Türk Borçlar Kanunu 508. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 508- Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür.
Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.
4. Edinilen hakların vekâlet verene geçişi
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/5366 E., 2022/7709 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
hesabından 183.400.- TL para çektiği, bu paradan 9.500.- TL'sini şirket hesabına iş yeri kirası için kullandığı, şirkete ait banka hesabından çekilen ve arta kalan 173.900.- TL'nin vekaletname kapsamında kullanılması gerektiği, aksi halde TBK'nın 508. maddesi gereğince davalının bu parayı davacıya faizi ile birlikte iade etmesi gerektiği, HMK 190.
11. Hukuk Dairesi 2021/5366 E. , 2022/7709 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 14.09.2017 tarih ve 2015/546 E. - 2017/854 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nce verilen 05.11.2020 tarih ve 2019/125 E. - 2020/1168 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için mahalline geri çevrilen dosyanın eksikliklerin giderilmesinden sonra iade edildiği anlaşılmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalının muhasebeci olduğunu ve davacı şirketin defterlerini tuttuğunu, ayrıca ... 2. Noterliğinden tanzim edilen 05.05.2014 gün 08185 yevmiyeli vekalet ile vekil tayin edildiğini, davalı ...'in kendisine verilen yetkiye dayanarak ...Bankası ... Şubesindeki davacı şirket hesabından çeşitli tarihlerde 183.400,00 TL çektiğini, davalı ...'in ödemesi gereken SGK prim borç ve vergileri ödemediği gibi bedeli iade de etmediğini beyanla; 150.000.- TL'nin, davalının parayı bankadan çektiği tarihten itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte, davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; yetki itirazında bulunarak, davalı ...'in davacı şirket ile gayri resmi ortak olduğunu, ...'da bulunan atölyenin işçi, kira gibi ödemelerin şirket tarafından gönderilen para ile yapıldığını, resmi ortakların 2015 Ocak ayında üretim ekipmanlarını alarak ...'dan ayrıldığını, şirketin şubesinin 2015 yılı Ocak ayında kapatıldığını, şubenin 2014 yılı Kasım- Aralık ayları için SGK borcunun olmadığını, vergi borçlarının şirket merkezinden ödendiğini, banka yolu ile ... Şubesi için gönderilen ödemelerin dekontlarının tetkikinde SGK veya vergi borçlarına ilişkin olmadığının görüleceği, davacının ödemelerin SGK ve vergi borçlarına istinaden yapıldığını ispatlaması gerektiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının, TBK'nın 551. maddesi kapsamında özel yetki verilmiş ticari vekil konumunda olduğu (benzer mahiyette 12. HD 2017/3037-6777 sayılı ilamı), bu vekalete istinaden şirket hesabından 183.400.- TL para çektiği, bu paradan 9.500.- TL'sini şirket hesabına iş yeri kirası için kullandığı, şirkete ait banka hesabından çekilen ve arta kalan 173.900.- TL'nin vekaletname kapsamında kullanılması gerektiği, aksi halde TBK'nın 508. maddesi gereğince davalının bu parayı davacıya faizi ile birlikte iade etmesi gerektiği, HMK 190. maddesi kapsamında 173.900.- TL'nin işçi ödemeleri, iş yeri kirası ve sair ödemeler için kullanıldığını iddiasını ileri süren davalının, bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu, ispat yükü üzerinde olan davalının, iddiasını ispata yarar hiç bir delil sunmadığı, bu durumda davalının, vekalet kapsamında kullanılmayan 173.900.- TL'yi davacıya faizi ile birlikte iade etmesi gerektiğinden, taleple bağlı kalınarak davanın kabulü ile 150.000,00 TL'nin 08.01.2015 tarihinden işleyecek ve avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; dava taraflar arasındaki vekalet ilişkisine dayalı alacak istemine ilişkin olmakla, HMK'nın 10. ve TBK'nın 89. maddeleri uyarınca davacının yerleşim yeri mahkemesi de yetkili olduğundan, davalı vekilinin mahkemenin yetkisine yönelik istinaf nedeni yerinde görülmediği, ayrıca davalının davacıya muhasebe mali müşavirlik hizmeti verdiği ve davalının davacının verdiği vekalete dayalı olarak davacı hesabından 183.400.- TL çektiği, TBK'nın 508.maddesi uyarınca vekalet sözleşmesi hükümleri uyarınca vekilin müvekkiline hesap verme yükümlülüğü bulunduğu, davalının, sunduğu dekontlar ile 9.500.- TL davacı şirket sorumluluğundaki kira ödemesi yaptığını kanıtladığı, bunun dışında davalı vekilin uhdesinde bulunan tutarı davacı şirketin kirası, işçi ücretleri vs ödemeler için kullandığını ispat yükümlülüğü altında bulunmasına rağmen, davalı yanca dosyaya herhangi bir ispat vasıtası sunulmadığı gibi açıkça yemin deliline dayanılmadığı da gözetildiğinde, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesi isabetli olup, aksi yöndeki davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davalı vekili tarafından temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK'nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 8.325,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, 02/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
...E
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2023/1453 E., 2024/722 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506 ncı ve 508 inci maddeleri.
