Türk Borçlar Kanunu 548. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 548- Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır.
Ticari temsilci, açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.
III. Temsil yetkisinin sınırlandırılması
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
10 karar eşleşti
12. Hukuk Dairesi, 2022/2517 E., 2023/1722 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
Alacaklı istinaf dilekçesinde; itiraza onu çeklerdeki imzaların ticari temsilci sıfatıyla (şirket yetkilisi ...'ın kayınpederi) ...'a ait olduğu, anılan çeklerin, ...'un azlinden önce imzalandığı, ...'un, azilden önceki vekaletnamesinde TBK'nun 548. maddesi hükmü gereğince kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisinin bulunduğu, ...'un vekili Av.
12. Hukuk Dairesi 2022/2517 E. , 2023/1722 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki çek alacağına dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla ilamsız takipte imzaya ve borca itiraz nedeniyle yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğü 2016/24419 Esas sayılı takibin davacı borçlu yönünden durdurulmasına, davacının tazminat talebinin reddine ve davalının para cezasına çaptırılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararın davalı alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince alacaklının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ... 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.12.2019 tarih ve 2017/32 Esas, 2019/1695 Karar sayılı ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davacı borçlu şirketin imzaya itirazının İİK'nın 170. maddesi uyarınca kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğünün 2016/24419 Esas sayılı dosyasıyla başlatılan takibin davacı/borçlu açısından durdurulmasına, istinafa başvuranın sıfatı nedeniyle hükmün, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmemesi yönünden korunarak, davacının tazminat talebinin reddine, davalı alacaklının para cezasına mahkumiyetine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı alacaklı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Borçlu icra mahkemesine başvurusunda: aleyhine ... 7.İ cra Müdürlüğünün 2016/24419 Esas sayılı dosyasıyla (örnek 10) kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla 5 adet çeke dayalı olarak icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı çeklerden; 20.11.2016 keşide tarihli 200.000,00 TL bedelli, 15.12.2016 keşide tarihli 240.000,00 TL bedelli ve 30.11.2016 tarihli 240.000,00 TL bedelli çeklerdeki imzanın borçlu keşideci şirket yetkilisi ...'a ait olmadığı, anılan şirket yetkilisinin daha önce imzalamış olduğu belgelerdeki imzaların mukayeseye konu olarak toplanıp, imza incelemesi yapıldığında durumun anlaşılacağı beyanıyla imzaya ve borca itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Alacaklı cevap dilekçesinde; itiraza konu çeklerdeki imzanın ...'a ait olduğu, adı geçenin, keşideci borçlu şirket adına borçlanma ve temlik verme dahil geniş yetkilerle yetkilendirildiği, aynı zamanda da borçlu şirket yetkilisi ...'ında kayınpederi olduğu, daha önce ... 7. İcra Müdürlüğü'nün 2016/20280 Esas sayılı dosyası ile de takip başlatıldığı ve çekler üzerindeki imzaların aynı olmasına rağmen benzer bir şikayete gidilmediği ve sair benzer iddialar ile ...'un keşideci borçlu şirket namına vekaleten kambiyo senedi düzenleyebileceğine ilişkin vekaletname örneklerinin muhatap bankalardan celbi ile davanın reddine ve davacı borçlu şirketin %20'den az olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. Gerekçe ve Sonuç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davacı borçlu şirket yetkilisinin ...'a çek keşide etmek için yetki verdiği, ancak ...'un 24.10.2016 tarihinde azledildiği, şikayete konu çeklerin azilden sonra ... tarafından imzalandığı dikkate alındığında şikayete konu çeklerin şirket yetkilisi ve usulünce yetkilendirilmiş kişi tarafından keşide edilmemiş olduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulüne, şartları oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine ve davalının para cezasına hükmedilmesine yer oymadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Alacaklı istinaf dilekçesinde; itiraza onu çeklerdeki imzaların ticari temsilci sıfatıyla (şirket yetkilisi ...'ın kayınpederi) ...'a ait olduğu, anılan çeklerin, ...'un azlinden önce imzalandığı, ...'un, azilden önceki vekaletnamesinde TBK'nun 548. maddesi hükmü gereğince kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisinin bulunduğu, ...'un vekili Av. ... tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/110129 Sor. sayılı dosyasına ''müvekkilin bahse konu çekleri azledilmeden önce vekaletnamedeki yetkiye dayanarak vekaletname süresi içerisinde keşide ettiğine dair müşteki tarafın müvekkile verdiği çek tahsilat makbuzları da sunulmuştur. '' şeklinde beyanda bulunulduğu , şirket temsilcisi ...'ın ise, aynı soruşturma evrakından yazılan talimatla ... Polis Merkezinde alınan ifadesinde "azledilmeden önce dava konusu çeklerin vekaletnamenin süresi içerisinde ... tarafından imzalandığını "beyan ve kabul ettiği, davacı/borçlu şirket yetkilisi ... tarafından, ... 4. Noterliğinin 03.06.2016 tarih ve ... Yev. nolu dosyada mübrez vekaletnamesi ile ...'a geniş yetkiler verildiği, bu vekaletnamenin ve sonrasında yine noterde düzenlenen azilnamenin ticaret sicilinde tescil edilmediği, ticaret sicil gazetesinde de ilan edilmediği, ...'un (sonradan azle konu olan) vekaletnamesinde, taşınmaz satış yetkisinin dahi bulunduğu, ayrıca ...'ın polis merkezinde ifadesinde ''işlerimin takibi için kendisine vekaletname çıkardım o sırada ben oto-alım satım işi ile uğraşıyordum'' ve ''kayınbabamdan bu sektöre yabancı olduğumdan bana yardım etmesini istedim'' şeklindeki beyanları ile şirketi bankalar, ilgili bütün kurumlar ve davalı alacaklı şirkete karşı TBK m.548/2 anlamında bir nevi ticari temsilci konumunda temsil ettiği ve sair önceki beyanlarının tekrarı ile mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
C. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
C.1.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada mevcut, ... 4. Noterliği'nin 03.06.2016 tarih ve ... ... nolu vekaletnamesinin incelenmesinde; muteriz şirket yetkilisi ... tarafından, her ne kadar ... vekil olarak tayin edilmişse de söz konusu vekaletnamelerde, ...'a çek keşide etme yetkisinin verilmediği, bu durumda, adı geçen şahıs tarafından imzalanan çekler yönünden borçlu şirketin sorumlu tutulması imkanı olmadığı, ...'un 16.05.2017 tarihli duruşmada kendisine çek keşide yetkisinin de verildiğini beyan etmesinin ve ayrıca her ne kadar bir sureti dosyaya kazandırılmamış ise de alacaklı vekilinin cevap dilekçesinde değil istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/110129 Sor. sayılı dosyasından yazılan talimatla ... Merkezi'nde davacı şirket yetkilisinin itiraza konu çeklerin, vekaletnamenin süresi içinde ... tarafından imzalandığını kabul etmesinin, söz konusu vekaletnamede çek keşide etme yetkisinin bulunmaması karşısında sonuca etkisinin bulunmadığı, o halde, imza sahibi ...'un mezkur vekaletnamede çek keşide etme yetkisi bulunmadığından, mahkemece, bu gerekçeyle itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, ...'un, muteriz şirket yetkilisi tarafından ... 25. Noterliği'nce düzenlenen 24.10.2016 tarih 23128 ... nolu azilname ile azledilmiş olduğu gerekçesiyle itirazın kabulü doğru değil ise de sonucu itibariyle itiraz kabul edilip davacı bakımından takibin durdurulmasına karar verilmiş olması sebebiyle istinaf yoluna başvuranın sıfatı da dikkate alınarak HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, mahkeme kararının gerekçesi düzeltilmek suretiyle alacaklının istinaf başvurusunun kısmen kabulü mahkeme kararının kaldırılmasına, imzaya itirazın İİK'nın 170. maddesi uyarınca kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğünün 2016/24419 Esas sayılı dosyasıyla başlatılan takibin davacı/borçlu açısından durdurulmasına, istinafa başvuranın sıfatı nedeniyle hükmün, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmemesi yönünden korunarak, davacının tazminat talebinin reddine, davalı alacaklının para cezasına mahkumiyetine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı temyiz dilekçesinde; istinaf kararında belirtilen ancak incelenmeyen ... 35. Noterliği ... ... Numaralı vekaletnamede ‘çek karnesi almak için müracaatlarda bulunmaya, çek karnelerini almaya, çek taahhütnamesi İmzalamaya’ ibaresinin yer aldığı, azledilen vekâletnamenin ... 4. Noterliği ... ... Numaralı vekâletnameye ilişkin olduğu fakat ... 35. Noterliği ... ... Numaralı vekâletnameye ilişkin herhangi bir azil durumunun söz konusu olmadığı, temsil yetkisinin sona erdiğinin Ticaret Sicilinde ilan tescil ve ilan edilmediği, hali ile bu durumun tescil ve ilan olmaksızın 3. kişileri etkilemeyeceği ve ...’un ticari temsilci olduğunun dava dosyasında beyanlarla da açık olarak ortaya çıktığı iddiaları ile temyiz taleplerinin kabulünü ve anılan kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte imzaya ve borca itiraza ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
TBK. 547. ve 550. maddeleri ile İİK'nın 170. madde ve sair ilgili yasal mevzuat
3. Değerlendirme
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari mümessilin tanımı; “ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari mümessil “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK 450; TBK 548).
Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. 449/2; TBK. 542/2).
Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim, ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden BK 449/l'de "...işlerini idare ..." ibaresiyle vurgulanmıştır.
Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir.
Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir.
Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür.
İşletme sahibinin, ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir
Ticari mümessillik gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir.
BK 453/lve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir.
Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.”
Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:
Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir.
Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan ... ya da işlemin niteliğine göre belirlenir.
Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(BK. 453/2; TBK 551/2) Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir.
Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez (HGK'nun 19.06.2013 tarih ve 2013/12-2 esas, 2013/866 karar sayılı kararı).
Somut olayda, takibe konu 20.11.2016, 30.11.2016 ve 15.12.2016 keşide tarihli çeklerdeki imzaların ... tarafından atıldığı hususunun, gerek 16.05.2017 tarihli duruşmada ... tarafından ikrarı gerekse 09.10.2019 tarihli bilirkişi raporunda bu durumun mütalaa edilmesi ve tarafların da kabulünde olduğu gözetilerek tartışmasız olduğunun anlaşıldığı, ayrıca 03.06.2016 tarih ve ... ... Numaralı vekaletname ile ...'un yukarıdaki kanun maddelerinde bahsi geçen geniş yetkilerle yetkilendirildiğinin görülmekle anılan kişinin, borçlu şirketin ticari mümessili olarak çeklere imza attığının kabulü gerekeceği, bu halde ...'un, ... 25. Noterliğince düzenlenen, 24.10.2016 tarih ve 23128 ... numaralı azlinin Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ve 3. kişileri bağlamayacağı dolayısı ile borçlu şirketin sorumlu olduğu gerekçesiyle mahkemece davacı borçlunun imzaya itirazının reddi gerekir iken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2022/6933 E., 2024/2977 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ğunu, ancak bilirkişinin bu iddiada bulunurken 6098 sayılı kanunun kamu düzeni ile ilgili hükümlerinin geriye dönük olarak uygulanacağını göz ardı ettiğini, bu kapsamda evli eşleri ve dolayısı ile toplumun temeli olan “Aileyi” korumak için 6098 sayılı Kanun’un 548 inci maddesinin birinci fıkrasında kefalette borç altına giren kefilin kefaletinin geçerli olması için eşinin yazılı onayının aranmakta
11. Hukuk Dairesi 2022/6933 E. , 2024/2977 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/928 Esas, 2022/1218 Karar
HÜKÜM : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/457 E., 2019/1041 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalı kefiller ..., ... ve....vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı kefil ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ... Kürk Deri Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesine istinaden borçlu şirkete krediler kullandırıldığını, davalıların ise kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, kullandırılan kredilerin çekilen ihtara rağmen ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için başlatılan İstanbul 7. icra Müdürlüğünün 2016/35050 E. sayılı dosyasına davalı taraflarca itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, itirazların haksız olduğunu, kefalet ilişkisinin sona ermediğini, yetki itirazının ihtiyati haciz kararını veren Mahkemece reddedildiğini beyanla itirazın iptaline, takibin devamına, davalıların icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, kefalet tarihinin bulunmadığını, sözleşmede belirtilen kefalet miktarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili tarafından boş olarak imzalanan sözleşmede kefalet miktarının sonradan rızası hilafına doldurulduğunu, müvekkilinin kefalet miktarını kendi el yazısı ile yazmadığını, müvekkilinin asıl borçlu şirket ortaklığından 11.08.2014 tarihinde ayrıldığını ve bu hususu davacı bankaya bildirdiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ikamet adresinin Büyükçemecede olduğunu, takibin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığını, ayrıca mahkemenin de yetkisiz olduğunu, yetkili mahkemenin Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle yetki itirazında bulunduklarını, kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, sözleşmede kefalet tutarının boş bırakıldığını ve sonradan müvekkilinin iradesi dışında doldurulduğunu, kredi sözleşmesinde tarih bulunmadığını, bu nedenle de geçersiz olduğunu, müvekkilinin eş rızasının da bulunmadığını, kat ihtarının müvekkiline tebliğ edilmediğini, müvekkilinin kefil olduğu kredi sözleşmesinin gerçek miktarının 50.000,00 USD olduğunu ve bu miktarın da ödendiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... Deri Kürk Sanayi Dış Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki yetki sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bu nedenle yetki itirazında bulunduklarını ve davalıların ikametgahları gereği yetkili mahkemelerin Bakırköy ve Büyükçekmece Mahkemeleri olduğunu, kefalet sözleşmesinin şeklen geçersiz olduğunu, kefalet tarihinin boş bırakıldığını, 03.05.2012 tarihinde imzalanmadığını, bu tarihin kabul edilmesi halinde dahi yazılı şekil ve kefilin sorumlu olduğu miktarın belirli olması şartlarını taşımadığını, kefalet miktarının sözleşmeye sonradan yazıldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Kürk Deri San. ve Tic. A.Ş. ile davacı banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine şahsen kefil olmadığını, davacı tarafından müvekkiline imzalatılan belgede krediye müşterek ve müteselsil kefil olduğuna dair bir beyan yazılmadığı gibi borca ne kadar süre ile ve ne limitle kefil olduğunun da yazılmadığını, kefalet sözleşmesinin hangi tarihte imzalandığının belirsiz olduğunu, buna göre yeni TBK döneminde yapılmış ise eş rızasının da gerekeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile, toplam 361.207,89 TL alacak miktarına yönelik itirazın iptaline, takibin bu miktar yönünden talepnamedeki diğer koşullarla devamına, itirazın iptaline karar verilen alacak miktarı 361.207,89 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 72.241,57 TL icra inkar tazminatının davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, reddedilen miktar yönünden koşulları oluşmadığından davalı tarafın tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı kefiller ..., ... ve Melike ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada bilirkişi raporu ve yerel mahkeme kararına katılmakla beraber yeniden bir incelemeyle akdi faiz hesaplamasında faiz başlangıç tarihinin 30.09.2016 olarak tespit edildiğini, ancak akdi faiz başlangıç tarihinin ödenen son taksit tarihi olması sebebiyle eksik ve hatalı akdi faiz hesabı yapıldığı kanaatinde olduklarını, mahkemece yalnızca akdi faiz hususunda belirtmiş oldukları husus dikkate alınarak talepleri gibi davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini beyanla dava, bilirkişi raporuna beyan ve istinaf dilekçesi ile belirttikleri ve re'sen gözetilecek nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde akdi faiz hesabı yeniden yapılarak talepleri doğrultusunda davanın düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.'nun, dava dışı ... Kürk Deri San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan kredi genel sözleşmesine istinaden ilgili şirkete kredi açıldığını ve kullandırıldığını ve müvekkili ile diğer davalıların bu genel kredi sözleşmesine müşterek ve müteselsil kefil olduklarını iddia etmekte olduğunu, müvekkilinin kefil olduğu kredi sözleşmesinin gerçek miktarı 50.000,00 USD olup bu borcun ... Kürk San. Tic. A.Ş. tarafından ödenmiş olduğunu, asıl borçlu şirket ile davacı arasında başka kredi sözleşmeleri akdedildiğini ancak müvekkilinin bu diğer sözleşmelere asla kefil olmadığını, yani müvekkilin sorumlu olduğu herhangi bir geçerli borç ilişkisinin bulunmadığını,
Dava konusu kredi sözleşmesi ve sözde kefaletin tarihi belli olmadığı gibi, bu kredi genel sözleşmesinin eski TBK yürürlükte iken mi, yoksa yeni TBK yürürlüğe girdikten sonra mı imzalandığının belirsiz olduğunu, aynı şekilde kredi genel sözleşmesine ilişkin daha sonra verilen kredinin de hangi tarihte verildiği, kredinin sonradan yapılandırılıp yapılandırılmadığının belirsiz olduğunu,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kefalet hükümlerine göre öncelikle yazılı eş muvafakati olmayan ve tarihi yazılı olmayan, sorumlu olduğu en yüksek miktar yazmayan kefaletlerin geçersiz olduğunu, kefaletin kefilin kendi el yazısı ile yazılmış olmasının da geçerlilik şartı olduğunu, kesinlikle kabul etmemekle birlikte müvekkilinin imzası kefalet sayılmış olsa dahi bu şartları taşımadığı için de geçersiz olduğunu,
Kefilin kefalet iradesi ile imza atarken kefaletinin geçerli olması için sorumlu olacağı miktarı bilmesinin eski borçlar kanununda da yasal zorunluluk ve geçerlilik şartı olduğunu, kefalet limiti olduğu iddia edilen "1.000.000,00 USD" yazısının müvekkilinin adı ve imzasının üstünde değil altında olduğunu, müvekkilinin adı ve imzasının altına bu rakam yazıldığı halde bu rakamın ne olduğu, kefalet limiti olup olmadığı hususlarının kesinlikle yazılı olmadığını, bu rakamın imzanın üstüne değil altında sonradan yazılmış olmasının boşluktaki imzanın kötü niyetle kullanıldığını göstermekte olduğunu,
Davaya dayanak Genel Kredi Sözleşmesi 64 üncü sayfa incelendiğinde bankanın bu sayfada zaten diğer davalı iki kişiyi kefil yaptığı ve kefaletle ilgili maktu kısımlara imza aldığı açıkken, davacı bankanın kendince sonradan kefil sayısını arttırmak için boşlukta imzası olan herkesi kefil haline getirmeye çalışması hususunun söz konusu olduğunu, bir kredi borcuna bu kadar çok kişinin ve her birinin 1.000.000,00 USD kefil olmasının zaten başlı başına hayatın olağan akışına, bankacılık genel teamülüne aykırı olduğunu, ayrıca davacı bankadan 58.000,00 USD den fazla asla bir kredi çekilmediğini, bu kadar çok sayıda kefilin, 58.000,00 USD kredi için 20 kat fazla meblağda kefil olmasının da hayatın olağan akışına tamamen aykırı olduğunu beyanla davanın kısmen kabulüne ilişkin kararının kaldırılarak, müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin tamamen bilirkişi raporuna göre kararını verdiğini, raporda tespit edilen hususlar dışında başkaca bir gerekçe göstermeden davayı kısmen kabul ettiğini, oysa gerek müvekkilin cevap dilekçesinde ve gerekse bilirkişi raporuna itirazında ve diğer itirazlarında bildirdikleri hususların neden reddedildiğine gerekçede yer verilmediğini, İlk derece Mahkemesinin kararında davacı bankanın Zeytinburnu Şubesi ile davalı kredi borçlusu ... Deri Kürk San. Dış. Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesine istinaden davalı şirkete krediler kullandırıldığının belirtilmekte olduğunu, oysa müvekkilinin, zamanında şirketten ayrıldığını davacı tarafa gönderdiği Zeytinburnu 5. Noterliği'nce düzenlenmiş bulunan 12 Mayıs 2015 tarih ve 04891 yevmiye sayılı ihtarnameyle bildirdiğini, bu ihtarname ile müvekkilinin esas borçlu şirket ile her türlü ticari ilişkisini kestiğini ve alınacak kredilerde kefilliğinin geçerli olmayacağını ihtaren açıkladığını,
Her ne kadar kefalet sözleşmesindeki imza müvekkiline ait ise de, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki şekil koşullarına uyulmadığından bu sözleşmenin geçerli olmadığını, 6098 sayılı Kanunun 583 üncü maddesi uyarınca sözleşmede kefalet tarihinin, kefilin sorumlu olduğu azami tutarın, müteselsil kefil olması halinde bu anlamı açıkça taşıyan herhangi bir ifadenin bizzat kendi el yazısı ile kefalet sözleşmesine yazılmış olmasının zorunlu olduğunu, kefalet limit tutarının açık ve kesin olarak belirtilmediği hallerde kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu,
Davacı taraf ile ... Kürk Deri San ve Tic. A.Ş. arasında yapılan Genel Kredi Sözleşmelerine ve bu sözleşmelere göre kullandırılan kredi sözleşmelerindeki müvekkilinin kefilliğinin usulüne uygun düzenlenmediğini, davacının iddia ettiği gibi müvekkilinin müteselsil kefil sıfatının da olmadığını, ibraz edilen Genel Kredi Sözleşmesindeki el yazıları birbirinin benzeri olup tek elden ve önceden yazıldığının anlaşılmakta olduğunu, ayrıca kefil imzalarının yanında herhangi bir tarih de olmadığını,
Müvekkilinin şirket hisselerini 11.08.2014 tarihinde asıl borçlu şirkete devrederek şirketten ayrıldığını davacı tarafa gönderdiği Zeytinburnu 5. Noterliği'nce düzenlenmiş bulunan 12 Mayıs 2015 tarih ve 04891 yevmiye sayılı ihtarname ile bildirdiğini, bilirkişinin raporunda; “ bu ihtarnamenin 12.05.2015 tarihinde bankaya tebliğ edildiği, kefalet sorumluluğunun bu tarihe kadar kullandırılmış olan krediler ile bağlı olacağı, bu tarihten sonra kullandırılacak kredilerden davalının sorumlu tutulamayacağı anlaşılmaktadır”. demekte olduğunu; ancak raporun 12/13 sayfasında bu düşüncesinden vazgeçerek bu tarihten sonra yeni bir kredi kullandırılmadığı nedenini gerekçe göstererek banka alacağından müvekkilinin sorumluluğunun devam ettiğini açıkladığını, oysa banka ile asıl borçlu arasında yeniden yapılandırma anlaşması yapıldığından artık eski borçtan değil yapılandırılan yeni borçtan söz etmek ve müvekkilinin sorumluluğunun olmadığı sonucuna varmak gerektiğini,
Hesap kat ihtarı Tebligat Kanunu'na uygun yapılmadığından davacı tarafın müvekkilini usulüne uygun olarak temerrüde düşürmediğini, bilirkişi raporunda bu hususların tam olarak irdelenmediğini, oysa olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 502 ve 594 madde hükümlerine davacı tarafın uyması gerektiğini,
Bilirkişinin raporunda sözleşmenin 03.05.2012 tarihinde akdedildiğini, bu bakımdan kefaletin 818 sayılı yasa hükümlerine uygun olarak düzenlendiğini ileri sürmekte olduğunu, ancak bilirkişinin bu iddiada bulunurken 6098 sayılı kanunun kamu düzeni ile ilgili hükümlerinin geriye dönük olarak uygulanacağını göz ardı ettiğini, bu kapsamda evli eşleri ve dolayısı ile toplumun temeli olan “Aileyi” korumak için 6098 sayılı Kanun’un 548 inci maddesinin birinci fıkrasında kefalette borç altına giren kefilin kefaletinin geçerli olması için eşinin yazılı onayının aranmakta olduğunu, kamu düzeni ile ilgili olan bu hükmün geriye dönük olarak uygulanması ve müvekkilinin kefilliğinin geçerli sayılmaması gerektiğini,
Kredilerin hesap özetleri incelendiğinde asıl borçlu ... Kürk Deri San ve Tic. A.Ş.‘ye kredi genel sözleşmeleri kapsamında 55.000,00 USD kredi kullandırıldığı ve bu kredinin geri ödendiği hususlarının görülmekte olduğunu, bilirkişi tarafından önce alınan ve sonra geri ödenen bu kredinin değerlendirilmesinin ve kefiller açısından irdelendirilmesinin de yapılmadığını, ... Deri Kürk. San. Dış Tic. Ltd. Şti.' nin 07.12.2017 tarihinde, ... Kürk şirketinin ise 31.07.2017 tarihinde kapanmış olduğunu beyanla açıklanan ve re'sen gözetilecek nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. tarafından davalı müvekkili ...' e karşı açılan davanın dayanağının, kredi genel sözleşmesinde müvekkilinin sözde kefaletine ilişkin olduğunu ancak dayanak genel kredi sözleşmesi ve sözde kefalet iddiasının tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin imzasının kefalet iradesi ile atılmadığını, davaya dayanak belge ile hiçbir şekilde müvekkilinin kefalet iradesi ile imza attığının ve kefalet limitini bildiğinin asla söylenemeyeceğini,
Davaya dayanak kredi genel sözleşmesinin hiçbir yerinde sözleşme tarihi, sözde kefalet tarihinin bulunmadığını, bu durumda davaya dayanak sözde kefalet belgesinin eski Borçlar Kanunu zamanında mı, yeni Türk Borçlar Kanunu zamanında mı imzalandığı hususunun belirsiz olduğunu, bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davaya dayanak asıl borcun 2014 - 2015 yıllarında yeni Borçlar Kanunu yürürlükte iken çekilen krediye ilişkin olduğunu,
Davaya dayanak kredi genel sözleşmesinin 64 üncü sayfasının sonunda davalı müvekkilinin adı soyadı ve imzası altına farklı kalem ve el yazısı ile sonradan kefalet limiti olduğu dahi belirtilmeden yazılmış " =1.000.000-USD= BİR MİLYON AMERİKAN DOLARI= " yazısının neye ilişkin olduğunun tamamen belirsiz olduğunu, müvekkilinin imzasının altındaki yazıda aynı sayfada ilk iki kefilde yazdığı şekilde müşterek borçlu - müteselsil kefil yazmadığı gibi "kefil olunan miktar" yazısının da olmadığını, dolayısıyla geçerli bir kefaletin bulunmadığını, "1.000.000-USD" yazısının müvekkilinin adı ve imzasının üstünde değil altında olduğunu, müvekkilinin adı ve imzasının altına bu rakam yazıldığı halde bu rakamın ne olduğu, kefalet limiti olup olmadığı hususlarının kesinlikle yazılı olmadığını,
6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde kefaletin geçerlilik şartlarının düzenlendiğini, davaya dayanak kredinin çekildiği tarih 2014-2015 olduğundan kefaletin geçerliliği için bu hususun da dikkate alınması gerektiğini,
Davaya dayanak alacağın çekilen kredi miktarı 345.391,74,00TL yani 58.000,00 USD gibi bir krediye, hiç kimsenin bu meblağın 20 katı olacak şekilde 1.000.000,00 USD ile kefil olamayacağını beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının müvekkil lehine kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Davalı borçluların İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2016/35050 E. sayılı dosyasında; 345.391,74 TL asıl alacak, 22.868,40 TL işlemiş faiz, 8.980,19 TL temerrüt faizi, 735,88 TL BSMV ve 362,75 TL masraf olmak üzere toplam 378.338,96 TL alacak miktarına yönelik itirazlarının iptali ile, takibin bu miktar yönünden talepnamedeki diğer koşullarla devamına, davacı tarafın fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, itirazın iptaline karar verilen alacak miktarı 378.338,96 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 75.667,79.TL icra inkar tazminatının davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, reddedilen miktar yönünden koşulları oluşmadığından davalı tarafın tazminat isteminin reddi gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının reddi ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı kefil ... temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İtirazın iptaline konu olan İstanbul 7.İcra Dairesi nin 2016/35050 E. sayılı takip dosya borcu dava istinaf aşamasındaki iken ödenmiş ve icra dosyası infazen kapandığını, davaya konu borcun ödenmiş olması sebebi ile müvekkili Banka tarafından istinaf dosyasına 11.10.2021 tarihinde dilekçe sunulmuş ve borcun ödendiğini, yargılama gideri ve vekalet ücreti taleblerinin olmadığını, davanın konusuz kaldığına ilişkin karar verilmesi talep ettiğini, aynı doğrultuda davalı borçlu tarafça da dosyaya bildirim yapıldığını, davaya konu olan icra takip dosya borcunun istinaf aşamasında ödenmiş olması sebebi ile davanın konusuz kaldığına dair hüküm kurulması gerekirken, istinaf mahkemesince bu hususun göz ardı edildiğini ve dilekçelerinin dikkate alınmadan esasa yönelik inceleme yapılarak esas hakkında hüküm tesis edildiğini bu yönüyle kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; İstinaf Mahkemesinin temyiz konusu kararında öncelikle hem davacının verdiği 11.10.2021 tarihli "davanın konusuz kaldığına" dair dilekçeyi ve hem de kendilerinin verdiği İstanbul 7. İcra Dairesinin 10.07.2020 tarihli belgeyi ya göremediğini veya gördüğü halde değerlendiremediğini bu iki belgeye gerekçeli kararında da yer verilmediğini, Davanın konusuz kaldığına dair hüküm kurulması gerekirken, istinaf mahkemesince bu husus göz ardı edilmiş ve dilekçe dikkate alınmadan esasa yönelik inceleme yapılarak esas hakkında hüküm tesis edildiğini bu yönüyle kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan kredilerin geri ödemelerinin yapılmadığı ve temerrüdün gerçekleştiği iddiası ile alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
İstinaf incelemesi sırasında taraflardan davacı bankanın 11.10.2021 tarihli yine davalı ...'in 10.07.2020 tarihli verdikleri dilekçelerle takip konusu borcun ödendiğini ve davanın konusuz kaldığını bildirmişlerdir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu dilekçeler değerlendirilmeksizin karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2. Bozma sebebine göre davacı vekili ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/8200 E., 2023/2257 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 ve 548 inci maddeleri
11. Hukuk Dairesi 2021/8200 E. , 2023/2257 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/425 Esas, 2021/739 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bursa 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1600 E., 2017/683 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin Bucak Belediye Başkanlığının temizlik ihalesini aldığını, Bucak ilçesinde temizlik ve çok çöp toplama işlerini yürüttüğünü, bu süre zarfında kullandığı araçların akaryakıt ihtiyacını davacı firmadan karşıladığını, ancak akaryakıt bedellerinin ödenmediğini bunun üzerine Bursa 3. İcra Müdürlüğü'nün 2015/13940 sayılı dosyası ile takip yaptıklarını, davalı tarafın takibe haksız biçimde itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinde dayanak gösterilen mutabakat başlıklı belgede imzası bulunan A. B.'nin sulh ve ibra yetkisi bulunmadığını ileri sürerek itirazın iptaline, davalının icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın reddi gerektiğini, alacağın 2008 ve 2009 yıllarına dayanan ilişkilerden kaynaklandığını, bu sebeple alacağın zamanaşımına uğradığını, takibin mükerrer olarak açıldığını, başlangıçta davalı aleyhine Bucak İcra Müdürlüğü'nün 2011/1110 sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, bu takibe itiraz ettiklerini, daha sonra davacı tarafın aynı alacak için Bucak İcra Müdürlüğü'nün 2015/1875 sayılı dosyası ile takip başlattığını bu takibe de itiraz ettiklerini, nihayet davacının eldeki davaya konu Bursa 3. İcra Müdürlüğü'nün 2015 /13940 sayılı dosyası ile takip başlattığını, bir yıl içinde açılması gereken itirazın iptali davasının süre geçtikten sonra açıldığını, davalı tarafın dayandığı muavin defter günlük satış bordrolarında davalı şirket yetkililerinin imzasının bulunmadığını, bir kısım akaryakıt bedellerinin perakende satış fişleri alınarak peşin ödendiğini bu sebeple borçları kalmadığını, Bucak İcra Dairesinin 2011/1110 sayılı dosyası ile başlatılan takipten sonra taraflar arasında mutabakat neticesinde sulh yapılarak 169.389,09 TL ödeme yapıldığını, tüm borcun bu şekilde kapatıldığını, A. B.'nin Belediye Başkanlığı'nı temsilen attığı imzanın iyi niyetli davalı için bağlayıcı olduğunu, davacı şirketin Belediye'nin yan kuruluşu olduğunu, istenen faiz talebinin haksız olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini ve davacının kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki takiplerin takipsiz bırakıldığı, derdestliğe konu olmayacağı, ilk takibin 2011 yılında yapıldığı, takipten önce zamanaşımı gerçekleştiğine ilişkin itirazın bulunmadığı, 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin dolmadığı, ödeme ispat yükün üzerinde olan davalının mutabakata dayalı ödeme yaptığı, anılan mutabakatın dava konusu borca ilişkin olduğu, davacının itirazının ise mutabakatta imzası bulunan kişinin yetkisine ilişkin olduğu, mutabakatta davacı adına imzası bulunan kişinin 07.11.2011 tarihli vekaletname gereği şirketi temsilen hareket yetkisi bulunduğu, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı şirket temsilcisi gibi hareket ettiği, bu vekaletnamede sulh ve ibra yetkisi bulunmasa da davacının bu mutabakat gereği yapılan ödemeyi kabul edip ilgili takibi takipsiz bıraktığı, davacının dava dışı temsilci ile davalının birlikte hareket ettiği iddiası da bulunmadığı, kaldı ki takip bedelinden daha az bir meblağda anlaşılmış olmasının kötüniyet olmadığını gösterdiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Belpaş şirket müdürü A. B.'ye şirket alacaklarını ibra yetkisi verilmediğini, alacak borç ilişkisini sonlandırma yetkisi bulunmadığını, ayrıca A. B.'nin Belediye adına da hiçbir yetkisi yada görevi bulunmadığını, taraflar arasındaki alacak borç ilişkisinin sona erdirildiğine dair 20.12.2011 tarihli sulh mutabakat metninde müvekkili şirketin kaşesi bulunmadığını, sadece A. B.'nin şahsi imzası bulunduğunu, davalının sulh sözleşmesini yaparken başta A. B.'nin yetki belgesini incelemesini ve sulh olunduğuna dair şirket kararı istemesi gerektiğini, borç ilişkisinin sonlandırıldığına dair şirket karar defterinde de herhangi bir karar görünmediğini ve muhasebe kayıtlarında davalıların müvekkiline borcu göründüğünü, sulh ve ibra yetkisinin ayrıcalıklı ve özel bir yetki olduğunu, şirketin mali durumunu doğrudan doğruya etkileyecek özel bir yetki olması nedeniyle şirket müdürüne özellikle bu yetki verilmediğini, müvekkili şirketin sulh ve ibra yetkisini yönetim kurulu kararı ile kullanmakta ve kendisinde saklı tuttuğunu, şirket müdürüne vekaletname ile birçok yetkiler vermenin sulh ve ibra yetkisine haiz olduğu anlamına gelmediğini, şirket müdürü ve temsilcilerinin vekaletnamedeki yetkilerle bağlı olduklarını, usul ve kanuna aykırı mahkeme kararının bozularak kaldırılmasını ve davalarının kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile A. B.'nin, davacı şirkette müdür olarak görev yaptığı ve A. B.'nin ticari mümessil olduğu, yaptığı işlemin ticari mümessilin yapabileceği işlemlerden olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 367 ve 375 inci maddeleri
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 ve 548 inci maddeleri
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
12.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2021/5943 E., 2022/2413 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var
tam metni aç
6098 SAYILI TBK’nın 547 ila 550. maddeleri
11. Hukuk Dairesi 2021/5943 E. , 2022/2413 K.
"İçtihat Metni"
BÖLGE ADLİYE MAHKEMELERİ HUKUK DAİRELERİ’NİN
KESİN NİTELİKTEKİ KARARLARI ARASINDAKİ
UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİNE YÖNELİK KARAR
I. BAŞVURU
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06/04/2021 tarih ve 2021/80 Esas sayılı başvurusu ile 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanununun 35/3-4 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemeleri Hukuk Daireleri arasında " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti. bünyesinde ana sözleşme ile şirket yönetiminin bir kısmı kendilerine verilerek ve iç yönerge hazırlanarak kendilerine B grubu yetkisi verilen, şirket müdürü tarafından atanan, 2017 yılı itibari ile iş akitleri feshedilen, halihazırda iş mahkemesinde görülmekte olan davaları bulunan davalı gerçek kişiler ...ve ...' in " Endemol Medya Pro. Tic. Ltd. Şti.'nde TTK’nın 553. maddesi hükmü kapsamında yönetici olup olmadıkları noktasında İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ile İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasında ortaya çıkan" uyuşmazlığın giderilmesi için ilgili Yargıtay Hukuk Dairesi nezdinde gerekli başvurunun yapılması, bu suretle uyuşmazlığın giderilmesinin talep edilmesi üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu 25.06.2021 tarihli kararı ile konuyla ilgili olarak verilen kesin kararlar nedeniyle oluşan çelişkinin giderilmesi bakımından Yargıtay’ın ilgili dairesinden karar alınması için başvuruda bulunulmasına karar verilmiş, konuyla ilgili olarak düzenlenen evrakı içeren dosya Dairemiz Başkanlığına gönderilmiştir.
II. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ HUKUK DAİRELERİ BAŞKANLAR KURULU’NUN KARARI
Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak iki istinaf dairesi arasında çıkan görüş ayrılığı İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunda görüşülmüş İstanbul 14. HD'nin görüşü benimsenerek her iki istinaf dairesinin incelemesine konu uyuşmazlıklarda davalıların aynı gerçek kişiler olduğu, her iki davada davalıların aynı şirketin yöneticisi olduklarının iddia edildiği ve sorumluluk iddialarının, şirket yöneticiliği sıfatına dayandırıldığı, davalıların yönetici sıfatlarının ve sorumluluklarının bulunup bulunmadığı hususlarının esasa ilişkin konular olduğu, davalıların şirket yöneticisi ve temsilcisi oldukları dönemde zararlandırıcı eylemlerde bulundukları iddia edildiğine göre, davaların TTK'nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerektiği, davalı yöneticilerin temsil ve ilzam yetkilerini ve yönetim yetkilerini hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadıklarının şirketler hukukuna ve TTK'nın yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirleneceği, davalı yöneticilerin, davacı şirketlerle ayrıca hizmet sözleşmesi de imzalamış olmalarının, sorumluluk açısından yöneticinin sorumluluğu hükümlerinin uygulanmasına engel olmayacağı, uygulamada şirket genel müdürleri, yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile temsilcisi oldukları şirket arasındaki iç ilişkide hak ve sorumlulukların belirlenmesi amacıyla hizmet sözleşmesi adı altında, sözleşmeler imzalandığı, ancak bu tür hukuki ilişkilerin nitelemesinin mahkemelerce yapılacağı, dava dilekçelerindeki iddiaların kapsamına göre uyuşmazlıkların TTK'da düzenlenen şirket yöneticisinin sorumluluğa ilişkin olmasına göre her iki davanın TTK'nın 5/1.a maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu, İstanbul BAM Hukuk Daireleri Başkanlar Kurulunun görüşünün, bu tür uyuşmazlıklarda görevli ilk derece mahkemesinin asliye ticaret mahkemesi olduğu yönünde olup, uyuşmazlığın giderilmesi için 5235 sayılı Yasa’nın 35/3 maddesi gereğince Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’ne başvurulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.
III. UYUŞMAZLIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU KESİN NİTELİKTEKİ KARARLAR VE GEREKÇELERİ
A- İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacı Endemol Medya Prodüksiyon Tic. Ltd. Şti. vekilinin, davalılar Hulusi ... ve ...'in davacı şirket nezdinde iş sözleşmeleri uyarınca genel müdür ve ticari direktör olarak çalışmakta iken kendilerine B grubu imza yetkisi verildiğini, davalıların 2013 yılından itibaren Türkiye'de mukim yegane şirket yetkilileri haline geldiklerini, davalıların paravan taşeron şirketler aracılığıyla davacı şirketin imkanlarını kişisel çıkarları için kullandıklarını, davacı şirketin borç batağına sürüklendiğini, fahiş faturalar düzenleyerek şirkete zarar verdiklerini, davacı şirketin iflasına sebebiyet verdiklerini, davalıların iş sözleşmelerinin Haziran 2017'de iptal edildiğini, davalıların yaptıkları usulsüz işlemler nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuş olup soruşturma açıldığını, davacı şirketin iflasının mahkemeye bildirildiğini ileri sürerek, davalıların davacı şirkete verdikleri zararın tespitine ve şimdilik 1000,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava ettiği, İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/705 E- 2019/56 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla, taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu gerekçesiyle davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 12. HD'nin 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararıyla TTK'nın 623/1, 629/3 ve TBK'nın 547. maddelerinden bahisle, somut olayda davalılar vekili her iki davalının limited şirket müdürü olduğunu ileri sürmüş ise de şirketin organ vasfını haiz müdürleri olmadıkları, sınırlı yetkili imza yetkilisi ve şirket müdürü tarafından atanan tacir yardımcısı sıfatını haiz oldukları belirlenmekle, davacı işveren tarafından davanın, yöneticinin sorumluluğuna ilişkin tazminat davası niteliğinde olmadığı, davanın hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakla iş mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği kanaatiyle HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
B- İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı dosyasına konu uyuşmazlıkta; davacılar vekilinin, ENDEMOL SHİNE OPCO HOLDİNG B.V ve ENDEMOL SHİNE IP B.V şirketlerinin, Hollanda'da kurulu şirketler olduğunu, davacı şirketlerin Endomol Medya Prodüksiyon Ticaret Ltd. Şti.'nin hissedarı olduklarını, davalılar Hulusi ... ve ...'in ise bu şirkette iş sözleşmeleri gereğince genel müdür ve ticari direktör olarak çalıştıklarını, davalıların gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlar vermesi sebebiyle bu şirkete borç verildiğini, borçların davalılar tarafından yakınlarına aktarılarak kişisel menfaatlerinde kullanıldıklarını, bunun Arvares & Marsal raporuyla belirlendiğini ileri sürerek, 1.000.000,00 TL maddi tazminat ile her bir davacı için 50.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ettiği, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/729 E- 2020/201 K sayılı, 25.06.2021 tarihli tarihli görevsizlik kararıyla, İstanbul BAM 12. HD'nin yukarıda anılan 2019/1386 E- 2019/1677 K sayılı, 22.01.2019 tarihli kararına da atıf yapmak suretiyle taraflar arasındaki ilişkinin hizmet sözleşmesi niteliğinde olduğu, davaya bakma görevinin iş mahkemelerine ait olduğu gerekçesiyle, mahkemenin görevsizliğine karar verildiği, bu kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul BAM 14. HD'nin 2020/1699 E- 2020/1436 K sayılı 17.12.2020 tarihli kararıyla, davacıların hem pay sahibi hem de alacaklı oldukları dava dışı şirkete, davalıların düzenlediği gerçeğe aykırı ve yanıltıcı raporlara dayanarak borç verilmesinden dolayı uğranılan doğrudan zararın tazmininin talep edildiği, davalıların dava dışı şirkette finansal müdür ve ticari direktör sıfatlarının bulunduğu, 07.10.2015 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde ilan edilen genel kurul kararı ile tanınan yetkiye dayanılarak düzenlenen iç yönerge ve imza sirküleri ile davalıların B grubu imza yetkisi ile dava dışı şirketi temsil etmek üzere yetkilendirildikleri, TTK'nın 629. maddesindeki atıf dikkate alındığında davalıların TTK'nın 367-371. maddelerinde gösterilen yönetici sıfatını haiz oldukları, davacının da sorumluluk iddiasını açıkça şirket yöneticisinin sorumluluğunu düzenleyen TTK maddelerine dayandırdığı, bu nedenle uyuşmazlığın TTK'nın 553. maddesi kapsamında şirket yöneticilerinin sorumluluğu iddiasına dayandığı anlaşılmakla davanın, TTK'nın 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari dava olduğu, bu nedenle görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi olduğu gerekçesiyle HMK'nın 353/1.a.3 maddesi uyarınca, istinafa konu görevsizlik kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren asliye ticaret mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
IV. UYUŞMAZLIK
Yukarıda açıklanan konu ile ilgili olarak birbirinden ayrışan İstanbul Bölge Adliye Hukuk Daireleri’nin kesin nitelikteki kararları gözetildiğinde, görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
V. UYUŞMAZLIKLA İLGİLİ YASAL DÜZENLEMELER
6102 SAYILI TTK’nın 4., 5., 367 ila 371., 553., 555., 623., 629. maddeleri
6098 SAYILI TBK’nın 547 ila 550. maddeleri
7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi
VI. GEREKÇE
6102 sayılı TTK’nın limited şirketlere ilişkin olarak Yönetim ve temsil, Müdürler başlığı altındaki 623. maddesinde, şirketin yönetimi ve temsilinin şirket sözleşmesi ile düzenleneceği, şirketin yönetimi ve temsilinin, müdür sıfatını taşıyan bir veya birden fazla ortağa veya tüm ortaklara ya da üçüncü kişilere verilebileceği, en azından bir ortağın şirketi yönetim hakkının ve temsil yetkisinin bulunması gerektiği, müdürlerin, kanunla veya şirket sözleşmesi ile genel kurula bırakılmamış bulunan yönetime ilişkin tüm konularda karar almaya ve bu kararları yürütmeye yetkili olduğu hususu düzenlenmiştir.
Yine 6102 sayılı Yasa’nın, Temsil yetkisinin kapsamı, sınırlandırılması başlıklı 629. maddesinde, müdürlerin temsil yetkilerinin kapsamına, yetkinin sınırlandırılmasına, imzaya yetkili olanların belirlenmesine, imza şekli ile bunların tescil ve ilanına bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanacağı, (Ek: 10/9/2014 - 6552/132 md.) müdürler tarafından şirkete hizmet akdi ile bağlı olanların sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atanması hususunda 367. madde ile 371. maddenin yedinci fıkrasının kıyasen limited şirketlere de uygulanacağı hükmüne yer verilmiştir.
Buradan hareketle 6102 sayılı Yasa’nın anonim şirketlerde yönetim kurulunu düzenleyen ikinci bölümde yönetim devri başlıklı 367. maddede, yönetim kurulunun esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre, yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabileceği, bu iç yönergenin şirketin yönetimini düzenleyeceği, bunun için gerekli olan görevleri, tanımları, yerlerini göstereceği, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirleyeceği hükmüne yer verilmiştir. 368. maddesinde ise yönetim kurulunun, ticari mümessil ve ticari vekil atayabileceği, 371. maddesinde ise yönetim kurulunun ticari temsilci, ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarını atayabilmesi ve temsil ile yönetsel yetkilerinin ve sorumluluklarına ilişkin hükümlere yer verildiği görülmüştür.
Ticari temsilci ve ticari vekiller bakımından TTK’da bir tanıma yer verilmemiş ise de, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinde ticari temsilci, 551. maddesinde de ticari vekilin tanımına yer verilmiş, her ikisi bakımından da şirketin veya şirkete dahil işletmelerin yönetiminin kısmen veya tamamen bu gibi kişilere bırakılabileceği öngörülmüştür.
Anonim şirketler bakımından kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının sorumluluğu ise 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesinde düzenlenmiş olup bu kişilerin kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır. Söz konusu hükme göre, kanundan veya esas sözleşmeden doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak, başkasına devreden organlar veya kişiler, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçiminde makul derecede özen göstermediklerinin ispat edilmesi hâli hariç, bu kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmazlar. Keza, hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz, bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz. TTK’nın 644. maddesi uyarınca, anonim şirketlere özgü olup yukarda sayılan kişilerin sorumluluğuna ilişkin 553. madde hükmünün, limited şirketler bakımından da doğrudan uygulanacağı öngörülmüştür.
Bu genel açıklamalardan sonra eldeki uyuşmazlık ile doğrudan ilgili yasa maddelerinin incelenmesi gerekir.
TTK’nın 4. maddesi hangi davaların ticari dava olarak kabul edildiğini göstermekte olup ticaret mahkemelerinin iş sahası ve hangi davalara bakacağı ise TTK’nın 5. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddeye göre, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir. Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4. madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır.
İş mahkemelerinin görev alanına gelince; mülga 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi, “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur.” şeklinde düzenlenmişken 25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesinde 5953 sayılı Kanun’a tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanun’a tabi gemi adamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’na veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,... diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara ilişkin dava ve işlere bakar... düzenlemesiyle iş mahkemelerinin görev alanını 5521 sayılı Kanun hükmüne nazaran genişletmiş, 6098 sayılı TBK’da hizmet sözleşmesine tabi işçilerin, işverenleri ile “iş ilişkisi” nedeniyle sözleşme ve kanundan doğan hukuk uyuşmazlıklarını da iş mahkemelerinin görevi kapsamına almıştır.
Yapılan açıklamalar ışığında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ilgili hukuk daireleri arasındaki uyuşmazlıkla ilgili yapılacak değerlendirmede, ortak sıfatı bulunmayıp şirketle arasında hizmet akdi bulunan ve şirketi temsil etmek üzere çeşitli yetkiler verilmiş olup uygulamada finansal müdür, ticari direktör, koordinatör, icracı müdür gibi adlandırılan yönetici vasfını haiz kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda, kendisine sorumluluk davası yöneltilen kişinin, limited şirkette yönetici vasfını haiz olup olmadığının belirlenmesini müteakip yönetici vasfında olduğunun saptanması halinde, yönetim yetkilerini hukuka uygun kullanıp kullanmadıklarının, TBK’da düzenlenen hizmet akdi kurallarına göre değil TTK’nın şirketler hukuku ilkelerine ve yöneticinin sorumluluğunu düzenleyen hükümlerine göre belirlenmesi gerekecektir.
Başka bir anlatımla, limited şirketler bakımından, tıpkı anonim şirketlerde olduğu gibi, şirkette hizmet sözleşmesi ile görev yapmakta ise de icra (yönetim) yetkisi ile donatılmış kişilerin sorumluluğu, yukarıda açıklandığı gibi, TTK’da düzenlenmiş olup uyuşmazlık hizmet sözleşmesinden ve İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık olmadığından iş mahkemeleri görevli olmayıp TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca uyuşmazlığın mutlak ticari dava niteliği gereği görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Dairemizin yerleşik uygulaması da bu yönde olup (05.10.2015 tarih 2015/8681 E. 2015/9883 K. sayılı, 15.04.2013 tarih 2013/4580 E. 2013/7279 K. sayılı, 29.06.2012 tarih 2012/8542 E. 2012/11562 K. sayılı, 02.05.2016 tarih 2016/4264 E. 2016/4920 K. sayılı, 16.01.2017 tarih 2016/15085 E. 2017/285 K. sayılı, 03.06.2013 tarih 2013/7700 E. 2013/11490 K. sayılı, 17.02.2014 tarih 2013/12406 E. 2014/2740 K. sayılı, 25.01.2010 tarih 2008/9631 E. 2010/660 K. sayılı ilamları) ve YHGK’nun uygulaması da (07.11.2001 tarih 2001/13-1026 E. 2001/765 K. sayılı, 05.02.2003 tarih, 2003/9-82 E. 2003/65 K. sayılı ilamı ) aşağıdaki şekilde karar verilmesi gerekmiştir.
