6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 505

Türk Borçlar Kanunu 505. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 505- Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan ayrılabilir. Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz. 2. Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme a. Genel olarak

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

19 karar eşleşti
3. Hukuk Dairesi, 2023/4512 E., 2024/2630 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAntalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502- 506 ncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2023/4512 E.  ,  2024/2630 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1167 E., 2023/1242 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 2. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2018/554 E., 2022/97 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili; müvekkili ...'ın 2014 yılında tedavi olmak amacıyla davalı şirketin işlettiği hastaneye gittiğini, kulak boğaz burun doktoru dava dışı ...'a muayene olduğunu, doktorun ameliyat olması gerektiğini belirtilmesi üzerine 2014 yılı Mart ayında kulak burun boğaz doktorları ... ve davalı ... tarafından ameliyat edildiğini, ancak şikayetlerinin geçmediğini, bunun üzerine müvekkilinin 2015 yılında davalı doktor ... tarafından tekrar ameliyat edildiğini, ameliyat sonrasında sağ gözünde görme kaybının oluştuğunu, bu itibarla, doktorların kusurlu hareketleri sonucunda müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını beyanla; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, müvekkilinin organ kaybı nedeniyle yaşadığı tarif edilemez acı ve sıkıntılar nedeniyle şimdilik 250.000,00 TL manevi, ... eşi müvekkili ... yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile, 1.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi tazminatın ameliyat tarihi olan 14.01.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili; doktorun mesleki ve hukuksal yönden gerekenleri yapmış olduğunu, müvekkil şirkete atfedilecek bir kusurun bulunmadığını, diğer davalı Dr. ...'ın AXA Sigorta A.Ş.nin 17.08.2014 - 17.08.2015 tarihleri arasında 86495706 poliçe ile “ Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Poliçesi” ile müvekkili şirketçe sigortalandığını beyanla davanın sigorta şirketine ihbar edilmesini ve davanın müvekkili şirket yönünden reddini istemiştir. 2. Davalı ... vekili; müvekkilinin gereken dikkat ve özeni gösterdiğini, davacı hastaya sözlü aydınlatma yapıldığını, ayrıca yazılı olarak da aydınlatılmış onam formunun davacı hasta tarafından okunarak, isim ve soy ismini yazmak suretiyle her sayfasının imzalandığını, manevi tazminat talebinin fahiş olduğunu, yargıtay kararlarında manevi zarar için belirlenecek tutarın adil olması gerektiğinin vurgulandığını, davacı hastanın bedensel zararı, zararın ağır olup olmadığının tespit edilmesi gerektiğini, ancak ağır bir bedensel zarar var ise davacı eşin uygun bir miktar manevi tazminat isteyebileceğinin gözetilmesi gerektiğini, bu nedenle davacı eşin taraf sıfatının da olmadığı gözetilerek, koşulları taşımayan maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı kurum ve doktorun davaya konu olayın meydana geldiği burun ameliyatı öncesi, davacı tüketiciye aydınlatılmış hasta onam formunu imzalattığı, ortaya çıkan sonuç ve uygulan tedavi yönünden davalılara atfı kabil kusur bulunup bulunmadığı yönünden ise gerek Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesinin 02.05.2019 tarihli Adli Tıp Raporunda gerekse Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden oluşan heyetten alınan 10.01.2022 tarihli raporda, ameliyatın bilimsel standartlara, tıp kurallarına uygun olarak ve uygun steplere göre yapıldığı, ameliyat sonrası geliştiği ifade edilen görme kaybının bu ameliyatlarda nadiren de olsa rastlanabilen bir majör komplikasyon olduğu, bu durumun usulüne uygun şekilde hastanın imzalamış olduğu aydınlatılmış onam formunda belirtildiği, ameliyat sonrası gerekli tetkik ve tedavilerin zamanında uygulandığı, sürecin uygun şekilde yönetildiği ve ameliyatı yapan doktor-doktorların tıbbın kurallaşmış ilke ve standartlarına uygun davrandıkları, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmadıkları, komplikasyon yönetiminin yerinde olduğu yönünde görüş bildirildiği, aynı olay kapsamında yürütülen soruşturma dosyasının Uyap sistemi üzerinden incelendiği, bu dosya kapsamında da İstanbul ATK 7. İhtisas Kurulu'ndan alınan raporda ameliyattan sonra sağ gözde oluşan görme kaybının ameliyatla illiyetinin mevcut verilerle kurulamadığı, davalı doktorun eylemlerine tıbbi hata atfedilemeyeceğinin bildirildiği, ayrı ayrı alınan üç rapor ve delillerden davalılara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı ve davacılar lehine maddi manevi tazminat talep şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacılar vekili; bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğunu, Adli Tıp Kurumu Yüksek İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini, bu yöndeki itirazlarının değerlendirilmediğini, dosyada dinlenen tanık beyanlarından onam formunun gerekli bilgilendirme yapılmadan imzalattırıldığının anlaşıldığını, doktor tarafından yapılmış bir aydınlatılmış onam formunun bulunmadığını, mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarından; davalılar tarafından sırası ile yapılan işlemlerin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, davalıların özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışının bulunmadığı, vekalet sözleşmesinde işin sonucunun garanti edilmediği, davacıdan aydınlatılmış onamı'nın alındığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili; savcılık soruşturma dosyası ve dava dosyasında alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, raporlar arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini, Hacettepe Üniversitesinden alınan raporun göz ardı edildiği, müvekkilinden usulüne uygun rıza alınmadığını, aydınlatılmış onam formu üzerinde tarih bulunmadığını, operasyonun nasıl gerçekleşeceği konusunda belirsizlikler olduğunu, imzalatılan formların matbu evrak olduğunu, tanık beyanları ile gerekli bilgilendirme yapılmadan formların imzalandığının ispatlandığını ileri sürerek; kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalıların vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranması nedeniyle oluşan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502- 506 ncı maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 141 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Davanın temeli TBK'nın 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. 2. Somut uyuşmazlıkta davacıya yapılan işlemin tıp kurallarına uygun olduğu, ameliyat sonrası geliştiği ifade edilen görme kaybının nadiren de olsa rastlanabilen majör bir komplikasyon olduğu, birbirini teyit eden bilirkişi kurulu raporları ile sabit olup, anılan raporların dosya kapsamına uygun ve yeterli olduğu anlaşılmıştır. 3. Dosya içerisinde yer alan ve hastanın imzası bulunan aydınlatma (onam) belgesinde işlemin risklerinin yazıldığı, hastanın takip ve tedavisini yapan davalı doktorun tıbbın kurallaşmış ilke ve standartlarına uygun davrandıkları, dikkat ve özensizliğinin bulunmadığı da anlaşıldığından, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,30.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

3. Hukuk Dairesi, 2023/3043 E., 2024/1298 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSamsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 502- 506 ncı maddeleri.
