Türk Borçlar Kanunu 527. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 527- Vekâletsiz işgören, her türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir.
İşgören, işsahibinin açıkça veya örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur.
III. İşgörenin ehliyetsizliği
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
6 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2019/852 E., 2022/1226 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Mülga Borçlar Kanunu’nun 410 ve devamı maddelerinde vekâletsiz iş görme “vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf” başlığı ile düzenlenmiş iken, TBK’nın 526-531. maddeleri aralığında “vekâletsiz iş görme” başlığı altında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu 2019/852 E. , 2022/1226 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan 19.05.2006 tarihli sözleşme ile müvekkilinin, davalının müşterisi ... İlaç San. ve Tic. A.Ş. için bir kısım konaklama, eğlence, günlük tur ve transfer gibi hizmetleri üstlendiğini, yapılan hizmetler için davalının 916.145Euro karşılığı 1.758.265,40TL ödediğini, ancak bakiye 326.169Euro karşılığı 625.983,54TL’yi ödemediğini, sözleşme imzalanmadan önce karşılıklı tekliflerin verilerek davalı tarafından verilen hizmetlerin denetlendiğini, davalının 19.05.2006 tarihinde faks yoluyla sözleşmeyi imzalamasından sonra müvekkilinin birinci ve ikinci gruba ait depozito için düzenlediği proforma faturalarının en son 02.08.2006 tarihinde davalı tarafından ödendiğini, müvekkilinin 15.08.2006 tarihinde davalıya üçüncü gruba ait depozito için proforma fatura göndererek e-mail aracılığıyla da borcunu bildirdiğini, ancak davalının borcunu onaylamasına rağmen ödemediğini, 18-24 Ağustos 2006 tarihinde ise davalının üçüncü gruba ait ekstra hizmetler için düzenlenen masraf belgesini imzaladığı hâlde ödemediğini, son faturanın 31.08.2006 tarihinde davalıya gönderildiğini, müvekkilinin bu faturayı e-mail yazışmalarında davalı tarafından üçüncü gruba ait ekstra hizmetlere itiraz edilen 37.000Euro’luk kısmı düşerek düzenlediğini, buna rağmen davalının tartışmasız olarak kabul ettiği 286.663,55Euro karşılığı 550.164,68TL borcunu ödemediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000Euro alacağının 01.09.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 09.12.2013 tarihinde haçlandırdığı ıslah dilekçesinde ise; davalının müvekkiline yazılı belgelerle kanıtlanmış olan borcunun 952.568,70Euro+289.595,50Euro=1.242.164,20Euro alacaktan 916.145Euroluk ödeme düşüldüğünde 326.019,20Euro olduğunu, yerel hizmetler için tarafların mutabık olduğu 289.595,50Euro yerine bilirkişilerce hesaplanan toplam 236.359,50Euro rayiç bedel üzerinden karar verilecek ise bu tutara da itiraz etmediklerini belirterek toplam 272.783,20 Euro’nun davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı ... İlaç San. ve Tic. A.Ş. ile anlaşarak bu şirketin ...’daki konaklama ve seyahat organizasyonuna aracılık ettiğini, bu hizmetlerin yerine getirilmesi için müvekkilinin, davacı şirket ile sözlü olarak anlaştığını, sözlü anlaşma gereğince davacıya yaptığı işin bedelinin fazlasıyla ödendiğini, buna rağmen davacının taahhüt ettiği hizmetleri tam anlamıyla yerine getirmediğini, müvekkili ile davacı arasında faks yoluyla imzalanan yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi faks ile imzalanan sözleşmenin delil olarak da ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin sözlü anlaşmaya uygun olarak davacının eksik ve ayıplı ifasına rağmen organizasyon için anlaşılan 916.145Euroluk bedeli ödediğini, bu ödemenin davacı tarafından da ikrar edildiğini, bunun dışında davacıya her ne ad altında olursa olsun herhangi bir borcun bulunmadığını, davacının faks yoluyla imzalandığını ileri sürdüğü sözleşmenin altındaki imzanın ...’a ait olduğunu kabul etmediklerini, öte yandan ...’ın müvekkili şirket adına sözleşme imzalamaya ve şirketi imzası ile temsil etmeye yetkili olmadığını, yetkisiz temsilci ...’ın yaptığı işleme icazet verilmediğinden sözleşmenin geçersiz olup müvekkilini bağlamayacağını, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, dolayısıyla 01.09.2006 tarihinden itibaren faiz talep edilmesinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin Kararı:
6. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.12.2013 tarihli ve 2012/307 E., 2013/420 K. sayılı kararı ile; her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğu, ...’ın davalı şirketi temsile yetkili olmadığı, ancak ... tarafından imzalanan sözleşmeye davalı tarafından onay verilip kabul edildiğinden ve bu sözleşmeye göre davacıdan hizmet alındığından, taraflar arasındaki ilişkide bu sözleşme şartlarının uygulanacağı, sözleşmede verilecek hizmetlerin bedelinin 805.746,96Euro olarak belirtildiği, davacının sözleşmedeki birim fiyatların tahmini olup ekstra hizmetlerin verildiğini ve alacağın da buradan kaynaklandığını iddia ettiği, davalının ekstra verilen hizmetleri kabul etmediği, bir işleme icazet verilmesinin yetkisiz kişinin yaptığı özellikle borç altına sokan işlemlerin hepsine icazet verildiği anlamına gelmeyeceği, ...’ın imzaladığı iddia edilen belgeleri davalı kabul etmediğinden, davacının verdiği hizmetleri ve sözleşme dışı ekstra hizmetleri ispatlaması gerektiği, ancak davacı tarafından bu hususta hiçbir delil sunulmadığı, sadece tanık ...’in ifadesine dayanıldığı, bu tanığın da ekstra hizmetler konusunda herhangi bir beyanda bulunmadığı, davacının sözleşmedeki birim fiyatların ve işlerin tahmini olduğunu, sözleşmede yazılı olan işlerin ne kadar olduğunu, birim fiyatlarının neler olduğunu, kaç kişiye nasıl ve ne şekilde hangi fiyattan hizmet verildiğini ispatlaması gerektiği, davacının bu konuda sadece proforma faturalara dayandığı, faturaların davalıya tebliğ edildiğine dair belge sunulmadığı gibi davalının defterlerinde de faturaların kayıtlı olmadığı, sadece davacıya yapılan havaleler üzerine kayıt tutulduğu, davacı tarafından ekstra hizmetler verildiğine dair sunulan belgelerdeki imza ...’a ait olsa dahi ...’ın davalı şirketi temsile yetkili olmadığı ve bu belgeyi imzalamasına davalı tarafından icazet verildiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle bu belge yönünden imza incelenmesine gerek olmadığı, asıl sözleşme yönünden ise; sözleşme bedelinin 805.746,96Euro olarak kabul edildiği, davacının bu bedelden fazla veya farklı hizmet verdiğini ispatlayamadığı, davacı tarafından davalının 916.145Euro ödediğinin kabul edildiği, sözleşme bedelinden fazla ödeme yapıldığı, dolayısıyla asıl sözleşme yönünden de imza incelemesine gerek kalmadığı, davacının dayandığı e-maillerde davalı şirket çalışanı ... tarafından yapılan yazışmalarının bulunduğu, yazılan cevaplarda davacının iddiasının kabul edildiğine dair bir yazının mevcut olmadığı, davacı tarafından sözleşmedeki işlerin başka birim fiyattan ve başka şekilde yerine getirildiği ispatlanamadığı gibi ekstra verildiği iddia edilen hizmetlerin de ispat edilemediği, davacı tarafından kabul edilen davalı ödemesinin de sözleşme bedelini kapsadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 24.06.2014 tarihli ve 2014/1972 E., 2014/4834 K. sayılı kararı ile;
“…Taraflar arasında 19.05.2006 tarihli hizmet sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşmenin tamamlayıcı şartlar başlığı altında "beklenen kira miktarı 805.746 Euro, hizmetlere göre değişebilir" ibaresinin yazılı olduğu, bu sözleşme uyarınca yapılan asıl hizmet bedeli 952.568,70 euro’nun tahsili için belgelerin davalıya gönderildiği, davalı tarafça bu bedelden hizmet bedelinin 921.850 euro olduğu kabul edilerek ödendiği, gönderilen bu hizmet belgelerinde davalı şirketi temsilen ...’ın imzasının bulunduğu, davalı tarafın belirtilen bedeli ödemekle mahkemenin kabulünde olduğu üzere yapılan işlemi benimsediği konusunda artık ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, asıl hizmet bedelinden bakiye kısmından ve yerel hizmet adı altında ekstra hizmet olduğu iddia edilen hizmetlerin yapılıp yapılmadığı ve bu bedelden davalının sorumlu olup olmadığı noktasındadır. Davacı vekili, ekstra hizmetlere ilişkin belgelerin de davalı tarafa gönderildiği ve bu belgeleri şirketi bu sözleşme kapsamında temsilen hareket eden ...’un aldığı ve imzaladığı, bu nedenle şirketin bu bedellerden sorumlu olduğunu ileri sürmüş, davalı vekili ise hizmetin verilmediğini ve ...’ın şirketi temsile yetkili olmaması ve belge altındaki imzaların bu kişiye ait olmaması nedeniyle bedelden sorumlu olmadığını savunmuştur. Dosya kapsamındaki belgelerden sözleşmeye istinaden davalı şirketi tüm yazışmalarda ve sözleşmenin imzalanmasında ...’ın temsil ettiği, şirketin bu nedenle davacı şirkete ödemede bulunduğu, sunulan faks mesajları, sözleşmedeki imza ve davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların aynı kişiye ait imza olup olmadığının çıplak gözle dahi anlaşılabilecek durumda olup olmadığı, ekstra hizmet bedellerinin rayiç bedellerinin tespitine ilişkin bilirkişi raporuna karşı taraf beyanları da gözetilerek ek rapor alınıp, oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
10. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 03.11.2015 tarihli ve 2014/9594 E., 2015/7030 K. sayılı kararı ile;
“…Davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların çıplak gözle ...'a ait olduğu anlaşılamayan hizmetler yönünden, dava tarihi itibariyle yürülükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 22. maddesi gözetilerek, davacının verdiğini iddia ettiği hizmetleri her türlü delille kanıtlayabileceği ve bu durumda, mahkemece emsal organizasyonlarda oluşan piyasa rayicine, verilen hizmetin niteliğine ve kapsamına uygun bir hizmet bedelinin bilirkişi raporu ile belirlenip, hüküm altına alınması gerektiği tabiîdir.
Bu açıklamalara ve Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, HUMK'nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir…” gerekçesiyle karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
11. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.06.2016 tarihli ve 2015/1631 E., 2016/717 K. sayılı kararı ile; sözleşmenin taraflarca kabul edildiği, tarafların 805.746,96Euro bedelli olan sözleşmeyi yaptıkları ve bunun da tarafları bağladığı, sözleşmedeki “beklenen toplam gelir” ifadesinin sözleşmenin uygulanması ile elde edilecek gelir olduğu, sözleşmenin bedeli 805.746,96Euro olmasına rağmen, davalı tarafın ticarî defterlerinde 921.850Euro ödeme yapıldığı belirtildiğinden davalının bu kabulü nedeni ile sözleşme bedelinin 921.850Euro olarak kabul edildiği, davalının defterlerinde kayıtlı 921.850Euro ödemeye ilişkin banka internet çıktısı dekontları sunduğu, bu belgelere davacı tarafından da herhangi bir itirazda bulunulmadığından davalının 921.850Euro ödeme yaptığını ispatladığı ve davalının sözleşme bedeli olan 921.850Euro’yu ödediği, davacının davalıdan alacaklı olduğunu ispatlayamadığı, davacının sözleşme dışı extra hizmet verdiğini ispatlamakla yükümlü olduğu, davacının tanığı ...’in extra hizmet verildiğine dair herhangi bir beyanda bulunmadığı, davalı şirketi temsile yetkili olmayan ...’ın extra hizmetler nedeni ile imzaladığı belgelere davalı şirket tarafından onay verildiğinin de ispatlanamadığı, bozma kararında imzanın çıplak gözle incelenmesi ve faks yazışmaları incelenerek karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; bozma kararından önce mahkemece ...’ın imzaladığı belgelerin çıplak gözle incelenerek değerlendirildiği ve imzanın ...’a ait olduğu, ancak davalı şirket tarafından icazet verildiğinin ispatlanamadığı ve davalı şirketi bağlamadığı, davacının extra hizmet verdiğini ispat edemediği, bedel talebinde bulunamayacağı ve rayiç değer üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı, eksik incelemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının asıl hizmet bedelinden kalan bakiye alacağını ve sözleşme dışı ekstra hizmet verdiğini ileri sürerek yerel hizmet adıyla nitelendirilen ekstra hizmetlerin bedelini talep ettiği, sözleşmeye istinaden tüm yazışmalarda ve sözleşmenin imzalanmasında davalı şirketi ...’ın temsil ettiği, buna dayanarak davalı şirketin davacıya ödemede bulunduğu somut olayda; mahkemece sunulan faks mesajları, sözleşmedeki imza ve davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların aynı kişiye ait olup olmadığının çıplak gözle anlaşılabilecek durumda olup olmadığının belirlenip belirlenmediği, ekstra hizmet bedellerinin rayiç bedellerinin tespitine ilişkin bilirkişi raporuna karşı taraf beyanları da gözetilerek ek rapor alınmasının ve davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların çıplak gözle ...’a ait olduğu anlaşılamayan hizmetler yönünden, emsal organizasyonlarda oluşan piyasa rayicine, verilen hizmetin niteliğine ve kapsamına uygun bir hizmet bedelinin bilirkişi raporu ile belirlenmesinin gerekli olup olmadığı, eksik inceleme ile karar verilip verilmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Bilindiği üzere hukukî işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmedir. Her sözleşme, taraflar arasında bir hukukî ilişki meydana getirir, bu ilişkiye “sözleşmeye dayalı=akdî ilişki” denir. Doktrin ve uygulamada sözleşme yerine “akit”, “mukavele” veya “bağıt” kelimeleri de kullanılmaktadır.
15. Sözleşme; hukukî bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasını ifade eder. Sözleşme türlerinden biri olan “hizmet sözleşmesi” ise, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 313/1. maddesinde;
“Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder” şeklinde tanımlanmıştır.
16. Aynı düzenlemenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundaki (TBK) karşılığı “Genel Hizmet Sözleşmesi” başlığı altında yer alan 393/1. maddesinde de; hizmet sözleşmesinin, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de işçiye zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olduğu belirtilmiştir. Öte yandan Türk Hukuk Lûgatında da hizmet sözleşmesinin kanunda düzenlenen tanımı aynen muhafaza edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 491).
17. Anılan hükümler gereğince hizmet akdinin unsurları; hizmetin belirli veya belirli olmayan bir zaman içinde görülmesi, hizmet akdinin konusu olan edimin işverene ait işyerinde yerine getirilmesi, edimin ifası sırasında işverenin denetim ve gözetimi altında bulunması, edimin ücret karşılığında yapılması ve ücretin zaman esası üzerinden saptanmasıdır. Ücret zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi belirli ya da belirli olmayan bir zaman için alınmış veya çalışılmış oldukça hizmet akdi yine mevcuttur. Hizmet akdinin belirleyici ve ayırıcı unsurları zaman ve bağımlılıktır. Zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde çalışmanın varlığı hâlinde aradaki ilişkinin hizmet akdine dayalı olduğunun kabulü gerekir.
18. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2017/(23)15-1692 E., 2021/949 K.; 09.12.2021 tarihli ve 2017/(23)6-868 E., 2021/1646 K.; 07.06.2022 tarihli ve 2021/(23)6-901 E., 2022/837 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
19. Bu arada adil yargılanma hakkı (AİHS m. 6, Anayasa m. 36) ve hukukî dinlenilme hakkının (HMK m. 27/2-b) bir gereği olarak “ispat hakkı”na ilişkin hükümlere değinmek gereklidir.
20. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) veya hukuksal durumun varlığı ya da yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen inandırma eylemine ispat denir. İspat faaliyeti aynı zamanda yargılama sürecinde taraflar açısından yargısal bir temel hak olarak da görünüm kazanır. Anayasal dayanağı da olan ispat hakkını taraflar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 189/1. maddesi gereğince kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak kullanırlar.
21. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesine göre ispatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. İspatı gerekli ve önemli olan vakıalar, hâkimin vereceği kararı etkileyen ve hâkimin karar verirken dikkate alması gereken vakıalardır.
22. Kural olarak hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz. Belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, tarafların ispat etmesi gerekir.
23. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Aynı yöndeki düzenleme HMK’nın 190. maddesinin birinci fıkrasında, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre ispat yükü, ispatı gereken vakıalara dayanan tarafa ait olup, herkes iddiasını ispatla mükelleftir.
24. İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; HMK'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir.
25. Açıklanan bu hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2021 tarihli ve 2017/15-425 E., 2021/440 K.; 29.04.2021 tarihli ve 2017/15-3098 E., 2021/546 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.
26. Eldeki davada; her ne kadar mahkemece taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu belirtilmiş ise de; yukarıda ayrıntılı şekilde ifade edilen kanun maddeleri ve düzenlemelere göre taraflar arasındaki akdî ilişki eser sözleşmesinden değil, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanmakta olup; davacı, davalı şirketi temsilen ... ile imzalanan 19.05.2006 tarihli faks metni ile ve yazılı olarak sözleşme ilişkisinin kurulduğunu ileri sürerken, davalı tarafça sözleşmenin sözlü biçimde yapıldığı savunulmuştur. İster yazılı isterse sözlü biçimde yapılsın netice itibariyle hizmet sözleşmesinin varlığı her iki tarafın kabulünde olduğu gibi, mahkemece ve Özel Dairece de aynen benimsenmiştir.
27. Dosya kapsamında bulunan tüm beyanlar, delil ve belgeler doğrultusunda varlığı sübut bulan hizmet sözleşmesi gereğince davacının, davalı şirket için konaklama, eğlence, günlük tur, transfer ve gezi organizasyonu gibi birtakım hizmetleri gerçekleştirdiği, verilen bu hizmetlere karşılık da davalı tarafından 916.145Euro ödendiği ihtilaf konusu değildir.
28. Uyuşmazlığın temel noktasının tespiti bakımından davacı vekilinin dosyaya sunduğu 19.03.2012 tarihli dilekçesindeki beyanı belirleyici olup, anılan dilekçede davacı vekili; “…Yani; kısaca dava konusu, davalıdan talep edilen sözleşme haricindeki ekstra harcamalardır…” şeklinde beyanda bulunarak davadaki talebini ekstra hizmet harcamaları olarak sınırlandırmış, başka bir anlatımla uyuşmazlığın, yerel hizmet adıyla nitelendirilen sözleşme dışı ekstra hizmetlerin bedelinden kaynaklandığını belirtmiştir. Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler de birlikte değerlendirildiğinde, herkes iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğundan, ispat yükü kendisinde olan davacı taraf sözleşme harici ekstra hizmetleri verdiğini ve bu hizmet bedellerinin ödenmediğini yasal delillerle ve usulüne uygun olarak kanıtlamak zorundadır.
29. Gelinen aşamada uyuşmazlığın çözümü için “ticari temsilci (=ticari mümessil)” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklığa kavuşturulmasında da yarar vardır.
30. Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinin birinci fıkrasında ticarî temsilci;
“Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir” şeklinde tanımlanmıştır.
31. Somut olayda uygulanması gereken mülga BK’nın 449/1. maddesinde ise;
“Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir” biçiminde ticarî mümessil olarak düzenlenmiştir.
32. Ticarî mümessillik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukukî işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticarî mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanunî değil, iradi temsil yetkisidir.
33. Ticarî mümessilin temsil yetkisinin kapsamı Kanun’da tam olarak belirlenmiştir. Bu hâliyle ticarî mümessillik, sınırı Kanun ile çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticarî temsilci, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır (mülga BK m. 450; TBK m. 548).
34. Ticarî temsilci, işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğindedir ve adeta işletmenin sahibiymiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri mülga BK’nın 451. maddesinde sayılan sınırlandırmalar dışında yapabilme yetkisine sahiptir. Başka bir ifadeyle ticarî temsilcinin işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisi vardır. Ayrıca ticarî mümessilin borç altına sokan işlem yapabilmesi, bu yönde açık ve ayrıca verilmiş bir yetkinin varlığına da bağlı değildir.
35. Bu çerçevede somut olaya gelince; her ne kadar davalı tarafından ...’ın şirket adına sözleşme imzalamaya ve şirketi imzası ile temsil etmeye yetkisi olmadığı, ...’ın yaptığı işlemlerin kendileri için bağlayıcı olmadığı savunulmuş ise de; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nün mahkemeye gönderdiği bordrolar incelendiğinde, ...’ın 2006 yılına ait tüm aylarda ve 2007 yılının haziran ayına kadar davalı şirketin çalışanı olduğu; davacı tarafından dosyaya sunulan ve 19.05.2006 tarihinde imzalandığı iddia edilen, ancak üzerinde herhangi bir tarih bulunmayan hizmet sözleşmesi ile devamındaki onay belgelerinde davalı şirket adına ...’ın imzasının bulunduğu, dosyaya yansıyan tanık anlatımlarında da açıkça belirtildiği gibi akdî ilişkinin başından itibaren tüm yazışma ve e-maillerde davacının muhatabının ... olduğu, davalı tarafından ...’ın imzaladığı belgelere ve davacı ile arasındaki yazışmalara göre ödemeler yapıldığı, dolayısıyla ...’ın davalı şirketin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma, taraflar arasındaki akdî ilişki sürecini devam ettirme yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır.
36. Öte yandan sözleşme kapsamındaki asıl hizmetler yönünden davalının yetkilisi sayılan ...’ın dava konusu ekstra hizmetlerle ilgili davalıyı temsil etmediğinden ve davalı nam ve hesabına işlem yapma yetkisi bulunmadığından söz etmek çelişkili olacağı gibi, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere de uygun düşmeyecektir. Bu durumda mülga BK’nın 449/1. (TBK m. 547/1) maddesi gereğince ...’ın davalı şirketin ticarî temsilcisi olarak hareket ettiği ve yaptığı işlemlerin de davalı açısından bağlayıcı olduğunu kabul etmek gerekir.
37. Bu noktada bilirkişi incelemesi ve raporu ile yazı ve imza inkârına ilişkin düzenlemelerden bahsedilmelidir.
38. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.
39. Aynı Kanun’un 281. maddesinde;
“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.
(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.
(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.
40. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir.
41. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukukî değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164).
42. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 208. maddesine göre taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde mahkemeye sunulan bu belge, sahtelik iddiasında bulunmayan aleyhine delil olarak kullanılır. Yazı veya imza inkârının sonucuna ilişkin HMK’nın 209. maddesindeki hüküm uyarınca adi senetteki yazı veya imza inkâr edilirse, bu konuda bir karar verilinceye kadar o senet herhangi bir işleme esas alınamaz ve delil olarak kullanılamaz; resmî senetlerdeki yazı veya imzanın inkârı hâlinde de senetteki yazı veya imzanın sahteliği ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
43. Sahtelik iddiası hâlinde HMK’nın 211. maddesinde;
“(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir” şeklinde sahtelik incelemesinin nasıl yapılacağı belirtilmiştir.
44. Şu hâlde HMK’nın 211. maddesi uyarınca sahtecilik hususunda sıhhatli bir sonuç alınabilmesi ve kesin bir kanaat oluşması için, inkâr edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan ilgili kişiye ait mukayeseye elverişli yazı ve imzalar temin edildikten sonra sahtelik iddiasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerekir.
45. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan ilgili tarafın tatbike medar (uygulamaya elverişli) imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir.
46. Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. sayılı kararı ile 06.06.2001 tarihli ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi sebeple farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır (Hukuk Genel Kurulunun 30.09.2021 tarihli ve 2019/(23)6-128 E., 2021/1131 K. sayılı kararı).
47. Diğer yandan “vekâletsiz iş görme” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler hakkında açıklama yapmakta fayda bulunmaktadır.
48. Mülga Borçlar Kanunu’nun 410 ve devamı maddelerinde vekâletsiz iş görme “vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf” başlığı ile düzenlenmiş iken, TBK’nın 526-531. maddeleri aralığında “vekâletsiz iş görme” başlığı altında düzenlenmiştir. Gerek mülga BK’da gerekse TBK’da vekâletsiz iş görmenin tanımı yapılmamış, iş görenin hak ve borçları ile iş sahibinin hak ve borçları düzenlenmiştir.
49. Vekâletsiz iş görmenin unsurları; iş görme, görülen işin başkasına ait olması, vekâlet ya da iş görme sözleşmesi bulunmaması, vekâletsiz iş yapanın iş görme iradesi ve görülen işin iş sahibinin yararına olmasıdır.
50. Vekâletsiz iş görme iki hâlde söz konusu olabilir. Bunlardan ilki sözleşmesi olmayan işler olup taraflar arasında usulüne uygun olarak kurulan bir sözleşme ilişkisi bulunmamasına rağmen iş gören tarafından yapılan ve iş sahibinin yararına olan işlerdir. İkinci hâl ise, iş gören ile iş sahibi arasında usulüne uygun ve geçerli bir sözleşme yapılmış olup, işin ifası sırasında veya bitiminde iş sahibinin talimatı ile veya talimatı olmaksızın iş sahibinin yararına olarak sözleşme kapsamı dışında kalmasına rağmen iş görenin yaptığı işlerdir. Başka bir ifadeyle bu hâle; sözleşme dışı iş veya sözleşme fazlası imalât da denilmektedir.
51. Vurgulamakta fayda vardır ki; Türk Hukuk Lûgatında da vekâletsiz iş görme (vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf), “Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören kişi, yaptığı işi hesabına yaptığı kişinin yararına varsayılan iradesine uygun davranmakla yükümlüdür. Vekâletsiz işgören kişi her türlü ihmalinden sorumludur. İş sahibi yapılan işi uygun bulursa işe vekâlet hükümleri uygulanır. Vekâletsiz işgörme sözleşmeden değil, yasadan doğan bir ilişkidir” şeklinde açıklanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1174).
52. Yargıtayın yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre sözleşme kapsamı dışında kalan ilâve işlerle ilgili vekâletsiz iş görme hükümlerinde, iş sahibinin yararına olan imalatların işin yapıldığı tarihteki mahalli piyasa rayiçlerine bedelinin hesaplanması, piyasa fiyatlarının içinde katma değer vergisi ve yüklenici kârı bulunduğundan ayrıca eklenmemesi gerekir. Vekâletsiz iş görme hükümleri gereğince yapılan iş bedelinin sorumlusu sözleşme fazlası işlerde sözleşmenin tarafı olan ve fazla işten yararlanan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi ya da kamu kuruluşu; sözleşmesiz işlerde ise iş görenin sözleşmesiz yaptığı işlerden yararlanan ve kullanan kişi ve kuruluşlardır (Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2021 tarihli ve 2017/15-2636 E., 2021/740 K. sayılı kararı).
53. Yapılan bu açıklamalar ışığında mahkemece davacının sözleşme dışı ekstra hizmetlerle ilgili alacaklı olup olmadığının nasıl belirleneceği konusu irdelendiğinde; öncelikle davacının sözleşme harici ilave hizmetleri verdiğine dair dosyaya sunduğu ve davalı şirketin ticarî temsilcisi ...’ın ıslak imzalarının bulunduğu belgeler üzerinde imza incelemesi yapılmalıdır. İmza incelemesinde ...’ın dava tarihinden önce vefat ettiği gözetilerek ölümünden önce mukayeseye esas olabilecek imzalarının il ve ilçe seçim kurulları, bankalar ve diğer resmî kurum ve kuruluşlardan temin edilmesi, grafoloji ve belge sahteciliği konusunda uzman olan yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak kurumlardan temin edilen tüm bu belgeler ile ...’un ıslak imzalarının bulunduğu belgeler üzerinde inceleme yaptırılması, yeterli teknik donanıma sahip laboratuvar ortamında, optik aletler ve gerekli teknik cihazlar kullanılarak, inceleme konusu ekstra hizmetlere ilişkin ıslak imzalı belgeler ile mukayeseye esas belgelerdeki imzaların tersim biçimi, seyir, işlerlik derecesi, istif, eğim, hız, doğrultu ve kalem baskı derecesi gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırıldığı denetime elverişli rapor alınması gereklidir.
54. Uzman bilirkişi heyetinden alınan raporda, sunulan belgeler üzerindeki imzaların davalının ticarî temsilcisi olarak hareket eden ...’ın eli ürünü olduğu saptandığı takdirde, ispat yükü kendisinde olan davacının bu belgelerde belirtilen hizmetleri verdiğini tanık beyanları, üçüncü kişilerden alınan faturalar, dava dışı ... İlaç San. ve Tic. A.Ş.’de bulunan kayıtlar gibi her türlü delil ile ispatlaması hâlinde, anılan belgelerde bulunan bedeller üzerinden hesaplama yapılması; şayet bu belgelerdeki imzaların ...’a ait olmadığı tespit edilirse, hizmetin verildiği yıl serbest piyasa rayiçlerine göre hizmet bedelinin saptanması gerekir.
