6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 445

Türk Borçlar Kanunu 445. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 445- Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Hâkim, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir. 3. Aykırı davranışların sonuçları

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

18 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/7362 E., 2023/2197 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
ının coğrafi sınır-yer bakımından sınırlanmaması sebebi ile davanın reddine karar verilmişse de sözleşmenin ayakta tutulması ve sözleşmenin hukuka uygun sınırlara çekilmesi için sözleşmeye müdahale edilmesi seçeneğinin göz ardı edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin uygulanmadığını, davalının Türkiye'nin herhangi bir yerinde değil davcı ile aynı şehirde faaliyette bulunan dava dışı ş
11. Hukuk Dairesi         2021/7362 E.  ,  2023/2197 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi HÜKÜM : Esastan ret Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı arasında 01.10.2015 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalandığını, davalının davacı şirkette üretim yöneticisi olarak çalışacağının öngörüldüğünü, sözleşmenin 21 inci maddesi ile rekabet etmeme yükümlülüğünün düzenlendiğini, taraflar arasındaki hizmet akdinin 24.012018 tarihinde davalının istifası üzerine sona erdiğini, davalının istifadan sonra davacı ile aynı mesleki faaliyet içerisinde bulunan Akgün Seramik A.Ş.'de çalışmaya başladığını, davalının bu eyleminin rekabet etmeme yasağına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek şimdilik 5.000,00 euro karşılığı 38.260,00 TL cezai şartın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının sır saklama ve rekabet etmeme yükümlülüğünü ihlali anlamına gelen hiçbir eyleminin olmadığını, davalının davacı şirkette 2012 yılının Haziran ayında mühendis olarak çalışmaya başladığını, davacının mahkemeye sunduğu ve davasına dayanak yaptığı belirsiz süreli iş sözleşmesinin tarihinin ise 01.10.2015 olduğunu, bu sözleşmenin davacı tarafça tek taraflı düzenlendiğini ve tüm işçiler tarafından imzalanması için mobbing uygulandığını, davalı hizmet akdini haklı sebeple fesh ettiği için rekabet yasağının sona erdiğini, davalının işçilik alacaklarının tahsili için arabuluculuğa başvurduğunu, davalının davacı şirkette üretim yöneticisi olarak çalıştığını yeni işyerinde fabrika müdürü olarak farklı bir pozisyonda çalıştığını, davacı şirketin satış ve üretim bölümünün birbirinden farklı olduğunu, davalının davacı şirketin satış ve pazarlamaya ilişkin hiçbir ticari sırrını bilebilecek konumda olmadığını, rekabet etme yasağının belli bir coğrafi bölge ile sınırlandırılması gerektiğini, ancak taraflar arasındaki sözleşmenin yurt genelini ve yurt dışını kapsar şekilde düzenlendiğini, sözleşme hükümlerinin davacının Anayasa ile güvence altına alınan çalışma hürrüyetini ortadan kaldırır ve ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek şekilde düzenlendiğini, davalı aleyhinde sözleşmede bu denli ağır hükümler düzenlenirken davacı şirketin bu oranda üstlendiği bir karşı edimin bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan 01.10.2015 başlangıç tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin rekabet etmeme yükümlülüğünü düzenleyen 21 inci maddesinin "...Personel sadakat borcu kapsamında iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu sürece bu sözleşme ile ifasını yüklenerek fiilen yerine getirmekte olduğu işler ile aynı veya benzeri işleri, gerek işveren nezdindeki çalışma saatleri içerisinde gerek iş süresinin bitiminden sonraki bir zaman diliminde kendi ad ve hesabına yapmayacağı gibi başka işverenler ve/veya üçüncü şahıslar nam ve hesabına yapmamayı, böyle bir işte çalışmamayı ya da böyle bir işe ortak ya da herhangi bir sıfat ve surette katılmamayı ve başka türden bir menfaat ilişkisine girişmemeyi kabul ve taahhüt eder. Bu taahhüt, ayrıca ve özellikle, rakip şirketlerin bu tür faaliyetlerine yardımcı ve aracı olmamayı, personel kendi ve/veya üçüncü şahıslar lehine şirketin tekniklerini, veri bankası, araç ve donanımını kullanmamayı ve kullandırtmamayı kapsar ve işverenin Türkiye geneli ve yurt dışında yaptığı işleri kapsar." hükmünü havi olduğu, işçinin sır saklama yükümlülüğünü özen ve sadakat borcu kapsamında düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 396 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının; "...işçi, iş gördüğü sırada öğrendiği, özettikle üretim ve iş sırları gibi bilgiieri, hizmet ilişkisinin devamı süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür" şeklinde düzenlendiği, Davacının bu iddiasını ispatlayabilmesi için, öncelikle davalının hangi sırlara vakıf olduğunu, sonra bu sırların iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki hangi "haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğunu" ve nihayet davalının hangi davranışları ile bu sırları ifşa ettiğini ispatlaması gerektiği, her ne kadar taraflar arasında rekabet etmeme yükümlülüğüne dair sözleşme imzalanmış ise de sözleşmenin rekabet yasağı bakımından coğrafi sınır-yer sınırlaması içermediğinden geçersiz olduğu, davacının iş sözleşmesinin bitiminden sonra sır saklama yükümlülüğünün devamını öngören hükmün ihlal edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; rekabet yasağının coğrafi sınır-yer bakımından sınırlanmaması sebebi ile davanın reddine karar verilmişse de sözleşmenin ayakta tutulması ve sözleşmenin hukuka uygun sınırlara çekilmesi için sözleşmeye müdahale edilmesi seçeneğinin göz ardı edildiğini, 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesinin uygulanmadığını, davalının Türkiye'nin herhangi bir yerinde değil davcı ile aynı şehirde faaliyette bulunan dava dışı şirkette çalışmaya başladığından rekabet yasağının en azından bu durumu kapsadığı sonucuna varılması gerektiğini, davalının davacı ile aynı ilde faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığı dikkate alındığından sözleşmeden coğrafya sınırlamasının olmadığının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, davalının davacı işyerinde çalıştığı birimler ve vakıf olduğu bilgiler ile dosyada dinelenen tanık beyanları birlikte dikkate alındığında Mahkemenin sır saklama yükümlüğünün ihlaline ilişkin değerlendirmesinin doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında somut olayın özelliklerine uygun, denetlenebilir bilirkişi raporu, toplanan deliller, İlk Derece Mahkemesinin olay nitelendirilmesi ve gerekçesi nazara alındığında, davacının davalının sır saklama yükümlülüğünü somut ve yeterli delillerle ispat edememesi, rekabet yasağının ihlali yönünden ise taraflar arasındaki sözleşmenin rekabet yasağına dair hükmünün coğrafi sınır - yer sınırlaması içermediğinden geçersiz olması nedeniyle davanın reddine dair kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itiraz sebeplerini yineleyerek istinaf mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, davacı iş yerinden ayrılan davalının haksız rekabet yasağını ve sır saklama yükümlülüğünü ihlali iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi 3. Değerlendirme 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2.Dava, davacı iş yerinden ayrılan işçiye karşı vekâlet yasağının ihlali sebebi ile açılan tazminat istemine ilişkindir. 