VII. SONUÇ
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ortak sıfatı bulunmayıp, şirketle arasında hizmet akdi çerçevesinde görev yapmakla birlikte şirketin iş ve işlemlerini yönetmek üzere kendisine çeşitli yetkiler verilen kişilerin görevlerini ifa ettikleri sırada şirkete, şirketin ortakları veya şirket alacaklılarına karşı zararlandırıcı eylemlerinden kaynaklanan davaların TTK’nın 553. maddesi uyarınca açılmış sorumluluk davası olmasına, TTK'nın 4. ve 5. maddeleri uyarınca bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğuna, İstanbul BAM 14. Hukuk Dairesi ve İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi arasındaki uyuşmazlığın bu şekilde giderilmesine, 25/03/2022 tarihinde 5235 sayılı Kanun’un 35/4 maddesi gereğince oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2017/439 E., 2018/5750 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTİCARET MAHKEMESİ
tam metni aç
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı ...'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı ... 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
11. Hukuk Dairesi 2017/439 E. , 2018/5750 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
Taraflar arasında görülen davada ... Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../05/2016 tarih ve 2016/269-2016/371 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesinin davacı tarafından istenildiği ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı, ... İnş. Turizm Elek, Ltd. Şti.'ne dışarıdan müdür olarak atandığı, şirketin sigorta ve maaş ödemesi yapmadığı, bunun üzerine çıkan ihtilaf nedeniyle, 2012 yılı Mayıs ayında işten ayrıldığı, müdürlük görevinin resmi olarak sonlandırılması için şirketle görüştüğü, Ticaret Sicil Memurluğuna başvurduğu ve ancak sonuç alamadığı, ... 11. Noterliği .../09/2013 tarih ... yevmiye numaralı istifaname ile müdürlükten istifa ettiği ve firma ile hiç bir ilgisinin kalmadığı, noter aracılığı ile Ticaret Sicil Memurluğuna bildirdiği, ... ...'na 27/08/2015 tarih 11275 sayılı dilekçe ile talepte bulunduğu, işlem yapılmadığı, 20/01/2016 tarihli dilekçesi akabinde kendisinden tescil harç ve ilan bedeli istendiği, dışardan müdür olarak atanıp istifa ile görevi sonlandığından karar almasının fiilen mümkün olmadığı, 27/08/2015 tarihli dilekçesine kadar ...’nın işlem yapmayarak görevi ihmal ve keyfi muamele yaptığı iddiasıyla şirket müdürlüğünün .../09/2013 tarihli istifanameye istinaden .../09/2013 tarihi itibariyle re’sen tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, şirket ortaklarına tescile davet yazıları gönderildiğini, yasal süre geçmesine rağmen tescil başvurusunda bulunulmadığını, buna ilişkin olarak Kaymakamlıktan şirket aleyhine ceza verilmesi isteminde bulunulduğunu, işlemin harca tabi olup ödenmediğini, davacı talebinin red edilmediğini ve ...’nın .../02/2016 tarih 2547 sayılı yazı ile re’sen tescil için mahkemeden izin talebinde bulunduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, ... 28. maddesine göre tescilin sadece ilgililer veya mümessilleri yada hukuki halefleri tarafından yaptırılabileceği, ... 34. maddesine göre ... kararlarına karşı ancak ilgililerin mahkemeye itiraz edebileceği, Ticaret Sicil Yönetmeliğinin 22. maddesine göre, tacirin tüzel kişi olması halinde ilgilinin onun yetkili organları veya temsilcileri olduğu, şirket müdürü olan ve istifa eden davacının, müdürlük görevinden ayrıldığını tescil ettirmenin yönetim kurulunun görevinde olduğu, davacının dava tarihi itibariyle şirket ortağı yada temsilcisi olmadığı, bu nedenle taraf ve dava ehliyeti bulunmadığı, davacının müdürlük görevinden ayrıldığının tescil ve ilanında hukuki yararı bulunmadığı gerekçesi ile davanın HMK 114/1-d düzenlenen taraf ve dava ehliyeti ile 114/1-h maddesinde düzenlenen hukuki yarara ilişkin dava şartı yokluğundan HMK 115/... gereği davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı temyiz etmiştir.
Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, davacının Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 22/1 madde ve 22/...-e fıkrasında gösterilen ilgililer kapsamında olmamasına, davacının istemi konusunda henüz verilmiş bir ret kararının da bulunmamasına, Ticaret Sicil Müdürlüğü'nün durumundan haberdar olması üzerine yönetmeliğin 36. maddesin de gösterilen prosedürü başlatmış olmasına ve bu kapsamda önce ceza uygulayıp ardından ....02.2016 tarihli yazı ile re'sen tescil kararı için mahkemeye başvurmuş olmasına ve bu nedenle de davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmamasına göre, davacının tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacının bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 6,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, .../09/2018 tarihinde oyçokluğuylakarar verildi.
KARŞIOY
Bilindiği üzere Limited Şirketlerde, müdür veya müdürlerin istifası suretiyle görevlerinin sona ermesi 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlenmemiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 547 vd. maddelerinde Ticari Temsilci düzenlenmiş olup Limited Şirket müdürünün Ticari Temsilci olduğu açıktır.
Ticari Temsilci hakkında, 6102 sayılı ...'da aksine bir hüküm bulunmadığı durumda, 6098 sayılı ... 547-550 maddesi hükümlerinin uygulanması mümkündür.
Birer ticari temsilci olan müdürler istifa hakkına sahip olup, istifa hakkının iş sözleşmesindeki hükümlere uygun olarak yapılması gerekmektedir. Aksi halde müdürün şirkete karşı sorumluluğu sözkonusudur.
Ticari Temsilci (müdür), her zaman sözleşmeyi yani müdürlük görevini tek taraflı olarak sona erdirebilir (6098 sayılı TBK 512 md.). Zira limited şirkette müdürlük zorunlu bir görev değildir.
Müdürlerin istifaları, tek taraflı olarak görevden ayrılmayı ifade ettiği içindir ki istifanın kabulü için herhangi bir makamın, örneğin ortaklar kurulunun onay ve kabulü aranmaz.
İstifa keyfiyetinin şirkete bildirilmesi ve ortaklar kurulunca bu konuda karar alınması, müdürün şirkete karşı sorumluluğu yönünden önem arz etmekte olup, bu lazimenin yerine getirilmemesi, tek taraflı irade beyanı ile sonuç doğuran istifanın, geçerliliğine etkili değildir.
Bununla birlikte somut uyuşmazlıkta davacı müdürün istifası, şirketin diğer müdür ve ortağına da tebliğ edilmiştir.
Davacının, Ticaret Sicil Kayıtlarında dava dışı şirketin halen tescilli müdürü bulunması, istifa keyfiyetinin davacınınşahsını ilgilendirmesi nedeniyle davacı ... 34 maddesinde ifade edilen "ilgili" kişilerden olup Ticaret Sicili Müdürlüğüne davacının başvuru hakkı olduğu kabulü gerekmektedir.
Keza davacının Ticaret Sicil Kayıtlarında halen müdür olarak görünmesi ve bu sıfatı nedeniyle kendisine resmi kurumlarca şirketle ilgili tebligatların gönderilmesi karşısında davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı da bulunmaktadır.
Yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Ankara'da faaliyet gösteren bir tekstil imalat ve ihracat işletmesinin sahibi Tacir Kerem, işletmenin yönetimi ve temsili için Ayşe'yi ticari temsilci olarak atamış ve bu durumu ticaret siciline tescil ettirmiştir. Tacir Kerem ile Ayşe arasındaki bu hukuki ilişki çerçevesinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre;
I. Ticari temsilci Ayşe, işletmenin amaçlarına ulaşılması için gerekli gördüğü her türlü hukuki işlemi yapma yetkisi kapsamında, herhangi bir ek yetkilendirme olmaksızın, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı işletme adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya yetkilidir.
II. Tacir Kerem'in, Ayşe'nin tek seferde 500.000 TL üzerindeki sözleşmeleri tek başına imzalayamayacağına dair yetki sınırlamasını ticaret siciline tescil ettirmesi, bu sınırlamanın durumu bilmeyen (iyiniyetli) üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesini sağlar.
III. Ayşe'nin, işletmeye ait bir taşınmazı satabilmesi veya üzerinde ipotek gibi sınırlı bir ayni hak tesis edebilmesi için Tacir Kerem tarafından bu konuda kendisine açıkça yetki verilmiş olması zorunludur.
yukarıdaki ifadelerden hangileri doğrudur?