Türk Borçlar Kanunu 512. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 512- Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.
2. Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
7 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2023/377 E., 2024/3756 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAnkara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından ...'a vekaletname ile verilen yetkilerin kaldırılmasının dava konusu yapıldığı, vekaletnamenin 15.03.2018 tarihli olup, davacı tarafından ...'a verildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 512 nci maddesine göre vekalet verenin ve vekilin her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebil
11. Hukuk Dairesi 2023/377 E. , 2024/3756 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1567 Esas, 2022/1226 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2021/351 E., 2021/433 K.
Taraflar arasındaki vekaletname ile verilen yetkilerin kaldırılması, davalı şirkette gerçekleşen haksız ve hukuka aykırı olayların tespiti ile şirkete ihtiyati tedbir yoluyla kayyım atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ...Ş.’nin 2017 yılında davacı ve davalılar tarafından kurulduğunu, müvekkilinin şirketteki payının %50 davalıların ise (%12,5 x 4)=%50 olduğunu, şirket ortaklarının aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olduklarını, temsil yetkisinin müşterek imza ile yönetim kurulu başkanı olarak davacı ve başkan vekili olarak davalı ...’a verildiğini, yönetim kurulu başkanı olan davacının tüm yönetim ve idare yetkilerini 15.03.2018 tarihli vekaletname ile davalı ...’a devrettiğini, şirket sermayesinin %50’sine sahip davalıların şirketin müşteri ve tedarikçilerini perde arkasından kurup yönettikleri ...A.Ş.’ye yönlendirdiklerini, bu suretle davalı ...Ş.’nin cirosunu 17 kat azaldığını, davalıların ... A.Ş.’nin müşteri ve tedarikçileri ile irtibata geçerek ticari faaliyetlerini kendi kurdukları ...A.Ş. üzerinden devam edilmesini sağladıklarını, ... Çelik müşterileri ve tedarikçilerine ...A.Ş. tarafından e-postalar atıldığını, ... Çelik A.Ş.’nin içinin bu şekilde boşaltılmasının şirketin cirosunda azalamaya neden olduğunu ve %50 ortak olan davacıya zarar verdiğini, daha sonra davalı ... ve ...’in hisselerini davalı ...’a devrettiklerini, hisse devri yapan ... ve ...’in ...A.Ş.’nin yönetim kurulu üyesi olarak göreve başladıklarını, ... Çelik A.Ş.’nin maruz kaldığı suiistimaller hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/111945 sayılı dosyası üzerinden soruşturma başlatıldığını, ... Çelik A.Ş.’nin yasal temsilcisi olan davacı NK Çelik’in temsil yetkisini gereği gibi kullanamadığını, davalıların yönetim kurulunda çoğunluğu temsil ettiklerini, müvekkilinin yönetime etkin şekilde katılamadığını, şirketin içinin boşaltılmasının önüne geçilebilmesi için kayyım atanmasının zorunlu olduğunu, dört davalıdan ikisinin ... Çelik’in yönetim kurulu üyeliği görevini ifaya devam ettiklerini, bu sayede istedikleri kararı aldıklarını ileri sürerek ... Çelik içinde meydana gelen hukuka aykırı davranışların tespiti ve davalı şirkete acilen kayyım atanmasına, ...’ın vekaletname ile sahip olduğu yetkilerinin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı tarafa tebligat çıkarılmamıştır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafından ...'a vekaletname ile verilen yetkilerin kaldırılmasının dava konusu yapıldığı, vekaletnamenin 15.03.2018 tarihli olup, davacı tarafından ...'a verildiği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 512 nci maddesine göre vekalet verenin ve vekilin her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebileceği, vekalet ilişkisinin sonlandırılması ve vekilin vekaletname ile sahip olduğu yetkilerin kaldırılmasının yargılama faaliyetine konu edilemeyeceği, davacının kendi imzasıyla verdiği vekaletnamedeki yetkileri azil ile ortadan kaldırabilecekken, vekaletnamedeki yetkilerin kaldırılmasını mahkemeden talep etmesinde hukuki yararı olmadığı, şirkete zarar verdikleri iddia olunan yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma olanağı varken, sorumluluk davasına kaynak olabilecek usulsüzlerin tespitini istemekte davacının hukuki yararının bulunmadığı, dava dilekçesindeki açıklamalar ve sunulan delillerin kayyum atanmasına ilişkin ihtiyati tedbir verilmesi yönünden yaklaşık ispata elverişli olmadığı gerekçeleri ile davalı şirkete kayyum atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin yaklaşık ispat koşulunun gerçekleşmemesi nedeniyle reddine; davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin, davalı ... zarara sokan tüm usulsüz ve hukuka aykırı davranışlarının tespiti talebinin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine; davalı ...'ın vekaletname ile sahip olduğu yetkilerin kaldırılmasına yönelik talebin dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalıların kusuru ile davalı şirketin içinin boşaltıldığını, müşterilerinin de davalıların ortak olduğu başka bir şirkete yönlendirildiğini, cirosunun bir ayda 17 kat düşürüldüğünü, şirketin suistimal edildiğini gösteren mali denetim raporları ve resmi evrakların dosyaya ibraz edildiğini, bu nedenle şirkete acilen kayyım atanması gerektiğini, mahkemece kayyım atanması talebinin reddinin hatalı olduğunu, dosyadaki delillerin tamamının yaklaşık ispatın ötesinde bir ispat vasıtası durumunda olduğunu, yaşanan tüm usulsüzlüklerin gelişiminin dava dilekçesinde ayrıntılı şekilde açıklandığını, davacının maddi zararının onlarca milyon lirayı aştığını, tüm bu sürecin tanık beyanları ile de ortada olduğunu, davanın özü gereği kayyım atanması talepli bir dava olup sürecin daha hızlı ilerlemesi açısından esas davada bir tedbir talebi olarak değil, ayrı bir dava olarak ikame edildiğini, mahkemece eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, müvekkili şirket her ne kadar pay sahibi olsa da müvekkilinin zararının şirketin uğradığı zarardan doğan dolaylı bir zarar olduğunu, sorumluluk davası açısından düşünülünce yönetim kurulu oy çoğunluğunun davalı gerçek kişilere ait olduğunu, bu nedenle de şirket adına işlem yapabilmek için gerekli kararların alınmasının mümkün olmadığını, kayyım atanması için usulsüzlüklerle hukuka aykırılıklar için bir ön değerlendirme yapılması mecburi olup aksi takdirde kayyım atanmasının da mümkün olamayacağını, dolayısıyla ayrıca bir tespit talepleri bulunmayıp tek taleplerinin kayyım atanması için gerekli ve mecburi olan ön değerlendirmenin yapılması olduğunu, iki kişinin davalı şirketin müşterek imza yetkilisi olup şirket adına bir evrak imzalayabilmeleri için ikisinin bir araya gelmesi gerektiğini, bu iki kişinin müşterek imzaları ile vekalet verdiğine göre imza yetkililerinden birinin kendi başına imza atarak vekaletnameyi azledebilmesinin mümkün olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacı yan davalı şirkette meydana gelen hukuka aykırı olayların tespiti ile şirkete kayyım atanmasını ve davacı tarafından davalı ...'a verilen vekaletname ile ...'ın sahip olduğu yetkilerin kaldırılmasını talep ettiği, tespit davaları bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının belirlenmesine yönelik olarak açılan davalar olup görülmekte olan veya açılacak bir davada iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek konular için bağımsız bir tespit davası açmakta hukuki yararın bulunmadığı, Yargıtay’ın kararlı uygulamasına göre de, eda davası açmak mümkün ise, tespit davası açılamayacağı, şirket yönetim kurulu üyesi olan davalıların yönetim yetkilerinin kötüye kullanılması suretiyle şirketi zarara uğrattıkları iddia edilmiş olup, davalıların tüm usulsüz ve hukuksuz davranışlarının Mahkeme eliyle tespitinin istendiği, şirkete zarar verdikleri iddia olunan yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açma olanağı varken, sorumluluk davasına kaynak olabilecek usulsüzlüklerin tespitini istemekte davacı ortağın hukuki yaranının bulunmadığı, yine davalı şahısların davalı ... ekonomik olarak zarara uğrattığı ve şirketin feshini sağladığının tespiti istemlerinin yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılacak şahsi sorumluluk davası içinde değerlendirilmesi gereken bir husus olduğundan davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmediği, davacı vekilinin davalı şirkete "acilen" kayyım atanması talebinin, dava dilekçesindeki açıklamalar gözetildiğinde ihtiyati tedbir mahiyetinde olup, dosya kapsamında davanın esası bakımından haklılığın yaklaşık ispata elverişli olacak şekilde ortaya koyacak delillerin bulunmadığından ilk derece mahkemesince davacının ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizliğin bulunmadığı, davacı tarafından ...'a vekaletname ile verilen yetkilerin kaldırılması talep edilmiş ise de, 6098 sayılı Kanun'un 512 nci maddesini göre, vekalet veren ve vekil her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebileceğinden vekaletnamedeki yetkilerin kaldırılmasının mahkemeden talep edilmesinde hukuki yarar bulunmadığından ilk derece mahkemesince yazılı şekilde hüküm kurulmasının yerinde olduğu ayrıca davacı yanca dosyaya sunulan belgeler yaklaşık ispata elverişli olmadığından Dairece davacının kayyım atanmasına yönelik ihtiyati tedbir talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf aşamasındaki ihtiyati tedbir talebinin reddine, esasa yönelik istinaf başvurusunun da esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı şirkette gerçekleşen haksız ve hukuka aykırı olayların tespiti ile şirkete ihtiyati tedbir yoluyla kayyım atanması ve davacı şirket yetkilisi tarafından davalı ... adına verilen vekaletnamedeki tüm yetkilerin kaldırılması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 512 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2022/4062 E., 2023/965 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun " Tek taraflı sona erdirme " kenar başlıklı 512 nci maddesi şöyledir:
3. Hukuk Dairesi 2022/4062 E. , 2023/965 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2188 E., 2022/658 K.
DAVA TARİHİ : 06.01.2017
KARAR : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 25. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/483 E., 2019/367 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacının başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 04.04.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen günde davacı asil ... ile davalılar vekili Avukat Berna Yılmaz geldiler. Sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00'te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı; davalılar adına İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 E. sayılı dosyasında dava açıp sonuçlandırdığını, kararın temyiz incelemesi neticesinde bozulduğunu, Yargıtay kararı sonucunda davalıların isteği üzerine Ankara 4. İcra Müdürlüğünün 2015/16280 E. sayılı dosyası ile sadece karşı yan vekalet ücreti 496.869,09 TL için takip yaptığını, karşı yan vekalet ücreti dışındaki tüm alacak kalemlerinin 20.08.2015 tarihinde ... isimli avukat tarafından icraya konulduğunu öğrendiğini, davalılar ile arasında yazılı avukatlık ücret sözleşmesi bulunmadığını, işin başlangıcında sözlü olarak anlaşılmış bir ücretin söz konusu olduğunu, ücretin 1/4'ünün işin başında ödendiğini ve kendisine makbuz da verildiğini, ödenen akdi vekalet ücreti avansı 125.000,00 USD'nin takdir edilecek ücretten mahsup edilmesini talep ettiğini belirterek; davalılarla yaptığı sözlü anlaşmanın geçerli bir sözleşme olarak kabul edilmesi halinde, sözleşmeden kaynaklanan 375.000,00 USD'nin fiili ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının 20.08.2015 tarihinden itibaren ya da mahkemece tespit edilecek temerrüt tarihinden işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, sözleşmenin varlığının kabul edilmemesi halinde, emeğine göre müddeabihin (USD olarak) değerinin %10 ile %20 arasındaki miktarın avukatlık ücreti olarak belirlenmesini, mahkemece tespit edeceği temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte ödeme günündeki Türk Lirası karşılığının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile şimdilik 20.000 USD karşılığı 71.818,00 TL'nin ödenmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalılar; görev itirazlarının kabulü ile mahkemenin görevsizliğine ve dosyanın görevli İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı tam ve kesin olarak belirli olmakla, davacının belirsiz alacak davası açabilmesi mümkün olmadığından davacının talebini belirli hale getirerek harcı tamamlamasına, harcı tamamlanmaması halinde davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında sözlü bir vekalet sözleşmesi yapıldığı, vekalet sözleşmesinde belirtilen davanın yanında kararın icraya konulması aşamasının da kararlaştırıldığı hususunu ispat yükümlülüğü davacıda olup, bu hususun davacı tarafça ispat edilemediği, icra aşamasının yapılan vekalet sözleşmesinin kapsamında olmaması nedeniyle ilamın icraya konulması işi için başka bir vekil ile sözleşme yapılmasının da taraflar arasındaki güven ilişkisini zedelemediği gibi haksız azil niteliğinde olmadığı ve haklı bir istifa nedeni de oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili; vekalet sözleşmesinin kararın icraya konulması safhasını da kapsadığını, davalı tarafın ilamın icra aşamasının açıkça avukatlık sözleşmesi dışında tutulduğuna ilişkin belge sunacağını iddia ettiğini ancak sunamadığını, davacının istifasının haklı olup olmadığı yönünde değerlendirme yapılmaksızın ret kararı vermesinin eksik ve hatalı incelemeye dayalı olduğunu, davalı tarafın davacı adına çıkarmış olduğu vekaletnamede ilamın icrası için yetki verildiğini, davacıdan gizlice başka bir vekil aracılığıyla icra takibi başlattırılmasının kötü niyetli olduğunu ve istifanın haklı olduğunu, vekaletname, imzalamayan sözleşme örneği ve sunulan yazışmaların ilamın icrası görevinin davacıya
verildiğini ortaya koyduğunu belirterek istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; yanlar arasındaki uyuşmazlığın doğru olarak nitelendirildiği, usule, maddi hukuka ilişkin kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, gerektirici nedenlere ve delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili, istinaf nedenlerini tekrar ederek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekalet ilişkine dayalı akdi vekalet ücretinin tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun " Tek taraflı sona erdirme
" kenar başlıklı 512 nci maddesi şöyledir:
"Vekalet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür."
2. 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun (1136 Sayılı Kanun) "Avukatlık ücreti" kenar başlıklı 164 üncü maddesi şöyledir:
"Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekalet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez."
3. 1136 Sayılı Kanunu'nun "Avukatın işi takipten vazgeçmesi, azli ve ücretin gününde ödenmemesi" kenar başlıklı 174 üncü maddesi şöyledir:
"Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret istiyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır.
Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.
Anlaşmaya göre avukata peşin verilmesi gereken ücret ödenmezse, avukat işe başlamakla zorunlu değildir. Bu sebeple doğabilecek her türlü sorumluluk iş sahibinindir. Yazılı sözleşmedeki diğer ödeme şartlarının yerine getirilmemesinden dolayı avukat işi takip etmek ve sonucunu elde etmekten mahrum kalırsa sorumluluk bakımından aynı hüküm uygulanır."
3. Değerlendirme
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 512/1 inci maddesine göre, vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir işlemdir. Ancak istifa haksız ve müvekkil de bu nedenle zarara uğramışsa, vekil bu zarardan sorumludur. Avukatlık Kanunu'nda ise haksız istifa halinde, vekil yönünden Borçlar Kanunu’ndaki aynı konuya ilişkin düzenlemelere göre daha ağır bir sorumluluk esası getirilmiştir. Gerçekten de Avukatlık Kanunu'nun 174/1 inci maddesinde “üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat ücret talebinde bulunamaz.” hükmü mevcut olup, bu hükümle vekaletten haklı bir neden olmadan istifa eden avukatın, Borçlar Kanunundaki vekalet akdine ilişkin genel düzenlemelerden farklı olarak, herhangi bir zarar şartı olmadan da müvekkile karşı sorumlu tutulduğu görülmektedir. Anılan düzenlemeye göre, haksız olarak işi bırakan, vekaletten istifa eden avukat, ücrete hak kazanamadığı gibi, aksine bir hüküm mevcut değilse aldığı peşin ücretleri, kullanmadığı masraf avanslarını da iş sahibine iade etmek zorundadır.
2. Avukatlık Kanunu'nun 171/1 inci maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder.” ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2. maddesinde düzenlenen “...avukatlık ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır.” hükümleri gereğince de avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini talep edemez. Ancak, haksız azil halinde olduğu gibi, avukatın haklı olarak vekillikten istifa etmesi halinde de işe devam etme olanağı mevcut olmadığından, avukat, haklı istifa tarihi itibariyle muaccel olan vekalet ücreti alacağının ödetilmesini talep edebilir. Öte yandan, vekalet ilişkisi bir bütün olup, vekaletten azil gibi, istifa da taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet eder. Zira, azil ve istifa ile birlikte vekalet akdinin en önemli unsurlarından olan “güven ilişkisi” de sona ermektedir. Haksız istifa halinde ise davacı avukat, sadece istifa tarihi itibariyle tamamlanmış işlerden dolayı vekalet ücretine hak kazanır.
3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacının istifasının haklı olmadığı ve istifa tarihi itibariyle tamamlanmış iş bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 46. Hukuk Dairesince verilen 24.03.2022 tarihli ve 2020/2188 E., 2022/658 K. sayılı kararın ONANMASINA,
8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.04.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Uyuşmazlık davacı vekilin istifasının haklı olup olmadığına ilişkindir.
Avukatlık Kanunu’nun 171/1 inci md. gereğince “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder. 172 nci maddesi gereğince ise; iş sahibi ilk anlaşmayı yaptığı Avukatının yazılı muvafakatı ile, başka Avukatlar da işin kovuşturma ve savunmasına katabilir. İş sahibi ilk Avukatın muvafakatını kendisine tevdi veya tebliğ edilecek bir yazı ile en az bir haftalık süre vererek takip eder. Avukat, bu süre içinde cevap vermemişse muvafakat etmiş sayılır. İlk avukatın muvafakat etmemesi halinde, vekalet akdi kendiliğinden sona erer. İş sahibi, muvafakat etmeyen Avukata ücretin tamamını ödemekle yükümlüdür.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 512/1 (eski Bk. 396/1) maddesine göre, vekillikten istifa her zaman mümkün olup, bu istifa vekalet ilişkisini ileriye doğru sona erdiren bozucu yenilik doğuran bir işlemdir. Vekilin istifa hakkını da her zaman kullanması da mümkündür. Ancak istifa haklı değil, müvekkil de, bu nedenle zarara uğramışsa vekil bu zarardan sorumludur.
Somut olayda, davacı vekaletten haklı olarak istifa ettiğini ileri sürerek, vekalet ücreti alacağının tahsilini istemiştir. Davalı, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiğini, bu nedenle vekalet ücretine hak kazanamayacağını bildirerek, davanın reddini savunmuştur. Davacı, davalıların vermiş olduğu vekaletname ile davalılar adına İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2011/24 Esas sayılı dosya ile tapu iptal ve tescil olmadığı taktirde alacak davası ile Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/314 Esas sayılı davalarını açmıştır. İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sonunda alacak talebi kabul edilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir. Dosya içeriğindeki vekil ve müvekkil arasındaki yazışmalardan davalı müvekkilin, davacı vekile İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dosyasında verilen kararın kesinleşmeden icra takibi yapılmamasını istemiş olmasına rağmen, bu defa karar kesinleşmeden başka bir Avukata vekaletname verilerek mahkeme ilâmı 20.8.2015 tarihinde icra takibine konu edilmiştir. Davacı vekilde, 30.9.2015 tarihinde keşide ettiği ihtarname ile İstanbul 20. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/24 Esas sayılı dosyada verilen kararın izni ve rızası olmadan başka bir vekil yetkilendirmek suretiyle icra takibine konu edildiğini bildirerek, istifa ettiğini ihtaren bildirmiştir.
Davalılar ile davacı arasında yazılı ücret sözleşmesi yoktur. 31.8.2010 tarihli vekaletname ile davalıların davacı vekili icra takibinde bulunmaya ve ahzu kabza yetki verdikleri böylece icra aşamasıda dahil olmak üzere alacak tahsil edilinceye kadar yetki verdikleri anlaşılmaktadır. Davaya vekalet (özellikle; özel dava vekaletnamesinde, davanın sonuçlanması (yani hükmün kesinleşmesi) ve hükmün icra edilmesi ile son bulur. (İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku. Prof. Dr. Baki Kuru. Av. Burak Aydın). Buna rağmen davalıların davacı vekilden ilâmın icraya konulmamasını istemiş olmalarına rağmen mahkeme ilâmı kesinleşmeden icrası için başka bir Avukatı vekil tayin etmiş olmaları aynı zamanda ahzu kabz yetkisinden azil niteliğindedir. Aksi düşünülse bile bu davranış davacı yönünden güven ilişkisini sarsıcı ve haklı istifa nedenidir. Bu nedenle taraflar arasında yazılı bir ücret sözleşmesi
bulunmadığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanacak haklı istifa tarihi itibariyle davacı Avukatın muaccel olan vekalet ücretine hak kazandığı gerekçesiyle kararın bozulması görüşünde olduğumdan Sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 04.04.2023
Hukuk Genel Kurulu, 2022/1072 E., 2023/1064 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve 512 nci maddeleri.
Hukuk Genel Kurulu 2022/1072 E. , 2023/1064 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/467 E., 2022/42 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulüne
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 19.10.2021 tarihli ve
2020/5627 Esas, 2021/10289 Karar sayılı BOZMA kararı
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373 üncü maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma talebinin reddine karar verilip Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, avukat olan müvekkilinin, 12.12.2012 tarihli vekâletname ile davalının eşi ile arasındaki boşanma ve mal rejiminin tasfiyesi davalarının takibi amacıyla vekilliğini üstlendiğini, düzenlenen avukatlık sözleşmesinde vekâlet ücreti olarak başlangıçta 150.000 USD, dava bitiminde 150.000 USD olmak üzere toplam 300.000 USD ve ayrıca her dava için dava sonunda davalının eline geçenin yüzde onu oranında vekâlet ücreti ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının eşi ... ... aleyhine 25.12.2011 tarihinde Bakırköy 5. Aile Mahkemesinde 2012/1080 Esas sayılı dosya ile boşanma davası açılarak davalı yararına 6.000,00 TL ve müşterek çocuk Baran yararına 4.000,00 TL tutarlı tedbir nafakası kararı verilmesinin sağlandığını, dilekçeler aşamasının ardından delillerin toplandığını, ön inceleme sürecinin tamamlandığını, keza davalının eşinin mal kaçıracağı duyumları üzerine tapuda kayıtlı çok sayıda taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir konulduğunu, ayrıca 10.01.2013 tarihinde eşinin ortağı olduğu ... Kozmetik Ltd. Şti. ve CPT Kozmetik Ltd. Şti. deki pay devirlerinin ihtiyati tedbir kararı alınarak durdurulduğunu, daha birçok hukuki yardımda bulunulduğunu ancak 27.09.2013 tarihli azilnâme ile haksız ve kötüniyetle vekâletten azledildiğini, bu durumda 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174/1 inci maddesi gereğince sözleşmede kararlaştırılan ücretin tamamına hak kazanıldığını ileri sürerek belirlenecek alacağın yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 14.05.2017 tarihli dilekçesi ile talebini 1.232.051,20 TL olarak belirlemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili, müvekkilinin yanıltılmış olması nedeniyle ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, azil tarihine kadar muhtelif tarih ve tutarlarda ödeme yapılmasına rağmen makbuz verilmediğini, davacının vekâlet görevini yerine getirmekte eksik ve hatalı davrandığını, takip ettiği davalardaki hataları nedeniyle işiyle gereği gibi ilgilenilmediğini düşünen müvekkilinin güvenini kaybettiğini, bu nedenlerle davacının azlinin haklı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Bakırköy 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.2017 tarihli ve 2014/120 Esas, 2017/563 Karar sayılı kararıyla; davacı avukat tarafından davalı müvekkili adına yürütülen memur işleminin şikâyetine ilişkin Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/413 Esas sayılı dosyasında, üçüncü kişinin memur işlemine karşı şikâyet hakkı olmadığı, bu şikâyetten sonuç alınamayacağının müvekkiline açıklanması gerekmesine rağmen açıklanmadığı, bununla birlikte davacının vekil olarak takip ettiği dosyaların tümü ele alındığında davacının yapılması gerekeni yaptığı, ihmâl, özensizlik veya kusurun tespit edilmediği gerekçesiyle alınan kök ve ek bilirkişi raporu yeterli kabul edilerek ve hükme esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli ve 2018/906 Esas, 2019/2476 Karar sayılı kararıyla; avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, davacı avukatın sözleşme uyarınca davalı adına takip ettiği icra ve dava dosyaları incelendiğinde herhangi bir ihmâlinin, özensizliğinin veya kusurunun tespit edilemediği, davalının azlin haklılığını ispatlayamadığı, davacıya elden ödeme yapıldığı ileri sürülmüş ise de davacının vekâlet ücreti almadığına ilişkin yemin ettiği, alınan bilirkişi raporlarının taraf, mahkeme, istinaf kanun yolu denetimine olanak sağlayacak şekilde ve hükme esas alınmaya yeterli olduğu, Mahkemece verilen kararın yerinde bulunduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; “…Avukatın, vekil olarak borçları 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 502 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 506/2. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
"Özen borcu" ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, "Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler." Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu’nun 506/2. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.
Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde, 12/12/2012 tarihinde kurulan vekalet ilişkisinin 09.05.2013 tarihli azilname ile sona erdiği sabittir. Bu durumda taraflar arasındaki uyuşmazlık azlin haklı nedene dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporu doğrultusunda azlin haksız olduğu kabul edilerek sonuca gidilmiş olup, bilirkişi raporunda; Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün 2013/2710 Esas sayılı takip dosyasında davacı tarafından istihkak iddiasında bulunulmasına rağmen merci kararının tefhim veya tebliğinden itibaren 7 gün içinde icra mahkemesinde istihkak davasının açılmadığı, bu dosyada gerekli özenin gösterilmediği, yine Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/413 Esas sayılı dosyasında davacı tarafından alacaklı vekilinin vekaletnamesi mevcut olmadığı halde ödeme emri düzenlendiği ve müvekkiline ait evde haciz yapıldığı gerekçesiyle memur işlemi hakkında şikayette bulunulmuş ise de, takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin, memur işlemine karşı şikayet hakkı bulunmadığının davacı tarafından bilinmesi gerektiğinden davacının görevinin gereğini yerine getirmiş sayılamayacağı belirtilmiş, ancak raporun devamında takip edilen diğer takip ve dava dosyalarında gerekli özenin gösterildiği ve azlin haksız olduğu tespitine yer verilmiş olup rapor bu haliyle çelişkilidir ve hükme dayanak yapılamaz. Bölge Adliye Mahkemesince de dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verilmiştir. O halde azlin haklı olup olmadığı hususunu açıklığa kavuşturmak için konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalı tarafça ileri sürülen tüm azil nedenleri üzerinde tek tek durularak, vekalet ilişkisinin bir bütün olduğu, azlin taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceği hususu da göz önünde bulundurularak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK'nın 373/1 maddesi uyarınca işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında davacı avukatın takip ettiği tüm dosyalar birlikte incelendiğinde, müvekkili yararına gerekli özeni gösterdiği, ihmâli ve kusurunun olmadığı, davalının herhangi bir zararının doğmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili; davacı avukat ile imzalanan avukatlık ücret sözleşmesinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydanılarak imzalatıldığını, sadece boşanma davası için özel vekâletname verilmiş olması nedeniyle düzenlenen kök ve ek bilirkişi raporlarının hatalı olduğunu ve hükme esas alınamayacağını, değeri para ile ölçülen davalar ile ilgili bir menfaat elde edilmemiş olması nedeniyle sözleşmedeki "dava sonucunda müvekkilin eline geçecek miktarın %10'u avukata ödenektir" şeklindeki düzenlemeye göre hesaplama yapılamayacağını, Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/63 Esas sayılı dosyasına ilişkin ıslah edilen değer üzerinden hesaplama yapılmasının Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, davacı avukata yaptığı elden ödemelerin bilirkişi hesaplamasında dikkate alınmadığını, davacının akil insanlar heyetine seçildiğini ve bu süreçte müvekkiline ait dosyalar ile ilgilenmediğini, kök raporda iki dosyada davacının görevini gereği gibi yerine getirmediği belirtilmesine rağmen azlin haksız olduğu tespitinin çelişki içerdiğini, azlin haklı olup olmadığı hususunun tüm dosyaların bir bütün olarak değerlendirilmesinden sonra tespit edilmesi gerektiğini, davacı avukatın azlinin haklı olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmün bozulmasını istemiştir.
C. Uyuşmazlık
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacının azlinin haklı olup olmadığına, haksız ise hak edeceği vekâlet ücretinin tespitine ilişkin alınan bilirkişi raporunda davacı avukatın bazı işlemlerinde gerekli özenin gösterilmediği, bu konularda avukatın görevini gereği gibi yerine getirmiş sayılamayacağı belirtilmesine karşın tüm dosyalara ilişkin genel bir değerlendirmeyle azlin haksız olduğunun tespitine yer verilmiş olmasının çelişki doğurup doğurmayacağı, raporun bu hâliyle hükme esas alınıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre oluşturulacak kuruldan yeni bilirkişi raporu temininin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
D. Gerekçe
1. İlgili Hukuk
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 502 ve 512 nci maddeleri.
2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 34, 164 ve 174 üncü maddeleri.
3. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 ve 4 üncü maddeleri.
4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281 inci maddesi.
2. Değerlendirme
1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesinin açıklanmasında ve vekâlet ücretine değinmekte yarar bulunmaktadır.
2. Vekâlet sözleşmesi, somut olayda uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 502 nci maddesinin birinci fıkrasında "Vekalet sözleşmesi, vekilin vekalet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir" şeklinde tanımlanmıştır.
3. Vekâlet sözleşmesi ile vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer. Bu bir hizmet edimi, geniş anlamda iş edimi, bir başkası lehine faaliyet de olabilir. Hukuki fiillere ilişkin vekâlette vekil, müvekkilinin menfaatine olarak hukuki işlemler gerçekleştirmek, özellikle subjektif haklar iktisap etmek, kullanmak ve devretmeyi yükümlenir (Türker Yalçınduran: Vekâlet Sözleşmesinde Ücret, Ankara 2007, s. 35).
4. Avukatlık sözleşmesi ise, her iki tarafa borç yükleyen, ücret karşılığında ivazlı nitelikte olan, belli bir hukuki yardımın yapılmasını öngören ve sözleşmenin bir tarafını mutlaka avukatın oluşturduğu sözleşme türüdür.
5. Avukat ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme de vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Ancak genel bir vekâlet sözleşmesinden farklı olarak Avukatlık Kanunu gereğince “ücret”, sözleşmenin zorunlu unsurudur. Avukat bu sözleşme ile hukuki yardımda bulunmayı, müvekkil ise yapılan hukuki yardım karşılığında bir ücret ödemeyi üstlenmektedir. Ücretin sözleşme ile belirlenmesi zorunlu olmayıp işin görülmesinden önce veya sonra kararlaştırılması mümkündür. Yanlar arasında ücret konusunda yazılı veya sözlü bir sözleşmenin yapılmaması hâlinde ücret, Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgâri Ücret Tarifesine göre belirlenir (Tülin Kurtoğlu: Akdi vekâlet Ücreti ve Avukatın Hukuki Sorumluluğu, Ankara 2016, s. 24, 25).
6. Vekâlet ücreti, savunma hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı hukukçular tarafından yapılmasının doğal sonucudur. Avukatların mesleklerini serbestçe ve herhangi bir kaygı olmadan yapabilmeleri için yaptıkları hizmetin karşılığı olan makûl bir ücret almaları gerekir.
7. Avukatlık Kanunu’nun “Avukatlık ücreti” kenar başlıklı 164 üncü maddesi;
"Avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder.
Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.
İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.
Avukatlık asgari ücret tarifesi altında vekâlet ücreti kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması hâlinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.
Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez" hükmünü içermekte olup buna göre avukatın iki çeşit ücret alacağı bulunmaktadır.
8. Bunlar, avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisinden ... avukatlık ücreti ile yargılama sonunda haklı çıkan taraf yararına hükmedilen ve yargılama gideri niteliğinde olan avukatlık ücretidir. Her iki ücretin kaynağı farklı olup uygulama ve yargısal kararlarda bunlardan ilkine sözleşmeden doğduğu için "akdi vekâlet ücreti", ikincisine ise kaynağını kanundan aldığı ve yargılama sonunda dava ya da takibin karşı tarafından tahsiline karar verildiği için "yasal vekâlet ücreti" ya da "karşı taraf vekâlet ücreti" denilmektedir. Eldeki davada akdi vekâlet ücreti talep edilmektedir.
9. Avukatlık sözleşmesi, sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi avukatın istifası ya da müvekkilin azli ile de sona erebilir.
10. Türk Borçlar Kanunu'nun 512 nci maddesi "Vekalet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan ... zararını gidermekle yükümlüdür" hükmünü içermekte olup vekâlet sözleşmesi vekil ile müvekkil arasında ... unsuruna dayanan bir sözleşme olması nedeniyle yanlar dilediği zaman sözleşme ilişkisine son vermek hakkına sahiptir. Bu durumda sözleşme ilişkisi devam ederken vekil her zaman istifa edebileceği gibi müvekkil de onu her zaman azletme hakkına sahiptir. İstifa ve azîl hakkı tek taraflı ve karşı yana varması gereken irade beyanı ile kullanılır ve sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdirdiği gibi azîl ve istifa beyanı herhangi bir şekle bağlı değildir (Yalçınduran, s. 97, 98).
11. Avukatlık sözleşmesinin azîl ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücretinin, yapılan azîl işleminin haklı olup olmadığına göre belirlenmesi gerekmektedir.
12. Avukatlık Kanunu’nun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrasında “Avukatın azlî hâlinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” hükmü mevcuttur. Buna göre avukatın kusur ve ihmaline dayalı olmaksızın yapılan haksız azîl sonucunda, avukatın vekâlet ücretinin tamamı, dava lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi, muaccel hâle gelir. Bu vekâlet ücreti “akdi” ve “yasal (karşı taraf)” vekâlet ücretinin toplamından oluşmaktadır.
13. Anılan düzenlemeye göre; avukat haklı bir nedenle azledildiği takdirde ücrete hak kazanamaz. Azîl haklı kabul edildiği hâlde, hakkaniyet gereğince ücrete hak kazanıldığından da söz edilemez. Haksız azîl hâlinde ise, avukat hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işe dair avukatlık ücretinin tamamının ödenmesi gerekir. Bu hâlde de, hak edilecek ücretten hakkaniyet indirimi yapılması doğru olmayacaktır.
14. Avukat, takip edip sonuçlandırmış olduğu işler yönünden, azlin haklı olup olmadığına bakılmaksızın ücrete hak kazanır. Azîl, ancak azîl tarihi itibariyle henüz sonuçlanmamış olan işler bakımından hukuki sonuç doğurur (Kurtoğlu, s. 178). Bir dava veya takip nedeniyle azlin haklı olduğunun kabul edilmesi hâlinde, vekâlet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekâlet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir.
15. Nitekim, aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2021 tarihli ve 2017/(13)3-634 Esas 2021/59 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-50 Esas, 2021/1588 Karar; 19.10.2022 tarihli ve 2022/3(13)-357 Esas, 2022/1329 Karar sayılı kararlarında da değinilmiştir.
16. Gelinen noktada avukatın azlinin haklı olup olmadığının tespiti açısından yapılması gereken incelemenin genel ilkelerine ve bu konudaki ispat yüküne değinmekte fayda vardır.
17. Avukatlık Kanunu'nun 34 üncü maddesinde "Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler" hükmü düzenlenmiştir. Bu durumlara aykırı davranışlar haklı azil sebeplerini oluşturur.
18. Haklı sebep kavramı kanunda tanımlanmamıştır. Türk Hukuk Lügatı'nda ise "haklı nedenler", yargıcın takdir hakkını kullanmasını gerektiren nedenler olarak tanımlanmış; bu nedenlerin varlığı hâlinde yargıcın durumları ve ilişkileri ölçüp değerlendirerek nesnel değer yargıları vermekle ve kararlarını bu hükümlere dayandırmakla yükümlü olduğu izah edilmiştir (Türk Hukuk Lügatı, Ankara, 2021 Baskı, Cilt-I, s. 461). Azlin haklı olup olmadığı 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 4 üncü maddesi çerçevesinde hâkim tarafından belirlenir. Söz konusu belirlemede hâkim somut olayın özellikleri ve dürüstlük kuralına göre (TMK md. 2) sözleşme ile bağlı kalmanın taraflar için çekilmez hâle gelip gelmediğini göz önünde bulundurur.
19. Avukatın vekâletten azledilmesinin haklı olup olmadığının, mahkemece toplanan deliller net, kesin ve tereddütsüz bir şekilde değerlendirilerek belirlenmesi gerekir. Bu konudaki ispat yükünün iş sahibine ait olduğu göz ardı edilmemelidir. Azlin haklı olup olmadığı konusunda çelişkili karar verilemeyeceği gibi iş sahibi tarafından ileri sürülen ve hatta azil ihtarında bildirilmese bile yargılama sırasında ileri sürülen tüm azil nedenlerinin incelenmesi gerekir. Bununla birlikte hiçbir şekilde ileri sürülmeyen azil nedeni inceleme konusu yapılamaz (Kurtoğlu, s. 165-168).
20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında imzalanan “Avukatlık Ücret Sözleşmesi” başlıklı sözleşmeye göre vekâlet ücreti olarak başlangıçta 150.000 USD, dava bitiminde 150.000 USD olmak üzere toplam 300.000 USD ve ayrıca her dava için dava sonunda davalının eline geçenin % 10'u oranında ücret ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davacı avukata 12.12.2012 tarihinde vekâletname verilmiş; tarihsiz avukatlık ücret sözleşmesi imzalanmış ve 09.05.2013 tarihinde davacı avukat azledilmiştir. Taraflar arasında imzalandığı nizasız olan avukatlık ücret sözleşmesinin geçerliliğiyle ilgili Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme bulunmamaktadır. Çekişme, avukatın azlinin haksız olduğu değerlendirmesiyle hakettiği vekâlet ücretini hesaplayan kök ve ek bilirkişi raporlarının hükme esas alınması için yeterli olup olmadıkları hususundadır.
21. Bahse konu kök ve ek bilirkişi raporlarında davacı avukatın takip ettiği dosyalar tek tek incelenmiş; avukatın bu dosyalara verdiği emek ve gösterdiği özen tek tek anlatılmış; 08.09.2016 tarihli kök bilirkişi raporunda Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün 2013/2710 Esas sayılı dosyasında davacı avukat tarafından "...iddianın sürdürülmesi ve akıbetin takibi hususunda azil tarihine kadar 2 aylık yeterli sürede gereğinin yapılmadığı, gerekli özenin gösterilmediği ve görevin gereğinin yerine getirilmediği değerlendirilmiştir" kanaati ve Bakırköy 1. İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/413 Esas sayılı dosyasında "...avukatlık mesleğini icra eden kişinin, üstlendiği hukuki işte mevzuata hakim olması ve buna göre girişimlerde bulunması beklendiğinden, mahkeme kararında da belirtildiği üzere takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin, memur işlemine karşı şikayet hakkı bulunmadığı kuralı karşısında bu şekilde bir şikayette bulunmaması, böyle bir şikayetten sonuç alınamayacağı hususunda müvekkilini uyarması veya en azından bir sonuç alınamayacağını müvekkiline izah ettiği halde bu konuda ısrarcı olduğuna dair örneğin görüşme tutanağı düzenlemiş veya yazılı talimat almış olması gerekirdi. Dosyada böyle bir iddia ve kanıt sunulmuş olmadığından, davacının görevinin gereğini yerine getirmiş sayılamayacağı değerlendirilmiştir" kanaati belirtilmesine karşın bunların yanında "bütün tespit ve değerlendirmeler ışığında özetle ve sonuç olarak; dava konusu olayda davalının davacıyı azlinin haklı olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır" değerlendirmesinde bulunulmuş; İlk Derece Mahkemesince de anılan raporlara itibar edilmek suretiyle davacının vekil olarak takip ettiği dosyaların tümü bir bir bütün olarak incelendiğinde davacı avukatın müvekkili davalı yararına yapılması gerekeni yaptığı, ihmâl, özensizlik veya kusur tespit edilmediğinin anlaşıldığı, davalının azlinin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
22. Mahkemece bilirkişi incelemesine başvurulduğunda; raporun, olayın özelliklerine ve uyuşmazlığın çeşidine göre yapılması gerekli olan inceleme ve değerlendirmeleri içermesi, raporda hâkimin uyuşmazlığı çözmesi için gerekli olan tüm özel ve teknik bilgilere ve açıklamalara usulünce yer verilmesi, tarafların iddia, savunma ve itirazlarının gerekçeleriyle ve olayın teknik özellikleriyle tartışılması, bu tartışmanın da denetime elverişli olması gerekmektedir. Bilirkişi raporunun teknik özellikleri taşımaması, denetime elverişli olmaması, mevcut bilirkişi raporları ile çelişki oluşturması ya da verilen bilgilere göre somut olayın özellikleri ve var olan teknik verilere göre kendi içinde çelişki oluşturur tarzda olması hâlinde söz konusu rapor hükme esas alınamayacaktır. Hâkim bu durumda, HMK'nın 31 inci maddesi hükmüne uygun şekilde davayı aydınlatma yükümlülüğünün de bir gereği olarak, eksiklik veya belirsizliğin ya da çelişkilerin giderilmesi ve gerçeğin ortaya çıkarılması için 6100 sayılı Kanun'un 281 inci maddesinde belirtilen yolu izlemelidir (Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2023 tarihli ve 2022/(13)3-631 Esas, 2023/418 Karar sayılı kararı).
23. Anılan yol, 6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281 inci maddesinde "(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (Ek cümle:22/7/2020-7251/24 md.) Bilirkişi raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir.
(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.
(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir..." şeklinde belirtilmiştir.
24. Çözümü hukuk bilgisi dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirdiği için bilirkişiye başvurulan hâllerde Mahkeme, bilirkişi raporunda noksan veya müphem gördüğü hususların tamamlanması veya açıklanması için kendiliğinden veya tarafların itirazı üzerine bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla tekrar inceleme de yaptırabilir. Zira bilirkişi raporları arasında çelişki varsa, çelişki giderilmeden karar verilemeyeceği gibi uzman olmayan bilirkişinin düzenlediği rapor esas alınarak da hüküm kurulamaz.
25. Açıklanan hususlar ve yirmi birinci bentte yapılan açıklamalar dikkate alındığında dosyaya alınan kök ve ek bilirkişi raporunun kendi içinde çelişki içerdiği kabul edilmelidir. Bu durumda Özel Dairece de belirtildiği üzere Mahkemece, çelişkilerin giderilmesi amacıyla, taraf ve yargı denetimine açık bilirkişi heyeti raporu alınması ve sonucuna uygun karar verilmesi gerekir.
26. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğu, Mahkemenin de buna göre değerlendirmesini yaptığı, bundan sonra Özel Dairenin davada dayanılan vakıaları belirleyerek sonucuna göre karar vermesi, dolayısıyla direnme kararı uygun bulunarak dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği görüşü ile bilirkişi raporunun çelişkili olduğu ancak bu durumun hukuki bir değerlendirme içermesi nedeniyle yeniden bilirkişi raporu alınamayacağı, değerlendirmenin Mahkemece yapılabileceği gerekçesiyle direnme kararının değişik gerekçe ile bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüşler açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
27. Diğer taraftan, Mahkemenin direnmeye esas tefhim edilen kısa kararının ikinci bendinde “Bakırköy 5. Aile Mahkemesinin 2012/1080 E. sayılı dosyasında vekâlet ücret alacağının 658,350 TL” olduğu belirtilmesine karşın Mahkemece gerekçeli kararda anılan alacağın 658.350,00 TL olarak düzeltilmesi maddi hatanın düzeltilmesi niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
28. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
IV. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
08.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.
''K A R Ş I O Y''
Davacı dava dilekçesinde iddiasının dayanağı olan vakıaları (HMK 119/1-e), davalı da cevap dilekçesinde savunmasının dayanağı olan vakıaları (HMK129/1-e) gösterir. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK 25/1). Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz (HMK 25/2). Hâkim, Türk hukukunu resen uygular (HMK 33/1).
Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere dava vakıalar üzerinden yürür. Vakıaları bildirmek taraflara aittir. Getirilen vakıalara göre uyuşmazlığı belirlemek ve bu uyuşmazlığa uyan hukuki sebebi belirleyip uygulamak ise hâkimin görevidir. İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı (HMK 141/1) başladıktan sonra taraflar, karşı tarafın açık muvafakatı olmadıkça yeni vakıalara dayanamazlar. Hâkim uyuşmazlığın sınırlarını vakıalarla çizecek olup bu vakıalar dışına çıkarak ve yeni vakıaları kendiliğinden inceleyerek bir sonuca varıp karar veremez.
Bilirkişi raporu alınması ve değerlendirilmesiyle ilgili olarak 6100 sayılı HMK hükümlerine göre; Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz (266/1). Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler (281/1). Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir (281/2). Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir (281/3). Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir (HMK 282/1).
Bu hükümlerin de sonucu olarak Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında da belirtildiği üzere; “bilirkişi; uyuşmazlığın çözümünü etkileyen ve hâkimin hukuki bilgisiyle aydınlatılamayan bilimsel ve teknik meseleleri açıklığa kavuşturmak, bu tür meselelerde mahkemeyi bilgilendirmek amacıyla görüşüne başvurulan uzman kişi olup bilirkişi görüşünün mahkemeyi bağlamayacağı muhakkaktır. Bilirkişi raporu, hâkimin uyuşmazlığı çözerken dikkate alacağı takdirî bir delilden ibarettir. Hâkim; bilirkişi görüşünü içeren raporun yeterliliğini, raporda açıklanan görüş ve kanaatin itibar edilebilirliğini, dayandığı olguları gözönünde bulundurarak hükme esas alınıp alınmayacağını serbestçe değerlendirir ve takdir eder. Bu bağlamda hâkim, bilimsel ve teknik bakımdan yetersiz ve çelişkili bulduğu bilirkişi raporlarını hükme esas almak zorunda değildir. Bu durum, karar verme ve hüküm kurma yetkisinin hâkime ait olmasının doğal bir sonucudur. Aksi takdirde şekil olarak hükmü kuran hâkim olsa da gerçekte hüküm bilirkişi tarafından verilmiş olur ki bu durum yargı yetkisinin devri anlamına gelir. Bununla birlikte bilirkişinin bilimsel veya teknik uzmanlık gerektiren ve objektif olarak bakıldığında mahkemenin vâkıf olmadığı meselelerde görüş beyan ettiği dikkate alındığında mahkemenin bilirkişi raporunu yetersiz görmesi durumunda bunun gerekçesini ortaya koyması gerekir. Mahkemenin gerekçesini açıklamadan bilirkişi raporunu hükme esas alınamaz bulması, raporun lehine olduğu kişi açısından yargılama adaletini olumsuz yönde etkileyebilecetir (B. No: 2015/18943 § 45-46 ve B. No 2014/18103 § 46-47).
Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; uyuşmazlıkta davacının vekâlet görevini yerine getirirken özen görevini yerine getirip getirmediği bunun sonucuna göre haklı nedenlerle azil bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirleme yapılırken davalının haklı nedenlerle azil bulunduğuna ilişkin dayandığı vakıalar incelenmeli ve bu inceleme de savunmanın genişletilmesi yasağı başlayıncaya kadar dayanılan vakıalarla sınırlı olarak yapılmalıdır. Zira dosyada haklı nedenle azil sebebi olabilecek başka vakıalar bulunsa bile davalı bu vakıalara bir azil sebebi olarak dayanmamışsa mahkemenin bu vakıaları esas alarak haklı nedenle azil bulunduğu sonucuna varabilmesi mümkün olmayacaktır.
Vekilin vekâlet görevini özenle yerine getirip getirmediğinin belirlenebilmesi için vekil olarak görev yapılan dosyalarda vekilin işini özenle yerine getirip getirmediği yönünden yapılması gerekirken yapılmayan veya hatalı yapılan işlemlerin neler olduğu konusunda dosyaların kapsamı nedeniyle rapor alınması gerekecek ise de bilirkişi tarafından tespit edilecek bu hususların haklı azil sebebi olup olmayacağını değerlendirmek ise hukukun uygulanmasıyla ilgili olduğu için hâkimin görevi kapsamındadır.
Dosyada alınan rapor ve ek rapor ile vekilin görev yaptığı dosyalardaki işlemleri, vakıalar kapsamında tek tek ortaya konulmuştur. Ortaya konulan bu vakıalara göre bütünsel bir değerlendirmeyle hukukun hâkim tarafından uygulanması ve hukuki konularda bilirkişi raporu alma yasağı kapsamında haklı azil bulunup bulunmadığını hâkim değerlendirebilecek durumda olup yeni rapor alınmasına gerek yoktur. Nitekim hâkim tarafından da bu değerlendirme yapılarak haklı azil bulunmadığı kabul edilmiştir. Mahkemece azilin haklı olmadığı yönünde varılan sonucun, süresi içinde dayanılan vakıaların ispatlanma durumuna göre yerinde olup olmadığı da toplanan deliller değerlendirilmek suretiyle temyiz aşamasında da incelenebilecek durumdadır. Zira mahkeme için yeterli olan delil toplama, kanun yolu incelemesi için de yeterli görülmesi gereken bir delil toplama sayılmalıdır.
Bu durumda haklı azil bulunup bulunmadığına ilişkin olarak yeniden rapor alınması gerekmediği için direnme uygun bulunarak buna göre işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan bu yönden yeniden rapor alınması gerektiği kabul edilerek özel daire kararı gibi bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.
11. Hukuk Dairesi, 2017/439 E., 2018/5750 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ticari Temsilci (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.).
11. Hukuk Dairesi 2017/439 E. , 2018/5750 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../05/2016 tarih ve 2016/269-2016/371 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, ... İnş. Turizm Elek, Ltd. Şti.'ne dışarıdan müdür olarak atandığı, şirketin sigorta ve maaş ödemesi yapmadığı, bunun üzerine çıkan ihtilaf nedeniyle, 2012 yılı Mayıs ayında işten ayrıldığı, müdürlük görevinin resmi olarak sonlandırılması için şirketle görüştüğü, Ticaret Sicil Memurluğuna başvurduğu ve ancak sonuç alamadığı, ... 11. Noterliği .../09/2013 tarih ... yevmiye numaralı istifaname ile müdürlükten istifa ettiği ve firma ile hiç bir ilgisinin kalmadığı, noter aracılığı ile Ticaret Sicil Memurluğuna bildirdiği, ... ...'na 27/08/2015 tarih 11275 sayılı dilekçe ile talepte bulunduğu, işlem yapılmadığı, 20/01/2016 tarihli dilekçesi akabinde kendisinden tescil harç ve ilan bedeli istendiği, dışardan müdür olarak atanıp istifa ile görevi sonlandığından karar almasının fiilen mümkün olmadığı, 27/08/2015 tarihli dilekçesine kadar ...’nın işlem yapmayarak görevi ihmal ve keyfi muamele yaptığı iddiasıyla şirket müdürlüğünün .../09/2013 tarihli istifanameye istinaden .../09/2013 tarihi itibariyle re’sen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirket ortaklarına tescile davet yazıları gönderildiğini, yasal süre geçmesine rağmen tescil başvurusunda bulunulmadığını, buna ilişkin olarak Kaymakamlıktan şirket aleyhine ceza verilmesi isteminde bulunulduğunu, işlemin harca tabi olup ödenmediğini, davacı talebinin red edilmediğini ve ...’nın .../02/2016 tarih 2547 sayılı yazı ile re’sen tescil için mahkemeden izin talebinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, ... 28. maddesine göre tescilin sadece ilgililer veya mümessilleri yada hukuki halefleri tarafından yaptırılabileceği, ... 34. maddesine göre ... kararlarına karşı ancak ilgililerin mahkemeye itiraz edebileceği, Ticaret Sicil Yönetmeliğinin 22. maddesine göre, tacirin tüzel kişi olması halinde ilgilinin onun yetkili organları veya temsilcileri olduğu, şirket müdürü olan ve istifa eden davacının, müdürlük görevinden ayrıldığını tescil ettirmenin yönetim kurulunun görevinde olduğu, davacının dava tarihi itibariyle şirket ortağı yada temsilcisi olmadığı, bu nedenle taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı, davacının müdürlük görevinden ayrıldığının tescil ve ilanında hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile davanın HMK 114/1-d düzenlenen taraf ve dava ehliyeti ile 114/1-h maddesinde düzenlenen hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğundan HMK 115/... gereği davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacının Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22/1 madde ve 22/...-e fıkrasında gösterilen ilgililer kapsamında olmamasına, davacının istemi konusunda henüz verilmiş bir ret kararının da bulunmamasına, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün durumundan haberdar olması üzerine yönetmeliğin 36. maddesin de gösterilen prosedürü başlatmış olmasına ve bu kapsamda önce ceza uygulayıp ardından ....02.2016 tarihli yazı ile re'sen tescil kararı için mahkemeye başvurmuş olmasına ve bu nedenle de davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamasına göre, davacının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, .../09/2018 tarihinde oyçokluğuylakarar verildi.
KARŞIOY
Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır.
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı ...'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı ... 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur.
Ticari Temsilci (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir.
Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz.
İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir.
Bununla birlikte somut uyuşmazlıkta davacı müdürün istifası, şirketin diğer müdür ve ortağına da tebliğ edilmiştir.
Davacının, Ticaret Sicil Kayıtlarında dava dışı şirketin halen tescilli müdürü bulunması, istifa keyfiyetinin davacınınşahsını ilgilendirmesi nedeniyle davacı ... 34 maddesinde ifade edilen "ilgili" kişilerden olup Ticaret Sicili Müdürlüğüne davacının başvuru hakkı olduğu kabulü gerekmektedir.
Keza davacının Ticaret Sicil Kayıtlarında halen müdür olarak görünmesi ve bu sıfatı nedeniyle kendisine resmi kurumlarca şirketle ilgili tebligatların gönderilmesi karşısında davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı da bulunmaktadır.
Yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
11. Hukuk Dairesi, 2016/9959 E., 2018/4654 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ticari Temsili (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.).
11. Hukuk Dairesi 2016/9959 E. , 2018/4654 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada ... 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 22/03/2016 tarih ve 2015/1170-2016/546 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, ... Ltd Şti'nde,...'un %85, ...'nun %5 ve müvekkili ...'nın %10 paydaşları olduğunu... ve müvekkili ...'nın 23/11/2007 tarihinden başlamak üzere 10 yıl süre ile şirket müdürü seçildiklerini, müvekkilinin şirket müdürlüğünden istifa ihtarnamesinin 17/03/2008 tarihinde...'a ve 13/03/2008 tarihinde ...'na tebliğ edildiğini, istifa işleminin tescili ve Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ilanı için, ... Ticaret Sicil Memurluğuna müvekkili tarafından yapılan başvurunun, ortaklar kurulu kararı olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini, ancak müvekkilinin... ile husumeti olduğundan böyle bir kararı aldırabilmesinin mümkün olmadığını, müvekkilinin şirket müdürlüğünden tek taraflı irade beyanı ile istifa edemeyeceğine dair bir yasa hükmü bulunmadığını, genel kurallar çerçevesinde her zaman istifa edebileceğini, şirket müdürüne tebliğ edildiği tarihte istifa işleminin geçerlilik kazanarak, Ticaret Sicil Memurluğunun bu tarihi esas alarak istifa işlemini tescil ve ilan ettirmesi gerektiğini ileri sürerek müvekkilinin şirketteki müdürlük sıfatının 17/03/2008 tarihi itibariyle sona erdiğini tespitine, tescili ile ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2009/551 esas sayılı karar ile, şirketin feshine ve tasfiye memuru olarak ...'nün atanmasına karar verildiği, mahkeme kararının tescilinin tasfiye memurunun talebi neticesinde gerçekleştirebileceği, tasfiye memuru ...'ye 12/10/2010 tarihinde gönderilen davet yazısının 15/12/2015 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkili kurumun davanın açılmasına neden olabilecek bir kusuru bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, ... 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/551 esas ve 2010/381 karar sayılı dosyasında davacılar ... ve ... tarafından, davalı...'a karşı açılan şirketin feshine ve tasfiyesine yönelik dava sonucunda şirketin feshine, tasfiye memuru olarak mali müşavir ...'nün atanmasına karar verildiği, mahkeme kararının tescili için tasfiye memuru ...'ye gönderilen davet yazısının yargılama devam ederken 15/12/2015 tarihinde tebliğ edildiği, davaya konu olan şirketin feshi sonucu, davacının şirket müdürlüğünden istifasının 17/03/2008 tarihi itibariyle sona erdiğinin tespit ve tescilini talep etmekte bu aşamada hukuken korunmaya değer ve güncel bir yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın HMK'nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, limited şirket müdürlüğü görevinin sona erdiğinin tespiti, tescili ve ilanı istemine ilişkindir. Davacı, şirket müdürlüğü görevinden istifa ettiğini, buna ilişkin olarak üç ortaklı şirketin müdür olan ortağına ve diğer ortağına tebligat yapıldığını, ancak şirketin buna ilişkin karar almadığını, tek taraflı iradesi ile istifa edebileceğini ileri sürmüştür. 6102 sayılı TTK’nın 643. maddesi delaletiyle 535. maddesi gözetildiğinde tasfiye haline giren şirket organı niteliği taşıyan müdürlerin hak ve vazifelerinin tasfiye hükümleri ile sınırlı biçimde devam edecek olması nedeniyle mahkemenin davacının hukuksal korunmaya değer güncel yararının bulunmadığına ilişkin davanın reddine dair gerekçesi yerinde değildir. Ancak davacının istifası tek taraflı varması muktazi nitelikte bir hukuki fiil olup, şirketle davacı arasındaki iç ilişki bakımından sonuç doğuracak olmasına rağmen dış ilişkide şirketin üçüncü kişilerle olan münasebetleri bakımından davacının işbu davayı açmakta hukuksal yararının varlığı kabul edilebilir olsa da davacının, TTK’nın 34. ve 22. maddeleriyle düzenlenen sınırlayıcı hükümler çerçevesinde müdürlük görevinden istifasının ticaret siciline tescil ve ilanını isteyebilecek ilgililer arasında kabulü mümkün görülmediğinden davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu nedeniyle reddi gerekip yazılı şekilde reddine karar verilmesi hatalı ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın değişik bu gerekçeyle onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan hükmün açıklanan değişik bu gerekçe ile ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 20/06/2018 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞIOY
Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır.
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı TTK'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı TTK 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur.
Ticari Temsili (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir.
Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz.
İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir.
Bununla birlikte somut uyuşmazlıkta davacı müdürün istifası, şirketin diğer müdür ve ortağına da tebliğ edilmiştir.
Davacının, Ticaret Sicil Kayıtlarında dava dışı şirketin halen tescilli müdürü bulunması, istifa keyfiyetinin davacınınşahsını ilgilendirmesi nedeniyle davacı TTK 34 maddesinde ifade edilen "ilgili" kişilerden olup Ticaret Sicili Müdürlüğüne davacının başvuru hakkı olduğu kabulü gerekmektedir.
Sayın çoğunluğun bu yöne ilişkin gerekçesine katılmadığımdan, diğer temyiz sebeplerinini incelenmesi gerekirken yazılı ve değişik gerekçe ile yerel mahkeme kararının onanmasına ilişkin çoğunluk görüşüne karşıyım.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Yazılımcı Deniz, bir mobil uygulama projesi için avukat Selin’i genel vekil olarak tayin etmiştir. Ancak daha sonra aralarında çıkan bir anlaşmazlık nedeniyle Deniz, noter kanalıyla Selin’e bir azilname göndererek vekalet ilişkisini sona erdirmek istediğini bildirmiştir. Selin ise işin henüz bitmediğini ve tek taraflı azlin hukuken geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
Vekalet sözleşmesinin sona ermesi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Vekalet sözleşmesi ancak her iki tarafın karşılıklı rızası (ikale) ile sona erdirilebilir.
B) Vekil ve müvekkil, her zaman tek taraflı bir irade beyanıyla sözleşmeyi sona erdirme hakkına sahiptirler.
C) Azil hakkından önceden feragat edilmişse, müvekkil artık vekilini azledemez.
D) Vekilin azledilmesi için mutlaka ağır kusurunun veya güveni sarsıcı bir davranışının ispat edilmesi şarttır.
E) Tek taraflı fesih ancak eser sözleşmelerinde mümkündür; vekalet sözleşmesinde süre dolmadan sonlandırma yapılamaz.
Bu maddeyle ilgili 3 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.