6098 sayılı Kanun'un 445 inci maddesi çerçevesinde Mahkemenin süre ve coğrafi alanla ilgili gerekçeleri Dairemiz yerleşik kararlarına göre isabetli değilse de taraflar arasındaki iş sözleşmesinin 21 inci maddesinde yer alan "...Personel sadakat borcu kapsamında iş sözleşmesinin yürürlükte olduğu sürece bu sözleşme ile ifasını yüklenerek fiilen yerine getirmekte olduğu işler ile aynı veya benzeri işleri, gerek işveren nezdindeki çalışma saatleri içerisinde gerek iş süresinin bitiminden sonraki bir zaman diliminde kendi ad ve hesabına yapmayacağı gibi başka işverenler ve/veya üçüncü şahıslar nam ve hesabına yapmamayı, böyle bir işte çalışmamayı ya da böyle bir işe ortak ya da herhangi bir sıfat ve surette katılmamayı ve başka türden bir menfaat ilişkisine girişmemeyi kabul ve taahhüt eder. Bu taahhüt, ayrıca ve özellikle, rakip şirketlerin bu tür faaliyetlerine yardımcı ve aracı olmamayı, personel kendi ve/veya üçüncü şahıslar lehine şirketin tekniklerini, veri bankası, araç ve donanımını kullanmamayı ve kullandırtmamayı kapsar ve işverenin Türkiye geneli ve yurt dışında yaptığı işleri kapsar...." hükmüne göre rekabet yasağı sadece mesai saatleri ve mesai sonrası zaman diliminde iş sözleşmesi süresince olabilecek muhtemel aykırı davranışları düzenlemektedir. Davacı işyerinden ayrılan işçi yönünden herhangi bir rekâbet yasağı öngörülmediğinden davanın bu nedenle reddi gerekirken İlk Derece Mahkemesince hatalı gerekçe ile verilen hükme karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi kararı doğru değil ise de bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin yazılı şekilde düzeltilerek onanması gerekir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; 1. Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin yazılı şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

11. Hukuk Dairesi, 2017/200 E., 2018/6359 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
maddeleri gözetildiğinde, iş akdinin sona erdiği ve davalı açısından rekabet yasağının başladığı tarih itibariyle uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK 445. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi         2017/200 E.  ,  2018/6359 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada ... ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/07/2016 tarih ve 2014/691-2016/625 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı vekili tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, davalının müvekkili şirkette satış müdür olarak 20/02/2012 tarihli hizmet sözleşmesiyle çalışmaya başladığını, 17/09/2012 tarihinde istifa ettiğini, istifanın üzerinden bir yıl geçmeden aynı alanda iştigal eden dava dışı şirkette çalışmaya başladığını, davalının çalıştığı konum itibari ile müvekkili şirketin ticari sırlarına da vakıf olduğunu, ayrıca iş sözleşmesinde rekabet yasağı düzenlemesinin de bulunduğu, fakat davalı tarafın ticari sırlara vakıf olması nedeniyle çalıştığı dava dışı şirketin müvekkiline ait müşteri portföyüne yöneldiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000,00 TL maddi tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, müvekkilinin davacı şirkette sadece yedi ay çalıştığını, bu çalışmadan önce de sektörü bildiğini, bu nedenle müdür olarak çalıştırıldığını, ayrıca davacının müşteri portföyüne yönelme gibi bir durumunun olamayacağını, zira satılan malların tıbbı cihaz olduğunu ve ihale ile alım satım yapıldığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, davalının, davacı şirkette 22/02/2012 tarihinde yapılan hizmet sözleşmesiyle radyoloji satış müdürü olarak işe başladığı ve 17/09/2012 tarihinde işten ayrıldığı hususunun çekişmesiz olduğu, hizmet sözleşmesinde rekabet yasağı şartı varsa da benimsenen raporda kapsamlı olarak belirtildiği gibi rekabet yasağı coğrafi yer sınırlaması içermediğinden geçersiz olduğu, davacının iş sözleşmesinin bitiminden sonra sır saklama yükümlülüğünün devamını öngören hükmün ihlal edildiğini de kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasında düzenlenen iş sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağına aykırılık nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesi 818 sayılı BK döneminde akdedilmiş ise de, 6101 sayılı Kanun'un 1.ve 3. maddeleri gözetildiğinde, iş akdinin sona erdiği ve davalı açısından rekabet yasağının başladığı tarih itibariyle uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK 445. maddesinin uygulanması gerekmektedir. Somut olayda, taraflar arasındaki iş sözleşmesinde yer olan rekabet yasağı düzenlenmesinde coğrafi alana yönelik kısıtlama belirtilmemiş ise de TBK'nin 445/2 maddesinde mahkemece aşırı nitelikteki rekabet yasağı hükümlerinin kapsamı veya süresi bakımından, hakimin aşırı nitelikteki rekabet yasağını bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirerek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde gözönünde tutmak suretiyle sınırlandırabileceği düzenlenmiştir. Bu düzenleme doğrultusunda coğrafi alan bakımından mahkemece bir sınırlama getirilmesi gerekirken, rekabet yasağı düzenlemesinin geçersiz olduğuna dair hüküm tesisi yerinde değildir. Ayrıca, rekabet yasağı düzenlenmesinin geçerli olduğu nazara alınarak yapılacak olan incelemede, davalının, davacı şirkette satış sorumlusu olarak ticari sırlara vakıf olduğunun kabulü ile rekabet yasağının ihlal edilip edilmediği tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün davacı yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıdaki bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 16/10/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2015/4311 E., 2015/11343 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
6098 S. TBK 445 maddesi uyarınca rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz.
11. Hukuk Dairesi         2015/4311 E.  ,  2015/11343 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen davada .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.11.2014 tarih ve 2014/715-2014/479 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili; davalının 01.08.1996 tarihinden itibaren müvekkil firmada üretim müdürü olarak çalıştığını, 30.01.2010 tarihinde kendi isteğiyle işten ayrıldığını, davalının çalıştığı süre boyunca şirketin satış üretim ve müşteri portföyü ile ilgili sırlarına vakıf olduğunu, taraflar arasında yapılan iş akdinde haksız rekabet yasağına ilişkin hükümlerin bulunduğunu, davalının bu hükümlere aykırı olarak iş akdinin feshi sonrasında müvekkil şirket ile aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışmaya başladığını, davalının bu eylemlerinin rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini ileri sürerek haksız rekabetin tespiti ve uğranılan zarara binaen fazlaya dair haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL'nin 30.01.2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili; müvekkilinin davalı firmadan ayrılmadan önce geçici görevle ...'ye gönderildiğini, müvekkilin Türkiye'ye dönmek istemesine karşın davacı şirketin buna engel olması ve ailevi sebeplerle haklı nedenlerle iş akdini feshettiğini, müvekkilinin yurt dışında kaldığı süre ve kalınan yerin koşulları uyarınca davacının şirket sırlarına vakıf olma durumunun da bulunmadığını, müvekkilinin iş akdinde yer alan yer ve faaliyet sınırlamasına ilişkin düzenlemelerin kanunun emredici hükümlerine aykırı ve batıl olduğunu, müvekkilince daha sonra çalışıldığı belirtilen firmada kısa bir süre çalışıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve dosya kapsamına göre; davalının, davacı firmada çalıştığı süre boyunca vakıf olduğu üretim sırları, müşteri portföyü gibi bilgileri haksız rekabete sebebiyet verir şekilde kullandığının davacı tarafından ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. Dava, taraflar arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan rekabet yasağına ilişkin hükümlerin ihlali nedeniyle haksız rekabetin tespiti ve uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 6762 Sayılı TTK'nın 56. ve devamındaki maddelerde (6102 Sayılı TTK'nın 54. ve devamındaki maddeler) haksız rekabete ilişkin düzenlemelere yer verilmiş olup haksız rekabet; aldatıcı hareket veya hüsnüniyet kaidelerine aykırı sair suretlerle iktisadi rekabetin her türlü suistimalidir şeklinde tanımlanmıştır. 818 Sayılı BK'nın 348. ve devamındaki maddelerde ise haksız rekabetin özel bir şekli olarak işçi ve işveren arasındaki hizmet akitlerinin devamı ve hitamında rekabet yasağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Somut olayda; davacı işveren ile davalı işçi arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan "İşveren'in hizmetinde olduğu süre boyunca ve sözleşmenin feshinden itibaren iki yıl süreyle, işgören, kendi adına veya başkaları adına veya başkalarıyla ortaklık halinde ve/veya ne olursa olsun herhangi bir sıfatla Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde şirketin işine rakip herhangi bir işe veya faaliyete doğrudan veya dolaylı olarak girmeyeceğini, katılmayacağını veya ilgilenmeyeceğini kabul eder" hükmü uyarınca, davalının hizmet aktinin hitamı sonrasında iki yıllık süre dahilinde davacı şirketin faaliyet alanındaki bir işte çalıştığı iddiasıyla işbu dava açılmış, yapılan yargılama sonrasında mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki, davalının sözleşmenin hitamı sonrasında iki yıllık süre zarfında davacı şirketin faaliyet alanında kalan bir işte çalıştığı hususu dosya kapsamıyla sabittir. Haksız rekabetin varlığı yönünden; somut bir zararın doğmuş olması gerekmediği gibi haksız rekabet teşkil eden eylemler nedeniyle bir zarara düçar olma tehlikesinin varlığı yeterlidir. Bu itibarla yerel mahkemenin davanın reddine dair gerekçesi yerinde görülmemiştir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu anayasal teminat altına alınmıştır. 818 sayılı BK'nın 19. maddesinde bir akdin mevzunun, kanunun gösterdiği sınır dairesinde serbestçe tayin olunabilir denilmekle birlikte 20. maddesinde ise akdin mevzunun gayrimümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) aykırı olması halinde o akdin batıl olacağı belirtilmiştir. Sözleşmenin tarafları, sözleşme özgürlüğü ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu belirlemede özgür iseler de bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. 818 Sayılı BK'nın 19, 20, 349. maddelerinde bu özgürlüğün sınırları çizmiştir. Sözleşmede öngörülen rekabet yasağı; ancak işçinin iktisadi geleceğinin hakkaniyete muhalif olarak tehlikeye girmesini menedecek surette zaman, yer ve işin nevi noktasından hal icabına göre münasip bir hudut dahilinde şart edilmiş ise geçerlidir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; davalının imzaladığı hizmet akdinin rekabet yasağına ilişkin maddesinde yer alan coğrafi alan sınırlaması, işçinin iktisaden mahvına sebep olacak düzeyde geniş bir alanı (Tüm Türkiye sınırlarını) kapsaması ve sözleşmede yer alan davacı şirketin faaliyet alanının tüm inşaat sektörünü ilgilendirmesi nedeniyle yukarıda açıklanan çalışma özgürlüğüne, akit serbestisine ilişkin yasal düzenlemelere aykırı olup, bu nedenle haksız rekabete ilişkin sözleşme hükmünün batıl sayılması gerekmektedir. Bu husus gözetildiğinde davanın esasında taraflar arasında imzalanan hizmet aktinde yer alan haksız rekabete ilişkin düzenlemelerin batıl olduğundan bahisle reddi gerekeceğinden sonucu itibariyle doğru olan yerel mahkeme kararının, HUMK'nın 438/son maddesi uyarınca gerekçesi değiştirilmek suretiyle onanmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün gerekçesi değiştirilmek suretiyle ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 2,50 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 02.11.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞIOY 1- Dava, işveren ile işçi arasında hizmet sözleşmesinin kuruluşu anında imzalanan gizlilik ve rekabet yasağı sözleşmesine aykırılık sebebiyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir. 2- Davacı vekili, taraflar arasındaki iş akdinde, iş akdinin 30.01.2010 tarihinde feshinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren bir başka firmada çalışma yasağı bulunmasına rağmen, müvekkili firmada üretim müdürü olarak çalışan ve bu suretle firmanın üretim, satış ve müşteri portföyü bilgilerine sahip olan davalının, kendi isteğiyle iş akdini feshinden sonra dava dışı şirkette çalışmaya başlamak suretiyle rekabet yasağını ihlal ettiğini ileri sürerek tazminat isteminde bulunmuştur. 3- Davalı vekili, müvekkilinin iş akdini haklı sebeple feshettiğini, iş akdinin devamı sırasında Dubai’de bulunması nedeniyle, davacı şirketin sırlarına vakıf olmadığını, iş akdinde yer alan rakip firmalarda çalışma yasağına ilişkin hükümlerin, kanunun emredici düzenlemelerine aykırı olduğunu beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. 4- Yerel mahkemece, davalının işten ayrıldıktan sonra çalışmaya başladığı dava dışı şirkette, davacı şirkette çalışırken vakıf olduğu üretim sırları ve müşteri portföyü gibi bilgileri haksız rekabete yol açar tarzda kullandığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ve bu karar Daire çoğunluğu tarafından farklı gerekçeyle onanmıştır. 5- Daire çoğunluğu ile aramızda, 6098 S. TBK 444 vd. (818 S. BK 348 vd.) maddelerde düzenlenen “rekabet yasağı” sözleşmesinin haksız rekabetin özel bir türü olduğu, taraflar arasında imzalanan sözleşmeye rağmen, davalı şahsın davacı şirketten ayrıldıktan sonraki yasaklı iki yıllık süre içerisinde, aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışmaya başladığı, rekabet yasağı da dahil, haksız rekabetin varlığı için somut bir zararın doğmasının gerekmediği, zarara uğrama tehlikesinin yeterli olduğu konusunda bir görüş ayrılığı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, rekabet yasağı sözleşmesinde bulunması gereken “yer” sınırlamasının bulunmaması, diğer bir anlatımla belirli coğrafi alanla sınırlamak yerine ülkenin tamamının yasaklı çalışma alanına dahil edilmesi halinde, sözleşmenin bütünü itibariyle geçersiz olacağına ilişkin Daire çoğunluğunun görüşlerine katılmıyorum. 6- Uygulamada daha çok, hizmet sözleşmelerinde, işletme devir sözleşmelerinde ve ortaklık (şirket) sözleşmelerinde görülen ve doktrinde “kelepçeleme sözleşmeleri” (Knebelungsvertrage) olarak da nitelenen “rekabet yasağı sözleşmeleri” (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2013, Ankara), işçi-işveren ilişkileri bakımından 6098 S. TBK’nın 444 vd. (818 S. BK 348 vd.) maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 S. TBK 445 maddesi uyarınca rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve koşullar dışında iki yılı aşamaz. Oysa 818 S. BK’da diğer koşullar baki kalmak koşuluyla belirli bir süre sınırı öngörülmemiştir. 7- Somut olayda, taraflar arasında imzalanan Sözleşmede rekabet yasağı tüm Türkiye yönünden öngörülmüştür. Sözleşmede bulunan rekabet yasağı sınırının tüm ülkeyi kapsamasının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı şekilde tehlikeye düşüreceğini ve bu nedenle geçerli olmadığını biz de kabul etmekteyiz. Bununla birlikte, sadece 6098 S. TBK döneminde değil, 818 S. BK’nın uyguladığı dönemde dahi, tüm ülke yönünden geçersiz olan bir Sözleşme hükmünün, tarafların sözleşme yapma iradesine uygun olarak, makul bir coğrafi alan yönünden geçerli, makuliyet dışında kalan alan yönünden ise geçersiz olduğunu düşünmekteyiz. -/- 8- 6098 S. TBK 19.maddesi (818 S. BK 18) uyarınca, bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınmalıdır. 9- Doktrinde “kısmi butlan” (Teilnichtigkeit) olarak da adlandırılan TBK 27.maddesi (818 S. BK’nun 20) uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Bununla birlikte, Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğer hükümlerinin geçerliliğini etkilemeyecektir. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz sayılacaktır. 10- 6102 S.Türk Ticaret Kanunu’nun 1530/1 (6762 S. TTK 1466/1) maddesi 2.cümlesinde, “Sözleşme uyarınca yerine getirilmesi gereken edimler için kanunun veya yetkili makamların koymuş olduğu en yüksek sınırı aşan sözleşmeler en yüksek sınır üzerinden yapılmış sayılır; sınırı aşan edimler hata ile yerine getirilmiş olmasa bile, geri alınır. Bu sınırlarda, Türk Borçlar Kanununun 27 nci maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uygulanmaz” demek suretiyle, yasal sınırı aşan edim yükümlülükleri yönünden sözleşmenin TBK 27/2 maddesinin 2.cümlesi uyarınca sözleşmenin tamamen geçersizliğine hüküm olunamayacağı ifade olunmuştur. 11- 6098 S. TBK 21/1 maddesinin 2.cümlesinde ve 21/2 maddesinde, bir sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin diğer kısımlarına etki etmeksizin sadece “o hükmün yazılmamış sayılması” müeyyidesine tabi tutulmuştur. 12- Doktrinde de, yazar Fikret Eren tarafından, “taraflardan birinin borçlandığı edim, kanuni miktarı aşırı ölçüde aşmış ise, sözleşme tüm olarak batıl sayılmamalı, bunun yerine uzun süre veya aşırı ceza koşulu kanuni sınırlara indirilmelidir… Süre veya miktar yönünden uzun veya aşırı edimlerin makul süre veya miktara indirilmesi halinde “değiştirilmiş bir kısmi butlan” söz konusu olur” denilmek suretiyle, yasal sınırdan daha fazla edimler yönünden sözleşmenin bu kısmının hükümsüz sayılması, diğer kısımlar yönünden sözleşmenin geçerli sayılması gerektiği, hatta emredici hükümlere aykırılık halinde dahi sözleşmenin sadece bu kısmının geçersiz sayılması gerektiği savunulmuştur (Fikret Eren, Türk Borçlar Hukuku, Yetkin, Ankara – 2012, s.338-339). Doktrinde diğer yazarlar da, rekabet sözleşmelerinin zaman, konu ve yer bakımından aşırı olan kısmının hâkim tarafından makul bir düzeye indirilmesi ve daraltılması gerektiği, bütünüyle geçersiz sayılmaması gerektiği savunulmuştur (Akın Ünal, Kelepçeleme Sözleşmeleri, Adalet, 2012-Ankara, s.211; Stadinger / Sack, & 138, Nr. 138, 312). İsviçre Federal Yüksek Mahkemesi de iki ayrı firma arasında, yasal süreden fazla bir süreyi kapsayan (sonsuz süreyle / süresiz –ewige dauer) rekabet yasağı anlaşmasının, sadece fazla süreler yönünden kısmen geçersiz olduğuna karar vermiştir (BGE’nin 14.06.1981 T. ve 107 II 216 sayılı Maloc A. Locher AG - Sicar s.n.c kararı). 13- Öte yandan, yeni dönemde (01.07.2012 tarihinden sonraki), 6098 S. TBK ‘nun 445/2 maddesinde açıkça, hakime, aşırı nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilme yetkisi verilmiş olup, sözleşmenin sınır aşan kısımlarına müdahale edebilmesi hususunda mahkemeye açık bir takdir yetkisi verilmiştir. 14- Somut olayda, Sözleşmede her ne kadar rekabet yasağı “Türkiye Cumhuriyet sınırları” yönünden öngörülmüş ise de, Sözleşmedeki coğrafi sınırın, Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde adları sayılan 81 vilayet olarak yorumlanması, Sözleşmede 81 vilayetin yer alması halinde ise Sözleşmenin bütünü itibariyle mi yoksa, en azından makul bir coğrafi alan dışında kalan iller yönünden mi geçersiz olacağının, 818 S. BK 18.maddesi uyarınca, Sözleşme taraflarının gerçek iradeleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekir. 15- Dava dosyasındaki bilgilerden de anlaşılacağı üzere, hem davacının, hem de davalının sonradan çalışmaya başladığı dava dışı Blaine Ltd. şirketinin “kimyasal ürünler” alanında faaliyet gösterdiği, her ikisinin de ikametgah adresinin İstanbul ili olduğu, taraflarca iş ilişkisinin sona ermesinden sonra hüküm ifade etmek üzere bir rekabet yasağı sözleşmesinin imzalandığı ve sözleşmenin diğer geçerlilik koşullarının da (yazılılık, süre, konu) da bulunduğu dikkate alındığında, Sözleşmedeki “tüm Türkiye Cumhuriyeti” coğrafi alanının en azından İstanbul ili için geçerli olduğu, olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 S. BK 20/2 maddesi uyarınca, diğer iller yönünden sözleşmenin geçersiz olması, aynı ikamet alanı içerisindeki İstanbul için geçerliliği etkilemeyeceği, 818 S. BK 19.maddesinde yerini bulan irade teorisine göre (Eren, s.341) tarafların sözleşmenin kuruluşu aşamasındaki iradeleri dürüstlük kuralına göre değerlendirildiğinde, Kanunun 20/2-son cümlesi uyarınca, rekabet yasağının sadece “İstanbul” ilini kapsaması halinde tarafların bu sözleşmeyi imzalamayacaklarının düşünülemeyecek olmasına göre, sözleşmenin bütünü itibariyle değil sadece diğer iller yönünden geçersiz sayılması gerekmektedir. Anılan nedenlerle, yerel mahkeme kararının yukarıdaki gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan Daire çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
