6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 446

Türk Borçlar Kanunu 446. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 446- Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür. Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu miktarı aşan zararı gidermek zorundadır. İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de isteyebilir. 4. Sona ermesi

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

14 karar eşleşti
9. Hukuk Dairesi, 2014/24508 E., 2015/34003 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL ANADOLU 10. İŞ MAHKEMESİ
Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2014/24508 E.  ,  2015/34003 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 10. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 29/04/2014 NUMARASI : 2012/350-2014/153 :Davacı, iş sözleşmesine aykırılık nedeniyle cezai şart tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davalı işçinin imza ettiği iş sözleşmesiyle şirket bölge müdürü sıfatıyla çalıştığını, 30.09.2010 tarihinde iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini,iş yerinden ayrılan davalı işçinin kısa bir süre sonra aynı sektörde rakibi olan S. T.Y.Ü. ve Servis Ltd. Şti'de çalışmaya başladığını, dolayısıyla çalıştığı dönem boyunca edindiği ticari sırları yeni işveren şirketle paylaştığını kendi müşterileri ile ticari faaliyete girerek müşteri ayartmama yasağını ihlal ettiğini ayrıca şirketleri bünyesinde çalışan birçok işçiyi de S.'da çalışmaları yönünde teşvik ederek işçi ayartmama yasağını da ihlal ettiğini,böylece davacı işçinin aralarında imzalanan iş sözleşmesinin 6. ve 8. maddelerine aykırı hareket ettiğini,iş bu maddelerde davacı işçiye iş akdinin sona ermeseinden itibaren 12 ay süre ile rekabet etmeme,müşteri ayartmama,işçi ayartmama,ticari sırları paylaşmama yönünden yasaklar getirilmiş olduğunu,davalının bu eylemlerinin taraflar arasındaki iş sözleşmesine aykırı olduğunu ileri sürerek,sözleşmenin 6.5. maddesi gereğince 54.876,00 TL cezai şartın davalı işçiden tahsiline karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili;ş sözleşmesinin dava konusu talebe dayanak yapılan bölümünün işverenlik lehine tek taraflı olarak düzenlenmesi nedeniyle geçersiz bulunduğunu, B.K.'nun 348. maddesine göre bu tür sözleşmelerin düzenlenmesinde her iki taraf için sorumluluk öngören hükümlere yer verilmesi gerektiğini, yine aynı yasal düzenlemeye göre rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde zaman, yer ve işin mahiyetine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, cezai şartın yapılan işin niteliğine uygun olması ayrıca Yargıtay kararlarına göre belirli bir coğrafi bölge ve makul süre ile sınırlandırılmayan cezai şartların geçerli olmadığını, B.K.'nun 349. Maddesine göre rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmemesi için süre, yer ve işin türü bakımından sınırlandırılmış olmadıkça geçerli olmayacağını, dava konusu sözleşmede rekabet yasağına ilişkin belirli bir coğrafi bölge kararlaştırılmadığı gibi 12 aylık sınırlamanın makul süreyi ziyadesiyle aştığını, kaldı ki davacı şirketin davalı işçinin başka bir işyerinde çalışması nedeniyle zarar uğradığını kanıtlamayadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece;davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dava, davalı işçinin imzaladığı iş sözleşmesinde “rekabet yasağı taahhüdü” ile işten ayrıldığı tarihten itibaren bir yıl süreyle rekabet etmemeyi taahhüt etmesine karşın; akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışması,müşteri ve işçi ayartması ve bu şekilde rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayanmaktadır. Davaya dayanak alınan taahhüdün işçi ile işveren arasında düzenlenmiş olması, bu taahhüt nedeniyle çıkan uyuşmazlığın iş hukuku kapsamında kaldığını kabule yeterli değildir. Zira, bu taahhüt iş akdinin sona ermesi halinde yapılmaması gereken bir hususa ilişkin olmakla, iş hukukunun düzenleme alanı dışında kalmaktadır. Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının iş akdinin feshinden sonra,başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmamaktadır. Mutlak ticari davaların görülme yeri ise, açık biçimde ticaret mahkemeleridir. O halde, mahkemece mutlak şekilde ticaret mahkemelerinin görevine giren davada görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Uyuşmazlık, davacı işveren le davalı işçi arasında imzalanan iş sözleşmesinde iş sözleşmesinin, feshinden sonra düzenlenen rekabet yasağına ilişkin cezai şart tazminatında iş mahkemesinin mi? Ticaret mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Rekabet yasağına dayalı sözleşmeden kaynaklanan cezai şart tazminatının tahsili için iş mahkemesine açılan davada iş mahkemesince uyuşmazlık esastan görülmüş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile “Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin açık olduğu, bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmadığı mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu,  mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise rekabet etmemenin sadakat borcunun bir gereği olmasıdır. İş sözleşmesinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş sözleşmesinin sonuçlarından olan; işçinin işverene sadakat borcu içinde yer alan alt bir yükümlülüktür. Taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş sözleşmesine konulmasına veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. İş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. İş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olmaktadır(Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 10. Baskı İstanbul 2014, S:344., YHGK. 22.09.2008 gün ve. E,. K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E, Hizmet sözleşmesinde işçi, diğer tarafa (iş sahibine) nazaran zayıf durumda bulunduğu için, kanun, iş sahibinin haksız menfaatler sağlayarak işçiyi ezmesini önlemek amacıyla hizmet sözleşmesine eklenecek rekabet yasağı hakkındaki hükümleri özel bir şekilde düzenleme gereğini duymuştur. Borçlar Kanunu 348-352(01.07.2012 tarihinden sonra 6098 sayılı TBK. 444-447 maddeleri). düzenlemesinin getirdiği hükümler, sadece hizmet sözleşmesi zımnında yapılan rekabet yapmama sözleşmelerine uygulanabilirler(Prof. Dr. C. Yavuz, Borçlar Hukuku Dersleri-Özel Hükümler, Beta Yayınları, 2006, S:276, YHGK. 22.09.2008 gün ve . E, . K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E, . K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve. E, . K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). İşçiyi korumaya yönelik olan bu maddede yazılı olan sınırlamalar, bu durumda öteki sözleşmelere uygulanamazlar(Ord. Prof. Dr. H. V. Velidedeoğlu, Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, 