihinde ödenen Bakiye karar harcı 32.826.05 TL, 19/06/2014 tarihinde ödenen 16.723,95 TL karar harcı, 18.04.2014 tarihinde ödene 13.464,70 TL temyiz karar harcı ile 10.12.2012 tarihinde ödenen 174,45 TL gider avansı ödemesi yapıldığını bu iş kazası nedeniyle ... Büyük Şehir Belediyesi Başkanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının 24.03.2016 tarihli inceleme raporları doğrultusunda; Fen İşleri Daire Başkanı ..., Proje İnşaat Müdürü ..., Asfalt Santiye Sorumlusu ... ile ilk kazaya sebep kepçe operatörü ... ... ve ikinci kazaya sebep ...’nin sorumlu olduğunun tespit edilmiş olması nedeniyle iş bu davalılardan toplam 1.376.782,26 TL’nin ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte rücuan müştereken ve müteselsilen tahsili talep edilmektedir.
II. CEVAP
1.Davalı ... cevap dilekçesinde özetle; olay nedeni ile 23.09.2010 tarihli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından yapılan teftiş sonucunda düzenlenen raporda; "İş kazasının, üçüncü bir kişinin kasıt ve kusuru nedeniyle meydana gelmediği" şeklinde görüş bildirildiğini, açılan davanın haksız ve yersiz olduğunu, tazminat istemi nedeniyle sigortalının açtığı davada düzenlenen bilirkişi raporda kendisine kusur verilmediğini, iş kazasının 20.04.2010 tarihinde gerçekleştiğini ve zamanaşının 26.06.2014 tarihinden işlemeye başladığını, rücu zamanaşımı süresi olan 1 yıllık sürenin davanın açıldığı tarih itibariyle dolduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin görevsiz olduğunu, olay günü gerçekleşen ilk olay sonrasında rahatsızlandığını hisseden ...'in kendisine ait aracı ... ... kullandığı işçi ...'in refakat ettiği halde Toros Devlet Hastanesi'ne götürüldüğü sırada yolda ...'nın araç hakimiyetini kaybetmesi nedeni ile kazanın meydana geldiğini, ...'in kafa çarpması ve omuriliğinin hasar görmesi ile göğüs kısmından aşağısının felç olmasına sebebiyet veren trafik kazasının olduğunu, davalı ...'e husumet yöneltilemeyeceğini, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporda; birinci olayda işveren ...'nın %70 oranında kusurlu olduğunu, işçi ...'in de %30 oranında kusurlu olduğunu, meydana gelen iş kazasının üçüncü bir kişinin kasıt ve kusuru ile meydana gelmediğini, ikinci olayda işveren, işçi ve üçüncü kişiler hakkında düzenlenmiş olan trafik raporuna göre mahkemenin vereceği karar sonucu işlem yapılması gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, düzenlenen her iki raporda davalı ...'e kusur atfedilmediğini, ayrıca gerçekleşen her iki olayda da başka kişilere kusur atfedilmeyeceğinin açık olarak belirtildiğini, iş kazasının 20.04.2010 tarihinde meydana geldiğini, 23.09.2010 tarihinde düzenlenen raporda sorumluların öğrenildiğini, zamanaşımı süresinin 12.06.2012 tarihinde işlemeye başlayacağını, 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, gerek müfettiş raporunda gerekse ... 1. İş Mahkemesine ait dosyada düzenlenen raporda davalıya herhangi bir kusur atfedilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Mahkemenin görevsiz olduğunu, gerçekleşen ilk olay sonrasında rahatsızlandığını hisseden ...'in kendisine ait araç ile işçi ... refakatinde ve işçi ... kullanımında Toros Devlet Hastanesi'ne götürülürken yolda ...'nın araç hakimiyetini kaybetmesi nedeni ile kazanın meydana geldiğini, ...'in kafa çarpması ve omuriliğinin hasar görmesi ile göğüs kısmından aşağısının felç olmasına sebebiyet veren trafik kazasının olduğunu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından düzenlenen raporda; birinci olayda işveren ...'nın %70 oranında kusurlu olduğunu, işçi ...'in de %30 oranında kusurlu olduğunu, meydana gelen iş kazasının üçüncü bir kişinin kasıt ve kusuru ile meydana gelmediğini, ikinci olayda işveren, işçi ve üçüncü kişiler hakkında düzenlenmiş olan trafik raporuna göre Mahkemenin vereceği karar sonucu işlem yapılması gerektiği yönünde görüş bildirildiğini, düzenlenen her iki raporda müvekkiline kusur atfedilmediğini, ayrıca gerçekleşen her iki olayda da başka kişilere kusur atfedilmeyeceğinin açık olarak belirtildiğini, iş kazasının 20.04.2010 tarihinde meydana geldiğini, 23.09.2010 tarihide düzenlenen raporda sorumluların öğrenildiğini, zamanaşımı süresinin 12.06.2012 tarihinde işlemeye başlayacağını, 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, gerek müfettiş raporunda gerekse ... 