9. Hukuk Dairesi, 2014/24508 E., 2015/34003 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİSTANBUL ANADOLU 10. İŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2014/24508 E.  ,  2015/34003 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 10. İŞ MAHKEMESİ TARİHİ : 29/04/2014 NUMARASI : 2012/350-2014/153 :Davacı, iş sözleşmesine aykırılık nedeniyle cezai şart tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davalı işçinin imza ettiği iş sözleşmesiyle şirket bölge müdürü sıfatıyla çalıştığını, 30.09.2010 tarihinde iş sözleşmesinin geçerli nedenle feshedildiğini,iş yerinden ayrılan davalı işçinin kısa bir süre sonra aynı sektörde rakibi olan S. T.Y.Ü. ve Servis Ltd. Şti'de çalışmaya başladığını, dolayısıyla çalıştığı dönem boyunca edindiği ticari sırları yeni işveren şirketle paylaştığını kendi müşterileri ile ticari faaliyete girerek müşteri ayartmama yasağını ihlal ettiğini ayrıca şirketleri bünyesinde çalışan birçok işçiyi de S.'da çalışmaları yönünde teşvik ederek işçi ayartmama yasağını da ihlal ettiğini,böylece davacı işçinin aralarında imzalanan iş sözleşmesinin 6. ve 8. maddelerine aykırı hareket ettiğini,iş bu maddelerde davacı işçiye iş akdinin sona ermeseinden itibaren 12 ay süre ile rekabet etmeme,müşteri ayartmama,işçi ayartmama,ticari sırları paylaşmama yönünden yasaklar getirilmiş olduğunu,davalının bu eylemlerinin taraflar arasındaki iş sözleşmesine aykırı olduğunu ileri sürerek,sözleşmenin 6.5. maddesi gereğince 54.876,00 TL cezai şartın davalı işçiden tahsiline karar verilmesini istemiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili;ş sözleşmesinin dava konusu talebe dayanak yapılan bölümünün işverenlik lehine tek taraflı olarak düzenlenmesi nedeniyle geçersiz bulunduğunu, B.K.'nun 348. maddesine göre bu tür sözleşmelerin düzenlenmesinde her iki taraf için sorumluluk öngören hükümlere yer verilmesi gerektiğini, yine aynı yasal düzenlemeye göre rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde zaman, yer ve işin mahiyetine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, cezai şartın yapılan işin niteliğine uygun olması ayrıca Yargıtay kararlarına göre belirli bir coğrafi bölge ve makul süre ile sınırlandırılmayan cezai şartların geçerli olmadığını, B.K.'nun 349. Maddesine göre rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini tehlikeye düşürmemesi için süre, yer ve işin türü bakımından sınırlandırılmış olmadıkça geçerli olmayacağını, dava konusu sözleşmede rekabet yasağına ilişkin belirli bir coğrafi bölge kararlaştırılmadığı gibi 12 aylık sınırlamanın makul süreyi ziyadesiyle aştığını, kaldı ki davacı şirketin davalı işçinin başka bir işyerinde çalışması nedeniyle zarar uğradığını kanıtlamayadığını beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece;davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dava, davalı işçinin imzaladığı iş sözleşmesinde “rekabet yasağı taahhüdü” ile işten ayrıldığı tarihten itibaren bir yıl süreyle rekabet etmemeyi taahhüt etmesine karşın; akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalışması,müşteri ve işçi ayartması ve bu şekilde rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayanmaktadır. Davaya dayanak alınan taahhüdün işçi ile işveren arasında düzenlenmiş olması, bu taahhüt nedeniyle çıkan uyuşmazlığın iş hukuku kapsamında kaldığını kabule yeterli değildir. Zira, bu taahhüt iş akdinin sona ermesi halinde yapılmaması gereken bir hususa ilişkin olmakla, iş hukukunun düzenleme alanı dışında kalmaktadır. Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının iş akdinin feshinden sonra,başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmamaktadır. Mutlak ticari davaların görülme yeri ise, açık biçimde ticaret mahkemeleridir. O halde, mahkemece mutlak şekilde ticaret mahkemelerinin görevine giren davada görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 01.12.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Uyuşmazlık, davacı işveren le davalı işçi arasında imzalanan iş sözleşmesinde iş sözleşmesinin, feshinden sonra düzenlenen rekabet yasağına ilişkin cezai şart tazminatında iş mahkemesinin mi? Ticaret mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Rekabet yasağına dayalı sözleşmeden kaynaklanan cezai şart tazminatının tahsili için iş mahkemesine açılan davada iş mahkemesince uyuşmazlık esastan görülmüş ve davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile “Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin açık olduğu, bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmadığı mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu,  mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise rekabet etmemenin sadakat borcunun bir gereği olmasıdır. İş sözleşmesinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş sözleşmesinin sonuçlarından olan; işçinin işverene sadakat borcu içinde yer alan alt bir yükümlülüktür. Taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş sözleşmesine konulmasına veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. İş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. İş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olmaktadır(Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 10. Baskı İstanbul 2014, S:344., YHGK. 22.09.2008 gün ve. E,. K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E, Hizmet sözleşmesinde işçi, diğer tarafa (iş sahibine) nazaran zayıf durumda bulunduğu için, kanun, iş sahibinin haksız menfaatler sağlayarak işçiyi ezmesini önlemek amacıyla hizmet sözleşmesine eklenecek rekabet yasağı hakkındaki hükümleri özel bir şekilde düzenleme gereğini duymuştur. Borçlar Kanunu 348-352(01.07.2012 tarihinden sonra 6098 sayılı TBK. 444-447 maddeleri). düzenlemesinin getirdiği hükümler, sadece hizmet sözleşmesi zımnında yapılan rekabet yapmama sözleşmelerine uygulanabilirler(Prof. Dr. C. Yavuz, Borçlar Hukuku Dersleri-Özel Hükümler, Beta Yayınları, 2006, S:276, YHGK. 22.09.2008 gün ve . E, . K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E, . K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve. E, . K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). İşçiyi korumaya yönelik olan bu maddede yazılı olan sınırlamalar, bu durumda öteki sözleşmelere uygulanamazlar(Ord. Prof. Dr. H. V. Velidedeoğlu, Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, 1987, S:561., YHGK. 22.09.2008 gün ve . E, . K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E,. K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve . E, .K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Her hizmet sözleşmesinin mutlaka bir ticari işletmeyi ilgilendireceğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla esnaf düzeyindeki kişinin yaptığı hizmet sözleşmesinde yer alan rekabet yasağının ihlalinden doğan davanın da bu hüküm gereğince mutlak ticari dava sayılması anlamsızdır. Bu tür bir sözleşmeden doğan uyuşmazlık “öz ticaret hayatına” ilişkin olmadığı gibi çözümü de ayrı bir uzmanlığı gerektirmez(S. A., Ticari İşletme Hukuku, 9. Baskı, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2005, S:94-95, YHGK. 22.09.2008 gün ve . E, . K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve . E, . K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve .4 E, .K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Borçlar Kanununun 