3. Hukuk Dairesi 2023/1453 E. , 2024/722 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1120 E., 2023/120 K.
İLK DERECE MAHKEMESİ : Edirne 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/728 E., 2020/106 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 20.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat...'in sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin davalıyı yurt dışında bulunduğu süre içinde işlerini takip etmek ve mallarını idare etmek üzere vekil tayin ettiğini, ancak davalının vekalet görevini kötüye kullanarak, davacının 500/1000 hisse sahibi olduğu ... Rezervasyon Organizasyon Gıda Eğlence Turizm İnşaat Ticaret Limited Şirketindeki 500 adet hissesinin tamamını, müvekkilinin rızası dışında ve değerinin çok altında dava dışı ...isimli kişiye devrettiğini, bedelini davacıya vermediğini, davacının bu devir işlemine muvafakati bulunmadığı gibi devir işlemini Türkiye’ye dönünce öğrendiğini, hisselerin 50.000,00 TL'ye devredilmiş gösterildiğini, ancak davacının, hisselerin devri için ...tarafından 650.000,00 TL ödendiğini öğrendiğini, şirket hisselerinin değerinin bu bedelin de üzerinde olduğunu, davalı hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği gerekçesi ile ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/6070 Soruşturma sayılı dosyası ile suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek, devredilen şirket hisselerinin gerçek değerinin tespiti ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 650.000,00 TL’nin devir tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, devir konusu olduğu söylenen şirketin aslında davacıya değil, dava dışı ... adlı kişiye ait olduğunu, davacının bu şirketin sadece işletmecisi olduğunu, ...'ın şirket hisselerini davacıya aralarındaki şifahi anlaşma doğrultusunda göstermelik olarak devrettiğini, davacının bu şirketi alacak ekonomik gücünün bulunmadığını, davacının devir sürecinden haberdar olduğunu belirterek, davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının davalıyı ... 4. Noterliğinin 19.06.2012 tarih, 03792 yevmiye numaralı vekaletnamesi ile vekil tayin ettiği, davalının ... 3. Noterliğinin 04.01.2013 tarih ve 00136 yevmiye numaralı Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi uyarınca davacının ... Rezarvasyon Org. Gıda Eğlence Tur. İnş. Tic. Ltd. Şti.'nde bulunan 500 adet hissesini 50.000,00 TL bedel ile dava dışı ...'ye devrettiği, bilirkişi raporu ile devir tarihindeki değerin 490.000,00 TL olarak belirlendiği, davalının davacıya ait hisseyi değerinin oldukça altında bir bedel ile devrettiği, TBK’da vekilin makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkı olmadığı, vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak işlem yapan vekilin sorumlu olduğu düzenlendiğinden, davalının devir bedelini davacıya ödediğine ilişkin yazılı delil sunmadığı anlaşıldığından, davalının devir tarihindeki hisselerin değeri olan 490.000,00 TL’yi davalıdan talep edebileceği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 490.000,00 TL'nin devir tarihi olan 04.01.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili; yetki itirazının dikkate alınmamış olduğunu, davanın zaman aşımına uğradığını, söz konusu davanın kötü niyetli olarak açılmış olduğunu, mahkemenin Vergi Kanunlarını dikkate almadığını, iki bilirkişi raporunda çelişki bulunduğunu, ticari şirketin borca batık olduğunu, şirket devir alacaklarında esas olanın ticari defter kayıtları olduğunu, olası şirket bedeli belirlenirken kanunen geçerli olan bedelin resmi şirket defterleri aktif ve pasifinin olduğunu, davacının 5 yıl boyunca şirketin ne durumda olduğunu bilmemesinin kabul edilemez olduğunu, müvekkili davalının gerçekleştirmiş olduğu hisse devir işlemi sonucunda herhangi bir bedel teslim almadığını aksine hisse devri yapılan ...tarafından hissenin gerçek sahibi olan ...'a senetlerin teslim edildiğini, bu senetlerin de tahsil edilmiş olduğunu, Mahkemece belirlenen rakamın fahiş olduğunu ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının davacı adına kayıtlı şirket hisselerini dava dışı bir üçüncü kişiye satış suretiyle devrettiği, bu satış nedeniyle davacıya bir ödeme yapmadığı, her ne kadar davalı, şirket hissesinin başkası adına kayıtlı olduğunu, ödemenin de hisseyi temlik alan kişi tarafından ona yapılmış olduğunu savunmuş ise de, bunu usulüne uygun şekilde ispatlayamadığı, bu haliyle davalı vekilin temlik nedeniyle hisseyi devralan kişiden edinmiş olduğu parayı davacıya ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerektiği, davalı tarafından ödenmesi gereken hisse bedelinin tespiti açısından dosyanın bilirkişiye verildiği alınan 24.04.2019 tarihli raporda davacıya ait hisselerin satış tarihindeki değerinin 490.000,00 TL olarak belirlendiği gerekçesiyle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazları tekrar ederek kararı temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı alacak istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 506 ncı ve 508 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, davalının yaptığını iddia ettiği ödemeleri ispat edememesine ve zaman aşımı süresinin vekilin hesap vermesi ile başlayacağının anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
17.100,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2023/5012 E., 2024/6808 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Bölge Adliye Mahkemesince; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir temsil/vekalet ilişkisi olduğu, davalı şirket müdürünün davacı adına aldığı bedeli 6098 sayılı Kanun'un 508 inci maddesi uyarınca davacıya vermekle yükümlü olduğu, davacının kendisini temsilen/vekaleten yapılmış sözleşme nedeniyle davalıdan alacaklı olduğu iddiası ile
11. Hukuk Dairesi 2023/5012 E. , 2024/6808 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1034 Esas, 2023/1057 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/373 E., 2021/664 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 358.160,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
KARAR
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili Er-Ba Yönetim Mühendislik ... Limited Şirketine ait olan, 17.500,00 TL nominal bedelli, 700 adet payın 350.000,00 TL bedel karşılığında dava dışı ... ...'ya satılıp devredilmesine ilişkin Kadıköy 30. Noterliği'nin 08.01.2014 tarih ve 01760 yevmiye numarası ile onayladığı hisse devir sözleşmesinin akdedildiğini ve İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nce 10.02.2014 tarihinde tescil edildiğini, söz konusu sözleşmeyi müvekkili şirket adına imzalayan, müvekkili şirketin eski müdürü ve imza yetkilisi davalı ...'un söz konusu hisse devir bedelini nakden ve tamamen aldığını beyan ve imza ettiğini, davalının nakden ve tamamen aldığını noter huzurunda beyan ve imza ettiği hisse devir bedelinin hiçbir zaman müvekkili şirkete teslim etmediğini ileri sürerek hisse devir bedeli olan 350.000,00 TL tutarındaki asıl alacağın davalının temerrüde düştüğü 08.01.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 147 nci maddesinin dördüncü bendi gereği 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, dava dilekçesinde dava konusu alacağın 08.01.2014 tarihinde doğduğu ve bu tarihte temerrüde düşüldüğü iddia edildiğine göre 5 yıllık zamanaşımı süresinin 08.01.2019 tarihinde dolduğunu, davacı şirketin hâkim ortağı olan Ertun Hızıroğlu'nun, davacı şirketin azınlık ortağı olan müvekkilini sindirmek amacıyla müvekkili aleyhine bir şeyler bulabilmek adına sürekli olarak davacı şirketin eski kayıtlarını araştırdığını ve müvekkilinin açığı olduğunu düşündüğü hususlarla ilgili olarak müvekkili aleyhine davalar açtığını, 2012 yılından itibaren müvekkiline ücret ödenmemeye başlandığını, karşılıklı olarak birçok ihtarname keşide edildiğini, müvekkilinin dava dilekçesinde belirtilen hisse devir işlemi ile ilgili olarak ... ... isimli kişiden hiçbir şekilde hisse devir bedeli tahsil etmediğini, davacı şirketin hâkim ortağı tarafından hazırlatılan hisse devir sözleşmesinin muhasebe sorumlusu vasıtasıyla müvekkiline haber gönderilerek, müvekkilinin bu sözleşmeyi müdür sıfatıyla imzalanmasının talep edildiğini, müvekkilinin de bu çerçevede anılan sözleşmeyi ... ...’dan hiçbir şekilde devir bedeli tahsil etmeksizin imzaladığını, bu imza tarihinden günler sonra da müdürlükten azledildiğini, müvekkili tarafından davacı şirket aleyhine İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2015/1120 E. sayılı dosyası ile ortaklıktan çıkma davası açıldığını, buna karşı davacı şirketin de İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/1413 E. sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine ortaklıktan çıkarma davası açtığını, davacı şirketin, bu dava konusu hisse devir işleminin yapılmasından 2 yılı aşkın bir süre sonra müvekkili aleyhinde açmış olduğu bu ortaklıktan çıkarma davasında bu dava konusu olayı ortaklıktan çıkarma sebepleri arasında göstermemiş olmasının, hakkın kötüye kullanılmasını teşkil eden bir dava olduğunu göstermeye yeterli olduğunu savunarak öncelikle zamanaşımı itirazı dikkate alınarak davanın zamanaşımı yönünden reddine, esasa ilişkin talepleri dikkate alınarak haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; davalının cevap dilekçesinde açıkça zaman aşımı itirazında bulunduğu, davalının davacı şirketin ortağı ve temsilcisi olması sebebiyle 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin birinci fıkrasının (4) nolu bendi gereğince " Bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden ... ve ortakların birbirleri veya kendileri ve ortak arasındaki bir ortaklığın müdürleri ile temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya ortaklar arasındaki alacaklar" 5 yıllık zaman aşımı süresine tabi olduğu düzenlenmesi nedeniyle davacı şirketin 08.01.2014 tarihinde devir edilen, hissenin devrinden sonra 22.01.2014 tarihinde davalıyı müdürlük görevinden azlettiği ve böylece şirket defter ve kayıtlarına yansımayan hisse devir bedelinin davacı tarafından davalıdan talep edilebilir hale geldiği, 22.01.2014 tarihinden itibaren başlayan 5 yıllık zaman aşımı süresinin 23.09.2019 tarihi itibariyle dolduğu, davanın ise 10.10.2019 tarihinde zaman aşımı süresinden sonra açıldığı, davacı tarafından açılan davanın zaman aşımı nedeniyle reddi gerektiği gerekçesi ile davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
Bölge Adliye Mahkemesince; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 6098 sayılı Kanun'un 502 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca bir temsil/vekalet ilişkisi olduğu, davalı şirket müdürünün davacı adına aldığı bedeli 6098 sayılı Kanun'un 508 inci maddesi uyarınca davacıya vermekle yükümlü olduğu, davacının kendisini temsilen/vekaleten yapılmış sözleşme nedeniyle davalıdan alacaklı olduğu iddiası ile bu alacağının tahsilini talep ettiği, buna göre davanın 6098 sayılı Kanun'un 147 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve beşinci fıkrası uyarınca 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve uzamış zamanaşımı süresinin de bulunmadığı, davacının alacağının davalının müdürlük görevinden azledildiği 22.01.2014 tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş olduğundan 10.10.2019 olan dava tarihi itibariyle 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davanın hukuki niteliği hususunda toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 553 üncü maddesinin birinci fıkrası, 560 ıncı maddesi.