1987, S:561., YHGK. 22.09.2008 gün ve . E, . K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E,. K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve . E, .K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Her hizmet sözleşmesinin mutlaka bir ticari işletmeyi ilgilendireceğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla esnaf düzeyindeki kişinin yaptığı hizmet sözleşmesinde yer alan rekabet yasağının ihlalinden doğan davanın da bu hüküm gereğince mutlak ticari dava sayılması anlamsızdır. Bu tür bir sözleşmeden doğan uyuşmazlık “öz ticaret hayatına” ilişkin olmadığı gibi çözümü de ayrı bir uzmanlığı gerektirmez(S. A., Ticari İşletme Hukuku, 9. Baskı, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2005, S:94-95, YHGK. 22.09.2008 gün ve . E, . K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E, . K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve .4 E, .K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Borçlar Kanununun 348(TBK. Mad. 344.) maddesinde düzenlenen rekabet yasağı asli yükümlülük doğuran bir sözleşme değildir, iş akdine bağlı olarak fer’i nitelikte bir yükümlülük doğurmaktadır. İş ilişkilerinden doğan rekabet yasağının düzenlenmesinin dayanağı iş ilişkisidir. İşçi ile işveren arasında rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın İş Mahkemesi’nde mi yoksa ticari dava sayılarak Ticaret Mahkemesi’nde mi görüleceği doktrin ve uygulamada hep tartışma konusu olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008 yıllarında yukarda belirtilen atıflardaki gerekçeleri de belirtmek sureti ile “dava konusu rekabet yasağının dayanağı, işçinin hizmet akdinden kaynaklanan sadakat borcundan kaynaklanmakta olup, hizmet akdinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin iş mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesi ile verdiği kararların aksine 2013 yılında bu içtihadında dönerek ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2012 yılındaki kararından etkilenerek(Y. 11. HD. , Direnme ile YHGK. 29.02.2012 gün ve . E., . K. Konu olmuş ve HGK 11. HD.’nin gerekçesine katılmıştır) iş sözleşmesi sona erdikten sonra rekabet etmeme sözleşmesini iş sözleşmesinden ayrı bir sözleşme olarak değerlendirerek, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlığın ticari dava olması neden ile Ticaret Mahkemesi’nde görüleceğine karar vermiştir. İşçi ve işveren arasında rekabet yasağına ilişkin “özellikle iş sözleşmesinin feshinden sonra rekabet etmeme yükümlülüğü nedeni ile” doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda YHGK kararları arasında çelişki olmuştur. Son karar ile iş sözleşmesinin feshinden sonrasına ilişkin rekabet etmeme ile ilgili uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği belirtilerek, önceki istikrarlı kararlardan dönülmüştür. Kararlara da konu olduğu gibi rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıklarda görevli mahkeme konusunda iki normatif düzenleme vardır ve bu hükümler ne yazık ki çatışmaktadır. İlki iş yargılamasında özel kanun olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, diğeri ise maddi hukuka ilişkin kurallar düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4 ve 5. maddeleridir. 5521 sayılı kanunda “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara iş mahkemelerinde görüleceği, 6102 sayılı kanunun 4/1.c maddesinde ise “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın rekabet yasağına ilişkin 444 ila 447. maddeleri ile ilgili doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, ticari davalarda da delillerin ve bunların sunulmasının HMK hükümlerine tabi olduğuna vurgu yapıldıktan sonra, 5. maddesinde ise “aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalara bakacağı” açıkça belirtilmiştir. Rekabet yasağına ilişkin işçi ve işveren tarafından düzenlenen sözleşmenin dayanağı iş ilişkisidir ve TBK.’nda genel hizmet sözleşmesi bölümünde bu sözleşmeye bağlı olarak düzenlenmiştir. Yukarda da belirtildiği ve kararlarda vurgu yapıldığı gibi, iş uyuşmazlıklarının çözümü genel yargıdan ayrılarak İş Hukuku’na has, bu hukukun amacına hizmet edecek şekilde kolay, hızlı ve ekonomik usul kurallarıyla yargılayan; uzman, özel (spesifik) bir yargıya bırakılmıştır. Rekabet yasağının dayanağı, iş sözleşmesinin gereği olan sadakat borcudur ve işçinin sadakat borcu iş sözleşmesi sona erse de devam eder. İş ilişkisine bağlı olarak imzalanan ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra sonuç doğuran rekabet etmeme sözleşmesini ayrı bir sözleşme olarak ayrı bir ilişki olarak değerlendirme doğru değildir. İş ilişkisi olmasa idi işçi ile işveren arasında böyle bir sözleşme imzalanmazdı. Rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıkta ister iş ilişkisi devam etsin, isterse iş ilişkisi sona ersin açılacak davanın ticari dava olacağı açıktır. Ancak her ticari davanın asliye ticaret mahkemesinde görüleceğine dair mutlak bir kural bulunmamaktadır. Zaten kanun koyucu kanunu 5. maddesine “aksine düzenleme bulunmadıkça” ifadesi ile ticari davanın başka mahkemelerde de görüleceğine dair aksine hüküm bulunabileceğini belirtmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki kural aksine bir düzenlemedir. İş ilişkisi devam ederken rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta iş mahkemesinin görevli, sona erdikten sonra rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlığın ayrı bir sözleşme olarak değerlendirilerek, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini kabul etmek bir çelişkidir. Rekabet yasağındaki cezai şart feshe bağlı olarak yapılmış ise feshin haklılığını veya haksızlığını İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesi, iş mahkemesinin uzmanlık alanındadır. Ticaret Mahkemesi bu yönde değerlendirmede iş hukukunun ispat ve yargılama kurallarını uygulayamaz. Keza, ivazlı rekabet yasağında, öngörülen süreye göre oranlama veya indirim yapılması, iş yargılamasında kabul edilmektedir. Oysa asliye ticaret mahkemesinde bu olanaklı değildir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında rekabet yasağı iş sözleşmesi kurulurken bu sözleşme içinde hükme bağlanmıştır. Ayrı bir rekabet sözleşmesi düzenlenmemiştir. İş mahkemesinin esastan uyuşmazlığı görmesi yerindedir. Bu nedenle çoğunluk bozma görüşüne katılınmamıştır. 01/12/2015

Diğer kararlar (4)

