Türk Borçlar Kanunu 551. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 551- Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.
C. Diğer tacir yardımcıları
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
27 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/6397 E., 2023/1052 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
avacı şirketin daha önce de imza yetkisi vermeden yönetim devri yaptığına dair kararlar aldığını ve bu kararların tescil ve ilan edildiğini, yönetim kurulu kararı ile hem imza yetkilisi hem de imza yetkisi verilmeyen vekillerin atandığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un (6098 sayılı Kanun) 551 inci maddesinde ve 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında ticari vekilin, imza ye
11. Hukuk Dairesi 2021/6397 E. , 2023/1052 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Ret
Taraflar arasındaki Ticaret Sicil Memuru kararına itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 25.11.2019 tarihli ve 630 sayılı yönetim kurulu kararı ile şirketin 4 numaralı iç yönergesini kabul ettiğini, bu yönergede 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 367 nci maddesine göre yönetim kurulunun görev devri yaptığı pozisyonların görevlerinin düzenlendiğini, bu karardan sonra 25.11.2019 tarihli ve 631 sayılı yönetim kurulu kararı alınarak bu iç yönergede imza yetkilileri ile imza yetkisi olmayıp iç yönergede görev tanımları yapılan şube müdürü vs. pozisyondaki kişilerin, yani ticari vekillerin atandığını; ancak davalının, imza yetkisi olmayan ticari vekillere ilişkin 6 ncı maddenin tescil ve ilan talebini reddettiğini, davacı şirketin daha önce de imza yetkisi vermeden yönetim devri yaptığına dair kararlar aldığını ve bu kararların tescil ve ilan edildiğini, yönetim kurulu kararı ile hem imza yetkilisi hem de imza yetkisi verilmeyen vekillerin atandığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanun'un (6098 sayılı Kanun) 551 inci maddesinde ve 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında ticari vekilin, imza yetkisine sahip olmayan kişi olduğunun açıkça belirtildiğini, imza yetkisi olan kişinin zaten ticari vekil değil, ticari temsilci olduğunu, sicilin kararının hukuka aykırılığının açıkça belli olduğunu belirterek Ticaret Sicil Müdürlüğünün 31.12.2019 tarihli kararının iptali ile kararın tescil ve ilanına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında, yönetim kurulunun yukarıda belirtilen temsilciler dışında temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerinin veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabileceğinin düzenlendiği, bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkilerinin hazırlanacak iç yönergede açıkça belirleneceği, bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarının ticaret siciline tescil ve ilan edileceğinin düzenlendiği, 6098 sayılı Kanun'un 551 inci maddesinde ticari vekilin bir ticari işletmenin sahibi tarafından işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişi olarak belirtildiği, yasal düzenlemelerde, atanan ticari vekillere temsil yetkisi veya açık imza yetkisi verilmesi gerektiğine dair bir şartın bulunmadığı, İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün tescil talebinin reddine dair ret gerekçesinin ise 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrası ve 6098 sayılı Kanun'un 551 inci madde hükümlerine göre yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının 6102 sayılı Kanun'un 32 nci maddesi hükmü çerçevesinde işlem yaptığını, 6102 sayılı Kanun'un 370 ve 371 inci maddeleri çerçevesinde, anonim şirketlerde temsil yetkisinin kural olarak yönetim kuruluna ait olduğunu, temsil yetkisinin de şirket adına “imza yetkisini” kapsamasının, anılan hükmün lafzı hem de temsilin doğası gereği olduğunu, anonim şirketlerde tescile tabi yetkililerin, temsil yetkisini sınırlı ya da sınırsız biçimde haiz bulunan yetkililer olduğunu, 6102 sayılı Kanun uyarınca sınırlı temsille donatılmış yetkililer dışındakilerin tescil edilemeyeceğini, 6098 sayılı Kanun uyarınca yetkilendirilmiş ve 6102 sayılı Kanun'a göre şirketi temsil yetkisi bulunmayan kişilerin tescilinin mümkün olmadığını, dava konusu olayda tescili istenen yetkililerin 6098 sayılı Kanun kapsamında ticari vekil olduğu, şirketi sınırlı da olsa temsil yetkisini haiz olmadığı için mevzuata uygun biçimde tescil edilmediğini, temsil yetkisini taşımayan, şirketin iç işleyişinde görevli kişilerin tescili hususu da mevzuatta düzenlenmediğinden dava konusu olayda tescil başvurusunun reddedilmesinin mevzuata uygun olduğunu, davanın açılmasına davalının neden olmadığını belirterek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tescil talebinin ticari vekil niteliğinde olduğu, imza ve şirketi temsil yetkisi bulunmayan ticari vekil atanmasına dair dava konusu yönetim kurulu kararının tescilinin red edilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, davacı şirketin şube müdürü, kesimhane işletme müdürü, sorumlu yönetici, planlama ve lojistik müdürü, damızlık çiftlik müdürü gibi hem şirketin işyerlerini yöneten hem de şirketin bazı işlerini yürüten pozisyonlara yapılan atamaların tescil ve ilanının gerekmediği, şirket yönetim kurulu temsil yetkisinin devredilmeyip sadece yönetim devir edilecekse bu iç yönergenin tescil ve ilanının gerekmediği, davacı vekilinin daha evvel aynı konumdaki ticari vekillerin tescilinin yapıldığı iddasının tescil ve ilanı gerekmeyen bir hususta bir kez tescil yapılmasının devam eden zamanda da aynı hatalı işlemin sürdürülmesine gerekçe teşkil etmeyeceği nedenleriyle itirazın reddine karar verilmesi gerekirken itirazın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, kararın kaldırılmasın, yeniden hüküm kurularak "Ticaret Sicil Müdürlüğü kararına yönelik itirazının reddine" karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 6102 sayılı Kanun'un 371 nci maddesinin yedinci fıkrasında düzenlenen tescile tabi ticari vekillerden kastedilenin, sınırlı imza yetkisine sahip olan kişilerin atanması olduğunu, imza yetkisi olmayan kişilerin ticari vekil olmadığını, tescil ve ilana tabi olmadığını, gerekçede hukuki düzenlemenin yanlış yorumlandığını, davacı şirketin daha önce de imza yetkisi vermeden yönetim devri yaptığına dair kararlar aldığını ve bu kararların tescil ve ilan edildiğini, yönetim kurulu kararı ile hem imza yetkilisi hem de imza yetkisi verilmeyen vekillerin atandığını, her iki atamanın da tescil ve ilana tabi olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca tescile tabi olduğunu, 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin birinci fıkrasında sınırsız temsil yetkisinin, üçüncü fıkrada temsil yetkisinin sınırlandırılmasının ve ticari vekilin düzenlendiğini, yedinci fıkrada ise “yukarıda belirtilen temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan” kişilerin ticari vekil veya diğer tacir yardımcısı olarak atanabileceğinin belirtildiğini, yedinci fıkrada açıkça yukarıdaki fıkralarda düzenlenen sınırsız temsilci ve sınırlı temsilci dışında atanabileceğinin düzenlendiğini, fıkrada açıkça “temsile yetkili olmayan kişilerin ticari vekil olarak” atanabileceği söylendiği halde, Sicilin halen daha sınırlı da olsa temsil yetkisi olan kişilerin ticari vekil olduğu yorumuna dayanak bulmasının güç olduğunu, hem 6098 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinde hem de 6102 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinin yedinci fıkrasında ticari vekilin, imza yetkisine sahip olmayan kişi olduğunun açıkça belirtildiğini, imza yetkisi olan kişinin zaten ticari vekil değil, ticari temsilci olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, imza yetkisi olmayan ticari vekillere ilişkin tescil ve ilanın mümkün olup olmadığı hususlarına ilişkindir. Dava, yönetim kurulu kararının tescili talebinin reddine dair karara 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi uyarınca itiraza ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2 . 6102 sayılı Kanun'un 32, 34, 370 ve 371 inci maddeleri, Ticaret Sicil Yönetmeliği'nin 70 inci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
Hukuk Genel Kurulu, 2019/675 E., 2022/296 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
tam metni aç
sayılı kararı ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 548 ve 551. maddelerinde ticarî temsilci ve ticarî vekilin yetkilerine dair düzenlemelere yer verildiği, dosya içerisinde yer alan vekâletname incelendiğinde, davalı ...'u borçlandırıcı yetkiler içermediği, vekâletnamenin, verilecek çekler ile ilgili banka veznesi
Hukuk Genel Kurulu 2019/675 E. , 2022/296 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Akyazı Asliye Hukuk Mahkemesince (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin alacağı nedeniyle icra takibi başlattıklarını, ancak davalıların haksız olarak takibe itiraz ettiklerini, takibe konu edilen çekin davalılardan .... Akyazı Şubesi’nden diğer davalı adına düzenlenmiş hesaptan verildiğini, çekin davalı ...’un müteveffa oğlu tarafından düzenlendiğini, müvekkilinin davalı ...'un oğlunun vefat etmesi üzerine iyi niyetli olarak bir süre beklediğini, ardından kendilerine bu hususu bildirdiğini ancak olumlu yanıt alamadığını ileri sürerek itirazın iptali ile (tarafların sorumluluk oranlarına göre) icra takibinin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar Cevabı:
5. Davalı .... vekili cevap dilekçesinde; davaya konu çekin müvekkili bankanın Akyazı Şubesi’ne ibraz edildiğini, çekteki imzanın ...'un imza örnekleri ile açıkça birbirini tutmaması üzerine banka tarafından ödeme yapılmadığını, gerek imza tetkikinde gerekse dosya kapsamındaki evrakların incelenmesinde imzaların banka müşterisi ...’a değil ...'a ait olduğunun açık olduğunu, dosyaya ibraz edilen vekâletnamede de ...'un ... adına çek keşide edebileceği yönünde yetki bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
6. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, icra takibine konu çekteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin ev hanımı olduğunu, müteveffa ...'un çeki müvekkilinden habersiz imzaladığını, oğluna verdiği vekâletin sadece bankalardan para çekmek ve yatırmak, çek tahsil etmek ile sınırlı bir vekâletname olduğunu, dava dilekçesinde iddia edildiği gibi çek kullanma ve çek keşide etme yetkisinin olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
7. Akyazı Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 29.04.2016 tarihli ve 2015/486 E., 2016/362 K. sayılı kararı ile; davaya konu çekin davalı ...'un oğlu tarafından tanzim edilerek verildiğinin davacının beyanı ile de sabit olduğu, davalı ...’un oğluna çek tanzimi konusunda herhangi bir yetki vermediği, bahse konu çekteki imzanın da davalı ...'a ait olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesinin 24.04.2018 tarihli ve 2016/17666 E., 2018/2279 K. sayılı kararı ile;
“…1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin davalı bankaya yönelik temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin davalı keşideciye yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dosyada bulunan 30/11/2011 tarih,11014 yevmiye nolu vekaletnamede davalının imza sahibi mütevveffa oğluna geniş yetkiler vermiş olduğu,bir başka deyişle TBK.'nın 547. maddesinde tanımı yapılan ticari temsilci olarak belirlediği anlaşılmaktadır. Aynı kanunun 548. maddesinde geçen “ Ticari temsilcinin iyiniyetli 3. kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmasının ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır.” hükmü nazara alındığında davalı keşideci yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken dosya kapsamı ile bağdaşmayan gerekçeye istinaden davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Akyazı Asliye Hukuk Mahkemesinin (Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla) 26.02.2019 tarihli ve 2018/566 E., 2019/94 K. sayılı kararı ile; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 548 ve 551. maddelerinde ticarî temsilci ve ticarî vekilin yetkilerine dair düzenlemelere yer verildiği, dosya içerisinde yer alan vekâletname incelendiğinde, davalı ...'u borçlandırıcı yetkiler içermediği, vekâletnamenin, verilecek çekler ile ilgili banka veznesinden tahsil etmeye yönelik olduğunun anlaşıldığı, bu durumda vekâletnamede adı geçen ...'un ticarî temsilci olmayıp ticarî vekil konumunda bulunduğu ve ticarî vekilin de açıkça yetki verilmedikçe kambiyo taahhüdünde bulunamayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davalı ... tarafından dava dışı ...’a 30.09.2011 tarihli vekâletnamede verilen yetkilerin ticarî mümessile ait geniş yetkileri içerip içermediği, buradan varılacak sonuca göre dava dışı ... tarafından düzenlenen çek nedeniyle davalı ...’un sorumlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
13. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
14. Dava konusu vekâletnamenin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 453. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ticarî vekil;
“Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir.
Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.” ifadeleri ile açıklanmıştır.
15. Aynı husus 6098 sayılı TBK’nun 551. maddesinde ise;
“Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez” şeklinde düzenlenmiştir.
16. Ticarî mümessil ise BK’nın 449. maddesinin 1. fıkrasında;
“Ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekâle imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir” şeklinde tanımlanmıştır.
17. Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinin 1. fıkrasında ise ticarî temsilci adı altında düzenlenmiş ve;
“Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir” biçiminde tanımlanmıştır.
18. Ticarî mümessillik; bir sözleşme olmayıp, tek taraflı bir hukukî işlemle verilen temsil yetkisini içerir. Buna bağlı olarak, ticarî mümessillik işletme sahibinin iradesine dayanır. Dolayısıyla burada söz konusu olan temsil yetkisi kanuni değil, iradi temsil yetkisidir.
19. Ticarî mümessilin temsil yetkisinin kapsamı Kanun’da tam olarak belirlenmiştir. Bu hâliyle ticarî mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradî bir temsil yetkisidir. Ticarî mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK m. 450; TBK m. 548).
20. Ticarî mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. m. 449/2; TBK. m. 542/2).
21. Geniş bir faaliyet alanı ve iş hacmine sahip ticarî işletmelerde, bu işletmeyi kendi adına işleten kişinin (tacir), bütün işleri tek başına yürütmesine imkân yoktur. Bu nedenle tacir, ticarî işletmesiyle ilgili faaliyetleri yürütürken, başka kişilerin (tacir yardımcıları) emek ve mesailerinden de yararlanır. Tacir yardımcılarının bir kısmı, tacire bağımlı olarak çalışır; bunlar, tacirin verdiği talimat çerçevesinde ve onun nezaret-denetimi altında faaliyet gösterirler. Tacire yardımcı olan kişilerin diğer bir bölümü ise, çalışma yöntem ve zamanını serbestçe belirleme yetkisine sahip, bağımsız yardımcılardan oluşur (Arkan, Sabih: Ticari İşletme Hukuku, Ankara 2015, s. 169).
22. Borçlar Kanunu’nda tanımı yapılan bağımlı tacir yardımcılarından olan ticarî vekil ve ticarî mümessil arasında ana hatları itibari ile bazı farklılıklar bulunmaktadır.
23. Ticarî mümessilin, bir işletmenin tüm işlerini idareyle görevlendirilmesine ve böylece, işletmenin belirli yetkilere sahip “idarecisi” niteliğinde olmasına ve adeta işletmenin sahibiymiş gibi işletme konusuna giren tüm işlemleri (BK’nın 451. maddesindeki sınırlamalar dışında) yapabilme yetkisine sahip bulunmasına karşın, ticarî vekilin temsil yetkisi, işletmenin olağan işleriyle sınırlıdır; ticarî vekil, işletmenin yönetimine ve yürütülmesine ilişkin yetkilere sahip değildir. Dolayısıyla, ticarî mümessil işletmenin olağan ve olağanüstü nitelikteki bütün işlerini yapma yetkisine sahip olduğu hâlde, ticarî vekil, kural olarak sadece olağan işleri yapabilir; ticarî vekilin, olağan işler dışında kalan alanlarda işletmeyi temsilen işlem yapabilmesi, ancak işletme sahibince o konuda özel olarak yetkilendirilmesiyle mümkündür. Bir başka fark da şudur; mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTTK) hükümlerine göre ticarî temsilcinin tersine ticarî vekil, ticaret siciline tescil edilemez.
24. Borçlar Kanunu’nun 453/2. maddesindeki açık hükme göre de, ticarî vekilin müvekkilini borç altına sokabilmesi için, bu konuda kendisine açıkça yetki verilmiş olması şarttır. Oysa ticarî mümessilin borç altına sokan işlem yapabilmesi, bu yönde açık ve ayrıca verilmiş bir yetkinin varlığına bağlı değildir.
25. Önemle vurgulanmalıdır ki; yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı gibi öncelikle bir kişinin ticarî vekil mi, yoksa ticarî mümessil mi olduğunun çekişmeli bulunduğu hâllerde, o kişiye işletme sahibi veya işletmeyi temsile yetkili kişi tarafından verilen yetkilerin içerik ve kapsamları dikkate alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır.
26. Eğer verilen yetkiler, işletmenin hem olağan ve hem de olağanüstü nitelikteki bütün işlerinin idare edilmesine olanak tanıyan bir içerik ve genişlikte ise, ortada ticarî mümessilin bulunduğu; buna karşılık, sadece olağan işlerle sınırlı bir yetki verilmiş ise, ticarî vekilden söz edilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
27. Olağan işlerin neler olduğunun belirlenmesinde, hem işletmenin niteliği, iş hacmi gibi unsurlar, hem de yapılacak işlemlerin türü ve değeri göz önüne alınmalıdır. Örneğin, işletmenin satış politikasında değişikliğe gitmek, işletmede kullanılan makineleri daha yeni teknolojiyle üretilmiş olanlarla değiştirmek konusunda sözleşmeler yapmak, olağanüstü nitelikteki işlemlerden sayılmaktadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2018 tarihli ve 2017/19-836 E., 2018/1097 K. ve 15.02.2022 tarihli ve 2019/(19)11-258 E., 2022/138 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
28. Açıklamalardan da anlaşılacağı üzere ticarî temsilci ile ticarî vekil arasında; atanması, temsil yetkisinin kapsamı, mahiyeti, niteliği vs. açılarından farklılıklar vardır. Ticarî temsilcinin temsil yetkisi, iyi niyet sahibi üçüncü şahıslara karşı sınır ve kapsam bakımından emredici hükümlerle tanzim edilmişken; ticarî vekillerde, vekilin temsil yetkisini düzenleyen hükümler daha ziyade tamamlayıcı mahiyettedir. Ticarî vekilin temsil yetkisinin sınır verilen hizmetin niteliğinden doğar; temsil yetkisinin sınırı ve kapsamı da dış ilişkideki görünüşe göre belirlenir. Ticarî vekil, ticarî işletmenin olağan işlerini görmek amacıyla tayin edildiğinden, temsil yetkisi de bu çerçevede olacaktır (Ayhan, Rıza/Özdamar, Mehmet/Çağlar, Hayrettin: Ticari İşletme Hukuku Genel Esaslar, Ankara 2014, s. 355 vd.).
29. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece vekâletnamede verilen yetkilerin tamamı incelendiğinde davalı ...'u borçlandırıcı yetkiler içermediği, vekâletnamenin, verilecek çekler ile ilgili banka veznesinden tahsil etmeye yönelik olduğu, vekâletnamede adı geçen ...'un ticarî temsilci olmayıp ticarî vekil konumunda bulunduğu ve ticarî vekilin de açıkça yetki verilmedikçe kambiyo taahhüdünde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
30. Söz konusu 30.09.2011 tarihli vekâletnameye göre davalı ..., oğlu ...’u; bankalar ve özel finans kurumları nezdinde mevcut her nevî hesaplarından dilediği kadar para çekmeye, hesaplara para yatırmaya, yeni hesaplar açmaya, hesapları dilerse kapatmaya, ahz-u kabza, evrak ve makbuz ile ibralar vermeye, adına verilmiş ve verilecek çekleri ilgili banka veznesinden tahsil etmeye, bankalara gelmiş ve gelecek olan havaleleri tahsil etmeye, evrak ve belgeler ile makbuzları imzaya, ibralar vermeye; çek, poliçe, emre muharrer senetleri ilgili bankadan tahsil ve bankaya teminat vermeye, davacıyı resmî makam ve mercilerde tam yetkili olarak temsile; ticarî defter ve belgeleri sunmaya; her türlü vergi ve cezalardan dolayı işlem yapmaya; fiş, fatura, gider pusulası gibi belge tasdik veya basım izinlerini almaya; ilgili SSK veya vergi dairesine müracaatta bulunmaya; e-bildirge ve e-beyanname sözleşmelerini imzalamaya; kullanıcı kodu ve kullanıcı kodu zarfını ilgili kurumdan imza karşılığında teslim almaya; bu konularla ilgili yapılması gereken her türlü yasal işlemleri resmî makam ve merciler önünde yapmaya, yazar kasa izin ve ruhsatlarını almaya yetkili kılmıştır.
31. Borçlar Kanunu’nun 449. maddesi gereğince dava dışı ...’un yukarıda belirtilen vekâletname uyarınca tanınan yetkiler kapsamında davalı ...’un ticarî mümessili olduğunun kabulü gerekir. Ayrıca, BK’nın 450. maddesinde belirtildiği üzere ticarî mümessil, iyi niyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olduğundan, davalı ..., ticarî mümessil olan dava dışı ... tarafından düzenlenen çekten dolayı borçlu olmadığını ileri süremez. Zira, ticarî mümessil iyi niyetli üçüncü kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisine sahip olup, mahkemece dava dışı ...’un davalı ...’un ticarî temsilcisi olmadığı gerekçesiyle verilen direnme kararı yerinde değildir.
32. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
33. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
34. Diğer taraftan dava tarihi 25.06.2015 olduğu hâlde gerekçeli karar başlığında, 12.09.2018 olarak gösterilmesine ilişkin yanlışlık, mahallinde düzeltilebilir maddî hata niteliğinde olduğundan bu husus ayrıca bozma nedeni yapılmamıştır.
IV. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun'un 440-III/1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 10.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
15. Hukuk Dairesi, 2017/2634 E., 2019/2609 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
Bu yönüyle ...’in davacının temsilcisi olarak hareket ettiği TBK’nın 551. maddesi gereğince ticari vekil konumunda olduğu anlaşılmaktadır.
15. Hukuk Dairesi 2017/2634 E. , 2019/2609 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı hüküm davalı vekili ile ihbar olunan tarafından temyiz edilmiş, davalı vekili tarafından duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... ve ihbar olunan asil ... geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
- K A R A R -
1-... tarafından verilen dilekçe ile yerel mahkeme kararının bozulması talep edilmiş ise de davada taraf ya da müdahil olarak yer almadığı gibi dilekçesi temyiz defterine kayıtlı olmadığı ve temyiz harcı da yatırmadığından ...'in dilekçesinin REDDİNE,
Davalının temyiz itirazlarına gelince;
2-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle dayanak sözleşmenin davacı ile davalı şirket arasında imzalanmış olmasına, davalı iş sahibi davaya karşı cevap dilekçesi vermemiş olup 16.03.2015 tarihli duruşmada sözleşmede kararlaştırılan dairenin 13.11.2013 tarihinde davalının gözetimi ve bilgisi dahilinde davacının eşi ...'e devredildiğini savunmasına rağmen bu savunmasını yasal delillere karşılayamamış olmasına, davalının ihbar edilen ...'i davacının yetkili temsilcisi ya da ticari vekili olarak hareket ettiğine dair savunması olmadığı gibi, olduğu kabul edilse dahi ticari vekil ya da temsilcinin yükleniciye devredilmesi gereken bağımsız bölümü tapuda kendi adına tescil ettirmesi ticari vekillik ve yetkili temsilcilik görevinin aşılması niteliğinde olup iş sahibince vekil ya da temsilcinin yetki ve görev sınırlarını aştığını bilmesinin gerekmesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, 2.037,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 9.248,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 29.05.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
-MUHALEFET ŞERHİ-
Davacı taraf; aralarında bulunan sözleşme ilişkisi gereğince, asansör imalâtı ve montajını yaptığını ancak davalı tarafından bedelinin ödenmediğini belirterek 180.520,93 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf ise daire devri yaparak bedeli ödediğini, borcu bulunmadığını, aksine alacaklı durumda olduğunu ileri sürmüş olup, uyuşmazlık bedelin daire teslimi ile ödenip ödenmediği hususunda bulunmaktadır.Taraflar arasında 17.09.2012 tarihli sözleşme imzalanmış olup bu sözleşme gereğince davacının yapmış olduğu işlere karşılık 160.000,00 TL değerindeki dairenin 30.11.2013 tarihinde davalıya teslim edildiği, daire bedelinin 160.000,00 TL belirlenirken daire içerisinde yapılan özel işlerle birlikte 227.600,00 TL bedel belirlendiği, önceki bakiye, yapılan işler dikkate alındığında kalan bedelin 155.600,00 TL olduğu, davacı tarafından kesilen fatura bedelleri de 114.000,00 TL olarak düşüldüğünde, davacının 41.600,00 TL borcu kaldığı anlaşılmaktadır. Bu sözleşme altında davacının imzasının bulunduğu açık olup davacı sözleşmeyi ve altındaki imzayı inkâr etmemiştir. Sözleşme içeriğine yönelikte bir itirazı bulunmamaktadır. Yukarıda belirtildiği gibi bu sözleşme içeriğine göre daire içerisine yapılan işlerle birlikte dairenin değerinin 227.600,00 TL olarak belirlendiği, yine dairenin teslim tarihi 30.11.2013 tarihi olarak belirlendiği anlaşılmaktadır. Sözleşme altındaki imza inkâr edilmediğinden sözleşme içeriğinin davacı tarafından bağlayıcı olduğunu kabul etmek gerekir. Sözleşme konusu edilen daire, davacının kocası olan ...’e devredilmiştir. Dava konusu olan 17.09.2012 tarihli sözleşme konusu işler ve dava konusu olmayan taraflar arasında asansör kurulum ve bakımına ilişkin birçok sözleşme ilişkisinin bulunduğu ve bu faaliyetlerde de davacı adına ...’in işleri takip ettiği anlaşılmaktadır. Davacı ile ... evli olup davacıya ait firmanın faaliyetlerini fiilen kocası ... yürütmüştür. Dava konusu sözleşmenin ifasında ve birçok sözleşme ilişkisinin kurulması ve ifasında ... davacı adına hareket etmiş, davacının yapılan işlemlere karşı hiçbir itirazı olmamıştır. Bu yönüyle ...’in davacının temsilcisi olarak hareket ettiği TBK’nın 551. maddesi gereğince ticari vekil konumunda olduğu anlaşılmaktadır. TBK’nın 551. maddesi gereğince ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin kendisine ticari temsilcilik yetkisi verilmeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yönetmek için yetkilendirdiği kişidir. Davacı ile ... arasındaki ilişkiyi irdelediğimizde de bu şekilde hareket ettiği ve bu durumun davacının kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. ...’in bu sıfatla yaptığı işlemler davacıyı bağlamaktadır. Şimdiye kadar dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerden bu temsil durumunun yıllarca devam ettiği de anlaşılmaktadır. Davacının yıllarca devam eden temsil durumunu kabul edip yapılan işlemlere ses çıkarmazken dava konusu olayda sözleşme konusu edime karşılık dairenin kocası olan temsilciye devredilmesini kabul etmemesi hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. TMK’nın 2. maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılmasını da hukuk düzeni korumaz. Taraflar hak ve borçlarını yerine getirirken HMK’nın 29. maddesi gereğince de dürüst davranmak yükümlülüğü altındadır. Taraflar arasında görülen ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2014/271 Esas ve 2014/272 Esas sayılı dava dosyalarında da ...’in davacının temsilcisi olarak hareket ettiği kabul edilerek açılan davaların reddine karar verilmiş ve Dairemizce de bu kararlar onanmıştır. ...’in yukarıda belirtildiği gibi ticari vekil olarak hareket ettiği ve bunun davacının yıllarca süren ticari ilişkisinde kabulünde olduğu dikkate alındığında, dava kosunu olayda olduğu gibi bu durumun davalı tarafından biliniyor olmasının neticeye etkisi bulunmamaktadır.Tüm bu hususlar dikkate alındığında, yerel mahkeme kararının bu gerekçeyle bozulması gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılmamaktayım.
11. Hukuk Dairesi, 2022/5684 E., 2024/1953 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
tam metni aç
ı, istinaf mahkemesinin ...'nun ticari temsilci olduğuna dair değerlendirmesinin yerinde olmadığını, zira vekâletnamenin ticari temsilci olarak tescilli olmadığını, buna dair hiçbir belge bulunmadığını, ticari vekil sıfatına haiz olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 551 inci maddesi uyarınca ticari vekilin kambiyo taahhüdünde bulunamayacağını, vekâletname içeriğine göre ...'nun ticari temsilci olduğuna
11. Hukuk Dairesi 2022/5684 E. , 2024/1953 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1179 Esas, 2022/1075 Karar
DAVACILAR : 1....
2....
3.... vekilleri Avukat ...
DAVA TARİHİ :
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/468 E., 2020/91 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri aleyhine 24.07.2017 keşide tarihli 150.000,00 TL bedelli iki adet emre muharrer senet kambiyo senet ile icra takibi başlatıldığını, bu senetlerin kambiyo senet vasfına haiz senet olmadığını, keşideci kısmında BRB Gayrimenkul İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. (BRB Gayrimenkul) kaşesinin üzerinde ...'nun imzasının olduğunu, bu imzaların geçersiz olduğunu belirterek senetlerin ve başlatılan icra takibinin iptalini, müvekkillerinin takip alacaklısına borçlu olmadıklarının tespitini talep etmişlerdir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacılar aleyhine icra takibinin başlatıldığını, müvekkili şirketine taraf olan davacı şirket ile aralarında 24.07.2017 tarihinde ''Nizipoğlu Otel Şişli İnşaatı Kaba İnşaat Kalıp Demir Beton İşleri'' anlaşması yapıldığını, sözleşmeye aykırılık nedeniyle 30.01.2018 tarihi itibariyle müvekkili şirket tarafından haklı olarak fesih edildiğini, sözleşmeden doğan borçların ödenmemesi üzerine dava konusu senetlerin takibe konulduğunu, borçlulardan temsil olunan BRB Gayrimenkul ile vekalet veren ...'nun ne borca ne imzaya itiraz etmemişken temsil eden ve vekilin imzaya itiraz etmesinin hukuken anlamının yetkisiz temsilcinin işleminin kabulü anlamına geldiğini, işbu haksız, hukuka aykırı, tamamen kötü niyetli davanın BRB Gayrimenkul ve ... yönünden itiraz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeniyle usul ve esasa aykırılıktan ... yönünden de itirazının açıkça hukuka aykırı ve kötü niyetli olması sebebiyle reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların tacir olduğu, işlerinde basiretli tacir gibi davranmaları gerektiğinin kanunen dikkate alındığı, kıymetli evrak düzenleyen/ keşide eden kişinin imzasının davacı şirketi bağlayıcı olabilmesi için davacı şirket tarafından kambiyo senedi düzenleme yetkisinin özel bir yetki olarak imza eden davacı ...'na verilmesi ve buna bağlı olarak şirket kaşesi ile yetkilinin imzasının bir arada bulunması gerektiği, davacı ...'na, davacı şirket adına kıymetli evrak düzenleyebilmesi açısından bonoların keşide tarihleri olan 24.07.2017 tarihi itibarı ile özel yetki verilmediğinin görüldüğü, bononun geçerli olabilmesi için zorunlu şartlarından olan düzenleyen keşideci şirketin adına imzaya yetkili olanlar tarafından ticaret unvanı da kullanılarak atılan imzasının olmadığı. yetkisi olmayan kişilerce bononun imzalanması halinde bononun söz konucu davacı şirketi bağlamadığı, dava konusu bonolarda şirket kaşesi bulunduğundan imza atan davacı ...'nun da şahsi sorumluluğunun bulunmadığı, bu durumda bononun, söz konusu davacı ticaret şirketini bağlamamasının da herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak bir def' i olduğu, zorunlu şartı, kurucu unsuru, keşideci şirket kaşesi ile birlikte keşideci şirketin özel yetki verdiği yetkili imzasını ihtiva etmeyen/yetkisiz kişinin imzasını ihtiva eden bonoların yok hükmünde olduğunun değerlendirildiği, yine bu kapsamda yok hükmünde olan kıymetli evrakta davacı ...'nun davacı ...'na kefil olması açısından vekalet verilmediğinin de gözetildiği, davacı şirketin keşideci olarak izah olunduğu gibi bonolardan sorumlu tutulamayacağı, davacı ...'nun üçüncü kişi tarafından yok hükmünde olan bonolar nedeni ile kefil olarak vekaletsiz olarak borçlandırılamayacağı, davacı ...'nun da şirket kaşesinin varlığı karşısında kaşe üzerindeki imza nedeni ile ve kefil vekili olarak sorumlu tutulamayacağı, çünkü iradesinin kendisini şahsen borçlandırmaya yönelik olmadığı, ayrıca davalı şirketin tacir olduğu dikkate alınarak bonoların keşide tarihinde keşideci/kefil vb yönünden gerekli araştırma yapması, belge sunulmasını gösterilmesini istemesi vb. tedbirler alarak ticari iş, eylem ve işlemlerinde hukuki mali ve ticari sonuçları basiretli tacir gibi öngörmesinin gerektiği, saptanan ve hukuksal durum karşısında davacıların kanunen davasını ispatladığı, davacı tarafın takip konusu senet bedelleri yönünden sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar İstanbul 11. İcra Dairesinin 2018/10800 E. sayılı takip nedeniyle takip dayanağı olan senetlerden kaynaklanan şekilde davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu edilen senetlerin müvekkiline ait yapılacak otel inşaatının kaba inşaat kısmının yapılabilmesini teminen müvekkili ile davacılardan BRB Gayrimenkul arasında düzenlenen 24.07.2017 tarihli protokolü imzalayan kişi tarafından imzalandığını, bir vekaletnamede borçlandırıcı işlem yapılabilir, para alışverişinde bulunulabilir denilmekte ise ayrıca senet imzalanabilir yetkisini aramanın kanuna karşı hile ile işlem yapmak isteyenlere prim vereceğini, dava konusu olayın da aynen bu şekilde gerçekleştiğini, mahkemenin özel yetki olmadığı gerekçesiyle davayı kabul etmesinin hatalı olduğunu, ödeme emrinin davacılara tebliğ edildiğini ve davacıların süresinde itiraz etmediğinden kesinleştiğini, dava konusu senetlerin verilme nedeni olan inşaatın başından sonuna kadar tüm görüşmeleri yürüten sözleşmeyi imzalayan kişinin davacı ... olduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 46 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin temsil olunanı bağlayacağını, şirketi temsil ve ilzama yetkili şirket müdürü olan davacı ... tarafından diğer davacı ...'na kambiyo senedi düzenleme konusunda yetki verilmediği iddia edilse bile borçlandırıcı işlem yapma yetkisi verildiğini, imzanın ...'na ait olduğunun ikrar edildiğini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 678 ve 679 uncu maddeleri dikkate alındığında yetkisiz temsilcinin sorumluluğunun nitelik itibariyle culpa in contrahendo'dan doğan sorumluluk olduğunu, davacı ...'nun imza yetkisi olmadığının bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hakkın açıkça kötüye kullanılması nedeniyle davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu bonoların incelenmesinde keşidecisinin davacı BRB Gayrimenkul olduğu ayrıca kefil kısmında ise davacı ... ile davacı ...'na vekâleten ... isimlerinin yer aldığı ve hem şirket kaşesi üzerinde hem diğer isimlerin yanında imzaların atılı olduğu, dosyaya celp edilen ticaret sicil müdürlüğü cevabi yazısı ile eklerinden davacı şirketin idaresinin müdür tarafından yapılacağı ve ilk 20 yıl için şirket müdürünün davacı ... olduğu ve bu yetkisinin münferiden kullanacağının anlaşıldığı, dava dilekçesine ekli Ankara 47 inci Noterliğinin 24.04.2015 tarihli 13099 yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki vekâletnamede davacı şirket yetkilisi ... tarafından davacı ...'na vekâletname düzenlendiğinin görüldüğü, takip ve dava konusu bonolarda davacı ... adına vekaleten imza atıldığı, söz konusu vekâletnamede kefalet konusunda açıkça yetki bulunmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 504 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince vekilin özel olarak yetkili kılınmadıkça kambiyo taahhüdünde bulunamayacağı ve kefil olamayacağının düzenlendiği, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin davacı ... yönünden verdiği kabul kararının isabetli olduğu, bu yöne ilişkin davalı vekilinin istinaf talebinin reddi gerektiği, mahkemece davacılar ... ve şirket yönünden dava kabul edilmiş ise de bu kabul kararının usule aykırı olduğu, zira yukarıda da belirtilen vekaletname içeriği incelendiğinde, şirket yetkilisi ... tarafından davacı ...'na oldukça geniş yetkiler verildiği, 6098 sayılı Kanun'un 547 inci maddesinin birinci fıkrasında ticari temsilcinin işletme sahibinin ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret ünvanı altında ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi olarak tanımlandığı, yine aynı maddenin ikinci fıkrasında, ticari işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğunun tescilin yapılmış olmasına bağlı olmadığı şeklinde düzenlemeye yer verildiği, ayrıca, aynı Kanun'un 548 inci maddesinin birinci fıkrasında ticari temsilcinin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılacağı hükme bağlandığı, belirtilen vekaletname içeriği gözetildiğinde, davacı şirket yetkilisi tarafından davacı ...'na oldukça geniş yetkiler verildiği, söz konusu vekâletname içeriği dikkate alındığında davacı ...'nun davacı şirketin ticari temsilcisi olduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla yukarıda özetlenen kanuni düzenlemeler karşısında, davacı şirket dava ve takip konusu bonolar nedeniyle davalıya karşı sorumlu olduğu, ayrıca bonolarda davacı ...'nun da imzası bulunduğundan ve bu imzalar aval niteliğinde olduğundan davacı ...'nun bu bonolar nedeniyle aval veren sıfatıyla sorumlu olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulüne kısmen reddine, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacılar ... ve BRB Gayrimenkul tarafından açılan davanın reddine, davacı ... tarafından açılan davanın kabulüne, davacının İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2018/10800 E. sayılı takip nedeniyle takip dayanağı olan senetlerden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/12-1091 E,, 2016/847 K. sayılı ilamında kambiyo senedi düzenlemek için özel yetki bulunması gerektiğinin belirtildiğini, müvekkili ...'nun asıl senedi imzalamaya yetkisi olmadığı ve bu durumun davalı tarafından tespit edilmesi gerektiği için şirket adına aval verme yetkisinin olmadığını, avalın geçersiz olduğunu, ayrıca bu senetlerin teminat için olduğunu, haksız fesihte teminata rücu edilemeyeceğini, buna dair yargılamanın İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinde devam ettiğini, kararda hangi gerekçe ile şirketin sorumlu olduğunun belirtilmediğini, ...'nun yetkisi olmadığı için senetlerin şirket açısında da geçersiz olduğunun 6098 sayılı Kanun'un 113 üncü maddesinin emredici hükmü olduğunu, iki senedin de hukuken geçersiz olduğunu, şirket mührü olan yerlere atılan imzaların kambiyo senedi imzalamaya yetkisi olmayan kişi tarafından atıldığını, ... tarafından ...'na kefil olma yetkisi vermediğini, davalı tarafından bu hususlar incelenmeden senetlerin teminat olarak kabul edildiğini, bu hususun istinaf mahkemesince incelenmediğini, yetkisi vekaletname ile imza atıldığından şirketin de borçlardan sorumluluğu olmadığını, istinaf mahkemesinin ...'nun ticari temsilci olduğuna dair değerlendirmesinin yerinde olmadığını, zira vekâletnamenin ticari temsilci olarak tescilli olmadığını, buna dair hiçbir belge bulunmadığını, ticari vekil sıfatına haiz olduğunu, 6098 sayılı Kanun'un 551 inci maddesi uyarınca ticari vekilin kambiyo taahhüdünde bulunamayacağını, vekâletname içeriğine göre ...'nun ticari temsilci olduğuna dair gerekçenin kabul edilemez olduğunu belirterek kararın bozulmasını, tüm davacılar yönünden davanın kabulünü istemiştir. Ayrıca sunmuş olduğu beyan dilekçesi ile davalı aleyhine işbu dava konusu sözleşmenin davalı tarafça haksız feshi nedeniyle açılan alacak davası neticesinde mahkemece sözleşmenin borçlu temerrüdüne düşürülmesi sebebiyle sona erdirildiğinin kabul edilmediğini, bu sebepler borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlerin uygulanmadığının belirtildiğini, bu durumda davaya konu teminat senetlerinin davalı tarafından yapılan haksız fesih nedeniyle hiçbir hükmü kalmadığını, bu sebeple de davanın tüm davacılar yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararı sadece ... yönünden temyiz ettiklerini, adı geçen hakkında yapılan kambiyo senetlerine mahsus icra takibinde senetler üzerindeki imzaya, borca itiraz etmeyerek dava konusu senetlerin verilme nedeni olan inşaatın başından sonuna kadar tüm görüşmeleri yürüten, sözleşmede ve senetler üzerinde imzası bulunan ...'nun temsilci sıfatıyla hareket ettiğini zımnen kabul ettiğini, temsil olunanın yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemleri onayabileceği, bu durumda da zımni kabul anlamını taşıdığını, 6098 sayılı Kanun'un 46 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği yetkisiz temsilcinin yaptığı işlemin temsil olunanı bağlayacağını, onamanın yetkisiz temsilci tarafından yapılan bir hukuki işleme ya da sözleşmeye daha sonra temsil olunan tarafından verilen onay olduğunu, onamanın muhatabının kural olarak 3 üncü kişi olduğunu, onamanın geçmişe etkili olarak sanki başından beri temsil yetkisi varmış gibi sözleşmeyi geçerli hale getireceğini belirterek ... yönünden de davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, dava konusu senetlerden dolayı borçlu olmadıklarının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Kanunun 547 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 548, 113, 46 maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2022/2517 E., 2023/1722 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
12. Hukuk Dairesi 2022/2517 E. , 2023/1722 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki çek alacağına dayalı kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla ilamsız takipte imzaya ve borca itiraz nedeniyle yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğü 2016/24419 Esas sayılı takibin davacı borçlu yönünden durdurulmasına, davacının tazminat talebinin reddine ve davalının para cezasına çaptırılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Kararın davalı alacaklı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince alacaklının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ... 1. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 19.12.2019 tarih ve 2017/32 Esas, 2019/1695 Karar sayılı ilk derece mahkeme kararının kaldırılmasına, davacı borçlu şirketin imzaya itirazının İİK'nın 170. maddesi uyarınca kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğünün 2016/24419 Esas sayılı dosyasıyla başlatılan takibin davacı/borçlu açısından durdurulmasına, istinafa başvuranın sıfatı nedeniyle hükmün, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmemesi yönünden korunarak, davacının tazminat talebinin reddine, davalı alacaklının para cezasına mahkumiyetine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı alacaklı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Borçlu icra mahkemesine başvurusunda: aleyhine ... 7.İ cra Müdürlüğünün 2016/24419 Esas sayılı dosyasıyla (örnek 10) kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla 5 adet çeke dayalı olarak icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı çeklerden; 20.11.2016 keşide tarihli 200.000,00 TL bedelli, 15.12.2016 keşide tarihli 240.000,00 TL bedelli ve 30.11.2016 tarihli 240.000,00 TL bedelli çeklerdeki imzanın borçlu keşideci şirket yetkilisi ...'a ait olmadığı, anılan şirket yetkilisinin daha önce imzalamış olduğu belgelerdeki imzaların mukayeseye konu olarak toplanıp, imza incelemesi yapıldığında durumun anlaşılacağı beyanıyla imzaya ve borca itirazlarının kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Alacaklı cevap dilekçesinde; itiraza konu çeklerdeki imzanın ...'a ait olduğu, adı geçenin, keşideci borçlu şirket adına borçlanma ve temlik verme dahil geniş yetkilerle yetkilendirildiği, aynı zamanda da borçlu şirket yetkilisi ...'ında kayınpederi olduğu, daha önce ... 7. İcra Müdürlüğü'nün 2016/20280 Esas sayılı dosyası ile de takip başlatıldığı ve çekler üzerindeki imzaların aynı olmasına rağmen benzer bir şikayete gidilmediği ve sair benzer iddialar ile ...'un keşideci borçlu şirket namına vekaleten kambiyo senedi düzenleyebileceğine ilişkin vekaletname örneklerinin muhatap bankalardan celbi ile davanın reddine ve davacı borçlu şirketin %20'den az olmamak üzere inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. Gerekçe ve Sonuç
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda davacı borçlu şirket yetkilisinin ...'a çek keşide etmek için yetki verdiği, ancak ...'un 24.10.2016 tarihinde azledildiği, şikayete konu çeklerin azilden sonra ... tarafından imzalandığı dikkate alındığında şikayete konu çeklerin şirket yetkilisi ve usulünce yetkilendirilmiş kişi tarafından keşide edilmemiş olduğu gerekçesiyle davacının davasının kabulüne, şartları oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine ve davalının para cezasına hükmedilmesine yer oymadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B.İstinaf Sebepleri
Alacaklı istinaf dilekçesinde; itiraza onu çeklerdeki imzaların ticari temsilci sıfatıyla (şirket yetkilisi ...'ın kayınpederi) ...'a ait olduğu, anılan çeklerin, ...'un azlinden önce imzalandığı, ...'un, azilden önceki vekaletnamesinde TBK'nun 548. maddesi hükmü gereğince kambiyo taahhüdünde bulunma yetkisinin bulunduğu, ...'un vekili Av. ... tarafından ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/110129 Sor. sayılı dosyasına ''müvekkilin bahse konu çekleri azledilmeden önce vekaletnamedeki yetkiye dayanarak vekaletname süresi içerisinde keşide ettiğine dair müşteki tarafın müvekkile verdiği çek tahsilat makbuzları da sunulmuştur. '' şeklinde beyanda bulunulduğu , şirket temsilcisi ...'ın ise, aynı soruşturma evrakından yazılan talimatla ... Polis Merkezinde alınan ifadesinde "azledilmeden önce dava konusu çeklerin vekaletnamenin süresi içerisinde ... tarafından imzalandığını "beyan ve kabul ettiği, davacı/borçlu şirket yetkilisi ... tarafından, ... 4. Noterliğinin 03.06.2016 tarih ve ... Yev. nolu dosyada mübrez vekaletnamesi ile ...'a geniş yetkiler verildiği, bu vekaletnamenin ve sonrasında yine noterde düzenlenen azilnamenin ticaret sicilinde tescil edilmediği, ticaret sicil gazetesinde de ilan edilmediği, ...'un (sonradan azle konu olan) vekaletnamesinde, taşınmaz satış yetkisinin dahi bulunduğu, ayrıca ...'ın polis merkezinde ifadesinde ''işlerimin takibi için kendisine vekaletname çıkardım o sırada ben oto-alım satım işi ile uğraşıyordum'' ve ''kayınbabamdan bu sektöre yabancı olduğumdan bana yardım etmesini istedim'' şeklindeki beyanları ile şirketi bankalar, ilgili bütün kurumlar ve davalı alacaklı şirkete karşı TBK m.548/2 anlamında bir nevi ticari temsilci konumunda temsil ettiği ve sair önceki beyanlarının tekrarı ile mahkeme kararının kaldırılarak, davanın reddine karar verilmesi talep etmiştir.
C. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
C.1.Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyada mevcut, ... 4. Noterliği'nin 03.06.2016 tarih ve ... ... nolu vekaletnamesinin incelenmesinde; muteriz şirket yetkilisi ... tarafından, her ne kadar ... vekil olarak tayin edilmişse de söz konusu vekaletnamelerde, ...'a çek keşide etme yetkisinin verilmediği, bu durumda, adı geçen şahıs tarafından imzalanan çekler yönünden borçlu şirketin sorumlu tutulması imkanı olmadığı, ...'un 16.05.2017 tarihli duruşmada kendisine çek keşide yetkisinin de verildiğini beyan etmesinin ve ayrıca her ne kadar bir sureti dosyaya kazandırılmamış ise de alacaklı vekilinin cevap dilekçesinde değil istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2017/110129 Sor. sayılı dosyasından yazılan talimatla ... Merkezi'nde davacı şirket yetkilisinin itiraza konu çeklerin, vekaletnamenin süresi içinde ... tarafından imzalandığını kabul etmesinin, söz konusu vekaletnamede çek keşide etme yetkisinin bulunmaması karşısında sonuca etkisinin bulunmadığı, o halde, imza sahibi ...'un mezkur vekaletnamede çek keşide etme yetkisi bulunmadığından, mahkemece, bu gerekçeyle itirazın kabulü ile takibin durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, ...'un, muteriz şirket yetkilisi tarafından ... 25. Noterliği'nce düzenlenen 24.10.2016 tarih 23128 ... nolu azilname ile azledilmiş olduğu gerekçesiyle itirazın kabulü doğru değil ise de sonucu itibariyle itiraz kabul edilip davacı bakımından takibin durdurulmasına karar verilmiş olması sebebiyle istinaf yoluna başvuranın sıfatı da dikkate alınarak HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, mahkeme kararının gerekçesi düzeltilmek suretiyle alacaklının istinaf başvurusunun kısmen kabulü mahkeme kararının kaldırılmasına, imzaya itirazın İİK'nın 170. maddesi uyarınca kabulü ile ... 7. İcra Müdürlüğünün 2016/24419 Esas sayılı dosyasıyla başlatılan takibin davacı/borçlu açısından durdurulmasına, istinafa başvuranın sıfatı nedeniyle hükmün, alacaklı aleyhine tazminat ve para cezasına hükmedilmemesi yönünden korunarak, davacının tazminat talebinin reddine, davalı alacaklının para cezasına mahkumiyetine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı alacaklı temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Alacaklı temyiz dilekçesinde; istinaf kararında belirtilen ancak incelenmeyen ... 35. Noterliği ... ... Numaralı vekaletnamede ‘çek karnesi almak için müracaatlarda bulunmaya, çek karnelerini almaya, çek taahhütnamesi İmzalamaya’ ibaresinin yer aldığı, azledilen vekâletnamenin ... 4. Noterliği ... ... Numaralı vekâletnameye ilişkin olduğu fakat ... 35. Noterliği ... ... Numaralı vekâletnameye ilişkin herhangi bir azil durumunun söz konusu olmadığı, temsil yetkisinin sona erdiğinin Ticaret Sicilinde ilan tescil ve ilan edilmediği, hali ile bu durumun tescil ve ilan olmaksızın 3. kişileri etkilemeyeceği ve ...’un ticari temsilci olduğunun dava dosyasında beyanlarla da açık olarak ortaya çıktığı iddiaları ile temyiz taleplerinin kabulünü ve anılan kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipte imzaya ve borca itiraza ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
TBK. 547. ve 550. maddeleri ile İİK'nın 170. madde ve sair ilgili yasal mevzuat
3. Değerlendirme
Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 449/1. maddesinde ticari mümessilin tanımı; “ticari mümessil, bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından işlerini idare ve müessesenin imzasını kullanarak bilvekale imza vazetmek üzere sarih veya zımni kendisine mezuniyet verilen kimsedir" şeklinde yapılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 547/1 maddesinde ise ticari mümessil “Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.” şeklinde tanımlanmıştır.
Ticari mümessilin temsil yetkisinin kapsamı kanunda tam olarak belirlenmiştir. Bu haliyle ticari mümessillik, sınırı kanunla çizilmiş iradi bir temsil yetkisidir. Ticari mümessil, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı, işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili olup açıkça yetkili kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz (BK 450; TBK 548).
Ticari mümessillik ticaret siciline tescil olunur. Ancak işletme sahibi tescilden önce de temsilcinin yaptığı işlemden sorumludur (BK. 449/2; TBK. 542/2).
Ticari mümessil, işletme sahibini temsile yetkili bir kişi olmanın yanı sıra, aynı zamanda ticari işletmenin belirli yetkilere sahip idarecisi niteliğini de taşır. Örneğin bir bankanın genel müdürü, hukuki bakımdan bankanın ticari mümessilidir; ancak idari bakımdan da, yürütme organının bir parçasıdır. Nitekim, ticari mümessilliğin bu yönü, ticari mümessili tarif eden BK 449/l'de "...işlerini idare ..." ibaresiyle vurgulanmıştır.
Ticaret şirketleri organları aracılığıyla idare ve temsil edildiğinden, ticari mümessil tayin etme yetkisi de organlarına aittir.
Ticaret şirketlerinde idare ve temsil yetkisine sahip organlar, her ticaret şirketinin türüne göre değişiklik gösterir. Ancak şu hususu belirtmek gerekir ki, ticaret şirketlerinin tümünde ticari mümessil şirket ana sözleşmesiyle de tayin edilebilir.
Mülga 6762 sayılı TTK 539/II (6102 sayılı TTK 616/1-b) ve 545. (6102 sayılı TTK 631/1) maddelerine göre, limitet şirketlerde, şirket sözleşmesinde aksine hüküm olmadıkça, ticari mümessil tayinine genel kurul yetkilidir. Buradan anlaşılacağı üzere, ticari mümessil doğrudan şirket sözleşmesiyle tayin edilebileceği gibi, şirket sözleşmesinde kararlaştırılması şartıyla bu yetkinin şirketi idare ve temsile yetkili müdürlere bırakılması da mümkündür.
İşletme sahibinin, ticari mümessil dışında, duruma göre başka yardımcılardan da yararlanması mümkündür. Bu yardımcılardan, konumu ve yetkileri bakımından, ticari mümessile en çok benzeyeni ticari vekildir
Ticari mümessillik gibi ticari vekalet de, BK’nun 32 vd. (TBK 40 vd.) maddelerinde düzenlenmiş temsilin ticari hayatın ihtiyaçlarına uydurulmuş bir türüdür. Dolayısıyla ticari vekalet, ticari mümessillik gibi tek taraflı hukuki işlemle verilen bir temsil yetkisini içerir.
BK 453/lve II'ye göre, “Ticari vekil, ticari mümessil sıfatını haiz olmaksızın bir ticarethane veya fabrika veya ticari şekilde işletilen diğer bir müessese sahibi tarafından müessesenin bütün işleri veya muayyen bazı muameleleri için temsile memur edilen kimsedir.
Bu salahiyet, müessesenin mutad olan muamelelerinin cümlesine şamildir. Şu kadar ki ticari vekil kendisine sarih mezuniyet verilmedikçe istikraz edemez ve kambiyo taahhütlerinde ve muhakeme ve murafaada bulunamaz.”
Aynı husus TBK 551. maddesinde ise “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.
Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava açamaz ve açılmış davayı takip edemez.” şeklinde düzenlenmiştir.
Bu hükümden hareketle ticari mümessillik ile ticari vekalet arasındaki farkları ana hatlarıyla şöyle sıralayabiliriz:
Ticari mümessil, hem ticari işletme hem esnaf işletmesi için; ticari vekil ise, sadece ticari işletme için tayin edilebilir.
Ticari mümessil, bir işletmenin tüm işlerini idare etmekle görevlendirildiğinden, onun, işletmenin hem olağan hem olağanüstü nitelikteki bütün işleri yapmaya yetkisi vardır. Buna karşılık genel yetkili ticari vekil, işletmenin sadece olağan (mutad) işleriyle sınırlı temsil yetkisine sahiptir. Olağanüstü işlemleri yapabilmesi için, işletme sahibinin özel yetkisine ihtiyaç vardır. Belli bir işin ya da işlemin ifasıyla görevlendirilen sınırlı (özel) yetkili vekillerin sahip oldukları temsil yetkilerinin kapsamı ise, kendilerine bırakılan ... ya da işlemin niteliğine göre belirlenir.
Ticari vekil, özel yetki verilmedikçe tacir adına ödünç alamaz, kambiyo taahhütlerinde bulunamaz ve davacı veya davalı olarak mahkemelerde taciri temsil edemez.(BK. 453/2; TBK 551/2) Oysa ticari mümessil, bu tür işlemleri dahi yapma yetkisine sahiptir.
Nihayet, ticari mümessilin temsil yetkisinin ticaret siciline tescili gerekirken (BK 449/II-III); ticari vekilin temsil yetkisi sicile tescil edilemez (HGK'nun 19.06.2013 tarih ve 2013/12-2 esas, 2013/866 karar sayılı kararı).
Somut olayda, takibe konu 20.11.2016, 30.11.2016 ve 15.12.2016 keşide tarihli çeklerdeki imzaların ... tarafından atıldığı hususunun, gerek 16.05.2017 tarihli duruşmada ... tarafından ikrarı gerekse 09.10.2019 tarihli bilirkişi raporunda bu durumun mütalaa edilmesi ve tarafların da kabulünde olduğu gözetilerek tartışmasız olduğunun anlaşıldığı, ayrıca 03.06.2016 tarih ve ... ... Numaralı vekaletname ile ...'un yukarıdaki kanun maddelerinde bahsi geçen geniş yetkilerle yetkilendirildiğinin görülmekle anılan kişinin, borçlu şirketin ticari mümessili olarak çeklere imza attığının kabulü gerekeceği, bu halde ...'un, ... 25. Noterliğince düzenlenen, 24.10.2016 tarih ve 23128 ... numaralı azlinin Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu ve 3. kişileri bağlamayacağı dolayısı ile borçlu şirketin sorumlu olduğu gerekçesiyle mahkemece davacı borçlunun imzaya itirazının reddi gerekir iken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Genel
Bir tekstil fabrikasının sahibi olan Tacir Sinan, işletmesini yönetmek üzere Bay Alp’i "ticari vekil" olarak atamıştır. Sinan, Alp’in yetkisini sadece "İstanbul şubesindeki kumaş alım-satım işlemleriyle" sınırlandırmak istemektedir. Bu sınırlandırmanın hukuki niteliği ve üçüncü kişilere karşı etkisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
A) Ticari vekilin yetkisi sadece şube işleriyle sınırlandırılamaz; vekil işletmenin tamamından sorumludur.
B) Ticari vekilin yetkisinin bir şubenin işleriyle sınırlandırılması mümkündür ve bu sınırlama ticaret siciline tescil edilmeksizin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
C) Ticari vekilin yetki sınırları kanunla belirlenmiştir; tacir bu sınırları dilediği gibi değiştiremez.
D) Alp'e verilen bu sınırlı yetki tescil edilse dahi, Alp işletme adına her türlü taşınmazı devretme yetkisini kendiliğinden kazanır.
E) Ticari vekilin atanması ve şube sınırlaması sadece anonim şirketlerde mümkündür.
Bu maddeyle ilgili 2 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.