6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Madde 554

Türk Borçlar Kanunu 554. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.

Madde Metni

MADDE 554- İşletme sahibi, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerini, aralarındaki hizmet, vekâlet, ortaklık ve benzeri sözleşmelerden doğan hakları saklı kalmak koşuluyla, her zaman geri alabilir. İşletme sahibinin fiil ehliyetini kaybetmesi veya ölümü, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkisini sona erdirmez. ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM Havale A. Tanımı

Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları

5 karar eşleşti
10. Hukuk Dairesi, 2014/26852 E., 2015/1198 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Hukuk(İş) Mahkemesi
456, TBK md.
10. Hukuk Dairesi         2014/26852 E.  ,  2015/1198 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk(İş) Mahkemesi Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamda belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bilindiği gibi, ihtilaf konusu dönemde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 386. maddesinde vekalet akdi, “Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler . …” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre; vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekalet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, sahibine ait işin idaresini, bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin, hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekalet akdinde ücret kanunen şart olmayıp sözleşme veya teamül varsa vekil ücrete hak kazanabilir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ve 1475 sayılı İş Kanununda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte iş sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanması ile edinilir. Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari temsilciyi, Kanun “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir (TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir. Davacının davalı limited şirkette ihtilaf konusu dönemde ortaklığı bulunmaksızın şirket müdürü olarak görev yaptığı anlaşılmakla, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında, öncelikle şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin niteliğini belirlemek için varsa taraflar arasındaki sözleşmelerin bir sureti celp edilmeli, davacının davalı şirkette hangi şartlar altında müdürlük görevini ifa ettiği, şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekalet akdi mi? hizmet akdi mi? olduğu belirlenmelidir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdine dayandığının anlaşılması halinde ise, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. maddesi gereği davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir. 506 sayılı Yasanın 4. maddesi ile “işveren; ...sigortalıları çalıştıran ... kişiler...” olarak tanımlanmış olup, hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde yasal zorunluluk vardır. Bu durumda, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilmeli, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çerçevede, somut olayda, davalı şirketin uyuşmazlık konusu dönemde sahiplerinin yabancı uyruklu olduğu, taşınmaz satışı yasak olan yerlerde yabancı uyruklu şahısların taşınmaz alımı için kurulmuş bir şirket olduğu, ticaret sicil kayıtlarından şirketin 19.2.2009 tarihinde tescil edildiği, davacının şirket müdürü olarak tescil işleminin gerçekleştirdiği, şirket adresi olarak ev adresini verdiği, şirket ortaklarının .... olduğu, ortakların hisselerini 6.10.2009 tarihinde ... ve ...'a devrettiği, şirket müdürü olarak davacının yerine ...'un atandığı, davacının ev adresi olan şirket adresinin.... olarak değiştirildiği, davacının şirket kuruluş tarihi olan 19.2.2009 tarihinden hisse devir tarihi olan 6.10.2009 tarihine kadar şirket müdürü olduğu, davalı şirketin adresinde yapılan kolluk araştırmasında şirketin hiç faaliyet göstermediğinin bildirildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, yukarıda açıklanan vekalet ve hizmet aktinin unsurları gözönünde bulundurularak ihtilaf konusu dönemde davalı şirketin yabancı uyruklu şahıslara taşınmaz alımı için kurulmuş olduğu dikkate alınarak, dava konusu dönemi kapsar şekilde davalı şirket adına kayıtlı taşınmazların ve bu dönemde alım- satımı yapılmış taşınmazların satış akitleri ile birlikte tapu müdürlüğünden celbi ile satışın kimler tarafından gerçekleştirildiği sorulmalı, ihtilaf konusu şirketin davalı Kurum nezdinde dönem bordroları bulunmadığı dikkate alınarak şirketin adresinden aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler ve davalı şirketin sahip olduğu taşınmazın bulunduğu köy/mahalle muhtarı ve azaları resen saptanarak, şirketin faaliyet durumu, çalışmaların varlığı ve süresi yönünden bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince tespit edilerek, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde; iş yerinin kuruş amacı, faaliyet durumu, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ile işin ve iş yerinin niteliği, davacının fiilen yaptığı bir iş olup olmadığı, yapılan işin süresi nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, davacının çalıştığı iddia edilen süreler tereddütsüz belirlenerek varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davalı şirkete iadesine, 26.01.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Diğer kararlar (4)

10. Hukuk Dairesi, 2014/22639 E., 2014/22404 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varKonya 3. İş Mahkemesi
tam metni aç
456, TBK md.
10. Hukuk Dairesi         2014/22639 E.  ,  2014/22404 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi : Konya 3. İş Mahkemesi Tarihi : 15.07.2014 No : 2012/444-2014/472 Davacı, 01.06.2006-31.08.2010 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasaya tabi sigortalı olduğunun tespiti ile 01.09.2010 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsisine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, bozma ilamına uyularak hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davanın yasal dayanağı, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesindeki; “Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20. maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler.” düzenlemesi ve genel olarak Kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı gereği 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25 maddeleri ile 5510 sayılı Kanunun 4 ve devamı maddeleridir. 1479 sayılı Kanunun 24. maddesindeki düzenleme ile “Kanunla ve Kanunların verdiği yetkiye dayanılarak kurulu sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; … Limited şirketlerin ortakları …” sigortalı sayılmışlardır. Anılan Yasanın 25. maddesi gereğince, zorunlu sigortalı kabul edilen şirket ortaklarının sigortalılıkları, şirketlerle ilgisi kalmayanların, çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği tarihten itibaren sona erer. 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4. maddesinin 1. fıkrasında ise, “Bu Kanunun kısa ve uzun vadeli sigorta kolları uygulaması bakımından; b) Köy ve mahalle muhtarları ile hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan ise; 3) Anonim şirketlerin yönetim kurulu üyesi olan ortakları, sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortakları, diğer şirket ve donatma iştiraklerinin ise tüm ortakları, sigortalı sayılırlar.” düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan düzenleme ve devamındaki “Sigortalılığın Başlangıcı” başlığını taşıyan 7. madde hükümlerinde, “...kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlar” olarak nitelendirilen çalışanlardan “sermaye şirketlerinden limited şirket ortakları ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin komandite ortaklarının, şirketin ticaret sicil memurluklarınca tescil edildikleri tarihten” itibaren sigortalı sayılacakları belirtilmiş, 9. maddede de “limited şirket ortaklarından hisselerinin tamamını devreden sigortalıların, hisse devrinin yapılmasına ortaklar kurulunca karar verildiği tarihten” itibaren sigortalılığın sona ereceği hüküm altına alınmıştır. İhtilaf konusu dönemde vergi, oda ve sicil kaydı bulunmayan, limited şirket ortağı da olmayan davacının, bu yasal düzenlemeler çerçevesinde zorunlu sigortalı olarak kabul edilmesi olanağı bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, ihtilaf konusu dönemde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 386. maddesinde vekalet akdi, “Vekalet, bir akittirki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler . …” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre; vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekalet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, sahibine ait işin idaresini, bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin, hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekalet akdinde ücret kanunen şart olmayıp sözleşme veya teamül varsa vekil ücrete hak kazanabilir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ve 1475 sayılı İş Kanununda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde genel bir tanımla bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren Tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte iş sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Borçlar Kanununun 313 – 354. maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanması ile edinilir. Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari .../..... temsilciyi, Kanun “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir(TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir. Davacının dava dışı limited şirkette ihtilaf konusu dönemde ortaklığı bulunmaksızın şirket müdürü olarak görev yaptığı anlaşılmakla, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında, öncelikle şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin niteliğini belirlemek için varsa taraflar arasındaki sözleşmelerin bir sureti celp edilmeli, davacının dava dışı şirkette hangi şartlar altında müdürlük görevini ifa ettiği, şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekalet akdi mi? hizmet akdi mi? olduğu belirlenmelidir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin vekalet akdine dayandığının anlaşılması halinde, davacı yönünden anılan yasal düzenlemelere göre zorunlu sigortalılık şartlarının bulunmadığı gözetilerek, 1479 sayılı Kanun 79 ve 5510 sayılı Kanunun 50 ve devamı maddeleri gereğince zorunlu sigortalılık sürelerine ait prim borçları dışında ödenen primlerin, ödeme tarihinden itibaren karşıladığı süre Kurumdan sorularak, bu süre kadar davacının isteğe bağlı sigortalı olarak kabul edilmesi gerektiği göz önünde bulundurularak, varılacak sonuca göre karar verilmelidir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin hizmet akdine dayandığının anlaşılması halinde ise, 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun geçiş hükümlerini içeren Geçici 7. Maddesi gereği davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir. 506 sayılı Yasanın 4. Maddesi ile “işveren; ...sigortalıları çalıştıran ... kişiler...” olarak tanımlanmış olup, hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmada, kısacası, davanın sübutu ve verilen kararın infazı açısından, işverenin kim olduğunun bilinmesinde yasal zorunluluk vardır. Bu durumda, ihtilaf konusu dönemde davacının müdür olarak görev yaptığı şirkete usulüne uygun husumet yöneltilmesi ile davaya katılımı sağlanmalı, bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu gözetilmeli, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çerçevede, Mahkemece, taraf teşkili sağlandıktan sonra ihtilaf konusu dönemdeki davacının çalışmalarının geçtiği işyeri belirlenerek, bu işyerinden işverenin Kurum nezdindeki ihtilaf konusu döneme ait dönem bordroları celp edilerek, dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler resen saptanarak, çalışmaların varlığı ve süresi yönünden bilgi ve görgülerine başvurulmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince tespit edilerek, davalı işyerinde tespiti istenen dönemde Kurum müfettişlerince inceleme yapılıp yapılmadığı sorulmalı, inceleme yapılmışsa, belgeler getirtilmeli, yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde; iş yerinin kapsamı, kapasitesi ile işin ve işyerinin niteliği nazara alınmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, davacının çalıştığı iddia edilen süreler tereddütsüz belirlenerek varılacak sonuca göre bir karar verilmelidir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve hatalı değerlendirme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 26.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
9. Hukuk Dairesi, 2013/3444 E., 2013/6686 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİŞ MAHKEMESİ
tam metni aç
456, TBK md.
9. Hukuk Dairesi         2013/3444 E.  ,  2013/6686 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı ve karşı davalı vekili, emekli olan davacıya kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının davalı ve karşı davacıdan, davalı ve karşı davacı vekili ise emekli olan davacının görüşmeye gelmediğini, uhdesinde bulunan para ve bilgisayar bedelini ödemediğini belirterek, bu alacaklarının davacı ve karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, taraflar arasında... ilişkisi bulunmadığı gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiştir. Hüküm süresi içinde davacı ve karşı davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı ( karşı davalı); davacının davalının işyerinde şirket yetkilisi olarak çalışmaya başladığını, aylık ücretlerin adına... Bankası ODTÜ şubesine yatırıldığını, iş akdinin emekliliğe hak kazanması nedeniyle sona erdiğini belirterek, kıdem tazminatı ve yıllık ücretli izin alacağının davalı-karşı davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı-karşı davacı vekili, davacının şirkette şirket müdürü olarak çalışmaya başladığını, davacı (karşı davalı)' nın gerek kendisinin gerekse kendi emrinde çalışan personelin her türlü çalışma ve idari faaliyetlerini düzenlediğini, davacı (karşı davalı)' nın emeklilik nedeniyle kıdem tazminatı ödenmesi kaydı ile işten ayrılmak istediğini beyan etmesi üzerine bu isteğinin 30.10.2010 tarihi itibariyle kabul edildiğini, şirket müdürü olması nedeniyle uhdesindeki menkullerin teslimi ile şirket hesaplarında ayrılış tarihi itibariyle mutabakat sağlanmak üzere bildirilmesine rağmen davacı (karşı davalı)'nın bu görüşmeye gelmediğini, davacı (karşı davalı)' nın tüm izinlerini kullandığını, izin defteri tutmayan kişinin kendisi olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunurken, Karşı dava olarak; davacı (karşı davalı)' nın işten ayrılış tarihi itibariyle uhdesinde bulunan nakdi ve bir adet masa üstü bilgisayarın tesliminden imtina ettiği beyan edilerek, bu alacağının tahsilini talep etmiştir. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda emsal karar gerekçe gösterilerek, davacını davalı şirket ortaklar kurulu kararına istinaden şirket müdürü olarak şirketi temsile, şirket mukavelesinde belirtilen tüm... ve işlemleri takibe ve başka bir ortaklar kurulu üyesi ile birlikte imzaya yetkili olduğu, ortak olmayan müdürlerin de limited şirketin organı sayılacağı, taraflar arasında... ilişkisi bulunmadığı, ticaret mahkemesinde uyuşmazlığın görülmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. D) Temyiz: Karar davacı-karşı davalı vekili kararı temyiz etmiştir. E) Gerekçe: Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari temsilci, Kanun işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir(TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir. Dosya içeriğine göre davacının iki ortaklı davalı limited şirkette ortaklardan biriyle birlikte davalı şirketi temsilen müdür olarak atandığı ve bu görevde olduğu tartışmasızdır. Davacı bu konumu nedeni ile 818 sayılı Borçlar Kanunu, 6098 sayılı TBK.’un belirtilen hükümleri uyarınca ticari temsilcidir. Ticari temsilci yine yukarda belirtilen hükümlere göre hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmeleri kapsamında çalıştırılabilir. Bu nedenle salt ticari temsilcisi olması, aradaki... ilişkisini anılan hükümler uyarınca ortadan kaldırmaz. Davacı şirket müdürü ile davalı arasında... sözleşmesi olduğu tarafların kabulündedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın... ilişkisi olması nedeni ile 5521 sayılı... Mahkemeleri Kanunu’nun 1. Maddesi uyarınca uyuşmazlığı... mahkemesinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece hatalı değerlendirme ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır. F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 25.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi, 2013/11754 E., 2013/16551 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİş Mahkemesi
tam metni aç
456, TBK md.
(Kapatılan)22. Hukuk Dairesi         2013/11754 E.  ,  2013/16551 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İş Mahkemesi DAVA : Davacı, icra takibine yapılan itirazın iptali ile icra inkar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, davayı görev yönünden reddetmiştir. Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I Davacı, davalı şirkette "müdür" olarak çalıştığını, 05.02.2009-05.3.2011 tarihleri arasında ücretlerinin eksik ödendiğini, 2.500,00 TL ücretle çalışmasına rağmen ödemelerin asgari ücret üzerinden yapıldığını, yapmış olduğu icra takibine davalı tarafça haksız itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini, davalının %40'dan az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacının şirkete müdür olarak atandığını, çalışmasının kimi zaman günde birkaç sürdüğünü, kimi zaman işe hiç gelmediğini, mesai saatlerini kendisinin düzenlediğini, bu koşullarda asgari ücretle anlaşıldığını, ücretlerin tamamının ödendiğini, personel maaşları olmak üzere tüm ödemelerin şirket müdürü olarak davacının onayı ve kontrolünde yapıldığını, iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ücret alacağı kabul edilse dahi işlemiş faizin ancak temerrüt tarihinden sonra istenebileceğini savunarak davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, davacının davalı şirkette iş sözleşmesine dayalı olarak değil işveren vekili ve şirketi temsile yetkili müdür olarak çalıştığı ve bu nedenle uyuşmazlığın ticaret mahkemesinde görülmesi gerektiği gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiştir. Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari temsilci, Kanun işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir(TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir. Dosya içeriğine göre, mahkemece celbedilen Ticaret Sicil kayıtlarından davacının 03.04.2001-03.04.2011 tarihleri arasında yetkili olarak gözüktüğü, yine davalı şirketin 03.04.2001 ve 9 nolu kararı ile şirketi temsil ve ilzamı hakkında Ortaklar Kurulunca şirket müdürlüğüne dışarıdan davacının atanmasına karar verildiği, bu şekilde davacının iki ortaklı davalı limited şirkette münferiden davalı şirketi temsilen müdür olarak atandığı ve bu görevde olduğu tartışmasızdır. Davacı bu konumu nedeni ile 818 sayılı Borçlar Kanunu, 6098 sayılı Kanun’un belirtilen hükümleri uyarınca ticari temsilcidir. Ticari temsilci yine yukarda belirtilen hükümlere göre hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmeleri kapsamında çalıştırılabilir. Bu nedenle salt ticari temsilcisi olması, aradaki iş ilişkisini anılan hükümler uyarınca ortadan kaldırmaz. Davacı şirket müdürü ile davalı arasında iş sözleşmesi olduğu tarafların kabulündedir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın iş ilişkisi olması nedeni ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca uyuşmazlığı iş mahkemesinde çözümlenmesi gerekir. Mahkemece hatalı değerlendirme ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, 04.07.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
10. Hukuk Dairesi, 2020/11452 E., 2021/16725 K.
düşük eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi
tam metni aç
456, TBK md.
10. Hukuk Dairesi         2020/11452 E.  ,  2021/16725 K. "İçtihat Metni" Bölge Adliye Mahkemesi : ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi Dava, hizmet ve prime esas kazanç tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili ve fer’i müdahil Kurum vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesince, istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir. ... Bölge Adliye Mahkemesi ...Hukuk Dairesince verilen kararın, davacı vekili tarafından tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. I-İSTEM Davacı vekili, davacının 01.06.2010-26.08.2015 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde işletme müdürü olarak Kuruma bildirilen günler dışında çalıştığının ve sigortalılık başlangıç tarihinin 01.06.2010 olduğunun tespiti ile prime esas kazancının tespitini talep ve dava etmiştir. II-CEVAP Davalı şirket vekili, davalı şirketin %90 hissesinin davacının eşi dava dışı...’a ve %10 hissesinin davacının oğlu ...’a ait olduğunu, davacı ile davalı şirket arasında işçi işveren ilişkisi bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur. Fer’i müdahil Kurum vekili, çalışma iddiasının resmi belgelerle, prime esas aylık kazancının yazılı delillerle ispatlanması gerektiğini, bu hususta tanık dinletilmesine muvafakat etmediklerini, belirterek davanın reddini istemiştir. III-MAHKEME KARARI A-İLK DERECE MAHKEME KARARI Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda, bordro tanıklarının ortak beyanlarından davacının, davalı şirketin sahip olduğu ... mevkiinde bulunan ... Otel henüz faaliyete geçmeden önce dahi işlerin başında bulunduğu ve 01.06.2010 tarihinden itibaren genel müdür olarak çalışmaya başladığı, 11.08.2015 tarihinde bu görevinden azledilerek çalışmasının sona erdiği, anılan tarihler arasında geçen çalışmasının hizmet akdine tabi bir çalışma olduğu ve bu çalışmanın Kuruma bildirilmesi gerektiği, davacının hizmet döküm cetvelinde davalı işyerinden 16.06.2010-27.10.2010 tarihleri arasında Kuruma bildirilen spek tutarının aylık 2.500,00.TL olduğu, 2010 yılı aylık brüt asgari ücretin de 760,50.TL olduğu nazara alındığında, davacının Kuruma bildirilen ücretinin asgari ücretin 3,29 katına isabet ettiği, davacının spek tavan sınırı ile sınırlı olmak üzere anılan tarihler arasında asgari ücretin 3,29 katı brüt ücretle çalışmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği gerekçeleriyle, davanın kısmen kabulü ile; 1- Davacı 11077284606 TC kimlik numaralı ...’ın, davalı ...Gıda Tur. İnş. Taah. İçecek Mad. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti.’ne ait “Otel İşletmesi” mahiyetli işyerinde 01.06.2010 tarihinde çalışmaya başladığı, 01.06.2010 ile 11.08.2015 tarihleri arasında sürekli ve kesintisiz olarak 1871 gün çalıştığı, 132 günlük çalışmasının kuruma bildirildiği, 1739 günlük çalışmasının bildirilmediğinin tespitine, 2- Davacının spek tavan sınırı ile sınırlı olmak üzere anılan tarihler arasında asgari ücretin 3,29 katı brüt ücretle çalışmış olduğunun tespitine, karar verilmiştir. B-BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Dava, hizmet süresi ile prime esas gerçek ücretin tespitine ilişkindir. Limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek için ortaklığa müdür veya müdürler atanabilir. Müdür veya müdürler limited ortaklığın ortaklarından seçilebileceği gibi, ortak olmayan kişilerden de seçilebilir (TTK m. 540, 541). Limited ortaklık sözleşmesinde ortaklığın idare ve temsili ayrıntılı biçimde gösterilebilir. Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça, ortaklar hep birlikte müdür sıfatıyla ortaklık işlerini idare ve temsile yetkilidir. Ancak limited şirket ortağı olmayan, ancak müdür olarak atanan kişi 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 449 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547/1 maddesi kapsamında ticari temsilcidir. Ticari temsilciyi, Kanun “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir (TBK md. 547/I)” olarak tanımlamıştır. Ticari temsilci ve tacir vekilin temsil yetkilerinin sona ermesine ilişkin EBK md. 456, TBK md. 554 hükümlerinde, taraflar arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği öngörülmektedir. İş Yasası ve 5510 sayılı Yasa'da “hizmet akdinin” tanımı yapılmamış olup, Borçlar Kanunu'nda hizmet akdinin tanımı; “hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayrimuayyen bir zamanda hizmet görmeyi ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeyi taahhüt eder.” şeklinde yapılmıştır. Bu tanıma göre hizmet akdinin unsurları, ücret, zaman ve bağımlılık koşuludur. Ancak 5510 s. kanun dikkate alındığında, “ücretin” sigortalı sayılmanın koşulu olmadığı, “zaman” ve “bağımlılık” unsurlarının sigortalılık için yeterli olduğu anlaşılmaktadır. Bağımlılık, sigortalının, kendisine verilen işi işverenin emir ve talimatı altında yapmasıdır. Sigortalı, işe başladığı andan itibaren işverenin buyruğu altına girer ve bu nedenle işyerinde konulan tüm kurallara ve önlemlere uymak zorundadır. Hizmet akdi ile istisna, vekalet, hatta taşıma akitleri uygulamada bazen karıştırılabilmektedir. Bu gibi durumlarda, olayın tüm özellikleri göz önünde tutularak, tarafların gerçek amaçlarını araştırmak ve hangi yoldan ne gibi maksadın gerçekleştirilmek istendiğini saptamak gerekir. (Yargıtay ... Hukuk Dairesi 2016/5390 Esas, 2017/6819 Karar sayılı ilamı) Davacının davalı limited şirkette ihtilaf konusu dönemde ortaklığı bulunmaksızın şirket müdürü olarak görev yaptığı, şirket tarafından işletilen otel işyerinde de aynı sıfatla işleri yürüttüğü anlaşılmakla, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler kapsamında, dosyada toplanan deliller ve tanık beyanları gözetildiğinde şirket ile davacı arasındaki hukuki ilişkinin vekalet ilişkisi olduğu, hizmet akdinin yasal unsurlarının somut olayda gerçekleştiğinin ispat edilemediği , davanın reddine karar verilmesi gerekirken ilk derece mahkemesi tarafından davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığı belirgindir. 6100 sayılı Kanun'un 355. maddesinde yer alan incelemenin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı, ancak, kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bunun kendiliğinden gözetileceği yönündeki düzenleme çerçevesinde yapılan incelemede, istinaf yoluna başvuran davalı şirket vekili ile fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin dilekçelerinde yer verdiği itirazların yukarıda sıralanan gerekçeler ışığında yerinde olduğundan başvurunun kabulüne, yargılamada eksiklik bulunmamakla birlikte, değinilen konuda kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına gereksinim duyulmadığı anlaşıldığından HMK 353/1-b.2. maddesi gereğince belirlenen aykırılık düzeltilerek yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiş ve aşağıdaki hüküm fıkrası oluşturulmuştur. HÜKÜM : A-) 1- Davalı vekili ile fer'i müdahil SGK Başkanlığı vekilinin istinaf talebinin kabulüyle; ... İş Mahkemesi'nden verilen 23/01/2020 tarih, 2016/175 Esas ve 2020/67 Karar Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, 2- Davanın reddine, 3-Alınması gereken 54,40 TL harçtan peşin alınan 29,20 TL harcın mahsubu ile bakiye 25,20 TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4- Davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına, 5- Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 6- 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, B-) 1- Davalı tarafından karşılanan, 203,00 TL istinaf harç gideri ile 60,50 TL istinaf kanun yolu yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 3- Fer'i Müdahil SGK Başkanlığı tarafından karşılanan istinaf kanun yolu yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 4- 6100 sayılı Kanun'un 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımlarının karar kesinleştiğinde kendilerine geri verilmesine, IV-TEMYİZ KANUN YOLUNA BAŞVURU VE NEDENLERİ Davacı vekili, davacının davalı işyerinde ortaklık sıfatı bulunmaksızın otel müdürü sıfatıyla fiilen çalıştığını, davacıya verilen yetkinin hizmet ilişkisinden kaynaklandığını belirterek, hatalı verilen kararın temyiz incelemesi sonucu bozulmasını istemiştir. V-İLGİLİ HUKUK KURALLARI VE İNCELEME Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun’un 79. ve 80. maddeleridir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bilindiği gibi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 502. Maddesinde vekalet akdi, “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete hak kazanır.” şeklinde tanımlanmış olup bu tanıma göre; vekil, sözleşme uyarınca kendisine yüklenen işin yürütülmesini veya üzerine aldığı işin yerine getirilmesini borçlanır. Vekalet akdinde bir tarafta vekil, diğer tarafta iş sahibi vardır. Vekil, sahibine ait işin idaresini, bir hizmetin görülmesini üzerine alan kişi olup vekilin, hizmetin görülmesindeki bağlılığı, hizmet akdinde olduğu gibi zorunlu değildir. Vekalet akdinde ücret kanunen şart olmayıp, sözleşme veya teamül varsa, vekil ücrete hak kazanabilir. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda ve 1475 sayılı İş Kanununda hizmet akdinin tarifi yapılmamış olup 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine (iş sözleşmesine) dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “sigortalı” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacak kimseler ile bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı kimseler açıklanmış, 4’üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2’nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler “işveren” olarak tarif edilmiş, 6. maddede de, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olacakları hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları; iş sözleşmesine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “sigortalı sayılmayan” kişilerden olunmamasıdır. Bununla birlikte hizmet sözleşmesi, pozitif hukukumuzda Türk Borçlar Kanununun 393 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre, sözleşme; işçinin belirli veya belirsiz bir zaman süresince hizmet görmeyi, iş sahibinin de kendisine ücret ödemeyi taahhüt ettiği bir akit olarak tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, sözleşmenin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “parça üzerine hizmet” veya “götürü hizmet” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “ücret” unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve diğer maddelerinin düzenleniş şekline göre, anılan unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, iş sözleşmesinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, “zaman” ile “bağımlılık” unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır. İş sözleşmesinde çalışan, emeğini iş sahibinin emrine hazır bulundurmaktadır ve ücret, yapılan faaliyetin karşılığı olarak ödenmektedir. Bu yasal düzenlemeler çerçevesinde, olağan olarak sigortalılık niteliği, 506 sayılı Kanunun 2. maddesine göre hizmet akdinin kurulması ve yukarıda açıklanan zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği çalışmaya başlanması ile edinilir. İnceleme konusu somut olayda, 21.06.2010 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği üzere, davacının şirket ortakları tarafından 12.05.2010 tarihli toplantıda alınan kararla ortak dışı şirket müdürlüğüne getirildiği, münferit temsil ve ilzam yetkisi verildiği, yine 26.08.2015 tarihli ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği üzere, davacının 11.08.2015 tarihli Genel Kurul’da azledildiği, tüm dosya kapsamından, davacının hizmetlerinin tespitini talep ettiği dönemde genel müdür sıfatıyla çalıştığı ihtilafsız olup, bu faaliyetini şirket emrinde sürdürdüğü, zaman ve bağımlılık unsurlarının gerçekleştiği, davalı şirket tarafından davacıya verilen bir vekaletname bulunmadığı, davacının yerine getirdiği işlerin görevi gereği olduğu, kaldı ki davalı şirket bakımından aradaki ilişki vekalet akdi ilişkisi olarak kabul edilse dahi söz konusu işlerin davacı bakımından yerine getirilmesi ve davacı yönünden hizmet akdi olma niteliğini ortadan kaldırmayacağı anlaşılmakla, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme sonucu, aradaki çalışma ilişkisinin vekalet akdi olduğu belirtilerek yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Ayrıca davanın niteliği gereği, çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabilmesine karşılık ücretin ispatında bu denli bir serbestlik söz konusu değildir. Çalışma olgusunun her türlü delille kanıtlanması olanağı bulunmakla birlikte; Hukuk Genel Kurulu’nun 2005/21-409 E., 2005/413 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille kanıtlanması zorunluluğu bulunmaktadır. Ücret miktarı HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK 288. maddesinde belirtilen sınırları aşıyorsa, tespiti gereken gerçek ücretin; hukuksal geçerliliğe haiz olarak düzenlenmiş bulunmaları kaydıyla, işçinin imzasının bulunduğu aylık ücreti gösteren para makbuzları, banka kayıtları, ticari defter kayıtları gibi delillerle sigortalının imzasını taşıyan ücret bordroları veya hizmet sözleşmesinde yazılı olan ücretin gerçek olmadığı kanıtlanabilir. Yazılı delille ispat sınırın altında kalan miktar için yine HMK’nun geçici 1. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle HUMK’nun 289. maddesi gereğince tanık dinletilebilir. Tespiti istenen miktar sınırı aşıyor olsa bile varlığı iddia edilen çalışmanın öncesine ve sonrasına ait yazılı delil başlangıcı sayılabilecek belgeler bulunuyorsa tanık dinletilmesi mümkündür. Eldeki dosyada, ücrete yönelik olarak bu ilkeler kapsamında araştırma yapılarak varılacak sonuç çerçevesinde hüküm kurulması gerekmektedir. O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi.... Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun kabulüne ilişkin kararı bozulmalıdır. SONUÇ: ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesi kararının yukarıda açıklanan nedenlerle HMK’nın 373/2 maddesi gereği BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28/12/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.

Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu

Genel

Bir tekstil fabrikasının sahibi olan Tacir Sinan, işletmesini yönetmek üzere Bay Alp’i "ticari vekil" olarak atamıştır. Sinan, Alp’in yetkisini sadece "İstanbul şubesindeki kumaş alım-satım işlemleriyle" sınırlandırmak istemektedir. Bu sınırlandırmanın hukuki niteliği ve üçüncü kişilere karşı etkisiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

A) Ticari vekilin yetkisi sadece şube işleriyle sınırlandırılamaz; vekil işletmenin tamamından sorumludur.
B) Ticari vekilin yetkisinin bir şubenin işleriyle sınırlandırılması mümkündür ve bu sınırlama ticaret siciline tescil edilmeksizin iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez.
C) Ticari vekilin yetki sınırları kanunla belirlenmiştir; tacir bu sınırları dilediği gibi değiştiremez.
D) Alp'e verilen bu sınırlı yetki tescil edilse dahi, Alp işletme adına her türlü taşınmazı devretme yetkisini kendiliğinden kazanır.
E) Ticari vekilin atanması ve şube sınırlaması sadece anonim şirketlerde mümkündür.

Bu maddeyle ilgili 1 soru daha var!

Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.

Hukuksal Eğitim Platformu'na Üye Ol