Türk Borçlar Kanunu 576. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 576- Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri işletenler, konaklayanların getirdikleri eşyanın yok olması, zarara uğraması veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın bizzat konaklayana veya onu ziyarete gelen ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluluktan kurtulurlar.
Bu sorumluluk, işletenlere veya çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe, konaklayanlardan her biri için, günlük konaklama ücretinin üç katını aşamaz.
2. Kıymetli eşya
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
6 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2015/14270 E., 2016/89 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mücbir sebep halinde ardiyecinin sorumlu olup olmayacağı hususunda doğrudan bir düzenleme yok ise de, TBK’nın aynı bölümünde bulunan 576.maddesinde (EBK 478) düzenlenen konaklama yeri işletenlerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin, ardiye işletenler yönünden de uygulanması gerekmektedir.
11. Hukuk Dairesi 2015/14270 E. , 2016/89 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.06.2014 tarih ve 2010/575-2014/165 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili, davalı .... Türk Sigorta Şirketi vekili ve davalı .... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi İsmail Kalem tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin nakliyat sigorta poliçesi kapsamında sigortalı .... tarafından Almanya'dan satın alınan emtiaların davalı taşıyıcı .... sorumluluğunda 05.09.2009 tarihli konişmento ile ....'a taşındığını, aynı tarihte davalı ....'nin sahibi olduğu, davalı .....'nin işletmesini üstlendiği ve diğer davalı ....'nin iş yeri sigorta poliçesi ile teminat altına aldığı antrepoya alındığını, emtiaların 09.09.2009 tarihli yağışlar nedeniyle hasar gördüğünü, 15.10.2009 tarihli yazı ile antrepo işletmecisine bildirildiğini, 8.716,00 TL'nin 27.10.2009 tarihinde sigortalıya ödendiğini, davalıların müştereken sorumlu olduklarını iddia ederek ödenen miktarın bu tarihten itibaren işleyecek avans faizi ile davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekilleri ayrı ayrı davanın reddini talep etmişlerdir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; davalılardan ....'nin hasarın meydana geldiği binanın maliki olup tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluğunun olduğu, alması gerekli önlemleri almadığı ve 8.716,12 TL'den sorumlu olduğu, davalı ....'nin poliçe kapsamında sel rizikosu sonucu oluşan hsardan %2 muafiyet tenzili sonucu 8.541,80 TL'den sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, bu davalılar yönünden bu miktarlarla sınırlı olmak üzere müştereken ve müteselsilen tahsiline, davalılardan .....'nin taşıyıcı olup malların teslim edildiği, hasarın mücbir sebep olan sel baskını nedeniyle oluştuğu, kusur ve sorumluluğu olmadığı için davanın reddine, davalı .....'nin sel baskınına karşı gerekli önlemleri alıp almadığının alsa bile zararı önleyebileceğinin ispatlanamadığı, kaldı ki mücbir sebep nedeniyle zarar oluştuğundan bu davalı açısından da davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili ve davalı .... vekili ve davalı ..... Sigorta Şirketi vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacı vekilinin tüm, davalı .... vekilinin ve davalı .... Sigorta Şirketi vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı .... vekilinin ve davalı .... Sigorta Şirketi vekilinin temyiz itirazlarına gelince; bilirkişi raporu ve Dairemiz'den geçen benzer dosyalarda 09.09.2009 tarihinde meydana gelen sel baskınının mücbir sebep olarak kabul edilmiş olması karşısında, 818 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesi gereğince, bina malikinin sorumluluğunun meydana gelen zarar ile yapımdaki bozukluk veya bakımdaki eksiklik arasındaki nedensellik bağını ortadan kaldıracağından bina sahibi olan ....'nin ve diğer davalı ve aleyhindeki dava reddedilen antrepo işleticisi .....'nin sorumluluk sigortacısı olan davalı .... Sigorta Şirketi'nin sorumlu olamayacağı gözetilmeden adı geçenler hakkında davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş temyiz eden davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm ve davalı .... vekilinin ve davalı .... Sigorta Şirketi vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı .... vekilinin ve davalı .... Sigorta Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden davalılardan .... Sigorta Şirketi ve ....'ye iadesine, aşağıda yazılı bakiye 04,00 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 11.01.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
Somut uyuşmazlıkta;
Davacıya nakliyat sigorta poliçesi ile sigortalı emtianın, davalılardan ....'nin yapı maliki davalı ......'nin işletmecisi, davalı .... Sigorta Şirketi'nde işyeri sigortacısı olduğu ve .... yatağı üzerinde bulunan antrepoda, 09.09.2009 tarihinde yağan yağmurun oluşturduğu sel sonucu zarar görmesi üzerine, sigortalının zararını tazmin eden davacı tarafından yapı maliki-antrepo işletmecisi ve sigortacısı olan davalılar aleyhinde eldeki dava açılmıştır.