3. Hukuk Dairesi         2023/3043 E.  ,  2024/1298 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/1791 E., 2023/572 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 1. Tüketici Mahkemesi SAYISI : 2019/466 E., 2022/262 K. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkilinin kasıkta ağrı şikayetiyle davalı hastanede davalı doktor tarafından 20.09.2017 tarihinde lenf nodunun çıkarılması ameliyatına alındığını, 22.09.2017 tarihinde taburcu edildiğini, bundan sonra üç gün içerisinde sol bacağında ve ameliyat yerinde sıvı birikintisi ve şişme oluşup akabinde sıvı akıntısı başlaması sebebiyle 13.10.2017 tarihinde yeniden ameliyat edildiğini, operasyon sonrası yatışı sırasında da drenden lenfatik sıvı akıntısının devam ettiğini, 4-5 gün sonra taburcu edilen müvekkilinin sol bacağında sıvı birikintisi ve şişmenin yeniden başladığı, şişlik, ağrı ve yürüme zorluğunun artması ile Ankara ilinde muayene olması üzerine aslında ilk ameliyat sırasında damar kesisi meydana getirildiği, riskli ve yetersiz bir operasyon yapıldığı anlaşılmışsa da davalı doktor tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda verilen hasarın boyutu nedeniyle en az bir yıl süreyle yeni bir operasyon geçiremeyeceğinin belirtildiğini, müvekkilinin operasyona alınmadan önce kapsamlı bir fiziki muayeneden geçirilmediğini, operasyon bölgesinin doçentlik ünvanını gerektirir nitelikte incelenmediğini, hatalı işlemlere müdahalede bulunulmadığını ve doktorun hastası ile ilgilenmeyerek zamanında gerekli tıbbi müdahalelerde bulunmadığını, dikkatsiz, tedbirsiz ve hatalı işlemler sonucu bacaktaki sıvı birikmesi, şişlik ve ağrı nedeniyle müvekkilinin bacağını kullanamadığını, davalı doktorun vekalet sözleşmesi kapsamında davalı hastanenin ise adam çalıştıran sıfatı ile sorumlu olduğunu, müvekkiline doğru, standartlara uygun ve yeterli tedavi uygulanmadığını, ağır tıbbi kusur nedeniyle müvekkilinin sol bacağını kullanamaz hale geldiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107/1. maddesi uyarınca şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davalı doktorun uygulanan tıbbi müdahalelerde gerekli özeni ve dikkati göstererek hekimlik ilkelerine, hasta haklarına, tıbbi standart ve etik kurallar ile ilgili mevzuata uygun olarak işlemler yaptığını, özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı iddiasının kabul edilemeyeceğini, tıbbi hata içerdiği iddia edilen müdahalede kasıt ya da ihmal derecesinde bir kusur bulunmadığını, hasta ve yakınlarının aydınlatıldığını, tedavi sürecinin detaylı anlatıldığını, yazılı onam alındığını, iddia edilen hususların ameliyatla ilgisi bulunmadığını, sıvı birikmesinin komplikasyondan kaynaklandığını ve başarılı bir şekilde tedavi edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen rapor ve ATK raporu doğrultusunda davalı doktorun kusurunun olmadığı ve ayıplı ifada bulunmadığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayandığını, rapora karşı itirazların dikkate alınmadığını, lenf düğümünün çıkarılması sonucu bacakta kalıcı şekilde sıvı birikimi riski hususunda müvekkiline bilgi verilmediğini, komplikasyona ve bunun yürümeye engel teşkil edeceğine ilişkin bilgilendirme yapılmadığını, bu durumda aydınlatılmış onam alındığından bahsedilemeyeceğini, onam formunun matbu olduğundan aydınlatılmış onamın alındığına dair değerlendirmenin hatalı olduğunu, kararda ve kararın dayanağını oluşturan bilirkişi raporlarında davacı müvekkiline davalı hastanede geçirdiği operasyon sonrası sol bacağında sıvı birikintisi ve şişme meydana gelmesinin nedenlerinin ne olduğu/olabileceği yönünde bir irdeleme yapılmadığını, komplikasyon yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, sıvı kaçağının yeni bir operasyon yapacak derecede olağan komplikasyon sınırını aşar mahiyette olduğunu, komplikasyon olarak değerlendirilmesi halinde dahi komplikasyonun ortadan kaldırılmasına ilişkin işlem yapılmadığını, komplikasyonun müvekkilinin tıbbi durumuna göre değerlendirilmediğini, bu kapsamda tıbbi hata bulunmadığı ve maluliyet hesabı yapılmamasına dair değerlendirmenin doğru olmadığını, ayrıca maluliyet bulunmadığı değerlendirmesinin de doğru olmadığını, fiziken muayene edilmesi talebinin gözetilmediğini, eksik inceleme ile hatalı karar verildiğini, yargılama gideri ve vekalet ücretlerinin müvekkili aleyhine hatalı değerlendirildiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve kanuna uygun bulunduğu gerekçeleriyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, davalı özel hastanenin istihdam ettiği diğer davalı doktorun gerçekleştirdiği ameliyat sırasında yeterli özen ve ihtimamı göstermemesi nedenine dayalı maddi tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 502- 506 ncı maddeleri. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesi. 3. Değerlendirme 1. Davanın temeli 6098 sayılı Kanun'un 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekalet sözleşmesidir. 2. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (TBK 400). O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. 3. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir. 4. Bölge Adliye Mahkemesince, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporlarında dava konusu olayda davalı doktorun kusurlu bir davranışının olmadığının tespit edilmiş olmasına, komplikasyon yönetiminde de kusurunun bulunmadığı, onam formuna ilişkin iddianın ilk defa 29.11.2021 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde ileri sürüldüğü ve iddianın genişletilmesi mahiyetinde olduğu, yargılama giderlerinin doğru şekilde hesaplandığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Peşin alınan temyiz harcın istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.04.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Hukuk Genel Kurulu, 2024/144 E., 2024/565 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
“…Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.).
Hukuk Genel Kurulu         2024/144 E.  ,  2024/565 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/634 E., 2023/105 K. KARAR : Davanın kısmen kabulüne ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.09.2022 tarihli ve b2022/828 Esas, 2022/6430 Karar sayılı BOZMA kararı Taraflar arasındaki maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı ... vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili, müvekkillerinin müşterek çocukları ...'ın 21.12.2004 tarihinde davalı hastanede doğduğunu, çocuğun doğumdan sonra çocuk doktoru olan davalı ... tarafından takip edildiğini, altı aylıkken oturamamasının davalı doktor tarafından normal kabul edildiğini, dokuz aylık olmasına rağmen şikâyetlerinin devam ettiğini, iki yaşına kadar takibe devam eden davalı doktor herhangi bir teşhis koyamadığından Kartal Devlet, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerine yapılan başvurular neticesinde fenilketonüri (FKÜ) teşhisi konulduğunu, söz konusu hastalığın topuktan alınacak kanla çok kolay bir şekilde tespit edilebilen, beslenmenin düzenlenmesi ile tedavi edilebilen ve önlenebilen bir hastalık olmasına karşın anılan basit prosedürü uygulamayan davalıların doğan zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla çocuk için 20.000,00 TL ve yine ek giderler karşılığı 4.000,00 TL maddi tazminat ile anne ve baba için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi tazminatın 21.12.2004 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 14.09.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 818.815,00 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP 1. Davalı ... vekili, ıslah ile ileri sürülen alacak talebinin zamanaşımına uğradığını, FKÜ kan örneği alınması işleminin Sağlık Bakanlığının takip ve denetiminde yapıldığını, hastane tarafından bilgilendirme amacıyla doğum belgesi üzerine "FKÜ kanı örneği alınmadı" ibaresinin yazıldığını, müvekkilinin topuk kanı alınması ve izlenmesi bakımından görev ve yükümlülüğü bulunmadığı gibi sağlık ocağı tarafından alınan kan örneğinin kaybedilmesiyle illiyet bağının kesildiğini, topuk kanı testi yapılıp yapılmadığının sorgulanmasının mutad ve makul olarak kendisinden beklenemeyeceğini çünkü bunun Sağlık Bakanlığının yurt çapında uyguladığı bir test olduğunu, olumsuz bir durumda ailenin sağlık ocakları vasıtasıyla haberdar edildiğini, böyle bir bildirimin olmaması hâlinde çocuk hekiminin doğal olarak düşüncesinin ve kabulünün bu testin yapılmış ve sonucunun da olumlu çıktığı yönünde olduğunu, müvekkilinin icrai veya ihmali herhangi bir kusurunun bulunmadığını, 2004 yılında topuk kanının doğum yapılan hastanede alınması zorunluluğunun bulunmadığını, Sağlık Bakanlığının talimatı doğrultusunda kanın bir kere ve sadece sağlık ocaklarında alınarak referans merkeze gönderildiğini, ikili kan almaya ilişkin uygulamanın 25.12.2006 tarihinde çıkarılan genelge ile düzenlendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. 2. Davalı Özel Özkan Hastanesi vekili; cevap dilekçesi sunmamış, aşamalarda verdiği dilekçelerde talebin zamanaşımına uğradığını, hastanenin herhangi bir organizasyon eksikliğinin bulunmadığını, hastane ve doktora atfedilebilecek bir kusur ve doğan zarar ile iddia edilen eylem arasında illiyet bağı bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.12.2020 tarihli ve 2009/273 Esas, 2020/499 Karar sayılı kararıyla; davalı hastane ve doktorun süresinde topuk kanı alınmaması ve takip sürecinde davalı doktor tarafından küçüğün çocuk nörolojisine sevk edilmemesi nedeni ile meydana gelen FKÜ hastalığından kaynaklanan zarardan sorumlu oldukları gerekçesiyle davanın kısmen kabulüyle; 806.001,89 TL maddi tazminatın 29.12.2004 tarihinden, 2.297,84 TL SGK'ya ödenen tedavi masrafının 13.07.2009 tarihine kadarki süreç açısından ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve Özel Özkan Hastanesi'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ... dışındaki diğer davacılara verilmesine; 20.000,00 TL'şer manevi tazminatın 29.12.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılar ... ve Özel Özkan Hastanesi'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacılar ... ve ...'a verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır. B. Gerekçe ve Sonuç İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/1540 Esas, 2021/2262 Karar sayılı kararıyla; İlk Derece Mahkemesince verilen kararın yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. 2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.). Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta olup, rapor taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi; doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki bilirkişi tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakim'in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, dava dosyasında Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu’ndan rapor alınmış, raporda “Ağır sinir sistemi bozuklukları, gelişim bozuklukları ve zeka geriliği ile kendini gösteren metabolik bir hastalık olan Fenilketonüri hastalığı için tarama (Guthrie testi) testi ülkemizde doğumdan sonra her hastanede ve doğumdan sonra bağlı olunan sağlık ocaklarında topuktan alınan kan ile her bebeğe uygulandığı, Sağlık Bakanlığı tarafından 2000'li yıllardan itibaren tarama uygulamasına dair talimatıyla birlikte ikili bir kontrol sistemi oluşturulduğu, ilk 3 gün için bebeğin doğduğu yerde topuk kanı alınmakta, yedinci günden sonra ise sağlık ocağında ikinci topuk kanı alınmakta olduğu, özellikle ilk 24 saat içinde alınan kanda henüz substratla karşılaşmamış olma kaynaklı yanlış negatif sonuçları ekarte etmek için bu ikinci örnek alımının standart uygulama olduğu, dolayısıyla, bebeğin doğduğu hastanede topuk kanını almamış olması ve ayrıca 2 yıl boyunca takip etmesine rağmen bebekte 3.aydan sonra ortaya çıkacak olan gelişimsel/nörolojik gerilikleri (baş tutma, destekli ve desteksiz oturmada gecikme, emekleme ve yürüme olmaması gibi) düşündüren bulguları fark ederek Çocuk Nörolojisine sevk etmesi gerekirken yapmayan Uz. Dr. ...'ın tıbben kusurlu olduğu” tespiti bildirilmiştir. Dosya içeriğinden, davacı çocuğun topuk kanının Sağlık Ocağında alındığı ancak üzerinde çalışılmadığı, çalışılmak üzere labaratuvara girişinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı doktorun irdelenmesi gereken savunması ise, Sağlık Ocağı tarafından alındığı bilinen topuk kanının sonucu ile ilgili olarak dönüş yapılmamış olmasının tahlil sonucunda olumsuz bir durum olmadığı varsayımına istinaden çocuğun takibine devam edilmiş olmasıdır. Davalı hastanenin ise, çocuğun doğum tarihinde, özel hastanelere ilişkin, topuk kanı alımının zorunlu tutulduğu yasal bir düzenleme mevcut olmadığı hususudur. O halde, konusunda uzman bilirkişi heyetinden, öncelikle davacı çocuğun doğum tarihinde doğumun gerçekleştiği davalı şirkete ait özel hastaneye, topuk kanı alınması sorumluluğunu yükleyen bir yasal düzenlemenin bulunup bulunmadığı hususunun net bir şekilde tespit edilerek, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan HMK'nın 373 md./1. uyarınca iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararınında kaldırılmasına karar verilmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı İstanbul 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 16.03.2023 tarihli ve 2022/634 Esas, 2023/105 Karar sayılı kararıyla; önceki karar gerekçesinin yanında, yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından davalıların kusur ve sorumluluğuna ilişkin iki defa rapor alındığı, topuk kanı ile ilgili sorumluluğun doğumu yapılan hastanede olduğu, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin emsal kararında da buna değinildiği, sağlık ocağı tarafından kan alınması işleminin davalıların sorumluluğunu ve illiyet bağını kesmeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır. B. Temyiz Sebepleri 1.Davalı ... vekili; ıslah edilen kısmın zamanaşımına uğradığını, ıslah edilen miktara uygulanan faiz başlangıç tarihinin yanlış belirlendiğini, küçüğün doğum tarihi olan 2004 yılında topuk kanı alınmasında ikili sistemin, yani topuk kanının hem doğum yapılan hastanede hem de sağlık ocağında alınmasına ilişkin uygulamanın bulunmadığını, bu uygulamanın 2006 yılında başladığını, öncesinde özel hastanenin topuk kanı almakla yükümlü olmadığını, hükme esas alınan raporlarda bu hususun irdelenmediğini, Sağlık Bakanlığının sorumluluğu üzerinde durulmadığını, ATK raporlarından farklı kanaat bildiren uzman görüşlerinin dikkate alınmadığını, doğum belgesi üzerine FKÜ kanı örneği alınmadığına ilişkin not düşülerek sorumluluğun yerine getirildiğini, daha sonra anne babanın çocuk nörolojisinde istenen kanı vermemesi ve tedavi sürecindeki ihmalî davranışları nedeniyle müterafik kusuru gözetilmeden tüm kusurun müvekkile yüklenmesinin hatalı olduğunu, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanından yeni bir rapor alınması, aksi hâlde davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir. 2. Davalı Özel Özkan Hastanesi vekili; çocuğun doğumdan sonra kırk sekiz saati geçmeden taburcu edilmesi nedeniyle 2004 yılı mevzuatına uygun şekilde hareket edilmek suretiyle vaka atlanmaması için doğum belgesine FKÜ testi için kan alınmadığına dair kaşe basıldığını ve ailenin bağlı olduğu sağlık ocağına yönlendirildiğini, topuk kanının özel sağlık merkezlerince alınması zorunluluğunun 19.12.2006 tarihli ve 2006/130 sayılı genelgeyle getirildiğini, kaldı ki müvekkili hastanenin eylemi ile doğan zarar arasındaki illiyet bağının Pendik ilçesi Karnarca Sağlık Ocağı tarafından süresinde topuk kanı alınmasıyla kesildiğini, hastaneye adam çalıştıranın sorumluluğu yönünden de kusur atfedilemeyeceğini, çünkü bünyesinde çalışan davalı doktorun çocuğun ilk üç ay takibini hastanede yaptıktan sonra özel muayenehane açtığını ve takibi orada sürdürdüğünü, doğan zararda ailenin müterafik kusurunun ve Sağlık Bakanlığının organizasyon eksikliğinin gözetilmediğini, dosyada bulunan raporlar arasındaki çelişkinin giderilmediğini, uyuşmazlığın tüketici mahkemesi yerine görevsiz mahkemede çözüme kavuşturulduğunu, dava ve ıslah zamanaşımı gözetilmeden hüküm kurulduğunu ve faiz başlangıç tarihinin de hatalı olduğunu belirterek temyiz isteminde bulunmuştur. C. Uyuşmazlık Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; malpraktis iddiasıyla hekim ile hastane aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat istemli eldeki davada, davalıların kusurlu olduğunun benimsenmesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmişken Özel Dairece belirtilen eksikliklerin tamamlanması suretiyle sonucuna göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. D. Gerekçe 1. İlgili Hukuk 1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 17/1, 56/3, 56/4 ve 90/5 inci maddeleri. 2. 6100 sayılı Kanun'un 190/1, 266, 273 ve 279/2 nci maddeleri. 3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi. 4. 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 96 ve 386-390 ıncı maddeleri. 5. 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu'nun (2219 sayılı Kanun) 1 inci maddesi. 6. 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun (6754 sayılı Kanun) 3/2-3 üncü maddesi. 7. 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu'nun (1593 sayılı Kanun) 3 ve 151 inci maddeleri. 8. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun (3359 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi. 9. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3 ve 25 inci maddeleri. 10. Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin 12 nci maddesi, 11. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AHİS) 2 nci maddesi. 12. 01.08.1998 tarihli ve 23420 numaralı Hasta Hakları Yönetmeliği 4/1 inci maddesi. 13. Sağlık Bakanlığının 25.12.2006 tarihli ve 2006/130 sayılı genelgesi ile 2014/7 sayılı genelgesi. 2. Değerlendirme 1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine dair açıklamada bulunulması yararlı olacaktır. 2. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 3 üncü maddesinde; “Yaşamak, herkesin hakkıdır” denilmiş; sağlık hakkı 25 inci maddede temel insan hakkı olarak kabul edilerek “Gerek kendisi gerek ailesi için tıbbi bakım da dâhil olmak üzere, sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, yaşlılık veya geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksun bırakacak başka durumlarda” herkesin sahip olması gereken güvence hakkı şeklinde tanımlanmıştır. Bu tanım gereği sağlık hakkı kişinin içinde yaşadığı toplum (ülke, devlet) tarafından tanınan ve güvence altına alınan temel insan haklarından biridir (Ünal Er, Sağlık Hukuku, Ankara, 2008, s.31). 3. 1976 yılında yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin sağlık standardına ilişkin 12 nci maddesinde; “Bu sözleşmeye taraf olan devletler, herkesin mümkün olan en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık standartlarına sahip olma hakkını tanır. Sözleşmeye taraf olan devletlerin bu hakkı tam olarak gerçekleştirmek amacıyla alacakları tedbirler, aşağıdakiler için de alınması gerekli tedbirleri içerir; Hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartların yaratılması...” şeklinde belirlenmiştir. 4. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2 nci maddesinde ise, “Herkesin yaşam hakkı yasanın koruması altındadır” denilmek suretiyle uluslararası alanda konunun önemi karşısında kişiler bakımından garantiler sağlanarak devletlere de bu hakların iç hukukta yerine getirilmesi ödevinin yüklenmek istendiği anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasanın 90 ıncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar Kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz (Ek cümle: 07.5.2004-5170/7 md.). Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla Kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” şeklindeki düzenleme de bu yöndedir. 5. Uluslararası belgelerde teminat altına alınan sağlıklı yaşam hakkının iç hukukumuza yansıması bakımından konuya yaklaşıldığında ise; Anayasanın 17/1 inci maddesine göre; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir”; 56/3 üncü maddesine göre de “Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.” 6. Aynı maddenin dördüncü fıkrasında; “Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir” hükmü mevcut olup bu düzenlemelerle kişilerin sağlık hukuku teminat altına alınmıştır. 7. Bu açıklamalardan sonra taraflar arasındaki hukukî ilişkinin incelenmesi gereklidir. 8. Hasta ile doktor ve özel hastane arasındaki hukukî ilişkinin, bir sözleşme ilişkisi olduğu her türlü duraksamadan uzaktır. Sözleşme ile ilgili olarak açıklamalardan önce hasta ve özel hastane kavramlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. 9. Yasalarımızda hasta tanımına açık olarak yer verilmemiş ise de Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 4/1 inci maddesinde hasta, sağlık hizmetlerinden faydalanma ihtiyacında olan kimseler olarak tanımlanmıştır. 10. 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanunu’nun 1 inci maddesinde; “Devletin resmi hastanelerinden ve hususi idarelerle belediye hastanelerinden başka yatırılarak hasta tedavi etmek veya yeni hastalık geçirmişlerin zayıfları yeniden eski kuvvetlerini buluncaya kadar sıhhi şartlar içinde beslenmek ve doğum yardımlarında bulunmak için açılan ve açılacak olan sağlık yurtları hususi hastanelerden sayılır” denilmek suretiyle özel hastanelerin tanımı yapılmıştır. 11. Kuruluş, örgütleniş ve işleyiş biçimi itibarıyla devlet veya diğer kamu tüzel kişisi dışındaki kişiler tarafından hizmet yürüten ve yatırılarak tedavi etme, rehabilitasyon ve doğum yardımlarında bulunmak amacıyla kurulan sağlık kuruluşunun, özel hastane olarak kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir (Ferhat Canpolat: Kamu Hastanesinde Yapılan Tıbbi Müdahalede Hekimin Özel Hukuktan Doğan Sorumluluğunun Dayanağı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ocak-Şubat 2009, Sayı:80, s. 158). 12. Özel hastane ile hasta arasında var olduğu kabul edilen sözleşmenin kurulması, sözleşmenin hukuki niteliği, bu hukuki niteliğe uygun olarak uygulanması gereken yasal hükümlerin neler olduğu, taraflara düşen hak ve borçlar ile bunlara aykırılığın varlığı hâlinde sorumluluklarının tespiti uyuşmazlığın çözümünde önem taşır. 13. Özel hastanelerde kural olarak hekim ile hasta arasında değil, hastane ile hasta arasında bir sözleşme ilişkisi vardır. Özel hastane ile hasta arasındaki sözleşme, Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş tipik bir sözleşme değildir. Özel hastaneye başvuran bir hasta veya kanuni temsilcisi ile yapılan ve özel hastane işleticisinin hem tıbbî hem de diğer mutad edimleri (oda, yiyecek, bakım vb otelcilik hizmetleri) yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeye hastaneye kabul sözleşmesi adı verilmektedir. 14. Hastaneye kabul sözleşmesinin kurulması için herhangi bir şekil şartına uyulması zorunluluğu bulunmamaktadır; hatta bu sözleşmenin zımnî irade açıklaması ile kurulması dahi mümkündür. Bu şekilde hastaneye (hasta) kabul sözleşmesi adı altında, birden fazla edimi içeren, karma yapıda ve nitelikte bir sözleşme ilişkisinin kurulması söz konusudur. Bu sözleşme, özel hastane sahibi/işleticisinin, ayrıca bir tedavi yükümünü üstlenmiş bulunup bulunmamasına göre, tam (bölünmemiş) ya da kısmi (bölünmüş) hastaneye kabul sözleşmesi görünümünde kurulmuş olabilir. Özellikle, tam hastaneye kabul sözleşmelerinde, hastane işleticisinin hastaya karşı; hastalığın teşhis ve tedavisi için gerekli tıbbi hizmetlerin verilmesi edimi başta olmak üzere, hastane bakımının sağlanması, hastanenin organizasyonu ve işleyişini gerçekleştirme yükümleri asli edim yükümleri olarak ortaya çıkmaktadır (Hakan Hakeri: Hastane Yönetiminin Sorumluluğu, Sağlık Hukuku Kurultayı, Ankara Barosu Yayınları 2009, 2. Baskı, s.163; Canbolat, s.160; Er, s.69 vd.; Ergun Özsunay: Hekim ve Hastanenin Sorumluluğu, A'dan Z'ye Sağlık Hukuku Sempozyum Notları, İstanbul Barosu Yayınları 2007, s.93; Mehmet Demir: Hekimin Hukuksal Sorumluluğunun Kaynakları ve Özel Hastane-Kamu Hastanesi Ayrımı, Prof. Dr. Ali Naim İnan'a Armağan, Ankara, 2009, s.276; Halil Akkanat: Hastaneye Kabul Sözleşmesinin Görünüm Tarzları ve Sorumluluk Düzeni, Prof. Dr.Özer Seliçi'ye Armağan, Ankara, 2006, s.25 vd; Haluk Tandoğan: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C.I/1, 4. Bası, Ankara, 1985, s.71; Cevdet Yavuz: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, 6. Bası, İstanbul, 2002, s.22). 15. Hastaneye kabul sözleşmeleri günümüzde gerek Alman ve İsviçre hukukunda gerekse Türk hukukunda “karma sözleşme” olarak kabul edilmektedir. Ancak uygulamada getirilen çözümlerde farklılıklar görülmektedir. Örneğin, Alman hukukunda kabul sözleşmesinin çeşidi ne olursa olsun, hizmet sözleşmesi hükümleri uygulanır. İsviçre hukukunda, hasta ile özel hastane arasındaki ilişki, aynen serbest çalışan bir hekim ile hasta arasındaki hukuki ilişkide olduğu gibi, “vekâlet” olarak nitelenmektedir. 16. Türk hukukunda ise, hastaneye kabul sözleşmesinin, asıl edimini oluşturan tıbbî tedavi ediminin ait olduğu tip, yani vekâlet sözleşmesi hükümlerine tabi tutulması ancak diğer yükümlülüklere ilişkin tipik sözleşme hükümlerinin de niteliklerine uygun düştüğü oranda kıyasen uygulanmasının amaca elverişli olacağı belirtilmiştir (Er, s. 70-71). 17. Hastane işleticisinin “hastane bakımı” kavramı içinde yer alan edimleri konusunda her hâl ve şart için geçerli olabilecek kesin bir sayma yapma imkânı bulunmamaktadır. Ancak, sözleşmede açıkça kararlaştırılmamış olsa bile hastanın sağlık durumu, hastalığın tipi ve ağırlığına göre dürüstlük ilkesinin zorunlu kıldığı bütün tedbirleri almak zorundadır. Aksi takdirde, gerekli testler yapılmadan hastalığın teşhisine gidilmesi, kan grubu tespitinde hata yapılması, cerrahi müdahalede kullanılan araç ve gereçlerin bozuk olması, ameliyatı takiben kullanılan kompresin gereğinden fazla sıcak olması ve yanıklara yol açması, ruh hastasının kontrol edilmemesi nedeniyle intiharı, yangına karşı gerekli tedbirlerin alınmaması, bozuk yiyecek verilmesi yüzünden zehirlenmelere yol açılması, yeterli ısıtma yapılmadığı için hastalığın ağırlaşması veya yeni hastalığa sebebiyet verilmesi gibi hâllerde hastane işleticisi oluşan zararı tazmin etmek zorundadır. Bunun dışında hastane yönetiminin somut organizasyon yükümlülükleri de bulunmaktadır. Öncelikle hekim dâhil bütün sağlık personelinin seçimi, denetlenmesi ve organizasyonuna ilişkin görevler, gereği gibi yerine getirilmelidir. Örneğin, bir görevin uzmanı olmayan bir kişiye verilmesi hâlinde organizasyon kusuru söz konusudur ve yönetimin tazminat sorumluluğu söz konusu olur (Hakeri, s.166; Gültezer Hatırnaz Erol: Özel Hastanelerin Hukuki Sorumluluğu ve Hasta Hakları, 2. Baskı, Ankara, 2009, s.58-59). 18. Hasta, hastaneye kabul edilmekle hastane yetkililerinin himayesine girmiş olur ve haklı olarak kendisine mümkün olan en iyi tedavi ve bakım hizmetinin verilmesini ister. Hastane işletmecisinin “organizasyon yükümlülüğü” aslında onun hastanın şahsına göstermekle yükümlü olduğu özen borcunun bir görünüm tarzından ibarettir (R. Mario Devermann: Organisationsverschulden im klinischen Bereich, Dissertation Osnabrück 2003, s.1; Aktaran-Akkanat, s. 32). 19. Hasta, hastaneye tam kabul sözleşmesinde, hastane bakım hizmetleri açısından sadece hastane işletmesini sorumlu tutabilmektedir. Sözleşmenin diğer tarafı olan hasta veya yasal temsilcisi, özel hastanenin sunduğu tıbbî hizmete (bu hizmete bakım hizmeti de girmektedir) karşılık olarak daha önceden belirlenmiş belli bir miktar ücret ödemekle yükümlüdür. Ayrıca, hasta veya yasal temsilcisinin, olanaklar ölçüsünde rahatsızlık ile ilgili belirtiler ve hastalığın seyri hakkında hastaneye bilgi ile beraber, varsa belgelerini de muayene sırasında hekime vermesi gerekmektedir. 20. Yukarıda ifade edildiği gibi, Borçlar Kanunu veya diğer kanunlarda düzenlenmeyen hastaneye kabul sözleşmesi kapsamında, davalı hastanenin sorumluluğu bakımından uygulanabilecek yasal hükümler incelendiğinde; davaya konu olay tarihi itibarıyla uygulanması gereken 818 sayılı Kanun'un 386 ncı maddesine göre; “Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler. Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere tabi olmayan işlerde dahi, vekâlet hükümleri cari olur.” 21. Anılan Kanun’un 390/2 nci maddesine göre de; “Vekil, müvekkile karşı vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.” Bu hükümde geçen “iyi bir suretle ifa” mehaza göre sadakat ve özen ile ifa anlamında kullanılmıştır . 22. Diğer taraftan 818 sayılı Kanun'un 390/1 inci maddesinde yer alan “Vekilin mesuliyeti umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir” hükmü ile vekilin özen borcu genel olarak düzenlenmiştir. İşçinin mesuliyetine dair 321 inci madde “İhtimam mecburiyeti” başlığı altında işçinin özen borcuna ilişkin olarak “İşçi taahhüt ettiği şeyi ihtimam ile ifaya mecburdur” hükmünü taşımaktadır. Bu düzenlemeye göre vekilin özen borcu çerçevesinde, hedef tutulan sonucun başarılı olması için işlerin mutat cereyanına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması gerekir. Vekilin özen borcu, iş görürken yöneldiği sonucun olmaması değil bu sonuca erişmek için yaptığı faaliyetleri özenle yürütmesidir (Haluk Tandoğan: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C. 2, Ankara, 1977, s.199). 23. Özen borcunun yerine getirilmediğini ispat yükü, kural olarak müvekkildedir. Müvekkil sadece başarılı bir sonucun gerçekleşmediğini ispatlayarak bu külfetini yerine getirmeyecektir; ayrıca vekilin mesleğinin kurallarına uygun olmayan bir davranışta bulunduğu iddiasını işlerin normal akışına göre sonucun meydana gelmemesinde etken olduğunu ispatlaması gerekir. 24. Davalı hastane elbette sunduğu sağlık hizmeti çerçevesinde yanında çalışan hekim, hemşire, hasta bakıcı gibi sağlık görevlilerinin eylemlerinden de sorumluluğa ilişkin şartların varlığı hâlinde mesul olacaktır. Hekimin ve sağlık personelinin hukuki sorumluluğu kusurlu eylem, zarar ve zarar ile kusurlu eylem arasında illiyet bağının varlığına bağlıdır. 25. Somut olayda, davacı ..., küçük ...'ın doğumunu davalı hastanede gerçekleştirmiş, küçük Selinay'ın doğumdan yaklaşık iki buçuk yaşına kadar rutin takibi davalı çocuk doktoru ... tarafından yapılmış ise de dosyadaki anlatımlardan davalı doktorun doğumdan yaklaşık üç-dört ay sonra kendi özel muayenehanesini açtığı, doğumdan itibaren davalı hastane bünyesinde gerçekleştirdiği takibe sonrasında özel muayenehanesinde devam ettiği anlaşılmaktadır. 26. Bu durumda davalı özel hastanenin kendi organizasyon sorumluluğu dışında davalı çocuk doktorunun ancak hastane bünyesinde verdiği hizmet süresi kapsamında çalıştırdığı doktorun eyleminden sorumluluğunun olacağı açıktır. Hastaneden ayrılarak özel muayenehanesinde hasta takibine devam eden davalı çocuk doktorunun sorumluluğu ise vekâlet ilişkisine (818 sayılı Kanun md. 386-390) dayanmakta olup yukarıda açıklandığı üzere sorumluluğun temelini özen borcuna aykırılık oluşturmaktadır. 27. Sorumluluğun şartı olan kusurdan bahsedebilmek için öncelikle bir eylemin bulunması gerekir. Hekimin eylemleri tıbbî yardım, tanı ve tedavide söz konusu olabileceği gibi genel bir davranışla da gerçekleşebilir. 28. Bir diğer şart olan zarar, genel itibarıyla, sözleşmenin ihlâli nedeniyle alacaklının hukuken korunan değerlerinde iradesi dışında meydana gelen azalma olarak tanımlanabilir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2022, s. 1191) ve maddi yahut manevi zarar olarak tezahür edebilir. Tıbbî sorumlulukta maddi zarar; yükümlülüğüne uygun bir müdahale gerçekleşseydi hastanın kavuşacağı sağlık durumu ile yapılan hatalı tedavinin gerçek sonuçlan arasındaki parayla ölçülebilen fark iken; manevi zarar, hatalı bir tedavinin sonucu olarak hastanın duyduğu bedensel ve manevi acıyı, hayat zevklerinde meydana gelen azalmayı ifade eder. 29. Borçlar Kanunu’nun 96 ncı maddesine göre borçlu kendisine hiçbir kusurun isnat edilmeyeceğini ispat etmedikçe, doğan zararı tazmi
3. Hukuk Dairesi, 2022/828 E., 2022/6430 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.).
3. Hukuk Dairesi         2022/828 E.  ,  2022/6430 K. "İçtihat Metni" İSTANBUL 14. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılar tarafından yapılan istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine yönelik olarak verilen karar, davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 13/09/2022 tarihinde davacılar vekili Av. ... ile davalı ... vekili Av. ... ... ve davalı ... Tic. Ltd. Şti. temsilcisi ... ve vekili ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacılar Beyaz ve ..., müşterek çocukları ve diğer davacı ...'ın 21/12/2004 tarihinde davalı hastanede doğduğunu, doğumdan sonra takibin çocuk doktoru davalı ... tarafından yapıldığını, bebeğin 6 aylıkken oturamamasının doktoru tarafından normal olduğunun beyan edildiğini, 9 aylık olmasına rağmen şikayetlerinin devam ettiğini, 2 yaşına kadar takibe devam eden davalı doktorun herhangi bir teşhis koyamadığından, ... Eğitim Araştırma, Marmara ve İstanbul üniversite hastanelerine yapılan başvurular neticesinde fenilketonüri teşhisi konulduğunu, söz konusu hastalığın topuktan alınacak kanla çok kolay bir şekilde tespit edilebilen, beslenmenin düzenlenmesi ile tedavi edilebilen ve önlenebilen bir hastalık olmasına karşın, anılan basit prosüdürü uygulamayan davalıların doğan zarardan sorumlu olduklarını ileri sürerek anne ve baba için ayrı ayrı 20.000,00TL manevi tazminat ile fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla çocuk için 20.000,00TL maddi ve yine ek giderler karşılığı 4.000,00TL maddi tazminatın 21/12/2004 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiş bilahare vermiş oldukları ıslah dilekçesi ile taleplerini 818.815,00TL ye yükseltmişlerdir. ./.. -2- Davalılar, davanın reddine karar verilmesini dilemişlerdir. İlk derece mahkemesince, davanın kısmen kabulü ile 806.001,89 TL maddi tazminatın 29.12.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve Özel ... Hastanesi'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a velayeten diğer davacılara verilmesine, 2.297,84 TL SGK'ya ödenen tedavi masrafının 13/07/2009 tarihine kadarki süreç açısından ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve Özel ... Hastanesi'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ... dışındaki diğer davacılara verilmesine, 20,000 TL manevi tazminatın 29.12.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ... ve Özel ... Hastanesi'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine, 20,000 TL manevi tazminatın 29.12.2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile ... ve Özel ... Hastanesi'nden müştereken ve müteselsilen alınarak davacı ...'a verilmesine karar verilmiş, hükme karşı davalılar istinaf yoluna başvurmuşlardır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesince davalıların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.). Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta olup, rapor taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi; doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki bilirkişi tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakim'in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, dava dosyasında Adli Tıp Kurumu 3. Üst Kurulu’ndan rapor alınmış, raporda “Ağır sinir sistemi bozuklukları, gelişim bozuklukları ve zeka geriliği ile kendini gösteren metabolik bir hastalık olan Fenilketonüri hastalığı için tarama (Guthrie testi) testi ülkemizde doğumdan sonra her hastanede ve doğumdan sonra bağlı olunan sağlık ocaklarında topuktan alınan kan ile her bebeğe uygulandığı, Sağlık Bakanlığı tarafından 2000'li yıllardan itibaren tarama uygulamasına dair talimatıyla birlikte ikili bir kontrol sistemi oluşturulduğu, ilk 3 gün için bebeğin doğduğu yerde topuk kanı alınmakta, yedinci günden sonra ise sağlık ocağında ikinci topuk kanı alınmakta olduğu, özellikle ilk 24 saat içinde alınan kanda henüz substratla karşılaşmamış olma kaynaklı yanlış negatif sonuçları ekarte etmek için bu ikinci ../... -3- örnek alımının standart uygulama olduğu, dolayısıyla, bebeğin doğduğu hastanede topuk kanını almamış olması ve ayrıca 2 yıl boyunca takip etmesine rağmen bebekte 3.aydan sonra ortaya çıkacak olan gelişimsel/nörolojik gerilikleri (baş tutma, destekli ve desteksiz oturmada gecikme, emekleme ve yürüme olmaması gibi) düşündüren bulguları fark ederek Çocuk Nörolojisine sevk etmesi gerekirken yapmayan Uz. Dr. ...'ın tıbben kusurlu olduğu” tespiti bildirilmiştir. Dosya içeriğinden, davacı çocuğun topuk kanının Sağlık Ocağında alındığı ancak üzerinde çalışılmadığı, çalışılmak üzere labaratuvara girişinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davalı doktorun irdelenmesi gereken savunması ise, Sağlık Ocağı tarafından alındığı bilinen topuk kanının sonucu ile ilgili olarak dönüş yapılmamış olmasının tahlil sonucunda olumsuz bir durum olmadığı varsayımına istinaden çocuğun takibine devam edilmiş olmasıdır. Davalı hastanenin ise, çocuğun doğum tarihinde, özel hastanelere ilişkin, topuk kanı alımının zorunlu tutulduğu yasal bir düzenleme mevcut olmadığı hususudur. O halde, konusunda uzman bilirkişi heyetinden, öncelikle davacı çocuğun doğum tarihinde doğumun gerçekleştiği davalı şirkete ait özel hastaneye, topuk kanı alınması sorumluluğunu yükleyen bir yasal düzenlemenin bulunup bulunmadığı hususunun net bir şekilde tespit edilerek, Sağlık ocağı tarafından alınan topuk kanının sağlık ocağı tarafından usulüne uygun alındığı ancak çalışılmak üzere labarotuvar girişinin bulunmadığı maddi vakıasının da irdelenerek davacı çocuktaki mevcut durum ile davalıların eylemleri arasında uygun illiyet bağı olup olmadığının tartışılarak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan HMK'nın 373 md./1. uyarınca iş bu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararınında kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle 6100 sayılı HMK'nın 373. md. uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına, aynı kanunun 371. md. uyarınca ilk derece mahkemesi kararının temyiz olunan davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz eden davalılara iadesine, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 13/09/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2021/8862 E., 2022/1735 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
Davanın temeli vekalet sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığına dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.).
3. Hukuk Dairesi         2021/8862 E.  ,  2022/1735 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ İLK DERECE MAHKEMESİ : Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, sağ kol ve omzundaki bir ağrı sebebi ile Kayseri'de faaliyet gösteren davalı... Sağlık Hizmetleri Tic. ve San. A.Ş.'ye müracaat ettiğini, önce nöroloji bölümüne sevkedildiğini, buradan da ortopedi servisine gönderildiğini, bu serviste doktor olan davalı ...’ın kendisini muayene edip tetkiklerini yaptırdıktan sonra 15.04.2016 tarihinde omuz ameliyatını gerçekleştirdiğini, ertesi gün taburcu ederken dikiş aldırmak için bir hafta sonra gelmesini söylediğini, bir hafta sonra hastaneye gittiğinde filminin çekildiğini, davalı doktorun bir sıkıntı olmadığını belirtip 21 gün sonra kontrole gel diyerek kendisini gönderdiğini, ameliyattan sonra 2 yıl gibi bir zaman geçmesine rağmen kolunun hiçbir şekilde kalkmadığını, genç yaşta sakat kaldığını, ... olup malulen emekli olma düşüncesi ile Nevşehir'de ... başvurduğunu, kurum tarafından vücut fonksiyon kaybının tespiti için Nevşehir Devlet Hastanesine sevkedildiğini, 29.03.2018 tarihli Sağlık Kurulu raporunda vücut fonksiyon kaybının %52 olduğu belirtilerek malulen emekli olamayacağının bildirildiğini, ameliyat sonrası bu şekilde sakat kalmasının haksız bir fiil olduğunu belirterek sakat kalmasından kaynaklı 100.000,00 TL manevi tazminat ile şimdilik 5.000 TL belirsiz maddi tazminat olmak üzere toplam 105.000,00 TL maddi ve manevi tazminatın ameliyat tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalılar, kusurlarının bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir. İlk derece mahkemesince; İstanbul ... Kurumu 7. ... İhtisas Kurulunun 21.09.2020 tarihli raporuna göre; kişiye klinik şikayetleri, MR ve muayene bulguları neticesinde ... Hastanesinde 15.04.2016 tarihinde yapılan ameliyatın endikasyonunun ve tekniğinin uygun olduğu, ameliyatın komplikasyonsuz sonlandırıldığı ve ameliyat sonrası dönemde gerekli takip ve kontrollerin yapılmış olduğunun anlaşıldığı, kişide 09.01.2017 tarihinde Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tespit edilen aksiller sinir tutulumun 15.04.2016 tarihinde ... Hastanesinde yapılan ameliyat ile illiyetinin olmadığı, tüm bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; kişinin ameliyatını yapan Dr. ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, dava konusu olayda “kusur” ve “illiyet bağı” koşulları somut olayda oluşmadığından, davalılara atfı kabil herhangi bir kusur bulunmadığı gerekçesiyle verilen davanın reddi kararına karşı, davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş, bölge adliye mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, doktor hatası ve çalıştığı hastanenin özen yükümlülüğüne aykırı davranması sebebiyle açılan maddi-manevi tazminat talebine ilişkindir. Davanın temeli vekalet sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığına dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.). Vekil, vekalet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri; vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, dava dosyasında ... Kurumu 7. İhtisas Kurulundan rapor alınmış, raporda; kişinin klinik şikayetleri, MR ve muayene bulguları neticesinde ... Hastanesinde 15.04.2016 tarihinde yapılan ameliyatın endikasyonunun ve tekniğinin uygun olduğu, ameliyatın komplikasyonsuz sonlandırıldığı ve ameliyat sonrası dönemde gerekli takip ve kontrollerin yapılmış olduğunun anlaşıldığı, kişide 09.01.2017 tarihinde Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesinde tespit edilen aksiller sinir tutulumun 15.04.2016 tarihinde ... Hastanesinde yapılan ameliyat ile illiyet bağının olmadığı, ameliyatı yapan Dr. ...’ın uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, sağlık hizmetinin yürütülmesinde idarenin organizasyon hatası tespit edilmediği bildirilmiş olup, rapora karşı davacı tarafça itiraz edilmiştir. Mahkemece, hükme esas alınan İstanbul ... İhtisas Kurulu'na ait 21.09.2020 karar nolu heyet raporu yeterli görülmüş ise de davacı tarafça itiraza uğramış rapor, tek başına hüküm vermeye yeterli değildir. O halde mahkemece, davacının iddiaları ve itirazlarını karşılar şekilde, davacıya uygulanan teşhis, tedavi ve cerrahi müdahalelere ilişkin tüm tıbbi bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek, konusunda uzman, akademik kariyere sahip 1 ortopedi ve travmatoloji, 2 nöroloji uzmanı üniversite öğretim üyelerinden oluşturulacak üç kişilik bilirkişi kurulundan, dava konusu olayda davalılara atfı kabil bir kusur olup olmadığı, davalıların gerekli özen ve dikkati gösterip göstermediği, meydana gelen hasar ile 15.04.2016 tarihinde yapılan ameliyat arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı, yapılan işlemlerin tıp bilimi açısından yeterliliği, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda davalıların sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunup bulunmadığı hususlarını içeren, nedenlerini açıklayıcı, taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınması ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, itiraza uğramış yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 02/03/2022 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Borçlar Hukuku Özel Hükümler

Vekil (V), vekalet veren (M)'nin talimatı doğrultusunda bir tabloyu satmakla görevlidir. (V), tabloyu satacağı gün, (M)'ye ulaşamamış ancak tablonun sahte olduğuna dair ciddi bir duyum almıştır. (M)'nin talimatı "ne olursa olsun sat" şeklindedir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, (V)'nin bu durumda talimattan ayrılmasının koşulu nedir?

A) Vekalet verenden izin alma imkanı bulunmadığında ve durumu bilseydi (M)'nin de izin vereceği açık olan hallerde talimattan ayrılabilir.
B) Vekil hiçbir surette talimattan ayrılamaz.
C) Vekil, kendi menfaatine daha uygunsa talimattan ayrılabilir.
D) Vekil, sadece daha yüksek bir bedelle satma imkanı varsa talimattan ayrılabilir.
E) Vekil, durumu bilseydi (M)'nin izin verip vermeyeceği açık olmasa bile, izin alma imkanı yoksa talimattan ayrılabilir.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol