6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 470

Türk Borçlar Kanunu 470. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. B. Hükümleri I. Yüklenicinin borçları 1. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

70 karar eşleşti
6. Hukuk Dairesi, 2022/3416 E., 2023/4080 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri.
6. Hukuk Dairesi         2022/3416 E.  ,  2023/4080 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/985 E., 2022/1015 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 2015 yılının Kasım Aralık aylarında davalı Dr....'e estetik ameliyatı olmak gayesiyle başvurmuş ve yapılan muayene sonucunda estetik ameliyat olmasına mani olacak olumsuzluk olmadığı burnun estetik açıdan düzeltileceği garantisi kendisine verildiğini, davalı doktorun uzmanlığına güvenen müvekkilinin ameliyat olmaya karar verdiğini, ameliyat ücreti olarak da 3200 TL ye anlaşıldığını, müvekkiline tedavi öncesinde uygulanacak tıbbi işlem hakkında gerekli bilgilendirme ve aydınlatma yapılmadığını, estetik ameliyatın, risklerden ari olarak gerçekleşeceği garantisi verildiğini, ameliyat sonrasında müvekkilinin burnunun alçıdan çıkması ve şişliklerin geçmesi ile burnun eğri olduğu anlaşıldığını zamanla daha da eğrilmeye rahatsız edecek şekilde şekil değiştirmeye başladığını, burnun en ön kısmı fark edilir şekilde top şekline dönüştüğünü, ameliyattan sonra müvekkilinde ciddi şekilde soluk alıp vermede rahatsızlıklar oluştuğunu, müvekkilinin söz konusu şikayetini davalıya kontrollere gittiğinde dile getirdiğini ve davalıca söz konusu şikayetleri olağan karşılanmakla "bir şey olmaz, alttan kim görecek sanki" diyerek telafi yoluna dahi gitmediğini, ameliyattan yaklaşık 1 sene geçmesine rağmen burun yapısının bozulması, solunum almakta zorlanma gibi ciddi şikayetlerin artması neticesinde davalı düzeltme ameliyatı yapacağı ve hiç bir sorunun kalmayacağı sözünü vermesi neticesinde davacıyı 8 Nisan 2017 tarihinde ikinci kez ameliyata aldığını, ameliyat sonrası müvekkilinin burnuna tampon konulmadığı için iki kez ciddi seviyede burun kanaması geçirdiğini, ikinci ameliyattan bir hafta sonra kanamaların sık sık nüksetmesi neticesinde kontrole giden müvekkiline davalının tampon koymamakla hata ettiğini kabul ettiğini, geçirmiş olduğu 2 ameliyat ve kontrollerden sonuç alamayan ve kesik kesik nefes alma şikayeti devam eden müvekkilinin Niğde Ömer Halisdemir Üniversite Hastanesi KBB bölümünden Uzman doktor Ahmet Aksoy'a muayene olduğunu ve uygulanan tetkikler ve endoskopi sonucu septumda 6-7 cm yırtılma olduğunu öğrendiğini, Uzm Dr Ahmet Aksoy tarafından kendisine söz konusu yırtılmanın geçirmiş olduğu ameliyatlardan kaynaklanmış olabileceği bilgisi verildiğini, emin olmak isteyen müvekkilinin o dönem Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine giderek Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr....'a muayene olmuş aynı teşhisle karşılaştığını, müvekkilinin içinde bulunduğu zor durumdan bir an önce kurtulmak için Hacettepe Hastanesi plastik cerrah uzman doktor İbrahim VARGEL'e de muayene olduğunu, tüm doktorların ortak teşhisinde müvekkilindeki rahatsızlıkların doğmasına neden olan olay; davalı doktor ...'in gerçekleştirmiş olduğu yanlış tedavi ve yanlış ameliyat yöntemleri olduğunu, meydana gelen zarar ile davacı doktorun uygulaması arasında sebep sonuç ilişkisi mevcut olduğunu, estetik cerrahi ameliyatları, sonuç hakkında garanti verilebilen girişimler olduğunu, burada vekalet akdindeki unsurların aksine çalışma sonunda istenilen belli bir sonucun mutlaka elde edilmesi amacı güdüldüğünü, eser sözleşmesinde yüklenici eseri meydana getirmekle ve onu teslim etmekle yükümlü olduğunu, davanın kabulu ile kazanç kaybı, iş gücü kaybı , tedavi ve bakım giderleri vesair nedenlerden dolayı fazlaya ilişkin tüm hak ve alacakları saklı kalmak üzere ve sonradan artırılmak kaydıyla açılan belirsiz alacak davamızdaki 1.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin tedavi öncesinde yeterli aydınlatma ve bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasına katılmanın mümkün olmadığını, öncelikle doktorun görevi hastasını aydınlatmak olduğunu, bu çerçevede gerek muayenehane gerekse hastanede müvekkilinin ameliyat ile ilgili bilgileri hastasına verdiğini ve aydınlatılmış onam evraklarını aldığını, aynı hastalık nedeniyle doktora başvuran iki kişiye aynı işlemlerin uygulanması halinde dahi sonuçları farklı olabildiğini, tıp biliminin henüz birçok belirsizliğe sahip olması, insan psikolojisi ve fizyolojisinin bireyden bireye değişken olması, aynı rahatsızlıkların birçok hastalıkta görülebilir olması, davacının ameliyatının literatürde “Bulbous nasal tip” “boxy nazal tip” ya da “ball tip” olarak adlandırılan kalın derili ve geniş burun ucu, burun ucu inceltmesinin çok fazla sağlanamadığı ve yönetimi zor bir burun şekli olduğunu, davacının müvekkili tarafından yapılan muayenesinde kalın derili bir cilde ve geniş etli bir burun ucuna sahip olduğu, bu burun tipindeki hastalarda burun ucu incelmesinin ve yapılan şeklin tam olarak ortaya çıkamayabileceği belirtilmiş, buna rağmen davacıya yapılan ilk operasyonla planlanan en iyi görüntüye ulaşıldığını, ilk ameliyat sonrasında davacının ameliyat öncesi burun şekline göre çok iyi bir görüntü elde edilmesine rağmen davacının burun ucunun daha ince olmasında ısrar etmesi üzerine ikinci ameliyat planlandığını, yapılan ikinci ameliyatta sadece burun ucu açılarak biraz daha inceltme sağlandığını, daha fazla burun ucu inceltmesi burun cildinde nekroza neden olabileceği için, yapılabilecek maksimum düzeyde inceltme sağlandığını, ameliyat öncesi davacının nefes ile ilgili kısımla ilgili muayenesi yapılmış ve herhangi bir patolojiye rastlanmadığını, davacının tampon kullanılmadığı için kanaması olduğu iddiası burun ucu düzeltmesi yapılan ikinci operasyon için olduğunu, bu operasyonda sadece burun ucu revizyonu yapıldığı için herhangi bir alçı ya da nazal tampona ihtiyaç duyulmadığını, davacının daha iyi nefes alabilmesi için tampona ihtiyaç duyulmadığını, ve yalnızca bant ile stabilizasyon sağlandığını, Operasyon sonrası burun tıkanıklığı uzun dönemde konkaların, enfeksiyon, kronik rinit vb nedenlere bağlı olarak tekrar hipertrofiye olmasına bağlı gelişebilir ve rinit gibi durumların kendisi de nefes alma sorunları oluşturabildiğini, bu rinoplasti ameliyatı ile önlenebilecek bir durum olmadığını ve hastanın erken dönemde burun tıkanıklığı yakınması bulunmadığını, davacının davasının reddini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesini, yargılama giderleriyle avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya arasında bulunan ve hükme esas alınan raporlar doğrultusunda davalının, davacıya uyguladığı operasyonlar kapsamında tıp ilminin kurallarına veya aydınlatma yükümlülüğüne bir aykırılık durumu bulunduğu kanaati oluşmadığından ve davalının kusuru bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece verilen karar usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, mahkeme delillerin