9. Hukuk Dairesi, 2014/4547 E., 2015/16861 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2014/4547 E.  ,  2015/16861 K. * İŞCİ İLE İŞVEREN ARASINDA REKABET YASAĞI SÖZLEŞMESİ * MUTLAK TİCARİ DAVALAR * İŞCİNİN İŞ SÖZLEŞMESİ SONA ERDİKTEN SONRA REKABET YASAĞI TAAHHÜDÜNÜ İHLALİ * İŞCİLİK HAKLARI VE İŞCİNİN REKABET YASAĞINI İHLAL DAVALARININ TEFRİKİ GEREĞİ * REKABET YASAĞI * İŞ MAHKEMELERİ KANUNU (5521) Madde 1 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 4 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 348 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 352 * TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 344 * TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 444 * TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 447 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 4 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 5 "İçtihat Metni" Davacı, cezai şart tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davalı işçinin imza ettiği iş sözleşmesiyle dış ticaret sorumlusu olarak çalıştığını, tüm masrafların işveren tarafından karşılanarak davalıya eğitimlerin verildiğini, iş yerinden ayrılan davalı işçinin aynı sektörde rakibi olan S..Gıda San. Tic. A.Ş.'de çalışmaya başladığını, davalının henüz şirkette çalışırken bu şirketle anlaştığını, adı geçen şirketin, işçinin işverenin müşterilerini tanımış ve işlerinin esrarına nüfuz etmiş olmasından istifade etmek kastıyla işçiyi kendi bünyesinde çalıştırmaya başladığını, nitekim işçinin işletmeden ayrılıp başka bir işletmede çalışmaya başlamasını müteakip, söz konusu müşteri çevresi ile yeni işveren adına ilişki kurabilme gayreti içine girdiğini, davalının bu eyleminin taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine aykırı olduğunu, davalının sözleşme gereği müvekkili şirkete tazminat ödemekle yükümlü olduğunu, davalı işçinin bu davranışının rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini iddia ederek, rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart, belirli süreli sözleşmesinin süresinden önce feshi nedeniyle cezai şart ve eğitim giderlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı; davacı işyerinde dış ticaret sorumlusunun çalıştığını, şef düzeyinde yöneticiye raporlama yaptıklarını ve onun da genel müdüre bağlı olduğunu, dış ticaret ya da başkaca bir konuda kendisine eğitim imkanı sağlanmadığını, bir yıllık rekabet yasağının ölçüsüz olduğunu, ekonomik geleceğini tehlikeye düşürdüğünü, işyerinde bazı çalışanların üretim formüllerini dışarı sızdırdığı yolunda işveren şikayetlerinden sonra, işverenin çalışanlara güvenmemeye ve işyerini terke zorladığını, bu olay hakkında diğer bazı çalışanların yargılandığını ancak davacının kendisi hakkında şikayette bulunmadığını, S.. Gıda'da bir buçuk ay çalıştığını ve daha sonra sadece meyve konservesi yapan M..Gıda şirketine geçtiğini ve burada da 4 ay çalıştığını, bu sırada işverene verdiği herhangi bir zararın olmadığın ve sonrasında da başka sektörde işe girdiğini, son dönem aylık 2.250 TL ücret aldığını ve bu nedenle 10.000 USD cezai şartın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak taraflar arasındaki iş ilişkisinin baştan beri belirsiz süreli olduğu ve bu nedenle cezai şartın koşullarının oluşmadığı, ayrıca rekabet yasağının ihlali nedeniyle talep edilen cezai şartın da koşullarının oluşmadığı ve davalıya sağlanan eğitim giderlerinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dava, davalı işçinin imzaladığı iş sözleşmesinde “rekabet yasağı taahhüdü” ile işten ayrıldığı tarihten itibaren bir yıl süreyle rekabet etmemeyi taahhüt etmesine karşın; akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalıştığı ve rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayanmaktadır. Davaya dayanak alınan taahhüdün işçi ile işveren arasında düzenlenmiş olması, bu taahhüt nedeniyle çıkan uyuşmazlığın iş hukuku kapsamında kaldığını kabule yeterli değildir. Zira, bu taahhüt iş akdinin sona ermesi halinde yapılmaması gereken bir hususa ilişkin olmakla, iş hukukunun düzenleme alanı dışında kalmaktadır. Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmamaktadır. (HGK 27.2.1013 gün ve 2012/9-854 E. 2013/292 K.) Mutlak ticari davaların görülme yeri ise, açık biçimde ticaret mahkemeleridir. O halde,  mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 07.05.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: Uyuşmazlık, davacı işveren le davalı işçi arasında imzalanan iş sözleşmesinde iş sözleşmesinin, feshinden sonra düzenlenen rekabet yasağına ilişkin cezai şart tazminatında iş mahkemesinin mi? Ticaret mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Rekabet yasağına dayalı cezai şart tazminatı yanında sözleşmeden kaynaklanan cezai şart ve eğitim giderinin tahsili için iş mahkemesine açılan davada iş mahkemesince uyuşmazlık esastan görülmüş ve davanın reddine karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile “Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin açık olduğu, bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmadığı(HGK 27.2.1013 gün ve 2012/9-854 E. 2013/292 K.), mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu,  mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise rekabet etmemenin sadakat borcunun bir gereği olmasıdır. İş sözleşmesinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş sözleşmesinin sonuçlarından olan; işçinin işverene sadakat borcu içinde yer alan alt bir yükümlülüktür. Taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş sözleşmesine konulmasına veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. İş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. İş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olmaktadır(Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 10. Baskı İstanbul 2014, S:344., YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Hizmet sözleşmesinde işçi, diğer tarafa (iş sahibine) nazaran zayıf durumda bulunduğu için, kanun, iş sahibinin haksız menfaatler sağlayarak işçiyi ezmesini önlemek amacıyla hizmet sözleşmesine eklenecek rekabet yasağı hakkındaki hükümleri özel bir şekilde düzenleme gereğini duymuştur. Borçlar Kanunu 348-352(01.07.2012 tarihinden sonra 6098 sayılı TBK. 444-447 maddeleri). düzenlemesinin getirdiği hükümler, sadece hizmet sözleşmesi zımnında yapılan rekabet yapmama sözleşmelerine uygulanabilirler(Prof. Dr. C. Yavuz, Borçlar Hukuku Dersleri-Özel Hükümler, Beta Yayınları, 2006, S:276, YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). İşçiyi korumaya yönelik olan bu maddede yazılı olan sınırlamalar, bu durumda öteki sözleşmelere uygulanamazlar(Ord. Prof. Dr. H. V. Velidedeoğlu, Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, 1987, S:561., YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Her hizmet sözleşmesinin mutlaka bir ticari işletmeyi ilgilendireceğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla esnaf düzeyindeki kişinin yaptığı hizmet sözleşmesinde yer alan rekabet yasağının ihlalinden doğan davanın da bu hüküm gereğince mutlak ticari dava sayılması anlamsızdır. Bu tür bir sözleşmeden doğan uyuşmazlık “öz ticaret hayatına” ilişkin olmadığı gibi çözümü de ayrı bir uzmanlığı gerektirmez(S. Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 9. Baskı, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2005, S:94-95, YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Borçlar Kanununun 348(TBK. Mad. 344.) maddesinde düzenlenen rekabet yasağı asli yükümlülük doğuran bir sözleşme değildir, iş akdine bağlı olarak fer’i nitelikte bir yükümlülük doğurmaktadır. İş ilişkilerinden doğan rekabet yasağının düzenlenmesinin dayanağı iş ilişkisidir. İşçi ile işveren arasında rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın İş Mahkemesi’nde mi yoksa ticari dava sayılarak Ticaret Mahkemesi’nde mi görüleceği doktrin ve uygulamada hep tartışma konusu olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008(YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K.) ve 2011(YHGK. 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ) yıllarında yukarda belirtilen atıflardaki gerekçeleri de belirtmek sureti ile “dava konusu rekabet yasağının dayanağı, işçinin hizmet akdinden kaynaklanan sadakat borcundan kaynaklanmakta olup, hizmet akdinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin iş mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesi ile verdiği kararların aksine 2013 yılında bu içtihadında dönerek ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2012 yılındaki kararından etkilenerek(Y. 11. HD. , Direnme ile YHGK. 29.02.2012 gün ve 2011/11-781 E., 2012/109 K. Konu olmuş ve HGK 11. HD.’nin gerekçesine katılmıştır) iş sözleşmesi sona erdikten sonra rekabet etmeme sözleşmesini iş sözleşmesinden ayrı bir sözleşme olarak değerlendirerek, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlığın ticari dava olması neden ile Ticaret Mahkemesi’nde görüleceğine karar vermiştir(Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K). İşçi ve işveren arasında rekabet yasağına ilişkin “özellikle iş sözleşmesinin feshinden sonra rekabet etmeme yükümlülüğü nedeni ile” doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda YHGK kararları arasında çelişki olmuştur. Son karar ile iş sözleşmesinin feshinden sonrasına ilişkin rekabet etmeme ile ilgili uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği belirtilerek, önceki istikrarlı kararlardan dönülmüştür. Kararlara da konu olduğu gibi rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıklarda görevli mahkeme konusunda iki normatif düzenleme vardır ve bu hükümler ne yazık ki çatışmaktadır. İlki iş yargılamasında özel kanun olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, diğeri ise maddi hukuka ilişkin kurallar düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4 ve 5. maddeleridir. 5521 sayılı kanunda “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara iş mahkemelerinde görüleceği, 6102 sayılı kanunun 4/1.c maddesinde ise “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın rekabet yasağına ilişkin 444 ila 447. maddeleri ile ilgili doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, ticari davalarda da delillerin ve bunların sunulmasının HMK hükümlerine tabi olduğuna vurgu yapıldıktan sonra, 5. maddesinde ise “aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalara bakacağı” açıkça belirtilmiştir. Rekabet yasağına ilişkin işçi ve işveren tarafından düzenlenen sözleşmenin dayanağı iş ilişkisidir ve TBK.’nda genel hizmet sözleşmesi bölümünde bu sözleşmeye bağlı olarak düzenlenmiştir. Yukarda da belirtildiği ve kararlarda vurgu yapıldığı gibi, iş uyuşmazlıklarının çözümü genel yargıdan ayrılarak İş Hukuku’na has, bu hukukun amacına hizmet edecek şekilde kolay, hızlı ve ekonomik usul kurallarıyla yargılayan; uzman, özel (spesifik) bir yargıya bırakılmıştır. Rekabet yasağının dayanağı, iş sözleşmesinin gereği olan sadakat borcudur ve işçinin sadakat borcu iş sözleşmesi sona erse de devam eder. İş ilişkisine bağlı olarak imzalanan ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra sonuç doğuran rekabet etmeme sözleşmesini ayrı bir sözleşme olarak ayrı bir ilişki olarak değerlendirme doğru değildir. İş ilişkisi olmasa idi işçi ile işveren arasında böyle bir sözleşme imzalanmazdı. Rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıkta ister iş ilişkisi devam etsin, isterse iş ilişkisi sona ersin açılacak davanın ticari dava olacağı açıktır. Ancak her ticari davanın asliye ticaret mahkemesinde görüleceğine dair mutlak bir kural bulunmamaktadır. Zaten kanun koyucu kanunu 5. maddesine “aksine düzenleme bulunmadıkça” ifadesi ile ticari davanın başka mahkemelerde de görüleceğine dair aksine hüküm bulunabileceğini belirtmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki kural aksine bir düzenlemedir. İş ilişkisi devam ederken rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta iş mahkemesinin görevli, sona erdikten sonra rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlığın ayrı bir sözleşme olarak değerlendirilerek, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini kabul etmek bir çelişkidir. Rekabet yasağındaki cezai şart feshe bağlı olarak yapılmış ise feshin haklılığını veya haksızlığını İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesi, iş mahkemesinin uzmanlık alanındadır. Ticaret Mahkemesi bu yönde değerlendirmede iş hukukunun ispat ve yargılama kurallarını uygulayamaz. Keza, ivazlı rekabet yasağında, öngörülen süreye göre oranlama veya indirim yapılması, iş yargılamasında kabul edilmektedir. Oysa asliye ticaret mahkemesinde bu olanaklı değildir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında rekabet yasağı iş sözleşmesi kurulurken bu sözleşme içinde hükme bağlanmıştır. Ayrı bir rekabet sözleşmesi düzenlenmemiştir. İş mahkemesinin esastan uyuşmazlığı görmesi yerindedir. Bu nedenle çoğunluk bozma görüşüne katılınmamıştır.07.05.2015
11. Hukuk Dairesi, 2022/4868 E., 2024/1279 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ekabet etmeme şartına aykırı davranmadığını, davacı iş sözleşmesindeki rekabet etmeme şartının geçerli olduğunu ve müvekkilinin bu şarta aykırı davrandığını ispat edemediğini, müvekkilinin davacıya ait hiçbir ticari sırra sahip olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesi hükmü gereğince müvekkilinin cezai şart ödemekle yükümlü olduğu iddiasının 6098 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesinin ikinci
11. Hukuk Dairesi         2022/4868 E.  ,  2024/1279 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi SAYISI : 2019/2337 Esas, 2022/591 Karar HÜKÜM : Asıl davanın reddine, birleşen davanın reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2015/640 E., 2019/777 K. BİRLEŞEN DAVA : İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2015/641 E. sayılı dosya Taraflar arasındaki asıl cezai şart alacağı ve birleşen haksız rekabetin tespiti, men'i ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kısmen kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın birleşen davada davacı vekili ve asıl davada davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl davalı vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurunun kabulü ile asıl dava yönünden İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, mahkemece asıl davada hüküm altına alınan ve davacı vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 46.614,00 TL olup Mahkemenin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekilinin birleşen dava yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili asıl dosya dava dilekçesinde; davalının 08.07.2013 tarihinden istifa ettiği 31.12.2014 tarihine kadar müvekkili şirket bünyesinde yer alan Hilton Garden Inn İstanbul Hoteli'nde "genel müdür" sıfatıyla çalıştığını, davalının müvekkili şirketten istifa ederek ayrılmasından kısa bir süre sonra 05.01.2015 tarihinde The Marmara Pera Hotel'de genel müdür sıfatıyla çalışmaya başladığının tespit edildiğini, davalının rakip firmaya geçerken müvekkil şirkete ait otelin müşteri portföyünden ve ticari sırlarından faydalanarak müvekkili şirketi maddi ve manevi zarara uğrattığını, davalının imzaladığı iş sözleşmesinin 7 nci maddesinin (p) bendine göre iş akdinin sona ermesinden itibaren 6 aylık süre boyunca Marmara Bölgesindeki 4 ve 5 yıldızlı otellerde genel müdür sıfatıyla çalışmasının rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 46.614,00 TL cezai şart alacağının işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili birleşen dosya dava dilekçesinde; asıl davadaki iddialarını tekrar ederek, davalı ...'nin planlanmış bir şekilde müvekkili şirketten ayrılması üstelik iş sözleşmesinde yer alan rekabet etme yasağının bulunduğunun bilinmesine rağmen halen genel müdür pozisyonunda davalı şirket bünyesinde yer alan otelde çalıştırılmasının haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ve meni ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 150.000,00 TL maddi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Asıl dosyada davalı ... vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında imza edilmiş geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesi bulunmadığını, davacının keyfi olarak 6 ay süreyle davalıya getirmiş olduğu bu sınırlamanın Anayasa'nın 48 inci maddesinde düzenlenmiş olan "Çalışma ve Sözleşme Hürriyet Hakkı"nı ihlal ettiğini, müvekkilinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlar içerdiğini, temelinde hiçbir haklı gerekçenin bulunmadığını, rekabet etmeme borcu altında getirilmiş konu temelli sınırlamanın 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 445 inci maddesi uyarınca geçersiz olduğunu, otelcilik sistemi içerisinde müşteri rezervasyonlarının yapılması ve müşteri elde edilmesinde müvekkilinin kilit bir rolü bulunmadığını, müvekkilinin otel müşterilerini yönlendirebilme ile otelin müşteri tarafından seçilmesinde belirleyici ve müşteri tercihlerini yönlendirici herhangi bir ticari sırra veya güce sahip olmadığını, davacının herhangi bir zararının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. Birleşen dosyada davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile davacı şirket arasında imzalanan bir iş sözleşmesi bulunmakta ise de gerçek sözleşmenin müvekkili ile dava dışı Hilton Worldwide arasında imzalandığının kabulü gerektiğini, davacının işbu davayı açma hakkı bulunmadığı gibi tek başına dava açamayacağını, haksız rekabet şartlarının oluşmadığını, davacının herhangi bir zararının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Birleşen dosyada davalı İstanbul Turizm ve Otelcilik A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacının aktif dava ehliyeti bulunmadığından öncelikle aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, müvekkilinin aynı sektörde uzun yıllardır faaliyet gösteren bir firma olarak, davacının müşteri portföyü ve ticari bağlantılarına ihtiyaç duymadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak, asıl davanın rekabet yasağına aykırılık sebebiyle cezai şart istemine ilişkin olduğu, davalı ...'nin davacı şirkette 08.07.2013 tarihinde "Genel Müdür" pozisyonunda çalışmaya başladığı, iş sözleşmesinin 7/p maddesiyle iş akdinin sonunda Marmara Bölgesinde aynı pozisyonda 4 ve 5 yıldızlı otellerde çalışmamayı taahhüt ettiği, 02.12.2014 tarihinde istifa mektubu sunduğu, akabinde 31.12.2014 tarihinde işten ayrıldığı, kısa bir süre sonra 05.01.2015 tarihinde rekabet yasağı taahhüdüne aykırı olarak Marmara Bölgesinde, "genel müdür" pozisyonunda 5 yıldızlı bir otelde çalışmaya başladığı, davalı ...'nin eyleminin rekabet yasağına açıkça aykırılık teşkil ettiğinden asıl davanın kısmen kabulü ile 45.000,00 TL'nin dava tarihi olan 19.06.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, birleşen davanın haksız rekabetin tespiti, meni ve tazminat istemlerine ilişkin olduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesinde haksız rekabet oluşturacak hususların tahdidi olarak sayıldığı, davalı ...'nin, diğer davalı ...'nde çalışmaya başlamasının doğrudan haksız rekabet oluşturmayacağı, işletmelerin sınıf ve klasmanlarının farklı olduğu, genel müdürün müşteri pörtföyünü götürme gibi bir fonksiyonu olamayacağı gerekçesiyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde birleşen davada davacı vekili ve asıl davada davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; genel müdürün müşteri portföyü üzerinde etkili olamayacağına ilişkin değerlendirmenin hatalı olduğunu, mahkemenin değerlendirmesinin aksine, müşterilerin karşılarında muhatap olarak davalıyı bilip, onunla iletişime geçip, rezervasyonlarını da yine onun aracılığı ile gerçekleştirdiklerini, davalı şirketin de davacının bu niteliklerini bildiği için, davalıyı kendi bünyelerinde bir an evvel çalışmak için ikna ettiğini, davalının müvekkili şirketin tüm müşterilerini davalı şirkete yönlendirerek davalı şirketin haksız kazanç elde etmesini sağladığını, davalının altı aylık rekabet yasağı süresini dahi beklemeden cezai şart tutarını ödemeyi göze alarak davalı şirkette çalışmaya başladığını, davalının müvekkili şirketten ayrılmasının, müvekkili işveren açısından bir know-how kaybı olduğunu, işverenin, çalışanların bilgi ve tecrübe sahibi olması için büyük bir yatırım yapmış olduğu ihtimali de göz önüne alındığında, çalışanın işletmeden ayrılması, bu yatırımın boşa gitmesi sonucunu da beraberinde getirdiğini, davalı şirketin, davalıyı bulunduğu konum itibariyle "prestij" kazanmak ve aynı zamanda davalının sahip olduğu bilgiler aracılığıyla müşteri portföyünü artırmak için ayartarak işe aldığını, müvekkili şirketin zararına ve kâr kaybına ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını, mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu, bilirkişiler tarafından davalının ticari defterlerinin incelenmediğini, yalnızca müvekkili şirket defterlerinin incelenerek bir sonuca gidilmesinin hatalı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. 