Türk Borçlar Kanunu 506. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.
b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
65 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2017/867 E., 2022/369 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Nitekim TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506. maddesinde;
Hukuk Genel Kurulu 2017/867 E. , 2022/369 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “kooperatif üyeliğinin tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen asıl ve birleşen davanın reddine ilişkin karar asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Asıl Davada Davacı İstemi:
4. Asıl davada davacı vekili; Büyükçekmece 6. Noterliğinin 16.12.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile kooperatif ortağı ...’den 266 nolu ortaklık hak ve hissesinin tamamını devir ve temlik alan müvekkilinin, devraldığı ortaklık payı ile ilgili üyelik kaydının yapılması için 01.11.2011 tarihinde kooperatif yönetim kuruluna yaptığı başvurusunun davalı kooperatif tarafından üyeliğin tartışmalı olduğu ve mahkeme sonucuna göre işlem yapılacağı gerekçesi ile reddedildiğini, ...’in, kooperatif aleyhine açtığı Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/396 E. sayılı davada üyeliğinin tesciline karar verildiğini, davalı kooperatifin temyizi üzerine kararın onandığını, onama kararından sonra müvekkilinin 01.11.2011 tarihli üyelik başvurusuna ilişkin dilekçesine dayanarak talepte bulunmasına, resmî şekilde yapılan kooperatif ortaklık hakkı devir sözleşmesi ve kooperatif ana sözleşmesine uygun başvuru yapılmasına rağmen üyelik başvuru talebinin kabul edilmediğini ve kaydının yapılmadığını ileri sürerek davacının kooperatifin 266 nolu üyesi olduğunun tespit ve tesciline, bu üyelik ile ilgili tapu devrinin dava sonuna kadar tedbiren durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Asıl Davada Davalı Cevabı:
5. Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın devir belgesi itibariyle mal kaçırmayı hedefleyen sahte, yetkinin kötüye kullanıldığı, hiçbir yasal geçerliliği olmayan ve yetkisiz bir işleme dayandığını, devrin ... adına vekili olan ... tarafından yapıldığını, oysa ...’ın Yalova 4. Noterliğinin 11.11.2009 tarihli ve 09749 yevmiye nolu azilname ile azledildiğini, bu azilnamenin ...’ın adresinde yanında çalışan ve aynı zamanda kooperatifin üyesi olan ...’e 16.11.2009 tarihinde tebliğ edildiğini, ...’ın kendi kayınbiraderi ...’den mal kaçırmak istediğini, bunu da muvazaalı olarak davacıya devretmeye çalışarak ve yetkisi olmaksızın kullandığı vekâletnameye dayanarak yapmaya çalıştığını, tüm bu gelişmelerin davacıya sözlü olarak bildirildiğini, davacının kooperatife müracaatı sırasında kooperatifin devrini gerçekleştireceği bir üyeliğin bulunmadığını, azilname bilgisinin de kooperatif kayıtlarında mevcut olduğunu, davacının kooperatife başvurusu sırasında Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/396 E. sayılı davada verilen kararın henüz onanmadığını, karar onansa dahi davacının başvurusunun azilname karşısında hiçbir hükmünün bulunmadığını, kooperatifin ferdileşme ve tasfiyeyi tamamlama sürecindeyken bu tür davalarla sürecin gereksiz yere uzatıldığını ve yetkisiz sahte belgelerle mal kaçırılmak istendiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Birleşen Davada Davacı İstemi:
6. Birleşen davada davacı vekili; asıl dava dilekçesindeki nedenleri aynen tekrarlayarak davalının verdiği vekâletnameye istinaden üyelik haklarını davacıya devreden dava dışı ...’ın davalının eniştesi olduğunu, davalının, eniştesinin ve kız kardeşinin ikametgâhını bildiği hâlde, kasten ya da sehven azilnameyi başka bir adrese gönderdiğini, vekil ile yapılan görüşmede azilnameden haberi olmadan devri yaptığını beyan ettiğini, azilnamenin tebliğ edildiği ... ile vekilin ilgisinin olmadığını, ...’in vekilin çalışanı olmadığını ve başka bir firmanın işçisi olduğunu, azilnamenin vekilin adresine tebliğ edilmediği gibi tebligatı alan şahsın da vekil adına tebligatı almaya yetkili olmadığını, vekilin çalışanı, akrabası ve birlikte oturanı olmadığını, azilnamenin tebliğinin usulsüz olması ve vekilin de azilden haberi olmadığını beyan etmesi karşısında vekil aracılığıyla yapılan devrin yasal ve geçerli olduğunu, vekil ile devreden arasındaki hukukî ilişkinin müvekkilini ilgilendirmediğini, müvekkilinin, vekilliği hukuken devam eden vekilden kooperatif üyelik hakkını devir almakla üyeliğe hak kazandığını ileri sürerek bu davanın asıl dava ile birleştirilmesine, resmî şekilde yapılan kooperatif ortaklık hakkı devir sözleşmesi ve kooperatif ana sözleşmesine uygun başvuru yapılmasına rağmen, azledilen vekil tarafından üyelik devri yapıldığı gerekçesiyle üyeliğe başvuru talebi kabul edilmeyen müvekkilinin, kooperatifin 266 nolu üyesi olduğunun ve davalı devredenin vekili ... aracılığı ile üyelik devrini yaptığının tespit ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Birleşen Davada Davalı Cevabı:
7. Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, önceden kız kardeşinin eşi olan ancak sonradan ilişkileri bozulan ...’ı Yalova 4. Noterliğinin 11.11.2009 tarihli ve 09749 yevmiye nolu azilnamesi ile daha önce verdiği vekâletnamedeki yetkilerinden azlettiğini, dava konusu satış yetkisinin de vekillikten azledilen ... tarafından muvazaa ile müvekkilinin mal varlığını üçüncü kişiler üzerinden kendi uhdesine devretmek amacıyla yapılan usulsüz bir işlem olduğunu, davacının ...’ın vekâletten azline ilişkin tebligatın usulsüz olduğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, azilnamenin ...’ın işyeri olarak kullandığı ve tüm işlerini yönettiği adresine tebliğ edildiğini, aynı adresin daha önce boşanma davasında beyan edilen ve kooperatifin de yazışmalarında kullandığı adres olduğunu, ticarî işlerde ve banka hesaplarında aynı adresin bildirildiğini, azilnameyi tebliğ alan ...’in, ...’ın yanında uzun süredir çalıştığını ve kooperatifin gönderdiği tebligatları da teslim aldığını, davacının, kooperatifin payını cüz’i bir tutara satın aldığını, gerçek fiyatının çok altında olan satışın muvazaalı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Kararı:
8. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 26.02.2013 tarihli ve 2012/87 E., 2013/83 K. sayılı kararı ile; davacının ...’e ait kooperatif üyeliğini, bu şahsın ...’a verdiği vekâletnameye dayalı olarak 16.12.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devraldığı, ancak vekâleten devir işlemini yapan ...’ın, ...’den aldığı ve kooperatif üyeliğini devir yetkisini de kapsayan vekâletnamesinden 11.11.2009 tarihinde azledildiği, azilnamenin bizzat ...’ın kooperatife bildirdiği adresine, Tebligat Kanunu kapsamında usulüne uygun olarak 16.11.2009 tarihinde tebliğ edildiği, devir işleminin ise azilnamenin tebliğinden sonra 16.12.2010 tarihinde gerçekleştiği, ...'ın, ... vekilliğinden azledildikten sonra azledildiğini gizleyerek ve vekâletsiz olarak devri gerçekleştirdiği, ...'ın, ... vekilliğinden devir tarihi itibariyle azledildiğinden yapılan hisse devir sözleşmesinin hukukî geçerliliğinin bulunmadığı, hukuken geçersiz olan devir sözleşmesine dayalı olarak kooperatif hissesinin devredilmesinin talep edilemeyeceği gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 08.10.2013 tarihli ve 2013/5204 E., 2013/6191 K. sayılı kararı ile;
“…Asıl ve birleşen dava, kooperatif üyeliğinin tespiti istemine ilişkindir.
Dava dışı ...’a azilnamenin tebliğinin yapıldığı 26.11.2009 tarihinde yürürlükte bulunan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 17. maddesinde "Belli bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, meslek ve sanatını evinde icra memur ve müstahdemlerinden biri bulunmadığı takdirde aynı konutta aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır." hükmüne; Tebligat Tüzüğü'nün 23. maddesinde de, "Belli bir yerde devamlı olarak meslek sanatını icra edenler, o yerde bulunmadıkları takdirde tebliğ aynı yerdeki daimi memur veya müstahdemlerinden birine, muhatap meslek veya sanatını evinde icra ediyorsa, kendisi bulunmadığı takdirde memur veya müstahdemlerinden birine, bunlardan hiç biri bulunmazsa tebliğ, birlikte oturan 22. maddenin son fıkrasında gösterilen ailesi efradına (karı, koca, hısım, evlatlık gibi birlikte oturan kimselere ) veya hizmetçilerinden birine yapılır." hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümlerde muhatabın bulunmama nedeninin araştırılması ve tebliğ belgesinde gösterilmesi gerektiğine yönelik bir düzenleme getirilmemiştir. Önce muhatabın aranması, muhatabın tevziat saatinde o yerde bulunmadığının ancak aynı gün tevziat saatinden sonra döneceğinin tespiti halinde, daimi memur veya müstahdemlerden birine, bunlar da yok ise aynı konutta oturan kişilere ya da hizmetçilerden birine yapılması gerekir.
Tebligat Kanunu'nun 20. maddesinde, tevziat saatinde o yerde bulunmayıp, aynı gün tevziat saatinden sonra dönmeyeceği belirlenen muhataplar için "13, 14, 16, 17 ve 18. maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı, tebliğ mazbatasına yazılarak, altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru, tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat 21. maddeye göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak tebligatlarda tebliğ evrakının 13, 14, 16, 17 ve 18. maddelerinde yazılı kişilere verildiği tarihte veya ihbarname kapıya yapıştırılmışsa bu tarihten itibaren 15 gün sonra yapılmış sayılır." hükmüne, Tüzüğün 26. maddesinde de, "Bu tüzüğün 18, 19, 20, 22, 13 ve 24. maddelerinde yazılı kişiler, tebliğ yapılacak olanın geçici olarak başka yere gittiğini belirtirlerse, tebliğ memurunca durum ve beyanda bulunanın kimliği tebliğ tutanağına yazılır; altı imzalattırılarak tebliğ edilecek evrak, beyanı yapana verilir. Bu kişiler, tebliğ evrakını kabule mecburdurlar; almaktan veya imzadan kaçınırlarsa, tebliğ yapan, durumu tutanağa yazar ve imzalar." hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda, Yalova 4. Noterliği'nin 11.11.2009 tarih ve 09749 yevmiye sayılı azilnamesinin vekil ... 'ın "... Caddesi, No: 192 .../...'' adresine tebliğe çıkatılarak bu adreste "tebliğ evrakı işyerinde birlikte çalışan işçisi ... imzasına " tebliğ edildiği anlaşılmıştır. Tebliğ belgesinde muhatabın tevziat saatinde o yerde bulunmadığı tespitine ve geçici olarak başka bir yere gidip gitmediği, tevziat saatinden sonra dönüp dönmeyeceği konusunda herhangi bir açıklamaya yer verilmediğinden tebligatın, Tebligat Kanunu'nun 20., Tüzüğün 23. maddelerine aykırı yapıldığı ve geçersiz olduğu anlaşılmıştır.
Öte yandan, vekil ... 'ın azilnameyi haricen öğrendiği tarih ile ilgili bir kabulü ve beyanının bulunduğu da savunulmamış ve kanıtlanmamış olup, muhatabın beyan etmesi gereken harici öğrenme tarihinin veya bunun aksinin tanık anlatımları ile kanıtlanması mümkün değildir. Esasen Tebligat Kanunu'nun 32. ve Tüzüğün 51. maddeleri, muhatabın kabul ettiği harici öğrenme tarihinin aksinin iddia ve ispatına cevaz da vermemektedir. Mahkemece de, vekilin azli haricen öğrenip öğrenmediğinin üzerinde durulması gerekmemektedir.
Bu durumda mahkemece, davalı ... tarafından keşide edilen 11.11.2009 tarih ve 09749 yevmiye numaralı azilnamenin, ...'a Tebligat Kanunu'na uygun tebliğ edilmediği, bu durumda ortaklık payı devrinin geçerli olduğu gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 18.05.2015 tarihli ve 2014/1358 E., 2015/406 K. sayılı kararı ile; aynı davacı tarafından, aynı gerekçeyle davalı kooperatif ve davalı Hamza İçin aleyhine Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/85 E. sırasında görülen davada mahkemece aynı gerekçeye dayalı olarak davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi tarafından aynı gerekçeyle bozulduğu, karar düzeltme aşamasında davacının dava konusu pay dışında başka payları da devir aldığının Daireye intikal eden dosyalardan anlaşıldığı, pay devri öncesinde yapılacak en küçük bir araştırma ile vekâlet yetkisinin sona erdiğinin belirlenebileceği gerekçesiyle bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının onanmasına karar verildiği, yine Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/86 E. sayılı davasında mahkemece asıl ve birleşen davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi tarafından aynı gerekçeyle oy çokluğu ile bozulduğu, karar düzeltme aşamasında bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının onanmasına karar verildiği, davacının pay devri sonrası ortaklığa kabulüne ilişkin olarak kooperatife yaptığı başvuruya kooperatifçe verilen cevaplarda devir alınan payın tartışmalı olduğu belirtilerek pay devrinin tescili istemi reddedildiğinden ve davalı kooperatif vekilinin davaya verdiği cevabında da azilnamenin varlığı nedeniyle devirden kaçınıldığı belirtildiğinden vekâlet yetkisinin sona erdiğinin davalı kooperatifçe bilindiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde asıl ve birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, birleşen davanın davalısı ...’in dava dışı ...’a verdiği vekâletnameye dayalı olarak 16.12.2010 tarihli hisse devir sözleşmesi ile ...’den 266 nolu ortaklık hak ve hissesinin tamamını devir ve temlik aldığı somut olayda, davalı ...’in, ...’a gönderdiği Yalova 4. Noterliğinin 11.11.2009 tarihli ve 09749 yevmiye numaralı azilnamenin Tebligat Kanunu’na uygun olarak usulüne uygun biçimde tebliğ edilip edilmediği ve vekâlet yetkisinin sona erdiğinin bilinip bilinemeyeceği, dava konusu pay dışında başka payları da devralan davacının pay devri öncesinde yapılacak bir araştırma ile vekâlet yetkisinin sona erdiğini belirleyip belirleyemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre hisse devir sözleşmesinin ve ortaklık payı devrinin hukuken geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
15. Kooperatif, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun (KK) 1. maddesinde; “Tüzel kişiliği haiz olmak üzere ortaklarının belirli ekonomik menfaatlerini ve özellikle meslek veya geçimlerine ait ihtiyaçlarını işgücü ve parasal katkılarıyla karşılıklı yardım, dayanışma ve kefalet suretiyle sağlayıp korumak amacıyla gerçek ve tüzel kişiler tarafından kurulan değişir ortaklı ve değişir sermayeli ortaklıklar” şeklinde tanımlanmıştır. Öte yandan Türk Hukuk Lûgatında da kooperatifin Kanun’da düzenlenen tanımı aynen muhafaza edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 712).
16. Kooperatiflerde ortaklık sıfatının kazanılması beş hâlde söz konusu olabilir. İlk olarak kooperatifin kuruluşunda kurucu ortaklar, kuruluşun gerçekleşmesiyle ortak sıfatını aslen kazanırlar. Daha sonraki evrede ise giriş talebinin kabulü yoluyla veya payın bir başkası tarafından devir alınmasının yönetim kurulu tarafından kabulüyle ortaklık gerçekleşir. Bir diğer ihtimal olarak ortaklığın taşınmaz mülkiyetine veya bir teşebbüsün işletilmesine bağlandığı durumlarda, taşınmazın veya işletmenin devir alınması hâlinde ortaklık sıfatı kazanılır. Son olarak ise ana sözleşmede hüküm bulunması durumunda miras ile kooperatif paydaşlık hakkı kazanılır.
17. Kooperatifler Kanunu’nun “Ortaklığa girme şartları ve ortak sayısı” başlıklı 8. maddesine göre; kooperatif ortaklığına girmek için gerçek kişilerin medeni hakları kullanma yeterliliğine sahip olmaları gerekir. Ortak olmak isteyen gerçek ve tüzelkişiler, kooperatif ana sözleşmesi hükümlerini bütün hak ve ödevleriyle birlikte kabul ettiklerini belirten bir yazı ile kooperatif yönetim kuruluna başvururlar. Kooperatif, ortaklarına kendi varlığı dışında şahsi bir sorumluluk veya ek ödemeler yüklüyor ise ortak olmak isteği, bu yükümlerin yazılı olarak kabul edilmesi hâlinde değer taşır.
Yönetim Kurulu; ortaklar ile ortak olmak için müracaat edenlerin ana sözleşmede gösterilen ortaklık şartlarını taşıyıp taşımadıklarını araştırmak zorundadır.
Yapı kooperatiflerinde konut, işyeri ve ortak sayısı genel kurulca belirlenir. Yönetim Kurulu, genel kurulca kararlaştırılan sayının üzerinde ortak kaydedemez.
18. Ortaklık devredilebilir, ancak ortaklık sıfatı payın devralınması ile otomatik kazanılamaz, devralanın KK’nın 8. maddesi uyarınca giriş isteminde bulunması, yönetim kurulunun da aynı maddenin 2. fıkrasına göre gerekli incelemeyi yapması ve bu kişinin ortak olabilmek için gerekli şartlara sahip bulunması hâlinde, anılan kişiyi kooperatife kabul etmesi, aksi hâlde talebin reddedilmesi gerekir. Kanun “devralan kişinin ortaklık niteliklerini taşıması halinde” o kişiyi kabul etmesi zorunluluğunu yüklemiştir. Yönetim kurulu, ortaklığı devralan kişinin ortaklık niteliklerini taşıması hâlinde, bu kişiyi ortaklığa kabul eder (KK m. 14). Devralanın kooperatif tarafından ortaklığa kabulü ile devir eden kooperatiften çıkmış olur. Ortaklığın devri için alacağın temliki hükümleri uygulanır, ancak devrin kooperatifçe kabulü şarttır. Kooperatif kabul etmemiş ise yapılan devir geçersizdir (Poroy, Reha/ Tekinalp, Ünal/ Çamoğlu, Ersin: Ortaklıklar ve Kooperatif Hukuku, ... 2005, s. 966, 972).
19. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 23.03.2021 tarihli, 2017/(23)15-846 E., 2021/327 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
20. Diğer yandan “vekâlet sözleşmesi” ile ilgili hüküm ve düzenlemelere de değinmekte fayda vardır.
21. Somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386. maddesine göre; “Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.
Diğer akitler hakkındaki kanuni hükümlere tabi olmayan işlerde dahi, vekalet hükümleri cari olur.”
22. Bu maddenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndaki (TBK) karşılığı olan 502. maddesinde ise, vekâlet sözleşmesi; vekilin vekâlet verenin (müvekkil) bir işini görmeyi ya da işlemini yapmayı üstlendiği sözleşme (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1173) olarak tanımlanmış, vekâlete ilişkin hükümlerin niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan iş görme sözleşmelerine de uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Şu hâlde geniş anlamda bir iş görme sözleşmesi olan vekâlet sözleşmesi ile vekil, kendisine verilen işin ya da işlemin vekâlet verenin irade ve yararına uygun olarak görülmesini üstlenir.
23. Vekâlet sözleşmesinin tarafları vekâlet veren ile vekildir. Vekâlet sözleşmesi ile vekil vekâlet verenin bir işini görmeyi ya da bir işlemini yapmayı borçlanırken, vekâlet veren de onun yaptığı giderleri ve verdiği avansları ödemeyi borçlandığından vekâlet iki taraflı bir sözleşmedir.
24. Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, diğer bir anlatımla vekil edenin yararına ve onun iradesine uygun davranma yükümlülüğünden doğar. Vekâlet sözleşmesi, başkasının işini görmeye ilişkin bir sözleşme olduğundan esas itibariyle işin müvekkilin menfaatine yapılması gerekir. Bu durum iş görme sözleşmesinin doğal bir sonucudur.
25. Nitekim TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin vekâlet verene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve “Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme” başlığını taşıyan 506. maddesinde;
“Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır” düzenlemesine yer verilmiştir.
26. Davaya konu vekâletnamenin düzenlendiği 01.05.2006 tarihinde yürürlükte bulunan mülga BK’nın 389. maddesinin birinci fıkrasında da vekilin, müvekkilinin açık olan talimatına muhalefet edemeyeceği hükmüne yer verildikten sonra 390. maddesinde;
“Vekilin mesuliyeti, umumi surette işçinin mesuliyetine ait hükümlere tabidir.
Vekil, müvekkile karşı vekâleti iyi bir suretle ifa ile mükelleftir.
Vekil, başkasını tevkile mezun veya hal icabına göre mecbur olmadıkça veya adet başkasını kendi yerine ikameye müsait bulunmadıkça müvekkilünbihi kendisi yapmağa mecburdur” hükmüne yer verilmiş olup; buradaki “iyi bir suretle ifa” deyimini, söz konusu hükmün aslı olan İsviçre Borçlar Kanunu’nun 398. maddesinde olduğu gibi “sadakat ve özenle ifa” olarak anlamak gerekir.
27. Sadakat borcu kavramı, vekilin gerek vekâletin ifası sırasında gerekse sonrasında kendisine duyulan güvene uygun olarak müvekkilinin menfaatlerini sözleşme ile güdülen amaç çerçevesinde koruma ve kendi menfaatini müvekkilinkine tabi kılma yükümlülüğünü ifade eder. Vekilin iş görme ile hedeflenen sonucun başarılı olması için hayat deneylerine ve işlerin normal akışına göre gerekli girişim ve davranışlarda bulunması ve başarılı sonucu engelleyebilecek davranışlardan kaçınması ise özen borcunun konusunu oluşturur. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanlarda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. Bu nedenle vekil üzerine aldığı işi ifa ederken aynı şartlar altında iş gören basiretli, özenli bir vekil gibi hareket etmelidir.
28. Anılan hükümler uyarınca vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü bulunmaktadır. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Dolayısıyla böyle bir durumda vekil eden zararlandırılırken, vekil çoğu zaman kendisine veya başka bir kimseye çıkar sağlamaktadır. Oysa, sadakat ve özen borcunun temel amacı başkası adına iş gören kimsenin yetkisini kötüye kullanma riskini önlemektir. Vekâlet sözleşmesi, güven esasına dayalı bir iş görme edimi ihtiva ettiğinden bu güvenin korunması her şeyden önce mülga BK’nın 390. (TBK’nın 506.) maddesinin bir gereği olduğu gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.
29. Diğer taraftan vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile de karşılaşılır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan kişi TMK’nın 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
30. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi emredici nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) göz önünde tutulması zorunludur.
31. Nitekim aynı hususlar Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli, 2018/1-888 E., 2021/1623 K. sayılı kararında da benimsenmiştir.
32. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; birleşen davanın davalısı ...’in aynı zamanda kız kardeşinin de eşi olan dava dışı ...’ı 01.05.2006 tarihli vekâletname ile pay devri için vekil tayin ettiği, ancak sonrasında 11.11.2009 tarihli azilname ile vekillikten azlettiği, azilnamenin 16.11.2009 tarihinde vekile tebliğ edildiği, dosyaya sunulan tüm delil ve belgeler ile ortaya konulduğu üzere, dava dışı vekil ... ’ın azilnamenin tebliğ edildiği adresinin tüm işlerini yönettiği ve bilinen adresi olduğu, tebligatı alanın da kooperatifin denetim kurulu üyesi olup, ...’ın iş yerinde birlikte çalışan işçisi ... olduğu anlaşılmaktadır. Azilname, vekil ... ’ın yanı sıra 17.11.2009 tarihinde asıl davanın davalısı kooperatife de tebliğ edilmiş olup, asıl ve birleşen davanın davacısı ...’ın ortaklık için kooperatife yaptığı başvurusu azilnamenin varlığı nedeniyle reddedilmiştir.
33. Bu arada vekil eden ...’in kız kardeşi ile vekil ... ’ın evliliği bozulmuş, 05.05.2010 tarihinde Bakırköy 4. Aile Mahkemesinde boşanma davası açılmış, ... kendisini tehdit ettiği iddiasıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na 13.04.2010 tarihinde kayın biraderi ... ve kardeşleri hakkında şikâyet dilekçesi vermiştir. Dava konusu kooperatif hissesinin devrine ilişkin sözleşmenin düzenlendiği tarih ise 16.12.2010 olup, bu kronolojik sıra gözetildiğinde azilname olmasa dahi dava dışı vekil ... ile ... arasındaki ilişki devir tarihinden önce bozulmuştur. Şu hâlde hisse devrinin, azilnameden ve boşanmadan sonra yapılması vekil ... ’ın sadakat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekâlet görevini kötüye kullandığını göstermektedir.
34. Öte yandan asıl ve birleşen davanın davacısı ..., vekil ... 'dan dava konusu hisse dışında aynı vekâlet ilişkisine dayanarak ...’in annesi ile babasına ait olan iki hisse daha satın almıştır. Kooperatif hissesini 16.12.2010 tarihinde devralan ..., üyeliğinin tespit ve tescili için uzun sayılabilecek bir süre bekleyerek 01.11.2011 tarihinde kooperatif yönetim kuruluna başvuruda bulunmuştur. Bu süreçten ...’ın aldığı hisseler yönünden durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermediği, pay devri öncesinde yapacağı küçük bir araştırma ile vekâlet yetkisinin sona erdiğini belirleyebileceği, vekil ... ile çıkar ve işbirliği içerisinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak vekil eden ...’in devir sözleşmesi ile bağlı olduğundan ve hisse devir sözleşmesi ile ortaklık payı devrinin hukuken geçerli olduğundan söz edilemez.
35. Netice itibariyle mahkemece asıl ve birleşen davanın davacısı ... tarafından pay devri öncesinde yapılacak en küçük bir araştırma ile vekâlet yetkisinin sona erdiğinin belirlenebileceği, vekâlet yetkisinin sona erdiğinin kooperatifçe de bilindiği, devir tarihi itibariyle azledilen vekil ... ’ın yaptığı hisse devrinin geçerli olmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine yönelik verilen direnme kararı yerinde ve doğru olmuştur.
36. Diğer taraftan her ne kadar asıl dava tarihi 15.02.2012, birleşen dava tarihi de 31.05.2012 olmasına rağmen, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında dava tarihi 05.12.2014 olarak hatalı gösterilmiş ve birleşen Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/309 E., 2013/5 K. sayılı davanın numarası ve dava tarihi yazılmamış ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
37. Hâl böyle olunca, usul ve yasaya uygun olan direnme kararı onanmalıdır.
IV. SONUÇ :
Açıklanan nedenlerle;
Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 22.03.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2024/1886 E., 2025/2768 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
tam metni aç
tarafından yapıldığını, kendisinin tapuda işlem yaptığını savunma olarak ileri sürmüşse de, TBK'nın 506. maddesi uyarınca vekalet görevini bizzat ifa etmekle yükümlü olan davalının, Kanun'un 507.
3. Hukuk Dairesi 2024/1886 E. , 2025/2768 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI: 2022/2477 E., 2024/330 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ: İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI: 2021/149 E., 2022/373 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen davacılar ..., ... ve ... vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat ...'ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkilinin Ankara'da ikamet ettiğini, İzmir'de bulunan birtakım taşınmazlarını kiraya vermek ve satmak üzere davalıyı 24.05.2004 tarihinde vekil tayin ettiğini, söz konusu vekaletname ilişkisine istinaden davalının, İzmir İli, ... Mah. 20 pafta, 65 ada, 151 parselde kayıtlı bulunan taşınmazını 11.04.2017 tarihinde 1.000.000,00 TL bedelle sattığını belirttiğini, ancak eşinin yeğeni olan ...'ın kendisine bu satış sebebiyle sadece 70.000,00 TL ödendiğini, davalının taşınmazı oldukça yüksek bir bedelle sattığını söylediğini, yapmış bulunduğu araştırma sonucunda taşınmazın satış bedelinin çok daha yüksek olduğunu, davalı tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılmış olduğunu öğrenmesi üzerine davalıyı 05.04.2018 tarihinde azlettiğini ileri sürerek tazminat miktarı belirlenebilir hale geldiğinde tamamlanmak üzere şimdilik 50.000,00 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini istemiş, 22.04.2022 tarihli dilekçe ile talebini 591.820,00 TL'ye yükseltmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, müvekkilinin dava konusu edilen İzmir İli, ... Mahallesi 20 pafta, 65 ada, 151 parselde kayıtlı bulunan taşınmazın satışında tapuda satış işlemini yapmaktan başka bir görevinin olmadığını, alıcıyı bulan ve pazarlığı yapanın davacının uzman çavuş olan yeğeni ... olduğunu, ...'ın satıştan önce kendisine gelerek buraya müşteri bulduğunu ve kendisi ile 1.000.000,00 TL'ye anlaştığını söylediğini, bunun üzerine davacıyı arayarak durumu anlattığını ve bu bedel ile satışın yapılacağını söylediğini, davacının ise Ankara' da 3 daire satın aldığını satın aldığı daireler için borcu bulunduğunu bu nedenle tapularını alamadığını ifade ederek satışın yapılmasını istediğini, bunun üzerine tapuya gidildiğini, alıcıyı ilk defa orada gördüğünü, satış bedelinin 500.000,00 TL'sinin alıcı tarafından, kalan 500.000,00 TL'sinin ise müvekkili tarafından banka kanalıyla davacıya gönderildiğini, davacının satış bedelinin 1.000.000,00 TL'den fazla olduğunu yazılı belge ile ispatlaması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı vekilin, satışın esasında davacının yeğeni olan dava dışı ... tarafından yapıldığını, kendisinin tapuda işlem yaptığını savunma olarak ileri sürmüşse de, TBK'nın 506. maddesi uyarınca vekalet görevini bizzat ifa etmekle yükümlü olan davalının, Kanun'un 507. maddesine göre işi yaptırdığı kişinin fiilinden de kendi fiili gibi sorumlu olduğundan bu savunmasına itibar edilmediği, bilirkişi raporunda dava konusu yerin 11.04.2017 satış tarihinde 1.591.820,00 TL değerinde olduğunun belirlendiği, 1.591.820,00 TL değerinde olan taşınmazın 1.000.000,00 TL bedelle satıldığını iddia eden davalı tarafça bu iddianın kanıtlanamadığı, bu nedenle de söz konusu taşınmazın davalı vekil tarafından vekalet görevi kötüye kullanılarak satılması nedeniyle davacının zarara uğradığı gerekçesiyle; davanın kabulüne 591.820,00 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı vekilin özen borcu kapsamında vekaleten satış yaptığı taşınmazı satış tarihi itibariyle piyasa rayiç değerinin altında satmış olmasından kaynaklanan zarardan özen borcu kapsamında sorumlu olduğu, davalı vekilin taşınmazı piyasa rayiç değerinin altında davacının talimatı nedeniyle satmış olduğunu yasal deliller ile ispatlayamadığı, Mahkemece denetime elverişli bilirkişi raporu dayanak alınarak belirlenen davacı zararının hüküm altına alınmasının doğru olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; müvekkili ile alıcı ihbar olunan arasında herhangi bir aile ve benzeri bir bağ bulunmadığı, tanışıklıkların dahi olmadığı, bunun aksine herhangi bir kanıtın bulunmadığı gözetilmeden salt hatalı ve çelişkili bilirkişi raporuna ve davacı ile akraba olan tanıkların duyumlara dayalı çelişkili beyanlarına dayalı olan olarak müvekkilinin sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu, verilen teklifin 1 milyon olduğunu, davacının kabul ettiği ve satışa onay verdiği bedelin de 1 milyon olduğunu, meslek sahibi olan vekil ile meslek sahibi olmayan vekilden beklenilen makul özen ve becerinin aynı tutulması gibi bir görüşün kabulünün mümkün olmadığını, bilirkişi raporuna karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, raporda baz alınan m2 fiyatını somut olarak belirlerken emsal aldıkları referans satışlara dair hiçbir somut bilgi ve referans bulunmadığını, ayrıca yemin deliline dayanılmış olmasına rağmen yeminin hatırlatılmadan karar verilmiş olmasının da hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, vekaletin kötüye kullanılmasından ve vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranmasından kaynaklı tazminat istemine ilişkindir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hakim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle vekilin hesap verme yükümlülüğünün doğal sonucu olarak ispat yükü üzerinde olan davalı vekilin savunmasını geçerli delillerle ispatlayamadığı, hükme esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olduğunun anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,
28.000,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacılara verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2024/1848 E., 2025/836 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAdana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 506. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre;
3. Hukuk Dairesi 2024/1848 E. , 2025/836 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/535 E., 2024/470 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2020/72 E., 2021/546 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin prostat rahatsızlığı nedeniyle davalı ürolog Prof. Dr. ...'a muayene olduğunu, davalının müvekkilin rahatsızlığı için en uygun tedavi yönteminin "buharlaştırma yöntemi" adı verilen ameliyat olduğunu söylediğini, ancak ameliyatın olası risklerinden bahsetmediğini, müvekkilinin davalının ameliyatın yüzde yüz başarılı olacağı yönündeki sözüne güvenerek 01.10.2013 tarihinde ... Hastanesinde ameliyat olduğunu, ameliyat sonrası idrar tutamama ve cinsel işlev bozukluğu sorunları yaşamaya başladığını, 1,5 yıl boyunca davalının verdiği ilaçları kullanmasına ve davalı tarafından takip edilmesine rağmen sorunlarının geçmemesi üzerine başka doktorlara muayene olduğunu ve davalının kendisini buharlaştırma yöntemiyle değil "TUR" adı verilen başka bir yöntemle ameliyat ettiğini, bu ameliyatla "sfinker kası" zedelendiği için belirtilen sorunları yaşadığını öğrendiğini, sonuç olarak davalının müvekkilinin rızasının olmadığı riskli bir ameliyatı yapması ve riskleri konusunda müvekkilini aydınlatmamış olması nedeniyle, müvekkilinin organlarından birinin işlevini yitirmesine sebep olduğunu ileri sürerek; şimdilik 1.000,00 TL maddi, 50.000,00TL manevi tazminatın 01.10.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; davacının 23.09.2013 tarihinde müvekkiline yaklaşık 3 yıldır prostat büyümesine bağlı işeme semptomları ve sertleşme yokluğu şikayetleri ile başvurduğunu, 6 aydır bu hastalıklara bağlı olarak ilaç kullandığını (urorec 8 mg), ancak işeme şikayetlerinin geçmediğini, uzun süredir yaşadığı sertleşme problemi nedeniyle tedavi ihtiyacı olduğunu, ancak dış merkezlerde kendisine önerilen ereksiyon sağlayıcı ilaçları yaşadığı kalp ve hipertansiyon problemi nedeniyle alamadığını belirttiğini, davacının geçmişinde 3 yıl önce koroner anjiografi ve stent uygulaması ve 10 yıl öncesinde hemeroid operasyonu ve 10 yıldır da uyku-apne sendromunun mevcut olduğunu, ultrasonografisinde sol böbrekte 8 cm kist ve prostat büyümesi tespit edildiğini, obezitesinin bulunduğu, bu bulgularla hastaya benign prostat hipertrofisi tanısı konulduğunu ve kendisine ayrıntılı olarak hastalığın tedavi yöntemlerinin anlatıldığını ve onun talebi doğrultusunda en iyi yöntem olan "TUR prostatektomi" operasyonunun uygulandığını, ameliyatın başarılı geçtiğini, patoloji bulgusunun da ön tanıyı doğrulayacak şekilde sonuçlandığını, operasyon sonrasında kontrollerde davacının işemesinin çok iyi olduğunu idrar kaçırması olmadığını, ancak dolu mesane varlığında namaz kılarken karın içi basınç artışına bağlı olarak idrar damlaması yaşandığını söylediğini, davacıya bu problemin ameliyattan kaynaklanmadığını söylediğini ve problemin çözümü konusunda yardımcı olduğunu, bu amaçla mesane kapasiyetisinin arttırılması amacıyla ilaç yazıldığını, bu durumunun davacının sahip olduğu sistemik hastalıklar ve obezitesinden kaynaklandığını, davacının gittiği diğer doktorların da aynı şeyi söylediklerini ve aynı tedaviyi uyguladıklarını, sertleşme probleminin ise hastada en başından beri bulunan bir şikayet olduğunu ve davalının sistemik hastalıklarına bağlı geliştiğini, bunların dışında 40 yaşını geçen erkeklerin %69 unda sertleşme problemi bulunduğunu ve 4 erkekten birinde hem sertleşme hem işeme sorunu bulunduğunun akademik çalışmalarla belirlendiğini, cinsel fonksiyon kaybının bu ameliyatın sonucu olmasının neredeyse imkansız olduğunu, TUR operasyonunun altın standart olduğunu, olası komplikasyonlarının da kendisine anlatılarak onam formunun imzalatıldığını savunarak, davanıın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, savcılık soruşturmasında alınan bilirkişi raporu esas alınarak verilen davanın reddine dair 13.03.2018 tarihli kararın Bölge Adliye Mahkemesinin 16.01.2020 tarihli kararıyla; Mahkemece 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiği gerekçesiyle, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-6(a) hükümüne göre kaldırılmasından sonra İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla, 11.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda ameliyat endikasyonunun bulunduğu, hastalığın tedavisinde endoskopik yöntemler arasında TURP'nin en sık uygulanan yöntem olup, altın standart kabul edildiği, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon kaybı gibi komplikasyonların görülebildiği, cerrahi sonrası yapılmış ürodinamik çalışmada idrar kaçırmanın mesane kapasitesindeki azalmadan kaynaklandığının tespit edildiği, davacıya ameliyat sonrasında mesane kapasitesinin artırılmasına yönelik olarak ilaç tedavisi uygulandığı, bu suretle davalı tarafından komplikasyon yönteminin gerektiği gibi yerine getirildiğinin anlaşıldığı, cinsel işlev bozukluğuna, yapılan cerrahi işlemden bağımsız olarak bu yaş grubundaki hastalarda sıklıkla rastlanabildiği gibi diğer bazı hastalıklarla birlikte de görülebildiğini, davacının koroner arter hastası olması nedeniyle cinsel işlev bozukluğu ile ameliyat arasında nedensellik bağı kurmanın zor olduğu mesleki ihmalin bulunmadığı işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu kanaatinin bildirildiği, ceza dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunun da aynı doğrultuda olduğu, davacı tanığının beyanına göre operasyon öncesi yapılacak işlemle ilgili ayrıntılar konusunda davacının bilgilendirildiğinin anlaşıldığı, yapılacak aydınlatmanın herhangi bir şekle bağlı olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Mahkemece 2 ürolog ve 1 hukukçu bilirkişiden alınan raporda ameliyat sonrası ortaya çıktığı iddia edilen cinsel işlev bozukluğu ve idrar kaçırma sorunlarının ameliyatın komplikasyonları olarak ortaya çıkabileceği, kaldı ki bu sorunların daha önceden de davacı hastada başka sebeplerden dolayı bulunabileceğinin değerlendirildiği yine ameliyattan önce yazılı onam alınmadan davacı hastanın ameliyat edildiği, davalının da bu yönden kusurlu olduğu iddia edilmiş ise de, hasta hakkında düzenlenen evraklar ve dosya içerisindeki diğer evraklardan anlaşılacağı üzere, hastanın davalı tarafından ameliyat edilmeden önce aynı rahatsızlıktan dolayı tedavi gördüğü, ameliyattan önce anestezi ile ilgili aydınlatma belgesinde imzasının bulunduğu, ameliyat hazırlıkları esnasında hastanın gerekli bilgilendirme yapılarak ameliyat planlamasının yapıldığı değerlendirildiğinde bu yöndeki iddiaların yerinde görülmediği gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili; İlk Derece Mahkemesince iki akademik kariyere sahip üroloji uzmanı ile bir sağlık hukukunda uzman bilirkişiden rapor alınmasına karar verildiği halde bir üroloji uzmanı dışında hukuk ve aktüer bilirkişinin bulunduğu heyetten rapor alındığını bu raporun hükme esas alınabilecek nitelikte olmadığını, buharlaştırma yönteminin uygulanacağı konuşulduğu halde müvekkilinin TURP yöntemiyle ameliyat edildiğini, anestezi bilgilendirme onam formundaki TURP tanısının el ile sonradan ilave edildiğini, aydınlatılmış onamının alınmadığını hasta onam formunda müvekkilinin imzasının bulunmadığını belirterek, kararı temyiz etmiştir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlık, hekimin hatalı tıbbi uygulamasından kaynaklanan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davanın temeli, vekilin özen borcuna dayanmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 506. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarına göre; "Vekil, üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.".
03.12.2013 tarihli ve 5013 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan "Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları Ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi: İnsan Hakları Ve Biyotıp Sözleşmesi" nin muvafakate ilişkin genel kuralı içeren 5. maddesinde sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği, kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgi verilmesi gerektiği ve ilgilinin muvafakatini her zaman, serbestçe geri alabileceği kabul edilmiştir.
01.08.1998 tarihli Hasta Hakları Yönetmeliğinin 18, 24, 28, 31. maddelerinde de tıbbi müdahalelerde hastanın rızasının alınması gerektiği, rızanın hastanın tıbbi müdahalenin konusu ve sonuçları hakkında sade bir dille ve sosyo-kültürel durumuna uygun olarak anlaşabileceği şekilde bilgilendirildikten sonra alınacağı ve kural olarak bir şekle tabi olmadığı belirtilmiştir.
Yine, 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'nun 59/g maddesi uyarınca çıkartılan Hekimlik Meslek Etiği Kuralları 26. maddesinde; “Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir." düzenlemesi mevcuttur.
Buna göre, tıbbi müdahale, kural olarak hastanın müdahalenin amacı, niteliği sonuçları ve riskleri konusunda anlayacağı şekilde bilgilendirmesinden yani aydınlatılmasından sonra alınacak rızası üzerine yapılabilir. İstisnai düzenlemeler dışında (örneğin Tababet ve Şuabatı Sanatlarının Tarzı İcrasına Dair 1219 sayılı Kanunu'nun 70. maddesinde büyük cerrahi ameliyatlar için rızanın yazılı olması gerektiği kabul edilmiştir.) rızanın geçerliği için genel bir şekil şartı öngörülmemiş ise de aydınlatılmış rızanın alındığının ispat yükü hekime aittir.
Somut olayda, Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının Uzlaştırma Bürosunca Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Dairesinden alınan raporda davacıya konulan benign prostat hiperplazisi tanısıyla yapılan tedavinin tıp kurallarına uygun olduğu, ereksiyon probleminin aynı yaşta olanlarda ve davacıda bulunan hastalıkları olanlarda görülebilen bir durum olduğu ve ameliyatla illiyetinin bulunmadığı idrar kaçırma şikayetinin ise her türlü özene rağmen önceden öngörülüp önlenemeyecek "komplikasyon" olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, 2 üroloji profesörü ile bir hukukçudan oluşan bilirkişi heyetinden alınan raporda da davacıya yapılan Transüretal Prostat Rezeksiyonu (TURP) ameliyatının endoskopik yöntemler arasında en sık uygulanan ve altın standart kabul edilen bir uygulama olup, endikasyonun bulunduğu ve uygulamada tıbbi hata bulunmadığı, idrar kaçırma ile cinsel işlev bozukluğunun ameliyatın komplikasyonları arasında sayıldığı, ameliyat esnasında iç kapakçığın mecburen zedelendiği bunun idrar kaçırmaya etkisinin geçici olduğu, bunun dışında idrar kaçırma probleminin genel olarak idrar kesesi hacminin azalmış olmasına bağlı olarak geliştiği dosyada bulunan ürodinamik çalışmada da davacıdaki problemin bu sebepten kaynaklandığının tespit edildiğini, davacıya atikolinerjik ilaç verilerek mesane kapasitesinin arttırılmasına çalışıldığını, cinsel işlev bozukluğunun ise aynı yaştaki kişilerde ve özellikle davacıda da bulunan koroner arter hastalarında görülüyor olması nedeniyle dava konusu ameliyatla illiyetinin kurulmasının zor olduğu, yapılan cerrahi yöntem ile öncesi ve sonrasında yapılan işlemlerde doktora atfedilecek kusurun tespit edilemediği, yönünde görüşte bulunulmuştur.
Her iki raporda da cinsel işlev bozukluğu yönünden dava konusu ameliyatla illiyet bağı kurulamamışken, idrar kaçırmanın ameliyatın komplikasyonlarından biri olduğu tespit edilmiştir. Şu halde illiyetin kurulamaması nedeniyle cinsel işlev bozukluğu yönünden davalı sorumlu değildir.
Komplikasyon, tıbbi standarda uygun bir müdahale yapılmasına rağmen, ortaya çıkabileceği tıp çevreleri tarafından kabul edilen ve her türlü tedbir alınmasına rağmen meydana gelebilecek zarar olarak tanımlanmaktadır. Hekimin özen borcunun bir gereği olarak hastayı işlem öncesinde tıbbi müdahalenin amacı niteliği sonuçları ve komplikasyon riskleri konusunda aydınlatma yükümlülüğü vardır. Ancak bu şekilde hastanın sonuçlarını idrak ederek tıbbi müdahalenin yapılmasına dair iradesinin olduğundan bahsedilebilir. Aksi takdirde yapılan işlem hukuka aykırı olup, meydana gelen komplikasyondan hekim sorumludur.
Dosyaya sunulan "TUR-P Aydınlatılmış Hasta Onam Formu"nda davacının imzası yoktur. Anestezi yapılmasına ilişkin onam formunda imzasının bulunması hastanın TUR-P ameliyatı hakkında aydınlatıldığını ispatlamaz. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde aydınlatılmış onamın varlığına ilişkin tanık beyanına dayanılmış ise de belirtilenin aksine davacı tanığı ... 13.04.2017 tarihli celsede "...Ameliyattan önce bize ameliyatın riskleri ile ilgili ve ameliyat sonrası hastanın karşılaşabileceği problemler ile ilgili bir bilgilendirme de bulunulmamıştır..." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sonuç olarak Mahkemece davalı, aydınlatılmış onamın alındığını ispatlamakla yükümlü olup, mevcut delillerle bunu ispatlayamadığından idrar kaçırma iddiası yönünden sorumlu olduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın tümden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,13.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/5190 E., 2024/3224 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506 ncı 504/1 inci maddeleri
1. Hukuk Dairesi 2023/5190 E. , 2024/3224 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/3124 E., 2023/485 K.
HÜKÜM/KARAR : Ret/Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2008/399 E., 2019/440 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptal ve tescil-tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece, Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı, 10 yıldan daha uzun bir süre dava dışı ... Ayakkabıcılık San. ve Tic. Ltd. Şti.’de işçi olarak çalıştığını, şirketin mali sıkıntılar yaşamaya başlaması üzerine senelerin verdiği dostane ilişkilere dayalı olarak 3094 ada 9 parseldeki 1/12 payını ipotek tesis ettirmek suretiyle kredi temin edebilmesi için davalı ...’e vekaletname verdiğini, vekaletnamede taşınmazın satışına dair yetkilerin de iradesi dışında belirtildiğini, davalı ...’in, çalıştığı şirketin ortaklarından olan dava dışı ...’ın da yine ortağı olduğu dava dışı ... Ayakkabı Deri İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti.’nin ortağı olduğunu, vekaletin verilmesinden 13 gün sonra vekil olan davalının taşınmazını kötüniyetli ve muvazaalı olarak diğer davalı ...’a rayicinin çok altında bir bedelle devrettiğini, davalı ...’un dava dışı ... Ayakkabıcılık Şirketi ile ... Ayakkabı Deri Şirketi'nin ham madde satın aldıkları dava dışı ... Suni Deri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve ... Suni Deri Sanayi A.Ş.’nin daimi çalışanı olduğunu, davalılar arasında para alışverişinin bulunmadığını, çok kısa süre sonra taşınmazın yine ... Suni Deri Şirketi çalışanlarından öteki davalı ...’a muvazaalı temlik edildiğini, vekalet görevinin kötüye kullanıldığını, davalıların el ve iş birliği içerisinde hareket ettiklerini ileri sürerek tapu iptali ve tescile, mümkün olmazsa taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin tespiti ile en yüksek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir
II. CEVAP
Davalı ...; davacının dava dışı ... Ayakkabı Deri Şirketine olan borçları için çekler düzenlendiğini, bu çeklerin icraya konu edilmemesi için verdiği yetki ile taşınmazının satıldığını, satış bedeli ile de davacının belirtilen şirkete olan borçlarının kapatıldığını, vekil olunanın talimatı dışında işlem yapılmadığını, davacının kendisini 05.07.2006 tarihli belge ile ibra ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Diğer davalılar; taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldıklarını, iyiniyetli üçüncü kişi konumunda bulunduklarını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Gaziosmanpaşa 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.07.2019 tarihli ve 2008/399 Esas, 2019/440 Karar sayılı kararıyla; uyuşmazlığın vekalet ilişkisinden değil inanç sözleşmesinden kaynaklandığı, taşınmazın davacının borcuna karşılık teminat olarak alındığının davalı ...' in kabulünde olduğu, başlangıçta teminat amaçlı temlik edilip vekaletname ile satış yetkisi verilen taşınmazın daha sonra inanılan tarafından borcuna karşılık satılmasına davacı tarafından izin verildiği ve davacının inanılanı ibra ettiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 31.12.2021 tarihli ve 2020/396 Esas, 2021/1452 Karar sayılı kararıyla; iddianın içeriği ve ileri sürülüş biçiminden vekaletnamenin hile ile alındığı ve vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla eldeki davanın açıldığı, davalı ... 'in vekalet görevini kötüye kullanarak kendi borcuna karşılık davacının taşınmazını temlik ettiği, ibraname içeriğindeki yazıların davacının eli ürünü olmadığının Adli Tıp Kurumu raporu ile sabit olduğu, davalı ... ile davalı ...’un el ve işbirliği içerisinde hareket ettikleri, diğer davalı ...'ın ise taşınmazı ediniminin iyiniyetli olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüyle iptal - tescile karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar ... ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 20.09.2022 tarihli ve 2022/2840 Esas , 2022/5949 Karar sayılı kararıyla;davacının 08.06.2006 tarihli vekaletname ile davalı ...’ı vekil tayin ettiği, vekilin davacının 3094 ada 9 parseldeki 1/12 payının tamamını 21.06.2006 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği, Harun’un da taşınmazı 30.03.2007 tarihinde diğer davalı ...’a devrettiğinin sabit olduğu, davacının ad – soyad ve imzasını taşıyan 05.07.2006 tarihli “İBRANAME” başlıklı belgede dava konusu taşınmaza ilişkin olarak, “... işbu satım sebebi ile satıştan önce ve satıştan sonra taşınmazın satış bedelini vekilim ...’dan teslim aldım. İşbu sebeple vekilim ...’ı ibra ederim.” ifadelerinin yer aldığı, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Fizik İhtisas Dairesi Adli Belge İnceleme Şubesinin 25.12.2014 tarihli raporu ile, belgede yer alan ad - soyad ve imzanın davacının eli ürünü olduğunun, diğer yazıların ise davacının eli ürünü olmadığının saptandığı anlaşıldığını, vekil eden davacının vekaleti kötüye kullanılmış olsa dahi imzası davacıya ait olduğu belirlenen ibraname ile vekil ibra edilmekle vekaleten yapılan işleme vekil eden tarafından onay verildiği, ibranamenin içeriğinin başka birisi tarafından yazılmış olmasının sonucu değiştirmeyeceği belirlenerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği değerlendirilerek karar bozulmuştur.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; usul ve yasaya uygun bulunan ve uyulmasına karar verilen bozma kararı uyarınca davanın reddine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz başvuru dilekçesinde; ibraname isimli belgenin boş olarak, hata ve hile ile davacıya imzalatıldığını, böyle bir ibranamenin hukuki geçerliliği bulunmadığını, davalı ...'ın, davacı ...'ün patronu olan dava dışı ...'ın ortağı olduğunu, taraflar arasında dolaylı da olsa işçi- işveren ilişkisinin de bulunduğunu, tanık ...'ın yeminli beyanı ile davalı ... ve dava dışı ...'ın Muhasebecisinin ...'yı kapatıyoruz diye bir takım belgeleri davacıya da imzalatıklarını söylediği dikkate alındığında, ibraname isimli belgenin boş olarak, hata ve hile ile davacı işçi ...'e imzalatıldığının anlaşıldığını, dava konusu taşınmazın kötü niyetle ve muvazaa ile önce ...'a ve bilahare kötü niyetle diğer davalı ...'a devredildiğini, adı geçen üçüncü kişi davalıların Türk Medeni Kanunu'nun 3 üncü maddesi çerçevesinde durumun gereklerine göre kendilerinden beklenen özeni göstermediğini ve çıkar birliği içinde hareket ettiklerini, Türk Medeni Kanunu'nun 1023 üncü maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağını, yapılan satışın gerçek bir satış olmadığı, davalıların çıkar ve işbirliği içerisinde hareket ettiklerinin ve kötü niyetli olduklarının bu tanık ifadeleri ile açıkça ortaya konduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, mümkün olmazsa tazminat isteğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506 ncı 504/1 inci maddeleri
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci ve 3 üncü maddeleri
3. Değerlendirme
1. Davacının 08.06.2006 tarihli vekaletname ile davalı ...’ı vekil tayin ettiği, vekilin davacının 3094 ada 9 parseldeki 1/12 payının tamamını 21.06.2006 tarihinde davalı ...’a satış suretiyle temlik ettiği, Harun’un da taşınmazı 30.03.2007 tarihinde diğer davalı ...’a devrettiği anlaşılmaktadır.
2. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
3. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı fazla alınan 658,40 TL harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.
1. Hukuk Dairesi, 2023/2640 E., 2024/1980 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 504/1 inci ve 506 ncı maddeleri,
1. Hukuk Dairesi 2023/2640 E. , 2024/1980 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/436 E., 2023/63 K.
HÜKÜM : Kabul
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Dairece, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; kardeşi olan davalı ...'in 2016 yılında alacağı tarlayı parsellere ayıracağını, bunun için 8-10 kişi gerektiğini belirterek kendisi ve dava dışı kardeşlerinden vekaletname aldığını, davalı ...’in vekaletnameyi kullanarak maliki olduğu 552 ada 6 numaralı parseldeki 8 numaralı bağımsız bölümü eşi olan davalı ...’a temlik ettiğini, 15.03.2019 tarihinde taşınmazın elektriğinin ve doğal gazının kesilmesi sonucu taşınmazın temlik edildiğini öğrendiğini, dava konusu taşınmazda dava dışı kardeşi ...’un oturduğunu, taşınmazın satılması yönünde bir iradesinin bulunmadığını, davalı kardeşine iyilik olsun diye vekaletname verdiğini ancak vekalet görevinin kötüye kullanıldığını ileri sürerek taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline, mümkün olmaması halinde bedelinin yasal faizi ile tahsiline karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar; vekaletnamenin davacının isteği üzerine düzenlendiğini, kardeşleri olan ...'un ... ile evli olduğunu, ...'ın evlilik için bir daire istediğini, Bünyamin ile dava dışı ...'un da taşınmazı kardeşleri olan davacı adına tescil ettirmeye karar verdiklerini, taşınmazda ... ve ...'ın kira vermeden yıllarca oturduğunu, taşınmazın bedelini ise davalı ...'in ödediğini, davalı ...'in emlak işiyle uğraştığını, kardeşleri üzerine taşınmazlar alıp sattığını, dava konusu taşınmazın tüm vergilerinin de Bünyamin tarafından ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 09.02.2021 tarihli ve 2019/202 Esas, 2021/97 Karar sayılı kararıyla; davalı ... tarafından davalı ...'ya yapılan devrin bedel karşılığında yapıldığının ispat edilemediği, dinlenen tanık anlatımlarından davacının vekalet verdiği dönemde davalı ...'e dava dışı kişilerin de taşınmaz alım satımı konusunda vekalet verdikleri, davacının da davalı ...'in emlak işiyle uğraşması nedeniyle taşınmaz alım satımı konusunda davalı ...’i vekil tayin ettiği, ancak dava konusu taşınmazın satılması yönünde iradesinin olmadığı, taşınmazın satılması sonrasında davalı ... tarafından davacıya herhangi bir bedel de ödenmediği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.12.2021 tarihli ve 2021/965Esas, 2021/1976 Karar sayılı kararıyla; davacının dava konusu taşınmazın devri için vekaletname vermediği, bu yönde bir iradesinin bulunmadığı, kendisine ödenen bir bedelin olmadığı gerekçesi ile davalıların istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairenin 02.06.2022 tarihli ve 2022/1044 Esas, 2022/4443 Karar sayılı kararıyla; davacının Çerkezköy .... Noterliğinin 30.05.2016 tarihli vekaletnamesi ile taşınmaz alımı ve satımı için dava dışı ..., ..., ... ve ... ile birlikte davalı ...'ı vekil tayin ettiği, davalı ...'in anılan vekaletname ile dava konusu taşınmazı 26.05.2017 tarihinde diğer davalı ...'a devrettiği, davalı vekilin Çerkezköy .... Noterliğinin 18.03.2019 tarihli düzenleme şeklinde azilname ile azledildiği, davalıların, davacı ile davalı ...’nin kardeşleri olan dava dışı ... ve eşinin oturması için dava konusu taşınmazın satın alındığını ve taşınmazın davacı adına tescil ettirildiğini, davalı ...'in emlak işiyle iştigal ettiğini, bu nedenle kardeşleri adına taşınmaz alıp sattığını, bu işlemleri de vekaleten yaptığını, dava konusu taşınmazın satış bedelinin davalı ... tarafından ödendiğini savundukları, böyle bir iddianın yazılı delille, yazılı delil yok ise yemin delili ile kanıtlanabileceği, delil başlangıcı bulunmayan hallerde ise tanık delili ile inançlı işlemin ispatının mümkün olmadığı, davalıların cevap dilekçesinde açıkça yemin deliline dayandıkları, Mahkemece davalılara yemin teklif etme hakkı hatırlatılmadan sonuca gidilmesinin hatalı olduğu belirlenerek karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafından yemin metninin kabul edilerek 24.01.2023 tarihli celsede usulüne uygun yemini yaptırıldığı, davalı tarafından yalan yere yemin suçundan suç duyurusunda bulunulduğu, bekletici mesele yapılmasının talep edildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 239 uncu maddesi hükmü uyarınca bekletici mesele yapılamayacağı, inançlı işlem savunmasının davalı tarafından yazılı delille ispatlanamadığı, davacı tarafından inançlı işlem olmadığına yönelik yemin edildiği, bu itibarla inançlı işlem savunmasına itibar edilemeyeceği, vekalet görevinin kötüye kullanıldığının sabit olduğu belirlenerek davanın kabulü ile Tekirdağ ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 552 ada 6 parsel, 8 bağımsız bölüm numaralı, davalı ... adına kayıtlı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı ... adına tesciline karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz başvuru dilekçesinde; vekalet görevinin kötüye kullanılmadığını ve müvekkilin dava konusu taşınmazın asıl maliki olduğunu, yargılamanın başından beri "davacı yanın iddiaları daireyi kendisinin satın aldığı ile kardeşi ...'ın maddi durumunun iyi olmadığından dairede kira ödemeden oturduğu" yönündeyken yemin ederken aksi yönde beyanda bulunması yalan yere yemin ettiğini gösterdiğini, davacı yanın yemin beyanına göre ...'ın satış bedelini ödediği ve ikamet etmeye devam ettiği daireyi davacının üzerine yapması hayatın olağana akışına aykırı olduğunu, davacı yanın yalan yere yemin ettiği ve suç duyurusunda bulunulduğu, yargılamanın esasını etkileyecek olması nedeniyle soruşturma dosyasının akıbetinin bekletici mesele yapılmasının talep edildiği ve bu talebin kabul edilmediğini, davacı yanın yemin beyanı, çelişkili iddia ve savunmaları ile haksız davasını ispatlayamadığı, davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, inançlı işlem olduğunun ispatlandığını, vekalet ücreti bakımından müvekkil lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan bozma sonrası yapılan yargılamada vekalet ücretinin müvekkil aleyhine arttırılmasının usuli kazanılmış hakkın ihlali niteliğinde olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 504/1 inci ve 506 ncı maddeleri,
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci, 3 üncü, 6 ncı ve 1023 üncü maddeleri,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı, 239 uncu maddeleri,
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İnançları Birleştirme kararı.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafın 24.01.2023 tarihli celsede inançlı işlem olmadığına yönelik yemin ettiği anlaşılmakla ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı 9.221,85 TL bakiye onama harcının temyiz eden davalılardan alınmasına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.03.2024 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınan ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?
A) Vekilin kendi işlerinde gösterdiği özen
B) Objektif olarak dürüst bir insanın göstermesi gereken özen
C) Benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış
D) Vekalet verenin işlerinde gösterdiği özen
E) Vekilin ücret alıp almadığına bakılmaksızın en yüksek özen seviyesi
Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.