değerlendirilmesinde ve işin esasına yönelik incelemesinde eksik inceleme ile karar verildiği kanaatinde olduklarını, estetik ameliyatlarda belirli bir fiziksel görüntünün elde edileceği taahhüt edilmişse, bu durumda hasta ile doktor arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğunu, eser sözleşmesinde işin başarısı için güvence verildiğini, vekalet sözleşmesi kapsamında doktorun işin başarısızlıkla sonuçlanmasından sorumlu tutulamaz iken eser sözleşmesinde başarısız sonuçtan dolayı doktorun sorumlu tutulabildiğini, her ne kadar raporda uygulama ve tekniklerden bahsedilmiş olunsa da yapılan ameliyatın sonuç garantisi olan estetik ameliyat olduğunu, raporlarda eser sözleşmesi kapsamında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sadece vekalet sözleşmesine konu maluliyet durumunun rapora konu edildiğini, müvekkilinin yan burun ucu düşüklüğünden kaynaklı yan kemiklerde daraltma yapacak olup, estetik olarak burun şeklinin nasıl olacağı simulasyonda gösterildiğini ancak simulasyonla hiç alakası olmayan bir burun ortaya koyduğunu, bu konuda simulasyon görüntülerinin gelmesi halinde uyuşmazlığı giderebilecek rapor alınabileceğini, davalı yanın savunmasında belirtiği üzere boxy nazal tip ya da ball tip olarak adlandırılan kalın derili geniş burun ucu incelmesinin çok fazla sağlanamayacağı bir burun şekli olduğu dendiğini ancak bu konuda ancak bu konuda hiçbir açıklama ve onam almadığını, bu husus raporda dikkate alınmadığını, ameliyat sonrasında burun şeklinin istediği gibi olmayıp ucunun düştüğünü, Septum perfore olduğunu, davalının ameliyat esnasında kıkırdaktaki açmış olduğu yırtılmanın ameliyat esnasında müdahale ile düzeltilmediğini, kapatıldığını, burun içi septum perfore , burun ucunun düşük ve eskisinden daha kötü durumda olup kalıcı hasar bıraktığını beyan ederek istinaf başvurularının kabulü ile yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında "Somut olayda davalıdan kaynaklı kusurlu bir eylemin bulunmadığı mahkemece aldırılan her iki raporda belirtilmiş olunması operasyon öncesi davacının geçireceği operasyon ile ilgili bilgilendirilmiş olunması birlikte değerlendirildiğinde davanın reddi yönünde hüküm kurulması usul ve yasaya uygun görülmüştür." gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde belirttiği itirazlarını temyiz dilekçesinde yinelemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi kapsamındaki estetik ameliyattan kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nun 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi özenle yerine getirmek zorundadır. Özen borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece üniversite heyeti ve Adli Tıp Kurumundan alınan rapolar neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesi yapılarak bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TBK nın 476.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; dosyanın alanında uzman bilirkişi kuruluna tevdii edilerek, taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi olup yüklenicinin sonuç taahhüdünün olduğu ve yine eser sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan TBK’nın 475. maddesine göre sorumlu olması için kusurlu bulunması gerekmediği gözönünde tutularak; estetik amaçlı ameliyatın, tıbbın gereklerine ve taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine uygun şekilde yapılıp yapılmadığı, yapılan işlemin amacına ulaşıp ulaşmadığı, eserin ayıplı olarak yapılıp yapılmadığı, ameliyat nedeniyle davacının burnunda geçici veya kalıcı bir rahatsızlığın ortaya çıkıp çıkmadığı hususlarında gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınıp, davacının maddi ve manevi tazminat istemlerinin değerlendirilerek hüküm kurulmasından ibarettir. Belirtilen hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme sonucu, yeterli olmayan bilirkişi raporlarına itibar edilerek davanın reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 05/12/2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ Toplanan delillere ve aldırılan bilirkişi raporlarına göre usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılamamaktayım.

Diğer kararlar (4)

6. Hukuk Dairesi, 2022/855 E., 2023/457 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri.
6. Hukuk Dairesi         2022/855 E.  ,  2023/457 K. "İçtihat Metni" İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/211 E., 2021/448 K. DAVA TARİHİ : 11.03.2014 HÜKÜM : Red Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalılardan doktor ... tarafından burun estetiği ameliyatı yapıldığını, ameliyattan sonra burun ucu eğriliğinin oluştuğunu farkettiğini ve davalı tarafından düzeltilmesi amacıyla tekrar ameliyat yapıldığını ancak yine de düzelmediğini bunun üzerine farklı doktorlara 2 kez daha ameliyat yaptırmak zorunda kaldığını belirterek maddi ve manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ameliyat sonucu meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğunu ve kendisinin kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 31/03/2016 tarihli ve 2014/98 Esas, 2016/101 Karar sayılı kararı; davalı Dr. ... tarafından yapılan ilk iki ameliyatta uygulanan tekniklerin Adli Tıp raporları doğrultusunda tıbbi kurallara uygun olduğu, iyileşme sürecinde yaşananların bu tür ameliyatların beklenen sonucu olduğu, ameliyat bölgesinin niteliği, doku cevabı gibi faktörlere bağlı olarak fonksiyonların tam olarak kazanılamadığı, bu durumda doktor hatasının bulunmadığı gerekçesiyle davacının kanıtlanamayan davasının reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi 06.06.2018 tarih 2018/478 Esas 2018/2408 Karar sayılı ilamı ile: estetik operasyonlarda yüklenici yani estetik operasyonu yerine getiren doktorun edimini, iş sahibinin yani hastanın amacına ve isteğine uygun şekilde yerine getirmesinin zorunlu olduğu, davacının burnundaki şekil bozukluğu tıbben komplikasyon olarak tanımlanmakla birlikte, eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici doktor tarafından sonucun garanti edilmesi nedeniyle davacının burnundaki şekil bozukluğunun, ancak 5. bir operasyonla düzeltilmesi gerektiği dosyada bulunan bilgi ve belgelerden anlaşıldığı, bu kapsamda, mahkemece yapılması gereken işin 6100 sayılı HMK 266 ve devamı maddelerine uygun olarak, üniversitelerden seçilecek konusunda uzman 3 kişilik bilirkişi heyetine dosya tevdi edilerek davalının kusuru ve maddi tazminat miktarının tespitine yönelik inceleme yaptırmak ve sonucuna göre gerektiğinde uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekçesiyle kararın bozulması uygun bulunmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı; dava konusu uyuşmazlık kapsamında alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındığını, anılan 25/05/2021 tarihli raporda özetle; davacıda ortaya çıkan durumun bir komplikasyon olduğunu ve hekim hatası olmadığını, hastanın yazılı olarak bilgilendirildiğini, yapılacak ameliyat ücretinin 25.000,00 TL olduğunun tespit edildiğini, Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden oluşan dava konusu uyuşmazlık alanında uzman bilirkişiler tarafından tanzim edilen raporun hükme esas alınabilecek yeterlilikte olduğu kanaatine varılmakla, davalı tarafa isnat edilecek bir kusur bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; bozma ilamının gerekçesi incelendiğinde davalının kusurlu olduğunun belirlendiği ve buna yönelik tazminat talepleri doğrultusunda yeniden alanında uzman bilirkişilerden rapor alınması gerektiğinin belirtildiği mahkemece de bozmaya uyulduğu ancak yeniden ret kararı verildiği, bu kararın aslında eylemli bir direnme olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ila 486. maddeleri. 