2.Asıl davada davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; rekabet yasağı sözleşmelerinden kaynaklanan davalarda iş mahkemelerinin görevli olduğunu, rekabet yasağı hükmünün geçersiz olduğunu, işverenin korunmaya değer haklı bir menfaati olmadığını, rekabet yasağında, yer, konu, zaman bakımından yapılan sınırlamaların hukuka aykırı olduğunu, yer bakımından Marmara Bölgesi ile ifade edilen yer sınırlamasının çok geniş ve tamamen müvekkilinin aleyhine, kişinin ekonomik geleceğini sarsacak ve maddi anlamda mağduriyetine yol açacak şekilde düzenlenmiş olduğundan geçersiz olduğunu, müvekkilinin, rekabet etmeme şartına aykırı davranmadığını, davacı iş sözleşmesindeki rekabet etmeme şartının geçerli olduğunu ve müvekkilinin bu şarta aykırı davrandığını ispat edemediğini, müvekkilinin davacıya ait hiçbir ticari sırra sahip olmadığını, 6098 sayılı Kanun'un 446 ncı maddesi hükmü gereğince müvekkilinin cezai şart ödemekle yükümlü olduğu iddiasının 6098 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası doğrultusunda geçersiz olduğunu, hükme göre rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye, müşteri çevresi veya üretim faktörleri hakkında bilgi edinmesini sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması işverene önemli bir zarar verebilecek nitelikteyse geçerli olduğunu, bu nedenle davacının, cezai şart istemekte haksız olduğunu, tek taraflı işçi aleyhine düzenlenen rekabet yasağı sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın da reddine karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirket ile davacı arasında herhangi bir sözleşme, rekabet yasağına ilişkin anlaşma ve taahhüt bulunmadığı, davalı çalışanın rekabet yasağı taahhüdünden dolayı, bu sözleşmenin tarafı olmayan davalı şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı, davacı şirket tarafından davalı çalışanın ayartılmak suretiyle davalı şirkette işe alındığına yönelik bir delil ortaya konulmadığı, davalının davacının müşteri çevresinden hukuka aykırı olarak yararlanmış olduğunun da kanıtlanmadığı, davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesi sonucu itibariyle isabetli olduğundan birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, işçi ve işverenin rekabet yasağı anlaşmasına bir ceza koşulu koyabileceği, ancak, bu ceza koşulunun geçerliliğinin 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesinin birinci fıkrasına bağlı olduğunu, burada getirilecek ceza koşulunun sadece işçi aleyhine bir ceza koşulu olmaması, bunun karşılığında işverenin de bir edim üstlenmiş olması gerektiği, Kanun'da bu yorumun aksinin kabulünü gerektirecek hiç bir hüküm bulunmadığını, taraflar arasındaki rekabet yasağı içeren sözleşme yasal sınırlar içinde geçerli bir anlaşma olsa bile, buna bağlanan tek taraflı ceza koşulunun hükümsüz olacağı, bu durumda, işveren, rekabet yasağını ihlal eden işçiden ceza koşulunu isteyemeyeceğinden İlk Derece Mahkemesince davacının asıl davada cezai şart talebinin davalı ... yönünden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle asıl davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, asıl davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde; asıl dava yönünden taahhütnamenin 6 ay süreli olup, sadece Marmara bölgesindeki 4-5 yıldızlı otellerde genel müdür görevi için 3 aylık brüt maaşı ile sınırlı olarak düzenlendiği ve yasanın aradığı sınırlamalara uygun yapıldığı, istinaf mahkemesince genel müdür olan ve vekaletname ile şirket adına finansal yetkilerle imza yetkisi verilen davalının davacı şirketin müşteri çevresi ve üretim sırları gibi işverenin yaptığı iş hakkında bilgi edinme imkanı sağlama kıstasına sahip olmadığından 6098 sayılı Kanun'un 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamında taahhütnamenin geçersiz olduğunu, bir şirkette genel müdür olan kişiden daha üst düzey bir kişi olmadığını, genel müdür için müşteri çevresi ve bilgi edinme imkanı olmadığının belirlenemeyeceğini, rekabet etmemenin hizmeti sunan tarafından ancak tek taraflı verilen bir taahhüt olduğunu, birleşen dava yönünden genel müdürün müşteri portföyü üzerinde etkili olmayacağı yorumunun tamamen hatalı olduğunu, dosyada mübrez bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere davalının ...'ne geçmesinden sonra müvekkili şirketin 5 aylık müşteri ve gelir kaybı maliyetinin 158.237,00 TL olarak belirlendiğini, genel müdürün müşteri portföyü üzerinde etkili olmadığı yönündeki değerlendirmenin somut gerçeklikten uzak bir değerlendirme olduğunu, müşterilerin, en üst düzey temsilci genel müdürü aradığını, grup rezervasyonlarını da yine onun aracılığı ile gerçekleştirdiklerini, davalı şirketin de davacının bu niteliklerini bildiği için, davalıyı kendi bünyelerinde bir an evvel çalışmak için ikna ettiğini, davalının, müvekkili şirketten hizmet alacak tüm müşterileri davalı şirkete yönlendirerek davalı şirketin haksız kazanç elde etmesini sağladığını, davalı şirketin, davalıyı bulunduğu konum itibariyle "prestij" kazanmak ve aynı zamanda davalının sahip olduğu bilgiler aracılığıyla müşteri portföyünü artırmak için davalıyı ayartarak işe aldığını, müvekkili şirketin zararına ve kar kaybına ilişkin hiçbir inceleme yapılmadığını, davalı şirketin bilinçli olarak ticari defterlerini ibraz etmediğini, ibraz etseydi haksız rekabet konusu müşterilerin geçişinin maddi olarak da ispat edileceğini belirterek kararın asıl ve birleşen dava yönünden bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl dava, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca rekabet yasağına aykırılık sebebiyle cezai şart alacağının tahsili, birleşen dava haksız rekabetin tespiti, meni ve tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 420 nci maddesinin birinci fıkrası ile 444, 445 ve 446 ncı maddeleri, 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Asıl davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, 2.Temyiz olunan birleşen davaya yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin birleşen dava yönünden davacıya yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2023/10082 E., 2023/8796 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Mahkemesi
tam metni aç
Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan ...
9. Hukuk Dairesi         2023/10082 E.  ,  2023/8796 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :... Mahkemesi Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece ... Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkil Şirkette 15.01.2014 tarihinde medikal bölge sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, davalının Şirket içi tüm elektronik posta yazışma içeriklerinin, Şirketin eski çalışanı olup hâlihazırda dava dışı Matilek Şirketinde çalışan ... arkadaşına gönderdiğinin öğrenildiğini, bunun üzerine davalının ... sözleşmesinin 4857 sayılı ... Kanunu'nun 25 ... maddesi kapsamında sona erdirildiğini, davalının sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına aykırı olarak rakip Şirkette çalışmaya başladığını, işten ayrıldıktan donra da davacı Şirket ile ilgili sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı ... Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı ... Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan ... sözleşmesinin 15 ... maddesinde belirtilen hususlara aykırı davranan davalının hukuka aykırı eylemleri sonucunda müvekkili Şirketin zarar gördüğünü, davalının hukuka aykırı eylemi nedeniyle madden ve manen zarar gören müvekkili Şirketin uğradığı zararlara karşılık olmak üzere maddi tazminat ve manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından gönderildiği iddia edilen elektronik postaların Şirketin resmî hesabından gönderilmiş olduğunu ve davalı tarafından gönderilmediğini, aksi kabul edilse bile gönderilen bilgilerin sır olarak değerlendirilemeyeceğini, davalının davacı Şirket ile yazılı ... sözleşmesinin bulunmadığını, bu nedenle davacı Şirketin hangi bilgilerin sır olduğu konusunda bilgilendirilmediğini, davacı Şirketin bu dönemde çalışanlarını toplu hâlde çıkardığını, bir kısmına performans yetersizliği bahanesi uygulanırken davalı gibi birçok çalışana da haksız ithamlarda bulunarak işten çıkartma yolunun seçildiğini, davacı iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu ve müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin13.02.2020 tarihli ve 2016/96 Esas, 2020/17 Karar sayılı kararı ile; davacı Şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan N.Ş.'ye Şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de; bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibarıyla gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, bir an için negatif yönde bir ciro farkı oluştuğu kabul edilse dahi bu farkın davalının, davacı Şirkete ait bilgileri arkadaşıyla paylaşmasından mı yoksa piyasa koşullarından mı kaynaklandığının tespitinin mümkün bulunmadığı, bu hususu davacı tarafından somut delillerle ispatlayamadığı, zarar iddiasının objektif kriterlerden uzak ve soyut olduğu anlaşıldığından maddi tazminat yönündeki talebin reddine; manevi tazminat talebi için Mahkememizce yapılan değerlendirmede ise davalının yukarıda anılan ve Mahkememizce de kabul edilen, davacı Şirkete ait ticari bilgileri elektronik posta yolu ile eski çalışan olan arkadaşı ile paylaşmış olması şeklindeki eylemi her ne kadar doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olarak ... Kanununun 25/II-e maddesi kapsamında işveren için haklı nedenle bildirimsiz fesih nedeni kabul edilecek bir davranış ise de; davalının bu eylemi nedeniyle davacı Şirkete manevi olarak nasıl bir zarar verdiğinin ispatlanamadığı, bu eylem ile Şirketin ticari itibarına zarar verildiği yönünde dosyaya yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç ... Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi30.03.2022 tarihli ve 2020/2645 Esas, 2022/757 Karar sayılı kararı ile; davalı işçinin eylemi nedeniyle davacı Şirketin maddi ve manevi zarara uğradığı ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) ... alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Dairemizin 05.07.2022 tarihli ve 2022/6929 Esas, 2022/8687 Karar sayılı ilâmı ile; davacının diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, ... ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edildiği, İlk Derece Mahkemesince de "... her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı..." şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulundığı, hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli olmadığı, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararın bozularak ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafından 03.04.2015 tarihinde reçete bilgisi içerikli bir elektronik postanın davacının eski çalışanı olan N.Ş.'ye gönderildiği elektronik posta içeriğinin davacı Şirket için önemli bir bilgi olduğu, yine davalı tarafından adı şahsa davacı Şirket satış raporunun da gönderildiği, başka bir gönderide ise ana markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerini ve ticari koşullarını içerdiği, bebek mamalarının eczane ve ürün bazlı satış verilerini ticari koşullarını, satış ekibinin bölge bazlı ... ve realizasyonlarını içeren performans sonucu ve ticari sırlarını, mevsimsel ... ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarını, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verisini içerdiği ve bu bilgilerin davacı Şirket için önemli bilgiler olduğu, bilirkişi raporun mali değerlendirme kısmında; davacı Şirketin satış ve ciro kaybının yaşandığını iddia ettiği 01.01.2014-31.05.2014 tarihleri arasındaki ... cironun gerçekleşmemesi ve ciro farkının 655.815,85 TL olduğunun tespit edildiğini, fakat eksi yönde gerçekleşen ciro farkının davalının eylemlerinden mi yoksa ülkenin ekonomik koşullarından kaynaklı mı olduğunun tespitinin mümkün olmadığı, bununla birlikte 2015 yılındaki cironun yıllık bazda değerlendirildiğinde 2014 yılındaki yıllık cirodan çok daha fazla olduğunun, bu şekilde ciroda artış olduğunun tespit edildiği, davacı Şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan N.Ş.'ye Şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de; bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibarıyla gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, ... ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerektiği, manevi zararın salt üzüntünün varlığı hâlinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarar olduğu, kanuni düzenlemeler gereği yalnız ... kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarının koruma altında olduğu, bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri, satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetinde olduğu gerekçeleriyle manevi tazmit talebinin kısmen kabulü, maddi tazminat talebinin reddi yönününde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz başvurusunda; Mahkemece zarar miktarının tam olarak belirlemediği gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda zarar miktarının tam olarak belirlenememesi ticari hayatın karmaşık yapısı gereği olağan olduğu mütalaa edilmekle birlikte zarar doğmadığına dair bir tespit de yapılmadığını davalıya tahsis edilen mail adresinden, müvekkili Şirketin işleyişine müşteri ve ticari sırlarına ait bilgi ve belge gönderildiğinin dosya kapsamı ile ... olduğunu, davalının, hem imzalamış olduğu ... sözleşmesiyle hem de genel hükümler uyarınca ... gördüğü sırada öğrendiği, özellikle üretim ve ... sırları gibi önemli bilgileri üçüncü kişilerle paylaşmamakla yükümlü olmasına rağmen bu yükümlülüklerine aykırı davrandığını ve müvekkil Şirketin yaşadığı ciro kaybında önemli derecede sorumlu olduğunu, hükmedilen manevi tazminat tutarının davalı haksız eylemi ve müvekkil zararı ile orantılı olmayıp, düşük tutardaki tazminatın hakkaniyete aykırı olduğunu beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; davalının eylemi nedeniyle, davacının ticaret sırrının ihlalinden kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı, maddi tazminata hükmedilmesine esas illiyetin sübut bulup bulmadığı konularına ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri. 2. 4271 sayılı ... Medeni Kanunu'nun ( 4271 sayılı Kanun) Kanun'un 24 üncü maddesi. 3. 6098 sayılı Kanun'un 49, 50 ve 51 ... maddeleri. 3. Değerlendirme 1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeple; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 07.....2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2022/6929 E., 2022/8687 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Hukuk Dairesi
tam metni aç
denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 15 inci maddesinde belirtilen
9. Hukuk Dairesi         2022/6929 E.  ,  2022/8687 K. "İçtihat Metni" BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ : ... Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : TAZMİNAT Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkil Şirkette 15.01.2014 tarihinde medikal bölge sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, davalının şirket içi tüm elektronik posta yazışma içeriklerinin, Şirketin eski çalışanı olup hâlihazırda dava dışı Matilek Şirketinde çalışan iş arkadaşına gönderdiğinin öğrenildiğini, bunun üzerine davalının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25 inci maddesi kapsamında sona erdirildiğini, davalının sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına aykırı olarak rakip Şirkette çalışmaya başladığını, işten ayrıldıktan donra da davacı Şirket ile ilgili sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, bilahare yapılan denetimde, müvekkili Şirketin rakibi bulunan birçok şirkete de ticari sır niteliğindeki bilgileri gönderildiğinin tespit edildiğini, davalı hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 239 uncu maddesi uyarınca suç duyurusunda bulunulduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ve 446 ncı maddelerine ve taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinin 15 inci maddesinde belirtilen hususlara aykırı davranan davalının hukuka aykırı eylemleri sonucunda müvekkili Şirketin zarar gördüğünü, davalının hukuka aykırı eylemi nedeniyle madden ve manen zarar gören müvekkili Şirketin uğradığı zararlara karşılık olmak üzere maddi tazminat ve manevi tazminat alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı tarafından gönderildiği iddia edilen elektronik postaların Şirketin resmî hesabından gönderilmiş olduğunu ve davalı tarafından gönderilmediğini, aksi kabul edilse bile gönderilen bilgilerin sır olarak değerlendirilemeyeceğini, davalının davacı Şirket ile yazılı iş sözleşmesinin bulunmadığını, bu nedenle davacı Şirketin hangi bilgilerin sır olduğu konusunda bilgilendirilmediğini, davacı Şirketin bu dönemde çalışanlarını toplu hâlde çıkardığını, bir kısmına performans yetersizliği bahanesi uygulanırken davalı gibi birçok çalışana da haksız ithamlarda bulunarak işten çıkartma yolunun seçildiğini, davacı iddialarının haksız ve dayanaksız olduğunu ve müvekkiline kusur atfedilemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin, davasına konu ciro kaybı nedeniyle maddi tazminat talebi ile ilgili olarak yapılan değerlendirmede; her ne kadar davalının, dava dışı olan ve davacının eski çalışanı olan ...'e şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı, 2014 yılı içerisindeki 4 aylık dönemdeki hedeflenen ciro ile gerçekleşen ciro arasındaki farkın bir zarar olarak kabul edilmesinin mümkün bulunmadığı, kaldı ki 2015 yılı sonu itibariyle gerçekleşen cironun bir önceki yıla göre daha yüksek olduğu, bu itibarla yukarıda anılan 4 aylık döneme ilişkin hedeflenen cironun piyasa koşullarına ne kadar uygun reel bir hesaplama yapıldığının belli olmadığı gibi objektif bir hesaplamanın yapıldığı konusunda şüphe bulunduğu, bir an için negatif yönde bir ciro farkı oluştuğu kabul edilse dahi bu farkın davalının, davacı şirkete ait bilgileri arkadaşıyla paylaşmasından mı yoksa piyasa koşullarından mı kaynaklandığının tespitinin mümkün bulunmadığı, bu hususu davacı tarafından somut delillerle ispatlayamadığı, zarar iddiasının objektif kriterlerden uzak ve soyut olduğu anlaşıldığından maddi tazminat yönündeki talebin reddine; manevi tazminat talebi için mahkememizce yapılan değerlendirmede ise davalının yukarıda anılan ve mahkememizce de kabul edilen, davacı şirkete ait ticari bilgileri elektronik posta yolu ile eski çalışan olan arkadaşı ile paylaşmış olması şeklindeki eylemi her ne kadar doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlar olarak İş Kanununun 25/II-e maddesi kapsamında işveren için haklı nedenle bildirimsiz fesih nedeni kabul edilecek bir davranış ise de, davalının bu eylemi nedeniyle davacı şirkete manevi olarak nasıl bir zarar verdiğinin ispatlanamadığı, bu eylem ile şirketin ticari itibarına zarar verildiği yönünde dosyaya yansıyan bir bilgi ve belge bulunmadığı..." gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemece, zarar miktarının tam olarak belirlenemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin maddi gerçekliğe ve hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda zarar miktarının tam olarak belirlenememesinin ticari hayatın karmaşık yapısı gereği olağan olduğunu, ayrıca bilirkişi raporunda zararın doğmadığına dair bir tespitin de yapılmadığını, davalıya tahsis edilen elektronik posta adresinden, Şirketin iç işleyişişine, müşteri ve ticari sırlarına ait bilgilerin gönderildiğinin dosya içeriği ve bilirkişi raporları ile sabit olduğunu, söz konusu elektronik posta içeriklerin ticari sır niteliğinde olduklarını, müvekkili Şirkete ait ticari sırların rekabet hâlindeki Şirket çalışanlarıyla paylaşılmış olmasının müvekkilinin zararına olduğunu, işten ayrılan davalının, sözleşmesinde yazılı rekabet yasağına da aykırı olarak dava dışı rakip Şirkette çalışmaya başladığını ve müvekkili Şirketle ilgili bildiği, sır niteliğindeki bütün stratejik ticari bilgileri ifşa etmeye devam ettiğini, ticari sırları ifşa edilen müvekkili Şirketin manen zarar gördüğünü ve bu bağlamda manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, kâr elde etmek amacıyla kurulan tüzel kişilerin ticari sırlarının ifşasının kişilik haklarına bir saldırı teşkil ettiğini, bu durumun yargısal içtihatlarla da sabit olduğunu, davalının hukuka aykırı fiilleriyle müvekkili Şirkete zarar verdiğinin bilirkişi raporuyla da belirlendiğini, yaşadığı ciro kaybında davalının vermiş olduğu zarar miktarının diğer faktörlerle birlikte düşünüldüğünde net olarak tespit edilememiş ise de 6098 sayılı Kanun'un 50 nci maddesi uyarınca uygun bir tazminata hükmedilmesi gerektiğini, davanın reddine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı işçinin eylemi nedeniyle davacı Şirketin maddi ve manevi zarara uğradığı ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine dair kararında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde yer alan sebeplerle, davanın reddine ilişkin kabulün hatalı olduğunu, istinaf dilekçesinde belirttiği istinaf sebepleri yeterince irdelenmeden eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalının eylemi nedeniyle, davacının ticaret sırrının ihlalinden kaynaklı olarak maddi ve manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı noktasındadır. 2. İlgili Hukuk 1. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "B. Kişiliğin korunması" " II. Saldırıya karşı" kenar başlıklı 24 üncü maddesi şöyledir: "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır " 2. 6098 sayılı Kanun'un "Haksız Fiillerden Doğan Borç İlişkileri" bölüm başlığı altında düzenlenen " A. Sorumluluk" "I. Genel olarak" kenar başlıklı 49 uncu maddesi şöyledir: " Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür." 3. 6098 sayılı Kanun'un "III. Tazminat" "1. Belirlenmesi" kenar başlıklı 51 inci maddesi şöyledir "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler. Tazminatın irat biçiminde ödenmesine hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür." 3.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında "Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, ... ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır." denilmiştir. 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacının aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, hedef ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edilmiştir. Bu husus İlk Derece Mahkemesince de "... her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı..." şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulunmaktadır. 3. Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli değildir. 4. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05.07.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.