Türk Borçlar Kanunu 502. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 502- Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır.
Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.
B. Kurulması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
44 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/5882 E., 2023/441 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
3 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi.
11. Hukuk Dairesi 2021/5882 E. , 2023/441 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilin 05.05.2011 tarihinden 20.04.2012 tarihine kadar davalıya ait işyerinde dışarıdan şirket müdürü atanarak çalıştığını, işverenin 20.04.2012'de hiçbir sebep göstermeksizin iş akdini tek taraflı olarak feshettiğini, müvekkilinin çalıştığı dönemde davalı şirket tarafından kendisine vadedilen aylık 7.500,00 TL maaş ve aylık 500,00 TL temsil ve ağırlama masraflarının çalıştığı sürece kendisine hiçbir zaman ödenmediğini, davalı şirketin, müvekkilinin alması gereken maaş ücreti alacağını, fazla mesai ücret alacaklarını ödemediğini ileri sürerek sözleşmenin haksız feshinden doğan gerçek maaşı üzerinden 12 aylık maaş alacağından fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'sinin, 1.000,00 TL temsil ve ağırlama giderinin, ihbar tazminatının, hafta tatilinde, resmi tatillerde ve bayram tatillerinde çalışmasına karşılık alacaklarının davalı şirketten faizleri ile tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 20.05 2016 tarihli ıslah dilekçesiyle netice-i talebini artırarak toplam 95.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının istifa ederek işten ayrıldığı 30.04.2012 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde tescil ve ilân edilmesine rağmen tescil tarihinden beri herhangi bir itiraz ileri sürmediğini, davacının şirketlerinden hiçbir hak ve alacağının bulunmadığını, dava dilekçesinde belirtilen tarihlerde davacının başka yerde sigortalı olduğunu, davacının talep ettiği ücretin gerçek dışı olduğunu, davacının şirketten istifasından sora gerçekleşen ve 01.08.2013 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilân edilen karara göre bile müdürler kurulu üyelerine ücret verilme yetkisinin aylık 5.000,00 TL'yi geçmemek kaydıyla alınacak genel kurul kararıyla ortakların onayına bırakılmasının kararlaştırıldığını, davacının fiilen çalışmasının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile limited ortaklıklarda da uygulanması gereken mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 333 üncü maddesi ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 394 üncü maddesi gereğince tutarı esas sözleşme ile veya kurul kararı ile belirlenmesi şartı ile huzur hakkına dayalı ücretin ödenebileceği, bu kapsamda davacı müdürün ücrete hak kazanabilmesi yönünden esas sözleşmede hüküm bulunması yahut ortaklar kurulu tarafından alınmış bir kararın bulunması gerektiği, ayrıca müdür olan taraf ile şirket arasında bir vekâlet akdi meydana geldiği, bu konuda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) vekâlet sözleşmesine yönelik hükümleri ile genelde bir hizmet sözleşmesi olduğu da nazara alındığında, vekilin ücrete hak kazanması için fiilen çalışmasının gerektiği, somut olayda davalı şirketin sözleşmesinde ve davacının talebine konu dönem itibari ile ortaklar kurulu kararlarında davacıya ödenmesi gereken herhangi bir ücretin kararlaştırılmadığı, ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarına göre davacının aynı dönem itibari ile dava dışı şirketlerde (Atlas Emlak Yatırım A.Ş., Metro Ticari ve Mali Yatırımlar A.Ş.) 30 gün üzerinden sigortalı çalışmasının tespit edildiği, davalı şirket nezdinde tam zamanlı müdür olarak fiilen görev yapılması iddiasının hayatın olağan akışına aykırılık teşkil ettiği, davacı taleplerinin sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddi gerekçesinin yerinde olmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 394 üncü maddesinde anonim şirket yöneticilerinin mali haklarına ilişkin açık düzenleme yer alıp limited şirket müdürleri yönünden açık bir düzenleme bulunmadığını, müvekkilinin davalı şirkette müdür olarak çalıştığının ispat edildiğini, davanın reddi kararı üzerine davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin usuli müktesep hak ihlali olduğunu belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya ücret, temsil ve ağırlama gideri ödeneceğine dair davalı şirket esas sözleşmesinde hüküm bulunmadığı gibi bu konuda alınmış genel kurul kararı da bulunmadığı, davacının davalı şirkette dışarıdan atanan müdür olarak görev yaptığı dönemde davalıdan farklı tüzel kişiliğe sahip şirketlerde SGK'da kayıtlı olarak çalıştığına dair kaydı bulunduğu, aynı dönemde davalı tarafından davacıya maaş veya temsil ağırlama ödemesi de yapılmadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın reddi yönünde verilen karar ve gerekçesinin isabetli olduğu, aksi yöndeki davacı istinaf nedenlerinin yerinde görülmediği, daha önce davacı lehine davanın kısmen kabulü yönünde verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine Dairelerinin kaldırma kararı ile dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, kaldırma kararı sonucu yeniden yapılan yargılama sonucu İlk Derece Mahkemesince bu istinaf incelemesine konu kararın verildiği, İlk Derece Mahkemesince kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine ıslahla arttırılan müddeabih miktarı dikkate alınarak karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi (AAÜT) esaslarına göre nispi vekâlet ücreti tayininde isabetsizlik olmadığından buna ilişkin davacı istinaf nedeninin de yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mevzuatta limited şirketler için anonim şirketlerde olduğu gibi yönetim kurulu üyelerinin mali hakları doğrudan düzenlenmemişse de limited şirket müdürlerine yapılacak ödemelerin dolaylı olarak ifade edildiğini, limited şirket ile müdürler arasındaki ilişkinin niteliği vekâlet sözleşmesi de olsa hizmet sözleşmesi de olsa ücretin müdürler için bir hak olduğunu, davacının davalı şirkette çalıştığı dönemde ücret almaya hak kazandığını, Anayasa’nın 18 inci maddesine göre de angaryanın yasak olduğunu, 6102 sayılı Kanun'da limited şirket müdürlerine huzur hakkı, ikramiye ve prim ödenmesini yasaklayan bir hüküm bulunmadığını, limited şirketlerde genel kurul yapma zorunluluğunun ve ücret ile ilgili bir karar alma zorunluluğunun bulunmadığını, şirket ortağı müdürlerine ücret ödenmemesi mümkün ise de dışarıdan atanmış müdüre ücret ödenmemesinin ticari hayatın akışına aykırı olduğunu, dosyadaki delillere göre davacının davalı şirkette müdür olarak çalıştığı dönemde çalışmasının varlığının kabulü gerektiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.01.2015 tarihli kararında açıklanan hususlara göre davacı müdürlük görevini fiilen yerine getirdiğinden ücrete hak kazandığının sabit olduğunu, şirket genel kurulu tarafından ücret ödenmemesine dair verilmiş bir karar olmadığı gibi davacının da bu konuda herhangi bir feragatinin söz konusu olmadığını, tanık ifadelerinin de davacıya ücret verilmesinin kararlaştırıldığı yönünde olduğunu, dava ile ilgili olarak daha önce davacı lehine hüküm kurulduğu hâlde davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmadığını, o kararda davalı lehine ücrete karar verilmediği hâlde temyize konu kararda davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmekle usulü müktesep hakka aykırı karar verildiğini, istinaf mahkemesi kararında gerekçe bulunmadığını belirtilerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, limited şirket müdürü olan davacının maaş, temsil ücreti ve işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline yönelik alacak davasıdır.
2. İlgili Hukuk
1.1982 tarihli Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (1982 Anayasası) 82 nci maddesi.
2.6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesi.
3 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi.
3. Değerlendirme
Dava, limited şirket müdürünün şirkette çalıştığı dönem için ücret alacağı istemine ilişkindir. Dairemizin yerleşik kabulüne göre şirket müdürü ile şirket arasındaki ilişki, vekâlet ilişkisidir. 6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca şirket müdürlerine ödenecek ücretin belirlenmesi yetkisi, limited şirket genel kurulunun devredilemez yetkileri arasında sayılmıştır. Öte yandan 1982 Anayasası'nın 18 inci maddesi uyarınca angarya yasak olup vekâlet sözleşmesine ilişkin 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesi açısından da şirket müdürlerine bir ücret ödenmesi gerekir. Bu durumda, şirket yöneticilerinin alacağı ücretin şirketle yapacağı sözleşme ile belirlenmesi gerekir ise de, taraflar arasında böyle bir sözleşme bulunmaması hâlinde Mahkemece işçilik hukukundan ayrı olarak kıdem ve ihbar tazminatı söz konusu olmaksızın görev yaptığı dönemde, şirketin işlem hacmi, kârlılık durumu, davacının fiilen icra ettiği faaliyetler de dikkate alınarak makul düzeyde bir ücret belirlenerek bu miktara hükmedilmesi gerekirken davalının başka şirketlerde sigortalı göründüğü gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karara karşı Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan ret kararı doğru olmamış, İlk Derece Mahkemesi kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.01.2023 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
MUHALEFET ŞERHİ
Dava sebebini karşılar şekilde yazılan gerekçe ile kurulan hüküm hukuka uygun olduğundan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına hükmetmek gerekirken bozulması yönündeki çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1072 E., 2023/1064 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve 512 nci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu 2022/1072 E. , 2023/1064 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/467 E., 2022/42 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.10.2021 tarihli ve
2020/5627 Esas, 2021/10289 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, avukat olan müvekkilinin, 12.12.2012 tarihli vekâletname ile davalının eşi ile arasındaki boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davalarının takibi amacıyla vekilliğini üstlendiğini, düzenlenen avukatlık sözleşmesinde vekâlet ücreti olarak başlangıçta 150.000 USD, dava bitiminde 150.000 USD olmak üzere toplam 300.000 USD ve ayrıca her dava için dava sonunda davalının eline geçenin yüzde onu oranında vekâlet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının eşi ... ... aleyhine 25.12.2011 tarihinde Bakırköy 5. Aile Mahkemesinde 2012/1080 Esas sayılı dosya ile boşanma davası açılarak davalı yararına 6.000,00 TL ve müşterek çocuk Baran yararına 4.000,00 TL tutarlı tedbir nafakası kararı verilmesinin sağlandığını, dilekçeler aşamasının ardından delillerin toplandığını, ön inceleme sürecinin tamamlandığını, keza davalının eşinin mal kaçıracağı duyumları üzerine tapuda kayıtlı çok sayıda taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulduğunu, ayrıca 10.01.2013 tarihinde eşinin ortağı olduğu ... Kozmetik Ltd. Şti. ve CPT Kozmetik Ltd. Şti. deki pay devirlerinin ihtiyati tedbir kararı alınarak durdurulduğunu, daha birçok hukuki yardımda bulunulduğunu ancak 27.09.2013 tarihli azilnâme ile haksız ve kötüniyetle vekâletten azledildiğini, bu durumda 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174/1 inci maddesi gereğince sözleşmede kararlaştırılan ücretin tamamına hak kazanıldığını ileri sürerek belirlenecek alacağın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 14.05.2017 tarihli dilekçesi ile talebini 1.232.051,20 TL olarak belirlemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, müvekkilinin yanıltılmış olması nedeniyle ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, azil tarihine kadar muhtelif tarih ve tutarlarda ödeme yapılmasına rağmen makbuz verilmediğini, davacının vekâlet görevini yerine getirmekte eksik ve hatalı davrandığını, takip ettiği davalardaki hataları nedeniyle işiyle gereği gibi ilgilenilmediğini düşünen müvekkilinin güvenini kaybettiğini, bu nedenlerle davacının azlinin haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.2017 tarihli ve 2014/120 Esas, 2017/563 Karar sayılı kararıyla; davacı avukat tarafından davalı müvekkili adına yürütülen memur işleminin şikâyetine ilişkin Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/413 Esas sayılı dosyasında, üçüncü kişinin memur işlemine karşı şikâyet hakkı olmadığı, bu şikâyetten sonuç alınamayacağının müvekkiline açıklanması gerekmesine rağmen açıklanmadığı, bununla birlikte davacının vekil olarak takip ettiği dosyaların tümü ele alındığında davacının yapılması gerekeni yaptığı, ihmâl, özensizlik veya kusurun tespit edilmediği gerekçesiyle alınan kök ve ek bilirkişi raporu yeterli kabul edilerek ve hükme esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli ve 2018/906 Esas, 2019/2476 Karar sayılı kararıyla; avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, davacı avukatın sözleşme uyarınca davalı adına takip ettiği icra ve dava dosyaları incelendiğinde herhangi bir ihmâlinin, özensizliğinin veya kusurunun tespit edilemediği, davalının azlin haklılığını ispatlayamadığı, davacıya elden ödeme yapıldığı ileri sürülmüş ise de davacının vekâlet ücreti almadığına ilişkin yemin ettiği, alınan bilirkişi raporlarının taraf, mahkeme, istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde ve hükme esas alınmaya yeterli olduğu, Mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 506/2. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
"Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu’nun 506/2. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.
Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, 12/12/2012 tarihinde kurulan vekalet ilişkisinin 09.05.2013 tarihli azilname ile sona erdiği sabittir. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlık azlin haklı nedene dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda azlin haksız olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş olup, bilirkişi raporunda; Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün 2013/2710 Esas sayılı takip dosyasında davacı tarafından istihkak iddiasında bulunulmasına rağmen merci kararının tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde icra mahkemesinde istihkak davasının açılmadığı, bu dosyada gerekli özenin gösterilmediği, yine Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/413 Esas sayılı dosyasında davacı tarafından alacaklı vekilinin vekaletnamesi mevcut olmadığı halde ödeme emri düzenlendiği ve müvekkiline ait evde haciz yapıldığı gerekçesiyle memur işlemi hakkında şikayette bulunulmuş ise de, takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin, memur işlemine karşı şikayet hakkı bulunmadığının davacı tarafından bilinmesi gerektiğinden davacının görevinin gereğini yerine getirmiş sayılamayacağı belirtilmiş, ancak raporun devamında takip edilen diğer takip ve dava dosyalarında gerekli özenin gösterildiği ve azlin haksız olduğu tespitine yer verilmiş olup rapor bu haliyle çelişkilidir ve hükme dayanak yapılamaz. Bölge Adliye Mahkemesince de dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verilmiştir. O halde azlin haklı olup olmadığı hususunu açıklığa kavuşturmak için konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalı tarafça ileri sürülen tüm azil nedenleri üzerinde tek tek durularak, vekalet ilişkisinin bir bütün olduğu, azlin taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceği hususu da göz önünde bulundurularak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında davacı avukatın takip ettiği tüm dosyalar birlikte incelendiğinde, müvekkili yararına gerekli özeni gösterdiği, ihmâli ve kusurunun olmadığı, davalının herhangi bir zararının doğmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacı avukat ile imzalanan avukatlık ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydanılarak imzalatıldığını, sadece boşanma davası için özel vekâletname verilmiş olması nedeniyle düzenlenen kök ve ek bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu ve hükme esas alınamayacağını, değeri para ile ölçülen davalar ile ilgili bir menfaat elde edilmemiş olması nedeniyle sözleşmedeki "dava sonucunda müvekkilin eline geçecek miktarın %10'u avukata ödenektir" şeklindeki düzenlemeye göre hesaplama yapılamayacağını, Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/63 Esas sayılı dosyasına ilişkin ıslah edilen değer üzerinden hesaplama yapılmasının Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, davacı avukata yaptığı elden ödemelerin bilirkişi hesaplamasında dikkate alınmadığını, davacının akil insanlar heyetine seçildiğini ve bu süreçte müvekkiline ait dosyalar ile ilgilenmediğini, kök raporda iki dosyada davacının görevini gereği gibi yerine getirmediği belirtilmesine rağmen azlin haksız olduğu tespitinin çelişki içerdiğini, azlin haklı olup olmadığı hususunun tüm dosyaların bir bütün olarak değerlendirilmesinden sonra tespit edilmesi gerektiğini, davacı avukatın azlinin haklı olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacının azlinin haklı olup olmadığına, haksız ise hak edeceği vekâlet ücretinin tespitine ilişkin alınan bilirkişi raporunda davacı avukatın bazı işlemlerinde gerekli özenin gösterilmediği, bu konularda avukatın görevini gereği gibi yerine getirmiş sayılamayacağı belirtilmesine karşın tüm dosyalara ilişkin genel bir değerlendirmeyle azlin haksız olduğunun tespitine yer verilmiş olmasının çelişki doğurup doğurmayacağı, raporun bu hâliyle hükme esas alınıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre oluşturulacak kuruldan yeni bilirkişi raporu temininin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve 512 nci maddeleri.
2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 34, 164 ve 174 üncü maddeleri.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 ve 4 üncü maddeleri.
4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281 inci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesinin açıklanmasında ve vekâlet ücretine değinmekte yarar bulunmaktadır.
2. Vekâlet sözleşmesi, somut olayda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502 nci maddesinin birinci fıkrasında "Vekalet sözleşmesi, vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır.
3. Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikle subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir (Türker Yalçınduran: Vekâlet Sözleşmesinde Ücret, Ankara 2007, s. 35).
4. Avukatlık sözleşmesi ise, her iki tarafa borç yükleyen, ücret karşılığında ivazlı nitelikte olan, belli bir hukuki yardımın yapılmasını öngören ve sözleşmenin bir tarafını mutlaka avukatın oluşturduğu sözleşme türüdür.
5. Avukat ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme de vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Ancak genel bir vekâlet sözleşmesinden farklı olarak Avukatlık Kanunu gereğince “ücret”, sözleşmenin zorunlu unsurudur. Avukat bu sözleşme ile hukuki yardımda bulunmayı, müvekkil ise yapılan hukuki yardım karşılığında bir ücret ödemeyi üstlenmektedir. Ücretin sözleşme ile belirlenmesi zorunlu olmayıp işin görülmesinden önce veya sonra kararlaştırılması mümkündür. Yanlar arasında ücret konusunda yazılı veya sözlü bir sözleşmenin yapılmaması hâlinde ücret, Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgâri Ücret Tarifesine göre belirlenir (Tülin Kurtoğlu: Akdi vekâlet Ücreti ve Avukatın Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2016, s. 24, 25).
6. Vekâlet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makûl bir ücret almaları gerekir.
7. Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164 üncü maddesi;
"Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması hâlinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" hükmünü içermekte olup buna göre avukatın iki çeşit ücret alacağı bulunmaktadır.
8. Bunlar, avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden ... avukatlık ücreti ile yargılama sonunda haklı çıkan taraf yararına hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan avukatlık ücretidir. Her iki ücretin kaynağı farklı olup uygulama ve yargısal kararlarda bunlardan ilkine sözleşmeden doğduğu için "akdi vekâlet ücreti", ikincisine ise kaynağını kanundan aldığı ve yargılama sonunda dava ya da takibin karşı tarafından tahsiline karar verildiği için "yasal vekâlet ücreti" ya da "karşı taraf vekâlet ücreti" denilmektedir. Eldeki davada akdi vekâlet ücreti talep edilmektedir.
9. Avukatlık sözleşmesi, sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi avukatın istifası ya da müvekkilin azli ile de sona erebilir.
10. Türk Borçlar Kanunu'nun 512 nci maddesi "Vekalet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan ... zararını gidermekle yükümlüdür" hükmünü içermekte olup vekâlet sözleşmesi vekil ile müvekkil arasında ... unsuruna dayanan bir sözleşme olması nedeniyle yanlar dilediği zaman sözleşme ilişkisine son vermek hakkına sahiptir. Bu durumda sözleşme ilişkisi devam ederken vekil her zaman istifa edebileceği gibi müvekkil de onu her zaman azletme hakkına sahiptir. İstifa ve azîl hakkı tek taraflı ve karşı yana varması gereken irade beyanı ile kullanılır ve sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirdiği gibi azîl ve istifa beyanı herhangi bir şekle bağlı değildir (Yalçınduran, s. 97, 98).
11. Avukatlık sözleşmesinin azîl ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücretinin, yapılan azîl işleminin haklı olup olmadığına göre belirlenmesi gerekmektedir.
12. Avukatlık Kanunu’nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “Avukatın azlî hâlinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” hükmü mevcuttur. Buna göre avukatın kusur ve ihmaline dayalı olmaksızın yapılan haksız azîl sonucunda, avukatın vekâlet ücretinin tamamı, dava lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi, muaccel hâle gelir. Bu vekâlet ücreti “akdi” ve “yasal (karşı taraf)” vekâlet ücretinin toplamından oluşmaktadır.
13. Anılan düzenlemeye göre; avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz. Azîl haklı kabul edildiği hâlde, hakkaniyet gereğince ücrete hak kazanıldığından da söz edilemez. Haksız azîl hâlinde ise, avukat hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işe dair avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Bu hâlde de, hak edilecek ücretten hakkaniyet indirimi yapılması doğru olmayacaktır.
14. Avukat, takip edip sonuçlandırmış olduğu işler yönünden, azlin haklı olup olmadığına bakılmaksızın ücrete hak kazanır. Azîl, ancak azîl tarihi itibariyle henüz sonuçlanmamış olan işler bakımından hukuki sonuç doğurur (Kurtoğlu, s. 178). Bir dava veya takip nedeniyle azlin haklı olduğunun kabul edilmesi hâlinde, vekâlet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekâlet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir.
15. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2021 tarihli ve 2017/(13)3-634 Esas 2021/59 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-50 Esas, 2021/1588 Karar; 19.10.2022 tarihli ve 2022/3(13)-357 Esas, 2022/1329 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.
16. Gelinen noktada avukatın azlinin haklı olup olmadığının tespiti açısından yapılması gereken incelemenin genel ilkelerine ve bu konudaki ispat yüküne değinmekte fayda vardır.
17. Avukatlık Kanunu'nun 34 üncü maddesinde "Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler" hükmü düzenlenmiştir. Bu durumlara aykırı davranışlar haklı azil sebeplerini oluşturur.
18. Haklı sebep kavramı kanunda tanımlanmamıştır. Türk Hukuk Lügatı'nda ise "haklı nedenler", yargıcın takdir hakkını kullanmasını gerektiren nedenler olarak tanımlanmış; bu nedenlerin varlığı hâlinde yargıcın durumları ve ilişkileri ölçüp değerlendirerek nesnel değer yargıları vermekle ve kararlarını bu hükümlere dayandırmakla yükümlü olduğu izah edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt-I, s. 461). Azlin haklı olup olmadığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 4 üncü maddesi çerçevesinde hâkim tarafından belirlenir. Söz konusu belirlemede hâkim somut olayın özellikleri ve dürüstlük kuralına göre (TMK md. 2) sözleşme ile bağlı kalmanın taraflar için çekilmez hâle gelip gelmediğini göz önünde bulundurur.
19. Avukatın vekâletten azledilmesinin haklı olup olmadığının, mahkemece toplanan deliller net, kesin ve tereddütsüz bir şekilde değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Bu konudaki ispat yükünün iş sahibine ait olduğu göz ardı edilmemelidir. Azlin haklı olup olmadığı konusunda çelişkili karar verilemeyeceği gibi iş sahibi tarafından ileri sürülen ve hatta azil ihtarında bildirilmese bile yargılama sırasında ileri sürülen tüm azil nedenlerinin incelenmesi gerekir. Bununla birlikte hiçbir şekilde ileri sürülmeyen azil nedeni inceleme konusu yapılamaz (Kurtoğlu, s. 165-168).
20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan “Avukatlık Ücret Sözleşmesi” başlıklı sözleşmeye göre vekâlet ücreti olarak başlangıçta 150.000 USD, dava bitiminde 150.000 USD olmak üzere toplam 300.000 USD ve ayrıca her dava için dava sonunda davalının eline geçenin % 10'u oranında ücret ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı avukata 12.12.2012 tarihinde vekâletname verilmiş; tarihsiz avukatlık ücret sözleşmesi imzalanmış ve 09.05.2013 tarihinde davacı avukat azledilmiştir. Taraflar arasında imzalandığı nizasız olan avukatlık ücret sözleşmesinin geçerliliğiyle ilgili Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır. Çekişme, avukatın azlinin haksız olduğu değerlendirmesiyle hakettiği vekâlet ücretini hesaplayan kök ve ek bilirkişi raporlarının hükme esas alınması için yeterli olup olmadıkları hususundadır.
21. Bahse konu kök ve ek bilirkişi raporlarında davacı avukatın takip ettiği dosyalar tek tek incelenmiş; avukatın bu dosyalara verdiği emek ve gösterdiği özen tek tek anlatılmış; 08.09.2016 tarihli kök bilirkişi raporunda Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün 2013/2710 Esas sayılı dosyasında davacı avukat tarafından "...iddianın sürdürülmesi ve akıbetin takibi hususunda azil tarihine kadar 2 aylık yeterli sürede gereğinin yapılmadığı, gerekli özenin gösterilmediği ve görevin gereğinin yerine getirilmediği değerlendirilmiştir" kanaati ve Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/413 Esas sayılı dosyasında "...avukatlık mesleğini icra eden kişinin, üstlendiği hukuki işte mevzuata hakim olması ve buna göre girişimlerde bulunması beklendiğinden, mahkeme kararında da belirtildiği üzere takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin, memur işlemine karşı şikayet hakkı bulunmadığı kuralı karşısında bu şekilde bir şikayette bulunmaması, böyle bir şikayetten sonuç alınamayacağı hususunda müvekkilini uyarması veya en azından bir sonuç alınamayacağını müvekkiline izah ettiği halde bu konuda ısrarcı olduğuna dair örneğin görüşme tutanağı düzenlemiş veya yazılı talimat almış olması gerekirdi. Dosyada böyle bir iddia ve kanıt sunulmuş olmadığından, davacının görevinin gereğini yerine getirmiş sayılamayacağı değerlendirilmiştir" kanaati belirtilmesine karşın bunların yanında "bütün tespit ve değerlendirmeler ışığında özetle ve sonuç olarak; dava konusu olayda davalının davacıyı azlinin haklı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır" değerlendirmesinde bulunulmuş; İlk Derece Mahkemesince de anılan raporlara itibar edilmek suretiyle davacının vekil olarak takip ettiği dosyaların tümü bir bir bütün olarak incelendiğinde davacı avukatın müvekkili davalı yararına yapılması gerekeni yaptığı, ihmâl, özensizlik veya kusur tespit edilmediğinin anlaşıldığı, davalının azlinin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
22. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer verilmesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarının gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışılması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, HMK'nın 31 inci maddesi hükmüne uygun şekilde davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için 6100 sayılı Kanun'un 281 inci maddesinde belirtilen yolu izlemelidir (Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli ve 2022/(13)3-631 Esas, 2023/418 Karar sayılı kararı).
23. Anılan yol, 6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281 inci maddesinde "(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.
(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.
(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir..." şeklinde belirtilmiştir.
24. Çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulan hâllerde Mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla tekrar inceleme de yaptırabilir. Zira bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemeyeceği gibi uzman olmayan bilirkişinin düzenlediği rapor esas alınarak da hüküm kurulamaz.
25. Açıklanan hususlar ve yirmi birinci bentte yapılan açıklamalar dikkate alındığında dosyaya alınan kök ve ek bilirkişi raporunun kendi içinde çelişki içerdiği kabul edilmelidir. Bu durumda Özel Dairece de belirtildiği üzere Mahkemece, çelişkilerin giderilmesi amacıyla, taraf ve yargı denetimine açık bilirkişi heyeti raporu alınması ve sonucuna uygun karar verilmesi gerekir.
26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğu, Mahkemenin de buna göre değerlendirmesini yaptığı, bundan sonra Özel Dairenin davada dayanılan vakıaları belirleyerek sonucuna göre karar vermesi, dolayısıyla direnme kararı uygun bulunarak dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ile bilirkişi raporunun çelişkili olduğu ancak bu durumun hukuki bir değerlendirme içermesi nedeniyle yeniden bilirkişi raporu alınamayacağı, değerlendirmenin Mahkemece yapılabileceği gerekçesiyle direnme kararının değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
27. Diğer taraftan, Mahkemenin direnmeye esas tefhim edilen kısa kararının ikinci bendinde “Bakırköy 5. Aile Mahkemesinin 2012/1080 E. sayılı dosyasında vekâlet ücret alacağının 658,350 TL” olduğu belirtilmesine karşın Mahkemece gerekçeli kararda anılan alacağın 658.350,00 TL olarak düzeltilmesi maddi hatanın düzeltilmesi niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
28. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
Davacı dava dilekçesinde iddiasının dayanağı olan vakıaları (HMK 119/1-e), davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağı olan vakıaları (HMK129/1-e) gösterir. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK 25/1). Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz (HMK 25/2). Hâkim, Türk hukukunu resen uygular (HMK 33/1).
Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere dava vakıalar üzerinden yürür. Vakıaları bildirmek taraflara aittir. Getirilen vakıalara göre uyuşmazlığı belirlemek ve bu uyuşmazlığa uyan hukuki sebebi belirleyip uygulamak ise hâkimin görevidir. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı (HMK 141/1) başladıktan sonra taraflar, karşı tarafın açık muvafakatı olmadıkça yeni vakıalara dayanamazlar. Hâkim uyuşmazlığın sınırlarını vakıalarla çizecek olup bu vakıalar dışına çıkarak ve yeni vakıaları kendiliğinden inceleyerek bir sonuca varıp karar veremez.
Bilirkişi raporu alınması ve değerlendirilmesiyle ilgili olarak 6100 sayılı HMK hükümlerine göre; Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (266/1). Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (281/1). Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (281/2). Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir (281/3). Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK 282/1).
Bu hükümlerin de sonucu olarak Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında da belirtildiği üzere; “bilirkişi; uyuşmazlığın çözümünü etkileyen ve hâkimin hukuki bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olup bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı muhakkaktır. Bilirkişi raporu, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdirî bir delilden ibarettir. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüş ve kanaatin itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları gözönünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve takdir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi takdirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir. Bununla birlikte bilirkişinin bilimsel veya teknik uzmanlık gerektiren ve objektif olarak bakıldığında mahkemenin vâkıf olmadığı meselelerde görüş beyan ettiği dikkate alındığında mahkemenin bilirkişi raporunu yetersiz görmesi durumunda bunun gerekçesini ortaya koyması gerekir. Mahkemenin gerekçesini açıklamadan bilirkişi raporunu hükme esas alınamaz bulması, raporun lehine olduğu kişi açısından yargılama adaletini olumsuz yönde etkileyebilecetir (B. No: 2015/18943 § 45-46 ve B. No 2014/18103 § 46-47).
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlıkta davacının vekâlet görevini yerine getirirken özen görevini yerine getirip getirmediği bunun sonucuna göre haklı nedenlerle azil bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirleme yapılırken davalının haklı nedenlerle azil bulunduğuna ilişkin dayandığı vakıalar incelenmeli ve bu inceleme de savunmanın genişletilmesi yasağı başlayıncaya kadar dayanılan vakıalarla sınırlı olarak yapılmalıdır. Zira dosyada haklı nedenle azil sebebi olabilecek başka vakıalar bulunsa bile davalı bu vakıalara bir azil sebebi olarak dayanmamışsa mahkemenin bu vakıaları esas alarak haklı nedenle azil bulunduğu sonucuna varabilmesi mümkün olmayacaktır.
Vekilin vekâlet görevini özenle yerine getirip getirmediğinin belirlenebilmesi için vekil olarak görev yapılan dosyalarda vekilin işini özenle yerine getirip getirmediği yönünden yapılması gerekirken yapılmayan veya hatalı yapılan işlemlerin neler olduğu konusunda dosyaların kapsamı nedeniyle rapor alınması gerekecek ise de bilirkişi tarafından tespit edilecek bu hususların haklı azil sebebi olup olmayacağını değerlendirmek ise hukukun uygulanmasıyla ilgili olduğu için hâkimin görevi kapsamındadır.
Dosyada alınan rapor ve ek rapor ile vekilin görev yaptığı dosyalardaki işlemleri, vakıalar kapsamında tek tek ortaya konulmuştur. Ortaya konulan bu vakıalara göre bütünsel bir değerlendirmeyle hukukun hâkim tarafından uygulanması ve hukuki konularda bilirkişi raporu alma yasağı kapsamında haklı azil bulunup bulunmadığını hâkim değerlendirebilecek durumda olup yeni rapor alınmasına gerek yoktur. Nitekim hâkim tarafından da bu değerlendirme yapılarak haklı azil bulunmadığı kabul edilmiştir. Mahkemece azilin haklı olmadığı yönünde varılan sonucun, süresi içinde dayanılan vakıaların ispatlanma durumuna göre yerinde olup olmadığı da toplanan deliller değerlendirilmek suretiyle temyiz aşamasında da incelenebilecek durumdadır. Zira mahkeme için yeterli olan delil toplama, kanun yolu incelemesi için de yeterli görülmesi gereken bir delil toplama sayılmalıdır.
Bu durumda haklı azil bulunup bulunmadığına ilişkin olarak yeniden rapor alınması gerekmediği için direnme uygun bulunarak buna göre işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan bu yönden yeniden rapor alınması gerektiği kabul edilerek özel daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
3. Hukuk Dairesi, 2024/1686 E., 2025/243 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesi kapsamında vekalet ilişkisinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
3. Hukuk Dairesi 2024/1686 E. , 2025/243 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2241 E., 2024/413 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Turgutlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/167 E., 2023/165 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; 05.01.2012 günü ikiz bebeklerinin dünyaya geldiğini, erken doğum nedeniyle bebeklerden ...'nin davalı Hastanesinin yeni doğan ünitesine yatırıldığını, 20.03.2012 tarihinde taburcu edildiğini, 01.06.2012 tarihinde diğer bebekleri Nilüfer Beren'in rahatsızlanması sebebi ile davalı Hastaneye tekrar geldiklerinde doktor tarafından ...'in de muayene edilmesi akabinde bebeğe ROP Evre 5 tanısı konulduğunu, tedavinin bu safhada mümkün olmadığını, davalı yanın ihmalinin ağır derecede olduğunu, ceza davası da açıldığını, ...'in malul kaldığını, muhtemelen hiç göremeyeceğini ileri sürerek, 5.000,00 TL maluliyetten kaynaklanan işgörmezlik tazminatı, 5.000,00 TL bakıcı gideri, 1.000,00 TL tedavi gideri olmak üzere şimdilik 11.000,00 TL maddi tazminatın ayrıca ... yönünden 500.000,00 TL manevi tazminat, ... ve ... için 250.000,00 TL olmak üzere toplam 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız eylem tarihi olan 15.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili: bebeğin muayenesini konsültan hekim olarak yaptığından bebeğin takip ve tedavisinden doğrudan sorumlu olmadığını bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeni ile reddi gerektiğini, ...'in müdavi hekiminin Çocuk Sağlığı ve hastalıkları Uzmanı Dr. ... olduğunu, ayrıca sonucun oluşmasında kendisinin değil davacıların kusurlu olduğunu ve istenen tazminat miktarının da fahiş olduğunu belirterek, haksız ve mesnetsiz davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ...vekili: ailenin ihmalkar davranışlarının bu sonucun gerçekleşmesine sebep olduğunu, hastane hekimlerinin hiçbir eksik teşhis veya tedavisinin söz konusu olmadığını, bu nedenlerle sorumlu tutulmalarının mümkün olmadığını, kusur iddialarını kabul etmemekle birlikte davacının tazminat talebinin haksız ve fahiş olduğunu belirterek davanın ve faiz taleplerinin reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 2015/463 E., 2019/137 K. sayılı ilamıyla; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesince ceza dosyasının sonucunun beklenmesi gerekçesiyle; kararın kaldırılmasına, Mahkemesine iadesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; prematüre olarak doğan bebeğin ROP gelişimine bağlı olarak kalıcı görme duyusunun kaybı bakımından ...'in tedavisinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde takibinin yapılmamasından kaynaklı olarak ...'in görme duyusunu kaybettiği, bu kapsamda davalı şirket ve davalının gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle davacıların müşterek çocuğunda kalıcı körlüğe sebebiyet verdiği anlaşılmakla (14.10.2021 tarihli geçici ödeme kararı maddi tazminattan mahsup edilerek), davanın kısmen kabulü ile 2.711.790,70 TL maddi tazminattan 14.10.2021 tarihinde verilen 300.000,00 TL geçici ödemenin mahsup edilerek bakiye 2.411.790,70 TL'nin 20.03.2012 tarihinden itibaren davalı ... yönünden işletilecek ticari faizi, davalı ... yönünden yasal faizi ile birlikte, manevi tazminat davasının ise ... yönünden kısmen kabulü ile 300.000,00 TL, ... yönünden kısmen kabulü ile 80.000,00 TL, ... yönünden kısmen kabulü ile 80.000,00 TL olarak 20.03.2012 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş olup, karara karşı süresi içinde davalı ...Ş. vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ceza davalarında ve istinafa konu davada alınan tüm ATK raporlarında ve öğretim üyelerinden alınan raporda söz konusu neticenin davalıların malpraktis olarak nitelendirilen meslek hatasından kaynaklandığının bildirildiği, maluliyet raporunun olay tarihi olan 15.01.2012 tarihinde yürürlükte olan 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre düzenlenmesinin doğru olduğu, hakimin takdirinde olan tazminatın sermaye olarak belirlenmesinin somut olayın özelliğine uygun olduğu, davalıların olayın gerçekleşmesinde kusurlu oldukları, meydana gelen zarardan sorumlu oldukları, manevi tazminat miktarlarının somut olaya uygun, makul olduğu gerekçesiyle davalı ...Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Sebepleri
Davalı ...Ş. vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesi kapsamında vekalet ilişkisinden kaynaklı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
6098 sayılı TBK 502 ve devamı maddelerine göre, vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir.
Öncelikle eldeki davada görev hususunun incelenmesinde; dava tarihi itibarıyla Tüketici Mahkemesi görevli olup, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un yürürlükte bulunduğu 28.05.2015 tarihinde dava açıldığından, her ne kadar karar başlığında Tüketici Mahkemesi sıfatıyla ibaresi yazılmamışsa da, Bölge Adliye Mahkemesinin 2019/3118 E 2021/808 K sayılı "Mahkemesine geri gönderme kararı ile (...) davaya Tüketici Mahkemesi sıfatıyla bakılıp sonuçlandırıldığı kabul edilmiştir. denilerek, davanın Tüketici Mahkemesi sıfatıyla görüldüğü, maddi hata olarak sehven karar başlığına yazılmadığı anlaşıldığından, bu husus karar başlığında re'sen düzeltilmiştir.
Davalı Hastane vekilinin süresinde verdiği ek temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü geçici ödeme tazminatının güncellenmesine ilişkin talebi ile ayrıca temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü faize ilişkin talebinin, istinaf aşamasında ileri sürülmeyen itirazların temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceğinin anlaşılmasına göre, reddi gerekmiştir.
Hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşıyacağından bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir.
Somut olayda; olayın oluş şekli, vakanın niteliği, gelecek hayatına etkisi, olay tarihi, kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davacılar yararına hükmedilen manevi tazminat miktarlarının isabetli olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu yöndeki temyiz itirazlarının da reddine karar verilmiştir.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, ileri sürülen temyiz sebeplerine, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle ceza davasında ve işbu dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarında davalıların kusurlu olduğunun tespit edilmesine, Uşak 5. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde alınan cezanın 01.12.2020 tarihinde kesinleşmesine, maluliyet raporunun olay tarihi (15.01.2012) itibarıyla yürürlükte olan 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre düzenlenmesinin doğru bulunmasına, hakimin takdirinde olan tazminatın sermaye olarak belirlenmesinin somut olayın özelliğine uygun olmasına, davalıların kusur oranlarının belirlenmesinin iç ilişkilerinde çözümlenmesi gerektiğinden bu davada kusur oranlarının belirlenmesine gerek olmadığının anlaşılmasına ve yukarıda açıklanan nedenlere göre davalı Hastane vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına kara vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.01.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi
3. Hukuk Dairesi, 2024/3293 E., 2025/624 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesinde vekalet sözleşmesi "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
3. Hukuk Dairesi 2024/3293 E. , 2025/624 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2024/428 E., 2024/516 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 1. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2017/2 E., 2021/687 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı .... vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; duruşma talebi miktar yönünden reddedilmek suretiyle, kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. Asıl davada davacılar vekili, müvekkili Nesibe'nin ikiz bebeklerinin prematüre doğduklarını, ikizlerden ...'in 3 hafta sonra vefat ettiğini, müvekkili ...'in erken ve prematüre dünyaya gelmiş olması sebebiyle bir süre yeni doğan yoğum bakım ünitesinde kaldığını, buradaki göz ile ilgili takip ve tedavilerinin davalı ... tarafından gerçekleştirildiğini, ancak prematüre doğuma bağlı olarak müvekkilinin "Prematüre Retinopatisi" (ROP) riski altında oldukları halde, ROP muayenesinin yapılmadığını, hastaneden taburcu edildiğini, akabinde göz muayenesine çağırıldığını, yapılan göz muayenesinde Müvekkili ...'in görme riskinin olduğu belirtilerek Adana Balcalı Hastanesine sevkinin yapıldığını, Balcalı Hastanesinde yapılan muayene sonucunda müvekkilinin gözündeki problemin ilerlediği, yapacak bir şeyin olmadığı belirtilerek İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Hastanesine götürülmesinin önerildiğini, buradaki muayene soncunda müvekkili ...'in bir gözünün hiç görmediğini diğer gözünün ise düşük derecede puslu olduğunun belirtildiğini, sonuç itibariyle yeni doğan yoğun bakım ünitesindeki ROP muayanelerinin tetkik ve tedavilerinin yapılmaması/gecikmesi, yetersiz ekipmanlarla yapılmış olmaları, arazlarının ileri bir evreye doğru ilerliyor olmalarına karşın teşekküllü bir hastaneye sevkinin önerilmemesi ile müvekkilin görme engelinin söz konusu olduğunu, müvekkillerinin maddi ve manevi zararlara maruz kaldıklarını açıklanan nedenlerle müvekkili ... için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 8.000,00 TL maddi tazminatın ve 300.000,00 TL manevi tazminatın, müvekkili ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın ve müvekkili ... için 100.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak tahsilini talep etmiştir.
2. Birleşen davada davacılar vekili, aynı sebeplerle 336.839,85 TL bakıcı gideri talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... Tesisleri A.Ş. vekili; Tüketici Mahkemelerinin görevli ve husumet itirazlarının olduğunu, davacının mağduriyeti ile müvekkilinin eylemi arasında illiyet bağının olmadığını, küçük ...'ın Hastanenin yeni doğan yoğun bakımında usulüne uygun olarak göz muayenesinin yapıldığını, "Evre -1, bilateral rop bulgusu mevcut" şeklinde tespit edildiğini, ilk muayeneden bir hafta sonra ikinci göz muayenesini aynı şekilde usulüne uygun olarak yapıldığını, on gün sonrası için tekrar kontrol muayenesi önerildiğini, Evre -1 ve Evre-2 ROP umumiyetle iki ve dört hafta arasında takip edildiğinden, literatüre uygun olarak hareket edildiğini, hastada Evre -2 ve Evre-3 ROP'a ait bulgular tespit edilemediğinden daha geniş imkanları olan bir hastaneye sevk düşünülmediğini, konsültasyon kağıdına bir ay sonra kontrol gerektiğinin not olarak işlendiğini, bebeğe dördüncü muayenesinin usulüne uygun olarak yapıldığını, ROP ile ilgili bir bulgu müşahede edilemediğini, hiçbir muayenede ve hiçbir zaman, gözlerin normal hale geldiği veya normal olduğunun ifade edilemediğini, bebeğin konsültasyon kağıdında gözüken beşinci muayenesinin doktor ... tarafından yapılmadığını, manevi tazminatın maksadını aşacak mahiyette olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
2. Davalı ... vekili; davacı ...'in "ROP" muayenelerinin zamanında yapıldığını, kendisinin herhangi bir kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalıların kusurları sebebiyle Mahkemenin 2017/2 E. sayılı asıl davada maddi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile 671.096,41 TL'nin 7.000,00 TL'sinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, 664.096,41 TL'sinin ıslah tarihi olan 19.10.2020 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'e verilmesine, davacının iyileşme bedeli talebinin reddine, manevi tazminat talebi yönünden davanın kısmen kabulü ile davacı ... için 110.000,00 TL davacı ... için 70.000,00 TL, davacı ... için 70.000,00 TL tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine, Adana 2. Tüketici Mahkemesi tarafından birleştirilen 2020/663 E. sayılı davada davanın kabulü ile, 336.839,85 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş olup, kararına karşı süresi içinde davalılar ve ihbar olunanlar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; küçüğün teşhisinin 5 aylıkken yapıldığı, daha önceki muayenelerde Rop bulunduğunun kabulü gerektiği, 4. aydan sonra yeni Rop gelişmesinin beklenemeyeceği, hastalığın 4. haftada teşhis edilebileceği, 2 haftalık periyotlarla kontrolün sağlanması gerektiği ancak bu kurala riayet edilmediği, muayene eden hekimin muayene notlarında hastalığın hangi zonda (aşamada) olduğuna dair belirtme yapılmadığı, bu haliyle yapılması gereken muayene süresinden sonra ve başvuru neticesinde gerekli işlemlerim yapılıp yapılmadığını denetlenmediği, küçüğün ailesini bu konuda gerekli şekilde aydınlatılmadığı, dosyada bebeklerin doğum tarihi olan 13.08.2013 tarihinde alınmış aydınlatılmış onam formu olduğu, bunun dışında göz sağlığına ilişkin aydınlatma ve bilgilendirme formu bulunmadığı, davalı Hastane bakımından ise olayın meydana gelmesinde gerek organizasyon olarak gerekse çalıştırdığı personelin ihmali nedeniyle zamanında göz muayenesinin yerine getirilmemesi ya da daha donanımlı başkaca bir sağlık kuruluşuna zamanında hastanın sevk edilmemesi nedeniyle kusurlu olduğu, hükmedilen manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, mahkemesince tarafların kusur durumu ve maluliyet oranı belirlendikten sonra uzman bilirkişi aktüerya bilirkişisinden rapor alınarak bu bedele hükmedilmesinde, küçüğün "görme yetisini" kaybetmesi nedeniyle hayatı boyunca emsallerine oranla daha fazla efor sarf etmek zorunda kalacağı, bu haliyle sürekli iş gücü kaybının on sekiz yaşına kadar "efor tazminatı" olarak hesaplanmasında, sürekli bakıma muhtaç olması dikkate alınarak birleşen dosyada bakıcı giderine hükmedilmesine ve görme yetisi kaybı nedeniyle olayın somut özelliklerine göre bu ücrette hakkaniyet indirimi yapılmamasına, ücretin belirlenmesindeki esaslarda, tazminat hesabında TRH 2010 yaşam tablosunun ve Adli Tıp Kurumu'nun kusur raporunun hükme esas alınmasında benimsenen gerekçelere göre, davalıların istinaf başvularının ayrı ayrı esastan reddine, ihbar olunanların istinaf hakkı bulunmadığına karar verilmiş olup, karara karşı süresi içinde davalı Hastane vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı ... Tesisleri A.Ş. vekili; doktorun kusuru tespit edilirken hata yapıldığını, Hacettepe Üniversitesinden alınan raporda, doktorun kusuru yönünden kesin bir kanaate varılamadığının bildirildiğini, bu raporun hükme esas alınması gerektiğini, doktorun kusurlu olmadığını, davacının müterafik kusuru olduğunu, tazminattan indirim yapılmadığını, davacının Devletten bakıcı gideri vb. destek alıp almadığının araştırılmadığını, alınan destek varsa bu miktarın tazminattan düşülmesi gerektiğini, rehabilitasyon süresi olarak 12 yıl tespitinin bilimsel olmadığını, bebeğin durumuna uygun olan rehabilitasyon süresinin tespiti için uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmasını talep etmelerine rağmen raporun alınmadığını, zararın başlangıç tarihinin yanlış hesaplandığını, 2 ayrı bilirkişiden alınan aktüerya raporları arasında önemli çelişkiler olduğunu, manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, diğer tarafı zenginleştirdiğini, yargılamanın duruşmalı olarak yapılması gerektiğini ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, küçüğün tedavisini üstlenen davalı şirkete ait Hastane ve davalı doktorun vekillik sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılıktan dolayı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502. maddesinde vekalet sözleşmesi "Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.
Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır " şeklinde düzenlenmiştir.
6098 sayılı TBK 502 ve devamı maddelerine göre, vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir.
Dava konusu olaya ilişkin olarak Adana Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında sanık doktor ... hakkında mağdur ... 'ın bir gözünün tamamen işlevsiz kalması ve diğer gözününde görme işlevini kısmen yitirmesine yaptığı tedavi sonucu sebebiyet vermesi iddiası ile taksirle yaralamaya neden olma suçundan yapılan yargılama sonucunda kusurlu bulunarak mahkumiyetine karar verilmiş, verilen karar 14.05.2019 tarihinde kesinleşmiştir.
Buna göre temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle ileri sürülen temyiz sebeplerine ve temyiz edenin sıfatına göre davalı Hastane vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve yasaya uygun olan kararın onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,04.02.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/4512 E., 2024/2630 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502- 506 ncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/4512 E. , 2024/2630 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1167 E., 2023/1242 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/554 E., 2022/97 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; müvekkili ...'ın 2014 yılında tedavi olmak amacıyla davalı şirketin işlettiği hastaneye gittiğini, kulak boğaz burun doktoru dava dışı ...'a muayene olduğunu, doktorun ameliyat olması gerektiğini belirtilmesi üzerine 2014 yılı Mart ayında kulak burun boğaz doktorları ... ve davalı ... tarafından ameliyat edildiğini, ancak şikayetlerinin geçmediğini, bunun üzerine müvekkilinin 2015 yılında davalı doktor ... tarafından tekrar ameliyat edildiğini, ameliyat sonrasında sağ gözünde görme kaybının oluştuğunu, bu itibarla, doktorların kusurlu hareketleri sonucunda müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını beyanla; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, müvekkilinin organ kaybı nedeniyle yaşadığı tarif edilemez acı ve sıkıntılar nedeniyle şimdilik 250.000,00 TL manevi, ... eşi müvekkili ... yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan 14.01.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili; doktorun mesleki ve hukuksal yönden gerekenleri yapmış olduğunu, müvekkil şirkete atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, diğer davalı Dr. ...'ın AXA Sigorta A.Ş.nin 17.08.2014 - 17.08.2015 tarihleri arasında 86495706 poliçe ile “ Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi” ile müvekkili şirketçe sigortalandığını beyanla davanın sigorta şirketine ihbar edilmesini ve davanın müvekkili şirket yönünden reddini istemiştir.
2. Davalı ... vekili; müvekkilinin gereken dikkat ve özeni gösterdiğini, davacı hastaya sözlü aydınlatma yapıldığını, ayrıca yazılı olarak da aydınlatılmış onam formunun davacı hasta tarafından okunarak, isim ve soy ismini yazmak suretiyle her sayfasının imzalandığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, yargıtay kararlarında manevi zarar için belirlenecek tutarın adil olması gerektiğinin vurgulandığını, davacı hastanın bedensel zararı, zararın ağır olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, ancak ağır bir bedensel zarar var ise davacı eşin uygun bir miktar manevi tazminat isteyebileceğinin gözetilmesi gerektiğini, bu nedenle davacı eşin taraf sıfatının da olmadığı gözetilerek, koşulları taşımayan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı kurum ve doktorun davaya konu olayın meydana geldiği burun ameliyatı öncesi, davacı tüketiciye aydınlatılmış hasta onam formunu imzalattığı, ortaya çıkan sonuç ve uygulan tedavi yönünden davalılara atfı kabil kusur bulunup bulunmadığı yönünden ise gerek Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinin 02.05.2019 tarihli Adli Tıp Raporunda gerekse Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan heyetten alınan 10.01.2022 tarihli raporda, ameliyatın bilimsel standartlara, tıp kurallarına uygun olarak ve uygun steplere göre yapıldığı, ameliyat sonrası geliştiği ifade edilen görme kaybının bu ameliyatlarda nadiren de olsa rastlanabilen bir majör komplikasyon olduğu, bu durumun usulüne uygun şekilde hastanın imzalamış olduğu aydınlatılmış onam formunda belirtildiği, ameliyat sonrası gerekli tetkik ve tedavilerin zamanında uygulandığı, sürecin uygun şekilde yönetildiği ve ameliyatı yapan doktor-doktorların tıbbın kurallaşmış ilke ve standartlarına uygun davrandıkları, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmadıkları, komplikasyon yönetiminin yerinde olduğu yönünde görüş bildirildiği, aynı olay kapsamında yürütülen soruşturma dosyasının Uyap sistemi üzerinden incelendiği, bu dosya kapsamında da İstanbul ATK 7. İhtisas Kurulu'ndan alınan raporda ameliyattan sonra sağ gözde oluşan görme kaybının ameliyatla illiyetinin mevcut verilerle kurulamadığı, davalı doktorun eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceğinin bildirildiği, ayrı ayrı alınan üç rapor ve delillerden davalılara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı ve davacılar lehine maddi manevi tazminat talep şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili; bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, Adli Tıp Kurumu Yüksek İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini, bu yöndeki itirazlarının değerlendirilmediğini, dosyada dinlenen tanık beyanlarından onam formunun gerekli bilgilendirme yapılmadan imzalattırıldığının anlaşıldığını, doktor tarafından yapılmış bir aydınlatılmış onam formunun bulunmadığını, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarından; davalılar tarafından sırası ile yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, davalıların özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunmadığı, vekalet sözleşmesinde işin sonucunun garanti edilmediği, davacıdan aydınlatılmış onamı'nın alındığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; savcılık soruşturma dosyası ve dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, Hacettepe Üniversitesinden alınan raporun göz ardı edildiği, müvekkilinden usulüne uygun rıza alınmadığını, aydınlatılmış onam formu üzerinde tarih bulunmadığını, operasyonun nasıl gerçekleşeceği konusunda belirsizlikler olduğunu, imzalatılan formların matbu evrak olduğunu, tanık beyanları ile gerekli bilgilendirme yapılmadan formların imzalandığının ispatlandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle oluşan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502- 506 ncı maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Davanın temeli TBK'nın 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur.
2. Somut uyuşmazlıkta davacıya yapılan işlemin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası geliştiği ifade edilen görme kaybının nadiren de olsa rastlanabilen majör bir komplikasyon olduğu, birbirini teyit eden bilirkişi kurulu raporları ile sabit olup, anılan raporların dosya kapsamına uygun ve yeterli olduğu anlaşılmıştır.
3. Dosya içerisinde yer alan ve hastanın imzası bulunan aydınlatma (onam) belgesinde işlemin risklerinin yazıldığı, hastanın takip ve tedavisini yapan davalı doktorun tıbbın kurallaşmış ilke ve standartlarına uygun davrandıkları, dikkat ve özensizliğinin bulunmadığı da anlaşıldığından, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen iş görme sözleşmeleri dikkate alındığında, genel hizmet sözleşmesini başta eser ve vekâlet sözleşmeleri olmak üzere diğer iş görme sözleşmelerinden ayıran temel hukuki ölçüt ve tipolojik esas aşağıdakilerden hangisidir?
A) İşgörme ediminin belirli bir sonucun meydana getirilmesini hedeflemesi
B) Hükümlerinin, niteliklerine uygun düştüğü ölçüde kanunda düzenlenmemiş diğer iş görme sözleşmelerine de uygulanması
C) İşgörenin, işverenin otoritesi altında ve onun emir ve talimatlarına göre edimini ifa etmesi
D) Karşı edim olan ücretin, sözleşmenin geçerliliği için zorunlu bir unsur teşkil etmesi
E) İşgörme ediminin zaman unsuruna göre belirlenip ifa edilmesi
Bu maddeyle ilgili 10 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.