Yerel mahkemece, yapı malikinin kusursuz sorumluluğu, sigorta şirketinin poliçeden doğan sorumluluğu gereğince davalı yapı maliki ile sigorta şirketi aleyhindeki davanın kabulüne, olayın mücbir sebepten kaynaklanması ve başkaca alabileceği bir tedbirinde bulunmaması nedeniyle antrepo işletmecisi davalı aleyhindeki davanın reddine karar verilmiş,
Kararın davacı vekili ile aleyhinde hüküm kurulan davalılarca temyizi üzerine yazılı gerekçe ile yere mahkeme kararı bozulmuştur.
Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü, davalıların temyiz istemlerininde reddi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk bozma gerekçesine katılamıyorum.
Dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 58/1 maddesinde "Bir bina veya imal olunan herhangi bir şeyin maliki, o şeyin fena yapılmasından yahut muhafazadaki kusurundan dolayı mesul olur" hükmü düzenlenmiş, aynı Yasa'nın 474 maddesinde "ardiye sahibinin eşyayı bir komisyoncu gibi ihtimam ile muhafaza etmeye mecbur olduğu "kuralı getirilmiş, aynı Yasa'nın 117 maddesinde de "borçluya isnat olunamayan haller münasebetiyle borcun ifasının mümkün olmaması durumunda borcun sabit olacağı" öngörülmüştür.
BK 117 maddesi açık hükmünden de anlaşıldığı üzere mücbir sebep, yapı maliki; antrepo işletmecisi ve sigortacısının hukuki sorumluluğunun ortadan kaldıran yasal bir nedendir.
Türk-İsviçre Borçlar Hukuku'nda mücbir sebep "kusurdan uzak, sezilemeyen, karşı konulamayan gerçek bir olay" olarak tarif edilmektedir.
Bu tanıma göre mücbir sebebin unsurları;
a) Kusursuzluk
b) Sezilememezlik
c) Karşı konulamazlık'tır.
Mücbir sebebin mevcudiyeti için kusursuzluk şarttır. Eğer olayın doğumuna sebep olan bir kusur varsa, mücbir sebebin öteki unsurlarını araştırmaya gerek yoktur.
Diğer taraftan, bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için sezilememiş, kestirilememiş, önceden tahmin edilememiş olması da lazımdır.
Bu olayın aynı zamanda karşı konulamaz, yenilemez olması da zaruridir.
Somut uyuşmazlığa dönüldüğünde;
Davalıların yapı maliki-işletmecisi ve sigortacısı oldukları antrepo, .... yatağı içine inşa edilmiştir.
Yıllardan beri yoğun yağmur halinde ....sinin taştığı, dere yatağı içine inşa edilen binalara zarar verdiği, can ve mal kayıplarının sıkça yaşandığı bilinen bir gerçektir.
Nitekim, 2007, 2008 ve 2009 yıllarında yaşanan sel taşkınları nedeniyle başka antrepolardaki emtiaların zarar gördüğü, ilgileri arasında nizalar çıktığı Daireye intikal eden dosyalardan anlaşılmaktadır.