3. Değerlendirme Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355 ve 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nun 356/1 (TBK'nun 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; her ne kadar Mahkemece bozmaya uyularak alanında uzman 3 kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda belirtilen tespit dikkate alınarak davacının ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; Yargıtay(Kapatılan) 15. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2018 tarih ve 2018/478 Esas, 2018/2408 Karar sayılı bozma ilamında belirtilen olgular dikkate alınmadan ve bu kapsamı değerlendiren bilirkişi raporu da alınmadan karar verilmiştir. Bozma ilamında belirtildiği üzere, eser sözleşmesinde sonuç taahhüdü söz konusudur. Sonucun gerçekleşmemesi halinde yüklenicinin edimi ifa etmediğinin kabulü gerekir. Davaya konu olayda da, burun estetiği ameliyatı yapılmış olup, burnun istenilen şekle kavuşmasının sağlanması gerekmektedir. Bilirkişi incelemesinde bu hususun, yani istenilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediğinin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda komplikasyon olup olmaması tek başına sonuca etkili değildir. Yüklenicinin edimini ifa edip etmediği değerlendirilirken, tıbbi bir müdahaledeki gibi doktorun yükümlülüğünden öte, taahhüt edilen sonucun gerçekleşip gerçekleşmediği aranmakta ve bu sonucun gerçekleşmemesindeki yüklenicinin kusuru dikkate alınmaktadır. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi, burun estetiği edimini üstlenirken sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu işi kabul ettiğine göre, sonucu taahhüt etmekte olup, edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK nın ilgili hükümleri gereği doğan zararın tazmini gerekir. Yukarıda açıklanan hususları kapsayan bilirkişi raporu alınmadan ve bu olgular değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüne, 6100 sayılı Yasa'nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.'un 428. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/02/2023 gününde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/1066 E., 2025/467 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varGaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi;
6. Hukuk Dairesi         2024/1066 E.  ,  2025/467 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2306 E., 2023/1216 K. DAVALILAR : 1-... 2- Sentez Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili Avukat ... İLK DERECE MAHKEMESİ: Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/824 E., 2021/525 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, duruşma isteminin miktar itibariyle reddine, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin murisi ...'ın davalı hastanede davalı doktor tarafından 12.10.2012 tarihinde karın germe ameliyatı olduğunu, ameliyattan sonra müteveffanın nefes darlığı çektiğini, bu durumun doktora iletildiğini, ancak doktorun bu durumun 2-3 gün içinde geçeceğini söylediğini, müteveffanın fenalaşarak yoğun bakıma alındığını, 15 gün boyunca dikişleri açık şekilde yoğun bakımda kaldığını, 7 kg. kadar bir yağ aldırılması sonucunda ameliyat yerinin kapatıldığında iç organlarının sıkıştığını ve bu sıkışmanın kalbe baskı yaparak kalbi yorduğunu ve kalbinin bu sebeple durduğunu, sonrasında vefat ettiğini, olayda davalı hastane ve doktorun çok ağır kusurlu olduğunu, bu nedenle ... için 1.000,00 TL maddi 50.000,00 TL manevi, diğer her bir çocuk için 500,00 TL maddi, 25.000,00 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 5.000,00 TL maddi 250.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan alınarak davacılara verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde: söz konusu müdahaleden müvekkili şirketin mesul tutulmaması gerektiğini bu yönde husumetten reddini talep ettiklerini, esasa ilişkin olarak da yapılan tevdi ve müdahalelerin tıbbi gereklere uygun olduğunu, dava dilekçesinde anlatılan olay şeklinin tıbbi gerçeklikten uzak olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu olan hasta ...'ın 12.10.2012 tarihinde ... Hastanesinde karın germe ameliyatı olduğu, bu ameliyatın davalı doktor tarafından gerçekleştirildiği, dosya arasına sunulmuş evraklar incelendiğinde bu sürece ilişkin kayıtların uygun şekilde tutulduğu, hasta üzerinde gerçekleştirilen operasyon ve tedavilerin tıbbi gereksinimlere göre yerine getirildiği, operasyon öncesinde yine dosya arasında bulunan hasta tarafından imzalanmış onam formu üzerinde yapılan inceleme ile karın germe operasyonuna dair olası kötü sonuç ve komplikasyonların meydana gelebileceği bilgisinin detaylı şekilde hastanın imzasına sunulduğu, bu onam formunda enfeksiyon, solunum sıkıntıları ve ölüm riskinden bahsedildiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhsas Kurulu Başkanlığı tarafından hazırlanan 12.03.2014 tarihli raporda davaya konu hastanın muayenesini gerçekleştiren davalı doktor tarafından konulan tanı, yapılan ameliyat ve ameliyat sonrası hasta takiplerinin tıbbi süreç yönünden uygunluk taşıdığı gerekçesiyle davalı kurum ve davalı doktora atfı kabil bir kusur bulunmadığı, 07.03.2016 tarihli heyette Genel Cerrahi Uzmanı Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi uzmanı ve Kardiyoloji uzmanı bulunan bilirkişiler tarafından dosya arasına sunulan raporda davaya konu hastadaki ameliyat endikasyonu, yapılan ameliyat ve takip açısından doktora ve hastaneye atfedilebilecek kusur bulunmadığı, onam formunun imza edildiği, sonuç olarak davalı doktor ve kurumun aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği, davalı kuruma ve doktora herhangi bir kusur atfının yerinde olmayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; hukuki nitelendirme ile gerekçenin hatalı olduğunu, emsal Yargıtay kararlarına göre davalıların sorumlu olduğunu, aydınlatılmış onamın alınmadığını, rızanın yeterli olmadığını, verilen kararın Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu, raporlar arasında çelişki bulunduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 818 sayılı BK'nın 355. ve 6098 sayılı TBK'nın 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile müteveffaya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacıların murisi müteveffa ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesinde eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin de bunun karşılığında bir bedel ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, BK'nın 356/1 (TBK'nın 