348(TBK. Mad. 344.) maddesinde düzenlenen rekabet yasağı asli yükümlülük doğuran bir sözleşme değildir, iş akdine bağlı olarak fer’i nitelikte bir yükümlülük doğurmaktadır. İş ilişkilerinden doğan rekabet yasağının düzenlenmesinin dayanağı iş ilişkisidir. İşçi ile işveren arasında rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın İş Mahkemesi’nde mi yoksa ticari dava sayılarak Ticaret Mahkemesi’nde mi görüleceği doktrin ve uygulamada hep tartışma konusu olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008 yıllarında yukarda belirtilen atıflardaki gerekçeleri de belirtmek sureti ile “dava konusu rekabet yasağının dayanağı, işçinin hizmet akdinden kaynaklanan sadakat borcundan kaynaklanmakta olup, hizmet akdinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin iş mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesi ile verdiği kararların aksine 2013 yılında bu içtihadında dönerek ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2012 yılındaki kararından etkilenerek(Y. 11. HD. , Direnme ile YHGK. 29.02.2012 gün ve . E., . K. Konu olmuş ve HGK 11. HD.’nin gerekçesine katılmıştır) iş sözleşmesi sona erdikten sonra rekabet etmeme sözleşmesini iş sözleşmesinden ayrı bir sözleşme olarak değerlendirerek, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlığın ticari dava olması neden ile Ticaret Mahkemesi’nde görüleceğine karar vermiştir. İşçi ve işveren arasında rekabet yasağına ilişkin “özellikle iş sözleşmesinin feshinden sonra rekabet etmeme yükümlülüğü nedeni ile” doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda YHGK kararları arasında çelişki olmuştur. Son karar ile iş sözleşmesinin feshinden sonrasına ilişkin rekabet etmeme ile ilgili uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği belirtilerek, önceki istikrarlı kararlardan dönülmüştür. Kararlara da konu olduğu gibi rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıklarda görevli mahkeme konusunda iki normatif düzenleme vardır ve bu hükümler ne yazık ki çatışmaktadır. İlki iş yargılamasında özel kanun olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, diğeri ise maddi hukuka ilişkin kurallar düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4 ve 5. maddeleridir. 5521 sayılı kanunda “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara iş mahkemelerinde görüleceği, 6102 sayılı kanunun 4/1.c maddesinde ise “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın rekabet yasağına ilişkin 444 ila 447. maddeleri ile ilgili doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, ticari davalarda da delillerin ve bunların sunulmasının HMK hükümlerine tabi olduğuna vurgu yapıldıktan sonra, 5. maddesinde ise “aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalara bakacağı” açıkça belirtilmiştir. Rekabet yasağına ilişkin işçi ve işveren tarafından düzenlenen sözleşmenin dayanağı iş ilişkisidir ve TBK.’nda genel hizmet sözleşmesi bölümünde bu sözleşmeye bağlı olarak düzenlenmiştir. Yukarda da belirtildiği ve kararlarda vurgu yapıldığı gibi, iş uyuşmazlıklarının çözümü genel yargıdan ayrılarak İş Hukuku’na has, bu hukukun amacına hizmet edecek şekilde kolay, hızlı ve ekonomik usul kurallarıyla yargılayan; uzman, özel (spesifik) bir yargıya bırakılmıştır. Rekabet yasağının dayanağı, iş sözleşmesinin gereği olan sadakat borcudur ve işçinin sadakat borcu iş sözleşmesi sona erse de devam eder. İş ilişkisine bağlı olarak imzalanan ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra sonuç doğuran rekabet etmeme sözleşmesini ayrı bir sözleşme olarak ayrı bir ilişki olarak değerlendirme doğru değildir. İş ilişkisi olmasa idi işçi ile işveren arasında böyle bir sözleşme imzalanmazdı. Rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıkta ister iş ilişkisi devam etsin, isterse iş ilişkisi sona ersin açılacak davanın ticari dava olacağı açıktır. Ancak her ticari davanın asliye ticaret mahkemesinde görüleceğine dair mutlak bir kural bulunmamaktadır. Zaten kanun koyucu kanunu 5. maddesine “aksine düzenleme bulunmadıkça” ifadesi ile ticari davanın başka mahkemelerde de görüleceğine dair aksine hüküm bulunabileceğini belirtmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki kural aksine bir düzenlemedir. İş ilişkisi devam ederken rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta iş mahkemesinin görevli, sona erdikten sonra rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlığın ayrı bir sözleşme olarak değerlendirilerek, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini kabul etmek bir çelişkidir. Rekabet yasağındaki cezai şart feshe bağlı olarak yapılmış ise feshin haklılığını veya haksızlığını İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesi, iş mahkemesinin uzmanlık alanındadır. Ticaret Mahkemesi bu yönde değerlendirmede iş hukukunun ispat ve yargılama kurallarını uygulayamaz. Keza, ivazlı rekabet yasağında, öngörülen süreye göre oranlama veya indirim yapılması, iş yargılamasında kabul edilmektedir. Oysa asliye ticaret mahkemesinde bu olanaklı değildir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında rekabet yasağı iş sözleşmesi kurulurken bu sözleşme içinde hükme bağlanmıştır. Ayrı bir rekabet sözleşmesi düzenlenmemiştir. İş mahkemesinin esastan uyuşmazlığı görmesi yerindedir. Bu nedenle çoğunluk bozma görüşüne katılınmamıştır. 01/12/2015
9. Hukuk Dairesi, 2014/4547 E., 2015/16861 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir.
9. Hukuk Dairesi         2014/4547 E.  ,  2015/16861 K. * İŞCİ İLE İŞVEREN ARASINDA REKABET YASAĞI SÖZLEŞMESİ * MUTLAK TİCARİ DAVALAR * İŞCİNİN İŞ SÖZLEŞMESİ SONA ERDİKTEN SONRA REKABET YASAĞI TAAHHÜDÜNÜ İHLALİ * İŞCİLİK HAKLARI VE İŞCİNİN REKABET YASAĞINI İHLAL DAVALARININ TEFRİKİ GEREĞİ * REKABET YASAĞI * İŞ MAHKEMELERİ KANUNU (5521) Madde 1 * TÜRK TİCARET KANUNU(MÜLGA) (6762) Madde 4 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 348 * BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 352 * TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 344 * TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 444 * TÜRK BORÇLAR KANUNU (6098) Madde 447 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 4 * TÜRK TİCARET KANUNU (6102) Madde 5 "İçtihat Metni" Davacı, cezai şart tazminatı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davalı işçinin imza ettiği iş sözleşmesiyle dış ticaret sorumlusu olarak çalıştığını, tüm masrafların işveren tarafından karşılanarak davalıya eğitimlerin verildiğini, iş yerinden ayrılan davalı işçinin aynı sektörde rakibi olan S..Gıda San. Tic. A.