3. Değerlendirme
6102 sayılı Kanunun 553 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca limited şirkette kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden ... yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. Somut olayda dava, şirket yöneticisi davalının şirkete ait parayı zimmetine geçirdiği iddiasına dayalı açılmış olup, hukuki niteliği itibariyle sorumluluk davasıdır. Buna göre davanın 6102 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde düzenlenen uzamış ceza zaman aşımına tabi olduğu gözetilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken Mahkemece yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 25.09.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2022/4295 E., 2023/966 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Hesap verme" kenar başlıklı 508 inci maddesi şöyledir:
3. Hukuk Dairesi 2022/4295 E. , 2023/966 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/667 E., 2022/652 K.
DAVA TARİHİ : 02.10.2017
KARAR : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kayseri 12. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/427 E., 2022/14 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli, davalı vekili tarafından duruşmasız temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.04.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde gelen davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ...'nun sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; davalı şirket aleyhine Kayseri 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7112 E., 2015/7184 E. ve 2015/7200 E. sayılı takip dosyaları ile akdedilen 06.04.2010 tarihli sözleşme gereği ödenmesi gereken ancak ödenmeyen avukatlık ücretinin tahsili amacıyla icra takipleri yapıldığını, takip dayanağı 06.04.2010 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin, tarafından Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/989 E., 2004/624 K. sayılı dosyası ile takip edilerek sonuçlandırılan tapu iptali ve tescil davası nedeniyle ödenmesi kararlaştırılan avukatlık ücretine ilişkin olduğunu, söz konusu davanın davalı şirket lehine kazanıldığını ve kararın Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleştiğini, sözleşmenin 2 nci maddesinde, işin karşılığı olarak avukatlara KDV ve stopaj hariç net taraflarca kabul edilen dava değeri olan 562.228.350.00 TL (Beş yüz altmış iki milyon iki yüz yirmi sekiz bin üç yüz elli Türk Lirası)’nin %3’ü karşılığı 16.866.850.00 TL (On altı milyon sekiz yüz altmışaltı bin sekiz yüz elli Türk Lirası) ödeneceğinin kararlaştırıldığını, sözleşme gereği kararlaştırılan ücret alacağının hissesine isabet eden kısmı için herhangi bir ödeme yapılmadığını, alacağın tahsili amacıyla yapılan takiplerin davalının itirazı üzerine durduğunu, davalı/borçlunun itirazlarının haksız ve yersiz olduğunu belirterek davalının Kayseri 1. İcra Müdürlüğünün 2015/7112 E., 2015/7184 E. ve 2015/7200 E. sayılı dosyalarına yaptığı itirazların iptali ile takiplerin devamına karar verilmesini, icra takiplerine konu alacakların %20’sinden az olmamak üzere davalı aleyhine tazminata hükmedilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı; harç ikmalinin yerine getirilmesi gerektiğini, taleplerin zamanaşımına uğradığını, itirazın iptali davasının süresinde açılmadığını, davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacı tarafından aynı sözleşmeye dayanarak 3 icra takibi yapıldığını, davanın hukuki yarar, dava şartı yokluğundan reddinin gerektiğini, davaya konu sözleşmede avukatlar olarak M. Olcayto Özhan ve Atilla Ersoylu'nun birlikte imza attıklarını, diğer taraf olarak avukatların gösterildiğini, avukatların iş bu icra takiplerini birlikte yapmaları ve bu davayı da birlikte açmalarının yasal zorunluluk olduğunu, davacının tek başına dava açma yetkisinin olmadığını, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/66 E. sayılı dosyasının bekletici mesele yapılması gerektiğini, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından şirketleri üzerinde yapılan denetimler sonucunda hazırlanan 17.08.2010 günlü suç duyurusu raporunun savcılığa gönderildiğini ve suç duyurusunda bulunulduğunu belirterek davanın zamanaşımı, hukuki yarar nedeniyle esastan reddine, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/66 E. sayılı dosyada devam eden davanın sonuçlanmasının beklenilmesine, haksız takip yapan ve kötü niyetli dava açan davacının %20 tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/66 E. sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda davacı avukatın üzerine atılı suçlardan mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, somut, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından bahisle CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilse de mahkemenin söz konusu beraat kararıyla ve raporla bağlı olmadığı değerlendirilerek, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 02.06.2011 tarihli raporu doğrultusunda; sözleşmeye konu davada harca esas alınan değer ile tespit yaptırılması sonucu belirlenen taşınmaz bedeli arasında fahiş derecede fark bulunduğu, dava sonuçlandıktan sonra vekalet ücreti için ayrıca tespit yaptırılma işleminin de hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalı tarafça davacının kötü niyetle hareket ettiğine dair delil sunulmadığı gerekçesiyle kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflarca istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı; davalı adına 2001 yılında başka avukatlar tarafından açılan Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/989 E. sayılı tapu iptal ve tescil davasının sonraki aşamalarda davacı tarafından takip edildiğini, mahkemenin 2004/624 K. sayılı 21.12.2004 tarihli kararı ile davanın Kayseri Şeker A.Ş. lehine karara bağlandığını, kararın Yargıtayca onaylanarak kesinleştiğini, böylece davalının, anılan karar neticesinde fabrika arsasının maliki sıfatına kavuştuğunu, tarafların böylece ihtilafı sona erdirmeleri üzerine anılan yönetim kurulu kararına uygun olarak 06.04.2010 tarihinde Kayseri Şeker A.Ş. ile davacı ve davayı birlikte takip ettikleri diğer meslektaşı Av. .... arasında avukatlık sözleşmesi düzenlendiğini, ancak söz konusu davaya ilişkin avukatlık ücretinin miktarı konusunda taraflar arasında ihtilaf doğduğunu, avukatlık ücreti ödemeleri başlamadan, sonradan tamamı kamu görevinden ihraç edilen savcı ve hakimler tarafından Kayseri Şeker A.Ş. yöneticilerinin avukatlar ile birlikte usulsüzlük yaptığı, şirketi zarara uğrattıkları gerekçesi ile soruşturma başlatıldığını, sözleşme konusu davanın harca esas alınan değeri ile tespit yaptırılması sonucu belirlenen değer arasında fahiş fark bulunduğuna ilişkin kabulün hatalı olduğunu, birincisi davayı açan avukatın davacı olmadığını, ikincisi tapu iptal ve tescil davasına bakan Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin keşif ve bilirkişi incelemesi yapmayarak dava konusu taşınmazların değerini tespit ettirmemesi ve buna bağlı olarak harcı tamamlattırmamış olmasının kusurunun davacıya değil, Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğunu, Kayseri gibi ülkemizin gelişmiş bir şehrinde bulunan yüzlerce dönüm miktarındaki arsanın değerinin 510.000 TL olamayacağında şüphe bulunmadığını, dolayısı ile tapu tescil kararında yapılan usul hatasının davacıya mal edilerek, sözleşmenin hukuka ve ahlaka aykırı olduğunun kabulünün hatalı olduğunu, üçüncüsü başka bir mahkemece yapılan 562.228.650,49 TL’lik değer tespitinin avukatlık ücretinin belirlenmesi amacı ile yapıldığının kabulünün de tümüyle hatalı olduğunu, gerekçeli kararda açıklandığı üzere söz konusu değer tespitinin tescil kararının verilmesinden sonra 2005 yılında yaptırıldığını, muhtemelen davalının söz konusu değer tespit raporunu mali işlemlerinde kullanmak üzere talep ettiğini, aradan 5 yıldan fazla zaman geçmesinden sonra tarafların ihtilaf çıkan avukatlık ücretinin belirlenmesinde, söz konusu raporu veri olarak kullanma konusunda mutabık kaldıklarını, dördüncüsü davalının bir anonim şirket olması nedeni ile dava konusu taşınmazların davanın lehe sonuçlanmasından sonra belli bir değer atfedilerek bilançosuna aktarıldığını, nitekim davalının SPK mevzuatına tabi olması nedeni ile finansal raporlarının kamuoyuna açık olduğunu, yine SPK mevzuatı gereği sahip olduğu taşınmazlara SPK standartlarına göre ekspertiz raporları yaptırdığını, davalının 2019 yılı bağımsız denetimden geçmiş finansal tablolarına göre; maddi duran varlıklar olarak 583.193.278 TL değerinde arsa ve 276.480.814 TL değerinde yatırım amaçlı gayrimenkuller olmak üzere toplam 859.674.092 TL tutarında arsaya sahip olduğunu, hukuk mahkemesinin ceza mahkemesinin bir vakıanın varlığı veya yokluğuna ilişkin tespiti ile bağlı olduğunu, ceza mahkemesinin dava konusu işlem açısından “hiçbir usulsüzlük bulunmadığına” karar verdiğini, yerel mahkeme gerekçesinde “mahkemenin beraat kararı ile bağlı olmadığı” açıklanarak davanın reddine karar verildiğinin açıklandığını, yerel mahkemenin bu kabulünün doğru olmadığını, yerel mahkemenin ceza davasında davacı aleyhine olan delillere neden üstünlük tanıdığını, davacı lehine olan delillere neden itibar etmediğini açıklamadığını, yargısal denetimin tam olarak yapılabilmesi açısından yerel mahkemenin MASAK raporunu hangi sebeplerle ceza davasındaki bilirkişi raporuna üstün tuttuğunu, neden davacı lehine olan bilirkişi raporuna değil de bu rapora itibar ettiğini tartışıp gerekçede açıklamaları gerektiğini, ancak ceza dosyasında davacı lehine olan bilirkişi raporunun aksini gösterir bir ispat vasıtası bulunmadığından, bilirkişi raporunu görmezden gelmeyi tercih ederek sırf ret kararı vermek adına MASAK raporuna itibar edildiğinin anlaşıldığını, bu açıdan denetime elverişli bir gerekçeyi içermeyen yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiğini, MASAK raporunun ispat kabiliyeti bulunmadığını, karara esas alınmasının delillerin takdirinde hata olduğunu, yerel mahkemenin hükme esas aldığı Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığının 02.06.2011 tarihli raporunun ceza davasındaki maddi vakıayı ispatlamaktan uzak olduğunu, dolayısı ile söz konusu rapora dayanan davalı iddiasını da ispata elverişli olmadığını, bu durum karşısında MASAK görevlisinin kendi uzmanlık ve yetki alanında olmayan avukatlık hukuku açısından yaptığı açıklamaların hiçbir kıymetinin olmadığının ve delil niteliğinde bulunmadığının kabul edilmesi gerektiğini, Avukatlık Kanunu hükümlerine aykırı karar verildiğini, yerel mahkeme taraflar arasındaki sözleşmenin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz olduğunu kabul etmekte ise bunun yerine Kanun'un 164 üncü maddesine göre davalının ödemesi gereken avukatlık ücretinin miktarını belirlemek ve davalıdan tahsiline karar vermekle yükümlü olduğunu, bekletici mesele talebinin kabul edilmediğini, kabul edilmemesine ilişkin gerekçeli kararda hiçbir açıklamaya yer verilmediğini, davalının iradesinin sadece avukatlık sözleşmesinde değil, yönetim kurulu ve genel kurul kararları ile de ortaya çıktığını, davalının iradesinin ortaya çıktığı bir başka hususun davalının mali kayıtları olduğunu, yerel mahkeme delilleri yanlış takdir etmek ve ispat kuvveti olmayan MASAK raporunu hükme esas almak, Avukatlık Kanunu hükümlerini yanlış uygulamak sureti ile davanın reddine karar vermiş ise de, yeniden yargılama yapılmasını gerektiren bir husus ta bulunmadığını, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına, yargılama yapılmasını gerektiren bir hususun bulunmaması nedeni ile HMK'nın 353/b-2 maddesi uyarınca yeniden esas hakkında karar verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı; davacının kötü niyetli olduğunu, kötü niyet tazminatı talebinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle kaldırılması gerektiğini, haksız takip yapan ve kötü niyetli dava açan davacının %20 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yerel mahkemece verilen kararda yazılı açıklamalara, yasal sebep ve gerekçelere binaen kararda usul, yasa ve dosya kapsamı yönlerinden herhangi bir aykırılığın bulunmadığı, kararın hukuka uygun olduğu gerekçesiyle taraflar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacı; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2. Davalı; istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet sözleşmesine dayanan avukatlık ücretinin tahsili için başlatılan icra takiplerine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Hesap verme" kenar başlıklı 508 inci maddesi şöyledir:
"Vekil, vekalet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekaletle ilişkili olarak aldıklarını vekalet verene vermekle yükümlüdür.
Vekil, vekalet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür."
2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücreti" kenar başlıklı 164 üncü maddesi şöyledir:
"Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez."
3. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun "İtirazın iptali" kenar başlıklı 67 nci maddesi şöyledir:
"Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.
Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır.
Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır.
Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır."
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararı; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Uyuşmazlığın çözümü açısından ücret sözleşmesinin bulunmadığı durumlarda hangi tarihteki düzenlemenin uygulanacağı açıklığa kavuşturulmalıdır. 5043 Sayılı Kanun ile değiştirilen 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 Sayılı Kanun) 164/4 üncü maddesine göre; “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.” Yine 5043 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ile geçici 21 inci madde eklenmiş olup, anılan maddede; “Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Ne var ki, 1136 sayılı Kanun’a 5043 sayılı Kanun'la eklenen geçici 21 inci madde, Anayasa Mahkemesinin 07.02.2008 günlü kararı ile iptal edilmiştir. Öyle olunca, artık geçici 21 inci maddenin, dolayısıyla 5043 sayılı Kanun’un 164 üncü maddesinde yapılan değişikliklerin de uygulanması mümkün değildir. Bu durumda, hukuki yardımın başladığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanması gerekir. Hukuki yardımın ne zaman başladığı konusu ise değişken olup, her işlemin özelliğine göre farklılık gösterebilmektedir. Örnek vermek gerekirse, dava açılmış ise davanın açıldığı ya da tespitin yapıldığı tarih, müvekkil aleyhine dava açılmış ise cevap verme tarihi ya da vekaletnamenin verilme tarihi hukuki yardımın başladığı tarih olarak esas alınmalıdır.
3. 1136 sayılı Kanunu’nun ücrete ilişkin 163 ve 164 üncü maddeleri, vekil ile müvekkil arasındaki ücrete ilişkin düzenlemeleri getirmiştir. 1136 sayılı Kanun'un bazı hükümlerini değiştiren 4667 sayılı Kanun 10.05.2001 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, bu kanun yürürlüğe girmeden önceki uyuşmazlıklarda; sözleşme var ise sözleşme hükümleri, yok ise ya da sözleşme geçerli değil ise 163 üncü maddenin son fıkrası hükümleri uygulanmaktaydı. 163 üncü maddenin son fıkrasında ise “Yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan hallerde asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi bulunmaktadır. Böylelikle, sözleşmenin yapılmamış olması ya da geçersiz olması hallerinde hukuki yardımın başladığı tarihteki asgari ücret tarifesinin uygulanacağı açıktır. Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları da bu yöndedir. Yine 4667 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih olan 10.05.2001 tarihinden itibaren ise Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrası uygulanacaktır. Madde sözleşmenin yapılmamış olması halinde “…Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu hallerde, değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır. Değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir…” düzenlemesini getirmiştir.
4. Bu düzenlemeye göre 10.05.2001 tarihinden sonra hukuki yardıma başlayan avukat emeğine göre yüzde beş ile yüzde on arasındaki bir miktarı ücret olarak hak edecektir. Yine 1136 sayılı Kanun’da 20.01.2004 tarihinde 5043 sayılı Kanunla değişiklikler yapılmış ve Avukatlık Kanunu’nun 164 üncü maddesinin dördüncü fıkrası değişikliğe uğramış ve “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” düzenlemesi getirilmiştir. Böylece 20.01.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda sözleşme bulunmaması halinde ya da sözleşmenin belirgin olmaması, tartışmalı bulunması ya da sözleşmenin geçersiz sayıldığı hallerde ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yirmisi arasındaki bir miktar avukatın emeğine göre verilmelidir. Halen de yürürlükte olan düzenleme bu şekildedir. Geçici 21 inci madde Anayasa Mahkemesince iptal edildiğinden, bu madde ancak 20.01.2004 tarihinden sonra başlayan hukuki yardımlarda uygulanabilecektir.
5. Özetlemek gerekirse değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde hukuki yardımın başladığı tarihteki yürürlükte olan kanun hükümleri uygulanarak, hukuki yardımın yapıldığı tarih 10.05.2001 tarihinden önce ise asgari ücret tarifeleri, 10.05.2001 ile 20.01.2004 tarihleri arasında hukuki yardım başlamışsa yüzde beş ile on beş, bu tarihten sonra ise yüzde onu ile yüzde yirmi arasındaki bir oran tatbik edilecek, değeri para ile ölçülemeyen davalarda ise avukatlık asgari ücret tarifeleri uygulanacaktır.
6. Mahkemece, vekalet ücretine ilişkin kararlaştırmanın geçersiz ya da belirsiz sayıldığı hallerde, hukuki yardımın başladığı tarihteki Avukatlık Kanunu hükümleri değerlendirilip, buna göre ücret tespit edilerek ve tespit edilen ücretten 06.04.2010 tarihli sözleşmede davacı tarafa ödendiği belirtilen miktarda düşülerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, İlk Derece Mahkemesinin kararının bu sebeple bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,
İlk Derece Mahkemesi kararının yukarıda V(C)-3/6 ncı bentte yazılı gerekçeyle BOZULMASINA,
8.400,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2020/6585 E., 2021/8637 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTÜKETİCİ MAHKEMESİ
tam metni aç
Titizlik ve özen göstermeyen bir vekil, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır (TBK 502-510.md).
3. Hukuk Dairesi 2020/6585 E. , 2021/8637 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraflar ve feri müdahil tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; üniversite öğrencisi iken uyku ve halsizlik şikayeti ile hastaneye gittiğini, burada kendisine kan tahlili yapıldığını, hastanede yapılan tahlillerde kandaki kreatin yani böbrek hastalığının normal diğerleri 0,7-1,20 iken kendisinde 16,9 değerinde çıktığını, tahlil sonuçlarına göre kronik böbrek yetmezliğine yakalandığının kendisine söylendiğini, 16/05/2014 tarihinde Erciyes Üniversitesine yatışı yapıldığını ve o gün ameliyata alınarak karnına Periton Diyaliz aleti bağlandığını, konu ile ilgilenen doktorların hastalığın sebeplerini bulmak için yaptıkları araştırma neticesinde, 23/06/2012 tarihinde davalı hastanede burun ameliyatı geçirdiği esnada alınan tüm tahlillerde dört ayrı değerin çok yüksek olduğunun, özellikle kronik böbrek yetmezliğine yol açan kreatin değerinin normal seviyesinin çok üstünde ve 4,4 mg-dl olduğunun görüldüğünü, buna rağmen burun ameliyatını yapan ve ameliyat öncesi tahlili isteyen davalı doktor ...'ın kendisini Nefroloji bölümüne yönlendirmesi gerekirken, bir an önce ameliyat yapma arzusu ile değerleri görmezden gelerek kendisini hayati tehlikeye sokacak şekilde burun ameliyatını gerçekleştirdiğini, kendisinin ve ailesinin tahlilin yapıldığı anda bu değerlerden ve risklerden haberdar edilmeyerek böbreğin daha az hasarlı olduğu bir anda tedavi imkanından mahrum kaldıklarını, 28/05/2014 tarihinde iki böbreğinin de iflas etmesi nedeniyle babası tarafından verilen böbreğin kendisine nakledilmesi ile hayata tutunmaya çalıştığını, organların uyum sağlama süreci nedeniyle halen hayati tehlike altında bulunduğunu, kendisinin ve ailesinin maddi ve manevi çok sıkıntılı günler geçirdiğini, üniversite sınavlarına giremediğini, özel ve paralı olan okulunu uzatmak zorunda kaldığını, halen ilaçlara bağlı olarak yaşamak zorunda kaldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 1.000 TL maddi ve 40.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
Davalılar; davacıya yapılan burun ameliyatının 25/06/2012 tarihinde gerçekleştirildiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, yapılan ameliyatta herhangi bir eksikliğinin olmadığını, hastane ve hekimin eylemleri ile gerçekleştiği iddia edilen sonucun meydana gelmesinde illiyet bağı da bulunmadığını savunarak, davanın reddini dilemişlerdir.
Feri müdahil Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi; dava konusu olayda tıbbi uygulama hatası bulunmadığını beyanla davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece, davalı doktorun aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesinin davacının mevcut hastalığını olumlu ya da olumsuz etkilemediği, davacının uğradığı maddi zarardan davalı doktorun sorumlu olmadığı ancak davalı doktorun aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesinin manevi tazminatı gerektirdiği gerekçesiyle davanın maddi tazminat talebi yönünden reddine, manevi tazminat talebi yönünden kısmen kabulü ile 4.000 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiş; hüküm, taraflar ve feri müdahil tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının tüm, davalılar ve feri müdahilin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davanın temeli, doktor ve özel hastanenin sorumluluğuna ilişkin olup, bir davada dayanılan olguları hukuksal açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini arayıp bulmak hâkimin doğrudan görevidir. Dava, davalı ... hastane ve doktorun vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırılık olgusuna dayanmaktadır. Vekil, iş görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden değil de bu sonuca ulaşmak için yaptığı uğraşların özenle görülmemesinden sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil, özenle davranmak zorunda olup, hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün kusurları (hafif de olsa) sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor, hastanın zarar görmemesi için yalnız mesleki değil, genel hayat tecrübelerine göre herkese yüklenebilecek dikkat ve özeni göstermek zorundadır. Doktor tıbbi çalışmalarda bulunurken bazı mesleki şartları yerine getirmek hastanın durumuna değer vermek, tıp biliminin kurallarını gözetip uygulamak tedaviyi her türlü ihtiyat tedbirlerini alarak yapmak zorundadır. Doktor ufak bir tereddüt gösteren durumlarda bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalar yapmak ve orada koruyucu tedbirler almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında seçim yaparken hastanın özelliklerini göz önünde tutmalı onu gereksiz risk altına sokmamalı en emin yolu tercih etmelidir. Gerçekte de mesleki bir iş gören; doktor olan vekilden, ona güvenen müvekkil titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekte haklıdır. Titizlik ve özen göstermeyen bir vekil, vekâleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır (TBK 502-510.md).
Somut olayda; davacının, 25/06/2012 tarihinde davalı hastanede anestezi uygulanarak rinoplasti ameliyatına alındığı, rinoplasti ameliyatı öncesinde davacının değerlerinin ölçüldüğü ve böbrek yetmezliğine yol açan kreatin değerinin normal seviyesinin üstünde olduğunun fark edildiği ancak davalı doktor tarafından davacı hastanın bu konuda bilgilendirilmediği, nefroloji bölümünden konsültasyon istenmediği, davacının ise 12/05/2014 tarihinde rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı ve börek yetmezliği teşhisi konulduğu hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yargılama sırasında, içlerinde nefroloji uzmanının da bulunduğu farklı bilirkişi heyetlerinden alınan raporlarda; söz konusu ameliyat öncesinde hastanın böbrek fonksiyonlarının, böbrek hastalığının ileri evrelerini işaret ettiği ve bu evreden sonra yapılacak tedavilerin hastalığın gidişatını anlamlı biçimde değiştirmeyeceği, böbrek yetmezliği semptomlarının bariz ortaya çıkması ve transplantasyon yapılmasının yaklaşık iki yıl sonra olduğundan, bu anestezi ve ameliyatın böbrek yetmezliği ve ilerlemesini tetiklediğinin tıbben söylenemeyeceği, zamanında
nefroloji uzmanına danışılarak müdahale edilmiş olsa dahi iyileşmenin garanti olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkemece, mevcut bilirkişi raporları hükme esas alınarak, davacının halihazırda kendisinde var olan hastalığı nedeni ile maluliyeti bulunsa da, davaya konu rinoplasti ameliyatını yapan davalı doktorun aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmemesinin, maluliyetin oluşumuna sebep olmadığı, gerekli önlemler alınsa ve bilgilendirme yapılsa dahi söz konusu zararın zaten ortaya çıkacağı, bu haliyle doktorun kusuru ile davacının maluliyeti arasında illiyet bağının bulunmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiş ancak davalı doktorun kendisine yüklenen aydınlatma yükümlülüğünü gereği gibi yerine getirmeyerek davacının kişilik haklarına yönelik gerçekleştirdiği ihmalin manevi tazminat hakkını doğuracağı belirtilerek manevi tazminat davasının ise kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki; manevi tazminata hükmedilebilmesi için yalnız eylem ile ortaya çıkan sonuç arasında illiyet bağı bulunması yeterli olmayıp, bunun yanında diğer şartların da bulunması gerekmektedir. Buna göre gerek maddi gerekse manevi tazminata hükmedilebilmesi için ortada hukuka aykırı bir eylem ve bir zarar, bu zarar ile eylem arasında illiyet bağı ve kusur bulunmalıdır.
O halde, mahkemece; gerek maddi gerekse manevi tazminat talepleri yönünden davalı doktorun eylemi ile davacının rahatsızlığı arasında illiyet bağı kurulamayacağı, maddi tazminat talebinin reddine karar verildiğine göre yine aynı gerekçe ile manevi tazminat talebinin de reddine karar verilmesi gerektiği göz önüne alınarak davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde manevi tazminat talebinin kısmen kabulüne karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davacının tüm, davalıların sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenle kararın davalılar ve feri müdahil yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalılar ve feri müdahile iadesine, 6100 sayılı HMK'nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde davacı yönünden karar düzeltme yolu açık, davalılar yönünden karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 20/09/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Türk Borçlar Kanunu’nun uyarınca vekilin "iade yükümlülüğü" ile ilgili hangisi doğrudur?
A) Vekil sadece aldığı ücreti (vekalet ücretini) iade etmekle yükümlüdür.
B) Pelin parçaları vekalet görevi sırasında sattığı için mülkiyet kendisinde sayılır.
C) Vekil, vekalet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve bu işle ilgili olarak her ne nam altında olursa olsun aldıklarını vekalet verene geri vermekle yükümlüdür.
D) Pelin geliri Aras'a sadece kâr elde etmişse iade eder.
E) Vekil, aldığı parayı harcadıysa iade borcu kendiliğinden silinir.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.