Türk Borçlar Kanunu 583. maddesi, Hukuksal Eğitim mevzuat kütüphanesinde tam metin olarak yayımlanmıştır. Aşağıda maddenin tam metni, maddeyle eşleşen yüksek mahkeme kararları ve bu maddeden çıkmış sınav soruları yer alır. Ham metin için adresin sonuna /raw ekleyin.
Madde Metni
MADDE 583- Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.
Kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabilirler.
Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.
III. Eşin rızası
Bu Maddeyle İlgili Yüksek Mahkeme Kararları
22 karar eşleşti
11. Hukuk Dairesi, 2021/8088 E., 2023/2216 K.
yüksek eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varDiyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
esinin Eczacı ...'a kefil olmak amacıyla 2009 yılında Hedef Ecza Deposu'na verildiğini, davacı şirketin sözleşmeyi anlaşmaya aykırı bir şekilde doldurduğunu, atılan imzanın kötüye kullanılarak hakkında icra takibi başlatıldığını savunduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesine göre kefilin sorumlu olacağı miktar ve kefalet tarihi ile müteselsil kefil ibaresinin
11. Hukuk Dairesi 2021/8088 E. , 2023/2216 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi
SAYISI :2020/458 Esas, 2021/675Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Diyarbakır 9. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/364 E., 2019/324 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı ...'un müvekkili şirketten teslim aldığı ticari mallara karşılık 01.06.2017 vade tarihli ve 275.000,00 TL bedelli, 15.06.2017 vade tarihli ve 53.092,00 TL bedelli, 15.07.2017 vade tarihli ve 81.167,00 TL bedelli üç adet senet düzenleyerek verdiğini, 05.01.2016 tarihinde ise davalı ...'in, dava dışı borçlunun borçlandığı veya borçlanacağı meblağın 500.000,00 TL'lik kısmına kadar tüm malvarlığı ile müteselsil ve müşterek kefil olmayı kabul ettiğini, bu sıfatla müşterek borçluluk ve müteselsil kefalet sözleşmesi imzalandığını, borçluların borçlarını ödemedikleri ve her iki borçlunun da mallarını kaçırma girişiminde olmaları sebebiyle haklarında ihtiyati haciz kararı alındığını ve icra takibi başlatıldığını, davalının borca haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile davalının %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemesine hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; takip dayanağı ve borcun sebebi olan bonolarda müvekkili davalının imzası bulunmadığını, davacının takip talebinde borcun sebebi olarak bonoları göstermesine rağmen dava dilekçesinde kefalet sözleşmesine dayanmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kefalet sözleşmesindeki imzanın davalıya ait olduğunu ancak üzerindeki yazı ve rakamların davalının eli ürünü olmadığını, bu sözleşmenin 2009 yılında dava dışı eczacı ...'a kefil olmak için Hedef Ecza Deposu'na verildiğini, davacı şirketin isim değişikliğinden önce isminin bu olduğunu, davacının imzalı kağıdı anlaşmaya aykırı doldurup açığa imzayı kötüye kullandığını, davacı şirket hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı müvekkili hakkındaki ihtiyati haciz kararının da bu sebeple kaldırıldığını, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddi ile davacının %20 oranında kötü niyet tazminatı ödemesine hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, davalı ve dava dışı ... aleyhine Diyarbakır 9.İcra Müdürlüğünün 2018/46004 E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, davalı borçlunun süresinde borca itirazda bulunması üzerine takibin durduğu, davalının borca itirazında ve cevap dilekçesinde dava konusu kefalet sözleşmesindeki imzanın kendisine ait olduğunu ancak yazıların ve rakamların hiçbirinin kendisine ait olmadığını, kefalet sözleşmesinin Eczacı ...'a kefil olmak amacıyla 2009 yılında Hedef Ecza Deposu'na verildiğini, davacı şirketin sözleşmeyi anlaşmaya aykırı bir şekilde doldurduğunu, atılan imzanın kötüye kullanılarak hakkında icra takibi başlatıldığını savunduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesine göre kefilin sorumlu olacağı miktar ve kefalet tarihi ile müteselsil kefil ibaresinin kefilin el yazısı ile yazılı olmasının şart olduğu, aksi takdirde kefaletin geçerli olmayacağı, kefalet sözleşmesinde el yazısı ile yazılmış ibarelerin davalının eli ürünü olup olmadığı hususunda grafoloji uzmanından alınan rapora göre 05.01.2016 tarihli dava konusu "müşterek borçlu ve müteselsil kefalet sözleşmesi" başlıklı sözleşmede davalı ...'e atfen yazılı bulunan "..., 500.000 TL, beşyüzbin, 05.01.2016" şeklindeki kefilin el yazısı ile yazması gereken ibarelerin davalı borçlu kefilin elini ürünü olmadığının tespit edildiği, 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde düzenlenen şartın geçerlilik şartı olduğu, davalı tarafça el yazısı ile yazılması gereken bu ibarelerin davalı tarafça el yazısı ile yazılmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğu, yine kefalet sözleşmesinde davalının müteselsil kefil olduğu belirtilmiş ise de; "müteselsil kefil" yahut bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiği, kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmediği, davacının dinlenen tanıklarının da kefalet sözleşmesinde kefilin el yazısı ile yazması gereken kısımlarının davalı tarafça yazılmadığı yönünde beyanda bulunduklarından 05.01.2016 tarihli kefalet sözleşmesinin geçerli olmadığı, dava konusu kefalet sözleşmesinin davalı tarafça imzalanarak eczacı ...'a kefil olmak amacıyla 2009 yılında Hedef Ecza Deposu'na verildiği, Hedef Ecza Deposu AŞ.nin daha sonra unvan değişikliği yaptığı ve Alliance Healthcare Ecza Deposu A.Ş. olduğu, davacı olan bu şirketin bu kefalet sözleşmesinde kefilin el yazısı ile yazması gereken kısımlarının daha sonra doldurularak davalı hakkında icra takibi başlatıldığı, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için davacının takibinde haksız ve kötü niyetli olmasının yani her iki şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği, kefalet sözleşmesindeki imzanın davalıya ait olduğu ve bu hususun davalının da kabulünde olduğu, imzası davalıya ait olan bir belgeye dayalı olarak takip başlatılması halinde davacının kötü niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği, kefilin el yazısı ile yazması gereken kısımlarının davalı tarafça yazılmadığı hususunun bu yargılama sonucu ortaya çıktığı gözetildiğinde davacının takip başlatmasında ve bu davayı açmasında kötü niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği, kefalet sözleşmesindeki yazıların davalının eli ürünü olmamasının davacının kötü niyetle hareket ettiğini gösteremeyeceği, davacının kötü niyetli olduğunun davalı tarafça da dosya kapsamıyla ispatlanamadığı, kötü niyet tazminatına hükmedilmesinin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusunun tanıkla ispatı mümkün olmamasına ve muvafakatlerinin bulunmamasına rağmen mahkemece tanık beyanına dayanılması ve gerekçede de buna yer verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, yeteri kadar mukayese yazı örneğine yer verilmediğini, davalının eski tarihli yazı örnekleri ve sözleşmeye mümkün olan en yakın tarihli yazıları getirtilerek bu yazılar ve kefalet sözleşmesi arasında karşılaştırma yapılması gerekirken eksik inceleme yapıldığını, davalının alınan imza örneklerinden başka bir adet yazı örneğinin esas alındığını, ayrıca bilirkişinin hangi mukayese belge üzerinde karşılaştırma yapmış olduğunu raporda belirtmediğini, yazının davalıya ait olmadığı kanaatine nasıl ve hangi yöntemleri kullanarak ve hangi sebeple ulaştığını açıklamadığını, rapora itirazlarının değerlendirilmediğini, dosyanın, davalının sözleşme tarihine en yakın tarihli yazı örneklerinin kurumlardan getirilerek Adli Tıp Kurumuna gönderilerek rapor alınması gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının kötü niyetli olduğunu, davalının tüm malvarlığına haciz koydurduğunu, davalının ailesiyle birlikte trafikte aracının durdurulup otoparka çekildiğini, davalının derin üzüntü duyduğunu, bu nedenle davacının kötü niyet tazminatı ödemesine hükmedilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi uyarınca, kefalet sözleşmesinin, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmayacağı, kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarın, kefalet tarihinin ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesinin şart olduğu, takip dayanağı olan 05.01.2016 tarihli ''müşterek borçlu ve müteselsil kefalet sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin incelenmesinde, Hedef Ecza Deposu'nun alacaklı, ...'un asıl borçlu, davalının ise müteselsil kefil olduğu, davalı ...'in, asıl borçlunun borçlanacağı meblağın 500.000,00 TL'lik miktara kadar müteselsil kefil ve müşterek borçlu olmayı kabul ettiğinin yazılı olduğu, takip dayanağı 05.01.2016 tarihli ve ''müşterek borçlu ve müteselsil kefalet sözleşmesi'' başlıklı sözleşmede davalının müteselsil kefil olduğu ve bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiği davalı kefilin kendi el yazısıyla yazılmamış, matbu ifade olarak yer almış olup sözleşmenin öncelikle bu sebeple geçerli olmadığı, sözleşmedeki yazı örneklerinin davalının eli ürünü olup olmadığının incelenmesine gerek bulunmamakla birlikte mahkemece, davalının yazı örnekleri alınarak sözleşmedeki yazıların davalının eli ürünü olup olmadığı hususunda grafoloji uzmanından 25.10.2019 tarihli rapor alındığı ve sözleşmedeki el yazılarının da davalının eli ürünü olmadığı, bu sebeplerle davacı vekilinin tanık beyanına dayanılarak karar verildiği ve yazı incelemesinin usulüne uygun yapılmadığı yönündeki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalı vekilinin istinaf incelemesi yönünden ise, davacının icra takibini başlatmakta haksız olduğu anlaşılmakla birlikte imzası davalıya ait sözleşmeye dayalı olarak icra takibi başlatıldığı da nazara alındığında davacının kötü niyetli olduğu ispat edilemediğinden mahkemece, bu talebin reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun görüldüğü gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, müşterek borçlu ve müteselsil kefalet sözleşmesine ve üç adet senede dayalı olarak başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, davalının davacıya borçlu olup olmadığı, kefalet sözleşmesinin geçerli olup olmadığı ve kötü niyet tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı uyuşmazlık konusudur.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.2004 sayılı İcra İflas Kanunu (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Diğer kararlar (4)
11. Hukuk Dairesi, 2022/6933 E., 2024/2977 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varİstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
tam metni aç
Her ne kadar kefalet sözleşmesindeki imza müvekkiline ait ise de, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki şekil koşullarına uyulmadığından bu sözleşmenin geçerli olmadığını, 6098 sayılı Kanunun 583 üncü maddesi uyarınca sözleşmede kefalet tarihinin, kefilin sorumlu olduğu azami tutarın, müteselsil kefil olması halinde
11. Hukuk Dairesi 2022/6933 E. , 2024/2977 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/928 Esas, 2022/1218 Karar
HÜKÜM : Kısmen kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/457 E., 2019/1041 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalı kefiller ..., ... ve....vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalı kefil ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile dava dışı ... Kürk Deri Sanayi ve Ticaret A.Ş. arasında akdedilen Genel Kredi Sözleşmesine istinaden borçlu şirkete krediler kullandırıldığını, davalıların ise kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak imzaladıklarını, kullandırılan kredilerin çekilen ihtara rağmen ödenmemesi üzerine alacağın tahsili için başlatılan İstanbul 7. icra Müdürlüğünün 2016/35050 E. sayılı dosyasına davalı taraflarca itiraz edildiğini ve takibin durduğunu, itirazların haksız olduğunu, kefalet ilişkisinin sona ermediğini, yetki itirazının ihtiyati haciz kararını veren Mahkemece reddedildiğini beyanla itirazın iptaline, takibin devamına, davalıların icra inkar tazminatına mahkumiyetine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, kefalet tarihinin bulunmadığını, sözleşmede belirtilen kefalet miktarının gerçeği yansıtmadığını, müvekkili tarafından boş olarak imzalanan sözleşmede kefalet miktarının sonradan rızası hilafına doldurulduğunu, müvekkilinin kefalet miktarını kendi el yazısı ile yazmadığını, müvekkilinin asıl borçlu şirket ortaklığından 11.08.2014 tarihinde ayrıldığını ve bu hususu davacı bankaya bildirdiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ikamet adresinin Büyükçemecede olduğunu, takibin yetkisiz icra dairesinde başlatıldığını, ayrıca mahkemenin de yetkisiz olduğunu, yetkili mahkemenin Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle yetki itirazında bulunduklarını, kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, sözleşmede kefalet tutarının boş bırakıldığını ve sonradan müvekkilinin iradesi dışında doldurulduğunu, kredi sözleşmesinde tarih bulunmadığını, bu nedenle de geçersiz olduğunu, müvekkilinin eş rızasının da bulunmadığını, kat ihtarının müvekkiline tebliğ edilmediğini, müvekkilinin kefil olduğu kredi sözleşmesinin gerçek miktarının 50.000,00 USD olduğunu ve bu miktarın da ödendiğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... Deri Kürk Sanayi Dış Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki yetki sözleşmesinin geçersiz olduğunu, bu nedenle yetki itirazında bulunduklarını ve davalıların ikametgahları gereği yetkili mahkemelerin Bakırköy ve Büyükçekmece Mahkemeleri olduğunu, kefalet sözleşmesinin şeklen geçersiz olduğunu, kefalet tarihinin boş bırakıldığını, 03.05.2012 tarihinde imzalanmadığını, bu tarihin kabul edilmesi halinde dahi yazılı şekil ve kefilin sorumlu olduğu miktarın belirli olması şartlarını taşımadığını, kefalet miktarının sözleşmeye sonradan yazıldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... Kürk Deri San. ve Tic. A.Ş. ile davacı banka arasında imzalanan genel kredi sözleşmesine şahsen kefil olmadığını, davacı tarafından müvekkiline imzalatılan belgede krediye müşterek ve müteselsil kefil olduğuna dair bir beyan yazılmadığı gibi borca ne kadar süre ile ve ne limitle kefil olduğunun da yazılmadığını, kefalet sözleşmesinin hangi tarihte imzalandığının belirsiz olduğunu, buna göre yeni TBK döneminde yapılmış ise eş rızasının da gerekeceğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulü ile, toplam 361.207,89 TL alacak miktarına yönelik itirazın iptaline, takibin bu miktar yönünden talepnamedeki diğer koşullarla devamına, itirazın iptaline karar verilen alacak miktarı 361.207,89 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 72.241,57 TL icra inkar tazminatının davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, reddedilen miktar yönünden koşulları oluşmadığından davalı tarafın tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı kefiller ..., ... ve Melike ... vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada bilirkişi raporu ve yerel mahkeme kararına katılmakla beraber yeniden bir incelemeyle akdi faiz hesaplamasında faiz başlangıç tarihinin 30.09.2016 olarak tespit edildiğini, ancak akdi faiz başlangıç tarihinin ödenen son taksit tarihi olması sebebiyle eksik ve hatalı akdi faiz hesabı yapıldığı kanaatinde olduklarını, mahkemece yalnızca akdi faiz hususunda belirtmiş oldukları husus dikkate alınarak talepleri gibi davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini beyanla dava, bilirkişi raporuna beyan ve istinaf dilekçesi ile belirttikleri ve re'sen gözetilecek nedenlerle yerel mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde akdi faiz hesabı yeniden yapılarak talepleri doğrultusunda davanın düzeltilerek onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
2.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.'nun, dava dışı ... Kürk Deri San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalanan kredi genel sözleşmesine istinaden ilgili şirkete kredi açıldığını ve kullandırıldığını ve müvekkili ile diğer davalıların bu genel kredi sözleşmesine müşterek ve müteselsil kefil olduklarını iddia etmekte olduğunu, müvekkilinin kefil olduğu kredi sözleşmesinin gerçek miktarı 50.000,00 USD olup bu borcun ... Kürk San. Tic. A.Ş. tarafından ödenmiş olduğunu, asıl borçlu şirket ile davacı arasında başka kredi sözleşmeleri akdedildiğini ancak müvekkilinin bu diğer sözleşmelere asla kefil olmadığını, yani müvekkilin sorumlu olduğu herhangi bir geçerli borç ilişkisinin bulunmadığını,
Dava konusu kredi sözleşmesi ve sözde kefaletin tarihi belli olmadığı gibi, bu kredi genel sözleşmesinin eski TBK yürürlükte iken mi, yoksa yeni TBK yürürlüğe girdikten sonra mı imzalandığının belirsiz olduğunu, aynı şekilde kredi genel sözleşmesine ilişkin daha sonra verilen kredinin de hangi tarihte verildiği, kredinin sonradan yapılandırılıp yapılandırılmadığının belirsiz olduğunu,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu kefalet hükümlerine göre öncelikle yazılı eş muvafakati olmayan ve tarihi yazılı olmayan, sorumlu olduğu en yüksek miktar yazmayan kefaletlerin geçersiz olduğunu, kefaletin kefilin kendi el yazısı ile yazılmış olmasının da geçerlilik şartı olduğunu, kesinlikle kabul etmemekle birlikte müvekkilinin imzası kefalet sayılmış olsa dahi bu şartları taşımadığı için de geçersiz olduğunu,
Kefilin kefalet iradesi ile imza atarken kefaletinin geçerli olması için sorumlu olacağı miktarı bilmesinin eski borçlar kanununda da yasal zorunluluk ve geçerlilik şartı olduğunu, kefalet limiti olduğu iddia edilen "1.000.000,00 USD" yazısının müvekkilinin adı ve imzasının üstünde değil altında olduğunu, müvekkilinin adı ve imzasının altına bu rakam yazıldığı halde bu rakamın ne olduğu, kefalet limiti olup olmadığı hususlarının kesinlikle yazılı olmadığını, bu rakamın imzanın üstüne değil altında sonradan yazılmış olmasının boşluktaki imzanın kötü niyetle kullanıldığını göstermekte olduğunu,
Davaya dayanak Genel Kredi Sözleşmesi 64 üncü sayfa incelendiğinde bankanın bu sayfada zaten diğer davalı iki kişiyi kefil yaptığı ve kefaletle ilgili maktu kısımlara imza aldığı açıkken, davacı bankanın kendince sonradan kefil sayısını arttırmak için boşlukta imzası olan herkesi kefil haline getirmeye çalışması hususunun söz konusu olduğunu, bir kredi borcuna bu kadar çok kişinin ve her birinin 1.000.000,00 USD kefil olmasının zaten başlı başına hayatın olağan akışına, bankacılık genel teamülüne aykırı olduğunu, ayrıca davacı bankadan 58.000,00 USD den fazla asla bir kredi çekilmediğini, bu kadar çok sayıda kefilin, 58.000,00 USD kredi için 20 kat fazla meblağda kefil olmasının da hayatın olağan akışına tamamen aykırı olduğunu beyanla davanın kısmen kabulüne ilişkin kararının kaldırılarak, müvekkili yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
3.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin tamamen bilirkişi raporuna göre kararını verdiğini, raporda tespit edilen hususlar dışında başkaca bir gerekçe göstermeden davayı kısmen kabul ettiğini, oysa gerek müvekkilin cevap dilekçesinde ve gerekse bilirkişi raporuna itirazında ve diğer itirazlarında bildirdikleri hususların neden reddedildiğine gerekçede yer verilmediğini, İlk derece Mahkemesinin kararında davacı bankanın Zeytinburnu Şubesi ile davalı kredi borçlusu ... Deri Kürk San. Dış. Tic. Ltd. Şti. arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmesine istinaden davalı şirkete krediler kullandırıldığının belirtilmekte olduğunu, oysa müvekkilinin, zamanında şirketten ayrıldığını davacı tarafa gönderdiği Zeytinburnu 5. Noterliği'nce düzenlenmiş bulunan 12 Mayıs 2015 tarih ve 04891 yevmiye sayılı ihtarnameyle bildirdiğini, bu ihtarname ile müvekkilinin esas borçlu şirket ile her türlü ticari ilişkisini kestiğini ve alınacak kredilerde kefilliğinin geçerli olmayacağını ihtaren açıkladığını,
Her ne kadar kefalet sözleşmesindeki imza müvekkiline ait ise de, kefalet sözleşmesinin geçerli olması için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 583 üncü maddesindeki şekil koşullarına uyulmadığından bu sözleşmenin geçerli olmadığını, 6098 sayılı Kanunun 583 üncü maddesi uyarınca sözleşmede kefalet tarihinin, kefilin sorumlu olduğu azami tutarın, müteselsil kefil olması halinde bu anlamı açıkça taşıyan herhangi bir ifadenin bizzat kendi el yazısı ile kefalet sözleşmesine yazılmış olmasının zorunlu olduğunu, kefalet limit tutarının açık ve kesin olarak belirtilmediği hallerde kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu,
Davacı taraf ile ... Kürk Deri San ve Tic. A.Ş. arasında yapılan Genel Kredi Sözleşmelerine ve bu sözleşmelere göre kullandırılan kredi sözleşmelerindeki müvekkilinin kefilliğinin usulüne uygun düzenlenmediğini, davacının iddia ettiği gibi müvekkilinin müteselsil kefil sıfatının da olmadığını, ibraz edilen Genel Kredi Sözleşmesindeki el yazıları birbirinin benzeri olup tek elden ve önceden yazıldığının anlaşılmakta olduğunu, ayrıca kefil imzalarının yanında herhangi bir tarih de olmadığını,
Müvekkilinin şirket hisselerini 11.08.2014 tarihinde asıl borçlu şirkete devrederek şirketten ayrıldığını davacı tarafa gönderdiği Zeytinburnu 5. Noterliği'nce düzenlenmiş bulunan 12 Mayıs 2015 tarih ve 04891 yevmiye sayılı ihtarname ile bildirdiğini, bilirkişinin raporunda; “ bu ihtarnamenin 12.05.2015 tarihinde bankaya tebliğ edildiği, kefalet sorumluluğunun bu tarihe kadar kullandırılmış olan krediler ile bağlı olacağı, bu tarihten sonra kullandırılacak kredilerden davalının sorumlu tutulamayacağı anlaşılmaktadır”. demekte olduğunu; ancak raporun 12/13 sayfasında bu düşüncesinden vazgeçerek bu tarihten sonra yeni bir kredi kullandırılmadığı nedenini gerekçe göstererek banka alacağından müvekkilinin sorumluluğunun devam ettiğini açıkladığını, oysa banka ile asıl borçlu arasında yeniden yapılandırma anlaşması yapıldığından artık eski borçtan değil yapılandırılan yeni borçtan söz etmek ve müvekkilinin sorumluluğunun olmadığı sonucuna varmak gerektiğini,
Hesap kat ihtarı Tebligat Kanunu'na uygun yapılmadığından davacı tarafın müvekkilini usulüne uygun olarak temerrüde düşürmediğini, bilirkişi raporunda bu hususların tam olarak irdelenmediğini, oysa olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 502 ve 594 madde hükümlerine davacı tarafın uyması gerektiğini,
Bilirkişinin raporunda sözleşmenin 03.05.2012 tarihinde akdedildiğini, bu bakımdan kefaletin 818 sayılı yasa hükümlerine uygun olarak düzenlendiğini ileri sürmekte olduğunu, ancak bilirkişinin bu iddiada bulunurken 6098 sayılı kanunun kamu düzeni ile ilgili hükümlerinin geriye dönük olarak uygulanacağını göz ardı ettiğini, bu kapsamda evli eşleri ve dolayısı ile toplumun temeli olan “Aileyi” korumak için 6098 sayılı Kanun’un 548 inci maddesinin birinci fıkrasında kefalette borç altına giren kefilin kefaletinin geçerli olması için eşinin yazılı onayının aranmakta olduğunu, kamu düzeni ile ilgili olan bu hükmün geriye dönük olarak uygulanması ve müvekkilinin kefilliğinin geçerli sayılmaması gerektiğini,
Kredilerin hesap özetleri incelendiğinde asıl borçlu ... Kürk Deri San ve Tic. A.Ş.‘ye kredi genel sözleşmeleri kapsamında 55.000,00 USD kredi kullandırıldığı ve bu kredinin geri ödendiği hususlarının görülmekte olduğunu, bilirkişi tarafından önce alınan ve sonra geri ödenen bu kredinin değerlendirilmesinin ve kefiller açısından irdelendirilmesinin de yapılmadığını, ... Deri Kürk. San. Dış Tic. Ltd. Şti.' nin 07.12.2017 tarihinde, ... Kürk şirketinin ise 31.07.2017 tarihinde kapanmış olduğunu beyanla açıklanan ve re'sen gözetilecek nedenlerle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
4.Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O. tarafından davalı müvekkili ...' e karşı açılan davanın dayanağının, kredi genel sözleşmesinde müvekkilinin sözde kefaletine ilişkin olduğunu ancak dayanak genel kredi sözleşmesi ve sözde kefalet iddiasının tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin imzasının kefalet iradesi ile atılmadığını, davaya dayanak belge ile hiçbir şekilde müvekkilinin kefalet iradesi ile imza attığının ve kefalet limitini bildiğinin asla söylenemeyeceğini,
Davaya dayanak kredi genel sözleşmesinin hiçbir yerinde sözleşme tarihi, sözde kefalet tarihinin bulunmadığını, bu durumda davaya dayanak sözde kefalet belgesinin eski Borçlar Kanunu zamanında mı, yeni Türk Borçlar Kanunu zamanında mı imzalandığı hususunun belirsiz olduğunu, bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davaya dayanak asıl borcun 2014 - 2015 yıllarında yeni Borçlar Kanunu yürürlükte iken çekilen krediye ilişkin olduğunu,
Davaya dayanak kredi genel sözleşmesinin 64 üncü sayfasının sonunda davalı müvekkilinin adı soyadı ve imzası altına farklı kalem ve el yazısı ile sonradan kefalet limiti olduğu dahi belirtilmeden yazılmış " =1.000.000-USD= BİR MİLYON AMERİKAN DOLARI= " yazısının neye ilişkin olduğunun tamamen belirsiz olduğunu, müvekkilinin imzasının altındaki yazıda aynı sayfada ilk iki kefilde yazdığı şekilde müşterek borçlu - müteselsil kefil yazmadığı gibi "kefil olunan miktar" yazısının da olmadığını, dolayısıyla geçerli bir kefaletin bulunmadığını, "1.000.000-USD" yazısının müvekkilinin adı ve imzasının üstünde değil altında olduğunu, müvekkilinin adı ve imzasının altına bu rakam yazıldığı halde bu rakamın ne olduğu, kefalet limiti olup olmadığı hususlarının kesinlikle yazılı olmadığını,
6098 sayılı Kanun'un 583 üncü maddesinde kefaletin geçerlilik şartlarının düzenlendiğini, davaya dayanak kredinin çekildiği tarih 2014-2015 olduğundan kefaletin geçerliliği için bu hususun da dikkate alınması gerektiğini,
Davaya dayanak alacağın çekilen kredi miktarı 345.391,74,00TL yani 58.000,00 USD gibi bir krediye, hiç kimsenin bu meblağın 20 katı olacak şekilde 1.000.000,00 USD ile kefil olamayacağını beyanla İlk Derece Mahkemesi kararının müvekkil lehine kaldırılmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Davalı borçluların İstanbul 7. İcra Müdürlüğü'nün 2016/35050 E. sayılı dosyasında; 345.391,74 TL asıl alacak, 22.868,40 TL işlemiş faiz, 8.980,19 TL temerrüt faizi, 735,88 TL BSMV ve 362,75 TL masraf olmak üzere toplam 378.338,96 TL alacak miktarına yönelik itirazlarının iptali ile, takibin bu miktar yönünden talepnamedeki diğer koşullarla devamına, davacı tarafın fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, itirazın iptaline karar verilen alacak miktarı 378.338,96 TL üzerinden %20 oranında hesaplanan 75.667,79.TL icra inkar tazminatının davalılardan alınıp davacıya ödenmesine, reddedilen miktar yönünden koşulları oluşmadığından davalı tarafın tazminat isteminin reddi gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü, davalılar vekillerinin istinaf başvurularının reddi ve İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı kefil ... temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İtirazın iptaline konu olan İstanbul 7.İcra Dairesi nin 2016/35050 E. sayılı takip dosya borcu dava istinaf aşamasındaki iken ödenmiş ve icra dosyası infazen kapandığını, davaya konu borcun ödenmiş olması sebebi ile müvekkili Banka tarafından istinaf dosyasına 11.10.2021 tarihinde dilekçe sunulmuş ve borcun ödendiğini, yargılama gideri ve vekalet ücreti taleblerinin olmadığını, davanın konusuz kaldığına ilişkin karar verilmesi talep ettiğini, aynı doğrultuda davalı borçlu tarafça da dosyaya bildirim yapıldığını, davaya konu olan icra takip dosya borcunun istinaf aşamasında ödenmiş olması sebebi ile davanın konusuz kaldığına dair hüküm kurulması gerekirken, istinaf mahkemesince bu hususun göz ardı edildiğini ve dilekçelerinin dikkate alınmadan esasa yönelik inceleme yapılarak esas hakkında hüküm tesis edildiğini bu yönüyle kararının bozulmasını istemiştir.
2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; İstinaf Mahkemesinin temyiz konusu kararında öncelikle hem davacının verdiği 11.10.2021 tarihli "davanın konusuz kaldığına" dair dilekçeyi ve hem de kendilerinin verdiği İstanbul 7. İcra Dairesinin 10.07.2020 tarihli belgeyi ya göremediğini veya gördüğü halde değerlendiremediğini bu iki belgeye gerekçeli kararında da yer verilmediğini, Davanın konusuz kaldığına dair hüküm kurulması gerekirken, istinaf mahkemesince bu husus göz ardı edilmiş ve dilekçe dikkate alınmadan esasa yönelik inceleme yapılarak esas hakkında hüküm tesis edildiğini bu yönüyle kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, genel kredi sözleşmesine istinaden dava dışı asıl borçlu şirkete kullandırılan kredilerin geri ödemelerinin yapılmadığı ve temerrüdün gerçekleştiği iddiası ile alacağın tahsili amacı ile başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali, takibin devamı ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 584 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
İstinaf incelemesi sırasında taraflardan davacı bankanın 11.10.2021 tarihli yine davalı ...'in 10.07.2020 tarihli verdikleri dilekçelerle takip konusu borcun ödendiğini ve davanın konusuz kaldığını bildirmişlerdir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen bu dilekçeler değerlendirilmeksizin karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2. Bozma sebebine göre davacı vekili ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgililere iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
12. Hukuk Dairesi, 2022/2412 E., 2022/4800 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi
tam metni aç
6098 Sayılı Yasa TBK'nin kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583.maddesi “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.
12. Hukuk Dairesi 2022/2412 E. , 2022/4800 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :
1-Borçlu ... Kuaför Güzellik Salonu Tic.Ltd.Şti.’nin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının REDDİNE,
2- Borçlu-kefil ...’ın temyiz itirazları yönünden;
Alacaklı tarafından asıl borçlu ve kefiller aleyhine kira alacağının tahsili amacıyla tahliye istemli olarak başlatılan icra takibine vaki itiraz üzerine alacaklının icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye isteminde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince; itirazın kaldırılması ve tahliyeye hükmedildiği, asıl borçlu ve kefil tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği görülmektedir.
6098 Sayılı Yasa TBK'nin kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583.maddesi “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmünü içermektedir.
Somut olayda, takibe dayanak yapılan ve hükme esas alınan 15.03.2018 başlangıç tarihli ve 1 yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Taraflar arasındaki kira sözleşmesi 15.03.2018 tarihli olmakla, 6098 Sayılı TBK'nin yürürlüğe girmesinden sonra imzalandığından TBK’nun kefalete ilişkin hükümlerinin uygulanması gerektiği açıktır.Taraflar arasındaki kira sözleşmesinde kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin el yazısı ile yazılmış bir ibare bulunmamaktadır. Bu durumda TBK'nin 583.maddesinde belirtilen şekil şartlarına uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu anlaşılmaktadır.
O halde, mahkemece davalı kefil ... hakkındaki davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde adı geçen kefil hakkında da itirazın kaldırılması ve tahliyeye dair karar verilmesi ve istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile ilk derece mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Davalı ...’ın temyiz itirazlarının kabulü ile, yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 49. Hukuk Dairesi’nin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 15.12.2021 tarih ve 2020/2196 E.-2021/2153 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve ... ... 16. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 26/03/2019 tarih, 2019/8 E.-2019/249 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 19.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
11. Hukuk Dairesi, 2020/1895 E., 2021/1873 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf varBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
tam metni aç
se satın alan kişiler lehine müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmenin tarafı olduğu, sözleşmenin düzenlendiği tarih dava dilekçesi ve ekindeki belgelerden kesin olarak tespit edilemese de pay devir sözleşmesinin 2014 yılında düzenlendiği ve 6098 sayılı yasa hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının düzenlendiği TBK'nın 583. maddesi birinci fıkrası gereği;
11. Hukuk Dairesi 2020/1895 E. , 2021/1873 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 20.09.2017 tarih ve 2016/262 E. - 2017/846 K. sayılı kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi'nce verilen 11.02.2020 tarih ve 2018/1568 E. - 2020/188 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkilleri ile dava dışı ... arasında Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesinin düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre müvekkilleri ...'ın 99 pay, ...'ın ise 1 pay şeklinde ortak olduğu Vanessa Bitkisel Sağlık Ürünleri Kozmetik San. Tic. Ltd. Şti.'deki 65.000,00 TL hisse bedeli ve 20.000,00 TL demirbaş bedeli karşılığında ...'a satıldığını, sözleşmeye davacıların hisse devir edenler olarak ...'ın ise hisse devir alan olarak imza attığını, sözleşmenin 9. maddesi içeriğine göre de davalı ... ile dava dışı Süleyman Kaya'nın hisseyi devir alan yönünden müteselsil sorumlu olarak imza attıklarını, sözleşmenin imzalanmasını müteakip devre ilişkin şirket içi yasal prosedürlerin tamamlandığını ve şirket devrine dair ilanın yayınlandığını, müvekkillerinin sözleşme gereği yasal edimlerini yerine getirdiklerini, ancak devir alan ...'ın gerek devir esnasında, gerekse devir sonrasında vereceği devir bedelini ve demirbaş bedelini vermediğini, şirketin maliye borçlarını kapatmadığını, SGK borçlarını taksitlendirip ödemediğini, şirketi devralan ... ile onun adına müteselsil sorumluluk üstlenen davalı ... ve Süleyman Kaya'ya ihtar gönderildiğini, ardından İcra Müdürlüğü’nde bu üç kişi aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davalının davacılar ve dava dışı kişiler arasında imzalanan Limited Şirket Hisse Devir Sözleşmesi'nde hisse satın alan kişiler lehine müteselsil kefil sıfatı ile sözleşmenin tarafı olduğu, sözleşmenin düzenlendiği tarih dava dilekçesi ve ekindeki belgelerden kesin olarak tespit edilemese de pay devir sözleşmesinin 2014 yılında düzenlendiği ve 6098 sayılı yasa hükümlerinin uygulanması gerektiği, kefalet sözleşmesinin şekil şartlarının düzenlendiği TBK'nın 583. maddesi birinci fıkrası gereği; devir sözleşmesi incelendiğinde, sözleşmede tarih ve yer almadığı gibi, kefalet tarihinin de bulunmadığını, yasanın aradığı kefalete ilişkin müteselsil kefilin bu yöndeki el yazısı ve de sorumlu olunan azami miktarın da belirtilmediği, TBK'nın 584. maddesinin birinci fıkrasının kefilin yazılı rızasını öngördüğü, buna ilişkin herhangi bir belgenin ibraz edilmediği, davalının kefaletinin yasanın aradığı şekil şartlarına haiz olmaması nedeniyle geçerli bir kefalet olmadığı davacıların buna dayalı olarak alacak talep etme haklarının bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davalının “Limited Şirket Hisse Devri Sözleşmesi” başlıklı sözleşmedeki teminatının garanti sözleşmesi amacı ile değil, kefalet amacı ile verildiğinden 818 sayılı BK’nın 18/1. (6098 sayılı TBK’nın 19/1.) maddesi gereğince de; davalının bu iradesinin bir kefalet amacına yönelik olduğu, kefalet sözleşmesinin fer'iliği ilkesi gereğince asıl borç geçerli biçimde doğmadığı takdirde kefalet sözleşmesinin de geçersiz olacağı, Türk Ticaret Kanunu'nun Limited Şirketlerde esas sermaye payının geçişi hâllerini düzenleyen 595/1. maddesindeki düzenlemesine göre; limited şirketlerde pay devrine ilişkin sözleşmenin geçerli olabilmesi için tarafların imzalarının noterce onanması gerektiği, Türk Borçlar Kanunu'nun 12/2. maddesine göre de; kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil, kural olarak geçerlilik şekli olup öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmayacağından davacı tarafça dayanılan tarihsiz "limited şirket hisse devir sözleşmesi"nde tarafların imzaları noterlikçe onanmadığından sözleşmenin geçersiz ve asıl sözleşme geçersiz olduğundan da fer'i nitelikteki kefalet sözleşmesinin de geçersiz olacağı, mahkemece kefalet sözleşmesinin TBK'nın 583. maddesinde belirtilen şekil şartlarını taşımaması nedeniyle geçersiz olduğu kabul edilerek hüküm kurulması doğru olmamışsa da sonucu itibariyle doğru olan kararın gerekçesi değiştirilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasıyla davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına, limited şirket hisse devrine ilişkin sözleşmenin noterde düzenlenmiş olup geçerli bulunmasına, tarafların hisse devrinin gerçekleşmediğine yönelik iddia ve savunmalarının bulunmamasına, 6098 sayılı TBK'nın 603. maddesi gereğince gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine ilişkin başka ad altında diğer sözleşmelere de kefaletin şekline, ehliyete, eşin rızasına ilişkin hükümlerin aynen uygulanacak olmasına ve davacının delil olarak dayandığı sözleşmede her ne kadar davalının imzası mevcut ise de TBK'nın 583. madddesi sıhhat koşulu olarak gösterilen şekil şartlarıyla 584. madde de gösterilen eş rızasının bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacıların temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK'nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 4,90 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 02.03.2021 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.
8. Hukuk Dairesi, 2018/9483 E., 2018/18592 K.
orta eşleşmeKarar metninde maddeye atıf var... Bölge Adliye Mahkemesi
tam metni aç
Bu nedenle kefaletin şartlarının 6098 Sayılı Yasa hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. TBK'nin kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583.maddesi “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.
8. Hukuk Dairesi 2018/9483 E. , 2018/18592 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda ... İcra Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davalılarlar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda ... Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulüne karar verilmiş, bu kez davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı alacaklı 01.11.2014 başlangıç tarihli yazılı kira akdine dayanarak 08.04.2016 tarihinde başlattığı icra takibi ile muaccel olan ve muaccel halen gelen 2014 yılı Kasım ayından 2016 yılı Ekim ayına kadarki 62.395,63 TL kira alacağının işlemiş faiziyle tahsilini talep etmiş, ödeme emri davalı borçlu kiracı ve kefile 12.04.2016 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı borçlu kiracı 18.04.2016 tarihli itiraz dilekçesinde, davacı ile müvekkilinin önce takibe konu 2 yıl süreli sözleşmeyi akdettiklerini, ancak akabinde bu sözleşmeden vazgeçerek 01.11.2014 tarihli sözleşmeyi imzaladıklarını, taraflar arasında geçerli olan sözleşmenin bu ikinci yapılan sözleşme olduğunu, ayrıca müvekkili ile alacaklı ... arasında kira sözleşmesi dışında 15.10.2016 tarihli eczane devir sözleşmesi bulunduğunu, sözleşme devir bedelinin 7.110 TL olarak belirlendiğini, ancak müvekkili ile alacaklının aralarında yaptıkları sözlü anlaşma ile devir bedeli ile birlikte kiralardan mahsup edilmek üzere 05.11.2014 tarihinde 60.000 TL, 21.11.2014 tarihinde de 30.000 TL olmak üzere alacaklıya toplam 90.000 TL ödeme yapıldığını, yine müvekkili tarafından alacaklının aynı hesabına farklı tarihlerde ödeme yapıldığını, kira borcu bulunmadığını bildirerek borca, faize ve ferilerine itiraz etmiştir. Davalı borçlu kefil 18.04.2016 tarihli itiraz dilekçesinde, alacaklı taraf ile kiracı ...’nün aralarında önce takibe konu kira sözleşmesini akdettiklerini, akabinde tarafların bu sözleşmeden vazgeçerek 01.11.2014 tarihli sözleşmeyi imzaladıklarını, taraflar arasında geçerli olan sözleşmenin bu ikinci yapılan sözleşme olduğunu, müvekkilinin kefil olması nedeniyle öncelikle kiracıya başvurulması gerektiğini, asıl borçluya karşı takibin sonuçsuz kalmış olması gerektiğini ileri sürerek takibe, borca ve faize itiraz etmiştir. Ödeme emrine davalı borçlular tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması isteminde bulunmuştur.
Mahkemece, takip borçlularının takibe konu 2 yıl süreli sözleşmesinin feshedilerek 1 yıl süreli sözleşme imzalandığını ileri sürerek borca, faize ve kefilliği itiraz ettikleri, takibe dayanak kira sözleşmesinin feshedildiğinin ispat yükünün davalı borçlulara ait olduğu, dosya kapsamında bu hususun ispat edilemediği, yine davalı borçlunun kefilliğinin müteselsil kefalet olduğu, asıl borçluya gitmeden kefil hakkında da icra takibi yapılabileceği, kefilin sorumluluğunun kira sözleşmesi ile sınırlı olduğu, sözleşmesinin bitiminden itibaren en geç 1 ay içerisinde takip yapılabileceği gerekçesiyle davalıların itirazın kaldırılmasına karar verilmiş, bu karara karşı davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince, takibe konu asıl alacağın hangi aylara ilişkin olduğunun yargılama sırasında davacıya açıklattırılmadığı, açıklamaya göre davalılar tarafından dosyaya sunulan dekontlar ve kiraların yattığı hesap dökümü getirtilip ödemeler düşülerek bilirkişi marifetiyle faiz ve asıl alacağın hesaplattırılmadığı, ancak öncelikle icra takip dosyasında kiracının ve kefilin takip konusu sözleşmeye itiraz ettikleri, itirazın imzaya itiraz olduğu, itirazı değerlendirme görevinin dar yetkili icra hukuk mahkemesine ait olmadığı, kefaletin yasaya uygun olarak yazılmamış olduğundan geçerli olmamasına rağmen, davaya bakma görevinin genel mahkemelere ait olduğu halde davanın kabulüne karar verilmesinin yerinde olmadığından bahisle davalılar vekilinin istinaf kanun yolu isteminin kabulü ile HMK'nin 353 1-b/2 maddesi gereğince mahalli mahkemenin kararının kaldırılarak, davacının açmış olduğu itirazın iptali, icra inkar tazminatı ve temerrüt nedeniyle tahliye davalarının ayrı ayrı reddine karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1.Davacı vekilinin davalı kiracı yönünden temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması istemine ilişkindir.
Davacı alacaklı takip talebi ile davalı kiracı ... ile aralarında akdedilen ve davalı ...’nün kefil olarak yer aldığı 01.11.2014 tarihli yazılı kira sözleşmesine dayanmıştır. İİK'nin 269/2 maddesinde, "ödeme emrinin tebliği üzerine borçlu yedi gün içinde itiraz sebeplerini 62.madde hükümleri dâhilinde icra dairesine bildirmeye mecburdur. Borçlu itirazında kira akdini ve varsa buna ait mukavelenamedeki imzasını açık ve kesin olarak red etmez ise akdi kabul etmiş sayılır" hükmüne yer verilmiştir. Olayımızda; borçlu kiracı 18.04.2016 tarihli itiraz dilekçesinde, davacı ile akdedilen takibe dayanak kira sözleşmesinin feshedildiğini ileri sürerek dayanak kira sözleşmesine itiraz etmekle birlikte, davacı alacaklı ile aralarındaki kira ilişkisine itiraz etmediği gibi, takibe dayanak kira sözleşmesindeki imzasını da açıkça inkar etmemişdir. Davaya dayanak takip ile yazılı kira sözleşmesine dayanılmasına ve davalı borçlunun takibe itirazında açıkça ve ayrıca sözleşmeye ve sözleşmedeki imzasına karşı çıkmadığının anlaşılmasına göre İİK’nin 269/2 maddesi gereğince yazılı kira sözleşmesi kesinleşmiş olup, davacı alacaklının kesinleşen yazılı kira sözleşmesi uyarınca İcra Mahkemesi’nden itirazın kaldırılmasını istemesinde bir sakınca bulunmamaktadır.
Takipte dayanılan ve davalı tarafça imzası inkar edilmeyen 01.11.2014 tarihli 2+2 yıl süreli kira sözleşmesinin varlığı konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. Kira sözleşmesi ile aylık net kira bedelinin 3.500,00 TL olduğu, her ay kiralayanın banka hesabına ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davalı kiracı kira ilişkisinden doğan edimlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu durumda davalı borçlu kiracı kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini İİK’nun 269/c maddesinde belirtilen belgelerle kanıtlamak durumundadır. Davalı kiracı itiraz dilekçesi ile ödemeye ilişkin banka dekontlarına dayanmıştır. Davalı kiracı tarafından ibraz edilen ödeme dekontlarından, davalı tarafından takipten önce bir takım ödemeler yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece öncelikle muacelliyet şartının geçerliliği yönünden davalı kiracının tacir olup olmadığının araştırılarak tespitinin ardından dosyada mevcut ödeme belgeleri üzerinde durularak, yapılan ödemelerin takibe konu aylar kiralarına ilişkin olup olmadığı değerlendirilmek suretiyle ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
2.Davacı vekilinin kefil yönünden temyiz itirazlarına gelince;
Davaya dayanak kira sözleşmesi 01.11.2014 tarihli olmakla, 6098 Sayılı TBK'nin yürürlüğe girmesinden sonra imzalanmıştır. Bu nedenle kefaletin şartlarının 6098 Sayılı Yasa hükümlerine göre belirlenmesi gerekir. TBK'nin kefalet sözleşmesinde şekil şartını düzenleyen 583.maddesi “Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi şarttır.” hükmünü içermektedir. Taraflar arasındaki kira sözleşmesinde kefilin sorumlu olduğu azami miktar ve kefalet tarihine ilişkin el yazısı ile yazılmış bir ibare bulunmamaktadır. Bu durumda TBK'nin 583.maddesinde belirtilen şekil şartlarına uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesi geçersiz olduğundan, mahkemece davalı kefil ... hakkındaki davanın bu nedenle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
3.Davacı alacaklı dava dilekçesinde icra takibine vaki itirazın kaldırılmasını istemiş ancak tahliye talebinde bulunmamıştır. Bu durumda, HMK'nin 26.maddesine aykırı olarak mahkemece davacının talebi aşılarak kiralananın tahliyesi yönünden de davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 6100 sayılı HMK'nin 373/2. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine,13/11/2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Eşleştirme iki kanıta dayanır: kararın kendi metnindeki madde atfı ve şerh kitaplarının o kararı hangi maddenin altında bastığı. Otomatik üretilmiştir, hukuki tavsiye değildir; kararın güncelliğini ve sonraki içtihat değişikliklerini ayrıca denetleyin.
Bu Maddeyle İlgili Sınav Sorusu
Borçlar Hukuku Genel Hükümler
Aşağıdakilerden hangisi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre geçerliliği "Resmi Şekle" tabi kılınan sözleşmelerden biri değildir?
A) Taşınmaz satış vaadi
B) Ölünceye kadar bakma sözleşmesi
C) Kefalet sözleşmesi
D) Alım sözleşmesi (Taşınmazla ilgili)
E) Taşınmazın bağışı
Bu maddeyle ilgili 9 soru daha var!
Soruların tamamını çözmek, açıklamalı cevapları görmek ve Hukuksal Eğitim yapay zeka asistanı ile çalışmak için platforma katılın.