Ş.'de çalışmaya başladığını, davalının henüz şirkette çalışırken bu şirketle anlaştığını, adı geçen şirketin, işçinin işverenin müşterilerini tanımış ve işlerinin esrarına nüfuz etmiş olmasından istifade etmek kastıyla işçiyi kendi bünyesinde çalıştırmaya başladığını, nitekim işçinin işletmeden ayrılıp başka bir işletmede çalışmaya başlamasını müteakip, söz konusu müşteri çevresi ile yeni işveren adına ilişki kurabilme gayreti içine girdiğini, davalının bu eyleminin taraflar arasındaki hizmet sözleşmesine aykırı olduğunu, davalının sözleşme gereği müvekkili şirkete tazminat ödemekle yükümlü olduğunu, davalı işçinin bu davranışının rekabet yasağına aykırılık teşkil ettiğini iddia ederek, rekabet yasağının ihlali nedeniyle cezai şart, belirli süreli sözleşmesinin süresinden önce feshi nedeniyle cezai şart ve eğitim giderlerinin davalıdan tahsilini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı; davacı işyerinde dış ticaret sorumlusunun çalıştığını, şef düzeyinde yöneticiye raporlama yaptıklarını ve onun da genel müdüre bağlı olduğunu, dış ticaret ya da başkaca bir konuda kendisine eğitim imkanı sağlanmadığını, bir yıllık rekabet yasağının ölçüsüz olduğunu, ekonomik geleceğini tehlikeye düşürdüğünü, işyerinde bazı çalışanların üretim formüllerini dışarı sızdırdığı yolunda işveren şikayetlerinden sonra, işverenin çalışanlara güvenmemeye ve işyerini terke zorladığını, bu olay hakkında diğer bazı çalışanların yargılandığını ancak davacının kendisi hakkında şikayette bulunmadığını, S.. Gıda'da bir buçuk ay çalıştığını ve daha sonra sadece meyve konservesi yapan M..Gıda şirketine geçtiğini ve burada da 4 ay çalıştığını, bu sırada işverene verdiği herhangi bir zararın olmadığın ve sonrasında da başka sektörde işe girdiğini, son dönem aylık 2.250 TL ücret aldığını ve bu nedenle 10.000 USD cezai şartın fahiş olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak taraflar arasındaki iş ilişkisinin baştan beri belirsiz süreli olduğu ve bu nedenle cezai şartın koşullarının oluşmadığı, ayrıca rekabet yasağının ihlali nedeniyle talep edilen cezai şartın da koşullarının oluşmadığı ve davalıya sağlanan eğitim giderlerinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. D) Temyiz: Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir. E) Gerekçe: 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2-Dava, davalı işçinin imzaladığı iş sözleşmesinde “rekabet yasağı taahhüdü” ile işten ayrıldığı tarihten itibaren bir yıl süreyle rekabet etmemeyi taahhüt etmesine karşın; akdin sona ermesinden sonra aynı alanda faaliyet gösteren başka bir şirkette çalıştığı ve rekabet yasağını ihlal ettiği iddiasına dayanmaktadır. Davaya dayanak alınan taahhüdün işçi ile işveren arasında düzenlenmiş olması, bu taahhüt nedeniyle çıkan uyuşmazlığın iş hukuku kapsamında kaldığını kabule yeterli değildir. Zira, bu taahhüt iş akdinin sona ermesi halinde yapılmaması gereken bir hususa ilişkin olmakla, iş hukukunun düzenleme alanı dışında kalmaktadır. Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmamaktadır. (HGK 27.2.1013 gün ve 2012/9-854 E. 2013/292 K.) Mutlak ticari davaların görülme yeri ise, açık biçimde ticaret mahkemeleridir. O halde,  mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 07.05.2015 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY: Uyuşmazlık, davacı işveren le davalı işçi arasında imzalanan iş sözleşmesinde iş sözleşmesinin, feshinden sonra düzenlenen rekabet yasağına ilişkin cezai şart tazminatında iş mahkemesinin mi? Ticaret mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır. Rekabet yasağına dayalı cezai şart tazminatı yanında sözleşmeden kaynaklanan cezai şart ve eğitim giderinin tahsili için iş mahkemesine açılan davada iş mahkemesince uyuşmazlık esastan görülmüş ve davanın reddine karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile “Gerek davalı işçinin açıklanan taahhüdünün kapsamı, gerek davalının davacıya ait işyerinden istifaen ayrılmış ve başka bir işyerinde çalışmaya başlamış olması ve gerekse de davacının istemi ile davanın açıklanan özelliğine göre; davalının rekabet yasağını ihlal eden davranışının açık biçimde iş akdinin sona ermesinden sonraki döneme ilişkin bulunduğu; bu davranışın, hizmet akdinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444 ve 447 maddeleri (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348.maddesi) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin açık olduğu, bu kapsamda yer alan uyuşmazlıklara ilişkin davaların ise, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 4/1-c. (mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3.) maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığında duraksama bulunmadığı(HGK 27.2.1013 gün ve 2012/9-854 E. 2013/292 K.), mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu,  mutlak ticari dava niteliğindeki haksız rekabet nedeniyle cezai şart alacağına ilişkin davanın dosyadan tefrik edilerek bu davaya bakma görevi de ticaret mahkemesine ait olup mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken davanın esası hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu” gerekçesi ile bozulmasına karar verilmiştir. Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun Genel Hizmet Sözleşmesi hükümleri içinde 444 ila 447. maddelerinde düzenlenmiştir. Bunun nedeni ise rekabet etmemenin sadakat borcunun bir gereği olmasıdır. İş sözleşmesinin kurulması ile doğan sadakat borcu, işçi tarafından işverenin çıkarlarını koruma ve gözetme borcudur. Rekabet etmeme borcu ise, iş sözleşmesinin sonuçlarından olan; işçinin işverene sadakat borcu içinde yer alan alt bir yükümlülüktür. Taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş sözleşmesine konulmasına veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. Rekabet yasağının ihlaline bağlı taraflarca kararlaştırılmış olan belli bir ödemeyi öngören yaptırım, niteliği itibarıyla bir cezai şart hükmüdür. İş akdinin devamı süresince işçinin işverenle rekabet etmemesi sadakat borcu içinde yer alan bir yükümlülüktür. Buna karşılık, taraflar iş ilişkisi devam ederken sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşme (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler. İş akdi sona erdikten sonra işçinin işverenle rekabet etmeme borcu ancak böyle bir yükümlülük sözleşme ile kararlaştırıldığı takdirde söz konusu olmaktadır(Süzek, S. İş Hukuku,Yenilenmiş 10. Baskı İstanbul 2014, S:344., YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Hizmet sözleşmesinde işçi, diğer tarafa (iş sahibine) nazaran zayıf durumda bulunduğu için, kanun, iş sahibinin haksız menfaatler sağlayarak işçiyi ezmesini önlemek amacıyla hizmet sözleşmesine eklenecek rekabet yasağı hakkındaki hükümleri özel bir şekilde düzenleme gereğini duymuştur. Borçlar Kanunu 348-352(01.07.2012 tarihinden sonra 6098 sayılı TBK. 444-447 maddeleri). düzenlemesinin getirdiği hükümler, sadece hizmet sözleşmesi zımnında yapılan rekabet yapmama sözleşmelerine uygulanabilirler(Prof. Dr. C. Yavuz, Borçlar Hukuku Dersleri-Özel Hükümler, Beta Yayınları, 2006, S:276, YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). İşçiyi korumaya yönelik olan bu maddede yazılı olan sınırlamalar, bu durumda öteki sözleşmelere uygulanamazlar(Ord. Prof. Dr. H. V. Velidedeoğlu, Türk Borçlar Kanunu Şerhi, Yargıtay Yayınları, 1987, S:561., YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Her hizmet sözleşmesinin mutlaka bir ticari işletmeyi ilgilendireceğini kabul etmek mümkün değildir. Dolayısıyla esnaf düzeyindeki kişinin yaptığı hizmet sözleşmesinde yer alan rekabet yasağının ihlalinden doğan davanın da bu hüküm gereğince mutlak ticari dava sayılması anlamsızdır. Bu tür bir sözleşmeden doğan uyuşmazlık “öz ticaret hayatına” ilişkin olmadığı gibi çözümü de ayrı bir uzmanlığı gerektirmez(S. Arkan, Ticari İşletme Hukuku, 9. Baskı, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 2005, S:94-95, YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K. Sayılı ilamından. Aynı atıflar YHGK. ‘nun 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ile Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K. Sayılı ilamlarında