471/1) maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacılar murisinin estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen avrupa biyotıp sözleşmesi 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosya kapsamında ATK ve üniversite bilirkişi heyetlerinden alınan dört ayrı raporda belirtilen tespit dikkate alınarak müteveffanın ameliyatı sonrasında meydana gelen sonucun olası bir komplikasyon olduğu ve neticesinde hekim hatası bulunmadığı kanaatine varılmış ise de; somut olayda yüklenicinin edimi ifa ettiğinin kabulü mümkün değildir. Davaya konu olayda, müteveffanın daha öncesinde sağlık problemlerinin bulunmadığı tanık beyanları ve önceki muayenelerinden anlaşıldığı, hastaya yağ aldırma ve karın germe ameliyatının aynı anda yapıldığı anlaşılmış olup, operasyon öncesi yapılan muayenesinde morbid obezitesi olduğu, karın derisinde striaları bulunduğu, karın cebinde sarkma olduğu ve bu bilgilerin kayıt edildiği, operasyon sonrası solunum sıkıntısı yaşayan hastaya solunuma yönelik tedavi yapıldığı ve bununla ilgili uzman hekim görevlendirildiği, solunup sıkıntısının devam etmesi nedeniyle hastanın 14.10.2012 tarihinde yoğun bakım ünitesine transfer edildiği, 15.10.2012 tarihinde hastanın entübe olduğu, 01.11.2012 tarihinde servise alındığı, 06.11.2012 tarihinde ani arrest gelişmesi üzerine yine yoğun bakıma alındığı, yoğun bakımda tadilat nedeniyle bundan 1 gün sonra 07.11.2012 tarihinde Batman Dünya Hastanesi’ne sevkedildiğinin anlaşıldığı ve hastanın genel durumunda iyileşme gözlemlenmeyerek 21.11.2012 tarihinde eks olduğunun belirtildiği, alınan raporlarda operasyon öncesinde yine dosya arasında bulunan hasta tarafından imzalanmış onam formu üzerinde yapılan inceleme ile karın germe operasyonuna dair olası kötü sonuç ve komplikasyonların meydana gelebileceği bilgisinin detaylı şekilde hastanın imzasına sunulduğunun belirtildiği ancak 29.02.2016 tarihli mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun sonuç ve değerlendirme kapsamında; morbid obez hastalarda komplikasyon riski daha yüksek olduğundan doktorun hastasından ameliyatla aynı gün aydınlatılmış onam almak yerine, daha önce tetkik için geldiği süreler içinde gerekli özenin gösterilmesine veya tıbbi müdahalenin hatasız yapılmasına rağmen muhtemel neticeler konusunda bilgileri aktarması, bu vakada olduğu gibi bir tercüman vasıtasıyla ameliyat olacağı güne bırakılmaması gerektiği, müdahalenin aciliyeti olmadığından özellikle alternatif tedaviler konusunda hastanın bilgilendirilmesi gerektiği şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir. Yüklenici işi kabul ederken, davaya konu olayda olduğu gibi bir ediminin sonucu taahhüt etmektedir. Bu sonucun gerçekleşmesi fen ve bilime, yasal kurallara göre mümkün değilse TTK nın 466.maddesine göre işi kabul ederken iş sahibini uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu konuda uyarı yükümlülüğü yerine getirilmeden işin kabulü halinde de, sonucu taahhüt etmekte olan yüklenicinin yükümlülüğü doğacaktır. Bu durumda edimin ifa edildiğinin kabulü için sonucun gerçekleşmesi aranacaktır. Aksi takdirde edimin ifa edildiği kabul edilemeyeceğinden yüklenici ücrete hak kazanılamayacağı gibi TBK'nın ilgili hükümleri gereği doğan zararı tazmin etmesi gerekir. Bu durumda; davalılar tarafından somut olayda aydınlatma yükümlülüğünün gereğince yerine getirilmediği, onamda ölüm riskinden bahsedildiği belirtilmiş olsa dahi yağ aldırma ve karın germe ameliyatının aynı anda yapılması halinde ortaya çıkabilecek olası kötü sonuçları göz önünde bulundurarak alternatif tedaviler hususunda müteveffanın aydınlatılmadığı anlaşılmakla mahkemece maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeyle mevcut şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenlerle bozulması uygun bulunmuştur. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2024/1771 E., 2025/2009 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi;
6. Hukuk Dairesi         2024/1771 E.  ,  2025/2009 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/176 E., 2024/597 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2021/536 E., 2023/450 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline davalı hekim tarafından kendisine ait Tıp Merkezinde 2017 yılı Aralık ayında birtakım estetik operasyonlar uygulandığını, çene altı bölgeye liposuction uygulanması sonrası solda ağız çevresinde güç kaybı geliştiğini, sinir hasarı oluştuğunu, yurtdışında yaşayan müvekkili tarafından his kaybı ve yüz felci şikayeti ile davalıya başvurulduğunu ancak gerekli destek ve tedavinin yapılmadığını, ameliyatta gerekli dikkat ve özenin gösterilmediğini, 03.09.2018 tarihinde özel bir merkezde yapılan muayenede durumun belgelendiğini, 03.11.2018-26.11.2018 tarihleri arasında özel bir fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü, psikolojik tedaviler için harcama yapmak zorunda kaldığını, psikolojisinin bozulduğunu, kalıcı yüz felci nedeniyle maddi manevi zarar uğradığını belirtilen nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere maddi ve manevi zararlarının tazminine karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki ve görev itirazlarının olduğunu, davacıya estetik operasyonların onamı alınarak uygulandığını, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, estetik operasyonlarda sabırla iyileşmenin beklenmesi gerektiğini, davacının operasyon tarihi gözetildiğinde ayıp ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğini, zarar kabul edilmemekle birlikte ispat edilmesi gerektiğini savunarak davanın sigorta şirketine ihbarı ile davanın reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yüklenicinin hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerektiği, davalı tarafından yapılan ameliyat neticesinde, davacının sol ağız tarafında bir asimetri olmasa da, sol taraftaki güç kaybı dönene kadar sağ taraftaki ağız kası fazla çalıştığı, sağ ağız köşesini aşağıya çeken kasda bir hiperaktivite mevcut olduğu, botoks uygulaması ile bu durumun düzelebileceği dolayısı ile eser sözleşmesi gereği taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediği, davalı tarafın kusur olmasa bile ortaya çıkan olumsuz sonuçtan sorumlu olduğu, ancak eserin tümden reddini gerektirecek derecede ayıp olmadığı, bu bölgeye yapılacak az miktarda botox ile düzelme sağlanabileceği, botoks uygulama bedelinin 1.000,00 TL olduğu, davacının bu bedeli talep etme hakkı olduğu gerekçesiyle maddi tazminat yönünden açılan davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile 1.000,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar karar vermiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde, davalının komplikasyon yönetimine dair eser sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri yerine getirmediğini, davalı doktora başvurulduğunda beklenmesinin söylendiğini, ağzının sol tarafındaki his kaybında düzelme olmadığını, davalı ile müvekkili arasındaki sunulu whatsapp kayıtlarında davalının talimatlarına uyulduğunun anlaşılacağını, davalının önerisi ile nörolojiye gidildiğini ve ağız sol tarafında %40, sağ tarafında %20 güç kaybının tespit edildiğini, Türkiye'de 10, İsviçre'de 9 seans fizik tedavi desteği alındığını, maddi tazminat yönünden bilirkişi raporu eksik olup eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, nöroloji başvuru ücretleri, fizyoterapi seanslarının ücretleri, psikoloji seans ücretleri ve liposuction işleminin ücretinin hesaplanarak tazminine karar verilmesi gerektiğini, botox uygulamasının kalıcı değil geçici uygulama olduğunu, mahkemenin bunu tespit etmeksizin eksik inceleme ile karar verdiğini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında tazminat istemine ilişkindir. Taraflar arasında 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu ihtilaf konusu değildir. Sözleşme ile davacıya estetik müdahalede bulunulması kararlaştırılmıştır. Davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu ve eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK'nın 470. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi; iş sahibinin edimi ise karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmelerini, diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran önemli hususlardan birisi de sonuç sorumluluğu, yani tarafların iradeleri doğrultusunda yüklenici tarafından bir sonucun meydana getirilmesi taahhüdüdür. Burada, vekâlet akdindeki gibi sonuç taahhüt edilmeksizin sadece bir işin görülmesi taahhüdü bulunmamakta, bir eserin-sonucun yaratılıp teslim edilmesi borcu altına girilmektedir. Bu borcun altına giren taraf, yani yüklenici, TBK'nın 471/1 maddesi ve işin mahiyeti gereği, işi sadakat ve özenle yerine getirmek zorundadır. Sadakat borcu, yüklenicinin iş sahibinin yararına olacak şeyleri yapma ve ona zarar verecek her türlü eylemden kaçınması anlamını taşır. Eser, yüklenicinin sanat ve beceriyi gerektiren, bir emek sarfı ile gerçekleştirilen sonuçtur. Yüklenicinin eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmesi, davalı yüklenicinin hem sadakat hem de özen borcunu kapsar. Burada belli bir sonucun ortaya çıkması amaçlanır. Meydana getirilen eserin iş sahibinin beklentisini karşılamaması halinde ise, sözleşmedeki yarar dengesi iş sahibi aleyhine bozulmuş olur. Bu bakımdan eserin fen ve sanat kurallarına uygun, iş sahibinin beklentilerini karşılar özellikleri taşıması aranır. Aksi halde eserin ayıplı olduğu kabul edilir. Ayıplı eseri meydana getiren yüklenici ise, ortaya çıkan ayıp ve eksiklerden sadakat ve özen borcu nedeniyle sorumludur. Yüklenici, hangi yöntemi kullanırsa kullansın eserin ayıpsız olarak ortaya çıkması gerekmekte olup, diğer bir deyişle eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı estetik amaçlı olarak davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada yüklenici, eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır. Ayrıca, 04.04.1997 tarihinde imzalanan ve 09.12.2003 tarihinde 25311 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanıp yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen AVRUPA BİYOTIP SÖZLEŞMESİ 16.03.2004 tarihinde onaylanmış olup, sözleşmenin "Meslek Kurallarına Uyma" başlıklı 4. maddesinde, "araştırma dahil, sağlık alanında herhangi bir müdahalenin ilgili mesleki yükümlülükler ve standartlara uygun olarak yapılması gerekir." düzenlemesi karşısında, davacıya tıbbi müdahalede bulunulduğuna göre bu sözleşme hükümleri de esas alınarak uyuşmazlığın çözümü zorunludur. Sözleşmenin 4. maddesinde kastedilen standardın da, tıbbi standart olduğu tartışmasız olup, tıbbi standartlara aykırılık teşhis ya da tedavi aşamasında ya da müdahale sonrasındaki süreçte noksanlık ya da yanlışlık şeklinde gerçekleşebilir. “Tıbbi Standart” hekimin tedavinin amacına ulaşması için gerekli olan ve denenerek ispatlanmış bulunan, hekim tecrübesi ve doğa bilimlerinin o anki ulaştığı düzeyi ifade etmekte olup, denenmiş ve bilinen temel meslek kurallarıdır. Sözleşmenin eser niteliğindeki “estetik müdahalelerde” de uygulanacağının kabulü zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı, davalı tarafından yapılan estetik operasyonda yüz ve ağız bölgesinde oluşun komplikasyon nedeniyle oluşan maddi zararını talep etmiştir. Taraflar arasındaki eser sözleşmesi gereği taahhüt edilen sonucun gerçekleşmediği ve davalının eserdeki ayıp nedeniyle sorumlu olduğu kabulü yönünden mahkeme kararı doğru olmakla birlikte, maddi zarar yönünden eksik inceleme neticesinde sadece bilirkişi tarafından tespit edilen botox giderim bedelinin maddi zarar olarak tahsiline karar verilmesi doğru olmamıştır. Maddi tazminat istemine ilişkin işbu davada, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak dava açılmış olmakla, davacının dava tarihine kadar estetik ameliyat sonrasında ağız ve yüz çevresinde oluşan rahatsızlıkların tedavisi için fizik tedavi ve rehabilitasyon merkezinde tedaviler gördüğü ve psikolojik tedavi almak zorunda kaldığı beyan edilerek buna dair tedavi kayıtları sunulmuş olmakla, davacının dava konusu estetik ameliyatta oluşan komplikasyondan kaynaklı rahatsızlığının giderilmesi için fizik tedavi, psikolojik tedavi ve diğer tedavileri araştırılarak bu tedaviler için yapmış olduğu harcama belgeleri esas alınmak suretiyle bir karar verilmesi gerekmesine rağmen mahkemece, yukarıda açıklanan şekilde karar verilmesi doğru olmamış kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,14.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
6. Hukuk Dairesi, 2023/3720 E., 2024/315 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı TBK 470-486. maddeleri.
6. Hukuk Dairesi         2023/3720 E.  ,  2024/315 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi Taraflar arasındaki elatmanın önlenmesi (yıkım), kat mülkiyeti kanunundan kaynaklanan davalar (gecikme tazminatı istemli) davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ilk derece mahkemesince asıl davada davacının davasının kısmen kabulü, birleşen davada davacının davasının kısmen kabulü karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun asıl davanın davalılar yönünden esastan reddine, asıl davada davacılar yönünden kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalılar-birleşen davada davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA A-ASIL DAVA Davacı yüklenici vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı arsa sahipleri arasında yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, inşaatın tamamlanarak iskan ruhsatı aşamasına geldiğini, sözleşme konusu taşınmaz yapılacak parselde bulunan eski evin yıkılmaması ve proje tadilatı ve iskan ruhsatı işlemleri için davalıların imzaya yanaşmadığını, eski evden dolayı, davalı ... ve bir kısım aile fertleri davalıların taşınmaza müdahalesinin men'ine, davalı ...'ya ait eski evin (yapının) tüm masrafları davalı ...'ya ait olmak üzere kal'ine, enkazının kaldırılmasına, arsanın boş olarak yüklenici müvekkiline teslimine, iskan ruhsatının alınmasının sağlanması için; TBK m.113 hükmü uyarınca, yine masrafı davalılara ait olmak üzere, borca aykırı durumların ortadan kaldırılması için müvekkili şirket yetkililerinin; ... Belediye Başkanlığında, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nda, ilgili tapu ve diğer kamu kurumlarında proje tadilatının onaylanmasını ve iskan ruhsatının alınmasını sağlayacak tüm işlemleri davalılar adına yapmaya yetkili kılınmasına karar verilmesini talep etmiştir. B-Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz üzerinde davacı tarafından başlatılan inşaatın henüz tamamlanmadığını, ... belediyesi tarafından liste halinde tespit edilen eksikliklerin tamamının davacı şirket tarafından kaynaklandığını, eksik imalatların tamamlanması için davacı firmaya defalarca şifahi görüşmeler yapıldığını ve ihtarnameler çekildiğini, arsa üzerinde bulunan müvekkiline ait eski yapının, davacı tarafça müvekkiline vaad edilen meskenlerin teslim edilmemesi nedeniyle boşaltamadıklarını, bağımsız bölümlerin teslim edilmesine müteakiben bu eski yapının yıkılacağının sözleşme ile kararlaştırıldığını, taraflar arasında düzenlenen sözleşmeye göre dairelerin teslim edilmesi ve iskan ruhsatının aylar öncesi alınması gerekirken uzun zaman geçmesine rağmen davacı şirket tarafından dairelerin teslim edilmediği gibi iskan ruhsatının da alınmadığını, müvekkillerinin iyi niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. II.BİRLEŞEN DAVA A-DAVA Davacı arsa sahipleri dava dilekçesinde özetle; sözleşmenin 11. maddesinde sözleşmenin imza edilmesinden itibaren itibaren 3 ay içinde inşaat ruhsatının alınması ve 24 ay sonunda da daireler ve bağımsız bölümlerin tesliminin taahhüt edildiğini, yüklenicinin iskanın alınamaması durumunda, her ay (iskan alınana kadar) 1.000,00 TL ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, ayrıca sözleşmenin 12.maddesinde telafi imkanı olmayan veya süresi içinde giderilmeyen sözleşmeye aykırılık veya eksiklik durumunda yüklenicinin, daire-dükkan başı 100.000,00 TL ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, inşaata ilişkin hatalı ve ayıplı imalatların giderilmemesi nedeniyle ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/4 d.... sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığını, ileri sürerek, davalının temerrüdü ve akde riayetsizliği sebebi ile müvekkillerinin uğradığı tüm zarar ve ziyanlarının dava sonunda çıkacak olan bedelin tazminini talep ve dava etmiş, davacılar vekili 18/01/2022 tarihli ıslah dilekçesiyle; talebini 1.750.000,00 TL'ye çıkartarak ıslah tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi talebinde bulunmuştur. Davacılar vekili 02/02/2022 tarihli açıklama dilekçesiyle de; davacı arsa sahibi ... açısından kat karşılığı inşaat sözleşmesinde imza sahibi olan ... adına 4 tapu göründüğünden, her bir taşınmaz için sözleşmede belirtilen 100.000,00 TL cezai şart ile 36 ay kira alacağı, ayrıca ayıplı ve eksik imalatların toplamından kaynaklanan toplam 850.000,00 TL alacak talep edildiğini, ... için 128.571,00 TL ayıplı ve eksik imalat bedeli, ..., 128.571,00 TL ayıplı ve eksik imalatların bedeli, ... için 128.571,00 TL ayıplı ve eksik imalatların bedeli, ... için 128.571,00 TL ayıplı ve eksik imalatların bedeli, ... 128.571,00 TL ayıplı ve eksik imalatların bedeli, ... için 257.145,00 TL (... adına 2 tapu bulunmaktadır.) ayıplı ve eksik imalatların bedeli olarak alacak talep ettiklerini bildirdiği görülmüştür. B-CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; karşı tarafça davaya dayanak gösterilen tespit raporu ile aynı hususlarda müvekkili tarafından alınan ... 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/2 D. ... sayılı dosyasında alınan raporlar arasında çelişki olduğunu, dava konusu edilen taşınmaz üzerine yapılan inşaatın tamamlandığını iskan ruhsatı alınması aşamasına gelindiğini, davacının baskısı ve sözleşmeyi bozma tehditi altında davalıya ait meskenlerde bazı ek imalatlar ve işler yapıldığını, belediye tarafından yapılan tespitlerde bu imalatların projeye uygun olmadığı belirtildiğinden müvekkili şirket tarafından projeye uygun hale getirildiğini, davacı ile sonradan taşınmaz satın alan kişilerin imzadan imtina etmeleri nedeniyle iskan ruhsatının alınamadığını, müvekkiline atfedilecek bir kusurunun bulunmadığını, diğer arsa sahiplerinin fiilen dairelerine kavuştuğu halde davacı kendisi temerrüde düştüğünden ceazi şart ve kira ödeme yükümlülüğü doğmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden; arsa sahibi davalılar ile yüklenici arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi akdedildiği ve sözleşme içeriğine göre dava konusu taşınmazın mahallinde yapılan keşif neticesinde aldırılan bilirkişi raporuna göre dava konusu taşınmazdaki inşaatın tamamlandığı ve fiilen kullanıldığı, ancak ... kullanma izin belgesi olmadığından istenilen belgelerin ikmal edilmesi halinde kat mülkiyetine esas olmak üzere kat irtifakının tesis edilebileceği, davalı tarafın kendisinden başka kimselerin de imza atmadığı ve eksik işler olduğunu beyan etmiş ise de davacı taraf iskan alacağı zaman belediye tarafından istenilen eksiklikleri tamamlayacağından ve başkaca imzası eksik olanlar var ise onlara ilişkin de dava açabileceğinden davalının bu savunmalarına itibar edilmediği ve davacının nama ifaya izin talebine yönelik davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği, yapılan keşif esnasında davaya konu edilen evin yıkıldığı anlaşıldığından ve davalı tarafın beyanlarına göre dava açıldıktan sonra yıkıldığı anlaşıldığından müdahalenin men-i talebi konusunda dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği, birleşen dava yönünden; davacı ... dışındaki diğer davacıların davacı ...'in çocukları oldukları ve KKİS'nin ekindeki vaziyet planında bu davacılara verilecek dairelerin belirlendiği ve dosya kapsamında bulunan temlik sözleşmeleri ile davacı ... tarafından diğer davalılara eksik ve ayıplı işlerden kaynaklı alacak haklarını temlik ettikleri, bu davacıların da eksik ve ayıplı ... bedelinin davalı... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti. yönünden kabulüne karar vermek gerektiği, kira bedeline yönelik yapılan incelemede; davalı ... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti.'nin davaya konu daireleri süresi içinde teslim ettiği dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları ile de sabit olduğu anlaşıldığından davacının kira alacağı talebinin reddine, cezai şart talebine yönelik yapılan incelemede ise; düzenlenen bu ceza-i şartın eksik ve ayıplı ... bedeli için ödenmesine karar verildiği anlaşıldığı davacı tarafın hem eksik ... bedelini hem de cezai şart bedelini talep etmesinin hukuken mümkün olmadığı, davalı ...'a yönelik dava yönünden, davalı ...'in bu sözleşmede şahıs olarak imzası bulunmadığı sadece şirket yetkilisi olarak hareket ettiği gerekçesiyle asıl davanın kabulüyle davaya konu ... İli, ... İlçesi, ... Mah. 32475 ada 2 parsel de bulunan taşınmazda kat irtifakının kurulması için gerekli işlemleri yapması yönünden davacıya nama ifaya izin verilmesine, müdahalenin men-i talebi konusunda dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen davanın kısmen kabulüyle 514.284,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti.’den alınarak davacı ...’e verilmesine, 128.571,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı ... Ltd. Şti’den alınarak davacı ...’ye verilmesine, 128.571,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti.’den alınarak davacı ... ...’ye verilmesine, 128.571,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı ... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti.’den alınarak davacı ...’ye verilmesine, 128.571,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı ... Ltd. Şti’den alınarak davacı ...’a verilmesine, 128.571,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı ... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti.’den alınarak davacı ...’ye verilmesine, 257.145,00 TL eksik ayıplı ... bedelinin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiz ile davalı ... Ltd. Şti’den alınarak davacı ...’e verilmesine, davacı ...’in ceza-i şart ve kira alacağına ilişkin talebinin reddine, davacıların davalı ...’a yönelik davasının reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı-birleşen dosya davalılar vekili asıl ve birleşen dosyaya yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı ...'nın arsa sahibi olduğunu, diğerlerinin ise arsa sahibinden daire satın alan 3. kişiler olduğunu, bu kişilerle müvekkili arasında akdi ilişki olmadığını, müvekkilinden talepte bulunamayacaklarını, davaya konu inşaata iskan ruhsatı alınması için gerekli tüm işlemlerin ve proje tadilatının yapılması için müvekkili şirket yetkililerine nama ifaya izin verilmesi şeklinde talepleri bulunmasına rağmen mahkemece sadece kat irtifakının kurulması için nama ifaya izin verilmesinin yanlış olduğunu, birleşen dosyanın davacılarının davalarına dayanak olarak birden çok sayfadan oluşan, birbiri ile bağlantısı sağlanamayan, müvekkilinin imzası bulunmayan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi adı altında adi yazılı fotokopi belgeler sunduklarını, ... 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/2 D. ... ve ... 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/4 D. ... sayılı dosyalarından yaptırdıkları tespit dosyalarına arsa karşılığı inşaat sözleşmesi adı altında sundukları adi yazılı belgelerin de farklı olduğunu, bu nedenle sözleşme asılları celp edilmeden karar verilmesinin yanlış olduğunu, geçerli sözleşmenin tespit edilmesi gerektiğini, birleşen dosyada dava dilekçesi ve ıslah dilekçesiyle davacıların her biri için cezai şart, kira tazminatı ve eksik-ayıplı işler bedelinden doğan tazminat talep ettiklerini, ancak ıslah dilekçesinin açıklaması olarak sunulan ikinci ıslah dilekçesinde taleplerini değiştirdiklerini, mahkemenin ilk ıslah dilekçesine göre hüküm kurması gerektiğini, ikinci ıslahın geçersiz olduğunu, yine kabul anlamına gelmemek üzere, kararda cezai şart ve kira tazminatı talebi reddedildiği belirtilen davalı- karşı davacı ...'in 4 dairesine isabet eden cezai şart tutarının yanlış hesaplandığını, dava konusu inşaattaki bahse konu eksikliklerin tadilat projesiyle giderilebilecek olması karşısında, emsal içtihatlar da dikkate alınarak yüklenici müvekkili şirkete bu eksiklikleri gidermek, tadilatları yapmak ve iskan ruhsatı almak için izin ve makul süre verilmesi gerekirken, mahkemenin süre vermediğini, oysa davacıların davalarına dayanak yaptıkları eksiklikler, müvekkiline verilecek makul süreyle giderilebilecek eksiklikler olduğunu, müvekkiline verilecek süre sonunda eksikliklerin giderilmesinin davanın sonucunu da etkileyeceğini, delil tespitlerinde sunulan bilirkişi raporları ile yargılama arasında alınan bilirkişi raporları arasında çelişkiler mevcut olduğunu, davaya konu olayda davalı-karşı davacıların davalarını kısmi dava olarak açtıklarının, bu nedenle ıslahla artırdıkları kısım için ıslah tarihinde itibaren faiz işletilmesi gerekirken, mahkeme tarafından ıslahla artırılan kısım için de dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verildiğini, davayı hem ..., hem de ... adına vekalet sunarak takip ettiklerini, ancak birleşen dosyada karar başlığında ...'ın vekili olarak gösterilmemelerinin ve lehlerine bu davalı açısından vekalet ücreti verilmemesinin yanlış olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. Davalılar-birleşen dosya davacılar vekili asıl ve birleşen dosyaya yönelik istinaf başvuru dilekçesinde özetle; nama ifaya ilişkin yetki verilmesi yönünden karşı tarafa yetki verilmesinde hiçbir hukuki fayda bulunmadığını, yüklenicinin nama ifaya yetki bağlamında iskan ruhsatı almak için gerekli işlemleri dahi yapmadığını, kararda hem süre olarak hem de yetki olarak yüklenicinin hangi işleri yapacağı, ne tür eksikleri gidereceğine dair kapsam belirtilmediğini, nama ifa yetkisinin çerçevesinin belirlenmemesinin, ve sınırlandırılmamasının sözleşmeye ve hakkaniyete aykırı olduğunu, yüklenici şirketin üzerinde hemen hemen hiç mal varlığı kalmadığını, yüklenicinin sadece zaman kazanmaya çalıştığını, bina temelinin yalıtımlarının gereği gibi yapılmadığını, yönetmelik gereği olması gereken bacaların olmadığını, elektrik odalarının kapılarının ters yöne açılmasının düzeltilmediğini, ... Belediyesi iskân-imar birimi tarafından 26.3.2019 tarihli Raporunda belirlenen eksiklerin de şu ana kadar giderme girişiminde bulunulmadığını, bunların yapılması için imzaya, proje tadilatına veya nama ifa yetkisine gerek olmadığını, nama ifa yetkisinin yükleniciye verilmesinin tüm bina malikleri ve sakinlerinin de aleyhine olduğunu, binada herhangi bir mülkü olmayan müteahhidin iskân almak için hiçbir çabası olmadığını, asıl olanın projeye uygun yapılarak iskan ruhsatının alınması olduğunu, sözleşmenin birinci sayfasında 1. madde de "projenin mal sahiplerinin istekleri doğrultusunda çizileceği" yazıldığını, inşaattaki bahse konu eksikliklerin karşı tarafa makul süre verilmesi halinde giderilebileceği ifade edildiğini ancak karşı taraf binaları sözleşmede belirtilen tarihte teslim etmediği gibi 2019 yılından beri tespit edilen eksik ve ayıpların giderilmesine ilişkin hiçbir girişimde bulunmadığını, müvekkillerince eksik ve ayıpların giderilmesi için defalarca ihtar çekildiğini, karşı tarafın işbu ihtarlara sessiz kaldığını, yükleniciye süre verilmesine gerek olmadığını, binanın sözleşmeye, projeye ve yönetmeliğe aykırı olarak inşa edildiğini, yaklaşık 3 yıldır çivi dahi çakılmadığını, bu nedenle öncelikle nama ifa yetkisinin kaldırılmasını, aksi kanaatte ise nama ifa yetkisinin, sözleşme sahiplerini mağdur etmeyecek şekilde sınırlarının çizilmesi ve sürenin belirlenmesini talep etiklerini, birleşen dosya açısından yüklenici şirketin yanında ...'ın da şahsi olarak sorumlu tutulması gerektiğini, sözleşmede hem ... İnşaat Ltd. Şti'nin kaşesi imzası ve ayrıca ...'ın şahsının el yazı ile yazmış olduğu "okudum" ibaresinin sözleşmenin tüm sayfalarında yer aldığını, ayrıca sözleşmenin her sayfasında çift imza ve 3. sayfasına ... yine kendi el yazısı ile "bireysel kombiye dönecek şekilde balkona sıcak ve soğuk su döşenecek ... dükkana fırın bacası yapılacak" şeklinde yazısı ve şahsına ait imzası bulunduğunu, sözleşmenin üçüncü sayfasında müteahhide ait şirket kaşesinin altında müteahhidin imzası bulunduğu halde ayrıca kendi ismini el yazısı ile yazdığını ve altına ikinci defa ... olarak şahsi imzasını da attığını, müvekkillerinin ...'