Türk Borçlar Kanunu 504. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 504- Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir.
Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar.
Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz.
II. Vekilin borçları
1. Talimata uygun ifa
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
28 karar eşleşti
1. Hukuk Dairesi, 2023/5190 E., 2024/3224 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506 ncı 504/1 inci maddeleri
1. Hukuk Dairesi 2023/5190 E. , 2024/3224 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3124 E., 2023/485 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret/Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2008/399 E., 2019/440 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptal ve tescil-tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, 10 yıldan daha uzun bir süre dava dışı ... Ayakkabıcılık San. ve Tic. Ltd. Şti.’de işçi olarak çalıştığını, şirketin mali sıkıntılar yaşamaya başlaması üzerine senelerin verdiği dostane ilişkilere dayalı olarak 3094 ada 9 parseldeki 1/12 payını ipotek tesis ettirmek suretiyle kredi temin edebilmesi için davalı ...’e vekaletname verdiğini, vekaletnamede taşınmazın satışına dair yetkilerin de iradesi dışında belirtildiğini, davalı ...’in, çalıştığı şirketin ortaklarından olan dava dışı ...’ın da yine ortağı olduğu dava dışı ... Ayakkabı Deri İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin ortağı olduğunu, vekaletin verilmesinden 13 gün sonra vekil olan davalının taşınmazını kötüniyetli ve muvazaalı olarak diğer davalı ...’a rayicinin çok altında bir bedelle devrettiğini, davalı ...’un dava dışı ... Ayakkabıcılık Şirketi ile ... Ayakkabı Deri Şirketi'nin ham madde satın aldıkları dava dışı ... Suni Deri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve ... Suni Deri Sanayi A.Ş.’nin daimi çalışanı olduğunu, davalılar arasında para alışverişinin bulunmadığını, çok kısa süre sonra taşınmazın yine ... Suni Deri Şirketi çalışanlarından öteki davalı ...’a muvazaalı temlik edildiğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket ettiklerini ileri sürerek tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin tespiti ile en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir
II. CEVAP
Davalı ...; davacının dava dışı ... Ayakkabı Deri Şirketine olan borçları için çekler düzenlendiğini, bu çeklerin icraya konu edilmemesi için verdiği yetki ile taşınmazının satıldığını, satış bedeli ile de davacının belirtilen şirkete olan borçlarının kapatıldığını, vekil olunanın talimatı dışında işlem yapılmadığını, davacının kendisini 05.07.2006 tarihli belge ile ibra ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar; taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldıklarını, iyiniyetli üçüncü kişi konumunda bulunduklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.07.2019 tarihli ve 2008/399 Esas, 2019/440 Karar sayılı kararıyla; uyuşmazlığın vekalet ilişkisinden değil inanç sözleşmesinden kaynaklandığı, taşınmazın davacının borcuna karşılık teminat olarak alındığının davalı ...' in kabulünde olduğu, başlangıçta teminat amaçlı temlik edilip vekaletname ile satış yetkisi verilen taşınmazın daha sonra inanılan tarafından borcuna karşılık satılmasına davacı tarafından izin verildiği ve davacının inanılanı ibra ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 31.12.2021 tarihli ve 2020/396 Esas, 2021/1452 Karar sayılı kararıyla; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden vekaletnamenin hile ile alındığı ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla eldeki davanın açıldığı, davalı ... 'in vekalet görevini kötüye kullanarak kendi borcuna karşılık davacının taşınmazını temlik ettiği, ibraname içeriğindeki yazıların davacının eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ile sabit olduğu, davalı ... ile davalı ...’un el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri, diğer davalı ...'ın ise taşınmazı ediniminin iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüyle iptal - tescile karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar ... ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 20.09.2022 tarihli ve 2022/2840 Esas , 2022/5949 Karar sayılı kararıyla;davacının 08.06.2006 tarihli vekaletname ile davalı ...’ı vekil tayin ettiği, vekilin davacının 3094 ada 9 parseldeki 1/12 payının tamamını 21.06.2006 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği, Harun’un da taşınmazı 30.03.2007 tarihinde diğer davalı ...’a devrettiğinin sabit olduğu, davacının ad – soyad ve imzasını taşıyan 05.07.2006 tarihli “İBRANAME” başlıklı belgede dava konusu taşınmaza ilişkin olarak, “... işbu satım sebebi ile satıştan önce ve satıştan sonra taşınmazın satış bedelini vekilim ...’dan teslim aldım. İşbu sebeple vekilim ...’ı ibra ederim.” ifadelerinin yer aldığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 25.12.2014 tarihli raporu ile, belgede yer alan ad - soyad ve imzanın davacının eli ürünü olduğunun, diğer yazıların ise davacının eli ürünü olmadığının saptandığı anlaşıldığını, vekil eden davacının vekaleti kötüye kullanılmış olsa dahi imzası davacıya ait olduğu belirlenen ibraname ile vekil ibra edilmekle vekaleten yapılan işleme vekil eden tarafından onay verildiği, ibranamenin içeriğinin başka birisi tarafından yazılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceği belirlenerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği değerlendirilerek karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; usul ve yasaya uygun bulunan ve uyulmasına karar verilen bozma kararı uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; ibraname isimli belgenin boş olarak, hata ve hile ile davacıya imzalatıldığını, böyle bir ibranamenin hukuki geçerliliği bulunmadığını, davalı ...'ın, davacı ...'ün patronu olan dava dışı ...'ın ortağı olduğunu, taraflar arasında dolaylı da olsa işçi- işveren ilişkisinin de bulunduğunu, tanık ...'ın yeminli beyanı ile davalı ... ve dava dışı ...'ın Muhasebecisinin ...'yı kapatıyoruz diye bir takım belgeleri davacıya da imzalatıklarını söylediği dikkate alındığında, ibraname isimli belgenin boş olarak, hata ve hile ile davacı işçi ...'e imzalatıldığının anlaşıldığını, dava konusu taşınmazın kötü niyetle ve muvazaa ile önce ...'a ve bilahare kötü niyetle diğer davalı ...'a devredildiğini, adı geçen üçüncü kişi davalıların Türk Medeni Kanunu'nun 3 üncü maddesi çerçevesinde durumun gereklerine göre kendilerinden beklenen özeni göstermediğini ve çıkar birliği içinde hareket ettiklerini, Türk Medeni Kanunu'nun 1023 üncü maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağını, yapılan satışın gerçek bir satış olmadığı, davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde hareket ettiklerinin ve kötü niyetli olduklarının bu tanık ifadeleri ile açıkça ortaya konduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506 ncı 504/1 inci maddeleri
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci ve 3 üncü maddeleri
3. Değerlendirme
1. Davacının 08.06.2006 tarihli vekaletname ile davalı ...’ı vekil tayin ettiği, vekilin davacının 3094 ada 9 parseldeki 1/12 payının tamamını 21.06.2006 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği, Harun’un da taşınmazı 30.03.2007 tarihinde diğer davalı ...’a devrettiği anlaşılmaktadır.
2. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı fazla alınan 658,40 TL harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
1. Hukuk Dairesi, 2023/2640 E., 2024/1980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 504/1 inci ve 506 ncı maddeleri,
1. Hukuk Dairesi 2023/2640 E. , 2024/1980 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/436 E., 2023/63 K.
HÜKÜM : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Dairece, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; kardeşi olan davalı ...'in 2016 yılında alacağı tarlayı parsellere ayıracağını, bunun için 8-10 kişi gerektiğini belirterek kendisi ve dava dışı kardeşlerinden vekaletname aldığını, davalı ...’in vekaletnameyi kullanarak maliki olduğu 552 ada 6 numaralı parseldeki 8 numaralı bağımsız bölümü eşi olan davalı ...’a temlik ettiğini, 15.03.2019 tarihinde taşınmazın elektriğinin ve doğal gazının kesilmesi sonucu taşınmazın temlik edildiğini öğrendiğini, dava konusu taşınmazda dava dışı kardeşi ...’un oturduğunu, taşınmazın satılması yönünde bir iradesinin bulunmadığını, davalı kardeşine iyilik olsun diye vekaletname verdiğini ancak vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün olmaması halinde bedelinin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar; vekaletnamenin davacının isteği üzerine düzenlendiğini, kardeşleri olan ...'un ... ile evli olduğunu, ...'ın evlilik için bir daire istediğini, Bünyamin ile dava dışı ...'un da taşınmazı kardeşleri olan davacı adına tescil ettirmeye karar verdiklerini, taşınmazda ... ve ...'ın kira vermeden yıllarca oturduğunu, taşınmazın bedelini ise davalı ...'in ödediğini, davalı ...'in emlak işiyle uğraştığını, kardeşleri üzerine taşınmazlar alıp sattığını, dava konusu taşınmazın tüm vergilerinin de Bünyamin tarafından ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.02.2021 tarihli ve 2019/202 Esas, 2021/97 Karar sayılı kararıyla; davalı ... tarafından davalı ...'ya yapılan devrin bedel karşılığında yapıldığının ispat edilemediği, dinlenen tanık anlatımlarından davacının vekalet verdiği dönemde davalı ...'e dava dışı kişilerin de taşınmaz alım satımı konusunda vekalet verdikleri, davacının da davalı ...'in emlak işiyle uğraşması nedeniyle taşınmaz alım satımı konusunda davalı ...’i vekil tayin ettiği, ancak dava konusu taşınmazın satılması yönünde iradesinin olmadığı, taşınmazın satılması sonrasında davalı ... tarafından davacıya herhangi bir bedel de ödenmediği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.12.2021 tarihli ve 2021/965Esas, 2021/1976 Karar sayılı kararıyla; davacının dava konusu taşınmazın devri için vekaletname vermediği, bu yönde bir iradesinin bulunmadığı, kendisine ödenen bir bedelin olmadığı gerekçesi ile davalıların istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 02.06.2022 tarihli ve 2022/1044 Esas, 2022/4443 Karar sayılı kararıyla; davacının Çerkezköy .... Noterliğinin 30.05.2016 tarihli vekaletnamesi ile taşınmaz alımı ve satımı için dava dışı ..., ..., ... ve ... ile birlikte davalı ...'ı vekil tayin ettiği, davalı ...'in anılan vekaletname ile dava konusu taşınmazı 26.05.2017 tarihinde diğer davalı ...'a devrettiği, davalı vekilin Çerkezköy .... Noterliğinin 18.03.2019 tarihli düzenleme şeklinde azilname ile azledildiği, davalıların, davacı ile davalı ...’nin kardeşleri olan dava dışı ... ve eşinin oturması için dava konusu taşınmazın satın alındığını ve taşınmazın davacı adına tescil ettirildiğini, davalı ...'in emlak işiyle iştigal ettiğini, bu nedenle kardeşleri adına taşınmaz alıp sattığını, bu işlemleri de vekaleten yaptığını, dava konusu taşınmazın satış bedelinin davalı ... tarafından ödendiğini savundukları, böyle bir iddianın yazılı delille, yazılı delil yok ise yemin delili ile kanıtlanabileceği, delil başlangıcı bulunmayan hallerde ise tanık delili ile inançlı işlemin ispatının mümkün olmadığı, davalıların cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandıkları, Mahkemece davalılara yemin teklif etme hakkı hatırlatılmadan sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirlenerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından yemin metninin kabul edilerek 24.01.2023 tarihli celsede usulüne uygun yemini yaptırıldığı, davalı tarafından yalan yere yemin suçundan suç duyurusunda bulunulduğu, bekletici mesele yapılmasının talep edildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 239 uncu maddesi hükmü uyarınca bekletici mesele yapılamayacağı, inançlı işlem savunmasının davalı tarafından yazılı delille ispatlanamadığı, davacı tarafından inançlı işlem olmadığına yönelik yemin edildiği, bu itibarla inançlı işlem savunmasına itibar edilemeyeceği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu belirlenerek davanın kabulü ile Tekirdağ ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 552 ada 6 parsel, 8 bağımsız bölüm numaralı, davalı ... adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tesciline karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz başvuru dilekçesinde; vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını ve müvekkilin dava konusu taşınmazın asıl maliki olduğunu, yargılamanın başından beri "davacı yanın iddiaları daireyi kendisinin satın aldığı ile kardeşi ...'ın maddi durumunun iyi olmadığından dairede kira ödemeden oturduğu" yönündeyken yemin ederken aksi yönde beyanda bulunması yalan yere yemin ettiğini gösterdiğini, davacı yanın yemin beyanına göre ...'ın satış bedelini ödediği ve ikamet etmeye devam ettiği daireyi davacının üzerine yapması hayatın olağana akışına aykırı olduğunu, davacı yanın yalan yere yemin ettiği ve suç duyurusunda bulunulduğu, yargılamanın esasını etkileyecek olması nedeniyle soruşturma dosyasının akıbetinin bekletici mesele yapılmasının talep edildiği ve bu talebin kabul edilmediğini, davacı yanın yemin beyanı, çelişkili iddia ve savunmaları ile haksız davasını ispatlayamadığı, davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, inançlı işlem olduğunun ispatlandığını, vekalet ücreti bakımından müvekkil lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan bozma sonrası yapılan yargılamada vekalet ücretinin müvekkil aleyhine arttırılmasının usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 504/1 inci ve 506 ncı maddeleri,
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci, 3 üncü, 6 ncı ve 1023 üncü maddeleri,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı, 239 uncu maddeleri,
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafın 24.01.2023 tarihli celsede inançlı işlem olmadığına yönelik yemin ettiği anlaşılmakla ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 9.221,85 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.03.2024 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/4512 E., 2024/2630 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502- 506 ncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/4512 E. , 2024/2630 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1167 E., 2023/1242 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2018/554 E., 2022/97 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; müvekkili ...'ın 2014 yılında tedavi olmak amacıyla davalı şirketin işlettiği hastaneye gittiğini, kulak boğaz burun doktoru dava dışı ...'a muayene olduğunu, doktorun ameliyat olması gerektiğini belirtilmesi üzerine 2014 yılı Mart ayında kulak burun boğaz doktorları ... ve davalı ... tarafından ameliyat edildiğini, ancak şikayetlerinin geçmediğini, bunun üzerine müvekkilinin 2015 yılında davalı doktor ... tarafından tekrar ameliyat edildiğini, ameliyat sonrasında sağ gözünde görme kaybının oluştuğunu, bu itibarla, doktorların kusurlu hareketleri sonucunda müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını beyanla; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, müvekkilinin organ kaybı nedeniyle yaşadığı tarif edilemez acı ve sıkıntılar nedeniyle şimdilik 250.000,00 TL manevi, ... eşi müvekkili ... yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan 14.01.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı ... vekili; doktorun mesleki ve hukuksal yönden gerekenleri yapmış olduğunu, müvekkil şirkete atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, diğer davalı Dr. ...'ın AXA Sigorta A.Ş.nin 17.08.2014 - 17.08.2015 tarihleri arasında 86495706 poliçe ile “ Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi” ile müvekkili şirketçe sigortalandığını beyanla davanın sigorta şirketine ihbar edilmesini ve davanın müvekkili şirket yönünden reddini istemiştir.
2. Davalı ... vekili; müvekkilinin gereken dikkat ve özeni gösterdiğini, davacı hastaya sözlü aydınlatma yapıldığını, ayrıca yazılı olarak da aydınlatılmış onam formunun davacı hasta tarafından okunarak, isim ve soy ismini yazmak suretiyle her sayfasının imzalandığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, yargıtay kararlarında manevi zarar için belirlenecek tutarın adil olması gerektiğinin vurgulandığını, davacı hastanın bedensel zararı, zararın ağır olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, ancak ağır bir bedensel zarar var ise davacı eşin uygun bir miktar manevi tazminat isteyebileceğinin gözetilmesi gerektiğini, bu nedenle davacı eşin taraf sıfatının da olmadığı gözetilerek, koşulları taşımayan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı kurum ve doktorun davaya konu olayın meydana geldiği burun ameliyatı öncesi, davacı tüketiciye aydınlatılmış hasta onam formunu imzalattığı, ortaya çıkan sonuç ve uygulan tedavi yönünden davalılara atfı kabil kusur bulunup bulunmadığı yönünden ise gerek Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinin 02.05.2019 tarihli Adli Tıp Raporunda gerekse Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan heyetten alınan 10.01.2022 tarihli raporda, ameliyatın bilimsel standartlara, tıp kurallarına uygun olarak ve uygun steplere göre yapıldığı, ameliyat sonrası geliştiği ifade edilen görme kaybının bu ameliyatlarda nadiren de olsa rastlanabilen bir majör komplikasyon olduğu, bu durumun usulüne uygun şekilde hastanın imzalamış olduğu aydınlatılmış onam formunda belirtildiği, ameliyat sonrası gerekli tetkik ve tedavilerin zamanında uygulandığı, sürecin uygun şekilde yönetildiği ve ameliyatı yapan doktor-doktorların tıbbın kurallaşmış ilke ve standartlarına uygun davrandıkları, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmadıkları, komplikasyon yönetiminin yerinde olduğu yönünde görüş bildirildiği, aynı olay kapsamında yürütülen soruşturma dosyasının Uyap sistemi üzerinden incelendiği, bu dosya kapsamında da İstanbul ATK 7. İhtisas Kurulu'ndan alınan raporda ameliyattan sonra sağ gözde oluşan görme kaybının ameliyatla illiyetinin mevcut verilerle kurulamadığı, davalı doktorun eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceğinin bildirildiği, ayrı ayrı alınan üç rapor ve delillerden davalılara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı ve davacılar lehine maddi manevi tazminat talep şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili; bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, Adli Tıp Kurumu Yüksek İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini, bu yöndeki itirazlarının değerlendirilmediğini, dosyada dinlenen tanık beyanlarından onam formunun gerekli bilgilendirme yapılmadan imzalattırıldığının anlaşıldığını, doktor tarafından yapılmış bir aydınlatılmış onam formunun bulunmadığını, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarından; davalılar tarafından sırası ile yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, davalıların özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunmadığı, vekalet sözleşmesinde işin sonucunun garanti edilmediği, davacıdan aydınlatılmış onamı'nın alındığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili; savcılık soruşturma dosyası ve dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, Hacettepe Üniversitesinden alınan raporun göz ardı edildiği, müvekkilinden usulüne uygun rıza alınmadığını, aydınlatılmış onam formu üzerinde tarih bulunmadığını, operasyonun nasıl gerçekleşeceği konusunda belirsizlikler olduğunu, imzalatılan formların matbu evrak olduğunu, tanık beyanları ile gerekli bilgilendirme yapılmadan formların imzalandığının ispatlandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalıların vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle oluşan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502- 506 ncı maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Davanın temeli TBK'nın 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur.
2. Somut uyuşmazlıkta davacıya yapılan işlemin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası geliştiği ifade edilen görme kaybının nadiren de olsa rastlanabilen majör bir komplikasyon olduğu, birbirini teyit eden bilirkişi kurulu raporları ile sabit olup, anılan raporların dosya kapsamına uygun ve yeterli olduğu anlaşılmıştır.
3. Dosya içerisinde yer alan ve hastanın imzası bulunan aydınlatma (onam) belgesinde işlemin risklerinin yazıldığı, hastanın takip ve tedavisini yapan davalı doktorun tıbbın kurallaşmış ilke ve standartlarına uygun davrandıkları, dikkat ve özensizliğinin bulunmadığı da anlaşıldığından, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2022/5684 E., 2024/1953 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
adına vekaleten imza atıldığı, söz konusu vekâletnamede kefalet konusunda açıkça yetki bulunmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 504 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince vekilin özel olarak yetkili kılınmadıkça kambiyo taahhüdünde bulunamayacağı ve kefil olamayacağının düzenlendiği, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin davacı ...
11. Hukuk Dairesi 2022/5684 E. , 2024/1953 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1179 Esas, 2022/1075 Karar
DAVACILAR : 1....
2....
3.... vekilleri Avukat ...
DAVA TARİHİ :
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/468 E., 2020/91 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri aleyhine 24.07.2017 keşide tarihli 150.000,00 TL bedelli iki adet emre muharrer senet kambiyo senet ile icra takibi başlatıldığını, bu senetlerin kambiyo senet vasfına haiz senet olmadığını, keşideci kısmında BRB Gayrimenkul İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. (BRB Gayrimenkul) kaşesinin üzerinde ...'nun imzasının olduğunu, bu imzaların geçersiz olduğunu belirterek senetlerin ve başlatılan icra takibinin iptalini, müvekkillerinin takip alacaklısına borçlu olmadıklarının tespitini talep etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacılar aleyhine icra takibinin başlatıldığını, müvekkili şirketine taraf olan davacı şirket ile aralarında 24.07.2017 tarihinde ''Nizipoğlu Otel Şişli İnşaatı Kaba İnşaat Kalıp Demir Beton İşleri'' anlaşması yapıldığını, sözleşmeye aykırılık nedeniyle 30.01.2018 tarihi itibariyle müvekkili şirket tarafından haklı olarak fesih edildiğini, sözleşmeden doğan borçların ödenmemesi üzerine dava konusu senetlerin takibe konulduğunu, borçlulardan temsil olunan BRB Gayrimenkul ile vekalet veren ...'nun ne borca ne imzaya itiraz etmemişken temsil eden ve vekilin imzaya itiraz etmesinin hukuken anlamının yetkisiz temsilcinin işleminin kabulü anlamına geldiğini, işbu haksız, hukuka aykırı, tamamen kötü niyetli davanın BRB Gayrimenkul ve ... yönünden itiraz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeniyle usul ve esasa aykırılıktan ... yönünden de itirazının açıkça hukuka aykırı ve kötü niyetli olması sebebiyle reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların tacir olduğu, işlerinde basiretli tacir gibi davranmaları gerektiğinin kanunen dikkate alındığı, kıymetli evrak düzenleyen/ keşide eden kişinin imzasının davacı şirketi bağlayıcı olabilmesi için davacı şirket tarafından kambiyo senedi düzenleme yetkisinin özel bir yetki olarak imza eden davacı ...'na verilmesi ve buna bağlı olarak şirket kaşesi ile yetkilinin imzasının bir arada bulunması gerektiği, davacı ...'na, davacı şirket adına kıymetli evrak düzenleyebilmesi açısından bonoların keşide tarihleri olan 24.07.2017 tarihi itibarı ile özel yetki verilmediğinin görüldüğü, bononun geçerli olabilmesi için zorunlu şartlarından olan düzenleyen keşideci şirketin adına imzaya yetkili olanlar tarafından ticaret unvanı da kullanılarak atılan imzasının olmadığı. yetkisi olmayan kişilerce bononun imzalanması halinde bononun söz konucu davacı şirketi bağlamadığı, dava konusu bonolarda şirket kaşesi bulunduğundan imza atan davacı ...'nun da şahsi sorumluluğunun bulunmadığı, bu durumda bononun, söz konusu davacı ticaret şirketini bağlamamasının da herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir def' i olduğu, zorunlu şartı, kurucu unsuru, keşideci şirket kaşesi ile birlikte keşideci şirketin özel yetki verdiği yetkili imzasını ihtiva etmeyen/yetkisiz kişinin imzasını ihtiva eden bonoların yok hükmünde olduğunun değerlendirildiği, yine bu kapsamda yok hükmünde olan kıymetli evrakta davacı ...'nun davacı ...'na kefil olması açısından vekalet verilmediğinin de gözetildiği, davacı şirketin keşideci olarak izah olunduğu gibi bonolardan sorumlu tutulamayacağı, davacı ...'nun üçüncü kişi tarafından yok hükmünde olan bonolar nedeni ile kefil olarak vekaletsiz olarak borçlandırılamayacağı, davacı ...'nun da şirket kaşesinin varlığı karşısında kaşe üzerindeki imza nedeni ile ve kefil vekili olarak sorumlu tutulamayacağı, çünkü iradesinin kendisini şahsen borçlandırmaya yönelik olmadığı, ayrıca davalı şirketin tacir olduğu dikkate alınarak bonoların keşide tarihinde keşideci/kefil vb yönünden gerekli araştırma yapması, belge sunulmasını gösterilmesini istemesi vb. tedbirler alarak ticari iş, eylem ve işlemlerinde hukuki mali ve ticari sonuçları basiretli tacir gibi öngörmesinin gerektiği, saptanan ve hukuksal durum karşısında davacıların kanunen davasını ispatladığı, davacı tarafın takip konusu senet bedelleri yönünden sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar İstanbul 11. İcra Dairesinin 2018/10800 E. sayılı takip nedeniyle takip dayanağı olan senetlerden kaynaklanan şekilde davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu edilen senetlerin müvekkiline ait yapılacak otel inşaatının kaba inşaat kısmının yapılabilmesini teminen müvekkili ile davacılardan BRB Gayrimenkul arasında düzenlenen 24.07.2017 tarihli protokolü imzalayan kişi tarafından imzalandığını, bir vekaletnamede borçlandırıcı işlem yapılabilir, para alışverişinde bulunulabilir denilmekte ise ayrıca senet imzalanabilir yetkisini aramanın kanuna karşı hile ile işlem yapmak isteyenlere prim vereceğini, dava konusu olayın da aynen bu şekilde gerçekleştiğini, mahkemenin özel yetki olmadığı gerekçesiyle davayı kabul etmesinin hatalı olduğunu, ödeme emrinin davacılara tebliğ edildiğini ve davacıların süresinde itiraz etmediğinden kesinleştiğini, dava konusu senetlerin verilme nedeni olan inşaatın başından sonuna kadar tüm görüşmeleri yürüten sözleşmeyi imzalayan kişinin davacı ... olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 46 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin temsil olunanı bağlayacağını, şirketi temsil ve ilzama yetkili şirket müdürü olan davacı ... tarafından diğer davacı ...'na kambiyo senedi düzenleme konusunda yetki verilmediği iddia edilse bile borçlandırıcı işlem yapma yetkisi verildiğini, imzanın ...'na ait olduğunun ikrar edildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 678 ve 679 uncu maddeleri dikkate alındığında yetkisiz temsilcinin sorumluluğunun nitelik itibariyle culpa in contrahendo'dan doğan sorumluluk olduğunu, davacı ...'nun imza yetkisi olmadığının bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hakkın açıkça kötüye kullanılması nedeniyle davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu bonoların incelenmesinde keşidecisinin davacı BRB Gayrimenkul olduğu ayrıca kefil kısmında ise davacı ... ile davacı ...'na vekâleten ... isimlerinin yer aldığı ve hem şirket kaşesi üzerinde hem diğer isimlerin yanında imzaların atılı olduğu, dosyaya celp edilen ticaret sicil müdürlüğü cevabi yazısı ile eklerinden davacı şirketin idaresinin müdür tarafından yapılacağı ve ilk 20 yıl için şirket müdürünün davacı ... olduğu ve bu yetkisinin münferiden kullanacağının anlaşıldığı, dava dilekçesine ekli Ankara 47 inci Noterliğinin 24.04.2015 tarihli 13099 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki vekâletnamede davacı şirket yetkilisi ... tarafından davacı ...'na vekâletname düzenlendiğinin görüldüğü, takip ve dava konusu bonolarda davacı ... adına vekaleten imza atıldığı, söz konusu vekâletnamede kefalet konusunda açıkça yetki bulunmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 504 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince vekilin özel olarak yetkili kılınmadıkça kambiyo taahhüdünde bulunamayacağı ve kefil olamayacağının düzenlendiği, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin davacı ... yönünden verdiği kabul kararının isabetli olduğu, bu yöne ilişkin davalı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği, mahkemece davacılar ... ve şirket yönünden dava kabul edilmiş ise de bu kabul kararının usule aykırı olduğu, zira yukarıda da belirtilen vekaletname içeriği incelendiğinde, şirket yetkilisi ... tarafından davacı ...'na oldukça geniş yetkiler verildiği, 6098 sayılı Kanun'un 547 inci maddesinin birinci fıkrasında ticari temsilcinin işletme sahibinin ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret ünvanı altında ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi olarak tanımlandığı, yine aynı maddenin ikinci fıkrasında, ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğunun tescilin yapılmış olmasına bağlı olmadığı şeklinde düzenlemeye yer verildiği, ayrıca, aynı Kanun'un 548 inci maddesinin birinci fıkrasında ticari temsilcinin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılacağı hükme bağlandığı, belirtilen vekaletname içeriği gözetildiğinde, davacı şirket yetkilisi tarafından davacı ...'na oldukça geniş yetkiler verildiği, söz konusu vekâletname içeriği dikkate alındığında davacı ...'nun davacı şirketin ticari temsilcisi olduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla yukarıda özetlenen kanuni düzenlemeler karşısında, davacı şirket dava ve takip konusu bonolar nedeniyle davalıya karşı sorumlu olduğu, ayrıca bonolarda davacı ...'nun da imzası bulunduğundan ve bu imzalar aval niteliğinde olduğundan davacı ...'nun bu bonolar nedeniyle aval veren sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne kısmen reddine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacılar ... ve BRB Gayrimenkul tarafından açılan davanın reddine, davacı ... tarafından açılan davanın kabulüne, davacının İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2018/10800 E. sayılı takip nedeniyle takip dayanağı olan senetlerden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/12-1091 E,, 2016/847 K. sayılı ilamında kambiyo senedi düzenlemek için özel yetki bulunması gerektiğinin belirtildiğini, müvekkili ...'nun asıl senedi imzalamaya yetkisi olmadığı ve bu durumun davalı tarafından tespit edilmesi gerektiği için şirket adına aval verme yetkisinin olmadığını, avalın geçersiz olduğunu, ayrıca bu senetlerin teminat için olduğunu, haksız fesihte teminata rücu edilemeyeceğini, buna dair yargılamanın İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinde devam ettiğini, kararda hangi gerekçe ile şirketin sorumlu olduğunun belirtilmediğini, ...'nun yetkisi olmadığı için senetlerin şirket açısında da geçersiz olduğunun 6098 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinin emredici hükmü olduğunu, iki senedin de hukuken geçersiz olduğunu, şirket mührü olan yerlere atılan imzaların kambiyo senedi imzalamaya yetkisi olmayan kişi tarafından atıldığını, ... tarafından ...'na kefil olma yetkisi vermediğini, davalı tarafından bu hususlar incelenmeden senetlerin teminat olarak kabul edildiğini, bu hususun istinaf mahkemesince incelenmediğini, yetkisi vekaletname ile imza atıldığından şirketin de borçlardan sorumluluğu olmadığını, istinaf mahkemesinin ...'nun ticari temsilci olduğuna dair değerlendirmesinin yerinde olmadığını, zira vekâletnamenin ticari temsilci olarak tescilli olmadığını, buna dair hiçbir belge bulunmadığını, ticari vekil sıfatına haiz olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 551 inci maddesi uyarınca ticari vekilin kambiyo taahhüdünde bulunamayacağını, vekâletname içeriğine göre ...'nun ticari temsilci olduğuna dair gerekçenin kabul edilemez olduğunu belirterek kararın bozulmasını, tüm davacılar yönünden davanın kabulünü istemiştir. Ayrıca sunmuş olduğu beyan dilekçesi ile davalı aleyhine işbu dava konusu sözleşmenin davalı tarafça haksız feshi nedeniyle açılan alacak davası neticesinde mahkemece sözleşmenin borçlu temerrüdüne düşürülmesi sebebiyle sona erdirildiğinin kabul edilmediğini, bu sebepler borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlerin uygulanmadığının belirtildiğini, bu durumda davaya konu teminat senetlerinin davalı tarafından yapılan haksız fesih nedeniyle hiçbir hükmü kalmadığını, bu sebeple de davanın tüm davacılar yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararı sadece ... yönünden temyiz ettiklerini, adı geçen hakkında yapılan kambiyo senetlerine mahsus icra takibinde senetler üzerindeki imzaya, borca itiraz etmeyerek dava konusu senetlerin verilme nedeni olan inşaatın başından sonuna kadar tüm görüşmeleri yürüten, sözleşmede ve senetler üzerinde imzası bulunan ...'nun temsilci sıfatıyla hareket ettiğini zımnen kabul ettiğini, temsil olunanın yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemleri onayabileceği, bu durumda da zımni kabul anlamını taşıdığını, 6098 sayılı Kanun'un 46 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin temsil olunanı bağlayacağını, onamanın yetkisiz temsilci tarafından yapılan bir hukuki işleme ya da sözleşmeye daha sonra temsil olunan tarafından verilen onay olduğunu, onamanın muhatabının kural olarak 3 üncü kişi olduğunu, onamanın geçmişe etkili olarak sanki başından beri temsil yetkisi varmış gibi sözleşmeyi geçerli hale getireceğini belirterek ... yönünden de davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu senetlerden dolayı borçlu olmadıklarının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanunun 547 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 548, 113, 46 maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2023/3043 E., 2024/1298 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 502- 506 ncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/3043 E. , 2024/1298 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1791 E., 2023/572 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 1. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2019/466 E., 2022/262 K.
Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin kasıkta ağrı şikayetiyle davalı hastanede davalı doktor tarafından 20.09.2017 tarihinde lenf nodunun çıkarılması ameliyatına alındığını, 22.09.2017 tarihinde taburcu edildiğini, bundan sonra üç gün içerisinde sol bacağında ve ameliyat yerinde sıvı birikintisi ve şişme oluşup akabinde sıvı akıntısı başlaması sebebiyle 13.10.2017 tarihinde yeniden ameliyat edildiğini, operasyon sonrası yatışı sırasında da drenden lenfatik sıvı akıntısının devam ettiğini, 4-5 gün sonra taburcu edilen müvekkilinin sol bacağında sıvı birikintisi ve şişmenin yeniden başladığı, şişlik, ağrı ve yürüme zorluğunun artması ile Ankara ilinde muayene olması üzerine aslında ilk ameliyat sırasında damar kesisi meydana getirildiği, riskli ve yetersiz bir operasyon yapıldığı anlaşılmışsa da davalı doktor tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda verilen hasarın boyutu nedeniyle en az bir yıl süreyle yeni bir operasyon geçiremeyeceğinin belirtildiğini, müvekkilinin operasyona alınmadan önce kapsamlı bir fiziki muayeneden geçirilmediğini, operasyon bölgesinin doçentlik ünvanını gerektirir nitelikte incelenmediğini, hatalı işlemlere müdahalede bulunulmadığını ve doktorun hastası ile ilgilenmeyerek zamanında gerekli tıbbi müdahalelerde bulunmadığını, dikkatsiz, tedbirsiz ve hatalı işlemler sonucu bacaktaki sıvı birikmesi, şişlik ve ağrı nedeniyle müvekkilinin bacağını kullanamadığını, davalı doktorun vekalet sözleşmesi kapsamında davalı hastanenin ise adam çalıştıran sıfatı ile sorumlu olduğunu, müvekkiline doğru, standartlara uygun ve yeterli tedavi uygulanmadığını, ağır tıbbi kusur nedeniyle müvekkilinin sol bacağını kullanamaz hale geldiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107/1. maddesi uyarınca şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili; davalı doktorun uygulanan tıbbi müdahalelerde gerekli özeni ve dikkati göstererek hekimlik ilkelerine, hasta haklarına, tıbbi standart ve etik kurallar ile ilgili mevzuata uygun olarak işlemler yaptığını, özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı iddiasının kabul edilemeyeceğini, tıbbi hata içerdiği iddia edilen müdahalede kasıt ya da ihmal derecesinde bir kusur bulunmadığını, hasta ve yakınlarının aydınlatıldığını, tedavi sürecinin detaylı anlatıldığını, yazılı onam alındığını, iddia edilen hususların ameliyatla ilgisi bulunmadığını, sıvı birikmesinin komplikasyondan kaynaklandığını ve başarılı bir şekilde tedavi edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor ve ATK raporu doğrultusunda davalı doktorun kusurunun olmadığı ve ayıplı ifada bulunmadığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayandığını, rapora karşı itirazların dikkate alınmadığını, lenf düğümünün çıkarılması sonucu bacakta kalıcı şekilde sıvı birikimi riski hususunda müvekkiline bilgi verilmediğini, komplikasyona ve bunun yürümeye engel teşkil edeceğine ilişkin bilgilendirme yapılmadığını, bu durumda aydınlatılmış onam alındığından bahsedilemeyeceğini, onam formunun matbu olduğundan aydınlatılmış onamın alındığına dair değerlendirmenin hatalı olduğunu, kararda ve kararın dayanağını oluşturan bilirkişi raporlarında davacı müvekkiline davalı hastanede geçirdiği operasyon sonrası sol bacağında sıvı birikintisi ve şişme meydana gelmesinin nedenlerinin ne olduğu/olabileceği yönünde bir irdeleme yapılmadığını, komplikasyon yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sıvı kaçağının yeni bir operasyon yapacak derecede olağan komplikasyon sınırını aşar mahiyette olduğunu, komplikasyon olarak değerlendirilmesi halinde dahi komplikasyonun ortadan kaldırılmasına ilişkin işlem yapılmadığını, komplikasyonun müvekkilinin tıbbi durumuna göre değerlendirilmediğini, bu kapsamda tıbbi hata bulunmadığı ve maluliyet hesabı yapılmamasına dair değerlendirmenin doğru olmadığını, ayrıca maluliyet bulunmadığı değerlendirmesinin de doğru olmadığını, fiziken muayene edilmesi talebinin gözetilmediğini, eksik inceleme ile hatalı karar verildiğini, yargılama gideri ve vekalet ücretlerinin müvekkili aleyhine hatalı değerlendirildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun bulunduğu gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı özel hastanenin istihdam ettiği diğer davalı doktorun gerçekleştirdiği ameliyat sırasında yeterli özen ve ihtimamı göstermemesi nedenine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 502- 506 ncı maddeleri.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1. Davanın temeli 6098 sayılı Kanun'un 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir.
2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir.
3. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
4. Bölge Adliye Mahkemesince, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporlarında dava konusu olayda davalı doktorun kusurlu bir davranışının olmadığının tespit edilmiş olmasına, komplikasyon yönetiminde de kusurunun bulunmadığı, onam formuna ilişkin iddianın ilk defa 29.11.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürüldüğü ve iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğu, yargılama giderlerinin doğru şekilde hesaplandığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcın istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.04.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
(T), (A) A.Ş.'ye genel bir vekâletname vererek vekili (V)'yi tayin etmiştir. (V), bu genel vekâletnameye dayanarak (T) adına, (B)'nin borcu için kefil olmuştur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, temsil yoluyla yapılan bu kefalet sözleşmesinin geçerliliği nedir?
A) Sözleşme geçerlidir, çünkü (V)'nin genel vekâletnamesi vardır.
B) Sözleşme geçersizdir, çünkü kefalet sözleşmesi yapmak özel temsil yetkisi aranan hallerdendir.
C) Sözleşme, (T)'nin sonradan onay vermesiyle geçerli hale gelir.
D) Sözleşme geçerlidir, ancak (V) de (T) ile birlikte sorumlu olur.
E) Sözleşme, sadece (T)'nin tacir olması durumunda geçerlidir.
Bu maddeyle ilgili 8 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.