55. Netice itibariyle özetlemek gerekir ise; mahkemece davacının talebinin ekstra hizmet harcamalarıyla ilgili olduğu ve iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğu dikkate alınarak taraflar arasında akdî ilişkinin kurulduğu tarihten itibaren tüm yazışmalarda davacının muhatabı olan ...’ın davalı şirketin ticarî temsilcisi olarak davalı nam ve hesabına işlem yapmaya yetkili olduğu da gözetilmek suretiyle davacı tarafından ekstra hizmetlere ilişkin dosyaya sunulan belgeler üzerinde grafoloji ve belge sahteciliği konusunda uzman olan bilirkişi heyetine imza incelemesi yaptırılmalı, imza incelemesi sonucunda belgelerdeki imzaların ...’a ait olduğunun saptanması hâlinde bu belgelerde yazılı tutarlar esas alınarak hizmet bedeli hesaplanmalı, imzaların ...’ın eli ürünü olmadığı tespit edilirse, işin tekniği konusunda uzman olan yeni bir bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile davacı tarafça kanıtlanabilen ekstra hizmetlerin bedeli mülga BK’nın 410 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekâletsiz iş görme hükümleri gereğince işin yapıldığı yıl serbest piyasa rayiçlerine göre ayrıca Katma Değer Vergisi (KDV) ve kâr eklenmeksizin belirlenmeli ve hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
56. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.
57. Diğer taraftan dava tarihi 15.07.2008 olmasına rağmen, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 11.12.2015 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddî hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
58. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen genişletilmiş değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
Diğer kararlar (4)
3. Hukuk Dairesi, 2020/2799 E., 2021/330 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
6098 sayılı TBK 526-531 maddelerinde vekaletsiz iş görme, düzenlenmiş olup, bir kimsenin hukuken yetkili veya yükümlü olmaksızın bir başkası veya kendi yararına bir başkasının işini görmesinden doğan hukuki ilişki olarak tanımlanabilir.
3. Hukuk Dairesi 2020/2799 E. , 2021/330 K.
"İçtihat Metni"
BAŞVURUSU : BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 31.10.2019 tarihli ve 2019/2 Esas - 2019/2 Karar sayılı başvurusunda; Bursa BAM 7. ve Ankara BAM 4. Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasında, eczacı olan davacıların reçete edilen ve bedeli SGK tarafından karşılanan Heberprot-P 75 mg isimli ilacı temin ederek hastalara tesliminden sonra, SGK kurumuna müracaat üzerine kurum tarafından reçete tarihinde yürürlükte olan ilaç bedeli üzerinden ödeme yapılmayarak, bu ilaçta fiyat indiriminin yapıldığı 05.04.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren indirimli ilaç bedeli üzerinden eksik ödeme yapılması nedeniyle eksik kısmın yasal faiziyle birlikte tahsili için dava açtıkları, ilk derece mahkemelerince bu eksik kısımların tahsiline kararı verildiği, bu kararların istinaf edilmesi üzerine; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince tarafların istinaf başvurusunun HMK 'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından ise; davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, SGK kurumunun pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine dair kesin hüküm kurulduğu, SGK kapsamındaki kişilerin SUT’un 4.3. maddesine göre kendi imkanları ile yurt dışından temin etmesi gereken ilaçları, eczane aracılığı ile temin edip alması halinde, SGK tarafından ödemenin doğrudan hasta için ecza deposundan ilaç temin eden eczacıya yapılıp yapılamayacağı yönünden her iki olayın benzer nitelikte olduğu değerlendirildiğinden BAM kararları arasında görüş farklılıkları nedeniyle uyuşmazlık bulunduğu bildirilip, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35/1-3 maddesi kapsamında uyuşmazlıkların giderilmesi talep edilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 06/03/2019 tarih 2018/1262 E. 2019/219 K. sayılı kesin kararına konu, Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, 29/05/2018 tarih, 2017/270 - 2018/369 Esas - Karar sayılı alacak davasının kabulüne dair verilen kararın istinaf istemi üzerine verilen kararında; "dava konusu yapılan ilaç, bedeli ödendikten sonra SGK’dan iadesi istenilen SUT'un ek 4/C listesinde yer alan ve ara ödeme kapsamında temin edilen bir ilaçtır. SUT hükümleri
gereğince ilaç bedelini sadece hasta genel sağlık sigortalısı olarak davalı kurumdan isteyebilecektir. Nitekim bu amaçla hasta, ilaç bedelinin geri alınması için ecza deposu olan Yeni İsviçre Sağlık Hizmetleri ... İlaç Deposu San. ve Tic. Ltd. Şirketi’ çalışanına vekalet vermiştir. Ara ödeme kapsamındaki ilacı hastaya satan davacı eczacının ilaç bedelini isteyebileceği kişi ilacı temin ettiği hasta olup, davacının davalı kuruma ilaç bedelinin hastaya ödenmeyen kısmı için husumet yöneltmesi mümkün değildir." gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine kesin olarak karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin kesin olan 2019/254 E. 2019/339 K. sayılı kararına konu, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, 26.02.2019 tarih, 2017/518-2018/264 esas-karar sayılı alacak davasının kabulüne dair kararın istinaf istemi üzerine verilen kararında; hastanın eczane aracılığı ile aldığı yurt dışı ilaçlarına ilişkin ilaç deposunca düzenlenen fatura tarihinden sonra gerçekleşen fiyat değişikliğinin davalı SGK tarafından geriye yürütülerek eksik ödeme yapılmasının mevzuata uygun olmadığı ve davalının dava tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, bu nedenle hükmedilen alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından tarafların istinaf isteminin reddine karar verilmiştir.
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk dairelerinin kesin kararlarında uyuşmazlık konusu, 5510 sayılı kanun uyarınca davalı SGK kurumunun, sağlık sigortası kapsamında olan sigortalılarının tedavi için ihtiyaç duyduğu ilaçların teminiyle yükümlü olduğu halde, sigortalıların yurt içinden temin edilemediğinden yurt dışından temini gereken ilaçları sigortalıya temin eden Eczacıların ilaç bedellerinin tahsili için SGK kurumuna doğrudan talepte bulunup bulunmayacaklarına ilişkindir.
Her iki kesin kararda sigortalıların tedavisi için Sağlık Kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları ve tedavilerinde kullanmaları gereken ilaçların yurt içinden ve yurt dışından SGK tarafından temin edilemediği, bu nedenle yurt dışından davacı eczacılar aracılığı ile temin edilerek hastalara teslimi yapılıp sigortalılar adına fatura düzenlendiği ilaç bedellerinin davacı eczacılar tarafından ecza deposuna ödemelerinin yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60 ve 63. maddelerine göre sigortalıların hastalanmaları halinde tedavileri için gereken ilaç ihtiyaçlarının ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesi görevi SGK'na verilmiştir.
SGK; kurum mensubu sigortalı hastalara ilaç temini yükümlülüğünü, Türkiye Eczacılar Birliği ile yaptığı sözleşmeler gereği, eczacılar aracılığı ile temin ederek yerine getirmekte olup bu teminin usul ve yöntemi bu kurum tarafından yayımlanan SUT hükümleri ile belirlenmiştir. SGK, sigortalılarının ihtiyaç duyduğu ilaç temin sorumluluğunu eczacılarla yaptığı ve ... ile yapılan temel protokol hükümlerine göre düzenlenen ilaç temin sözleşmeleri yolu ile yerine getirmekte olup, eczaneler SGK hesabına bu ilaçları temin ederek ilaç bedellerini kurumdan imzalanan protokol hükümlerine göre tahsil etmektedir. İlaç temininde temel alınan düzenleme ise SUT hükümleri ve ... ile SGK kurumu arasında imzalanan protokol olup, sigortalıların karşılanan ilaç bedelleri SUT ve sözleşmedeki şartlar kapsamında SGK tarafından eczanelere ödenmesi gereklidir.
5510 sayılı kanun ile SUT hükümlerine göre, SGK'nun yükümlülüğünde olan sağlık sigortası kapsamında ki sigortalılarının ilaç temin işinin ... ile Eczacılar tarafından SGK hesabına yerine getirilmesi vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. 6098 sayılı TBK 526-531 maddelerinde vekaletsiz iş görme, düzenlenmiş olup, bir kimsenin hukuken yetkili veya yükümlü olmaksızın bir başkası veya kendi yararına bir başkasının işini görmesinden doğan hukuki ilişki olarak tanımlanabilir. Başkasının işini görene iş gören, işi görülen kimseye de iş sahibi adı verilir. İş görenin bu işi iş sahibi hesabına görmesi ile aralarında sözleşme benzeri kanuni bir borç ilişkisi oluşur. Bura da iş gören iş sahibinin menfaatine olacak şekilde onun yükümlülüğünü yerine getirerek işini görmektedir. Bu iş görmenin başkasının yararına başkasının işini görme şeklinde olması halinde gerçek vekaletsiz iş görme olup TBK m. 529 da düzenlenmiştir. Buna göre iş sahibi işin kendi menfaatine yapılması halinde iş görenin yaptığı zorunlu ve faydalı masrafları ödemek, üstlendiği borçlardan onu kurtarmak ve uğradığı zararları da gidermek zorundadır. Bu kapsamda işi görülen iş sahibinin zorunlu ve yararlı masrafları faiziyle birlikte ödemek zorunda olup masrafların değer ve miktarı yapıldıkları zamana göre belirlenmeli daha sonraki fiyat değişiklikleri göz önüne alınmamalıdır. Zira iş görenin masraf alacağı yapıldığı anda muaccel hale gelir. İşi görülen iş sahibi kendisinin yapmakla yükümlülüğü olan işin işi gören tarafından yapılması ile bu işin yapım yükümünden kurtulmakla aynı zamanda sebepsiz zenginleşmiştir (TBKm.77). İş sahibinin iş göreni, gördüğü iş nedeniyle üstlendiği borçlardan da kurtarması kanuni düzenleme gereğidir. Görülen işin teamüle göre ücret karşılığında görülecek bir iş olduğunda, işi görülenin iş görene ayrıca uyun bir ücret ( kâr ) vermesi uygun olacaktır. Görülen işin meslek gereği olması hali ücret talebi için yeterlidir. Bu alacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Kaldı ki TBK m. 531 uyarınca "İş sahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır." hükmü bulunmakta olup vekil edenin vekile karşıda yapılan işin masraf ve giderlerini karşılama yükümlülüğü bulunmaktadır.
SGK'nun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve diğer kanunlardaki özel hükümler gereği genel sağlık sigortasından yararlandırılan kişiler için, “Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği” hükümleri çerçevesinde sağlık yardımları Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanan ve kapsam maddesinde tanımlanan kişilerin, sağlıklı kalmalarını, hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını, iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri, yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usulleri ile bu hizmetlere ilişkin Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen Kurumca ödenecek bedeller Sağlık Uygulama Tebliği ( SUT ) ile belirlenip düzenlenmiştir. SUT 'un 1.4. maddesinde sağlık hizmeti sunucuları düzenlenmiş olup, 1.4.1.C. maddesinde ise Sağlık kuruluşları kapsamında Serbest Eczaneler (6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun kapsamında serbest faaliyet gösteren ve birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczaneler.) bu kapsamda gösterilmiştir. Dolayısıyla serbest eczaneler sigortalıların ilaç tedarikinde sağlık
kuruluşları kapsamında olup bu eczanelerin oluşturduğu 6643 sayılı Kanunla kurulan Türk Eczacıları Birliği (...) ile yapılan protokoller ile bu ilaç tedarik hizmeti ülkemizin dört bir tarafında serbest eczaneler tarafından SGK ad ve hesabına yerine getirilmektedir.
SGK'nun sağlık hizmetine ilişkin düzenlediği SUT’un “Yurt dışından ilaç getirilmesi” başlıklı 4.3. maddesinin 1. ve 4. fıkralarında; “(1) (Değişik: RG- 01/08/2013 - 28725/ 10 md. Yürürlük: 01/08/2013) Kurum sağlık yardımlarından yararlandırılan kişiler için gerekli görülen ve yurt içinden sağlanması mümkün olmayan ilaçların, yurt içinde bulunmadığı ve kullanılmasının zorunlu olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanarak ilaç teminine izin verildiği takdirde yurt dışından temini mümkündür. Bu amaçla, Türk Eczacıları Birliği (...) ile Kurum arasında protokol yürürlüktedir. Mevzuat değişikliği yapılarak Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilmiş diğer taraflarla da protokol yapılabilir. (4) (Değişik: RG- 18/01/2016- 29597/ 11 md. Yürürlük: 18/01/2016) EK-4/C Listesinde yer alan ilaçların kişilerin kendi imkânları ile (yurt dışından veya yurt içinden) temini halinde, ilaç bedelleri Kurumca belirlenen mevzuat kapsamında hak sahibi adına banka aracılığıyla ödenir. Bu şekilde ödemesi yapılacak ilacın bedeli, farklı finansal modeller kapsamında değerlendirilen ilaçlar dahil olmak üzere, aynı ilacın Kuruma mal oluş bedelinden fazla olamaz. Farklı finansal modeller kapsamında değerlendirilen ve Kurumun internet sayfasında kamu baz fiyatları (ilacın 11/12/2015 tarihli ve 29559 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğde yer alan güncel referans ülkelerdeki veya bu referans ülkelerde ruhsatlı olmaması halinde ruhsatlı olduğu Avrupa ülkelerindeki en düşük depocuya satış fiyatından yüksek olmamak koşulu ile farklı finansal model sözleşmeleri kapsamında belirlenen fiyat) yayımlanan yurtdışı ilaçları hak sahiplerinin kendi imkanlarıyla temin etmeleri halinde ilaç bedelleri; ilacın Kurumla protokolü bulunan tedarikçiden protokollerde belirlenen süreler dahilinde temin edilemediğinin belgelenmesi kaydıyla Kuruma mal oluş bedeli üzerinden ödenir.” hükmü bulunduğu gibi SUT m.4.5.1/ (3) de ise, kurum ilaç ödemesinde, ilacın veriliş tarihinin esas alınacağı belirtilmiştir.
Bu duruma göre; SUT’un “Yurt dışından ilaç getirilmesi” başlıklı 4.3. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca sigortalının ihtiyaç duyduğu ilaç temininde ... ile bağlı eczaneler yetkilendirilmiş olduğu açıkça düzenlenmiş olup bu yetkilendirmeye göre, sigortalının ilaçlarını temin eden serbest eczanenin kuruma başvurusunda ve dava açmasında hukuki yararı bulunduğu gibi SGK'nun kurumunun pasif husumet ehliyeti de bulunmaktadır.
Kaldı ki sigortalısının rahatsızlığı halinde tedavisinde kullanılacak ilacı teminle görevli SGK'nun ad ve hesabına yurt dışından ilaç temini yapan eczacının aynı zamanda vekaletsiz iş görme hükümlerine göre de bu ilaç bedellerini asıl iş sahibi olan kurumdan talep etme hakkının olduğu kabul edilmelidir. Aksi durum sigortalının ilaç temininde teminatsız ve tek başına bırakılması ile mağduriyeti sonucunu doğuracağı gibi SGK kurumu sigortalısının maddi yetersizliği sebebiyle ilaç temin edememe sonucunu doğuracaktır. SGK, yasal olarak sigortalıların ihtiyaç duyduğu ilaçların temini ile yükümlü olmakla kendisinin temin etmesi gereken ilaçların eczacı tarafından sağlanması nedeniyle bu ilaç bedeli kadar sebepsiz zenginleşmesi de söz konusudur.
Eczacıların yurt dışından SGK sigortalısı ihtiyacı için temin ettikleri ilaç bedellerini fatura tarihindeki mevzuat kapsamında olmak üzere SUT hükümlerine göre, yapılan protokoller ve sözleşmeler ile vekaletsiz iş görme kapsamında SGK dan talepte bulunma ve bu talebin karşılanmadığında ise serbest eczacıya karşı kurumun pasif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabul edilmesi bir zorunluluktur.
Bu nedenle eczacının, sigortalının ihtiyacı için yurt dışından temin ettiği ilaç bedelini tahsil etmek için doğrudan pasif husumet ehliyeti bulunan SGK'ya karşı dava açmasının yerinde olduğunun kabul edilmesi gerekeceğinden; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu çerçevede giderilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, SUT’un 4.3. maddesine göre SGK kapsamında olan sigortalıların ihtiyaç duyup yurt dışından temin etmesi gereken ilaçları, eczaneler aracılığı ile alması halinde, eczacının sigortalıya temin ettiği ilaç bedelinin tahsili talebinde SGK’nın pasif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Daireleri’nin kesin kararları arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlıklarının bu şekilde giderilmesine, kesin olarak 21/01/2021 tarihinde karar verildi.
21. Hukuk Dairesi, 2018/6371 E., 2019/4728 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir.
21. Hukuk Dairesi 2018/6371 E. , 2019/4728 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacılar, murisinin iş kazası sonucu ölümünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, kanuni gerektirici nedenler ile temyiz kapsam ve nedenlerine göre davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının ( anne, baba ve on iki kardeş) maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir
Mahkemece, davalı ... Halinde ... yönünden davanın reddine, davacı babanın maddi zararının SGK ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat isteminin reddine, davacı kardeşlerin maddi tazminat isteminin reddine, davacı anne için 6.146,20 TL maddi, davacı anne ve baba için takdiren 4.000,00 er TL manevi, kardeşler için takdiren 3.500,00 er TL manevi tazminatın 29/05/2004 kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir.
1-Dosya kapsamından, davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi İle Davalı ...arasında davalı kooperatifin sahibi olduğu arsa üzerinde inşaat projesine uygun olarak inşaatların yapılması konusunda inşaat yapım sözleşmesinin tanzim edildiği, davalı ...nin bu inşaatın sıva işçiliğini diğer davalı ...'ya verdiği, kazalı müteveffa ...'in bu ünvanlı inşaat işyerinde sıvacı olarak çalıştığı esnada, inşaatın 7. katında bulunduğu sırada asansör boşluğuna düşerek vefat ettiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık, hakkında davanın reddine karar verilen davalı ... ile sigortalının işvereni arasında müteselsil sorumluluğu gerektiren asıl işveren-alt işveren(taşeron) ilişkisinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı Kanun'un 2.maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir.
İş Kanunu'nun 2.maddesinin 7.fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur.
5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile birlikte sorumlu tutulmuştur.
4857 sayılı Kanun'un 2/7.maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden doğan hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6.maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu.
Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2.maddesinin 6.fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler.
Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır.
a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır.
b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır.
c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır.
d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır.
e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır.
f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.)
Davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi İle Davalı ...arasında tanzim edilen sözleşmenin konusunun "kaba inşaatın dış iç sıvasının asansör ve merdivenlerin daire giriş kapısı elektrik ve su kaba tesisatının yapılması” olduğu, ayrıca sözleşmede “isteyen üyeler örnek dairede mütehitle daire içi ince işçiliği için üyelerimizle anlaşarak yapmasında kopperatifimizce uygun bulunmuştur” şeklinde maddenin yer aldığı göz önünde bulundurulduğunda, davalı Kooperatifçe yaptırılan inşaat işinin parçalara bölündüğü, işi bütünüyle devretmediği anlaşılmaktadır.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere işin bütününün başka bir işverene bırakılması halinde o işin anahtar teslimi olarak bir başkasına devrinden söz edilebilir. Eldeki davada olduğu gibi işin parçalara bölünmesi ve iş sahibinin işe müdahil olması halinde ise anahtar teslimi verilmiş bir işten söz etme imkanı bulunmamaktadır.
O halde Davalı S.S. ... Yapı Kooperatifi’nin asıl işveren olarak hükmedilen tazminatlardan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, iş bu davalı hakkında yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.
2- Diğer taraftan, Mahkemece, davacı babanın maddi zararının hesaplandığı, Sosyal Güvenlik Kurumu tahsislerinin hesaplanan maddi zararı aştığı, böylelikle davacı babanın maddi zarar alacağı kalmadığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlık, anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, çocukların anne babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, anneye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, annenin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek anneye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci bölümünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meydana gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır.
Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ...: Ölüm Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı).
Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. Özellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meydana gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ölüm nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde;
“Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ölüm hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde;
“Ölüm halinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:
1 - Cenaze giderleri.
2 - Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ölüm hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydalananlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ...: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydalananların ölüm nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ... 2015, s. 116).
Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ölüm gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S.... /S. Akman / H. Burcuoğlu /A. Altop: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 1993, s. 620; M.K.Oğuzman / M. T. Öz: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ... 2003, s. 1301; K. ...: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. Tandoğan: Türk Mesuliyet Hukuku, ... 2010, s. 300; ..., s. 146.; A. Havutçu / K. E. Gökyayla: Karayolları Trafik Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ... 2018, s. 460; G. B. Seratlı: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı).
Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve gözetiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı).
Destekten yoksun kalanların meydana gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (..., s. 64 vd.; ..., s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; Tandoğan, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları).
Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ölüm olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir.
Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (..., s. 20; Oğuzman / Öz, s. 565; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 622; Tandoğan, s. 301; ..., s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89).
Diğer taraftan bir kimse ancak ölümden önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (..., s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir.
Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ölümün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydalanan için destek sayılamayacaktır.
Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir.
Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydalanan kimseyi söz konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydalanan kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (..., s. 21; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 622; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 148; Gökyayla; s. 106; Seratlı s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (Karahasan Tazminat, s. 264).
İsviçre Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararlananın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararlanan kimsenin tazminata hak kazanabilmesi için, desteğin ölümünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. Dalamanlı / F. Kazancı / M. Kazancı, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ... 1990, s. 680).
Destekten faydalananın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydalananın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (..., s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı).
Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. Ölüm olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek söz konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ölüm zamanına kadar desteğin destekten faydalanana sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (Tandoğan, s. 300; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 621; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 146; Eren, s. 780; Seratlı s. 86).
Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. Ölüm meydana geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (Tandoğan, s. 303; ..., s. 16; ... / Akman / Burcuoğlu / Altop, s. 621; Oğuzman / Öz, s. 566; ..., s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan çocukların ileride anne - babasına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer sözleşme dışı sorumluluk sebepleri”, “Sözleşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir.
Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ölümüne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ölüme sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (..., s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, Özellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887).
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi sözleşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, Karayolları Trafik Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da sözleşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “sözleşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ölümün sorumlusu arasında bir sözleşme ilişkisi mevcut ise ve ölüm sözleşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydalananlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci fıkrasında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır.
Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci fıkrasına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanacağı öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci fıkrasına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca sözleşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanacak, sözleşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir.
Sözleşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma sözleşmesinden kaynaklanabileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre taşıyıcı, taşıma sözleşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ölüm gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydalananlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ölümü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir.
İş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan destekten yoksun kalma tazminatı işverenin özen borcuna aykırı davranması sonucu meydana gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini gözetme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (Sarper, 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak gözetme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ölümü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (Sarper, s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ).
İşverenin gözetme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi;
“İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
(EK Fıkra: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre;
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”.
Görüldüğü üzere maddenin son fıkrasında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. Fıkrada, sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır.
Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin gözetme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ölümü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar sözleşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygulanacak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygulanacağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ölüm meydana gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da söz konusu olabilecektir.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydalananın desteğin ölümü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meydana gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (Oğuzman / Öz, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meydana gelmesi şarttır. Desteğin ölümü nedeniyle destekten faydalananlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun gözetiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887).
Destekten faydalananların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydalananlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (P. Zen - Ruffinen: İsviçre Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, H. Burcuoğlu, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360).
Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;
“Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”.
Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygulanacağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer özel yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygulanacaktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır.
TBK 55 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci fıkrasının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesaplanan tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, hâkimin, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır.
Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygulanacağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır.
Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kalana ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kalana ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ölüm olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ölümden sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler göz önünde tutulur (..., s. 125).
Tazminatın saptanmasında göz önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ölümünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki sosyal durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin olanakları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK).
Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ölüm nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ölümünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme olanağı tanımaktır.
Kusurun derecesi, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemeleridir. Sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır.
Sosyal Güvenlik Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde;
“İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede sözü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle Anayasa Mahkemesince;
“Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağlanan gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağlanan gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, sosyal güvenlik kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi sosyal hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (Anayasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı).
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek sosyal güvenlik ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci fıkrasında;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir.
Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir.
Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar sosyal devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda sosyal hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (Anayasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı).
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ölüm geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ... / Ö. ...: Sosyal Güvenlik Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ... 2017, s. 413).
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ölümü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kazanan eş, çocuk, anne ve baba hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ölümü durumunda kendilerine gelir bağlanacak hak sahipleri içerisinde anne - babası da belirtilmiştir. Ancak anne - babanın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır.
Sigortalının ölümü üzerine anne ve babaya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli;
“Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez.
Sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile;
“Sigortalının ölümü tarihinde eşine ve çocuklarına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ana ve babasına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez.
Sigortalının ölümü ile eşine ve çocuklarına bağlanabilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ana ve babanın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir.
1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte anne ve babanın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir.
Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “sosyal güvenlik kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağlanan aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda anne babaya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk fıkrasında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci fıkrasına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır.
5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “Ölüm aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci fıkrasının “d” bendinde anne babanın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre;
“Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25' i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”.
5510 sayılı Kanun uyarınca anne - babanın ölüm gelirine hak kazanabilmesi için sigortalının ölüm tarihinde eş ve çocuklara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (A. ... / A. R. Okur / N. ...: Sosyal Güvenlik Hukuku, 16. Baskı, ... 2016, s. 383 - 384). Eğer anne - baba Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ölüm gelirine de hak kazanamayacaklardır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ölümün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ölümünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.).
Diğer taraftan, sosyal güvenlik ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli sosyal riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ...: Sosyal Güvenlik Kavramı ve Sosyal Sigortalar, 5. baskı, ... 1990, s. 5). Sosyal güvenlik, her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (... / ..., s. 5).
Sosyal güvenliğin insanları sosyal risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve Anayasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (K. Arıcı, Türk Sosyal Güvenlik Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle sosyal güvenlik hakkı ortaya çıkabilecek sosyal riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.).
Uluslararası Çalışma Örgütü (...) tarafından oluşturulan 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında Sözleşmede sosyal riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer sosyal risk olarak nitelendirilmiştir.
Bir sosyal risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ölümü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde sosyal güvenlik hakkından yararlanarak ölüm geliri bağlanmasına hak kazanabileceklerdir.
Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının yedinci bendinde belirtilmiş olup, anne - baba da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle çocuklarının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ölümü hâlinde, ölüm tarihinde yürürlükte olan sosyal güvenlik mevzuatı uyarınca anneye - babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından ölüm geliri bağlanabilecektir. Bu hâliyle annenin-babanın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ölüm geliri sosyal güvenlik hakkının bir yansıması olup tamamen sosyal güvenlik hukuku ve mevzuatına ilişkindir.
Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde anneye - babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için sigortalının ölümü tarihinde yürürlükte olan sosyal güvenlik mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise anne - baba ölüm gelirine de hak kazanamayacaktır.
Hemen belirtilmelidir ki anne - babaya bağlanacak ölüm geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle annenin - babanın ölüm gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ölüm gelirine hak kazanamaması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ölüm geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da aranan bir şart değildir.
Gerçekten de, anneye - babaya ölüm geliri bağlanmamış olması annenin - babanın çocuklarının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. Annenin - babanın diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ölüm gelirine hak kazanamaması çocuğunun ölümü nedeniyle anne - babanın kendi sosyal seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, çocuklarının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle anneye-babaya ölüm geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir.
Kaldı ki anne - babaya ölüm geliri bağlanmış olması da çocuk ile anne - baba arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve annenin - babanın destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanabilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır.
Diğer bir ifadeyle anneye - babaya ölüm geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen sosyal güvenlik mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak gözetilemeyecektir. Anne ve babanın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır.
Hâl böyle olunca anne - baba tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak annesine - babasına bakan veya eğer ölüm gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan çocuklar anne - babası için destektirler.
Çocuk ile anne - baba arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “Ana, baba ve çocuk, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu gözetmekle yükümlüdürler”.
Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, çocuklarının ölümü ile anne veya babanın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (..., s. 149).
Çocuğun, anne - babasının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun annesine - babasına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması annesine - babasına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır.
Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun annesine - babasına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, sosyal ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez.
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak anne - babanın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan çocuk tarafından bakılan anne - babanın, çocuklarının ölümü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, sosyal hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ölümü sonucunda, tazminat talep eden annenin - babanın kendi sosyal seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir.
Anne - babanın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. Annenin - babanın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum annenin - babanın, çocuğun ölümü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, sosyal seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her annenin - babanın, çocuğun ölümü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir.
Sonuç itibariyle çocuk az ya da çok sürekli ve düzenli olarak anne - babasının desteğidir. Çocuğun ölümü üzerine anne - baba onun desteğinden mahrum kalacaktır.
Hâl böyle olunca anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, çocukların anne - babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir.
Sonuç olarak anne - babanın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır.
Anne - babanın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, çocukların anne - babaya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve / veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve / veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur.
Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (..., İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı babaya kurumca bağlanan gelirin düşülmesi nedeniyle babanın isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle maddi tazminatın reddi kararı ...' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde babanın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine
25/06/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ölümünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
İlk derece mahkemesi, davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı anne yönünden kabulüne, davacı baba yönünden olay nedeni ile tüm zararı SGK tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebinin reddine, diğer davacı kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve tüm davacıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve sosyal durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacılar vekilince temyiz edilmiştir.
Yüksek Özel Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde babanın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuştur.“ gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur.
Yüksek Özel Dairenin bozma kararına aşağıda açıklanan nedenlerle katılmıyoruz.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ana ve/veya babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve/veya babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.
Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “Ölüm halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ölüm olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır".
Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ölüm olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ölüm olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararlanan kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ölüm olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ana ve/veya babanın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.
Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ölümü hâlinde ana ve/veya babaya ölüm geliri bağlanabilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve çocuklardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer çocuklarından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ana ve babaya toplam % 25'i oranında; ana ve babanın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”.
Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ölümü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağlanan gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler".
Ana ve babaya ölüm geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve Sosyal Güvenlik Kurumunca gelir bağlanan ana ve/veya babanın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ana ve/veya babaya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir bölümünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararlanan eş ve çocukların destek zararlarının karşılanamaması sonucunu doğurur.
Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uzanacak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden söz edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu söz konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (..., İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında söz edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ana ve babasının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesaplanabilir nitelikte değildir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı babaya kurumca bağlanan gelirin düşülmesi nedeniyle babanın isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle maddi tazminatın reddine kararı, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunca ''davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekir'' gerekçesi ile bozulması kararı ...' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır.
Bu durumda; davacı baba yönünden maddi tazminat isteminin reddine kararı verilmesi gerekirken, Yüksek Özel Daire Sayın Çoğunluğunun, ''davacı baba lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekir''' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz.
21. Hukuk Dairesi, 2017/4376 E., 2019/1029 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir.
21. Hukuk Dairesi 2017/4376 E. , 2019/1029 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
TÜRK MİLLETİ ADINA
Davacı, murisinin iş kazası sonucu ......ünden doğan maddi ve manevi tazminatın ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Mahkeme, bozmaya uyarak ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
Hükmün, davacılar ile davalılardan ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi ve davalılardan ... vekili tarafından duruşma talep edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar verildi.
K A R A R
1-Dosyadaki yazılara, topl......n delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlerle temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacılar ile davalılardan ... vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
2-Dava, sigortalının iş kazası sonucunda vefatı nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının giderilmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, davacı ......nin maddi zararının ...... ödemeleri ile karşılandığından bahisle bu davacının maddi tazminat istemi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davacı ......nın maddi tazminat isteminin kendisine iş kazası ...... geliri bağlanmadığından, davacı kardeşlerin maddi tazminat istemlerinin ise murisin desteği kapsamında olmadıklarından bahisle reddine, davacıların manevi tazminat istemlerinin ise kısmen kabulüne karar verilmiştir.
3-Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 22/06/2018 tarih 2016/5 E - 2018/6 sayılı kararında, ...... ve/veya ......nın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için ......'dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında ......ların ...... ve/veya ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir.
Destekten yoksun kalma tazminatı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 53. maddesinin 3. bendinde düzenlenmiş olup, “...... halinde ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıpların tazmini gerekmektedir”. Bu maddeye göre, haksız fiilin doğrudan doğruya muhatabı olmayan, ancak bu haksız fiil nedeniyle ortaya çıkan ...... olayından zarar gören ya da ileride zarar görmesi güçlü olasılık içinde bulunan kimselere tazminat hakkı tanınmıştır.
İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesine göre; ''Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar. Destek ilişkisinin varlığında destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hali yardımın belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine dair bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de, tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa , bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır".
Türk Borçlar Kanununun ilgili hükümlerinden anlaşıldığı üzere; destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan yardımdır. Bu tazminatın amacı, ...... olayı olmasaydı ölenin yardımda bulunduğu kimselere yardımda bulunmaya devam edeceğinin düşünülmesi ve ...... olayının bu süreci kesmesi sonucu destekten yararl......n kimselerin uğradıkları zararın peşin ve toptan şekilde tazmin edilmesi, bu kimselerin ...... olayından önceki durumlarına kavuşturulmasıdır. Eş deyişle amaç; destekten yoksun kalanların, desteğin ......ünden önceki yaşamlarındaki ...... ve ekonomik durumlarının korunmasıdır.
Burada önemle üzerinde durulması gereken husus, sigortalının destek gücünün, ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacı ile beklenilen destek şeklinin ve miktarının yaşam deneylerine uygun olması gereğidir.
Öte yandan; sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ...... ve/veya ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için 5510 sayılı Kanunun 34/d maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olması gerekir. Bu maddeye göre; “Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması halinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25'i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması halinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25'i, oranında aylık bağlanır”.
......... Kurumu tarafından iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ......ü nedeniyle gelir bağlanması halinde; yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma zararından indirilecektir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler".
...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve/veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve/veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur.
Bakım gücü-bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (=destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatiyle dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (......, İş Kanunu Şerhi-1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yanızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir.
Somut olaya gelince; davacı ......ya ......... Kurumunca ...... geliri bağlanmadığı açıktır. Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; ölen sigortalının gelirinden sürekli destekte bulunduğu ileri sürülüp, Türk Borçlar Kanununun 55. maddesine göre maddi delillerle hesapl......bilir sürekli ve düzenli fiili bir desteğin varlığı da kanıtlanmamıştır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. Maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
4-Davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde, davacılar ile davalılardan ...'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ:Hükmün yukarıda açıkl......n nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacılar ile davalılardan ...'ya iadesine, 18/02/2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M) (M)
KARŞI OY
Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ......ünden dolayı destekten yoksun kaldıklarından maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
İlk derece mahkemesi, dosya kapsamı ve Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davacıların maddi tazminat taleplerine ilişkin olarak davacı ...... yönünden olay nedeni ile tüm zararı ...... tarafından karşılanmış olduğundan maddi tazminat talebi yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer davacılar ...... ile kardeşlerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve davalıların manevi tazminat talepleri yönünden ise olayın oluş şekli, tarafların kusur oranları ile gerçekleşen ekonomik ve ...... durumları, hak ve nesafet kuralları, davacıların çekmiş oldukları manevi acıların bir nebze olsun giderilebilmesi için taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar davacılar ile davalılardan ... vekillerince temyiz edilmiştir.
Yüksek ......el Daire, anılan kararı; ''Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacılar ...... ve ......nın birbirlerine desteği ile varsa diğer ......larından alabilecekleri destek dikkate alınarak davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde ......nın maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi, davacı ......nin maddi tazminat istemi yönünden, zararın Kurum ödemeleri ile karşılandığı anlaşıldığında göre adı geçen davacının maddi tazminat isteminin reddine karar vermek gerekirken bu istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetsiz olmuştur'' gerekçesiyle oy çokluğuyla bozmuştur.
Yüksek ......el Dairenin bozma kararına aşağıda açıkl......n nedenlerle katılmıyoruz.
Uyuşmazlık, ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, ......ların ...... ......ya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmeyeceği, ......ye gelir bağlandıktan sonra bu gelirlerin düşülmesi neticesinde, ......nin maddi tazminat talebinin reddedilip reddedilemeyeceği ve farazi desteğin kabul edilerek ......ye de muhik bir tazminat ödenmesinin gerekip gerekmeyeceği noktasındadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) genel hükümler kısmının birinci b......ünün ikinci ayrımı “Haksız fiilden doğan borç ilişkileri” başlığını taşımakta olup haksız fiili düzenleyen kurallar bütünü ise “sorumluluk hukuku” olarak nitelendirilmektedir. Sorumluluk hukukunun en önemli amacı, kişinin mal varlığında iradesi dışında meyd...... gelmiş eksilmeyi ayni veya nakdi olarak gidermektir. Sorumluluk hukuku zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermeyi amaçladığından “tazminat hukuku” olarak da adlandırılmaktadır.
Öğretideki baskın görüşe göre sorumluluk hukukunda asıl olan zararı ortaya çıkaran eylemin doğrudan muhatabı olan kişilerin uğradıkları zararın tazminidir. Bu zararın tazminini talep etmek hakkı ise doğrudan eylemin muhatabı olan kişilere tanınmıştır (Aksi görüş S. S. ......: ...... Sebebi ile Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ...... 1963, s. 6 - 8). Eylemin muhatabı dışında üçüncü bir kişinin tazminat talebinde bulunma hakkı kural olarak yoktur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.11.2017 tarihli, 2017/17 - 1315 E., 2017/1239 K., sayılı kararı).
Bununla birlikte bazen haksız fiil doğrudan zarar göreni etkilememekte, başkalarının da zarar görmesine sebebiyet verebilmektedir. ......ellikle zarar verici eylem sonucu bir kimsenin ölmesi hâlinde bazı kimseler ölenin desteğinden, bakımından ve yardımlarından yoksun kalmakta, bu nedenle zarara uğramakta ve meyd...... gelen zararın tazmini ihtiyacı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada eylemin muhatabı olmayan üçüncü kişinin tazminat talep edemeyeceği kuralına mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 45/2’nci maddesi ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53/3’üncü maddesi ile bir istisna getirilmiş ve ...... nedeniyle zarara uğrayan üçüncü kişilere uğradıkları zararın tazmini imkânı tanınmıştır.
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45’inci maddesinde;
“Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. ......, derhal vuku bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder. ...... neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir” düzenlemesine yer verilmiştir.
Yine 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 818 sayılı Borçlar Kanunu'nu yürürlükten kaldıran 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 53 üncü maddesinin üçüncü ......sında da benzer bir düzenlemeye gidilmiş, “yardımdan mahrumiyet” ifadesi yerine “destekten yoksun kalma” ibaresi kullanılmış ve ...... hâlinde ölenin desteğinden yoksun kalınması bir zarar olarak tanımlanmıştır. İlgili madde;
“...... halinde uğranılan zararlar ......ellikle şunlardır:
1 - Cenaze giderleri.
2 - ...... hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar.
3 - Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar” şeklinde düzenlenmiştir.
Görüldüğü üzere mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 45/2 nci ve sonradan yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53/3 üncü maddeleri uyarınca ...... hâlinde ölenin yardımlarından / desteğinden faydal......nlar, bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı tazminat olarak sorumlusundan talep edebileceklerdir (K. T. ......: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, .........si Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 29, Sayı: 1, Yayın Tarihi: 1972, s. 143). Ölenin desteğinden faydal......nların ...... nedeniyle uğradıkları zararı sorumlulardan tazmin etmelerini sağlayan hukuki kurum ise destekten yoksun kalma tazminatıdır (G. Ö. Antalya: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt II, ...... 2015, s. 116).
Destek hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak bir kimseye bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan kişidir (S.S....... /S. ...... / H. ...... /A. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ...... 1993, s. 620; ......... / M. T. ......: Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, 6. Baskı, ...... 2009, s. 565; M. R. Karahasan Borçlar Hukuku Genel Hükümleri, Cilt:1, ...... 2003, s. 1301; K. ......: Türk Borçlar Hukuku, Cilt: 1, 6. Baskı, ...... 1976, s. 506; F. Eren: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 21. Baskı, ... 2017, s. 777; H. ......: Türk Mesuliyet Hukuku, ...... 2010, s. 300; ......, s. 146.; A. ...... /......: ...... ...... Kanunu’na Göre Hukuki Sorumluluk, ... 1999, s. 156; K. E. Gökyayla: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2004, s. 98; S. Süzek: İş Hukuku, 15. Baskı, ...... 2018, s. 460; G. B. ......: İş Kazasından Doğan Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2003, s. 83, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 27.06.2012 tarihli ve 2012/17 - 215 E., 2012/413 K. sayılı kararı).
Desteğini yitiren kimse, yaşamaları muhtemel süre içerisinde, desteğin sağladığı yardımlardan, hizmetlerden, bakım ve g......etiminden mahrum kalmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı bu mahrumiyetin karşılığı olan parasal değeri ifade eder. Bu tazminat ile güdülen amaç destek yaşamış olsaydı, yardım ettiği kimseye yapabileceği yardım tutarını sağlamaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 25.05.1984 tarihli ve 1984/9 - 301 E., 1984/619 K. sayılı kararı).
Destekten yoksun kalanların meyd...... gelen zararlarını tazmin hakkı ölenden intikal eden bir hak olmayıp doğrudan doğruya desteğini yitiren kişinin kendisinde doğan, asli ve bağımsız nitelikte bir haktır. Ölenle ya da mal varlığı ile bir bağıntısı bulunmadığı için bağımsız bir talep hakkı yaratır. Bu nedenledir ki ölen kimse ile destekten yoksun kalan arasında kanuni veya akdi bir bakım yükümlülüğü, mirasçılık ya da akrabalık ilişkisi bulunması gerekmemektedir. Destekten yoksun kalma tazminatı talebi miras yoluyla kazanılan, mirasçılık sıfatına bağlı bir hak olmadığından desteğin veya mirasçılarının da herhangi bir tasarruf hakkı bulunmamaktadır (......, s. 64 vd.; ......, s. 506; M. R. Karahasan: Tazminat Hukuku, ...... 1996, s. 249; Gökyayla: s. 45 vd; ......, s. 299; M. Kılıçoğlu: Destekten Yoksun Kalma Tazminatı, ... 2014, s. 25; Eren, s. 775, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 15.06.2011 tarihli ve 2011/17 - 142 E., 2011/17 - 411 K. sayılı ve 20.04.2011 tarihli ve 2011/17 - 34 E., 2011/216 K. sayılı kararları).
Destekten yoksun kalma tazminatının doğumu için destek ile tazminat talebinde bulunan kişi arasında bir destek ilişkisi bulunmalıdır. Eğer tazminat talep eden ile destek olduğu iddia edilen arasında bir destek ilişkisi bulunmuyor ise tazminata hak kazanmak da mümkün olmayacaktır. Burada bahsedilen destek ilişkisi hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ne de kanunun nafaka hakkındaki hükümlerine dayanır. Yardımda bulunan kimsenin ...... olayı olmasaydı gelecekte de bu yardımları yapacağına güven duyulabiliyorsa arada destek ilişkisi ortaya çıkmış kabul edilmelidir.
Destek ilişkisinin varlığının temelinde destek olunanın ihtiyaçlarının sürekli ve düzenli olarak karşılanması yer almaktadır. Burada ifade edilmek istenen süreklilik ve düzenlilik hâli yardımların belirlenen zamanlarda ve belirli miktarlarda yapılması değil, eğer destek ölmeseydi yardımların devam edeceğine yönelik bir beklentinin bulunmasıdır. Eğer yardım devamlı destek saiki ile değil de tek seferlik, geçici, düzensiz ya da gelişigüzel zamanlarda yapılıyor ve ileride yardımın devam edeceğine dair bir beklenti yaratmıyorsa, bu durumda desteğin sürekli ve düzenli olduğundan bahsetmek mümkün olmayacaktır (......, s. 20; ...... / ......, s. 565; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ......, s. 301; ......, s. 148; Karahasan, Tazminat, s. 264; Gökyayla, s. 105; Seratlı, s. 89).
Diğer taraftan bir kimse ancak ......den önce bakmakta olduğu ve / veya sağ kalsaydı kuvvetli bir ihtimalle ileride bakacağı kişilerin desteğidir. Bu durumda bir kimseye bakma destek olmanın en önemli şartı olarak karşımıza çıkmaktadır (......, s. 18). Bakmak, sürekli ve düzenli olması gereken yardımın gerçekleştirilmesi hâli olarak nitelendirilmektedir. Bakma fiilen mevcut olabileceği gibi, ileride gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel de bulunabilir.
Bakma eyleminin gerçekleşebilmesi için ise desteğin bakım gücüne sahip olması gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle, ......ün gerçekleştiği anda veya ileride bakım gücü olmayan destek, desteğinden faydal......n için destek sayılamayacaktır.
Bakma kavramının içeriği hususunda Kanunda herhangi bir biçim öngörülmemiştir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Bu nedenle desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için bir şart değildir.
Hizmet ifasının destek olarak kabul edilmesinin nedeni hizmeti gören kimsenin bu hizmetten faydal......n kimseyi s...... konusu hizmeti bir başkasına gördürmesi durumunda yapacağı belli bir masraftan kurtarmasıdır. Destek sayılan kişinin bu hizmeti görmemesi durumunda bundan faydal......n kimse bu hizmetin ifası için bir başkasına ihtiyaç duyacak ve bu hizmet için bu kimseye belirli bir miktar ödeme yapmak durumunda kalacaktır (......, s. 21; ...... / ...... / ...... / ......, s. 622; ...... / ......, s. 566; ......, s. 148; ...; s. 106; ...... s. 91). Ölenin hizmet edebilme gücü ve kabiliyeti para ile ifadesi mümkün olan bir mali imkân teşkil etmektedir (...... Tazminat, s. 264).
...... Federal Mahkemesi de ilke olarak, ivazsız edimlerle başkasının bakımını sağlayan ya da ona yardım eden kimseyi destek saymıştır. Federal Mahkemeye göre destek, yalnız başkasına yaşama için gerekli ihtiyaçları sağlayan ya da bunların tedariki için para veren kimse değildir. Yemekleri hazırlamak, elbiselere ve eve bakmak vs. suretiyle çalışmasının doğrudan doğruya başkalarına tahsis eden kimse de destektir. Çünkü bu faaliyette bundan yararl......nın bakımını sağlar. Bundan ötürü, yalnız ev işlerini gören bir kadın da kocasının desteği sayılabilir (BGE 53 II 125/126, 57 II 182). Yardımdan yararl......n kimsenin tazminata hak kaz......bilmesi için, desteğin ......ünden dolayı yoksulluğa düşmesi gerekli değildir; durumuna uygun yaşama tarzından, para ile belirlenebilen bir zarara uğraması yeterlidir (BGE 57 II 182/3, 59 II 463) (L. ...... / F. ...... / M. ......, İlmi ve Kazai İçtihatlarla Açıklamalı Borçlar Kanunu, ...... 1990, s. 680).
Destekten faydal......nın, destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için aynı zamanda bakım ihtiyacının da bulunması gerekir. Bakım ihtiyacı, ...... düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli ol......klardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ...... yüzünden bu bakımın sağladığı yaşama düzeyinin altına düşmüş olursa, ihtiyaç bulunma koşulu gerçekleşmiş sayılır. Diğer bir ifadeyle, destekten faydal......nın yaşamakta olduğu ve hâline uygun bulunan hayat tarzında bozucu bir etkiye uğraması bakım ihtiyacı bulunduğunun kabulünü gerektirmektedir (......, s. 49; Yargıtay HGK, 21.04.1982 gün, 1979/4 - 1528 E.,1982/412 K. sayılı kararı).
Destek ilişkisi gerçek veyahut farazi olabilir. ...... olayı vuku bulmadan önce destek ilişkisi eylemli olarak ortaya çıkmış ise gerçek destek s...... konusu olacaktır. Diğer bir ifade ile ...... zamanına kadar desteğin destekten faydal......na sürekli ve düzenli olarak bakımı gerçek destektir (......, s. 300; ...... / ...... / ...... / ......, s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 146; ......, s. 780; ...... s. 86).
Farazi destek ise az çok yakın bir gelecekte bu bakımın sağlanmasıdır. ...... meyd...... geldiği anda destek ilişkisi henüz ortaya çıkmamış ancak ileride bu ilişkinin kurulacağı kuvvetle muhtemel ise farazi destek kavramı ortaya çıkacaktır (......, s. 303; ......, s. 16; ...... /...... s. 621; ...... / ......, s. 566; ......, s. 147; Eren, s. 777; Karahasan: Tazminat, s. 255; Seratlı s. 85). Küçük yaşta bulunan ve henüz bakım gücüne sahip olmayan ......ların ileride ...... - ......sına destek olabilme ihtimalleri yargı kararlarında ve öğretide farazi destek olarak kabul edilmektedir.
818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu düzenlemelerinde destekten yoksun kalan tazminatının üç kaynağı bulunmaktadır. Bunlar “haksız fiiller ve diğer s......leşme dışı sorumluluk sebepleri”, “S......leşmeden doğan sorumluluk” ve “vekâletsiz iş görme” dir.
Bir kimse başka bir kimseyi öldürmüş veya ......üne sebebiyet vermiş ise haksız bir fiil işlemiş olur. Bu takdirde öldüren veya ......e sebebiyet veren kişi, ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı Borçlar Kanunu’nda yer alan haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olacaktır (......, s. 81; Gökyayla, s. 78; M. H. Tacın: Uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatının Türleri, Kaynakları, ......ellikleri ve Şartları, Yargıtay Dergisi, C. 42, Sayı: 4, Ekim 2016, s. 887).
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatı, adam çalıştıranın sorumluluğu (TBK m. 66), hayvan bulunduranın sorumluluğu (TBK m. 67), yapı malikinin sorumluluğu (TBK m. 69) ve tehlike sorumluluğu (TBK m. 71) gibi s......leşme dışı sorumluluk sebebiyle kusursuz sorumluluk hâllerinde de ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu’nun 369 uncu maddesinde yer alan ev başkanının sorumluluğu, ...... ...... Kanunu’nun 85 inci maddesinde yer alan araç işletenin sorumluluğu da s......leşme dışı kusursuz sorumluluk hallerine örnek teşkil etmektedir.
Destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı ise “s......leşmeden doğan sorumluluk” hâlleridir. Ölen ile ......ün sorumlusu arasında bir s......leşme ilişkisi mevcut ise ve ...... s......leşmeye aykırı davranışlar nedeniyle ortaya çıkmışsa ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 98/2 nci maddesinin ikinci ......sında “Haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler, kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur” düzenlemesi yer almaktadır.
Bununla birlikte Türk Borçlar Kanunu’nun 114 üncü maddesinin ikinci ......sında 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 98 inci maddesinin ikinci ......sına paralel bir düzenleme getirilerek, haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümlerin kıyas yoluyla s......leşmeye aykırılık hâllerine de uygul......cağı öngörülmüştür.
Görüldüğü üzere s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişilerin destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilme hakları mülga BK 98/2 nci ve TBK 114/2 nci ......sına dayanmaktadır. İlgili maddeler uyarınca s......leşmeye aykırılık hâlinde haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygul......cak, s......leşmenin tarafı olmayan üçüncü kişiler desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararı haksız fiil hükümlerine göre tazmin edebileceklerdir.
S......leşmeden doğan sorumluluk nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığı taşıma s......leşmesinden kaynakl......bileceği gibi iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 850 nci maddesinin ikinci ......sına göre taşıyıcı, taşıma s......leşmesi ile yolcuyu varma yerine ulaştırmayı borçlanmaktadır. Bu borca aykırılık durumunda ...... gerçekleşmiş ise ölenin desteğinden faydal......nlar destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Diğer taraftan Borçlar Kanunu’na göre işverenin gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almaması nedeniyle işçinin ......ü hâlinde de desteğin bakımından mahrum kalanların destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkı doğabilecektir.
İş kazası veya meslek hastalığından kaynakl......n destekten yoksun kalma tazminatı işverenin ......en borcuna aykırı davranması sonucu meyd...... gelmektedir. İşverenin işyerinde işçisinin yaşam, sağlık ve beden bütünlüğünün korunması için gerekli önlemleri alması işçisini g......etme borcunun bir gereği olarak karşımıza çıkmaktadır (..., 416). İşverenin iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli önlemleri almayarak g......etme borcuna aykırı davranması nedeniyle çalıştırdığı işçisinin iş kazasına uğraması veya meslek hastalığına tutulması sonucu ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar tazminat talebinde bulunabileceklerdir (..., s. 459; S. Narter: İş ve Borçlar Hukuku’nda İş Güvencesi ve Akdin Sona Ermesinden Doğan Tazminatlar, ... 2013, s. 417 ).
İşverenin g......etme borcunun kapsamını belirleyen Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 332 nci maddesi;
“İş sahibi, akdin hususi halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icabeden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.
(EK ......: 29.06.1956 - 6763/41. md) İş sahibinin yukarı ki ...... hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur” şeklinde düzenlenmiştir.
Öte yandan 1 ...... 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda da benzer düzenlemeler getirilmiştir. TBK’ nın 417 nci maddesine göre;
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, ......ellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve s......leşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ......ü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir ”.
Görüldüğü üzere maddenin son ......sında, işverenin gerekli önlemleri almaması nedeniyle işçinin ölmesi durumunda işçinin desteğinden yoksun kalanların tazminat alacaklarının, s......leşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir. ......da, s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümlere yollama yapılmıştır.
Sonuç itibariyle ilgili kanun maddeleri uyarınca işverenin g......etme borcuna aykırı davranması sonucu iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan işçinin ......ü hâlinde desteğinden yoksun kalanlar s......leşmeye aykırılık nedeniyle tazminat sorumluluğuna ilişkin hükümler uygul......cak ve BK 98/2 nci (TBK m. 114/2) maddesi uyarınca kıyasen haksız fiil hükümleri uygul......cağından BK’ nın 45/2 nci (TBK m. 53/3) maddesi kapsamında destekten yoksun kalma tazminatı talep edebileceklerdir.
Son olarak destekten yoksun kalma tazminatının diğer bir kaynağı “vekâletsiz iş görme” dir. Vekâletsiz iş görme hükümleri TBK 526 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. TBK’ nın 527 nci maddesinde vekâletsiz iş görenin her türlü ihmali davranıştan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Bu durumda ihmali davranış sonucu ...... meyd...... gelmiş ise destekten yoksun kalma tazminatı da s...... konusu olabilecektir.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için destekten faydal......nın desteğin ......ü ile birlikte maddi bir zarara uğraması gerekmektedir. Burada bahse konu zarar bir kimsenin mal varlığında rızası dışında meyd...... gelen azalmadır. Mal varlığının, zarar verici fiil olmasa idi bulunacağı durumla fiil sonucu aldığı durum arasındaki fark, zarardır (...... / ......, s. 514). Destekten yoksun kalma tazminatına konu zarar ise desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nın mal varlığında ortaya çıkan eksilmeyi ifade eder.
Destekten yoksun kalma tazminatının talep edilebilmesi için bir zararın meyd...... gelmesi şarttır. Desteğin ......ü nedeniyle destekten faydal......nlar, desteğin bakımından, yardımından, hizmetinden ve onun g......etiminden yoksun kalıyorlar ise bu durumda zararın ortaya çıktığının kabulü gerekecektir (Tacın, s. 887).
Destekten faydal......nların desteğin yitirilmesi nedeniyle uğradıkları zarar giderilmeli, desteğin destekten faydal......nlara sağlayacağı yaşam düzeyini temin edecek miktar belirlenmelidir (...... Sorumluluk Hukukunda Destekten Yoksun Kalma ve Manevi Tazminat Konusunda Yeni Gelişmeler, Çeviren, ......, İBD, C. 59, 1985, S. 4 - 6, s. 360).
Destekten yoksun kalma tazminatının nasıl belirleneceği ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 55 inci maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;
“Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde g......etilmez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesapl......n tazminat, miktarı esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile arttırılamaz veya azaltılamaz.
Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ......üne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır”.
Görüldüğü üzere TBK 55 inci maddesinin birinci ......sının ilk cümlesinde tazminatın hesabında Türk Borçlar Kanunu’nun ve sorumluluk hukuku ilkelerinin uygul......cağı belirtilmiştir. Bu durumda tazminat hesaplanırken TBK nın 51 inci vd. hükümleri ile diğer ......el yasaların TBK’ ya aykırı olmayan hükümleri uygul......caktır. TBK’ nın 51 inci maddesinde (BK madde 43); “......, tazminatın kapsamını ve ödeme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler” şeklindeki düzenlemede, tazminatın nasıl belirleneceği hükme bağlanmıştır.
TBK 55 inci maddenin birinci ......sının ikinci cümlesinde ise tazminatın belirlenmesinde nelerin indirim konusu yapılamayacağı açıkça ifade edilmiştir. Rücu edilemeyen ......... ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler indirime konu olamayacaktır. Ayrıca, birinci ......sının son cümlesine göre de yöntemince belirlenen tazminatın miktarı esas alınarak, azlığı yahut çokluğuna dayalı olarak, hakkaniyet düşüncesi ile hesapl......n tazminat miktarı arttırılıp azaltılamayacaktır. Ancak, ......in, hesaplama yöntemiyle ilgili bulunmayan (Bünyevi istidat, kaçınılmazlık, hatır taşıması v.b.) nedenlerle TBK' nın 51 ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 4 üncü maddeleri kapsamında tazminatın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleme ve takdir hakkı vardır.
Bununla birlikte kanun koyucu, bu belirleme şeklinin, idari eylem ve işlemler sonucu idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı bedensel zararlarda da uygul......cağını maddenin ikinci bendi ile hükme bağlamıştır.
Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için öncelikle zarar miktarı belirlenmelidir. Zarar miktarı belirlenirken ise ölenin mali imkânları ve kazancı, destekten yoksun kal...... ölenin sağladığı veya sağlayacak olduğu yardımlar, ölene ait bakım kabiliyetinin destekten yoksun kal...... ait bakım ihtiyacının ve bakım fiilinin muhtemel devam süresi, ...... olayının davacıya sağladığı menfaatler ve genel olarak ......den sonra davacının mali durumunda vuku bulması ihtimal olan değişmeler g...... önünde tutulur (......, s. 125).
Tazminatın saptanmasında g...... önünde bulundurulması gereken, destekten yoksun kalanın desteğinin ......ünden önce onun geniş yardımları sonucu sürdürdüğü aşırı masrafları gerektiren, savurgan bir yaşam şeklinin devam ettirilmesi değil, toplum içindeki ...... durumuna uygun yaşantısını sürdürebilmesi için desteğinin ol......kları içinde yapabileceği para ile değerlendirilebilir yardımın belirlenmesidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK).
Destekten yoksun kalma ile amaç, zarar görenin mal varlığındaki eksilmeyi giderme olduğundan, ...... nedeniyle elde edilen çıkarlar varsa bunların da zarar tutarından indirilmesi gerekir. Burada dikkat edilecek husus zarar görenin mal varlığını zenginleştirmek değil, desteğini yitiren kişiye ......ünden önceki yaşam düzeyini sürdürebilme ol......ğı tanımaktır.
Kusurun derecesi, ......... Kurumu tarafından yapılan ve rücu edilebilen ödemeler, eşin yeniden evlenmesi ve çalışma ihtimali vb. de tazminatı etkileyen faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Tazminatın belirlenmesinde etkili olan faktörlerden biri de yukarıda belirtildiği üzere rücu edilebilen ......... ödemeleridir. ......... ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır.
......... Kurumunun iş kazası ve meslek hastalığı hâlinde işverenin sorumluluğu ve rücu edebileceği ödemelerin kapsamı 17.7.1964 günlü Mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ıncı maddesinde;
“İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılır bir eylemi sonucunda olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarı ile, gelir bağlanırsa bu gelirlerin 22 nci maddede s......ü geçen tarifeye göre hesap edilecek sermaye değerleri toplamı işverenden alınır” şeklinde öngörülmüş iken 09.07 1987 tarihli 3395 sayılı Kanun’un 2 nci maddesi ile;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği ile ilgili mevzuat hükümlerine aykırı hareketi veyahut suç sayılabilir bir hareketi sonucu olmuşsa, Kurumca sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderlerin tutarları ile gelir bağlanırsa bu gelirlerinin 22 nci maddede belirtilen tarifeye göre hesapl......cak sermaye değerleri toplamı sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere Kurumca işverene ödettirilir” şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Daha sonra “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarlarla sınırlı olmak üzere…” ibaresinin ......yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali istemiyle yapılan başvuru nedeniyle ......yasa Mahkemesince;
“Kanuna uymayan eylem sonucunda hukuksal yaptırıma maruz kalan ve bunun sonucu olarak da bağl......n gelirin sermaye değerini Kurum’a ödeyen ve böylece ilgi ve ilişkisi kesilen işverenin, kanun, kanun hükmünde kararname ve kararlarla bağl......n gelirlerde yapılacak artışlardan ve bu artışların peşin sermaye değerlerinden sorumlu tutularak dava tehdidi altında bulundurulması, ......... kuruluşlarına ait olması gereken risklerin işverene yükletilmesi anlamına gelir. Böyle bir durum hakkaniyet ve sorumluluk ilkeleriyle bağdaşmadığı gibi ...... hukuk devleti ilkesine de aykırıdır” gerekçesiyle iptal edilmiştir (......yasa Mahkemesinin 23.11.2006 tarih ve 2003/10 E., 2006/106 K. sayılı kararı).
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren ve 506 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesini yürürlükten kaldıran 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddesinde de rücu edilebilecek ......... ödemelerinin kapsamı belirtilmiş olup, bu maddenin birinci ......sında;
“İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meyd...... gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağl......n gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir” hükmü getirilmiştir.
Diğer taraftan, mülga 506 sayılı Kanun’un 26 ncı ve 5510 sayılı Kanun’un 21 inci maddeleri uyarınca Kurum tarafından rücu edilebilen ödemeler dışında kalan ve rücu edilemeyen ......... ödemeleri ise bu tazminatlardan indirilemeyecektir. Aynı şekilde prensip olarak rücu edilebilen ......... ödemelerinden bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyecektir.
Nihayet, bir iş kazası nedeniyle belirli bir süre çalışamayacak olan sigortalı işçiye ekonomik bir güvence sağlamak amacıyla 5510 sayılı Kanun gereğince yapılan yardımlar ...... devlet olmanın gereği olup işveren veya üçüncü kişilerin iş kazası nedeniyle işçiye karşı sorumlu oldukları tazminat borcunu ikame amacı taşımamaktadır. Bu nedenle, iş kazasından zarar gören sigortalı işçi veya hak sahibi yakınlarınca, kazada sorumluluğu bulunanlar aleyhine açılan tazminat davalarında, işveren veya üçüncü şahıslara rücu edilemeyen ......... ödemelerinin zarar veya tazminattan indirilmemesine yönelik kuralda ...... hukuk devleti ilkesi ile çelişen bir yön de bulunmamaktadır (......yasa Mahkemesinin 28.11.2013 tarih ve 2013/74 E., 2013/143 K. sayılı kararı).
İş kazası veya meslek hastalığı sonucu veya sürekli iş göremezlik geliri almakta iken ölen sigortalının hak sahiplerine yapılan parasal ödemeler ...... geliri olarak nitelendirilmektedir (A. C. ...... / Ö. ......: ......... Hukuku Dersleri, 19. Baskı, ...... 2017, s. 413).
5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde, sigortalının veya sürekli iş göremezlik geliri ile malullük, vazife malullüğü veya yaşlılık aylığı almakta olanların ......ü halinde, gelir veya aylık bağlanmasına veya toptan ödeme yapılmasına hak kaz......n eş, ......, ...... ve ...... hak sahibi olarak ifade edilmişlerdir.
Görüldüğü üzere 5510 sayılı Kanunda sigortalının iş kazası ya da meslek hastalığı sonrasında ......ü durumunda kendilerine gelir bağl......cak hak sahipleri içerisinde ...... - ......sı da belirtilmiştir. Ancak ...... - ......nın gelirden yararlanma hakkı Kanunda belirtilen bir takım şartların bir arada bulunmasına bağlıdır.
Sigortalının ......ü üzerine ...... ve ......ya gelir bağlanması Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesinde yer almıştır. 24 üncü maddenin ilk hâli;
“Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 15 ini geçemez.
Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı sigortalının yıllık kazancının % 60 ından aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde düzenlenmiş iken; 23.10.1969 tarih ve 1186 sayılı Kanunun üçüncü maddesi ile;
“Sigortalının ......ü tarihinde eşine ve ......larına bağlanması gereken gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı ise, artanı, eşit hisseler halinde geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen ...... ve ......sına gelir olarak verilir. Ancak, bunların her birinin hissesi sigortalının yıllık kazancının % 70 inin dörtte birini geçemez.
Sigortalının ......ü ile eşine ve ......larına bağl......bilecek gelirlerin toplamı, sigortalının yıllık kazancının % 70 inden aşağı değilse ...... ve ......nın gelir bağlanma hakları düşer” şeklinde değiştirilmiştir.
1186 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik ile birlikte ...... ve ......nın geçimlerinin ölen sigortalı tarafından sağlandığının belgelenmesi gerektiğine ilişkin koşul yürürlüğe girmiştir.
Mülga 506 sayılı Kanun’un 24 üncü maddesi son olarak 29.07.2003 tarih 4958 sayılı Kanun’un 53 inci maddesi ile değişikliğe uğramış ve madde metninde yer alan “geçimi sigortalı tarafından sağlandığı belgelenen” ibaresi çıkartılarak “......... kurullarına tabi çalışmayan veya 2022 sayılı Kanuna göre bağl......n aylık hariç olmak üzere buralardan her ne ad altında olursa olsun gelir veya aylık almayan” şeklinde düzenlenmiştir.
01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı ...... Kanunu’nda ...... ......ya gelir bağlanması, “Hak sahiplerine gelir bağlanması, evlenme ve cenaze ödenekleri” başlıklı 20 nci maddenin ilk ......sında “İş kazası veya meslek hastalığına bağlı nedenlerden dolayı ölen sigortalının hak sahiplerine, 17 nci madde gereğince tespit edilecek aylık kazancının % 70' i, 55 inci maddenin ikinci ......sına göre güncellenerek 34 üncü madde hükümlerine göre gelir olarak bağlanır” düzenlemesi yer almaktadır.
5510 sayılı Kanun’un 20 nci maddesi yollamasıyla “...... aylığının hak sahiplerine paylaştırılması” başlıklı 34 üncü maddeye gidildiğinde, maddenin birinci ......sının “d” bendinde ...... ......nın aylığa hak kazanması düzenlenmiştir. İlgili bende göre;
“Hak sahibi eş ve ......lardan artan hisse bulunması hâlinde her türlü kazanç ve irattan elde etmiş olduğu gelirinin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylıklar hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmamış olması şartıyla ...... ve ......ya toplam % 25' i oranında; ...... ve ......nın 65 yaşın üstünde olması hâlinde ise artan hisseye bakılmaksızın yukarıdaki şartlarla toplam % 25' i oranında aylık bağlanır”.
5510 sayılı Kanun uyarınca ...... - ......nın ...... gelirine hak kaz......bilmesi için sigortalının ...... tarihinde eş ve ......lara bağlanması gereken gelirden artan bir pay bulunması, her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha az olması ve son olarak diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması gerekmektedir (...... / N. ......: ......... Hukuku, 16. Baskı, ...... 2016, s. 383 - 384). Eğer ...... - ...... Kanun’da belirtilen şartları sağlayamazsa ...... gelirine de hak kaz......mayacaklardır.
Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ......ü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eş değerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu hâliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ......ün sonucu olarak, ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ......ünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik ...... karakterde ve kendine ......gü bir tazminat biçimidir (06.03.1978 tarihli ve 1978/1 E., 1978/3 K. sayılı İBK.).
Diğer taraftan, ......... ise gelirleri ne olursa olsun, kişilere belirli ...... riskler karşısında ekonomik güvence sağlama görevine sahip kurum ve kurumlar topluluğu olarak nitelendirilebilir (K. ......: ......... Kavramı ve ...... Sigortalar, 5. baskı, ...... 1990, s. 5). ........., her şeyden önce herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamaz duruma düşen ve bu nedenle gelir kaybına uğrayan, muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir yaşam düzeyi sürmeleri için gerekli olan geliri sağlar (...... / ......, s. 5).
...... güvenliğin insanları ...... risklere karşı koruma yükümlülüğü uluslararası hukuk normları ve ......yasa ile güvence altına alınmış ve temel insan haklarından olan ......... hakkını doğurur. Bu hak bireyleri toplum içinde iktisadi bakımdan desteklemeyi, muhtaçlığa düşmesini önlemeyi, sosyo – ekonomik ve fizyolojik risklerin sonuçlarına karşı korumayı hedef alan bir haktır (......, Türk ......... Hukuku, ... 2015, s. 95). Diğer bir ifadeyle ......... hakkı ortaya çıkabilecek ...... riskleri önlemeyi amaçlar (Yargıtay HGK, 04.04.2018 gün, 2015/10 - 2678 E., 2018/678 K.).
Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından oluşturulan 102 sayılı ...... Güvenliğin Asgari Normları Hakkında S......leşmede ...... riskler; mesleki riskler, fizyolojik riskler ve sosyo - ekonomik riskler olarak üçe ayrılmış, mesleki riskler içerisinde ise iş kazaları ve meslek hastalıkları birer ...... risk olarak nitelendirilmiştir.
Bir ...... risk olarak iş kazası ve meslek hastalıkları sonrasında sigortalının ......ü gerçekleşmiş ise gelir kaybına uğrayan hak sahipleri de Kanunda belirtilen şartları yerine getirmeleri hâlinde ......... hakkından yararl......rak ...... geliri bağlanmasına hak kaz......bileceklerdir.
Hak sahipliği kavramı 5510 sayılı ...... Kanunu’nun 3 üncü maddesinin birinci ......sının yedinci bendinde belirtilmiş olup, ...... - ...... da hak sahibi olarak nitelendirilmiştir. Sonuç itibariyle ......larının iş kazası veya meslek hastalığı sonrasında ......ü hâlinde, ...... tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatı uyarınca ......ye - ......ya ......... Kurumu tarafından ...... geliri bağl......bilecektir. Bu hâliyle ......nin-......nın hak sahipliği kavramı ve onlara bağlanması muhtemel ...... geliri ......... hakkının bir yansıması olup tamamen ......... hukuku ve mevzuatına ilişkindir.
Sigortalının iş kazası ve meslek hastalığı nedeniyle ......ü hâlinde ......ye - ......ya ...... geliri bağl......bilmesi için sigortalının ......ü tarihinde yürürlükte olan ......... mevzuatında belirtilen koşulların gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Eğer Kanun’da belirtilen şartlar gerçekleşmemiş ise ...... - ...... ...... gelirine de hak kaz......mayacaktır.
Hemen belirtilmelidir ki ...... - ......ya bağl......cak ...... geliri ile destekten yoksun kalma tazminatı hem kaynağını aldıkları mevzuat hem de mahiyet olarak birbirinden farklı kavramlardır. Bu nedenle ......nin - ......nın ...... gelirine hak kazanması veyahut koşulları oluşmadığından ...... gelirine hak kaz......maması destekten yoksun kalma tazminatı talep etmesine bir engel teşkil etmemektedir. Ayrıca ...... geliri bağlanması için destek ilişkisinin varlığı da ar......n bir şart değildir.
Gerçekten de, ......ye - ......ya ...... geliri bağlanmamış olması ......nin - ......nın ......larının bakımına ihtiyaçları bulunmadığı sonucunu doğurmayacaktır. ......nin - ......nın diğer ......larından hak kazanılan gelir ve aylık hariç olmak üzere gelir ve / veya aylık bağlanmış bulunması ya da her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirin asgari ücretin net tutarından daha fazla olması ve bu nedenle ...... gelirine hak kaz......maması çocuğunun ......ü nedeniyle ...... - ......nın kendi ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, desteğin bakımından mahrum kalmadığı veya kalmayacağı, ......larının bakımına az ya da çok muhtaç olmadığı veyahut olmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Bu nedenle ......ye-......ya ...... geliri bağlanmamış olması destek ilişkisinin ve buna bağlı olarak destekten yoksun kalma tazminatı talep hakkının varlığına bir engel teşkil etmeyecektir.
Kaldı ki ...... - ......ya ...... geliri bağlanmış olması da ...... ile ...... - ...... arasındaki destek ilişkisinin varlığı ve ......nin - ......nın destekten yoksun kalma tazminatına hak kaz......bilmesi için kanunen öngörülen bir şart değildir. Önemli olan destek ilişkisinin varlığıdır.
Diğer bir ifadeyle ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması veyahut bağlanmaması tamamen ......... mevzuatına göre belirlenen bir husus olup destek ilişkisinin var olup olmadığının ispatında bir şart olarak g......etilemeyecektir. ...... ve ......nın belirli bir gelirinin olması, ölenin desteğinden yoksun kalmadıkları sonucunu doğurmayacaktır.
Bununla birlikte ......ye - ......ya ...... geliri bağlanması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın hesabında dikkate alınacaktır. ......... Kurumu tarafından ......larının ......ü nedeniyle yapılan ödemeler ve bağl......n gelirin Kurum tarafından rücu edilebilen kısmı belirlenen destekten yoksun kalma tazminatından indirilecektir.
Hâl böyle olunca ...... - ...... tarafından çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacağı sonuç ve k......atine varılmıştır.
Öncelikle belirtilmelidir ki hayatta olduğu süre boyunca sürekli ve düzenli olarak ......sine - ......sına bakan veya eğer ...... gerçekleşmiş olmasaydı, az çok yakın bir gelecekte bu bakımı sağlayacak olan ......lar ...... - ......sı için destektirler.
...... ile ...... - ...... arasındaki yardım ilişkisi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 322 nci maddesinde bir yükümlülük olarak belirtilmiştir. İlgili maddeye göre “......, ...... ve ......, ailenin huzur ve bütünlüğünün gerektirdiği şekilde birbirlerine yardım etmek, saygı ve anlayış göstermek ve aile onurunu g......etmekle yükümlüdürler”.
Öte yandan TMK’ nın 364 üncü maddesinde de, çocuğun nafaka yükümlülüğü belirtilmiştir. Maddeye göre “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür”. TMK ile belirlenen bu yükümlülükler, ......larının ......ü ile ...... veya ......nın bir desteği kaybettiklerinin kolaylıkla kabul edilmesi sonucunu doğuracaktır (......, s. 149).
Çocuğun, ...... - ......sının desteği olabilmesi için öncelikle bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Bakma para ve para ile ölçülebilecek bir kıymet olabileceği gibi bir hizmet ifası veyahut benzeri yardımlar şeklinde de olabilir. Gerçekten de çocuğun ......sine - ......sına gündelik yaşamında ya da her türlü hastalık ve sair sıkıntısında yardımcı olması maddi destek kapsamında değerlendirilmelidir. Bu nedenle çocuğun nakdi gücünün bulunmaması ......sine - ......sına maddi bir destek olmayacağı ya da ileride olamayacağı sonucunu doğurmayacaktır.
Nitekim genel yaşam deneyimleri çocuğun ......sine - ......sına her koşulda ve belirli bir düzeyde hayatta olduğu sürece ya da gelecekte sürekli ve düzenli olarak destek olacağını gösterir. Bu desteğin miktarı tarafların yaşam düzeyi, sağlık, ...... ve ekonomik durumları ile orantılı olarak değişebilirse de çocuğun hiç destek olmayacağı kabul edilemez.
Diğer taraftan destekten yoksun kalma tazminatından bahsedilebilmesi için ikinci olarak ...... - ......nın bakım ihtiyacı bulunmalıdır. Destek olan veya olacak olan ...... tarafından bakılan ...... - ......nın, ......larının ......ü ile çocuğun yardımından kısmen veya tamamen yoksun kalması, bu sebeple muhtaç olması veya ileride muhtaç duruma düşecek olması gerekmektedir. Elbette, destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilmek için, zaruret durumuna düşmek, en zaruri ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hâle gelmek gerekli olmayıp, ...... hayat seviyesinin gerilemesi yeterli görülmelidir. Desteğin ......ü sonucunda, tazminat talep eden ......nin - ......nın kendi ...... seviyelerine uygun olarak yaşamaları güçleşmişse, destekten yoksun kalındığı kabul edilmelidir.
...... - ......nın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hâle gelmesi gerekli değildir. ......nin - ......nın geliri bulunabilir, varlıklı olabilir, çocuğunun nakdi olarak bakımına ihtiyaç duymayabilir, ancak bu durum ......nin - ......nın, çocuğun ......ü nedeniyle çocuğun hizmet ifasından veyahut benzeri yardımlarından mahrum kalmadığı, ...... seviyesine uygun olarak yaşamının güçleşmediği, diğer bir ifadeyle çocuğun desteğinden mahrum kalmadığı ya da kalmayacağı sonucunu doğurmayacaktır. Her ......nin - ......nın, çocuğun ......ü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir.
Sonuç itibariyle ...... az ya da çok sürekli ve düzenli olarak ...... - ......sının desteğidir. Çocuğun ......ü üzerine ...... - ...... onun desteğinden mahrum kalacaktır.
Hâl böyle olunca ...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir.
Sonuç olarak ...... - ......nın, çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için ......... Kurumundan gelir bağlanması şartı aranmayacaktır.
...... - ......nın çocuğunun haksız fiil ve / veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, ......ların ...... - ......ya destek olduklarının karine olarak kabulü gerekmektedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6)
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları gerekçesiyle yol gösterici, kapsamıyla sınırlı ve sonuçlarıyla bağlayıcıdır. İçtihadı birleştirme kararları kanun hükmündedir. Usuli kazanılmış hakların istisnasını teşkil eder. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarına tüm yargı organları uymak zorundadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50. maddesi hükmüne göre; "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa ......, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri g...... önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler".
Türk Borçlar Kanununun 51. maddesine göre ise; "......, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve ......ellikle kusurun ağırlığını g...... önüne alarak belirler".
...... ve ......ya ...... geliri bağlanıp bağlanmaması, destek ilişkisinin varlığı yönünden olmasa da tazminatın belirlenmesi noktasında dikkate alınmalıdır. Zira asgari ücretin altında geliri bulunan ve ......... Kurumunca gelir bağl......n ...... ve / veya ......nın destek ihtiyacının bulunduğu ve ölen sigortalının maddi destekte bulunduğunun karine olarak kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş görüşlerindendir.
Kurumca gelir bağlanmayan davacı ...... ve / veya ......ya sigortalının fiili desteği kanıtlanmadan, sigortalının gelirinden bir b......ünün pay olarak ayrılacağının kabulü, ölenin desteğinden fiilen yararl......n eş ve ......ların destek zararlarının karşıl......maması sonucunu doğurur.
Bakım gücü - bakım ihtiyacı; bu konuda önemli olan, kimlerin yardımcı, kimlerin yardım gören olabilmeye elverişli oldukları değildir; somut olaylar ve belirli kişiler bakımından geleceğe uz......cak ve gelecekte dahi mümkün olabilecek biçimde kimlerin gerçekten yardımcı, kimlerin yardım gören olduklarıdır. Yardımcı (= destek) kavramı, bakım gücünü; yardım gören kavramı ise bakım ihtiyacını gerektirdiğinden, şayet bakım gücü yoksa destekten; bakım ihtiyacı mevcut değilse, yardım görenden s...... edilemez. Bundan başka aradaki sıkı ilişki dolayısıyla birinin yokluğu durumunda diğerinin varlığı da düşünülemez. Bu yönden, destekten yoksun kalma davasında davalı taraf, bakım gücü ve bakım ihtiyacının olayda var olmadığını savunabilir. Tazmin alacaklısı sıfatıyla dava açmış olan davacı, yaşam deneyimleri ve olayların olağan yürüyüşü nedeniyle ispat yükünün yer değiştirmesi durumu s...... konusu bulunmadıkça bakım gücünü ve bakım ihtiyacını ispat zorundadır (Mustafa Çenberci, İş Kanunu Şerhi - 1978 ..., shf 846 ve devamı).
Bu durumda; destekten yoksun kalınan zararın belirlenmesinde, ölen sigortalının elde ettiği gelirin miktarına göre destek gücünün kapsamının ne olduğu, sürekli ve düzenli destek olup olmadığı ve davacıların destek ihtiyacının bulunup bulunmadığı varsa bu ihtiyacın ne şekilde karşılandığının dikkate alınması gerekir.
İçtihadı Birleştirme Kararında s...... edildiği gibi, bakma kavramı; "Para ve para ile ölçülebilecek bir değer olabileceği gibi bir hizmet ifası ve yahut benzeri yardımlar şeklinde olabilir. Bu nedenle, desteğin yardımının yalnızca parasal nitelikte olması bakım gücünün varlığı için koşul değildir". Ancak aksi kanıtlanmadıkça, sigortalının ileride yapacağı farazi desteklerden olan; ...... ve ......sının bakım ihtiyacı ileride gerçekleşirse bakım ihtiyacını gidermek, bazen ziyaret etmek, evlerinde yardım etmek, kendilerine alışveriş yapmak, yemek yapmak vs. gibi destekler hesapl......bilir nitelikte değildir.
Somut olayda, ilk derece mahkemesince, davacı ......nın, kendisine Kurumca gelir bağlanmadığından dolayı destekten yoksun kalma tazminat talebi reddedilmiştir. Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun ''......ya muhik bir destekten yoksunluk tazminatı ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı doğrudur. Ancak ilk derece mahkemesince, davacı ......ye kurumca bağl......n gelirin düşülmesi nedeniyle ......nin isteyebileceği bir maddi tazminat kalmaması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair kararı, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunca ''...... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir'' şeklindeki bozma kararı YİBBGK' nun 22.6.2018 tarih, Esas No: 2016/5, Karar No: 2018/6 sayılı kararına uygun bulunmamaktadır.
Bu durumda; Mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, Türk Borçlar Kanununun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın ......elliğine göre davacı ...... lehine hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, Yüksek ......el Daire Sayın Çoğunluğunun, ''Davacı ...... yönünden davanın reddedilmesi gerekir'' şeklindeki bozma ilamına katılmıyoruz. 18/02/2019
6. Hukuk Dairesi, 2016/796 E., 2016/1848 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varSulh Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
61 vd.) hükümlerine göre kiraya verenden istenmesi mümkündür.Yerleşik uygulama, kiracının kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu masrafların yapıldığı tarih itibariyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 527. maddesi ( mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun, 414.
6. Hukuk Dairesi 2016/796 E. , 2016/1848 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Alacak
Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı alacak davasına dair karar, davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, kiracı tarafından yapılan imalat bedellerinin tahsili ve kazanç kaybı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davaya konu taşınmazın 01/08/2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesi ile dava dışı .... tarafından müvekkili ....'ne 10 yıl süreli olarak kiralandığını, müvekkili şirketin, kira sözleşmesine bağlı olarak mecuru kiralama amacına uygun hale getirmek amacıyla mecurda bir takım faydalı masraflar yapıldığını, müvekkili şirketin ticari faaliyetini başlatabilmek için ilgili kurumlara başvuru yapıldığını, mecurun iskan yapı kullanım izni olmadığından iskan alınana kadar ki dönemde faaliyetini başlatabilmesi için sadece geçici ruhsat almasının mümkün olduğunu, müvekkili şirketin iskan yapı kullanım izni alması için ...'ne sözle ve yazılı olarak ihtar edildiğini, yapılan ihtarlara rağmen gerekli başvuruların yapılmadığını, mecurun ... tarafından ...'e devredildiğini öğrendiğini, müvekkili şirket ile ... arasında imzalanan protokol ile tarafların 01/08/2009 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin aynı şartlar ile devamı hususunda mutabık kalındığını, müvekkili şirketin iskan yapı kullanım izni alınması konusunda davalı ...'e ihtar çekildiğini ancak olumlu bir netice alınamadığını, müvekkili firmanın 10 yıl süreli olarak kiraladığı mecuru, davalının kira sözleşmesine aykırı davranması nedeniyle amacına uygun olarak kullanamadığını ve sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldığını, müvekkilinin kira sözleşmesine istinaden mecuru kullanma amacına uygun hale getirmek için inşaat işleri açısından 23.562,46 TL ile işlerde kullanılan malzemeler için 3.894,00 TL masraf yaptığını belirterek tadilat ve işlemlerin bedeli olan 27.456,46 TL nin fatura tarihinden itibaren işleyecek aylık %2,5 faizi ile birlikte davalıdan tahsilini, kar kaybı olarak şimdilik 500,00 TL nin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı ; ruhsat alınamadığını öğrenince derhal harekete geçildiğini, davacının kira indirimi istediğini, bunu kabul etmeyince taşınmazı tahliye ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece davacının yaptığı masrafların taşınmazın market olarak kullanılması amacıyla yapıldığı, davacının basiretli tacir gibi hareket etmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
1-Dosya kapsamına, toplanan delillere, mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verilmiş olmasına ve takdirde de bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacı vekilinin kazanç kaybına yönelik temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davacı vekilinin taşınmaza yapılan imalat bedellerinin tahsiline yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Davacı ile eski malik ... arasında imzalanan 01.08.2009 başlangıç tarihli ve on yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin özel şartlar 6. maddesinde; "kiracı kuracağı tesis için her türlü tadilat ve değişiklik yapma hakkına sahiptir. Kiracı sözleşmenin sona ermesi halinde mecura zarar vermeden geri alacaktır. Sökülüp alınamayanlar için herhangi bir hak talep edemez." 11. maddesinde; "kiracıdan kaynaklanmayan (zorlayıcı neden, gayrımenkulun aynına dair veya kiraya veren ile kamu kurumu arasındaki münasebetten kaynaklanan vs) nedenlerle kiracı kiralananda yaptığı işe başlayamaz, veya başlayan iş durursa, yapılmaz hale gelirse kiracı feshetmek ve kira ödemeyerek işin başlamasını beklemek hakkına sahiptir. Fesih halinde ödenen kira iade edilecek. Mecura yapılan tüm masrafları aylık %2.5 faziyle iade alacak. " şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Davacı ile davalı arasında 05.08.2010 tarihli protokol yapılmış ve kira sözleşmesinin aynı şartlarda taraflar arasında devamına karar verilmiştir. Davaya konu taşınmazın 31.03.2012 tarihli protokol ile tahliye edildiği anlaşılmıştır.
Kural olarak kiracı tarafından kiralanana yapılan faydalı ve zorunlu imalat bedellerinin vekâletsiz işgörme ( BK m. 414) ve sebepsiz zenginleşme (BK m. 61 vd.) hükümlerine göre kiraya verenden istenmesi mümkündür.Yerleşik uygulama, kiracının kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu masrafların yapıldığı tarih itibariyle 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 527. maddesi ( mülga 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nun, 414. maddesi ) kapsamında vekâletsiz iş görme hükümlerine göre davalı kiraya verenden isteme hakkı olduğu yönündedir. Kural olarak bu gibi zorunlu ve faydalı masrafların kira sözleşmesinin başlangıcında yapılmış olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle davacı kiracı kiralananda kalan ve kiraya veren tarafından benimsenen imalat için sebepsiz zenginleşilen oranında bedelin tazmini talep edilebilir. Mahkemece mahallinde uzman bilirkişiler eşliğinde keşif yapılarak, sözleşmenin özel şartlar 11. maddesi uyarınca taşınır nitelikte imalatların tespit edilerek, kullanılan süreyle orantılı olarak davacının taşınmaza yaptığı faydalı masrafları talep edebileceği dikkate alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Hüküm bu nedenle bozulmalıdır.
SONUÇ:Yukarıda 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.nın 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 10.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
Mimar (M), yurt dışında bulunan komşusu (K)'nın tarihi dağ evinin çatısının yoğun kar birikmesi nedeniyle çökme tehlikesi altında olduğunu fark eder. Çökmenin hem (K)'nın evine hem de kendi bahçe duvarına zarar verebileceği endişesiyle, durumu acil görerek müdahale etmeye karar verir. (M), kar temizliği için bölgeden bir işçi olan (Ç) ile anlaşır. (Ç), çalışma sırasında dikkatsizliği sonucu elindeki ağır bir aleti düşürerek dağ evinin paha biçilmez orijinal vitray penceresini kırar. Bu olayda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun vekâletsiz iş görme hükümlerine göre (M)'nin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Mimar (M), işçi (Ç)'yi seçerken ve denetlerken gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluktan kurtulur.
B) Mimar (M) ile komşusu (K) arasında bir borç ilişkisi bulunmadığından, (M)'nin ancak ağır kusuru mevcutsa sorumluluğuna gidilebilir.
C) (M), işi aynı zamanda kendi menfaatine de gördüğü için, ortaya çıkan zarardan kusurunun derecesine bakılmaksızın tam olarak sorumlu olur.
D) (M), (K)'nın menfaatine ve olası bir zararı önlemek amacıyla hareket ettiğinden, her türlü ihmalinden sorumlu olmakla birlikte, hâkim onun sorumluluğunu hafifletebilir.
E) (M), (K)'nın borcunun ifasında yardımcı kişi kullandığından, (Ç)'nin kusurlu eyleminden dolayı kurtuluş kanıtı getirmesi mümkün olmaksızın sorumlu tutulur.