ın da sözleşmeyi imzalamasını müteselsilen sorumlu olması amaçladıkları için istediklerini, nitekim şirketin üzerindeki malvarlığını kaçırdığını, arsa sahibi ... açısından cezai şart taleplerinin reddinin doğru olmadığını, dairelerin mutlak olarak hiçbir zaman teslim edilmediği, bazı maliklere anahtar teslim edilmesine rağmen müvekkillerine anahtar teslimi yapılmadığı için arsa sahibi ... açısından kira alacağı taleplerinin de kabulüne karar verilmesi gerektiğini, ayıplı eksik imalatlar bakımından hükmedilen tutarların enflasyon oranının çok altında kalması, davacı karşı davalı tarafça ayıplı ve eksik imalatların onarımı için belirlenen miktarların artan inşaat maliyetleri nedeniyle oldukça düşük olduğunu, belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava yönünden nama ifaya verilecek izin yüklenicinin talebiyle bağlı ve talebe uygun şekilde olması gerektiği, davacının nama ifaya izin talebi iskan ruhsatının alınması için yapılacak başvurulara ilişkin olduğundan talebe uygun olarak karar verilmesi gerekirken sadece kat irtifakının kurulması için nama ifaya izin kararı verilmesi doğru olmadığı, birleşen dava yönünden; davalı ... sözleşmenin tarafı olmadığından mahkemece verilen husumet yokluğundan red kararının yerinde olduğu ancak davalı ... kendini vekille temsil ettirdiğinden kararın vekalet ücreti yönünden düzeltilmesi gerektiği, sözleşmeye konu bağımsız bölümlerin arsa sahiplerine henüz teslim edilmediği, bu nedenle eksik ve ayıplı işlere ilişkin talebin reddinin gerektiği, gecikme tazminatı yönünden yapılan incelemede, bağımsız bölümlerin tesliminde arsa sahiplerinin de kusurlu olduğu bu nedenle gecikme tazminatı istenemeyeceği, ceza koşulu talebi açısından ise, taraflar arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesindeki "...sözleşmeye aykırılık veya eksiklik durumunda hiçbir ihtara gerek olmadan ...100.000 TL" ödenmesine ilişkin ceza koşulu, seçimlik ceza koşulu olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 179/1. maddesi uyarınca hem borcun hem de cezanın ifası talep edilemeyeceğinden bu talebin reddine karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle asıl dosya davalıları- birleşen dosya davacıları vekilinin asıl ve birleşen dosyaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, asıl dosya davacısı-birleşen dosya davalılar vekilinin asıl ve birleşen dosyaya yönelik istinaf başvurusunun kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılarak, asıl dava yönünden; davanın kabulüne, davaya konu ... İli ... İlçesi ... Mah. 32475 ada 2 parselde bulunan taşınmazda iskan ruhsatı alınması ve proje tadilatının yapılması için gerekli işlemler yönünden davacı yüklenici şirkete nama ifaya izin verilmesine, el atmanın önlenmesi talebi açısından dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, birleşen dava yönünden; davanın davalı ... açısından husumetten reddine, davalı yüklenici ... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti. açısından eksik ve ayıplı ... bedeli talebinin hukuki yarar yokluğundan reddine, davalı yüklenici ... Gayrimenkul İnşaat Gıda Kuyumculuk Taşımacılık Tarım Ve Hayvancılık Sanayi Ve Ticaret Ltd.Şti. açısından ceza koşulu ve gecikme tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı birleşen davada davacı arsa sahipleri vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Arsa sahipleri vekili temyiz dilekçesinde özetle; 1-asıl dava yönünden, nama ifaya ilişkin yetki verilmesi yönünden karşı tarafa yetki verilmesinde hiçbir hukuki yarar bulunmadığı, yüklenicinin dava konusu taşınmazı sözleşmeye aykırı olarak yaptığını, iskan ruhsatının alınmamasında müvekkillerinin kusuru olmadığını, eksikliklerin giderilmesi halinde müvekkillerinin iskan ruhsatı alınması için imza atacaklarını beyan ettiklerini, ancak davaya konu binanın sözleşmeye, projeye ve yönetmenliğe aykırı olarak eksik, gizli ve açık ayıplı imal edildiğini, sözleşme serbestliğini sınırlayan, sözleşmedeki hükümleri müteahhit lehine imza sahibi arsa sahiplerinin aleyhine haksız şekilde bozan, proje değişikliği yetkisini içeren nama ifa yetkisinin hukuka uygun olmadığını, 2-Dairelerle ilgili fiili teslimin gerçekleşmiş olması sebebiyle “usul” bakımından herhangi bir eksiklik bulunmadığını, dairelerin eksiklikler giderilmeden teslim edildiğini, bu nedenle geç teslimden kaynaklı kira bedeline hükmedilmesi gerektiğini, 3-Birleşen dava yönünden; müteahhit ...’in şahsi olarak da sorumlu olduğunu, sözleşmenin her sayfasında çift imza ve 3. Sayfasına ... yine kendi el yazısı ile "Bireysel kombiye dönecek şekilde balkona sıcak ve soğuk su döşenecek ... dükkana fırın bacası yapılacak" şeklinde yazısı ve şahsına ait imzası bulunduğunu, müteahhitin şahsen kendi üzerine ve/veya kendisine ait başkaca şirketlerin üzerine mal aktarımı yaparak eksik ve ayıplı yaptığı imalatlardan kaynaklı mahkemenin verdiği karardaki miktarları ödememek maksadıyla şirket üzerindeki taşınmaz malları kaydırdığını, somut olayda; istinaf mahkemesinin inceleyip karara bağladığı yukarıda gerekçeli kararında yer verilen hususlar bakımından, davacı/karşı davalılar tarafından herhangi bir istinaf sebebi ileri sürülmediğini, İstinaf mahkemesinin bu nedenle karar veremeyeceğini, gecikme tazminatı, kira ve cezai şart taleplerinin reddinin yerinde olmadığını, davalı ... lehine hükmedilen vekalet ücretinin yanlış olduğunu, tüm davalılar için davacı lehine ayrı ayrı maktu vekalet ücretine hükmedildiğini, tek maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararı temyiz etmişlerdir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada yüklenici tarafından açılan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince kısmi nama ifaya izin istemine ilişkin olup, birleşen davada ise arsa sahiplerinin gecikme cezasının tahsili talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6098 sayılı TBK 470-486. maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Fazla alınan harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Arsa sahibi Sinem ile müteahhit Caner arasında yapılan "Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi"nde Caner inşaatı tamamlamayı, Sinem ise buna karşılık arsa paylarını devretmeyi üstlenmiştir. Bu sözleşmenin "karma sözleşme" niteliği ve özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Bu sözleşme sadece bir satış sözleşmesi niteliğindedir.
B) APKiŞ, niteliği itibariyle "Eser Sözleşmesi" ile "Taşınmaz Satış Vaadi" sözleşmelerinin asli edimlerinin bir araya geldiği bir çift edimli karma sözleşmedir.
C) APKiŞ hiçbir şekil şartına tabi değildir, adi yazılı yapılması yeterlidir.
D) Sözleşme tek tarafa borç yükleyen bir hukuki işlemdir.
E) Müteahhit inşaatı bitirmeden arsa sahibi pay devretmekle yükümlüdür.

Bu maddeyle ilgili 18 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol