6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 530

Türk Borçlar Kanunu 530. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 530- İşsahibi, kendi menfaatine yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür. III. İşin işsahibi tarafından uygun bulunması hâlinde

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

4 karar eşleşti
Hukuk Genel Kurulu, 2019/852 E., 2022/1226 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
Mülga Borçlar Kanunu’nun 410 ve devamı maddelerinde vekâletsiz iş görme “vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf” başlığı ile düzenlenmiş iken, TBK’nın 526-531. maddeleri aralığında “vekâletsiz iş görme” başlığı altında düzenlenmiştir.
Hukuk Genel Kurulu         2019/852 E.  ,  2022/1226 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi 1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki hâliyle 438. maddesinin 2. fıkrası gereğince direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından davacı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verildikten sonra gereği görüşüldü: I. YARGILAMA SÜRECİ Davacı İstemi: 4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ile davalı arasında imzalanan 19.05.2006 tarihli sözleşme ile müvekkilinin, davalının müşterisi ... İlaç San. ve Tic. A.Ş. için bir kısım konaklama, eğlence, günlük tur ve transfer gibi hizmetleri üstlendiğini, yapılan hizmetler için davalının 916.145Euro karşılığı 1.758.265,40TL ödediğini, ancak bakiye 326.169Euro karşılığı 625.983,54TL’yi ödemediğini, sözleşme imzalanmadan önce karşılıklı tekliflerin verilerek davalı tarafından verilen hizmetlerin denetlendiğini, davalının 19.05.2006 tarihinde faks yoluyla sözleşmeyi imzalamasından sonra müvekkilinin birinci ve ikinci gruba ait depozito için düzenlediği proforma faturalarının en son 02.08.2006 tarihinde davalı tarafından ödendiğini, müvekkilinin 15.08.2006 tarihinde davalıya üçüncü gruba ait depozito için proforma fatura göndererek e-mail aracılığıyla da borcunu bildirdiğini, ancak davalının borcunu onaylamasına rağmen ödemediğini, 18-24 Ağustos 2006 tarihinde ise davalının üçüncü gruba ait ekstra hizmetler için düzenlenen masraf belgesini imzaladığı hâlde ödemediğini, son faturanın 31.08.2006 tarihinde davalıya gönderildiğini, müvekkilinin bu faturayı e-mail yazışmalarında davalı tarafından üçüncü gruba ait ekstra hizmetlere itiraz edilen 37.000Euro’luk kısmı düşerek düzenlediğini, buna rağmen davalının tartışmasız olarak kabul ettiği 286.663,55Euro karşılığı 550.164,68TL borcunu ödemediğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 50.000Euro alacağının 01.09.2006 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 09.12.2013 tarihinde haçlandırdığı ıslah dilekçesinde ise; davalının müvekkiline yazılı belgelerle kanıtlanmış olan borcunun 952.568,70Euro+289.595,50Euro=1.242.164,20Euro alacaktan 916.145Euroluk ödeme düşüldüğünde 326.019,20Euro olduğunu, yerel hizmetler için tarafların mutabık olduğu 289.595,50Euro yerine bilirkişilerce hesaplanan toplam 236.359,50Euro rayiç bedel üzerinden karar verilecek ise bu tutara da itiraz etmediklerini belirterek toplam 272.783,20 Euro’nun davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı Cevabı: 5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı ... İlaç San. ve Tic. A.Ş. ile anlaşarak bu şirketin ...’daki konaklama ve seyahat organizasyonuna aracılık ettiğini, bu hizmetlerin yerine getirilmesi için müvekkilinin, davacı şirket ile sözlü olarak anlaştığını, sözlü anlaşma gereğince davacıya yaptığı işin bedelinin fazlasıyla ödendiğini, buna rağmen davacının taahhüt ettiği hizmetleri tam anlamıyla yerine getirmediğini, müvekkili ile davacı arasında faks yoluyla imzalanan yazılı bir sözleşme bulunmadığı gibi faks ile imzalanan sözleşmenin delil olarak da ileri sürülemeyeceğini, müvekkilinin sözlü anlaşmaya uygun olarak davacının eksik ve ayıplı ifasına rağmen organizasyon için anlaşılan 916.145Euroluk bedeli ödediğini, bu ödemenin davacı tarafından da ikrar edildiğini, bunun dışında davacıya her ne ad altında olursa olsun herhangi bir borcun bulunmadığını, davacının faks yoluyla imzalandığını ileri sürdüğü sözleşmenin altındaki imzanın ...’a ait olduğunu kabul etmediklerini, öte yandan ...’ın müvekkili şirket adına sözleşme imzalamaya ve şirketi imzası ile temsil etmeye yetkili olmadığını, yetkisiz temsilci ...’ın yaptığı işleme icazet verilmediğinden sözleşmenin geçersiz olup müvekkilini bağlamayacağını, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğini, dolayısıyla 01.09.2006 tarihinden itibaren faiz talep edilmesinin de yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesinin Kararı: 6. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.12.2013 tarihli ve 2012/307 E., 2013/420 K. sayılı kararı ile; her iki tarafın da kabulünde olduğu üzere taraflar arasında sözleşme ilişkisinin bulunduğu, ...’ın davalı şirketi temsile yetkili olmadığı, ancak ... tarafından imzalanan sözleşmeye davalı tarafından onay verilip kabul edildiğinden ve bu sözleşmeye göre davacıdan hizmet alındığından, taraflar arasındaki ilişkide bu sözleşme şartlarının uygulanacağı, sözleşmede verilecek hizmetlerin bedelinin 805.746,96Euro olarak belirtildiği, davacının sözleşmedeki birim fiyatların tahmini olup ekstra hizmetlerin verildiğini ve alacağın da buradan kaynaklandığını iddia ettiği, davalının ekstra verilen hizmetleri kabul etmediği, bir işleme icazet verilmesinin yetkisiz kişinin yaptığı özellikle borç altına sokan işlemlerin hepsine icazet verildiği anlamına gelmeyeceği, ...’ın imzaladığı iddia edilen belgeleri davalı kabul etmediğinden, davacının verdiği hizmetleri ve sözleşme dışı ekstra hizmetleri ispatlaması gerektiği, ancak davacı tarafından bu hususta hiçbir delil sunulmadığı, sadece tanık ...’in ifadesine dayanıldığı, bu tanığın da ekstra hizmetler konusunda herhangi bir beyanda bulunmadığı, davacının sözleşmedeki birim fiyatların ve işlerin tahmini olduğunu, sözleşmede yazılı olan işlerin ne kadar olduğunu, birim fiyatlarının neler olduğunu, kaç kişiye nasıl ve ne şekilde hangi fiyattan hizmet verildiğini ispatlaması gerektiği, davacının bu konuda sadece proforma faturalara dayandığı, faturaların davalıya tebliğ edildiğine dair belge sunulmadığı gibi davalının defterlerinde de faturaların kayıtlı olmadığı, sadece davacıya yapılan havaleler üzerine kayıt tutulduğu, davacı tarafından ekstra hizmetler verildiğine dair sunulan belgelerdeki imza ...’a ait olsa dahi ...’ın davalı şirketi temsile yetkili olmadığı ve bu belgeyi imzalamasına davalı tarafından icazet verildiğinin ispatlanamadığı, bu nedenle bu belge yönünden imza incelenmesine gerek olmadığı, asıl sözleşme yönünden ise; sözleşme bedelinin 805.746,96Euro olarak kabul edildiği, davacının bu bedelden fazla veya farklı hizmet verdiğini ispatlayamadığı, davacı tarafından davalının 916.145Euro ödediğinin kabul edildiği, sözleşme bedelinden fazla ödeme yapıldığı, dolayısıyla asıl sözleşme yönünden de imza incelemesine gerek kalmadığı, davacının dayandığı e-maillerde davalı şirket çalışanı ... tarafından yapılan yazışmalarının bulunduğu, yazılan cevaplarda davacının iddiasının kabul edildiğine dair bir yazının mevcut olmadığı, davacı tarafından sözleşmedeki işlerin başka birim fiyattan ve başka şekilde yerine getirildiği ispatlanamadığı gibi ekstra verildiği iddia edilen hizmetlerin de ispat edilemediği, davacı tarafından kabul edilen davalı ödemesinin de sözleşme bedelini kapsadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Özel Dairenin Bozma Kararı: 7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 8. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 24.06.2014 tarihli ve 2014/1972 E., 2014/4834 K. sayılı kararı ile; “…Taraflar arasında 19.05.2006 tarihli hizmet sözleşmesi imzalanmış, bu sözleşmenin tamamlayıcı şartlar başlığı altında "beklenen kira miktarı 805.746 Euro, hizmetlere göre değişebilir" ibaresinin yazılı olduğu, bu sözleşme uyarınca yapılan asıl hizmet bedeli 952.568,70 euro’nun tahsili için belgelerin davalıya gönderildiği, davalı tarafça bu bedelden hizmet bedelinin 921.850 euro olduğu kabul edilerek ödendiği, gönderilen bu hizmet belgelerinde davalı şirketi temsilen ...’ın imzasının bulunduğu, davalı tarafın belirtilen bedeli ödemekle mahkemenin kabulünde olduğu üzere yapılan işlemi benimsediği konusunda artık ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, asıl hizmet bedelinden bakiye kısmından ve yerel hizmet adı altında ekstra hizmet olduğu iddia edilen hizmetlerin yapılıp yapılmadığı ve bu bedelden davalının sorumlu olup olmadığı noktasındadır. Davacı vekili, ekstra hizmetlere ilişkin belgelerin de davalı tarafa gönderildiği ve bu belgeleri şirketi bu sözleşme kapsamında temsilen hareket eden ...’un aldığı ve imzaladığı, bu nedenle şirketin bu bedellerden sorumlu olduğunu ileri sürmüş, davalı vekili ise hizmetin verilmediğini ve ...’ın şirketi temsile yetkili olmaması ve belge altındaki imzaların bu kişiye ait olmaması nedeniyle bedelden sorumlu olmadığını savunmuştur. Dosya kapsamındaki belgelerden sözleşmeye istinaden davalı şirketi tüm yazışmalarda ve sözleşmenin imzalanmasında ...’ın temsil ettiği, şirketin bu nedenle davacı şirkete ödemede bulunduğu, sunulan faks mesajları, sözleşmedeki imza ve davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların aynı kişiye ait imza olup olmadığının çıplak gözle dahi anlaşılabilecek durumda olup olmadığı, ekstra hizmet bedellerinin rayiç bedellerinin tespitine ilişkin bilirkişi raporuna karşı taraf beyanları da gözetilerek ek rapor alınıp, oluşacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. 2- Bozma nedenine göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. 9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur. 10. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 03.11.2015 tarihli ve 2014/9594 E., 2015/7030 K. sayılı kararı ile; “…Davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların çıplak gözle ...'a ait olduğu anlaşılamayan hizmetler yönünden, dava tarihi itibariyle yürülükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 22. maddesi gözetilerek, davacının verdiğini iddia ettiği hizmetleri her türlü delille kanıtlayabileceği ve bu durumda, mahkemece emsal organizasyonlarda oluşan piyasa rayicine, verilen hizmetin niteliğine ve kapsamına uygun bir hizmet bedelinin bilirkişi raporu ile belirlenip, hüküm altına alınması gerektiği tabiîdir. Bu açıklamalara ve Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, HUMK'nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir…” gerekçesiyle karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. Direnme Kararı: 11. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.06.2016 tarihli ve 2015/1631 E., 2016/717 K. sayılı kararı ile; sözleşmenin taraflarca kabul edildiği, tarafların 805.746,96Euro bedelli olan sözleşmeyi yaptıkları ve bunun da tarafları bağladığı, sözleşmedeki “beklenen toplam gelir” ifadesinin sözleşmenin uygulanması ile elde edilecek gelir olduğu, sözleşmenin bedeli 805.746,96Euro olmasına rağmen, davalı tarafın ticarî defterlerinde 921.850Euro ödeme yapıldığı belirtildiğinden davalının bu kabulü nedeni ile sözleşme bedelinin 921.850Euro olarak kabul edildiği, davalının defterlerinde kayıtlı 921.850Euro ödemeye ilişkin banka internet çıktısı dekontları sunduğu, bu belgelere davacı tarafından da herhangi bir itirazda bulunulmadığından davalının 921.850Euro ödeme yaptığını ispatladığı ve davalının sözleşme bedeli olan 921.850Euro’yu ödediği, davacının davalıdan alacaklı olduğunu ispatlayamadığı, davacının sözleşme dışı extra hizmet verdiğini ispatlamakla yükümlü olduğu, davacının tanığı ...’in extra hizmet verildiğine dair herhangi bir beyanda bulunmadığı, davalı şirketi temsile yetkili olmayan ...’ın extra hizmetler nedeni ile imzaladığı belgelere davalı şirket tarafından onay verildiğinin de ispatlanamadığı, bozma kararında imzanın çıplak gözle incelenmesi ve faks yazışmaları incelenerek karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; bozma kararından önce mahkemece ...’ın imzaladığı belgelerin çıplak gözle incelenerek değerlendirildiği ve imzanın ...’a ait olduğu, ancak davalı şirket tarafından icazet verildiğinin ispatlanamadığı ve davalı şirketi bağlamadığı, davacının extra hizmet verdiğini ispat edemediği, bedel talebinde bulunamayacağı ve rayiç değer üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı, eksik incelemenin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme Kararının Temyizi: 12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. II. UYUŞMAZLIK 13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının asıl hizmet bedelinden kalan bakiye alacağını ve sözleşme dışı ekstra hizmet verdiğini ileri sürerek yerel hizmet adıyla nitelendirilen ekstra hizmetlerin bedelini talep ettiği, sözleşmeye istinaden tüm yazışmalarda ve sözleşmenin imzalanmasında davalı şirketi ...’ın temsil ettiği, buna dayanarak davalı şirketin davacıya ödemede bulunduğu somut olayda; mahkemece sunulan faks mesajları, sözleşmedeki imza ve davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların aynı kişiye ait olup olmadığının çıplak gözle anlaşılabilecek durumda olup olmadığının belirlenip belirlenmediği, ekstra hizmet bedellerinin rayiç bedellerinin tespitine ilişkin bilirkişi raporuna karşı taraf beyanları da gözetilerek ek rapor alınmasının ve davalıya gönderilen belgelerdeki imzaların çıplak gözle ...’a ait olduğu anlaşılamayan hizmetler yönünden, emsal organizasyonlarda oluşan piyasa rayicine, verilen hizmetin niteliğine ve kapsamına uygun bir hizmet bedelinin bilirkişi raporu ile belirlenmesinin gerekli olup olmadığı, eksik inceleme ile karar verilip verilmediği noktalarında toplanmaktadır. III. GEREKÇE 14. Bilindiği üzere hukukî işlemden doğan borç ilişkilerinin başlıca kaynağı sözleşmedir. Her sözleşme, taraflar arasında bir hukukî ilişki meydana getirir, bu ilişkiye “sözleşmeye dayalı=akdî ilişki” denir. Doktrin ve uygulamada sözleşme yerine “akit”, “mukavele” veya “bağıt” kelimeleri de kullanılmaktadır. 15. Sözleşme; hukukî bir sonuç doğurmak üzere, iki veya daha ziyade kişinin karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasını ifade eder. Sözleşme türlerinden biri olan “hizmet sözleşmesi” ise, somut olayda uygulanması gereken ve uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 313/1. maddesinde; “Hizmet akdi, bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder” şeklinde tanımlanmıştır. 16. Aynı düzenlemenin 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunundaki (TBK) karşılığı “Genel Hizmet Sözleşmesi” başlığı altında yer alan 393/1. maddesinde de; hizmet sözleşmesinin, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de işçiye zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olduğu belirtilmiştir. Öte yandan Türk Hukuk Lûgatında da hizmet sözleşmesinin kanunda düzenlenen tanımı aynen muhafaza edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 491). 17. Anılan hükümler gereğince hizmet akdinin unsurları; hizmetin belirli veya belirli olmayan bir zaman içinde görülmesi, hizmet akdinin konusu olan edimin işverene ait işyerinde yerine getirilmesi, edimin ifası sırasında işverenin denetim ve gözetimi altında bulunması, edimin ücret karşılığında yapılması ve ücretin zaman esası üzerinden saptanmasıdır. Ücret zaman itibariyle olmayıp yapılan işe göre verildiği takdirde dahi belirli ya da belirli olmayan bir zaman için alınmış veya çalışılmış oldukça hizmet akdi yine mevcuttur. Hizmet akdinin belirleyici ve ayırıcı unsurları zaman ve bağımlılıktır. Zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde çalışmanın varlığı hâlinde aradaki ilişkinin hizmet akdine dayalı olduğunun kabulü gerekir. 18. Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2017/(23)15-1692 E., 2021/949 K.; 09.12.2021 tarihli ve 2017/(23)6-868 E., 2021/1646 K.; 07.06.2022 tarihli ve 2021/(23)6-901 E., 2022/837 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. 19. Bu arada adil yargılanma hakkı (AİHS m. 6, Anayasa m. 36) ve hukukî dinlenilme hakkının (HMK m. 27/2-b) bir gereği olarak “ispat hakkı”na ilişkin hükümlere değinmek gereklidir. 20. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) veya hukuksal durumun varlığı ya da yokluğu hakkında hâkimde kanaat uyandırmak için girişilen inandırma eylemine ispat denir. İspat faaliyeti aynı zamanda yargılama sürecinde taraflar açısından yargısal bir temel hak olarak da görünüm kazanır. Anayasal dayanağı da olan ispat hakkını taraflar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 189/1. maddesi gereğince kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak kullanırlar. 21. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 187/1. maddesine göre ispatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir. Sadece taraflarca ileri sürülen ve dayanılan vakıalar, ispatın konusunu oluşturur. İspatı gerekli ve önemli olan vakıalar, hâkimin vereceği kararı etkileyen ve hâkimin karar verirken dikkate alması gereken vakıalardır. 22. Kural olarak hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini kendiliğinden araştıramaz. Belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini, tarafların ispat etmesi gerekir. 23. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” Aynı yöndeki düzenleme HMK’nın 190. maddesinin birinci fıkrasında, “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” şeklinde ifade edilmiştir. Buna göre ispat yükü, ispatı gereken vakıalara dayanan tarafa ait olup, herkes iddiasını ispatla mükelleftir. 24. İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; HMK'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir. 25. Açıklanan bu hususlara Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2021 tarihli ve 2017/15-425 E., 2021/440 K.; 29.04.2021 tarihli ve 2017/15-3098 E., 2021/546 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir. 26. Eldeki davada; her ne kadar mahkemece taraflar arasında eser sözleşmesi ilişkisi bulunduğu belirtilmiş ise de; yukarıda ayrıntılı şekilde ifade edilen kanun maddeleri ve düzenlemelere göre taraflar arasındaki akdî ilişki eser sözleşmesinden değil, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanmakta olup; davacı, davalı şirketi temsilen ... ile imzalanan 19.05.2006 tarihli faks metni ile ve yazılı olarak sözleşme ilişkisinin kurulduğunu ileri sürerken, davalı tarafça sözleşmenin sözlü biçimde yapıldığı savunulmuştur. İster yazılı isterse sözlü biçimde yapılsın netice itibariyle hizmet sözleşmesinin varlığı her iki tarafın kabulünde olduğu gibi, mahkemece ve Özel Dairece de aynen benimsenmiştir. 27. Dosya kapsamında bulunan tüm beyanlar, delil ve belgeler doğrultusunda varlığı sübut bulan hizmet sözleşmesi gereğince davacının, davalı şirket için konaklama, eğlence, günlük tur, transfer ve gezi organizasyonu gibi birtakım hizmetleri gerçekleştirdiği, verilen bu hizmetlere karşılık da davalı tarafından 916.145Euro ödendiği ihtilaf konusu değildir. 28. Uyuşmazlığın temel noktasının tespiti bakımından davacı vekilinin dosyaya sunduğu 19.03.2012 tarihli dilekçesindeki beyanı belirleyici olup, anılan dilekçede davacı vekili; “…Yani; kısaca dava konusu, davalıdan talep edilen sözleşme haricindeki ekstra harcamalardır…” şeklinde beyanda bulunarak davadaki talebini ekstra hizmet harcamaları olarak sınırlandırmış, başka bir anlatımla uyuşmazlığın, yerel hizmet adıyla nitelendirilen sözleşme dışı ekstra hizmetlerin bedelinden kaynaklandığını belirtmiştir. Hâl böyle olunca yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler de birlikte değerlendirildiğinde, herkes iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğundan, ispat yükü kendisinde olan davacı taraf sözleşme harici ekstra hizmetleri verdiğini ve bu hizmet bedellerinin ödenmediğini yasal delillerle ve usulüne uygun olarak kanıtlamak zorundadır. 29. Gelinen aşamada uyuşmazlığın çözümü için “ticari temsilci (=ticari mümessil)” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemelerin açıklığa kavuşturulmasında da yarar vardır. 30. Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinin birinci fıkrasında ticarî temsilci; “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir” şeklinde tanımlanmıştır. 31. Somut olayda uygulanması gereken mülga BK’nın 449/1. maddesinde ise; “Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir” biçiminde ticarî mümessil olarak düzenlenmiştir. 32. Ticarî mümessillik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukukî işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticarî mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanunî değil, iradi temsil yetkisidir. 33. Ticarî mümessilin temsil yetkisinin kapsamı Kanun’da tam olarak belirlenmiştir. Bu hâliyle ticarî mümessillik, sınırı Kanun ile çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticarî temsilci, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır (mülga BK m. 450; TBK m. 548). 34. Ticarî temsilci, işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğindedir ve adeta işletmenin sahibiymiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri mülga BK’nın 451. maddesinde sayılan sınırlandırmalar dışında yapabilme yetkisine sahiptir. Başka bir ifadeyle ticarî temsilcinin işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisi vardır. Ayrıca ticarî mümessilin borç altına sokan işlem yapabilmesi, bu yönde açık ve ayrıca verilmiş bir yetkinin varlığına da bağlı değildir. 35. Bu çerçevede somut olaya gelince; her ne kadar davalı tarafından ...’ın şirket adına sözleşme imzalamaya ve şirketi imzası ile temsil etmeye yetkisi olmadığı, ...’ın yaptığı işlemlerin kendileri için bağlayıcı olmadığı savunulmuş ise de; Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ... Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü’nün mahkemeye gönderdiği bordrolar incelendiğinde, ...’ın 2006 yılına ait tüm aylarda ve 2007 yılının haziran ayına kadar davalı şirketin çalışanı olduğu; davacı tarafından dosyaya sunulan ve 19.05.2006 tarihinde imzalandığı iddia edilen, ancak üzerinde herhangi bir tarih bulunmayan hizmet sözleşmesi ile devamındaki onay belgelerinde davalı şirket adına ...’ın imzasının bulunduğu, dosyaya yansıyan tanık anlatımlarında da açıkça belirtildiği gibi akdî ilişkinin başından itibaren tüm yazışma ve e-maillerde davacının muhatabının ... olduğu, davalı tarafından ...’ın imzaladığı belgelere ve davacı ile arasındaki yazışmalara göre ödemeler yapıldığı, dolayısıyla ...’ın davalı şirketin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma, taraflar arasındaki akdî ilişki sürecini devam ettirme yetkisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. 36. Öte yandan sözleşme kapsamındaki asıl hizmetler yönünden davalının yetkilisi sayılan ...’ın dava konusu ekstra hizmetlerle ilgili davalıyı temsil etmediğinden ve davalı nam ve hesabına işlem yapma yetkisi bulunmadığından söz etmek çelişkili olacağı gibi, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere de uygun düşmeyecektir. Bu durumda mülga BK’nın 449/1. (TBK m. 547/1) maddesi gereğince ...’ın davalı şirketin ticarî temsilcisi olarak hareket ettiği ve yaptığı işlemlerin de davalı açısından bağlayıcı olduğunu kabul etmek gerekir. 37. Bu noktada bilirkişi incelemesi ve raporu ile yazı ve imza inkârına ilişkin düzenlemelerden bahsedilmelidir. 38. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266/1. maddesinde bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller; “Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir. 39. Aynı Kanun’un 281. maddesinde; “(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. (2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. (3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir. 40. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden (re’sen) bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. 41. Bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukukî değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup yargıç, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164). 42. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 208. maddesine göre taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde mahkemeye sunulan bu belge, sahtelik iddiasında bulunmayan aleyhine delil olarak kullanılır. Yazı veya imza inkârının sonucuna ilişkin HMK’nın 209. maddesindeki hüküm uyarınca adi senetteki yazı veya imza inkâr edilirse, bu konuda bir karar verilinceye kadar o senet herhangi bir işleme esas alınamaz ve delil olarak kullanılamaz; resmî senetlerdeki yazı veya imzanın inkârı hâlinde de senetteki yazı veya imzanın sahteliği ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. 43. Sahtelik iddiası hâlinde HMK’nın 211. maddesinde; “(1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir: a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir. b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir” şeklinde sahtelik incelemesinin nasıl yapılacağı belirtilmiştir. 44. Şu hâlde HMK’nın 211. maddesi uyarınca sahtecilik hususunda sıhhatli bir sonuç alınabilmesi ve kesin bir kanaat oluşması için, inkâr edilen imzanın atıldığı tarihten öncesinde veya mümkün olduğu kadar yakın tarihlerde düzenlenen belgelerde bulunan ilgili kişiye ait mukayeseye elverişli yazı ve imzalar temin edildikten sonra sahtelik iddiasına ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. 45. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre fotokopi üzerinden imza incelemesi yapılması mümkün değildir. Bu nedenle imza incelemesine esas alınan ilgili tarafın tatbike medar (uygulamaya elverişli) imzalarının bulunduğu belge asıllarının getirtilerek, incelemenin bunlar üzerinden yapılması gerekir. 46. Hukuk Genel Kurulunun 30.05.2001 tarihli ve 2001/12-436 E., 2001/467 K. sayılı kararı ile 06.06.2001 tarihli ve 2001/12-466 E., 2001/483 K. sayılı kararında da aynen benimsendiği gibi; herhangi bir belgedeki imza veya yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında, optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu ve gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza veya yazının tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırılması; sonuçta, imza veya yazının atfedilen kişiye ait olup olmadığının dayanakları gösterilmiş, tarafların, mahkemenin ve Yargıtay’ın denetimine elverişli bir raporla ortaya konulması, gerektiğinde karşılaştırılan imza veya yazının hangi sebeple farklı veya aynı kişinin eli ürünü olduklarının fotoğraf ya da diğer uygun görüntü teknikleriyle de desteklenmesi şarttır (Hukuk Genel Kurulunun 30.09.2021 tarihli ve 2019/(23)6-128 E., 2021/1131 K. sayılı kararı). 47. Diğer yandan “vekâletsiz iş görme” ile ilgili kavram ve yasal düzenlemeler hakkında açıklama yapmakta fayda bulunmaktadır. 48. Mülga Borçlar Kanunu’nun 410 ve devamı maddelerinde vekâletsiz iş görme “vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf” başlığı ile düzenlenmiş iken, TBK’nın 526-531. maddeleri aralığında “vekâletsiz iş görme” başlığı altında düzenlenmiştir. Gerek mülga BK’da gerekse TBK’da vekâletsiz iş görmenin tanımı yapılmamış, iş görenin hak ve borçları ile iş sahibinin hak ve borçları düzenlenmiştir. 49. Vekâletsiz iş görmenin unsurları; iş görme, görülen işin başkasına ait olması, vekâlet ya da iş görme sözleşmesi bulunmaması, vekâletsiz iş yapanın iş görme iradesi ve görülen işin iş sahibinin yararına olmasıdır. 50. Vekâletsiz iş görme iki hâlde söz konusu olabilir. Bunlardan ilki sözleşmesi olmayan işler olup taraflar arasında usulüne uygun olarak kurulan bir sözleşme ilişkisi bulunmamasına rağmen iş gören tarafından yapılan ve iş sahibinin yararına olan işlerdir. İkinci hâl ise, iş gören ile iş sahibi arasında usulüne uygun ve geçerli bir sözleşme yapılmış olup, işin ifası sırasında veya bitiminde iş sahibinin talimatı ile veya talimatı olmaksızın iş sahibinin yararına olarak sözleşme kapsamı dışında kalmasına rağmen iş görenin yaptığı işlerdir. Başka bir ifadeyle bu hâle; sözleşme dışı iş veya sözleşme fazlası imalât da denilmektedir. 51. Vurgulamakta fayda vardır ki; Türk Hukuk Lûgatında da vekâletsiz iş görme (vekâleti olmadan başkası hesabına tasarruf), “Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören kişi, yaptığı işi hesabına yaptığı kişinin yararına varsayılan iradesine uygun davranmakla yükümlüdür. Vekâletsiz işgören kişi her türlü ihmalinden sorumludur. İş sahibi yapılan işi uygun bulursa işe vekâlet hükümleri uygulanır. Vekâletsiz işgörme sözleşmeden değil, yasadan doğan bir ilişkidir” şeklinde açıklanmıştır (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 1174). 52. Yargıtayın yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre sözleşme kapsamı dışında kalan ilâve işlerle ilgili vekâletsiz iş görme hükümlerinde, iş sahibinin yararına olan imalatların işin yapıldığı tarihteki mahalli piyasa rayiçlerine bedelinin hesaplanması, piyasa fiyatlarının içinde katma değer vergisi ve yüklenici kârı bulunduğundan ayrıca eklenmemesi gerekir. Vekâletsiz iş görme hükümleri gereğince yapılan iş bedelinin sorumlusu sözleşme fazlası işlerde sözleşmenin tarafı olan ve fazla işten yararlanan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi ya da kamu kuruluşu; sözleşmesiz işlerde ise iş görenin sözleşmesiz yaptığı işlerden yararlanan ve kullanan kişi ve kuruluşlardır (Hukuk Genel Kurulunun 10.06.2021 tarihli ve 2017/15-2636 E., 2021/740 K. sayılı kararı). 53. Yapılan bu açıklamalar ışığında mahkemece davacının sözleşme dışı ekstra hizmetlerle ilgili alacaklı olup olmadığının nasıl belirleneceği konusu irdelendiğinde; öncelikle davacının sözleşme harici ilave hizmetleri verdiğine dair dosyaya sunduğu ve davalı şirketin ticarî temsilcisi ...’ın ıslak imzalarının bulunduğu belgeler üzerinde imza incelemesi yapılmalıdır. İmza incelemesinde ...’ın dava tarihinden önce vefat ettiği gözetilerek ölümünden önce mukayeseye esas olabilecek imzalarının il ve ilçe seçim kurulları, bankalar ve diğer resmî kurum ve kuruluşlardan temin edilmesi, grafoloji ve belge sahteciliği konusunda uzman olan yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak kurumlardan temin edilen tüm bu belgeler ile ...’un ıslak imzalarının bulunduğu belgeler üzerinde inceleme yaptırılması, yeterli teknik donanıma sahip laboratuvar ortamında, optik aletler ve gerekli teknik cihazlar kullanılarak, inceleme konusu ekstra hizmetlere ilişkin ıslak imzalı belgeler ile mukayeseye esas belgelerdeki imzaların tersim biçimi, seyir, işlerlik derecesi, istif, eğim, hız, doğrultu ve kalem baskı derecesi gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırıldığı denetime elverişli rapor alınması gereklidir. 54. Uzman bilirkişi heyetinden alınan raporda, sunulan belgeler üzerindeki imzaların davalının ticarî temsilcisi olarak hareket eden ...’ın eli ürünü olduğu saptandığı takdirde, ispat yükü kendisinde olan davacının bu belgelerde belirtilen hizmetleri verdiğini tanık beyanları, üçüncü kişilerden alınan faturalar, dava dışı ... İlaç San. ve Tic. A.Ş.’de bulunan kayıtlar gibi her türlü delil ile ispatlaması hâlinde, anılan belgelerde bulunan bedeller üzerinden hesaplama yapılması; şayet bu belgelerdeki imzaların ...’a ait olmadığı tespit edilirse, hizmetin verildiği yıl serbest piyasa rayiçlerine göre hizmet bedelinin saptanması gerekir. 55. Netice itibariyle özetlemek gerekir ise; mahkemece davacının talebinin ekstra hizmet harcamalarıyla ilgili olduğu ve iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğu dikkate alınarak taraflar arasında akdî ilişkinin kurulduğu tarihten itibaren tüm yazışmalarda davacının muhatabı olan ...’ın davalı şirketin ticarî temsilcisi olarak davalı nam ve hesabına işlem yapmaya yetkili olduğu da gözetilmek suretiyle davacı tarafından ekstra hizmetlere ilişkin dosyaya sunulan belgeler üzerinde grafoloji ve belge sahteciliği konusunda uzman olan bilirkişi heyetine imza incelemesi yaptırılmalı, imza incelemesi sonucunda belgelerdeki imzaların ...’a ait olduğunun saptanması hâlinde bu belgelerde yazılı tutarlar esas alınarak hizmet bedeli hesaplanmalı, imzaların ...’ın eli ürünü olmadığı tespit edilirse, işin tekniği konusunda uzman olan yeni bir bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile davacı tarafça kanıtlanabilen ekstra hizmetlerin bedeli mülga BK’nın 410 ve devamı maddelerinde düzenlenen vekâletsiz iş görme hükümleri gereğince işin yapıldığı yıl serbest piyasa rayiçlerine göre ayrıca Katma Değer Vergisi (KDV) ve kâr eklenmeksizin belirlenmeli ve hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulmalıdır. 56. Hâl böyle olunca; direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir. 57. Diğer taraftan dava tarihi 15.07.2008 olmasına rağmen, direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 11.12.2015 olarak hatalı gösterilmiş ise de, bu husus mahallinde düzeltilebilir maddî hata niteliğinde olup, esasa etkili olmadığından ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır. 58. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. IV. SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen genişletilmiş değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı, 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04.10.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Diğer kararlar (3)

3. Hukuk Dairesi, 2020/2799 E., 2021/330 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
6098 sayılı TBK 526-531 maddelerinde vekaletsiz iş görme, düzenlenmiş olup, bir kimsenin hukuken yetkili veya yükümlü olmaksızın bir başkası veya kendi yararına bir başkasının işini görmesinden doğan hukuki ilişki olarak tanımlanabilir.
3. Hukuk Dairesi         2020/2799 E.  ,  2021/330 K. "İçtihat Metni" BAŞVURUSU : BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ Bursa Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 31.10.2019 tarihli ve 2019/2 Esas - 2019/2 Karar sayılı başvurusunda; Bursa BAM 7. ve Ankara BAM 4. Hukuk Dairelerinin kesin kararları arasında, eczacı olan davacıların reçete edilen ve bedeli SGK tarafından karşılanan Heberprot-P 75 mg isimli ilacı temin ederek hastalara tesliminden sonra, SGK kurumuna müracaat üzerine kurum tarafından reçete tarihinde yürürlükte olan ilaç bedeli üzerinden ödeme yapılmayarak, bu ilaçta fiyat indiriminin yapıldığı 05.04.2016 tarihinden sonra yürürlüğe giren indirimli ilaç bedeli üzerinden eksik ödeme yapılması nedeniyle eksik kısmın yasal faiziyle birlikte tahsili için dava açtıkları, ilk derece mahkemelerince bu eksik kısımların tahsiline kararı verildiği, bu kararların istinaf edilmesi üzerine; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince tarafların istinaf başvurusunun HMK 'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi tarafından ise; davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, SGK kurumunun pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine dair kesin hüküm kurulduğu, SGK kapsamındaki kişilerin SUT’un 4.3. maddesine göre kendi imkanları ile yurt dışından temin etmesi gereken ilaçları, eczane aracılığı ile temin edip alması halinde, SGK tarafından ödemenin doğrudan hasta için ecza deposundan ilaç temin eden eczacıya yapılıp yapılamayacağı yönünden her iki olayın benzer nitelikte olduğu değerlendirildiğinden BAM kararları arasında görüş farklılıkları nedeniyle uyuşmazlık bulunduğu bildirilip, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un "Başkanlar Kurulunun Görevleri" başlıklı 35/1-3 maddesi kapsamında uyuşmazlıkların giderilmesi talep edilmiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nin 06/03/2019 tarih 2018/1262 E. 2019/219 K. sayılı kesin kararına konu, Balıkesir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, 29/05/2018 tarih, 2017/270 - 2018/369 Esas - Karar sayılı alacak davasının kabulüne dair verilen kararın istinaf istemi üzerine verilen kararında; "dava konusu yapılan ilaç, bedeli ödendikten sonra SGK’dan iadesi istenilen SUT'un ek 4/C listesinde yer alan ve ara ödeme kapsamında temin edilen bir ilaçtır. SUT hükümleri gereğince ilaç bedelini sadece hasta genel sağlık sigortalısı olarak davalı kurumdan isteyebilecektir. Nitekim bu amaçla hasta, ilaç bedelinin geri alınması için ecza deposu olan Yeni İsviçre Sağlık Hizmetleri ... İlaç Deposu San. ve Tic. Ltd. Şirketi’ çalışanına vekalet vermiştir. Ara ödeme kapsamındaki ilacı hastaya satan davacı eczacının ilaç bedelini isteyebileceği kişi ilacı temin ettiği hasta olup, davacının davalı kuruma ilaç bedelinin hastaya ödenmeyen kısmı için husumet yöneltmesi mümkün değildir." gerekçesiyle davalının istinaf talebinin kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine kesin olarak karar verilmiştir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin kesin olan 2019/254 E. 2019/339 K. sayılı kararına konu, Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, 26.02.2019 tarih, 2017/518-2018/264 esas-karar sayılı alacak davasının kabulüne dair kararın istinaf istemi üzerine verilen kararında; hastanın eczane aracılığı ile aldığı yurt dışı ilaçlarına ilişkin ilaç deposunca düzenlenen fatura tarihinden sonra gerçekleşen fiyat değişikliğinin davalı SGK tarafından geriye yürütülerek eksik ödeme yapılmasının mevzuata uygun olmadığı ve davalının dava tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, bu nedenle hükmedilen alacağa dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından tarafların istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk dairelerinin kesin kararlarında uyuşmazlık konusu, 5510 sayılı kanun uyarınca davalı SGK kurumunun, sağlık sigortası kapsamında olan sigortalılarının tedavi için ihtiyaç duyduğu ilaçların teminiyle yükümlü olduğu halde, sigortalıların yurt içinden temin edilemediğinden yurt dışından temini gereken ilaçları sigortalıya temin eden Eczacıların ilaç bedellerinin tahsili için SGK kurumuna doğrudan talepte bulunup bulunmayacaklarına ilişkindir. Her iki kesin kararda sigortalıların tedavisi için Sağlık Kurulu raporuyla ihtiyaç duydukları ve tedavilerinde kullanmaları gereken ilaçların yurt içinden ve yurt dışından SGK tarafından temin edilemediği, bu nedenle yurt dışından davacı eczacılar aracılığı ile temin edilerek hastalara teslimi yapılıp sigortalılar adına fatura düzenlendiği ilaç bedellerinin davacı eczacılar tarafından ecza deposuna ödemelerinin yapıldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 60 ve 63. maddelerine göre sigortalıların hastalanmaları halinde tedavileri için gereken ilaç ihtiyaçlarının ve sağlık hizmetlerinin yerine getirilmesi görevi SGK'na verilmiştir. SGK; kurum mensubu sigortalı hastalara ilaç temini yükümlülüğünü, Türkiye Eczacılar Birliği ile yaptığı sözleşmeler gereği, eczacılar aracılığı ile temin ederek yerine getirmekte olup bu teminin usul ve yöntemi bu kurum tarafından yayımlanan SUT hükümleri ile belirlenmiştir. SGK, sigortalılarının ihtiyaç duyduğu ilaç temin sorumluluğunu eczacılarla yaptığı ve ... ile yapılan temel protokol hükümlerine göre düzenlenen ilaç temin sözleşmeleri yolu ile yerine getirmekte olup, eczaneler SGK hesabına bu ilaçları temin ederek ilaç bedellerini kurumdan imzalanan protokol hükümlerine göre tahsil etmektedir. İlaç temininde temel alınan düzenleme ise SUT hükümleri ve ... ile SGK kurumu arasında imzalanan protokol olup, sigortalıların karşılanan ilaç bedelleri SUT ve sözleşmedeki şartlar kapsamında SGK tarafından eczanelere ödenmesi gereklidir. 5510 sayılı kanun ile SUT hükümlerine göre, SGK'nun yükümlülüğünde olan sağlık sigortası kapsamında ki sigortalılarının ilaç temin işinin ... ile Eczacılar tarafından SGK hesabına yerine getirilmesi vekaletsiz iş görme hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gerekir. 6098 sayılı TBK 526-531 maddelerinde vekaletsiz iş görme, düzenlenmiş olup, bir kimsenin hukuken yetkili veya yükümlü olmaksızın bir başkası veya kendi yararına bir başkasının işini görmesinden doğan hukuki ilişki olarak tanımlanabilir. Başkasının işini görene iş gören, işi görülen kimseye de iş sahibi adı verilir. İş görenin bu işi iş sahibi hesabına görmesi ile aralarında sözleşme benzeri kanuni bir borç ilişkisi oluşur. Bura da iş gören iş sahibinin menfaatine olacak şekilde onun yükümlülüğünü yerine getirerek işini görmektedir. Bu iş görmenin başkasının yararına başkasının işini görme şeklinde olması halinde gerçek vekaletsiz iş görme olup TBK m. 529 da düzenlenmiştir. Buna göre iş sahibi işin kendi menfaatine yapılması halinde iş görenin yaptığı zorunlu ve faydalı masrafları ödemek, üstlendiği borçlardan onu kurtarmak ve uğradığı zararları da gidermek zorundadır. Bu kapsamda işi görülen iş sahibinin zorunlu ve yararlı masrafları faiziyle birlikte ödemek zorunda olup masrafların değer ve miktarı yapıldıkları zamana göre belirlenmeli daha sonraki fiyat değişiklikleri göz önüne alınmamalıdır. Zira iş görenin masraf alacağı yapıldığı anda muaccel hale gelir. İşi görülen iş sahibi kendisinin yapmakla yükümlülüğü olan işin işi gören tarafından yapılması ile bu işin yapım yükümünden kurtulmakla aynı zamanda sebepsiz zenginleşmiştir (TBKm.77). İş sahibinin iş göreni, gördüğü iş nedeniyle üstlendiği borçlardan da kurtarması kanuni düzenleme gereğidir. Görülen işin teamüle göre ücret karşılığında görülecek bir iş olduğunda, işi görülenin iş görene ayrıca uyun bir ücret ( kâr ) vermesi uygun olacaktır. Görülen işin meslek gereği olması hali ücret talebi için yeterlidir. Bu alacaklar 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Kaldı ki TBK m. 531 uyarınca "İş sahibi yapılan işi uygun bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır." hükmü bulunmakta olup vekil edenin vekile karşıda yapılan işin masraf ve giderlerini karşılama yükümlülüğü bulunmaktadır. SGK'nun 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve diğer kanunlardaki özel hükümler gereği genel sağlık sigortasından yararlandırılan kişiler için, “Genel Sağlık Sigortası İşlemleri Yönetmeliği” hükümleri çerçevesinde sağlık yardımları Sosyal Güvenlik Kurumunca karşılanan ve kapsam maddesinde tanımlanan kişilerin, sağlıklı kalmalarını, hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını, iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri, yol, gündelik ve refakatçi giderlerinden yararlanma esas ve usulleri ile bu hizmetlere ilişkin Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca belirlenen Kurumca ödenecek bedeller Sağlık Uygulama Tebliği ( SUT ) ile belirlenip düzenlenmiştir. SUT 'un 1.4. maddesinde sağlık hizmeti sunucuları düzenlenmiş olup, 1.4.1.C. maddesinde ise Sağlık kuruluşları kapsamında Serbest Eczaneler (6197 sayılı Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Kanun kapsamında serbest faaliyet gösteren ve birinci basamak sağlık kuruluşu olan eczaneler.) bu kapsamda gösterilmiştir. Dolayısıyla serbest eczaneler sigortalıların ilaç tedarikinde sağlık kuruluşları kapsamında olup bu eczanelerin oluşturduğu 6643 sayılı Kanunla kurulan Türk Eczacıları Birliği (...) ile yapılan protokoller ile bu ilaç tedarik hizmeti ülkemizin dört bir tarafında serbest eczaneler tarafından SGK ad ve hesabına yerine getirilmektedir. SGK'nun sağlık hizmetine ilişkin düzenlediği SUT’un “Yurt dışından ilaç getirilmesi” başlıklı 4.3. maddesinin 1. ve 4. fıkralarında; “(1) (Değişik: RG- 01/08/2013 - 28725/ 10 md. Yürürlük: 01/08/2013) Kurum sağlık yardımlarından yararlandırılan kişiler için gerekli görülen ve yurt içinden sağlanması mümkün olmayan ilaçların, yurt içinde bulunmadığı ve kullanılmasının zorunlu olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanarak ilaç teminine izin verildiği takdirde yurt dışından temini mümkündür. Bu amaçla, Türk Eczacıları Birliği (...) ile Kurum arasında protokol yürürlüktedir. Mevzuat değişikliği yapılarak Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilmiş diğer taraflarla da protokol yapılabilir. (4) (Değişik: RG- 18/01/2016- 29597/ 11 md. Yürürlük: 18/01/2016) EK-4/C Listesinde yer alan ilaçların kişilerin kendi imkânları ile (yurt dışından veya yurt içinden) temini halinde, ilaç bedelleri Kurumca belirlenen mevzuat kapsamında hak sahibi adına banka aracılığıyla ödenir. Bu şekilde ödemesi yapılacak ilacın bedeli, farklı finansal modeller kapsamında değerlendirilen ilaçlar dahil olmak üzere, aynı ilacın Kuruma mal oluş bedelinden fazla olamaz. Farklı finansal modeller kapsamında değerlendirilen ve Kurumun internet sayfasında kamu baz fiyatları (ilacın 11/12/2015 tarihli ve 29559 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılması Hakkında Tebliğde yer alan güncel referans ülkelerdeki veya bu referans ülkelerde ruhsatlı olmaması halinde ruhsatlı olduğu Avrupa ülkelerindeki en düşük depocuya satış fiyatından yüksek olmamak koşulu ile farklı finansal model sözleşmeleri kapsamında belirlenen fiyat) yayımlanan yurtdışı ilaçları hak sahiplerinin kendi imkanlarıyla temin etmeleri halinde ilaç bedelleri; ilacın Kurumla protokolü bulunan tedarikçiden protokollerde belirlenen süreler dahilinde temin edilemediğinin belgelenmesi kaydıyla Kuruma mal oluş bedeli üzerinden ödenir.” hükmü bulunduğu gibi SUT m.4.5.1/ (3) de ise, kurum ilaç ödemesinde, ilacın veriliş tarihinin esas alınacağı belirtilmiştir. Bu duruma göre; SUT’un “Yurt dışından ilaç getirilmesi” başlıklı 4.3. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca sigortalının ihtiyaç duyduğu ilaç temininde ... ile bağlı eczaneler yetkilendirilmiş olduğu açıkça düzenlenmiş olup bu yetkilendirmeye göre, sigortalının ilaçlarını temin eden serbest eczanenin kuruma başvurusunda ve dava açmasında hukuki yararı bulunduğu gibi SGK'nun kurumunun pasif husumet ehliyeti de bulunmaktadır. Kaldı ki sigortalısının rahatsızlığı halinde tedavisinde kullanılacak ilacı teminle görevli SGK'nun ad ve hesabına yurt dışından ilaç temini yapan eczacının aynı zamanda vekaletsiz iş görme hükümlerine göre de bu ilaç bedellerini asıl iş sahibi olan kurumdan talep etme hakkının olduğu kabul edilmelidir. Aksi durum sigortalının ilaç temininde teminatsız ve tek başına bırakılması ile mağduriyeti sonucunu doğuracağı gibi SGK kurumu sigortalısının maddi yetersizliği sebebiyle ilaç temin edememe sonucunu doğuracaktır. SGK, yasal olarak sigortalıların ihtiyaç duyduğu ilaçların temini ile yükümlü olmakla kendisinin temin etmesi gereken ilaçların eczacı tarafından sağlanması nedeniyle bu ilaç bedeli kadar sebepsiz zenginleşmesi de söz konusudur. Eczacıların yurt dışından SGK sigortalısı ihtiyacı için temin ettikleri ilaç bedellerini fatura tarihindeki mevzuat kapsamında olmak üzere SUT hükümlerine göre, yapılan protokoller ve sözleşmeler ile vekaletsiz iş görme kapsamında SGK dan talepte bulunma ve bu talebin karşılanmadığında ise serbest eczacıya karşı kurumun pasif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabul edilmesi bir zorunluluktur. Bu nedenle eczacının, sigortalının ihtiyacı için yurt dışından temin ettiği ilaç bedelini tahsil etmek için doğrudan pasif husumet ehliyeti bulunan SGK'ya karşı dava açmasının yerinde olduğunun kabul edilmesi gerekeceğinden; Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk dairesinin kesin kararları arasındaki uyuşmazlığın bu çerçevede giderilmesi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, SUT’un 4.3. maddesine göre SGK kapsamında olan sigortalıların ihtiyaç duyup yurt dışından temin etmesi gereken ilaçları, eczaneler aracılığı ile alması halinde, eczacının sigortalıya temin ettiği ilaç bedelinin tahsili talebinde SGK’nın pasif husumet ehliyetinin bulunduğunun kabulü ile Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 7. ve Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Daireleri’nin kesin kararları arasındaki görüş ve uygulama uyuşmazlıklarının bu şekilde giderilmesine, kesin olarak 21/01/2021 tarihinde karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2017/8039 E., 2019/4005 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
tam metni aç
2- Kiracı tarafından akdi ilişkinin devamı sırasında kiralanana değer artırıcı masraf ve harcamaların yapılması durumunda vekaletsiz iş görme hükümlerine göre (6098 sayılı TBK.530 (818 sayılı B.K.'nun, 414. Md.) maddesi) masraf ve harcamaların kiraya verenden istenebilmesi mümkündür.
3. Hukuk Dairesi         2017/8039 E.  ,  2019/4005 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı; 06.06.2008 tarihli ihale ile Evren Sosyal Tesislerinin işletmeciliğini aldığını ve davalı ile arasında Evren Belediyesine ait Hirfanlı Baraj gölü kıyısında bulunan otel-otel altı restoran ve toplantı salonu yerinin kiraya verilmesi hakkında 03.07.2008 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşme ile Evren Sosyal Tesislerini 10 yıllığına kiraladığını, 2 yıllık kira bedeli olan 14.219,00 TL’yi peşin olarak ödediğini, kalan 8 yıllık kira bedeli olan 56.876,00 TL’nin de tesislerde yapacağı tadilatlar sonucunda ödenmiş sayılacağının karalaştırıldığını, tadilatları yaptığını ancak yazılı ve sözlü olarak binanın sağlamlığı konusunda yapı denetimi yapılması gerektiği ve bunun sonucuna göre inşaatın tamamlanması gerektiği hususunda uyarı gelmesi üzerine inşaatı durdurduğunu, davalı ... tarafından neden belirtilmeden sözleşmenin feshi yönünde ihtar çekildiğini, daha sonra davalının fesih kararından vazgeçerek çektiği ihtarname ile 10 gün içinde tadilatların bitirilmesi talebinde bulunduğunu, davalının taşınmazın kilidini değiştirdiğini, inşaata giremediğini bu nedenle inşaat işine devam edilemediğini ve inşaatta bulunan malzemelerin çalındığını, davalının ihaleye çıkmadan önce binanın yapı kontrolünü yapmadığını ve çürük bina ihale edilerek maddi ve manevi açıdan zarara uğramasına sebep olduğunu beyan ederek işçi ücretleri 1.000 TL, yapılan tadilatlar 2.000 TL, kilidin değiştirilmesi sonucu içerinden çalınan malzemeler 1.000 TL, iki yıllık peşin ödenen kira bedeli 14.219 TL, müvekkilinin işsiz kaldığı süre için 2.000 TL olmak üzere toplam 20.219,00 TL maddi zararın davalıdan alınmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı; davacının sözleşme ile üstlendiği sorumlulukları yerine getirmediğini, bu nedenle kira akdinin haklı nedenlerle ve sözleşmenin 9-0 hükümleri gereğince feshedildiğini, davacının ihale edilen yerin 15 günlük süre içinde işletmeye açılmaması, restoran binasının kalan kısmının verilen sürede tamamlanmaması, 10.000 TL’lik kesin teminatı vermemesi, iş yerinde çalıştırdığı işçi ve personelin tüm SSK bilgilerini bildirmemesi, işçi ve personelin vasıf durumu ve kimlik belgelerini belediye ve kaymakamlığa vermemesi, çevre düzenini sağlamaması, yeşillendirme faaliyetlerini ve çevre temizliğini yapmaması gibi nedenlerle sözleşmenin feshine neden olduğunu bu hususlarda da tutanak tutulduğunu, fotoğraf çekildiğini ve davacıya ihtar yoluyla bildirildiğini, davacının işi yarım yaptığını ve zamanında bitiremediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini dilemiştir. Mahkemece; davacının sözleşme gereği 5017 parsel içerisinde kain otel+ restoranı kira akdinin tazminini müteakip 15 gün içinde işletmeye başladığını ispat edemediği, vermesi gerekli 10.000,00 TL’lik teminatı vermediği (verdiğini ispat etmediği), 298 parselde kain yapıdaki %40’lık eksik işleri 2009 yılı 31 mayıs tarihine kadar tamamlayıp davalı belediyeye teslim etmediği bu nedenle davalı belediyenin tek yanlı olarak sözleşmeyi feshetmesinde bir usulsüzlük görülmediği, ancak mahallinde yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporuna göre yapılan tadilat işinin toplam bedelinin 9.540,00 TL olduğu ve bu miktar kadar davalı belediyeye ait yerin değerlendiği, dava dilekçesinde bu konuda talep edilen miktarın (işçi ücretleri 1.000 TL, yapılan tadilatlar 2.000 TL) 3.000,00 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile, 3.000,00 TL'nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm süresi içince davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dava tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanununun 249.maddesinde; kiralayanın, kiralananı, sözleşmede belirtilen amaca uygun olarak kullanmaya (işletmeye) elverişli şekilde teslim etmek ve kira süresince bu durumda bulundurmakla yükümlü olduğu, kiralananın, sözleşmede belirtilen amaca uygun olarak kullanılamayacak veya yararlanmayı önemli ölçüde azaltacak ayıplı bir durumda teslim edilmesi halinde, kiracının sözleşmeyi bozmaya veya kira parasından uygun bir miktarın indirilmesini isteme hakkı bulunduğu düzenlenmiştir. Dava sırasında yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununda da benzer düzenleme yapılmıştır. Taraflar arasında düzenlenen 03.07.2008 tanzim, 27.06.2008 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli kira sözleşmesi hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Kira sözleşmesinin 8-c. maddesinde “ihalesi yapılacak yerlerden diğeri olan iki katlı tamirat ve tadilatının %60’lık kısmı tamamlanmış durumdaki restaurant ve toplantı salonu şeklindeki inşaatın kalan %40’lık kısmının ikmali ihalesi üzerinde kalan müstecir tarafından sekiz (8) yıllık kira bedeli olan:56.876,00 YTL karşılığında tamamlanacaktır”, 8-ç. maddesinde bendinde ise “müstecir restaurant binasının %40’lık kısmını 2009 Mayıs ayı sonuna kadar tamamlayarak halkın hizmetine sunacaktır” düzenlemesi bulunmaktadır. Davacı kiracı da sözleşmenin bu maddeleri uyarınca kiralananda tadilata başlamıştır. Davacıya, kiralananın sağlamlığı konusunda yapı denetiminin yapılması ve inşaatın sonucuna göre tamamlanması gerektiğinin davalı tarafından sözlü olarak bildirildiği, yazılı olarak bildirim talep edilmesi üzerine de davalı ... tarafından, dosyaya sunulu 01.06.2009 tarihli “Mülkiyeti Belediyemize ait olan Hirfanlı Baraj Gölü kenarındaki Sosyal Tesislerin işletmesi uhdenizde olan binanın sağlamlığı konusunda yapı denetimi yaptırmayı ve sonucuna göre inşaatın tamamlanması hususu” içerikli yazının davacıya gönderildiği, yapı denetiminin yapılması ve sonucuna göre inşaatın tamamlanması gerektiğinden davacının inşaatı durduğu, bu nedenle sözleşmede yazılı tarihe kadar tadilatın tamamlanamadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki sözleşmede kiralananın yapı güçlendirilmesinin kiracı tarafından yapılacağı belirtilmemiştir. Bu durumda davalının kira akdini feshinin haklı fesih olarak kabulü doğru değildir. 2- Kiracı tarafından akdi ilişkinin devamı sırasında kiralanana değer artırıcı masraf ve harcamaların yapılması durumunda vekaletsiz iş görme hükümlerine göre (6098 sayılı TBK.530 (818 sayılı B.K.'nun, 414. Md.) maddesi) masraf ve harcamaların kiraya verenden istenebilmesi mümkündür. Kiralananda yapılan imalatların, imal tarihindeki değerleri, yıpranma durumları, faydalı ve zorunlu ya da lüks imalat olup olmadıkları ayrıntılı olarak belirlenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Taraflar arasındaki sözleşmeden kiralananın %60 tamamlanmış olarak davacıya teslim edildiği ve davacının da 8 yıllık kira bedeline karşılık %40 tadilatı tamamlayacağı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında ise tespit edilen imalatların hangilerinin kiralanan davacıya teslim edilmeden davalı tarafından yapıldığı, hangilerinin daha sonra davacı tarafından yapıldığı anlaşılamamaktadır. Bu itibarla mahkemece, bilirkişilerden ek rapor alınarak gerekirse yeniden mahallinde keşif yapılarak, kiralanan taşınmazda bulunan tadilatların hangilerinin davacıya teslim tarihinde mevcut olduğu, hangilerinin ise davacı tarafından yapıldığı tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru değildir. 3-Davacının kira alacağı ve diğer talepleri hakkında da davalının feshinde haksız olduğunun kabulü ile değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. SONUÇ: Yukarıda 1., 2. ve 3. bentte açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK.nun 428.maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.05.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
3. Hukuk Dairesi, 2018/4038 E., 2019/1398 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
2-)Davacının faydalı ve zorunlu masraf alacağına ilişkin karar düzeltme istemine gelince; Yerleşik uygulama, kiracının kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu masrafların yapıldığı tarih itibariyle TBK.nun 530. maddesi (BK.
3. Hukuk Dairesi         2018/4038 E.  ,  2019/1398 K. "İçtihat Metni" Davacı ... ile davalı ... Üretim ve Pazarlama Koop. aralarındaki alacak davasına dair ... 9. Asliye Ticaret Mahkemesinden verilen 26/12/2016 günlü ve 2014/1223 E.-2016/828 K. sayılı hükmün onanması hakkında Dairece verilen 20/03/2018 günlü ve 2017/13407 E -2018/2705 K sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir. Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı 17.03.2010 tarihinde açtığı işbu dava ile ; davaya konu işyerinde 01.09.2007 başlangıç tarihli ve 10 yıl süreli sözleşme ile kiracı olduğunu, bu kapsamda kullanım amacına uygun olarak iş yerinde bir takım zorunlu ve faydalı masraflar yaptığını, iş yerinin faaliyete başladığını ancak belediyeden çalışma ruhsatı alabilmek için gerekli belgelerin davalı tarafından temin edilmediğini, bu süreçte işyerinin mülkiyetinin dava dışı ... Büyükşehir Belediyesi'ne ait olduğunun ortaya çıktığını, davacının belediyenin kiracısı konumunda olup alt kiraya verme yetkisinin bulunmadığını, işyerinin bu sebeple mühürlendiğini ve halen kapalı olduğunu belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile kiralanana yönelik 5.000 TL faydalı masraf alacağı, 2.000 TL kazanç kaybı ve 3.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, bu talebini 15.10.2012 tarihli ıslah dilekçesi ile 150.000 TL maddi ,2.000 TL mahrum kalınan kar ve 3.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 155.000 TL ‘na yükseltmiştir. Davalı ; davanın kira başlangıcından 2 yıl 6 aylık süre geçtikten sonra açıldığını, davacının bu kadar uzun bir süreden sonra söz konusu iddiaları ortaya atmasının MK’nun 2.maddesindeki dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiğini, davacının baştan itibaren kiralananın durumunu bildiğini ve 15.10.2009 tarihine kadar faaliyetini sürdürdüğünü, işyerinin mühürlendiği iddiasının gerçek dışı olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davacının isteklerinin kiralananın maliki olan dava dışı belediyeye karşı ileri sürülebilecek taleplerden oluştuğu ancak belediyenin davada taraf gösterilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verildiği önceki hükmün, davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 15.03.2018 tarih, 2017/2453 Esas, 2018/2577 Karar sayılı ilamı ile davanın, sözleşme sorumluluğu kapsamında davalı alt kiraya verene karşı açıldığı,davanın sözleşmenin tarafı olmayan Büyükşehir Belediyesine tevcih edilmesinin sözleşmenin nispiliği ilkesine aykırılık teşkil edeceği , açıklanan maddi ve hukuki olgular karşısında mahkemece davacının öne sürdüğü fesih nedenleri üzerinde durulup taraf delilleri toplandıktan sonra işin esası hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, davanın reddine hükmedilmiş, verilen hükmün davacı vekili tarafından temyizi üzerine; Dairemizin 20.03.2018 günlü ve 2017/13407 E. - 2018/2705 K. sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiştir. Dairemizin onama kararına karşı davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuş olmakla, yeniden yapılan incelemede; 1-)Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına ve delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin sair karar düzeltme itirazlarının reddi gerekmiştir. 2-)Davacının faydalı ve zorunlu masraf alacağına ilişkin karar düzeltme istemine gelince; Yerleşik uygulama, kiracının kiralanana yaptığı faydalı ve zorunlu masrafların yapıldığı tarih itibariyle TBK.nun 530. maddesi (BK. 414.m) kapsamında vekaletsiz iş görme hükümlerine göre davalı kiraya verenden isteme hakkı olduğu yönündedir. Kural olarak bu gibi zorunlu ve faydalı masrafların kira sözleşmesinin başlangıcında yapılmış olduğu kabul edilmektedir. Kiralananın tahliyesi sonunda kiralayan bunları benimsemiş ve kiracı aleyhine sebepsiz zenginleşme meydana gelmiştir. Kiraya verenin sorumluluğu faydalı imalatların imal tarihindeki değerinden yıpranma payı düşülmek suretiyle bulunacak değer kadardır. Taraflar arasında düzenlenen 01.09.2007 başlangıç tarihli, 10 yıl süreli kira sözleşmesinin 11. maddesinde,kiracının kiralananda yaptığı tezyinat masraflarının tamamen kendisine ait olacağı ve mukavele müddeti bittiğinde hiçbir bedel, masraf ve tazminat istemeye hakkı olmamak üzere gayrı menkul inşaatının cümlesinin kiraya verene ait olacağı kararlaştırılmış ise de söz konusu hüküm kiralananın sözleşme süresi sonunda tahliye edilmesi halinde geçerli olacaktır. Davacı kiracı, kira sözleşmesinin süresi dolmadan 12.07.2010 tarihinde,tarafların birbirleri hakkında açtıkları davalardaki hakları saklı kaldığını belirten protokolle, taşınmazı tahliye etmiştir.Kira sözleşmesinin süresi sona ermeden kiralananı, dosya kapsamı itibariyle kabul edildiği üzere haksız nedenle de olsa,tahliye eden davacı, tahliye tarihinden sözleşme sonuna kadar olan süre oranında faydalı ve zaruri masrafların bedellerini isteyebilir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davacı tarafından yapılan imalatlar içerisinde, faydalı imalat olarak kabulü gereken kalemler de bulunmaktadır. Bu durumda mahkemece, kiracı tarafından yapılan imalatların hangisinin zorunlu ve faydalı masraflar, hangilerinin lüks masraflar olduğunun belirlenmesi, imalatların imal tarihleri itibariyle değerleri, yıpranma durumları, sabit nitelikte olup olmadıkları ayrıntılı olarak konusunda uzman bilirkişi kurulundan alınacak rapor ile belirlenerek, tahliye tarihinden sözleşme sonuna kadar olan süre oranında faydalı ve zorunlu masrafların bedellerinin hüküm altına alınması gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verildiği bu defaki incelemeden anlaşılmakla, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair karar düzeltme itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı tarafın karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 20.03.2018 günlü ve 2017/13407 E. 2018/2705 K. sayılı ilamının kaldırılmasına ve ... 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 26.12.2016 günlü ve 2014/1223 Esas-2016/828 Karar sayılı ilamının HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alının karar düzeltme harcının istek halinde düzeltme isteyene iadesine, 21.02.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.