Daha önce yaşanan sel taşkınları nedeniyle, aynı türden olaylar yaşandığından artık ....sindeki sel olayı sezilemeyen ve öngörülemeyen bir sebep olmaktan çıkmıştır.
Mücbir sebebin koşulları, somut uyuşmazlık yönünden gerçekleşmemiştir.
Davalılardan ...., BK 58/1 maddesinde düzenlenen "bina veya imal olunan şeyin fena yapılması ve muhafazasındaki "kusuru, davalı .... maddesinde düzenlenen "eşyayı bir komisyoncu gibi ihtimam ile muhafaza etmemesindeki" kusuru, davalı sigorta şirketi de, poliçe gereğince antrepo işletmecisinin sorumluluğunu üstlenmesi nedeniyle sorumludurlar.
Diğer taraftan, yağışın yoğun olduğu her yıl gerçekleşen, çevresindeki konut ve işlerlerine zarar veren selin, verdiği zararların ortadan kaldırılması veya asgari düzeye indirilmesi için ....si ve yatağında, 2560 sayılı Yasa'da doğan yetkilerini tam ve yeterince kullanmayan dava dışı ..., dere yatağına antrepo yapılmasına ve işletilmesine izin veren, göz yuman, eksikliklerine rağmen antrepo işletmecisini bu yerden tahliye etmeyen yerel yönetimler ile ruhsatsız, projesiz, kaçak yapı yapanların ve bu yapılara elektrik-su veren, bölgelere yol yapanlarında sorumluluklarının düşünülmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, yapı maliki, antrepo işletmecisi ve sigortacısı olan davalılar, davacı zararından sorumlu bulunduklarından davalı antrepo işletmesici ve sigortacısının temyiz istemlerinin reddine, davacının temyiz isteminin kabulü ile yapı maliki davalının da zarardan sorumlu tutulmak üzere yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davacının temyiz isteminin reddine, davalıların temyiz istemlerinin kabulüne ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.
KARŞI OY
1- Dava, TBK 561 vd. (EBK 463 vd.) saklama (vedia) sözleşmesine aykırılıktan doğan tazminat istemine ilişkindir.
2- Davacı şirketin yurtdışından ithal ettiği yedek parça emtiasını davalı.....’nin maliki, ....’nin işletmecisi, davalı .... Sigortanın da işyeri sigortacısı olduğu antrepoda saklanması hususunda sözleşme ilişkisine girildiği ve emtianın antrepoda bulunduğu sırada 09.09.2009 tarihinde meydana gelen sel sırasında bir kısım emtianın telef olduğu hususunda taraflar arasında bir bir ihtilaf bulunmamaktadır.
3- TBK 572 (EBK 474) maddesi uyarınca ardiyeci, kendisine bırakılan malları özenle korumak mecburiyetindedir. Mücbir sebep halinde ardiyecinin sorumlu olup olmayacağı hususunda doğrudan bir düzenleme yok ise de, TBK’nın aynı bölümünde bulunan 576.maddesinde (EBK 478) düzenlenen konaklama yeri işletenlerin sorumluluğuna ilişkin hükümlerin, ardiye işletenler yönünden de uygulanması gerekmektedir.
4- Somut olayda, antrepoların bulunduğu bölgede 09.09.2009 tarihinde meydana gelen sel vakasının mücbir sebep teşkil edip etmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. TBK 136 (EBK 117) maddesi uyarınca sözleşmenin yapıldığı anda öngörülemeyen bir halin gerçekleşmesi halinde borçlu borcun ifasından sorumlu tutulmayacaktır. Mücbir sebebin varlığı için, önceden tahmin edilemeyen / beklenmeyen bir olayın gerçekleşmesi gerekir. Birçok sözleşme türünde doğal afetler mücbir sebep olarak görülebilirse de yüksek özen düzeyinin arandığı otelcilik, otoparkçılık, depoculuk vs. sözleşmeler ile bizatihi doğal afeti teminat altına alan sigorta sözleşmelerde mücbir sebep kavramının oldukça dar yorumlanması gerekir.
5- Somut olayda, daha önce de defalarca sele maruz kaldığı anlaşılan ... bölgesinde inşa edilmiş ve işletiliyor olması nedeniyle, davalı tarafın işyerinin sel baskınına maruz kalabileceğini öngörmüş olması gerektir. TBK’nın 69 (EBK 58) maddesi uyarınca, yapı maliki, binanın yapımındaki bozukluklardan meydana gelen zararı karşılamakla yükümlüdür. İntifa ve oturma hakkı sahipleri de binanın bakım eksikliklerinden malikle birlikte sorumludur. Bir binanın yapımındaki bozuklukların başında da, binanın zemin etüdü yapılmadan ve doğal afetlere açık ve daha önce de sel baskınlarına uğrayan bir bölgede yapılması gelecektir. Dere yatağına ev/işyeri yapan yapı maliki, bu yapı sebebiyle meydana gelen zararlardan üçüncü kişilere karşı kusursuz olarak sorumludur.
6- Öte yandan, birtakım doğal afetlerin (deprem, sel vs.) sigorta sözleşmesi ile teminat altına alınmasına yasal bir engel bulunmamaktadır. Mücbir sebep (force major) kavramının, sözleşmenin imzalanması anında öngörülmeyen haller olarak nitelendirilmesi mümkündür. Zaten öngörülemeyen doğal afetleri veya olayları teminat altına almayı amaçlayan sigorta sözleşmelerinin niteliği icabı, mücbir sebep kavramının oldukça dar yorumlanması gerekir. Bu durumda, sigorta şirketlerinin, gerçekleşen rizikonun doğal afet sonucu meydana geldiğini ileri sürerek riziko tazminatı ödemekten kaçınmaları mümkün değildir. Zira, asıl konusu çeşitli rizikoları teminat altına almak olan sigorta sözleşmelerinde, deprem, sel baskını gibi hallerin mücbir sebep olarak görülmesi doğru değildir. Bu bağlamda, saklama sözleşmesi yapan bir ardiyecinin, yapmış olduğu sigorta sözleşmesi kapsamında, doğal afetler halinde meydana gelecek zararları da sözleşme yükümü kapsamında üstlenmesine bir engel bulunmamaktadır.
7- Somut olayda davalı işletmenin, dere yatağında inşa edilmiş bulunan işyerinde bulunan emtiayı, böyle bir tehlikeye maruz kalabileceğini önceden düşünerek, davalı sigorta şirketine ticari risk sigortası ile sigorta ettirdiği dosya kapsamındaki poliçeden anlaşılmaktadır. Sigorta Poliçesinin, deprem ve sel veya su baskını (seylap) gibi doğal afetleri de riziko kapsamına aldığı, bina bedeli yanında işyerinde bulunan emtiayı da teminat altına aldığı anlaşılmaktadır. Risk altına alınan işyerinin bir ardiye olduğu düşünüldüğünde, teminat altına alınanın işyeri sahibine ait emtiayı değil, depoda bulunan başkalarına ait emtiayı teminat altına aldığı düşünülmelidir. Bu anlamda yerel mahkemece yapı maliki ve sigorta şirket yönünden davanın kabulüne karar verilmesi yerinde olup, Dairemiz çoğunluğunun aksi yöndeki bozma düşüncesine katılmıyorum.
8- Keza, mücbir sebep kavramının işyeri işletmecisi .... yönünden de gerçekleşmemiştir. Mücbir sebep kavramı için öngörülemeyen bir halin söz konusu olması gerekir. Oysa işyeri dere yatağına inşa edilmiş olup, sel baskınına maruz kalabileceğinin işletmeci tarafından önceden öngörülemeyeceği söylenemez. Nitekim bu öngörünün bir sonucu olarak, davalı .... işyeri sigorta sözleşmesi imzalamak suretiyle bu riskini teminat altına almıştır. İşyeri sigortacısının meydana gelen zarardan sorumlu olduğu kabul edilirken, işyeri sahibinin sorumlu olmadığını söylemek çelişki doğuracaktır. Zira sigortacının sorumluluğu halefiyete dayalıdır. Anılan nedenlerle, davalı işyeri işletmecisi .... de meydana gelen zararın tamamından diğer davalılarla birlikte sorumlu tutulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, aksi yönde tezahür eden Dairemiz çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Diğer kararlar (4)
20. Hukuk Dairesi, 2015/8488 E., 2015/10825 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
tam metni aç
TTK'nın 4/1-c maddesinde, 6098 sayılı TBK'nın “saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde” öngörülen hususlardan kaynaklanan hukuk davaları, mutlak ticari davalar arasında sayılmıştır.