1. İş Mahkemesine ait dosyada düzenlenen raporda davalıya herhangi bir kusur atfedilmediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; zamanaşımı süresinin ödeme tarihinden itibaren 1 yıl olduğunu, ödeme tarihlerinin 21.10.2014, 16.12.2014, 31.12.2014, 02.06.2014, 19.06.2014, 30.10.2014, 18.04.2014 tarihlerinden itibaren 1 yıllık sürenin geçtiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, olay nedeni ile 23.09.2010 tarihli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişi tarafından yapılan teftiş sonucunda düzenlenen raporda, meydana gelen iş kazasının üçüncü bir kişinin kasıt ve kusuru ile meydana gelmediğinin belirtildiğini, ayrıca İş Mahkemesi'ne sunulan bilirkişi raporunda da; "Kasıt unsuru bulunmayan olayda mevcut bilgilere göre başka kişilere kusur verilemeyeceği görüş ve kanaatinde bulunduğumuzu belirtir" şeklinde görüş bildirildiğini, her iki raporda da üçüncü kişilerin sorumlu olmadığının belirtildiğini, davacının üzerine düşen görevlerini yerine getirmediğini, davacı belediyenin işçi sağlığı ve güvenliği konularında herhangi bir bütçe ödeneğinin ayrılmadığını, davalı ile olay arasında illiyet bağının kurulamadığını, Mahkeme harç ve gider avansının kişi alacağı olmadığını, davalıdan tahsil edilemeyeceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
5.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının maluliyetinin hangi iş kazasından kaynaklı olduğunun SGK tarafından açılan rğücu davasında tesğit edilemediğini, Ambulansla kazalının sevki konusunda işverenin gereğini yapmadığından sorumlu olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; kazazede ...'in geçirmiş olduğu kazalardan dolayı meslekte kazanma gücünü %100 oranında kaybettiği, alınan adli tıp raporunda dava dışı işçinin maluliyetinin aynı gün içinde ard ... geçirilen iki kazadan hangisinden kaynaklandığının ayrımının yapılamadığı anlaşılmaktadır. Tüm dosya kapsamı ve deliller doğrultusunda yukarıda anlatılan nedenlerle ispatlanamayan davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusura ilişkin bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkili ... Büyükşehir Belediyesi, davalıların kusurlu hareketleri ve görevlerini gereğince yerine getirmemeleri nedeni ile tazminat ödemek zorunda kaldığını, davalıların kusurlu olduklarının yapılan yargılama ile sabit olduğunu, görevlerini gereğince yerine getirmemeleri nedeni ile Belediyenin tazminat ödemek zorunda kaldığını, her ne kadar davalılar ve tanık beyanlarında Belediye tarafından yapılan 2010-2014 yılları Stratejik Planlamasında, Fen İşleri Daire Başkanlığında iş sağlığı ve güvenliği ile alakalı bir görev veya sorumluluk verilmediği, 2010 yılı sonu Belediyeye ait Bütçe Giderleri ve Ödenekleri cetveline bakıldığında iş sağlığı ve güvenliği konularında eğitim verilmesi, mesleki riskler ve alınması gereken tedbir ve işlemler için bütçe ayrılmadığı belirtilmişse de; davalının İş Sağlığı ve Güvenliği hakkında yapması gerekenlerin Stratejik plandan değil kanundan kaynaklandığını, davacının iş yerinde kaza geçirerek hafif yaralandığını ancak %100 malul kalmasına sebep trafik kazası olduğunu beyanla kararın kaldırılması talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 30.05.2016 tarihli raporu ile Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 06.04.2017 tarihli raporunda kazazede ...'in maluliyetinin aynı gün içinde ard ... geçirilen iki kazadan hangisinden kaynaklandığının ayrımının yapılamadığı şeklindeki tespit ve yine istinaf aşamasında dosya arasına alınan ve meydana gelen kaza döneminde yürürlükte bulunan ... Büyükşehir Belediyesi ile Belediye-İş Sendikası arasında yapılmış olan toplu iş sözleşmesinin incelenmesinde, hasar bedelini ödeme şekli başlıklı 77 nci madde d bendinde; " Trafik kazası sonucu meydana gelen hasar ve tazminatın, tespit komisyonunca yapılan inceleme sonucu ya da idari ve adli mercilerce yapılan tespit sonucu belirtilen suç oranına göre şoföre isnat edilen suç oranı 5/8 (%60) (dahil) ve altında ise hasar bedelinin tamamını işveren öder..." şeklindeki düzenlenme hep birlikte değerlendirildiğinde, davacı ...'nın birbirini teyit eden bilirkişi kurulu raporlarına göre birinci olayda %70 oranında kusuru ve ikinci olayda % 40 oranında kusuru bulunduğunun sabit olduğu, bu nedenle işveren olarak zarardan sorumlu olduğu; davalı araç sürücüsü ...'nın ise kazanın meydana geldiği tarih itibariyle işçi statüsünde operatör unvanı ile ... Büyükşehir Belediyesi Yol Yapım Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığında çalıştığı ve trafik iş kazası olarak belirtilen ikinci olayın gerçekleşmesinde %60 şeklinde tespit edilen kusurunun ise ... Büyükşehir Belediyesi ile Belediye-İş Sendikası arasında yapılmış olan toplu iş sözleşmesinin 77 nci madde d bendine göre belirlenen oran dahilinde kalması nedeniyle tazminatın işveren olan davacı tarafından ödenmesi gerektiği; diğer davalılar açısından ise tazminata sebep kazaların oluşumunda tespit edilen herhangi bir kusurları bulunmadığı ve dava dışı işçinin maluliyetinin hangi kazadan kaynaklandığı tespitinin de tıbben yapılamadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu raporları dikkate alındığında davalılar ile kazalar arasında illiyet bağı kurulamadığından, davacının halihazırda işveren olarak tespit edilen kusuru oranında yaptığı anlaşılan ödemeler nedeniyle davalılardan rücuen tahsil talebinde bulunamayacağı kabul edilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 md.si gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; her ne kadar davalılar ve tanık beyanlarında Belediye tarafından yapılan 2010-2014 yılları Stratejik Planlamasında, Fen İşleri Daire Başkanlığında iş sağlığı ve güvenliği ile alakalı bir görev veya sorumluluk verilmediği, 2010 yılı sonu Belediyeye ait Bütçe Giderleri ve Ödenekleri cetveline bakıldığında iş sağlığı ve güvenliği konularında eğitim verilmesi, mesleki riskler ve alınması gereken tedbir ve işlemler için bütçe ayrılmadığı belirtilmişse de davalının İş Sağlığı ve Güvenliği hakkında yapması gerekenlerin stratejik plandan değil Kanundan kaynaklandığını bu nedenle davalıların kusursuz olduklarına dair savunmalarının dinlenemeyeceğini, sigortalının %100 iş göremezliğe uğraması sonucunu doğuran kazanın aynı gün içerisinde gerçekleşen ilk kaza olan iş kazası değil ikinci kaza olan trafik kazası olduğunu bu kazada ise müvekkiline atfı kabil kusur olmadığından tüm sorumluluğun davalı tarafta olduğunu, açılan davada dava konusu edilen tüm alacakların rücuya kabil olduğunu beyanla davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, iş kazası tazminat davası neticesinde işveren tarafından ödenen tazminatın müteselsil sorumluluğu bulunduğu iddiası ile davalılardan rücuan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından iş kazası tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanun'un 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanunun 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 14, 16, 19, 20, 21, 95 inci maddeleri ve Kurum raporlarına karşı 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararıdır. "Müteselsil sorumluluk" açısından 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 50 nci maddesi ile 141 ila 148 inci maddeleridir.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş olması nedenleriyle, temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının ONANMASINA,
2.Aşağıda yazılı temyiz giderinin davacıya yükletilmesine,
3.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2023/2198 E., 2024/8342 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanun'un 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "Olayın meslek hastalığı olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile SGK yön
10. Hukuk Dairesi 2023/2198 E. , 2024/8342 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2855 E., 2021/1246 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 30. İş Mahkemesi
SAYISI : 2016/1116 E., 2019/285 K.
Taraflar arasında meslek hastalığından kaynaklı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı davalı yanında 08.11.2002- 27.08.2007 arasında cam pudralama bölümünde çalışması nedeniyle müvekkilinde pnömokonyoz ve orta dereceli obstrüktif SFT bozukluğu tespit edildiğini, bu rahatsızlığı nedeniyle %67,06 oranında sürekli iş göremezlik oranı tespit edildiğini, işyerinde yeterli havalandırma, uygun maske verilmemesi ve sağlık tarması yapılmaması nedeniyle işverebin kusurlu olduğunu beyanla iş gücü kaybından kaynaklı fazlaya ilişkin talep hakkı saklı 1.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminatın meslek hastalığının tespit edildiği rapor tarihi olan 15.04.2008 tarihinden itibaren faiziyle tahsilini talep etmiş, yargılamanın devamında maddi tazminat istemini 209.256.57 TL'ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının müvekkili işyerinden önce uzun yıllar gaz altı kaynak ve kazan kaynak işlerinde çalıştığını bu rahatsızlığının önceki işyerlerinde çalışmasından kaynaklı olduğunu, kullanılan malzemenin saf kalsiyum karbonat olup rahatsızlığa sebep olmadığını işyerinde gerekli havalandırma önlemlerinin alındığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda; dava konusu uyuşmazlığın meslek hastalığından kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olduğu, davacının 10.04.2007 tarihinde malul kaldığı ve meslekte kazanma gücü kaybının %67,6 oranında olduğu, meslek hastalığının meydana gelmesinde %15 oranında müterafik kusurunu ile %5 orannında kaçınılmazlık kusuru bulunduğu, kaçınılmazlık kusurunun %60'ından işverenin sorumlu olduğu da dikkate alınarak meslek hastalığının meydana gelmesinde işveren kusurunun %83 oranında olduğu, aldırılan hesap bilirkişisi raporuna göre davacının karşılanmamış gerçek zararının 264.196,53 TL olduğunun tespit edildiği, taleple bağlı kalınarak 209.526,57 TL maddi tazminatın hüküm altına alınması gerektiği, ayrıca davacının olay tarihinde 35 yaşında olduğu, maluliyetinin %67,6 olduğu ve %15 oranında kusurlu olduğu da göz önüne alındığında, olaydan duyduğu üzüntü ve elem derecesi, paranın alım gücü, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, davacının yaşı, bedensel bütünlük veya vücut bütünlüğü kavramının fizik bütünlük yanında ruhsal bütünlüğü ve sağlığı da kapsadığı tartışmasız olup, bu objektif ölçülere göre tarafların meslek hastalığının meydana gelmesindeki kusur durumları göz önüne alındığında takdiren 20.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verildiği" gerekçeleriyle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kusura itiraz ettiklerini, davacının daha önce çalıştığı yerlerden ciğerinin etkilendiğini, işe girişte bu durumun tespit edildiğini, davacının sigara içen birisi olduğunu, %15 kusurun az verildiğini, davacının ücretinin asgari ücret olduğunu, yine ilk peşin sermaye değerinin güncellenmediğini, manevi tazminatın fahiş olduğun beyanla kararın kaldırılması talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Mahkemece olayın özelliği ve delil durumuna uygun olarak çelişkiyi gideren bilirkişi raporuna itibar edilerek kusurun tespiti yerindedir. Somut olayda, davacının 2002-2007 yılları arasında pudralama işçisi olarak davalı nezdinde çalıştığı anlaşılmaktadır. 15.04.2008 tarihinde pnömokonyoz ve orta dereceli obstrüktif SFT bozukluğu meslek hastalığına yakalandığının ve %67,60 sürekli iş göremezlik oranının Ankara Meslek Hastalığı Hastanesi tarafından belirlendiği, iki yıl sonra kontrol muayenesi önerildiği, Kocatepe Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezi tarafından pnömokonyoz meslek hastalığı olduğu ve sürekli iş göremezlik oranının %50 olduğu tespit edilmiş, itiraz üzerine Sosyal Sigortalar Yüksek Sağlık Kurulu tarafından aynı oran belirlenmiştir. Davalı tarafından bu oranın iptali için ayrı dava açılmış, bu davada ise Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından onanan karara göre Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu tarafından alınan raporda sürekli iş göremezlik oranının %55 olduğu tespit edilmiş, çelişki nedeniyle Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmış ve çelişki iş göremezlik oranının %55 olduğu belirtilerek giderilmiştir. Mahkemece verilen karar Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Buna göre davacının sürekli iş göremezlik oranının %55 olarak kabulü ile taleplerin bu oran üzerinden değerlendirilmesi yerinedir. Öte yandan kaza tarihi ve olayın oluş şekli ile iş kazasının oluşumundaki kusur durumları, gözetilerek, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, özellikle 26.06.1966 gün ve 1966/7-7 sayılı İçtihadı Birleştirme kararının içeriği ve öngördüğü koşulların somut olayda gerçekleşme biçimi, hak ve nesafet kuralları dikkate alındığında davacıya verilen 20.000,00 TL manevi tazminat tutarı az belirlenmiş ise de aleyhe istinaf olmadığından düzeltme yoluna gidilmemiştir. Nihayet hesap bilirkişisi tarafından sürekli iş göremezlik oranı olan %50 üzerinden belirlenen ilk peşin sermaye değeri %55 sürekli iş göremezlik oranına göre yeniden belirlemiş ve gerçek zarar hesaplanırken işverenin kusuru kaçınılmazlığın %40 indirime tabi tutulması neticesinde %83 olarak tespit edilerek belirlenmiş, ilk peşin sermaye değerinin rücu edilebilir kısmında kaçınılmazlık dikkate alınmamış, ücret bordrodaki ücret olarak dikkate alınmış Yargıtay kararlarında olduğu gibi hesap döneminde gözetilmiştir. Mahkemece de faiz başlangıç tarihleri maluliyeti tespit eden rapor tarihinden itibaren belirlenmiştir. Bilirkişi hesabı ve Mahkeme uygulaması yerindedir." gerekçeleriyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 md.si gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacı sigortalının müvekkili işyeri haricindeki çalışmalarının gerekçesiz olarak kusur değerlendirmesinde dikkate alınmamış olduğunu, müvekkili nezdinde yapmış olduğu cam pudralama işinin davacıdaki meslek hastalığının sebebini oluşturmayacağını, toz ölçümünde, kişisel toz maruziyet ölçüm değerleri, 0.375-0,022 mg/metreküp olarak belirlenmiştir. ILO sınır değerinin, 5 mg/metreküp olduğu dikkate alındığında, pudralama bölümündeki kişisel toz maruziyetinin, çok düşük seviyede olduğunu, davacının asgari ücretin 1.1821 katı gelir elde ettiği kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Asgari ücret düzeyinde gelir elde eden davacı için belirlenen zarar miktarı, gerçeğin çok üzerinde olduğunu, ilk peşin sermaye değerinin güncel değeri belirlenmeden, 2007 yılı verileri üzerinden hazırlanan ilk peşin sermaye değerinin dikkate alınmasının hatalı olduğunu, davacının, 5 yıl boyunca günde en az 1 paket sigara içerek, solunum yollarında kalıcı hasara sebebiyet verdiğinin kusur raporunda gözetilmediğini, hükmedilen manevi tazminatın fazla olduğunu, ıslahın zamanaşımına uğradığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, meslek hastalığından sürekli iş göremezliğe uğramaktan kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından meslek hastalığının tespiti tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 ve 98 inci maddeleri ile giderek aynı Kanun'un 41, 42, 43, 44, 45 ve 47 nci maddeleri, öte yandan 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 2 ve 7 nci maddeleri gereğince uygulanma imkanı bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 ve 420 nci maddesi hükümleri, "Olayın meslek hastalığı olarak tespiti, sürekli iş göremezlik oranının tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 506 sayılı Kanun'un 506 sayılı Kanun'un 11, 12, 22, 23 ve 26 ıncı maddeleri ile 28.06.1976 günlü, 1976/6-4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ile Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği maddeleridir.