da yapılmıştır). Borçlar Kanununun 348(TBK. Mad. 344.) maddesinde düzenlenen rekabet yasağı asli yükümlülük doğuran bir sözleşme değildir, iş akdine bağlı olarak fer’i nitelikte bir yükümlülük doğurmaktadır. İş ilişkilerinden doğan rekabet yasağının düzenlenmesinin dayanağı iş ilişkisidir. İşçi ile işveren arasında rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın İş Mahkemesi’nde mi yoksa ticari dava sayılarak Ticaret Mahkemesi’nde mi görüleceği doktrin ve uygulamada hep tartışma konusu olmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2008(YHGK. 22.09.2008 gün ve 2008/9-517 E, 2008/566 K.) ve 2011(YHGK. 21.09.2011 gün ve 2011/9-508 E, 2011/545 K ) yıllarında yukarda belirtilen atıflardaki gerekçeleri de belirtmek sureti ile “dava konusu rekabet yasağının dayanağı, işçinin hizmet akdinden kaynaklanan sadakat borcundan kaynaklanmakta olup, hizmet akdinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin iş mahkemesinin görevli olduğu” gerekçesi ile verdiği kararların aksine 2013 yılında bu içtihadında dönerek ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 2012 yılındaki kararından etkilenerek(Y. 11. HD. , Direnme ile YHGK. 29.02.2012 gün ve 2011/11-781 E., 2012/109 K. Konu olmuş ve HGK 11. HD.’nin gerekçesine katılmıştır) iş sözleşmesi sona erdikten sonra rekabet etmeme sözleşmesini iş sözleşmesinden ayrı bir sözleşme olarak değerlendirerek, iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlığın ticari dava olması neden ile Ticaret Mahkemesi’nde görüleceğine karar vermiştir(Y. HGK. 27.02.2013 gün ve 2012/9-854 E, 2013/392 K). İşçi ve işveren arasında rekabet yasağına ilişkin “özellikle iş sözleşmesinin feshinden sonra rekabet etmeme yükümlülüğü nedeni ile” doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme konusunda YHGK kararları arasında çelişki olmuştur. Son karar ile iş sözleşmesinin feshinden sonrasına ilişkin rekabet etmeme ile ilgili uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görüleceği belirtilerek, önceki istikrarlı kararlardan dönülmüştür. Kararlara da konu olduğu gibi rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıklarda görevli mahkeme konusunda iki normatif düzenleme vardır ve bu hükümler ne yazık ki çatışmaktadır. İlki iş yargılamasında özel kanun olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, diğeri ise maddi hukuka ilişkin kurallar düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4 ve 5. maddeleridir. 5521 sayılı kanunda “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’ndan doğan uyuşmazlıklara iş mahkemelerinde görüleceği, 6102 sayılı kanunun 4/1.c maddesinde ise “Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın rekabet yasağına ilişkin 444 ila 447. maddeleri ile ilgili doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, ticari davalarda da delillerin ve bunların sunulmasının HMK hükümlerine tabi olduğuna vurgu yapıldıktan sonra, 5. maddesinde ise “aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalara bakacağı” açıkça belirtilmiştir. Rekabet yasağına ilişkin işçi ve işveren tarafından düzenlenen sözleşmenin dayanağı iş ilişkisidir ve TBK.’nda genel hizmet sözleşmesi bölümünde bu sözleşmeye bağlı olarak düzenlenmiştir. Yukarda da belirtildiği ve kararlarda vurgu yapıldığı gibi, iş uyuşmazlıklarının çözümü genel yargıdan ayrılarak İş Hukuku’na has, bu hukukun amacına hizmet edecek şekilde kolay, hızlı ve ekonomik usul kurallarıyla yargılayan; uzman, özel (spesifik) bir yargıya bırakılmıştır. Rekabet yasağının dayanağı, iş sözleşmesinin gereği olan sadakat borcudur ve işçinin sadakat borcu iş sözleşmesi sona erse de devam eder. İş ilişkisine bağlı olarak imzalanan ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra sonuç doğuran rekabet etmeme sözleşmesini ayrı bir sözleşme olarak ayrı bir ilişki olarak değerlendirme doğru değildir. İş ilişkisi olmasa idi işçi ile işveren arasında böyle bir sözleşme imzalanmazdı. Rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlıkta ister iş ilişkisi devam etsin, isterse iş ilişkisi sona ersin açılacak davanın ticari dava olacağı açıktır. Ancak her ticari davanın asliye ticaret mahkemesinde görüleceğine dair mutlak bir kural bulunmamaktadır. Zaten kanun koyucu kanunu 5. maddesine “aksine düzenleme bulunmadıkça” ifadesi ile ticari davanın başka mahkemelerde de görüleceğine dair aksine hüküm bulunabileceğini belirtmiştir. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ndaki kural aksine bir düzenlemedir. İş ilişkisi devam ederken rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıkta iş mahkemesinin görevli, sona erdikten sonra rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlığın ayrı bir sözleşme olarak değerlendirilerek, uyuşmazlığın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiğini kabul etmek bir çelişkidir. Rekabet yasağındaki cezai şart feshe bağlı olarak yapılmış ise feshin haklılığını veya haksızlığını İş Kanunu kapsamında değerlendirilmesi, iş mahkemesinin uzmanlık alanındadır. Ticaret Mahkemesi bu yönde değerlendirmede iş hukukunun ispat ve yargılama kurallarını uygulayamaz. Keza, ivazlı rekabet yasağında, öngörülen süreye göre oranlama veya indirim yapılması, iş yargılamasında kabul edilmektedir. Oysa asliye ticaret mahkemesinde bu olanaklı değildir. Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında rekabet yasağı iş sözleşmesi kurulurken bu sözleşme içinde hükme bağlanmıştır. Ayrı bir rekabet sözleşmesi düzenlenmemiştir. İş mahkemesinin esastan uyuşmazlığı görmesi yerindedir. Bu nedenle çoğunluk bozma görüşüne katılınmamıştır.07.05.2015

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Yapay zeka tabanlı bir görüntü işleme yazılımı geliştiren (X) A.Ş.'de proje lideri olarak çalışan mühendis (M), işvereni ile imzaladığı hizmet sözleşmesinde, sözleşmenin sona ermesinden itibaren "üç yıl süreyle, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde, bilişim sektöründe faaliyet gösteren rakip hiçbir işletmede çalışmayacağını ve kendi hesabına bu alanda bir işletme kurmayacağını" yazılı olarak taahhüt etmiştir. Hizmet ilişkisinin sona ermesinden bir yıl sonra (M)'nin, (X) A.Ş.'nin doğrudan rakibi olan başka bir şirkette çalışmaya başladığını öğrenen (X) A.Ş. dava açmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun hizmet sözleşmesine ilişkin hükümleri çerçevesinde, sözleşmedeki rekabet yasağı kaydının akıbeti hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

A) Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek nitelikte olduğundan, hâkim tarafından kapsamı ve süresi bakımından serbestçe değerlendirilerek sınırlanabilir.
B) Sözleşme fiil ehliyetine sahip (M) tarafından yazılı olarak akdedildiğinden, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince tarafları bağlayıcıdır ve (M) yasağa uymakla yükümlüdür.
C) Rekabet yasağı kaydı, süre ve yer bakımından aşırı sınırlamalar içerdiğinden kısmi butlan yaptırımına tabi olup, bu kayıt sözleşmeden çıkarılmış sayılır.
D) İşçinin üretim sırlarına vakıf olması, işverenin önemli bir zarara uğrama potansiyelini doğurduğundan, kanunda öngörülen azami süreyi aşan bu tür bir düzenleme geçerli kabul edilir.
E) Rekabet yasağına aykırı davranış, sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça yalnızca cezai şart ödeme borcu doğurur; bu nedenle (X) A.Ş. sadece uğradığı zararların tazminini talep edebilir.