20. Hukuk Dairesi 2015/8488 E. , 2015/10825 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 12/11/2014
NUMARASI : 2014/301-2014/437
Taraflar arasındaki tazminat istemine ilişkin davada İstanbul 2. Asliye Hukuk ve 44. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, tazminat istemine ilişkindir.
Asliye Ticaret Mahkemesince, “Davacı sigorta şirketinin, sigortalısının halefi olarak dava açtığı, davanın haksız fiilden kaynaklandığı” gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ise, “Her iki tarafın da tacir olduğu ve bu nedenle Ticaret Mahkemesinin görevli bulunduğu” gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
6102 sayılı TTK'nın 1481. maddesi uyarınca, sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigortalı yerine geçer ve sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel tutarında sigortacıya ait olur. Benzer hükümler mülga ticaret kanunlarında da yer almış olup, Yargıtay'ın 22.03.1944 tarih 1944/9 K. sayılı içtihatları birleştirme kararında, sözkonusu halefiyetin kanuni bir halefiyet olduğu, halefiyet yoluyla açılan davada sigortacının, sigortalısının yerine geçtiği, davacı sigorta şirketi diye davanın ticari dava sayılamayacağı açıklanarak, “Sigortacının, sigorta poliçesinden münbais olmayıp kanundan aldığı bir selahiyete istinaden ve haksız fiil sebebiyle alacaklı yerine kaim olarak hareket ettiği davada hukuk mahkemesine başvurması lazım geleceği” belirtilmiştir. Somut olayda, davalı sigorta şirketi, sigortalısının halefi olarak dava açtığı ve sigortalısı da tacir olmadığı için, davanın her iki tarafının da tacir olduğundan söz edilemez.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 5/1. maddesi uyarınca, ticari davalara bakmak görevi, asliye ticaret mahkemesine aittir. Ticari davalar, mutlak ve nispi ticari davalar olarak ikiye ayrılmaktadır. Nispi ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinin ilk cümlesinde tarif edilen davalardır. Buna göre, her iki tarafın da "ticari işletmesiyle ilgili hususlardan kaynaklanan" hukuk davaları, ticari dava sayılmıştır. Mutlak ticari davalar ise, tarafların tacir olup olmadıklarına ve uyuşmazlığın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili bulunup bulunmadığına bakılmaksızın yasa gereği ticari dava sayılan uyuşmazlıklardır. TTK'nın 4/1-a ve devamı bentlerinde yazılan uyuşmazlıklar ile diğer yasalarda ticari dava olduğu belirtilen uyuşmazlıklar, mutlak ticari davalardır.
TTK'nın 4/1-c maddesinde, 6098 sayılı TBK'nın “saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde” öngörülen hususlardan kaynaklanan hukuk davaları, mutlak ticari davalar arasında sayılmıştır.
6102 sayılı TTK'nın 1481. maddesi uyarınca, sigortacı, sigorta tazminatını ödedikten sonra hukuken sigortalı yerine geçer ve sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel tutarında sigortacıya ait olur. Benzer hükümler mülga ticaret kanunlarında da yer almış olup, Yargıtay'ın 22.03.1944 tarih 1944/9 K.
sayılı içtihatları birleştirme kararında, sözkonusu halefiyetin kanuni bir halefiyet olduğu, halefiyet yoluyla açılan davada sigortacının, sigortalısının yerine geçtiği, davacı sigorta şirketi diye davanın ticari dava sayılamayacağı açıklanarak, “Sigortacının, sigorta poliçesinden münbais olmayıp kanundan aldığı bir selahiyete istinaden ve haksız fiil sebebiyle alacaklı yerine kaim olarak hareket ettiği davada hukuk mahkemesine başvurması lazım geleceği” belirtilmiştir.
Somut olayda, davacı sigorta şirketi, sigortalısının halefi olarak dava açtığı ve sigortalısı da tacir olmadığı için, her iki tarafı tacir olmayan dava, TTK'nın 4/1 maddesinin ilk cümlesi anlamında nisbi ticari dava olarak kabul edilemez. Ancak dava, davacının sigortalısının, kendisine ait aracı, davalı şirkete ait otelin otoparkına bırakması ve araç park halinde iken çıkan fırtınada yıkılan bir kısım parçaların araca isabet etmesi ile araçta oluşan zarardan kaynaklanmaktadır. Sigortalıya ait aracın, otelin otoparkına bırakılması suretiyle sigortalı ile davalı şirket arasında, 6098 sayılı Yasanın 561 vd maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesi kurulmuştur. Sözleşme, davalı şirkete ait ticari işletmeyle ilgili bulunduğuna göre, dava, TTK'nın 4/1-c maddesi karşısında mutlak ticari dava olup, uyuşmazlığın aynı Yasanın 5/1. maddesi uyarınca asliye ticaret mahkemesinde çözüme kavuşturulması gerekmektedir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince İstanbul 44. Asliye Ticaret Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 09/11/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.
20. Hukuk Dairesi, 2015/4159 E., 2015/8665 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varAsliye Ticaret Mahkemesi
tam metni aç
maddesinde mutlak ticari davalar “1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; ...6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır.
20. Hukuk Dairesi 2015/4159 E. , 2015/8665 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptaline ilişkin davada ... Asliye Hukuk ve ... Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, yediemin ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Asliye hukuk mahkemesince, vedia sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın TTK'nın 4. maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Asliye ticaret mahkemesi tarafından ise, davalının tacir sıfatının bulunmadığı, davalının ticari işletmesinden kaynaklanmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde mutlak ticari davalar “1) Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; ...6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bunun yanında, TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanununun havale hakkındaki 457 ve 462 ile vedia hakkındaki 463 ve 482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispi nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir.
Borçlar Kanununun 561 ve devamı maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesi (vedia akdi), saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanmıştır.
Somut olayda, uyuşmazlık, davacının sahibi olduğu yediemin deposunda, davalının haczettirdiği aracın uzun süre kalmasına rağmen ücretinin ödenmediği belirtilerek yedieminlik ücret alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı ile davalı vekili arasında 08.10.2012 tarihli yediemin sözleşmesi imzalandığı anlaşılmaktadır. Ancak her iki taraf tacir olmadığı gibi, olaydaki vedia aktinin tarflardan herhangi birinin ticari işletmesiyle ilgili olmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK'nın 21. ve 22 maddeleri gereğince ... Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 07.10.2015 gününde oy birliğiyle karar verildi.
17. Hukuk Dairesi, 2014/8897 E., 2014/12643 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun .... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır.
17. Hukuk Dairesi 2014/8897 E. , 2014/12643 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptaline ilişkin davada... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi ve ... 1. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, yediemin ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Asliye Hukuk Mahkemesince, vedia sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın TTK.nin 4. maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi ise, taraflar arasında BK.561 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde mutlak ticari davalar “(1)Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; .... 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun .... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bunun yanında TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanunu'nun havale hakkındaki
457-462 ve vedia hakkındaki 463-482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispi nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir.
Borçlar Yasasının 561 ve devamı maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesi (vedia akdi), saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanmıştır.
Somut olayda, uyuşmazlık, davacının sahibi olduğu yediemin deposunda, davalının haczettirdiği ısıtıcının uzun süre kalmasına rağmen ücretinin ödenmediği belirtilerek yedieminlik ücret alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.Dosya kapsamından, davacı ile davalı vekili arasında 30.07.2009 tarihli yediemin sözleşmesi imzalandığı anlaşılmaktadır. Ancak her iki taraf tacir olmadığı gibi, olaydaki vedia aktinin tarflardan herhangi birinin ticari işletmesiyle ilgili olmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK 21. ve 22 maddeleri gereğince... 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 25.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi, 2013/12018 E., 2013/11928 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varTicaret Mahkemesi
tam metni aç
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun .... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır.
(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2013/12018 E. , 2013/11928 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptaline ilişkin davada Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava, yediemin ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Asliye Hukuk Mahkemesince, vedia sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlığın TTK.nin 4. maddesi uyarınca mutlak ticari dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.
Asliye Ticaret Mahkemesi ise, taraflar arasında BK.561 ve devamı maddelerinde düzenlenen vedia sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmadığı, taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulmadığı gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesinde mutlak ticari davalar “(1)Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın; .... 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun .... saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır” şeklinde düzenlenmiştir.
Bunun yanında TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanunu'nun havale hakkındaki 457-462 ve vedia hakkındaki 463-482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispi nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir.
2013/12018
2013/11928
Borçlar Yasasının 561 ve devamı maddelerinde düzenlenen saklama sözleşmesi (vedia akdi), saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği bir sözleşme olarak tanımlanmıştır.
Somut olayda, davacı ticaret şirketinin yediemin işletmesi olduğu, davalıya ait olan ve trafikten men edilen aracın davacıya ait otoparkta uzun süre kalmasına rağmen ücretinin ödenmediği belirtilerek yedieminlik ücret alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülerek çözümlenmesi gerekmektedir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK 21. ve 22 maddeleri gereğince Antalya 5 Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 11.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Özel Hükümler
Lüks bir otelde konaklayan sanat koleksiyoneri (A), yanında getirdiği ve manevi değeri yüksek olan antika bir saati, otelin bu iş için görevlendirdiği resepsiyon görevlisi (Ç)'ye, otelin ana kasasında muhafaza edilmek üzere teslim etmiştir. Birkaç gün sonra, otelin gelişmiş güvenlik sistemlerine rağmen kasanın kimliği belirsiz kişilerce soyulduğu ve saatin çalındığı anlaşılmıştır. Olayla ilgili başlatılan ceza soruşturmasında failler bulunamamış ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Otel işletmesi (İ), kendilerinin veya çalışanlarının hiçbir kusuru olmadığını, tüm özen yükümlülüklerini yerine getirdiklerini ve ceza soruşturmasının da bu durumu teyit ettiğini ileri sürerek sorumluluktan kaçınmak istemektedir. Bu durumda, otel işletmesi (İ)'nin sorumluluğuna ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre doğrudur?
A) Otel işletmesi (İ), çalışan (Ç)'nin seçiminde ve denetiminde gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumluluktan kurtulur; zira asıl sorumluluk adam çalıştıranın özen yükümlülüğüne dayanmaktadır.
B) Ceza soruşturmasında herhangi bir kusur tespit edilememiş olması ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, hukuk hâkimini bağlayacağından otel işletmesi (İ)'nin hukuki sorumluluğu da ortadan kalkar.
C) Konaklama yeri işleten (İ), kendisine saklamak üzere teslim edilen eşyanın çalınmasından dolayı, olayın mücbir sebepten kaynaklandığını veya zararın konaklayanın kendi kusurundan ileri geldiğini ispat edemedikçe tam olarak sorumludur.
D) (A)'nın, saati teslim ederken maddi değerini resmi olarak beyan edip kaydettirmemesi sebebiyle, otel işletmesi (İ)'nin sorumluluğu, konaklama ücretinin üç katı ile sınırlıdır.
E) Otel işletmesi (İ)'nin sorumluluğunun doğması için, zarara uğrayan (A)'nın, otelin veya çalışanlarının hırsızlık olayında kusurlu olduğunu kanıtlaması gerekmektedir.