3. Değerlendirme
a) Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları yönünden;
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nu 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3. Bölge Adliye Mahkemesinin 28.04.2021 karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan kesinlik sınırının 78.630,00 TL olup, manevi tazminat hükmünün, maddi tazminat hükmünden bağımsız bir dava olarak değerlendirildiğinde, kısmen kabul edilen manevi tazminat miktarının kesinlik sınırı altında kaldığı anlaşılmakla, davalı vekilinin bu hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
b) Davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazları yönünden;
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerin incelenmesi kapsamında özellikle kusur oran ve aidiyetine dair alınan kusur raporunda diğer iş yerlerindeki çalışmanın meslek hastalığının gelişimi üzerinde etkisinin tespitini mümkün kılan delil durumun göre o iş yerlerinde geçen çalışmaların davacıda gelişen meslek hastalığı üzerinde etkisinin olmadığının tespit edilmiş olması, kaçınılmazlığa dair tespitin açıkça itiraz ve temyiz konusu yapılmaması için bu hususun inceleme konusu yapılamayacağı, davacının kendi kusur oranının da dosya içeriğine uygun belirlendiği, maddi tazminat hesabı yönünden kazanç unsurunun doğru belirlendiği, gelirin doğru miktarının rücuya kabil kısmının tenzil edilmiş olduğu, zamanaşımı def'i yönünden ise davacının maddi tazminat istemini ıslahının dairemizce kabul edilen ilkeler kapsamında sürekli iş göremezlik oranın kesin olarak belirlendiği tarih başlangıç dikkate alındığında ıslahın zamanaşımına uğramadığı gibi temyiz eden tarafın bu hususu açıkça istinaf ettiğinin tespit edilememiş olması karşısında Bölge Adliye Mahkemesi kararında inceleme konusu yapılmamasının yerinde olduğu gözetilerek, temyiz sebeplerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş olması nedenleriyle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1-Davalı vekilinin, manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2-Davalı vekilinin maddi tazminat hükmüne yönelik tüm temyiz itirazlarının temyiz kapsam ve nedenleri gözetilerek reddiyle maddi tazminata ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
3-Aşağıda yazılı temyiz giderinin davalıya yükletilmesine
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
İşçi (A) ile İşveren (B) arasındaki iş sözleşmesi 10 Mart'ta sona ermiştir. (B), 25 Mart'ta (A)'ya bir ibraname imzalatmış ve ödemeyi banka aracılığıyla yapmamıştır. İbranamede "işçinin tüm alacakları ödenmiştir" şeklinde genel bir ifade yer almaktadır.
Bu ibra sözleşmesinin hukuki durumu nedir?
A) Geçerlidir, çünkü yazılı yapılmıştır.
B) Geçersizdir, çünkü sözleşmenin sona ermesinden itibaren en az 1 aylık süre geçmemiştir.
C) Geçerlidir, çünkü işçi imzalamıştır.
D) Geçersizdir, çünkü ibra sözleşmesi noterden yapılmalıdır.
E) Geçerlidir, ancak işçi sadece miktarını ispat edemediği alacakları talep edemez.
Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.